Translate

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Osmanlıyı Çökerten Dış Borç Süreci Kırım Savaşı ile Başlar






1853'te başlayıp 1856'da biten bu savaş, genellikle "resmi tarih" tarafından Osmanlı'nın Ruslara karşı kazandığı bir zafer ve imparatorluğu yeniden Avrupa'nın büyük devletleri arasına sokan bir olay olarak görülür.


Oysa durum bambaşkadır:


Kırım Savaşı, Osmanlı'nın mali, siyasi ve fiili çöküş sürecine yol açan mekanizmayı yani dış borç batağını başlatan ve böylece sonuç olarak imparatorluğun tarih sahnesinden silinmesine yol açan savaştır.


Savaş aslında hem bir Rus saldırısı hem de bir İngiliz-Fransız kışkırtması sonucunda başlamıştır.


1774'teki Küçük Kaynarca Antlaşması'yla, Rus Çarı'na Osmanlı'nın Ortodoks tebaasının koruyuculuğunun verilmesiyle doruk noktasına ulaşan Rus-İngiliz rekabeti araya Fransızların da girmesiyle, Kırım Savaşı'na yol açmıştır.


Anlaşmazlık konusu da çok ilginçtir:


Günümüzdeki "Küresel Terörün" kaynağı olan Ortadoğu Sorunu ve Kudüs'ün yönetimi yatar Kırım Savaşı'nın altında.


Osmanlı İmparatorluğu Kudüs'teki hizmetlerin görülmesinde Katolik Hıristiyanlarla Ortodoks Hıristiyanlar arasında bir denge gözetmektedir.


Rusya bu hizmetler konusunda Ortodokslara haksızlık edildiğini öne sürer ve belli ayrıcalıklar ister.


Fransa ise Kudüs'teki hizmetlerin Katolikler tarafından yerine getirilmesinde ısrarlıdır.


İki ateş arasında kalan Osmanlı İmparatorluğu, Hıristiyanlar bakımından kutsal olan yerlerin Müslümanlar için de mukaddes olduğunu belirtir ve hizmetlerin Müslümanlarca yerine getirilmesine karar verir.


İşte bu noktada Osmanlı'nın paylaşılması anlamını taşıyan "Doğu Sorunu" fiilen gündeme gelir; Rusya, İngiltere'ye Osmanlı İmparatorluğu'nun paylaşılmasını önerir.


Bu öneride Osmanlı İmparatorluğu'nu bundan sonra betimleyecek olan "Hasta Adam" deyimi de kullanılmıştır.


Rusya'nın Güneye inmesinden çekinen İngiltere bu gizli öneriyi Osmanlılara haber verir.


Sonunda Rusya, kutsal yerlerin yönetiminde Ortodokslara öncelik verilmesi isteğini bir ültimatom ile Osmanlı İmparatorluğu'na bildirir.


Osmanlıların buna yanıtıi Ortodoksların konumlarının Fatih ve Kanuni dönemlerindeki fermanlarla belirlendiği ve bu fermanların dışına çıkılamayacağı biçiminde olur.


Bu karar Rus ültimatomunun reddi anlamına gelmektedir; Rus Çarı bu yanıta "Sultan'ın elini yanağımda hissediyorum," diyerek tepki verir ve savaş başlar.


Aslında olay temelde "Doğu Sorunu" adıyla bilinen, Osmanlı İmparatorluğu'nun paylaşılma sorundurç


İmparatorluk üzerindeki iddialarını, Osmanlıların Hıristiyan tebaası üzerindeki ayrıcalıklar ve oyunlarla sürdürmek isteyen Batılı ülkeler, kendi aralarında anlaşamadıkları için, Osmanlı'yı da birbirlerine karşı kışkırtmaktadırlar.


"Doğu Sorunu", Osmanlı üzerinde emelleri olan İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya arasında rekabete yol açmıştır.


Kırım Savaşı'nın çıktığı dönem Tanzimat Osmanlılarının İngiliz nüfuzu altına girmesinden rahatsız olan Rusya'nın bu nüfuzu kırmak için büyük çabalar gösterdiği bir dönemdir.


1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşması ve bunu izleyen 1839 Gülhane Hattı Hümayunu yani Tanzimat Fermanı, Osmanlı İmparatorluğu'nu büyük ölçüde İngiliz nüfuzu altına sokmuştur ; Rusya bu durumdan çok rahatsızdır.


