Translate

diktatörler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diktatörler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2016 Cuma

Baskı yapan hükumetler kaplanlardan daha dehşet vericidir...






'Tai Dağı'nın yanından geçerken, Konfüçyüs, bir mezarın başında acı acı ağlayan bir kadına rastladı. 
Üstat adımlarını hızlandırıp hemen kadına yaklaştı ; sonra da Tze-lu'ya kadının ağlamasının sebebini sordurdu.



"Senin ağlaman" 
dedi Tze-lu kadına, 
"acı üstüne acı çekenlerin ağlamasına benziyor."


Kadın, 
"Öyle" 
dedi, 
"bir seferinde kocamın babasını bir kaplan öldürmüştü, 
sonra bir başka kaplan kocamı öldürdü, 
şimdi aynı şekilde Oğlumu da bir kaplan öldürdü."


Üstat, 
"Öyleyse neden bu diyardan gitmiyorsun?" 
diye sordu.


Kadın şu cevabı verdi: 
"Burada hükümet baskısı yok da ondan."



Bunun üzerine Üstat şöyle dedi: 
Unutmayın çocuklarım: 
Baskı yapan hükumetler kaplanlardan daha dehşet vericidir ...



Tai Dağı ya da Taishan (Tài Shān)
TAİ zaten Türkçede Tay-Tau-Dağ demek değil midir?
Çincede Shan 'dağ' demektir.

Tanrı
Sumerce : Dingir
Çince : Tien
Türkçe : Tengri (Orh.), Tigir-Ter (Hk.), Deer (Tv.), Tura (Çv.), Tangara (Yk), Tanrı (Tr.Az.)
















10 Şubat 2014 Pazartesi

İNTERNET








'İnternet sansürü ölçüsüz biçimde genişletiliyor'

Sansür kontrolsüz biçimde genişletiliyor

Özocak'ın soL'a yaptığı açıklamalarda şu ifadeler yer aldı:

Yeni düzenleme ile İnternet sansürünün kapsamı ölçüsüz bir biçimde genişletiliyor. Değişiklik yapılan 5651 sy. Kanun, esasen bizim dernek olarak da ontolojik bakımdan karşı çıktığımız, yani varlık sebebi sıkıntı yaratan, doğrudan İnternet üzerindeki düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlamaya yönelen bir düzenleme olduğundan, topyekün kaldırılması gerektiğini söylediğimiz bir kanun. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2012'de verdiği bir kararla Kanunun "demokratik hukuk devletinin teminat altına alması gereken hukuki korumayı sağlamadığını" söyleyerek Türkiye'yi tazminata mahkum etti. Ancak, yeni bir kanun yapılmayacaksa da, en azından yapılacak değişikliklerin bu AİHM kriterlerini gözetmesi, insan haklarına ve düşünme ve ifade özgürlüğünü güvence altına alması gerekiyor.

Sansür birimi kuruluyor
Ne yazık ki, yapılan değişiklik, bunun tam tersi yönde. Zira tasarıda, içerik kaldırma dışında, doğrudan erişimin engellenmesine yönelik, bu engellemenin kapsamını hukuka aykırı bir şekilde genişleten düzenlemeler yapılıyor, adeta bir "sansür birimi" gibi hükümete bağlı çalışacak Erişim Sağlayıcıları Birliği öngörülüyor. Örneğin, yeni düzenlemede Ulaştırma Bakanı'na ve TİB Başkanı'na, herhangi bir yargı kararı olmaksızın İnternet sitesi kapatma yetkisi verilmiş. Normal şartlarda, Anayasaya göre de, temel hak ve özgürlüklere yapılacak müdahaleler ancak kanunla düzenlenir ve yargı kararıyla yapılır. Erişimin engellenmesi de böyledir. Düzenleme bu bakımdan hem Anayasaya aykırı, hem de AİHM kararında belirtilen insan hakkı ihlallerini arttırarak devam ettiriyor.

Artık IP adresi üzerinden erişim engellenecek
Yine düzenleme ile getirilen yenilik olarak, hali hazırda DNS üzerinden engelleme yapılırken, artık IP adresi üzerinden erişim engellenmesi söz konusu olacak. URL temelli erişim engellenmesi uygulamaya sokularak, bir içerik sebebiyle bütün adresin erişiminin engellenmesinin yolu açılacak.

