Translate

karabakh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karabakh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2020 Çarşamba

Azerbaycan-Ermenistan

 


Tuncay Bengin'in 10 Ekim tarihinde Milliyet'te, Azerbaycan-Ermenistan çatışmalarıyla ilgili olan, benim görüşlerime de yer veren makalesi aşağıdadır: 


İşgal altındaki Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan toprakları olduğunu bugüne kadar defalarca tescil eden ama çözüm getirmeyen ya da getirmek istemeyen Birleşmiş Milletler şimdi arka arkaya ateşkes çağrıları yaparak krize askeri yollarla çözüm bulunamayacağını belirtiyor. Çözüm olarak önerdiği de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eş başkanları gözetiminde müzakerelere dönülmesi. Yani neredeyse 30 yıldır süren “Yalan Rüzgârı” dizisinin yeniden vizyona girmesi. Dolayısıyla, bu açıklamaların samimiyetine güvenmek ve ciddiye alınmasını beklemek görünür gerçekliğe pek uygun düşmüyor. O nedenle, buna dalga geçer gibi bir çözüm önerisi demek daha doğru. Çünkü bir yanda saldırıya uğrayan, toprakları işgal edilen,  bir milyondan fazla vatandaşı yerinden yurdundan olan ve buna rağmen masada çözüm umuduyla yıllardır sabreden Azerbaycan, diğer yanda hak, hukuk tanımayan, işgalci politikasında ısrar eden Ermenistan var. Hem de BM’nin bu konuda aldığı kararlara rağmen... Yani biri işgal altındaki topraklarını kurtarıyor, diğeri hala alçakca sivilleri vuruyor. Açıkçası BM gerçekten samimi ve kararlı olsaydı yasasının en önemli maddesi “devletlerin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünden” hareketle bugüne dek Ermenistan’a haddini bildirmesi gerekirdi. Ama yapamadı, yapmadı.


Niyesini eski Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı emekli Büyükelçi Onur Öymen anlatıyor:


“BM’de 1993 yılında bir yılda dört Güvenlik Konseyi kararı çıktı ve hepsinde bu toprakların Azerbaycan’ın toprağı olduğu ve işgalin sona ermesi gerektiği ve işgalci güçlerin çekilmesi gerektiği belirtiliyor. Ondan sonra 14 Mart 2008 tarihinde bu sefer BM Genel Kurulu’nda bir karar alındı, bu karar da diyor ki burası Azerbaycan toprağıdır, aynı şekilde işgalci güçler çekilmelidir. Yalnız bu oylamaya 150 ülke katıldı, bunlardan 100’ü çekimser 39’ üye evet oyu veriyor. Türkiye de var bunların içinde ama bir tane Avrupa ülkesi yok. Bir Avrupa ülkesi bile burası Azerbaycan toprağıdır diyemiyor. Ondan sonra 7 ülke hayır oyu veriyor; bu 7 ülke arasında sorunun çözümünden sorumlu Minsk Grubu’nun eş başkanları ABD, Fransa ve Rusya da var. Düşünebiliyor musunuz?


Yani çözüm istemedikleri açıkça ortada. Daha sonra birtakım temaslar oluyor; Prag da buluşuyorlar, St. Petersburg’da buluşuyorlar liderler fakat oralardan da hiçbir şey çıkmıyor. Bir şey çıkacakmış gibi yapıyorlar; mesela 5 eyalet boşaltılsın da ondan sonra Karabağ da müzakere edilsin falan gibi. Ermeniler bunu da reddediyor, mutabakata da varmadılar. Adamlar hiçbir çözüm istemiyorlar çünkü. Arkalarını dayamışlar büyük devletlere ve onların himayesinde bu toprakları zaman içinde tamamen kendilerine mal edecekler, strateji bu. Aynen Kıbrıslı Rumların yaptığı gibi, aynen Yunanlıların yaptığı gibi. Yani büyük devletlerin himayesinde hukuka anlaşmalara, BM yasasına aykırı sonuç almaya çalışıyorlar. İşin esası bu.”