İşte Kırım Savaşı da böyle bir rekabete dayalıdır.


Savaş Rusya'nın, Ortodoks tebaanın hakları bahanesiyle Romanya'yı (Eflak-Buğdan) işgal ederek Osmanlı'ya saldırması sonucunda çıkmış, İngiltere ile Fransa'nın ve sonradan Sardunya Krallığı'nın, (Piyemonte) İmparatorluğa destek vermesiyle devam etmiştir.


Yani her ne kadar süreç İngiltere'nin Osmanlı'yı Rusya'ya karşı kışkırtması söz konusu ise de Ruslar da Osmanlı üzerindeki İngiliz etkisini kırmak ve kendi nüfuzlarını geliştirmek için kullandıkları Ortodoks tebaayı bahane ederk, savaşı başlatan taraftır.


İkinci Dünya Savaşı sonrasında Stalin'in Boğazlar'da ortak savunma ve üs, Kars, Ardahan'dan toprak isteklerini ileri sürerek, Türkiye Cumhuriyeti'ni Batı'ya mahkum ettiği... Rus-Sovyet açgözlülüğü zaman zaman ortaya çıkmakta ve hem Osmanlıların hem de Türkiye'nin Batı'ya daha fazla yakınlaşmasına, hatta Batı ile bütünleşmesine yol açmaktadır. "Batı emperyalizmine kurban etmek" olarak ta okuyabiliriz. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu'nu ya da Türkiye Cumhuriyeti'nin yardım istemek için Batı'ya başvurmasıyla başlayan , yani eşitlikçi olmayan bir ilişki, ne yazık ki sonuç olarak sömürülmeye yol açmaktadır.


Kırım Savaşı'nın özellikleri


Kırım Savaşı özellikle İngilizlerin anılarıyla tarihe geçmiş pek çok olayın kaynağı olur. Örneğin ünlü "Lambalı Kadın" Florence Nigthingale, bu savaşta hemşireliğin simgesi haline gelir. Fotoğraf makinesinin ilk kez kullanıldığı savaş da Kırım Savaşı'dır. Florance Nigthingale'in bu denli ünlü olması, savş sırasında çekilen fotoğraflarına da bağlanabilir.! Komutanlar arasındaki rekabet, ünlü Hafif Süvari Alayı efsanesi hep İngiliz kaynaklarının tarihe mal ettiği malzemelerdir. 


Bu savaş Osmanlıları da çok etkilemiştir. Örneğin Namık Kemal'in ünlü Vatan Yahut Silistre oyunu Silistre Kalesi'ni savunan 10 bin Osmanlı askerinin 80 bin kişilik Rus ordusunu perişan eden efsanevi zaferi üzerinedir.


Kırım Savaşı'nı ilginç yönlerinden biri de, daha Fransız ve İngilizler savaş girmeden önce, Rusların Sinop'taki 12 gemilik Osmanlı filosunu basıp gemileri batırması, kenti yakıp yıkmasıdır. Bu baskında 6 tane de ticari gemi batırılmış, 2000'den fazla Osmanlı askeri şehit olmuş, Sinop'ta 2500 ev oturulamayacak hale gelmiş, sivil halktan da ölenler olmuştur.


Bu baskın Avrupa basınında büyük yankılar uyandırmış, Fransa ve İngiltere'nin savaşa girmesi kolaylaşmıştır.


Mustafa Reşit Paşa'nın bilhassa eski gemilerden oluşan bir donanmayı Sİnopa yolladığı, bunun Fransa ve İngiltere'yi savaş sokmak için bir oyun olduğu rivayet edilir; aynen Amerikalıların Pearl Harbour baskınını bilmelerine karşın, bu baskını önlemeyerek, İkinci Dünya Savaşı'na girmek için kamuoyunu etkilemekte kullandıklarına ilişkin olan rivayetler gibi...


Her savaş kendi oyunlarını efsanelerini ve rivayetlerini de birlikte getirmektedir. Kırım Savaşı da böyle bir savaştır.


Örneğin, İngilizlerin Osmanlıları Rus savaşıyla meşgul ederken Hindistan'daki Müslüman Gürganiye (Babürler) Devleti'ni ortadan kaldırdıkları ve Hindistan'a tümüyle el koydukları da öne sürülen yorumlardan biridir.