Erişim engeli yetkisi Bakan'da
Bir başka değişiklik ise, Bakan'a "gecikmesinde sakınca bulunan hallerde" özel hayatın gizliliği veya kişilik hakkı ihlali hallerinde erişimin engellenmesi emri verme yetkisi tanınmış. Şüphesiz ki, bu haller hakim veya savcının takdir edeceği, dolayısıyla "yargısal" bir faaliyet gerektiren işlemlerdir. Bu yetkinin yürütmeye verilmesi son derece tehlikeli.

İnternet üzerindeki tahakküm artıyor

Sonuç olarak, yapılan bu değişiklikler ile, zaten temel hak ve özgürlükler bakımından sorunlu bir metin olan 5651 sy. Kanun, daha baskıcı, daha müdahaleci ve siyasi otoritenin İnternet üzerindeki tahakkümünü arttırıcı bir hale sokuluyor. İktidarın elinin altında olacak "sansür birliği" kurularak, ülkedeki bütün erişim sağlayıcılar bu birliğe üye olmak zorunda bırakılıyor. Bu tasarı yasalaşırsa, iktidarın "baş belası" olarak gördüğü sosyal medyayı daha rahat bir şekilde kontrolü altına alması, dilediği gibi, herhangi bir yargısal faaliyet olmaksızın ve son derece soyut gerekçelerle İnternette yer alan yayınlar üzerinde sansür uygulaması mümkün hale geliyor.




 :D





2 Kasım 2013 Cumartesi

KORKMAYIN BİZE BİR ŞEY OLMAZ !



Öğretmenim başını kapat

Türbana serbestlikte korkulan oldu, başı açık, başı kapalı öğretmen kutuplaşması yaşanmaya başladı.

Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi’nin “Eğitim Hakkı Raporu”na göre, demokratikleşme paketi ile birlikte kamu çalışanlarına getirilen türban serbestliği yeni bir boyut daha kazandı. Rapora göre öğrenciler öğretmenlerine “siz ne zaman başınızı örteceksiniz” sorusu yöneltmeye başladı. Rapor, İzmir’de öğrenci velilerinin okul yönetimlerine “Çocuklarımızı türbanlı öğretmenin sınıfında okutmak istiyoruz” dilekçesi verdiklerini ortaya koydu.

Kamu görevlilerine getirilen türban serbestliği karşısında geliştirilen kutuplaşma uyarıları gerçek oldu. Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi’nin tüm Türkiye’deki okullarda yaşanan eğitim sistemi sorunlarını sıraladığı “Eğitim Hakkı Raporu”nda okullarda yaşanan türban gerginliği gözler önüne serildi.

Öğrenciler de türbanlı

Rapora göre ilkokulların yüzde 35’inde, ortaokulların yüzde 91’inde, liselerin ise yüzde 73’ünde bazı öğretmenler türbanla okula geliyor. Ayrıca kız öğrencilerin de okula türbanlı geldiği okullar bulunuyor. Ancak öğretmenler için düzenleme yapılmış olsa da, mevzuat içerisinde türbana engel olan tek düzenleme olan Milli Eğitim Bakanlığı’na Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık Kıyafetine Dair Yönetmelik’e göre öğrencilerin “okul içinde başlarının açık” olması gerekiyor.

Ne zaman örteceksiniz?

Halkevleri’nin raporuna göre türban serbestliği öğretmenler odasındaki kutuplaşmayı da artırdı. Raporda bazı öğrencilerin öğretmenlerine, “Öğretmenim, siz ne zaman başınızı örteceksiniz” sorusunu yönelttiği bilgisi yer aldı.

‘Türbanlı öğretmeni isteriz’

Raporda ayrıca, “Öğrencilerin başı açık öğretmenin sınıfından alınıp türbanlı öğretmenin sınıfına yerleştirilmek için velilerin dilekçe verdiği okullar bulunmaktadır” ifadeleri kullanıldı. Halkevleri yöneticilerinden alınan bilgiye göre, dilekçe olayı İzmir’in Narlıdere ilçesinde bir okulda yaşandı. İlçede görevli başı açık bir öğretmenin, öğrencinin sınıfından alınması üzerine yaşadığı sıkıntıyı aktarması üzerine olay raporda anlatıldı.

Eğitim Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Abdullah Tunalı ise “Birçok okuldan böyle bir duyum alıyoruz. Bazı okullarda ise dilekçe ile değil, şifai olarak türbanlı öğretmen talep ediliyor. Öğrencilerin sınıfları okulların açılmasının üzerinden zaman geçmesine karşın değiştiriliyor. Bu sorunların daha da artmasından endişeleniyoruz” dedi.