Peki BM bu duruma neden seyirci kaldı ya da müdahil olmadı? Öymen devam ediyor:


“BM’nin tek başına çözme mekanizması yok. AGİT çerçevesinde bir Minsk Grubu kuruldu 1993’ten sonra fakat eş başkanları ABD, Fransa, Rusya. Çözüme bu üç ülkenin öncülük yapması lazım ancak bunlardan ikisi, Fransa ve ABD zaten iç politika, lobiler, ülkelerindeki Ermeni nüfusunun çokluğu ve seçmen oluşu nedeniyle zaten hiçbir zaman Ermenistan’ın istemeyeceği bir çözüme destek olmuyorlar. Rusya’nın da Ermenistan’la yakın ilişkileri, bir güvenlik ittifak anlaşmaları var, üssü de bulunuyor ve bu üssün süresini de şimdi 2044 yılına kadar uzattılar. Yani böyle bağları da var. Fakat bir taraftan da Rusya Azerbaycan’ı da kendisinden uzaklaştırmak istemiyor. En son olarak Paşinyan’ın da biraz ABD’ye meyletmesi ABD ile Rusya arasında denge politikası gütme izlenimi ortaya çıkınca Rusya bu sefer ona biraz katı davrandı. Bu defaki çatışmalarda beklediği desteği tam alamadı Rusya’dan.”


BM’nin işlevi yok o zaman?


“BM’nin yapabileceği iki şey var. Biri Güvenlik Konseyi’nden böyle kararlar çıkartabilir. O kararların siyasi ağırlığı da fazla ileri gidemez çünkü 5 ülkenin veto hakkı var. Ki bunların üçü de Minsk Grubu’nun eş başkanları ABD, Rusya, Fransa; üçünün de veto hakkı var. Onun için bunlardan birinin istemediği karar çıkamaz. BM’nin bir imkânı daha var; o da 7. madde. Daha doğrusu, BM yasasının 7. bölümü. Güç kullanarak meseleleri çözmek. Bir BM gücü olacak, o güç gidecek orada düzeni BM’nin kararlarına göre tesis edecek. Fakat bu uygulamayı da kimse istemiyor, bunun riskini de kimse almak istemiyor. Dolayısıyla, böyle bir karar da çıkmıyor epeydir. O zaman BM’den fazla bir şey beklemeyeceksiniz. Peki, nasıl çözülür bu? Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki diplomatik temaslarla. Türkiye de bunun için çalıştı Demirel zamanında. Biz Ter Petrosyan ile Haydar Aliyev’i iki defa bir araya getirdik ama oradan da bir şey çıkmadı. Minsk Grubu’nun yaptığı göstermelik temaslardan da bir şey çıkmadı. Yani diplomasiyle bir çözüme varılamadı. O nedenle, Azerbaycan’da halkta bu meseleyi ancak güç kullanarak çözebiliriz inancı hâkim. Karabağ’ın tamamını geri almadan biz durmayız diyor İlham Aliyev. Yani Ermenistan işgal ettiği toprakları terk ediyorum dese, o zaman zaten mesele kalmayacak ama terk etmek istemiyor.”


Tersi olsaydı, BM’nin tavrı ne olurdu?


“Tersi olsaydı tozunu üflemişlerdi Azerbaycan’ın. Yani Azeriler Ermeni toprağını işgal etseydi dünyayı ayağa kaldırmışlardı. Maalesef hayatın gerçekleri biraz böyle...”




Ermenistan'ın sivillere saldırması bir "Savaş Suçu"dur!

Bu İnsanlık Suçu sadece Ermenistan'a ait değil,

Bu suç BM'ye de ait,

Bu suç AB'ye de ait,

Bu suç Fransa'ya da ait,

Bu suç Rusya'ya da ait,

Bu suç ABD'ye de aittir.