Kırım Savaşı'nın hiç üzerinde duurlmayan bir sonucu da bu savaş dolayısıyla Ege adalarına ve Anadolu'ya gelen İngilizlerin Arkeolojik Yağmayı hızlandırmış olmalarıdır... Tarih bilinci gelişmemiş Osmanlı yönetimini ikna eden İngilizler pek çok Arkeolojik eseri İngiltere'ye götürmüşlerdir...


Borçlanma Başlıyor


Kırım Savaşı'ndan çok önce İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu'na borç verme girişiminde bulunmuş, bunun için özel çabalar göstermiş ama yetkilileri ikna edememişti.


Şimdi de bu tarih derlememizde bir başka tarihi belgeden alıntı yapalım:


2002'de seçimleri kazanan AKP tarafından kurulmuş olan 58.hükümette Kültür Bakanı olan, bir süre sonra yine AKP tarafından kurulan 59.hükümette Milli Eğitim Bakanlığı'na getirilen Doç.Hüseyin Çelik, 1999 yılında DYP Van milletvekilidir.


O zamanlar, bugün bir üyesi olduğu AKP hükümetinin tümüyle bağımlı bulunduğu IMF'in programlarına çok karşıdır.


2000 yılı bütçesi üzerinde , 1999 yılında , mensup olduğu DYP grubu adına MEclis'te yaptığı konuşmada o zamanki hükümetin dış borç politikasını eleştirir ve "ibret" olsun diye Osmanlı'nın dış borç sürecinin nasıl başladığını anlatır.


Bu belge hem Osmanlı İmparatorluğu'nun dış borç serüvenin nasıl başladığını anlatması hem de güncel bir politikacının parti değiştirdiği zaman düşüncelerinin de nasıl değiştiğini göstermesi bakımından çok ilginçtir ! ::


"Osmanlı Devleti, 19.asrın başına kadar kesinlikle dış borç almadan devam etmiştir. İlk defa, 1828'deki Osmanlı - Rus Savaşı'ndan sonra yapılan anlaşma gereği, Osmanlı Devleti, Rusya'ya çok ciddi bir maddi tazminat ödemek zorunda kalmıştır ; bundan dolayı da para bulması gerekmektedir. Bunu fırsat bilen İngiliz ve Fransız sermayedarlar hemen devreye girerek, Osmanlı Devleti'ni borçlandırmak için özel bir gayret içerisine girmişlerdir."


"Osmanlı Devleti'nin borçlanma serüvenini anlatan İngiliz diplomat David Urquhart der ki: Osmanlı Devleti'ni borçlandırma görevi bana verildi. İngiliz sermayedarlarının ve İngiliz hükümetinin bana verdiği talimat şu şekildeydi : " Mutlak surette git İstanbul'a ve sana teklif ettiğimiz borçları, Osmanlı Devleti'ne , yöneticilerine kabul ettir. İstanbul'a geldim. O gün, maliyeden sorumlu olan nazır Akif Paşa'ydı. Ben , çok ısrar ettim ; Osmanlı Devleti'nin büyük bir tazminat ödemek zorunda kaldığını ve kendilerine dış borç vermek istediğimizi söyledim. 


Akif Paşa bana dedi ki: Ben, böyle tarihi ve milli bir felaket karşısında, sizin uzattığınız borcu almayacağım. Ben, halkıma müracaat edeceğim, halkımdan fedakarlık isteyeceğim; ama, size borçlanmayacağım. Ben, halkımın etiyle, dişiyle, tırnağıyla kazandığı paraları size faiz olarak ödeyemem. Benim, dinim, benden sonraki nesilleri borçlandırmayı men etmiştir...dedi ve kesin bir dille reddetti."


"David Urquhart daha sonra, Osmanlıları, Türkleri tanıdıktan sonra, çok ciddi ve gerçekten samimi bir Türk dostu olmuştur. İngiltere'de Türkofiller denilen bir grup vardır: bunların başını çeker ve kendisi Foreign Affairs Committee adı altında, İngiltere'de 21 şubesi olan Türk dostu komiteler kurar ve David Urquhart Sultan Abdülmecit'e mektuplar yazarak Osmanlı Devleti'nin dış borçlanmasının ne tür mahzurlar içerdiğini uzun uzadıya anlatır."