Türbanlı müdür hazırlığı

Daha büyük bir türban gerginliğinin de Ankara’da yaşandığı öğrenildi. Eğitim Sen Ankara 2 No’lu Şube Başkanı Dengiz Sönmez’in aktardığı bilgiye göre, Ankara’da özellikle gecekondu mahallelerinde okul müdürlerine “örtünme baskısı” yapılıyor. Sönmez, bu durumu “türbanlı vekilden sonra türbanlı müdür” hazırlığı olarak değerlendirdi.


Sinan Tartanoğlu/Cumhuriyet





***


Eğitim-iş Genel Başkanı Veli Demir, Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı "demokratikleşme paketi" çerçevesinde devlet memuru kadınlara yönelik türban düzenlemesine ve Andımız'ın kaldırılmasına tepki göstererek, "Sendikamız, Andımız'ın kaldırılmasını ve kamuda türban özgürlüğü getiren yönetmelik değişikliğini yargıya taşıyacaktır" dedi.

***




"Kendilerine bir milletin talihi bırakılan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakiki ve elde edilmesi mümkün menfaatleri yolunda kullanmakla görevli olduklarını bir an hatırlarından çıkartmamalıdırlar.

Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir memleketi zapt ve işgal etmek o memleketin sahiplerine hakim olmak için kafi değildir.

Bir milletin ruhu zapt olunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça, o millete hakim olmanın imkanı yoktur.

Halbuki asırların getirdiği bir milli ruha, hiçbir kuvvet mukavemet edemez.

Mahkum olmak istemeyen bir milleti, esareti altında tutmaya gücü yetecek kadar kuvvetli müstebitler artık dünya yüzünde kalmamıştır."


NUTUK






"ASLA TESLİM OLMAYACAĞIM,

HER NE OLURSA OLSUN MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİM"




____ÖZGÜRLÜK !___





NANKÖR



Bu Cumhuriyeti yıkıp 
'İleri Cumhuriyet' kurma hesabı yapanlara siyasi tarih dersi 


Son dönemin modası, Cumhuriyetin ilk yıllarına gidip, İsmet İnönü üzerinden yapılan eleştiri ve hakaretleri gizli bir hedefe doğru götürmek oldu. 

Bu gizli hedef ise Atatürk ve kurduğu cumhuriyettir. 

En yetkili ağızlardan yapılan konuşmalarda, yanaşma medyanın yayınlarında şimdilik adı verilmeden (kimileri veriyor) Atatürk'e, Cumhuriyet yönetimine çatılıyor. 1920'lerin, 30'ların, 40'ların Türkiye'sinde baskıcı, din düşmanı bir Tek Parti yönetimin egemen olduğu kamuoyuna anlatılıyor. Aynı çevreler, o yıllarda, dünyada demokratik yönetimler işbaşındaymış da Türkiye'de bu yokmuş gibi konuşuyor. 

Peki, o yıllarda Türkiye cehennem, diğer ülkeler ise demokrasi cenneti midir? 

Komşumuz Bulgaristan'dan başlayalım. 1930'lu yıllarda büyük baskıların yaşandığı Bulgaristan'da, yeni yazıyı kullanmaları yasaklanan Türkler, Arapça alfabe kullanmaya itilmiştir. Türklerin aydın din adamları görevden uzaklaştırılmıştır. Bulgaristan'da 19 Mayıs 1934'deki darbe ile işbaşına gelen Faşist yönetim, II. Dünya Savaşı'na da Nazi Almanya'sının müttefiki olarak girmiş, savaştan da Doğu Blok'unun bir parçası olarak çıkmıştır. 

Demek ki neymiş, Avrupa'ya açılan kapımızda faşizm, baskı, darbe ve savaş varmış.

Yunanistan'da, 1923 yılında yapılan halk oylamasıyla Cumhuriyet kurulmuştu. Ancak 1926'da General Pangalos diktatörlüğünü ilan etti. Bundan dokuz yıl sonra, 1935 yılında ise Kral II. George tahta geçti ve böylelikle Monarşi yeniden başladı. İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra Komünistlerle Kralcılar arasında iç savaş başladı. İç savaş, Kralcıların zaferiyle bitti. Demek ki neymiş, Avrupa'ya açılan diğer kapımızda, o yıllarda, diktatörlük, monarşi, düşman işgali ve iç savaş varmış. 