Türklere karşı yapılan bir "Nefret Suçu"dur!


Armenia's attack on civilians is a "War Crime"!

This crime against Humanity does not belong only to Armenia,

This crime belongs also to the UN,

This crime belongs also to the EU,

This crime belongs also to France,

This crime belongs also to Russia,

This crime belongs also to USA.

This is a "Hate Crime" against Turks!


SB



Elşad Alili (19 Ekim '20)

"Qafan toponimi Kəngərli/Peçeneqlərin Kapan, ya da Kapanlı qolu ilə bağlıdır.

Qarabağda da Kapanlı adlı yer adları vardır.

Qacaran da adından bəllidi.

Bugünkü Ermənistan torpaqları Kəngərlilərin və ümumən Üç Okların qədim yurdudur."




3 Nisan 2016 Pazar

Yanındayız AzerbayCan...











Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Ermeni işgali altındaki bazı stratejik bölgeleri geri aldıklarını açıkladı.

Cuma gecesinden bu yana çatışamalrda 12 askerinin hayatını kaybettiğini açıklayan Savunma Bakanlığı, Azerbaycan Ordusu'nun Goranboy ve Naftalan kentleri için tehlike oluşturan Talış köyü etrafındaki tepe ve Seysulan yerleşim biriminin Ermenistan güçlerinden temizlendiğini belirtti.

Buna göre, Fuzuli bölgesinde, Horadiz kentinin güvenliği için önemli olan Lele Tepesi de Azerbaycan Ordusu'nun kontrolüne geçti. Geri alınan bölgelerde savunma hattının oluşturulduğu ve mevzilerin güçlendirildiği duyuruldu. "Ateşkesin tekrar ihlâli durumunda Ermenistan'a daha ağır darbelerin vurulacağı" ifade edildi.



Ermenistan Rusya'dan yardım istedi.

Ermenistan resmi haber ajansında yer alan bilgiye göre, Azerbaycan-Ermenistan sınır hattında yaşanan gerilimle ilgili olarak Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbandyan’ın Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile telefonda görüştüğü ve tansiyonun düşürülmesine yönelik yardım istediği belirtildi.


Basın,02.04.2016










İlham Əliyev: "Erməni əsgəri ölmək istəmirsə, Azərbaycan torpağından rədd olsun" 
link



AZERBAYCAN ERMENİSTAN İLE SINIRDA ÇATIŞMIYOR
TOPRAKLARINDAN İŞGALCİYİ KOVUYOR.

Azerbaijan and Armenia is not in war at the border, NO, 
Azerbaijan take his lands back from the invader Armenians.








ERMENİSTAN RUSYA’DAN YARDIM İSTEMİŞ...CEBİNİ DOLDURAN DİASPORAYA BAŞVURSUN...S.Bayraktar








the Armenian-specific purpose of the genocide accusation is that it distracts from a real ongoing grievance, and that is the Armenian occupation of Nagorno-Karabakh. As long as the headlines on the Armenians in the West show them as victims, there is not enough oxygen in the public’s brain to think of them as aggressive occupiers. The Armenian-Azeri conflict is an explosive conflict that has ignited the popularization of the genocide accusation as a proxy-polemic, almost like a replacement-conflict. As long as Nagorno-Karabakh is occupied, Armenian memory will be politicized, and the Armenian people will continue to suffer from this ill-advised politicization of Armenian memory. Instead of better understanding their own past, instead of enjoying greater international relations in their present, the Armenians are locked out of acting toward a more prosperous future for Armenia. It is a simple formula: settle the issue of Nagorno-Karabakh, and the proxy-polemic would fade away, the misuse of genocide will stop. Granted, the genocide accusation began before the occupation of Nagorno-Karabakh, but the two other purposes have already began to lose their momentum.