"Sultan Abdülaziz'e gönderdiği 46 sayfalık bir mektupta, majesteleri, işte ilk defa dıç borcu ben getirdim, teklif ettim ve bu şekilde reddedildi : ama daha sonraki sizin vezirleriniz, bu uzatılan dışborcu adeta ulufe zannetiler ve borç aldılar: borcu ödemek için yine borç aldılar: borç faizlerini ödemek için yine borç aldılar ve Osmanlı Devleti'nin borçlarından dolayı, majesteleri, sizin şu anda Avrupa'daki pazarlık gücünüz sıfıra inmiştir. Avrupa ülkeleri karşısında başınız dik bir şekilde dünya sahnesinde kalmak istiyorsanız, kendinizi bu dış borç belasından kurtarın diye, özellikle uzun uzadıya ısrar eder. " (kaynak ,hüseyinçelik)


Borç Sarmalı


3 Temmuz 1853'te Rusya'nın 35.000 asker ve 72 topla Osmanlı topraklarına (Eflak-Buğdan/bugünkü Romanya) saldırmasıyla Kırım Savaşı fiilen başlamıştır.


Osmanlı İmparatorluğu bir süre Rusya ile tek başına savaşır. Fakat mali kaynakları böyle bir savaşı sürdürmeye yeterli değildir.


1854'te Fransa ve İngiltere son derece karmaşık ilişkiler sonunca Osmanlıların yanında Rusya'ya karşı savaşa girer ve Osmanlı Devleti tarihinin ilk dış borcunu alır.


Tabii, savaşmak için mali kaynak gereksinmesi içinde olan Osmanlı'ya "dostlar" yardım etmeyecek de kim edecektir?....


İlk borç 1854 yılında alınır, miktarı 2,57 milyon Osmanlı Lirasıdır.


Bu borç yetersiz kalınca 1855 yılında 5,64 milyon Osmanlı Lirası daha borç alınır. Artık "dış borç sarmalı" başlamıştır. Bu sarmal imparatorluğun iflasına yani yok oluşuna kadar sürecektir.


Bu tarihten sonra alınan borçlar ya eski borçların ödenmesi ya da 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı gibi savaşların ve yenilgilerin finansmanı için kullanılır.


Sadece 1870 yılındaki 10,5 milyonluk borç Rumeli Demiryolu'nun inşaası için alınmıştır ama bu miktar iflasın gerçekleştiği 1881 yılında 237 milyon Osmanlı Lirasına ulaşan borç miktarı içinde "devede kulaktır".


Yani, endüstri üretimi yetersiz olan yabancı ülkelerin sömürüsü altında gelişemeyen Osmanlı ekonomisi, aldığı dış borçları ödemek için yeni dış borçlar almış , bu süreç onun tarih sahnesinden silinmesine yol açmıştır.


Dış borçlar Osmanlı İmparatorluğu'nu batırmıştır ama, Türkiye Cumhuriyeti 1954 yılına kadar bu borçları ödemeye devam etmiştir.


Demek ki 1854 yılında başlayan bu süreç, tam yüz yıl boyunca Anadolu'nun dış borç boyunduruğu altına girmesine yol açmıştır.


İmparatorluk Kırım Savaşı sırasında ilk borcun alınmasından 27 yıl sonra iflas etmiş ve çökmüş, ekonomik olarak işgal edilmiş, bu çöküşten 37 yıl sonra da Birinci Dünya Savaşı sonrasında askeri olarak işgal edilmiştir.


Demek ki Osmanlı Devleti ilk borçlarını aldıktan 64 yıl sonra çökmüş, yani can çekişmesi 64 yıl sürmüştür. Zaten bu 64 yıl boyunca yaşamış olmasına da kendisini paylaşmak isteyen Avrupalı devletlerin aralarında anlaşamamalarına borçludur. Osmanlı'nın ünlü "denge politikası" işte kendisini paylaşmak isteyen bu devletleri birbirine karşı kullanma politikasıdır ve yeni kuşaklara "başarılı" politika diye anlatılır.  (ilgilenenler, Osmanlı'da Ekonomik Yapı ve Dış Borçlar - Emine Kıray'ı mutlaka okumalı.)


Lozan'la kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin dışında kalan ve eski Osmanlı İmparatorluğu'nun toprakları üzerinde bulunan ülkeler arasında borçlar paylaştırılmıştır. Bu paylaşıma sadece faizleri değil, ana parayı da kapsayacak şekilde hesaplamışlardır. 