Geçelim Avrupa'nın önemli ülkesi İtalya'ya. 18 Ekim 1922'de, Faşist Mussolini, Kral Victor Emanuel'in de onayı ile işbaşına geldi. 1943'e kadar süren Mussolini dönemi, her türlü muhalefetin yasaklandığı kara yıllar olarak tarihe geçti. 

Faşist diktatörlükten ve savaştan büyük zararlarla çıkan İtalya'da, 1946'da yapılan referandumla, Monarşi kaldırıldı, yeni Demokratik Cumhuriyet kuruldu. 

Demek ki neymiş, İtalya'da da, diktatörlük, faşizm ve savaş varmış. 

Avrupa'nın bir diğer önemli ülkesi İspanya'daki duruma bakalım. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından İspanya'da, General Primoderivera'nın diktatörlük dönemi başladı. Primoderivera'nın 1930 yılında iktidardan düşmesinden sonra yapılan seçimleri Cumhuriyetçiler kazandı. 1936'daki seçimlerin ardından Cumhuriyetçilerle Milliyetçiler arasında 1939'a kadar sürecek iç savaş başladı. 

Binlerce İspanyol'un yaşamını yitirdiği iç savaşın sona ermesiyle General Franco Devlet Başkanı oldu ve 1975 yılına kadar İspanya, “Franco Faşizmi” olarak adlandırılan diktatörlükle yönetildi. Demek ki neymiş, İspanya'da da, o yıllarda diktatörlükler, monarşi ve faşizm varmış. İspanya'nın komşusu Portekiz'e geçelim. 

Cumhurbaşkanı General Carmona'nın, 14 Haziran 1928'de General Salazar'ı Maliye Bakanlığı görevine getirmesi dönüm noktasıydı. Portekiz'de faşist bir düzen kurmak isteyen Salazar, önce 1930'da “Milli Birlik” adlı bir harekete liderlik etti. Ardından da 1932'de Başbakan oldu. “Mavi Gömlekliler” adlı faşist bir örgütlenmeyi hayata geçiren Salazar, “Portekiz Lejyonu” adıyla silahlı çeteler oluşturdu. Salazar'ın faşist diktatörlüğü 1973'deki Karanfil devrimine kadar sürdü. 

Demek ki neymiş, Portekiz'de o yıllarda tüm kurumlarıyla resmen faşizm varmış. 

Avrupa'nın en önemli ülkelerinden Almanya'da, 30 Ocak 1933'de Başbakan olan Adolph Hitler, dünya tarihini değiştirecek süreci başlatıyordu. Önce Alman Meclisini yaktırıp suçu muhalefete atan Hitler, tüm yetkileri polise devrederek polis devleti kuruyor, anayasaya bağlı kalmadan kanun hükmünde kararnamelerle ülkeyi yönetiyor, tüm sendikaları kapatıyor, toplama kampları açıyor, korkunç bir baskı ve sindirme politikası uyguluyor, Nasyonal Sosyalist Parti dışındaki partileri kapatıyor, yenilerinin kurulmasını da yasaklıyordu. Faşizmin baskı ve tehdidinden kaçan ünlü Alman bilim adamları ise çareyi Türkiye'ye sığınmakta buluyordu. 

O yıllarda Türkiye'nin cehennem olduğunu anlatanlar, böylesi bir ülkeye Alman bilim adamlarının neden sığındıklarını söyleseler de, biz de öğrensek.

Saldırgan politikasıyla 1939'da II. Dünya Savaşı'nı başlatan Nazi Almanya'sı Yahudi soykırımını yapıyor, dünyada milyonlarca insanın ölümüne yol açıyordu. 

Demek ki neymiş, Almanya'da o yıllarda faşist diktatörlük, baskı, toplama kampları, soykırım ve savaş varmış. 

Şah tarafından yönetilen İran'ı, Fransa'nın mandası altındaki Suriye'yi, İngiltere'nin mandası altındaki Irak'ı dikkate bile almadan sadece 6 Avrupa ülkesindeki durumu Türkiye ile karşılaştırdım. Bu ülkelerin o yıllardaki ortak özellikleri, baskı, zulüm, sürgün, toplama kampları, katliam, diktatörlük, faşizm, iç savaş, savaş vb olumsuzluklardır. 