Do you want to know what happened, or have you already decided to take part in running this political game? - link









Bir Gözlem


Dünya politikasını şekilliyenler tarafından hedeflerine ulaşacak her yöntem deneniyor. Ortadoğuda daha büyük bir ateş yakmak amacında oldukları biliniyor. Şimdiye dek orta frekansda seyir eden savaş yüksek kreşendoya doğru gidip geliyor.

Türkiye'nin Suriye üzerinden dolaylı olarak İran üzerine sürülme operasyonu bir kaç senedir ayak sürüyor. Bir türlü gerçekleşemiyor. Yakınlarda küçük bir oyun ile hiç nedensiz Rusya ile Türkiye'nin arası açıldı. Rusya bizim düşmanımız değilken. Bir Türk F16, Rus SU uçağı düşürdü. Teknik olarak olanaksıza yakın bu olay, önemli stratejist William Enghdal' ın açıkladığı gibi eş zamanlı İncirlik'ten kalkan biri Saudi iki AWACKS uçağının bu F16 ya koordinatları vermesi ile gerçekleşdi. Yani üçlü ortak bir harekattı ve ihale sadece F16 ya kaldı. Tabi ki Türkiye Cumhuriyetine. 

Şimdi ise seneler once canice ve haksızca Ermeniler tarafından ele geçirilmiş çok stratejik Dağlık Karabağı aniden , nedense zamanlama da garip, Azerbeycan ordusu geri almaya soyunuyor.

Rusya Batı dan NATO tarafından kuşatıldı. Ukrayna Nato oldu ve ABD uçakları Rus sınırlarında ve hatta kuzeyde Baltık denizinde keyfi tatbikatlar (!) yapıyorlar. Güney Batı'da ise Balkanlar ve Makedonya sürekli renkli devrim girişimleri ve huzursuzluk. Silah, mafya, göçmenler (!) Soros tipi renkli devrimlerle ateş altında.

Daha önce ABD tarafından ve tabiki ABD ye yön veren perde arkasındaki Israil tarafından elde tutulan Ermenistanı bir şekilde Rusya kendi yanına aldı. Güneydoğu sınırında ABD ile komşu olmamak icin. Keza Gürcistanda patlayan olaylar sonucu Gürcistanı ve ne yazık ki ABD ve Rusya arasında kullanılan Çecenistanı da Ramazanov ile ve Dağıstanı ele geçirdi. Ya ABD ya Rusya ikilemi içerisinde paylaşıldılar. Zayıf bir Türk Devleti yüzünden. 

Ermeniler nasılsa aynı Kürtler gibi kucaktan kucağa oturmaya alışıklar şimdi rahatca Ermenistanda Rus kucağındalar. Azerbeycana son zamanlarda büyük miktarda Israil in askeri yardım yaptığı gerçeği var. Askeri üstlerinden en az birinin de Israil tarafından kullanıldığı sır değil. 

Tekrar genele bakmaya dönersek, Dört bir yanından kuşatılmış ve hala kuşatılmaya çalışılan Rusya , kullanılan devletler ve Türkiye'nin Suriye üzeri İrana sürülmeye çalışılması. Türkiye- Rusya devletlerinin arasının açılması ve şimdi Azerbeycan ve Ermenistan üzerinden bir kez daha Türkiye ve Rusya kafa kafaya getirilmeye çalışılınıyor.

Bundan kim karlı çıkacak dersiniz ???
Özellilikle son günlerde Netenyahu'nun "kimse olmasa bile ben tek başıma İran'a saldıracağım" dediğini bildikten sonra. 