Türkiye - 84.597.495
Suriye-Lübnan - 11.108.858
Yunanistan - 11.054.534
Irak - 6.772.142
Yugoslavya - 5.435.597
Filistin - 3.284.429
Bulgaristan - 1.776.354
Arnavutluk - 1.633.233
Hicaz (S.Arabistan) - 1.499.518
Yemen - 1.182.104
Ürdün - 733.610
İtalya - 243.200
Necit (S.Arabistan) - 129.150
Maan (Güney Ürdün) - 128.728
Asir (S.Arabistan) - 26.138


Lozan'dan sonra Düyun-u Umumiye idaresi kaldırıldı ve yerine Paris'te bir yönetim kuruldu, Düyun-u Umumiye'nin bütün malları ve kadroları Türkiye'ye devredildi.


Daha sonra 1933'te Osmanlı borçları yeniden gözden geçirildi ve bu tarihten sonra yapılan muntazam ödemelerle, konulan süreden 29 yıl önce , 1954 yılında genç Cumhuriyet kendi payına düşen bütün borçları ödedi.


İtalya 1926 - Filistin 1928 - Suriye ve Lübnan 1933 - Irak 1934 - Ürdün ve Maan 1945 - Bulgaristan 1955- Yugoslavya 1960 'ta borçlarını ödedi...


Bunlara karşılık Yunanistan, Suudi Arabistan (Hicaz, Necit, Asir), Arnavutluk ve Yemen hiçbir borç ödemesinde bulunmamışlardır.


Görüldüğü gibi , Batılı alacaklılar, borçlar konusunda bile ülkelere arasında ayrımcılık yapmışlar ve aralarında Yunanistan'ın da bulunduğu bazı ülkeler hiçbir ödeme yapmadan bu yükümlülüklerinden kurtulmuşlardır.


Bu da tarihin tatsız (ve ülkemizdeki "resmi tarih" anlayışının üzerinde pek de durmadığı) olaylarından biridir.



Emre Kongar
Tarihimizle Yüzleşmek kitabından alıntıdır.
okuyun okutun.









YOL, HAVAALANI, AVM, VS. GİBİ GEREKSİZ ŞEYLER YAPARAK ALDIKLARI BORÇLARI ÖLÜ YATIRIMA GÖMÜYORLAR, BİR YANDAN DOĞAYI KATLEDERKEN, DİĞER YANDAN İŞ SAHALARINI KAPATIP, ANADOLU'NUN DEĞERLERİNİ SATIYORLAR...ÜSTÜNE, SÜREKLİ DIŞ BORÇ ALINDI, AMA VATANDAŞIN RUHU BİLE DUYMADI....BİR DE BÜYÜDÜK DİYORLAR...

SAVAŞLARDAN YENİ ÇIKMIŞ OLAN BU VATAN , 1923-1939 ARASI HEM BORÇ ÖDEDİ, HEM DE % 96 BÜYÜDÜ, DÜNYA EKONOMİK BUNALIMDAYDI VE "İNTİHAR" EDİYORDU...







" 1923-1930 arasında, kalkınma için gerekli yatırımları yapması özel girişimlerden beklendi. Ama bu işlevi yerine getirmeye özel kişilerin ne yeterli parası, ne de yeterli deneyimi, ne de yeterli teknolojik birikimi vardı. 

Dünyayı sarsan 1929 ekonomik bunalımı ise, liberal ekonomi politikalarının tam bir başarısızlığını vurguluyordu. Kemalizm, ülkeyi kalkındırmak, halkı çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için devletçilik ilkesini benimsedi. Böylece hem üretim arttırılacak, sanayi gerçekleştirilecek, hem de hakça bir paylaşım yapılacak ve ekonomik gücü kullanan bir sınıfın halkı ezmesine olanak verilmemiş olacaktı...

1929-1939 arasındaki 10 yılda dünya sanayi üretimi yüzde 19 artarken, Türkiye'de sanayi üretimi artışı yüzde 96'yı buldu. Üstelik Türk işçisi, Batı'da kuşaklar boyu dökülen kanlar pahasına elde edilen tüm sosyal haklara, burnu bile kanamadan kavuştu...." 

Prof.Dr.Ahmet Taner Kışlalı - Atatürk'e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği (bu kitabı da okuyun-okutun)










VE SEN, "YOBAZ" "HAİN" "SOYTARI", 
HALA ATA'NA DİL UZATIYORSUN...
EN KISA ZAMANDA ÇARPILASIN.