Demokrasinin ve özgürlüğün lafı bile geçmiyor. İşte bu tabloyu görmezden gelip, adını vermeden Atatürk'e ve kurduğu Cumhuriyete hakaret edenlere tek kelime ile “Nankör” denir. 

Hatırlatalım, Cumhuriyet tek başına Demokrasi demek değildir. 
Ancak Türkiye'de kurulan Cumhuriyet, önüne Demokrasi hedefini koymuş ve buna doğru yürümüş bir yönetim biçimidir. 

Bu Cumhuriyeti yıkarak yerine kendi Cumhuriyetlerini kurmaya çalışanlar, beğenmedikleri mevcut Cumhuriyet sayesinde ülke yönetiminin en üst makamlarına kadar nasıl yükseldiklerini bir anlatsalar da, öğrensek.



GÜRBÜZ EVREN
SİYASET BİLİMCİ






8 Ekim 2013 Salı

ÖNDERLİK


Churchil :
" Mustafa Kemal hariç herşeyi çok iyi hesaplamıştık" .... 


David Rockefeller
"Atatürk yüzünden planlarımızı 50 yıl ertelemek zorunda kaldık"... 





ÖNDERLİK  

İnsanın tavır ve hareketlerine nüfuz etme san’atı, yahut insanları ya da bu insanların teşkil ettiği kitleleri sevk ve idare edebilme kabiliyetidir.

Milletlerin, orduların müşterek iş görüp çalışarak bir hedefe zaferle yönelebilmeleri için, behemahal bir ÖNDER’e ihtiyaç vardır. Eğer iyi idare kabiliyeti olan bir önder bulunmazsa bütün işlerin karmakarışık olacağı muhakkaktır. O halde:

Rejim ne olursa olsun, Önder’siz ne askeri, ne milli, ne de sosyal hiçbir hareket yapılamayacağı gibi, öndersiz bir cemiyet de tasavvur edilemez.

Atatürk, Erzurum Kongresi sırasında kendisini kongre başkanlığına seçtirmemek için türlü hileli kombinezonlar kurulmuştu. Fakat bu büyük işi sıradan insanların başarmasına imkan yoktu. Atatürk daha İstanbul’da iken her türlü miskin kararların karşısına çıkmış ve bir tek karar, O da: 

"Kayıtsız şartsız müstakil bir Türk Devleti kurmak…"

Bu hususları çok iyi bilen ve her büyük önderde olması lazımgelen ‘’NEFSİNE GÜVEN’’ hissine fazlasıyla sahip bulunan Büyük Önder Mustafa Kemal tereddütsüzce ve her zaman olduğu gibi reislik konusunda fikrini açıkça ortaya koyarak, behemahal bu kongrenin ve müteakip kongre ve teşekküllerin başı olmasının lazım geldiğini söylemekten çekinmemiştir.


- EFENDİLER, TARİH ÖRNEKLERLE GÖSTERMİŞTİR Kİ, BÜYÜK MESELELERDE MUVAFFAKİYET İÇİN KABİLİYET VE KUDRETİ, LAYATEZELZEL (SARSILMAYAN) BİR REİSİN VÜCUDU ELZEMDİR. BÜTÜN MİLLETİN BAŞSIZ OLARAK KARANLIKLAR İÇİNDE KALDIĞI BİR SIRADA, HER VATANPERVERİM DİYEN BİNBİR ÇEŞİT ZATIN, BİNBİR ÇEŞİT HAREKET TARZI VE KANAAT GÖSTERDİĞİ HENGAMELERDE İSTİŞARELERLE, BİRÇOK HATIRALARA VE NÜFUZLARA MAHKUMİYET LÜZUMUNA KANAATLE, SALİM VE ESASLI VE BİLHASSA ŞEDİT YÜRÜMEK VE EN NİHAYET ÇOK MÜŞKÜL OLAN HEDEFE VASIL OLMAK MÜMKÜN MÜDÜR?..


Diyerek Önderlik vasıflarını da ortaya koymuştur. 



‘’LAYETEZELZEL’’ kelimesinin altında; sarsılmayan, yıkılmayan irade, azim, cesaret, nefse hakimiyet, insanların tesiri altında kalmayan bir karar sahibi oluş ve ileri görüş gibi hususlar saklıdır. İşte önderlik vasıfları da hemen hemen bunlardır.