CUI BONO ?
S.Balaman





Bu arada İran'daki Türk varlığı da hatırlanmalı ve İran'ın "Türk dili cehennem dili" dediği de..... Ortalık kızıştırılıyor.... S.Bayraktar




















8 Kasım 2015 Pazar

Ermenilerin elinde esir olan 4 bin 700 Azerbaycanlı






Avrasya Türk Kadınlar Birliği Başkanı Fatma Aktaş, “Sorunu 24 yıldır gündemde tutmaya çalışıyoruz. Ermenistan’a siyasi ve ekonomik baskı yapılmıyor” derken Gaziler Sosyal Yardım Birliği Başkanı Rada Abbas da, “5 bin 101 Azerbaycanlı kayıp” diye konuştu.



4 bin 700 Türk Karabağ’da esir!


Lahey’de düzenlenen “Ermenistan’da Türk Kadın Esirler” konulu panelde konuşan katılımcılar, Karabağ’da esir tutulan Azerbaycan Türklerinin kurtarılması için Ermenistan’a baskı yapılmasını istedi.


Merkezi Hollanda’nın Lahey şehrinde bulunan Avrasya Türk Kadınlar Birliği “Tüm Türk Dünyası’nın Utancı Ermenistan’da Türk Kadın Esirler” konulu panel düzenlendi. Panelde söz alan konuşmacılar, Karabağ’da esir düşen Azerbaycan vatandaşı sayısının 4 bin 700 kişi olduğunu söyledi. Lahey’de düzenlenen konferansa; Azerbaycan’dan Karabağ Savaşı Gazileri Sosyal Yardım Birliği Başkanı Rada Abbas, Lahey Avrasya Türk Kadınlar Vakfı Başkanı Fatma Aktaş, Karabağ Gazisi Roza Hüseyinova ile Avrupa’da yaşayan Türk ve Azerbaycanlılar katıldı.


İçler acısı durum


Etkinlikte konuşan Lahey Avrasya Türk Kadınlar Birliği Başkanı Fatma Aktaş, Karabağ savaşında toplam 4 bin 700 Azerbaycan vatandaşının Ermeniler tarafından esir alındığını ifade etti. Aktaş, şunları söyledi: “Bu esirlerin  2 bin 700’ü kadın ve çocuklardan oluşuyor. Toplam kadın esir sayısı bin 400. Şu an bunların esir durumları devam ediyor. Biz daha önce Hollanda Parlamentosu’na Türk Dünyası’nda yapılan soykırımların gündeme gelmesi için bir önerge vermiştik. O önerge sonunda bir kurumunun öncülüğünde esir alınan kadınların iadesi konusunda girişimde bulundular. Ancak bir sonuç alamadılar. Biz 24 yıldır süren bu esir olayını yakından takip ediyoruz. Bunu her yıl gündemde tutmaya çalışıyoruz. Ama şunu da belirtmek gerekir. Bu konularda Türk Dünyası’ndan çok az ilgi ve araştırma var. Ermenistan’a esirler hakkında siyasi ve ekonomik bir baskı yapılmıyor. Esir kadınların ve çocukların üzerlerinde çok acı veren tıbbi deneyimler yapıldığını haber alıyoruz.”


Destek bekliyoruz


Karabağ Savaşı Gazileri Sosyal Yardım Birliği Başkanı Rada Abbas da Ermenilerin esir aldığı Azerbaycanlı kadınların sesi olmak için Lahey’de bulunduğunu aktardı. Abbas, şöyle dedi: “Brüksel’de Avrupa Parlamentosu yetkilileri ile bir araya geldik. Onlara esirlerle ilgili sorunlarımızı dile getirdik. Karabağ sorunu ve Azerbaycan hakkında bilgiler verdik. Bu savaşta 20 binden fazla Azerbaycan Türk’ü şehit oldu. 20 binin üstünde insan yaralandı. 50 bin kişi sakat kaldı. 5101 Azerbaycan Türk’ü de kayıp ya da tutsak olmuştur.” 


Bu arada panelde, Şuşa’dan gönderildiği bildirilen duygu yüklü bir mektup herkesi hüzünlendirdi.  Azerbaycan resmi kaynaklarına göre ise Karabağ savaşında toplam esir sayısı 4 bin 354 kişi. Bunlardan 3 bin 503’ü asker geri kalan 841 sivil. Siviller arasında 269 kadın ve 46 çocuk bulunuyor.