Bergson da ‘Önder’i şöyle tarif eder:

"İNSANLARI İÇİNE ÇEKEN, İÇİNDE ERİTEN, ONLARA YENİ NİZAM GETİRENDİR. ONLARA HÜRRİYET AŞILAYAN, UYANDIRAN, DİRİLTEN, YÜKSELTEN, İLERLETEN TEK BİR CÜMLE İLE HAMLE VEREN KİŞİDİR. İRADESİNİ TOPLUMA KABUL ETTİREN KİŞİYE ÖNDER DENİR. ÖNDER YARATILIŞTA OLMAYAN İNSANLAR, UFAK BİR BUHRAN ANINDA KENDİ CANLARININ KAYGUSUNA DÜŞERLER." 


HAKİKİ ÖNDER İSE: 
Etrafında topladığı insanların saadeti için gerektiği anda canını dahi verir.

Her aydın insan bilmelidir ki; vahim anlarda, devletin ve milletin zayıf düştüğü zamanlarda, bir önder çıkıp, o milleti, ya da cemiyeti veya bir muharebe meydanında orduyu felaketten kurtarabilir. 

Bir önderin ilk olarak haiz olması lazım gelen üç ana vasfı şunlardır:

YÜKSEK KARAKTER, 
ZEKA, 
MÜTEYAKKIZ (UYANIK) OLMAK. 


1-) YÜKSEK KARAKTER: 
Ahlak, bilgi, cesaret, medeni cesaret, soğukkanlılık, şaşmayan ve eğilmeyen bir dürüstlük, sorumluluğu benimsemek, feragat sahibi olmak, irade ve azim sahibi bulunmak, kanaatkar, diğerkam, ar, haya, iffet ve ismete malik olmak, sabırlı, sır saklayıcı, milli ve dini inanışları kuvvetli, disiplinli, otoriter, vatansever, milliyetçi, meslek aşkına ve ihtirasına sahip, her türlü iptilalardan uzak, temkinli, tedbirli (Uzak görüşlü, seri karar veren ve verdiği kararı yaptırabilen, ruhlara nüfuz etmesini başaran, ölüm alanında nefsini ortaya atmaktan çekinmeyen özü, sözü birbirinin aynı, kanun ve nizamları bilen aile bağları kuvvetli, şefkatli) demektir.


ROOSEVELT, ÖNDER OLACAK BİR SİYASET ADAMI İÇİN ŞU SORULARI SORAR:

a. Adamda karakter bütünlüğü var mıdır?
b. Adamda, başkacıl olmak özelliği var mıdır?
c. Adamda,medeni cesaret var mıdır?
d. Adamda fikir insicamı (tutarlık) var mıdır?


İYİ BİR ÖNDER; Sınırsız bir çalışma kabiliyetine, karakter ve iffet bütünlüğüne, dünyanın gidişini izleyebilecek genel bilgiye, milli örf ve adetlere ve milletin psikolojik durumunu ölçmeğe, daima kulağını milletin vicdanından, parmaklarını da nabzından ayırmamağa, prensip sahibi olmağa ve bundan asla fedakarlık etmemeğe, medeni cesaret ve hür vicdana sahip bulunmağa mecburdur.

Bu konuda da, Atatürk’ün Türk Milleti’ne, başına geçireceği insanlar için, şu tavsiyesi de ne kadar ihtişamlı bir örnektir:

- MUHTEREM MİLLETİME ŞUNU TAVSİYE EDERİM Kİ; SİNE’NDE YETİŞTİREREK BAŞININ ÜSTÜNE KADAR ÇIKARACAĞIN ADAMLARI, ADAMLARIN KANINDAKİ, VİCDANINDAKİ CEVHERİ ASLİYİ ÇOK İYİ TAHLİL ETMEK DİKKATİNDEN BİR AN FARİĞ OLMA..


Yine Türk Milleti’nin nasıl bir millet olduğunu Atatürk ‘Onuncu Yıl Nutku’nda şöyle belirtmiştir:


- TÜRK MİLLETİ’NİN KARAKTERİ YÜKSEKTİR. TÜRK MİLLETİ ÇALIŞKANDIR. TÜRK MİLLETİ ZEKİDİR. ÇÜNKÜ TÜRK MİLLETİ, MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİKTE GÜÇLÜKLERİ YENMESİNİ BİLMİŞTİR.