Yeniçağ, 06.10.2015






















31 Ocak 2015 Cumartesi

KHOJALY GENOCiDE





THE FORGOTTEN GENOCIDE 















THE BLOODY SLAUGHTER IN KHODJALY - KHOJALY


Justice For Khojaly 









British reporter Thomas De Waal interview with Sarkisian .
Serge Sarkisian, long-time Defense Minister and 
Chairman of Security Council of Armenia 
who is the current president of Armenia:

“Before Khojali, the Azerbaijanis thought that were joking with them, 
they thought that the Armenians were people who could 
not raise their hands against the civilian population. 
We were able to break that." 

De Waal : "Serge Sarkisian does not deny !"


* * *




The Khodjaly genocide is one of the most horrible events in the history of the Azerbaijanian-Armenian and Upper Garabagh conflict commencing in 1988. This bloody massacre might be considered as one of the most malicious tragedies happened in the 20th century. The name of Khodjaly, an Azerbaijanian town stood in the sad row of the names of Baby-Yar, Khatyn, Lydice, Songmy…

Until the February tragedy happened in 1992 Khodjaly had seven-thousand people. There were also refugees moved from Khankendy on 18th of September 1988 from Khankendy and the Azerbaijanians moved from Armenia in the same November as well as mesheti-turks moved from Fergana in 1989 also had settled in Khodjaly.

At the night from 25th to 26th of February 1992 the Armenian armed divisions with direct participation of the shooting regiment No. 366 dislocated to Khankendy attacked the Khodjaly town.

The brutal chasteners attacked the peaceful town with professional refinement: Firstly the town was shot by artillery and heavy armored weapons. Khodjaly began to blaze. The fire covered all houses turning them into ash. The protectors of the town and the local inhabitants were obliged to leave the town. At five o'clock a.m. the town was occupied.

The inhabitants spearing themselves from the brutal gangs run to mountains, suburb forests trying to reach the Aghdam town. Near the Nakhchivanyk village on an open location a part of refugees were met by hail of bullets; Armenians shot and murdered everybody.

Khodjaly inhabitants left for forests and waste grounds in the night darkness suffered huge torments and crucifixions. A desponded mother constricted own six-month infant… A yearold child was crying and sucking bloody mixture from cut breast of his mother…

Girls were taken prisoners and as hostages. The people obliged to hide in forests during weeks got died of cold and starvation.

Among the persons were those becoming an alive target trying to pass over tillage…

As a result of barbarity of the Armenian armed formations 613 peaceful people were killed, 487 people were mutilated, 1275 Khodjaly inhabitants including old men, women, children, taken as hostages were subject to inconceivable tortures, humiliation and mockery. Fate of 150 inhabitants is unknown yet.

Among those killed 106 people are women, 63 people are infants, 76 people becoming invalids are underage boys and girls. Eight families have been entirely destroyed, 24 children have become completely orphans and 130 infants have lost one of the parents. Only 335 dead people succeeded to be buried. Memories of that horrible night are mortification of frozen legs of two-hundred people and mutilation of thousands Khodjaly inhabitants.

Everybody has to know and remember the tragic account of
the Khodjaly sacrifices:

613 people were killed including
106 women,
63 children,
70 old men,
487 people were wounded, including
76 children.
1275 people were taken as hostages,
150 people disappeared without a trace.
25 children lost both parents and
130 ones lost one of the.
8 families were completely disturbed.