2-) ZEKA: 
Atatürk’ün yukarıda belirttiği, Türk Milleti’nin zekası tarihin bütün safhalarında kendini göstermiş ve bütün dünya milletlerinin takdirlerini ve hayranlıklarını kazanmıştır. 

Bunlara bir misal; bütün tarih boyunca en büyük düşmanımız olan RUSYA’nın büyük kumandanlarından olan IVAN CHERMAYEFF:


- TÜRK’LERİN; YALNIZ SONSUZ BİR CESARETLERİ DEĞİL, AYNI ZAMANDA İRADELERİ SERSEMLEŞTİREN BİR SİHİRBAZ ZEKALARI DA VAR… 
Demiştir.


3-) MÜTEYAKKIZ OLMAK: 
Yani uyanık, tetik ve dikkatli bulunmak. Bu, hem bedenen hem de fikren çok lazım olan bir hassadır ki, Türklerde de fazlasıyla mevcuttur. Çünkü binlerce seneden beri Türkler bütün dünya ile muharebe etmekte, akınlar yapmakta, ülkeler almakta ve bütün düşmanlara karşı vatanlarını korumak mecburiyeti karşısında bulunmaktadırlar. Bu sebepten ötürüdür ki, Türkler müteyakkız olma hassasını binlerce seneden beri nesilden nesile tevarus ederler. 

Bu hususu da yine meşhur bir ecnebi, Türkiye’de ilk defa redif teşkilatını kuran ve Osmanlı Ordusu ile birlikte Mısırlı İbrahim Paşa’nın komutasındaki Mısır Ordusu ile yapılan NİZİP muharebesine iştirak eden, bilahare Alman Genelkurmay Başkanı ve Başkomutanı olan Mareşal MOLTKE:


"- SİLAHLI ULUSLARIN EN CANLI ÖRNEĞİ TÜRKLERDİR. BU DİYARIN KÖYLÜSÜNÜN ORAK, KATİBİNİN KALEM VE HATTA KADINLARININ ETEK TUTUŞUNDA BİLE SİLAHA SARILMIŞ BİR PENÇE KIVRAKLIĞI VARDIR. TÜRK, ATA BİNER GİBİ DİK OTURUR, KEŞFE YOLLANAN BİR ASKER GİBİ UYANIK YÜRÜR. SİLAHIN RUHA VERDİĞİ GÜVENİ HER BİR TÜRK’ÜN BAKIŞLARINDA GÖRMEK MÜMKÜNDÜR."


Bir Çin tarihçesi de:

"- TÜRK HÜKÜMDARLARININ GECE UYANMAMASI, GÜNDÜZ RAHAT ETMEMESİ, GECE GÜNDÜZ ÇALIŞIP HARP ETMEMESİ GÜÇ KAZANMAK VE MİLLİ ŞEREFİ ARTTIRMAK İÇİNDİR" 
demiştir. 


Milletlere, milli vasıflarına uygun, üstün kabiliyetli insanlar Önder olurlar. Milletlerin önüne geçip, ruhlarına nüfuz ederek, kafasındaki hedeflere yöneltir ve gerektiği zaman idare ettiği kitleyi ölüme götürebilirler.

İki türlü önderlik görülmektedir: 
OTORİTER ÖNDERLİK, İKNA EDİCİ ÖNDERLİK.


1. OTORİTER ÖNDERLİK: 
Bunlar kuvvet ile tahakkum ederek arzularını yaptırırlar ki, bu önderler umumiyetle diktatörlükle kitleleri ve milletleri sevk ve idare ederler. Tabii bugünün kültür, dünya görüşü ve insanların kazandıkları ruh serbestliği ve hürriyet aşkı ile bu gibi önderlik bağdaşamaz.


2. İKNA EDİCİ ÖNDERLİK: 
Bu tip önderlik zor ve ağır bir yüktür. Çok geniş bir bilgi ve üstün vasıfları haiz olmağı icap ettirir. Bununla beraber bu tip önderlikte disiplin ve otorite yok demek değildir.


ÖNDER; 
prensip sahibi ve sevk-i idare ettiği kitleyi ulaştıracağı hedefi bilen bir insan olduğu cihetle (doğrultuda), idare edilenleri mümkün olduğu kadar ikna eder. İstişare eder ve onları bir birlik ruhu içerisinde o hedefe yöneltir. 

Fakat, prensiplerinin yıkılacağını gördüğü an; şiddetle ve tereddütsüz otoritesini kullanmasını bilir. Bu tip önderler şiddeti, gerektiği zaman ve nadiren kullanmasına mukabil, kitleyi içten gelen bir arzu ve iştiyakla hedefe yöneltebilen insanlardır.


ÖNDER; 
bilhassa ikna edici önder; sevk ve idare ettiği kitlede, daima şu iki kuvveti göz önünde tutacaktır:

Birincisi; ‘’MANEVİ KUVVETLER’’, diğeri de 
‘’MADDİ KUVVETLERDİR’’. 
Bu iki kuvvetin birbirine çarpımı da 
‘’MORAL KUVVET’’i teşkil eder.

Çarpı dedik, çünkü bu iki kuvvetten birisi zayıf olduğu takdirde diğerinin değeri yoktur. O halde:

MORAL= MANEVİ KUVVETLER x MADDİ KUVVETLER.


MORAL NEDİR? 
Moral: Bir insanın halinden memnun, istikbalinden emin olmasıdır. Moral, insanların taşıdıkları ve içinde bulundukları fikir, his, hal ve şartların ifadesidir.

İyi bir moral şunlarla vasıflandırılabilir:

a. Disiplin
b. Güven
c. Memnunluk
d. Gayret
e. İşbirliği
f. İnisiyatif


Fertler bu vasıflara haiz olunca kendilerine verilecek her görevi başarabilirler. Binaenaleyh, moral durumu fertlerin ve fert topluluklarının yukarıda sıralanan vasıfları gösterme dereceleri ile ölçülür.

Fertler ve fertlerin toplamı, millette moral düşüklüğü:


a. Ürkeklik
b. İsteksizlik
c. Disiplinsizlik
d. Memnuniyetsizlik
e. Bezginlik ve miskinlik, ile kitleyi belli eder.


Bir önderin idare ettiği kitleyi başarıya götürebilmesi ve moralini yüksek tutabilmesi için şu hususlara çok dikkat etmesi gerekir:


a. GÖREVİNİ BÜYÜK BİLMESİ: 
Bir önder, idare ettiği kitlenin;

(1) İdarecisi
(2) Mürebbii
(3) Öğretmeni olmak mecburiyetindedir. 


Bu sebepledir ki, bu üç vasıf için lazım gelen şartları da nefsinde toplamış olmalıdır. Görevini bilmesi için idareciliğin, mürebbiliğin ve öğretmenliğin nelerle mümkün olacağına vakıf olmalıdır.


İDARECİ OLMAK İÇİN; 
Büyük bir zeka, çok kuvvetli irade, azim ve yine o kitle veya milletin psikolojik, siyasal, sosyal, ekonomik ve tarihi bigilerine tamamen sahip bulunması zaruridir.



MÜREBBİ OLMAK İÇİN; 
Sağlam bir seciye (karakter) sahibi ve üstün ahlaklı olması icap eder.


ÖĞRETMEN OLABİLMESİ İÇİN; 
Yukarıdaki vasıflarla birlikte çok üstün bilgi ile karışık tecrübeye de malik olması lazımdır.


Tarihin bütün kumandan ve önderleri kendilerini harp meydanlarında, büyük hadiselerde ve milli hareketlerde göstermişlerdir. 

Aniballer, Sezarlar, Eyyübiler, Cengizler, Atillalar, Timürler, Meteler, Selahattin Eyyübiler, Kılıç Aslanlar, Alpaslanlar, Yavuzlar, Büyük Frederik ve Napolyonlar, Amiral Toğolar, Barbaroslar ve nihayet ATATÜRK… gibi önder ve kumandanlar, kabiliyetlerini ve üstün meziyetlerini hep ateş altında ve harp meydanlarında ispat etmişlerdir.


Seciye ile bilgi bir arada olmadıkça; 
Önderlik mümkün değildir. 

Seciye ne olursa olsun, istediği kadar yüksek ve kuvvetli bulunsun, bilgi bakımından geri olan bir önderin otorite sağlamasına ve gelişen yenilikler ve durumlar karşısında kitlesini idare etmesine imkan yoktur.


Bizim bir atasözümüz vardır: "Balık baştan kokar"

ÖNDER;
iyi vasıflı, üstün yaradılışlı, üstün karakterli olduğu müddetçe kitleler, milletler ve ordular için yükselmeler, ilerlemeler ve zaferler mukadderdir.

alıntıdır.





Anafartalar Kahramanı :

"Ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum ". 


____________