* * * 




Khojaly Tragedy Evidence from independent Sources - pdf

Echo of Khojaly - pdf

The Forgotten Genocide - ebook
with okumaq you can open pdf

Armenian Aggression and Tragedy of Azerbaijanian Refugees - ebook

Turks, Azerbaijanians, Armenians: genocide of historical truth - ebook

Khodjaly: Martyrs and Witnesses - ebook

Vandalism: Genocide Against the Historical Names - ebook










* * * 



















25 Ocak 2015 Pazar

ERİVAN; BİR TÜRK ŞEHRİ ....




PHOTO FROM URUD GRAVEYARD





REVAN (ERİVAN - YEREVAN) ve IĞDIR YÖRESİNDE 
DEMOGRAFİK YAPININ 
ERMENİLER LEHİNE DÖNÜŞTÜRÜLME SÜRECİ (1828–1920)




Tarihi süreçte Revan ve Iğdır Yöresi Türkler tarafından Çukur Saad ve Sürmeli Çukuru olarak adlandırılmaktadır. 1828 yılına kadar yöre, toplumsal ve kültürel yönden ağırlıklı olarak Müslüman Türk özelliklere sahip idi. 1828 yılına kadar yörede yaşayanların %77-78’i Müslüman Türklerden oluşmaktaydı.

Burası, Ruslar ile İranlılar arasında yapılan Türkmençay Antlaşması ile Rusların egemenliğine girmiştir. Ruslar egemenliklerine aldıkları bu yörede daimi olabilmek amacıyla yöreye Hrıstiyan unsur olan Ermenileri yerleştirmek için çalışma başlatmışlardır. Bu doğrultuda, buraya Ermeni Vilayeti adını vermişlerdir. Ermenilere, verimli topraklar vermek gibi vaadlerle, Osmanlı ve İran ülkesinde yerleşik olan Ermenilerin yöreye göçünü teşvik etmişlerdir. Bunun neticesinde on binlerle ifade edilen Ermeni bu bölgeye göç etmiştir. Buraya gelen Ermeniler tek etnik grup olmak için, Rusların da desteği ile Müslüman Türkleri yöreden göç ettirmek için tedhiş eylemlerine başlamışlardır. Bu çalışmada, 1828–1920 yılları arasında bu yöredeki demografik değişiklikler incelenmeye çalışılmıştır. 




Tarihi süreçte, Revan ve Iğdır yöresi, Çukur Saad ve Sürmeli çukuru adları ile anılmaktadır. Kasım 1920 yılında Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk ordusu Iğdır ve ilçelerini geri alana kadar Revan ve Iğdır yöresindeki Türklerin toplumsal, kültürel yapısı aynı olup, iklim özellikleri de genel olarak birbirinin aynısı idi. 1920 yılı kasım ayından itibaren bu yöre Aras Nehri sınır kabul edilerek Iğdır ve civarı Türkiye de, Revan ve civarı ise Ermenistan tarafında kalmak üzere fiilen ikiye ayrılmıştır.

Türkler ile Ermeniler burada yaşamlarını büyük oranda huzur ve sükûn içinde XIX. yüzyıla kadar sürdürmüşlerdir. Bu birliktelik, Rusların istilasına kadar devam etmiştir. Rus istilası sürecinde ve sonrasında Ermeniler milliyetçi düşüncelerin etkisiyle kendilerine tek etnisiteli bir vatan meydana getirmeye çalışmışlardır. Rus destekli bu Ermeni milliyetçiliği, zamanla saldırgan bir yapıyı benimseyerek, Müslüman Türklerin bu yöreden göç ettirilmesi amacına yönelik olarak tedhiş ve katliamlar gerçekleştirmeye başlamıştır.

Bu çalışmada, bu bölgede XI. yüzyıldan itibaren var olan Türklerin demografik üstünlüğü ve bu üstünlüğün Ermeniler tarafından hangi yöntemler kullanılarak, çoğunluğun nasıl azınlık durumuna düşürüldüğü incelenmeye çalışılmıştır. Revan ve çevresi, Rus hâkimiyetine girdikten sonra bu yörede Rus destekli büyük bir Ermeni mezalimi yaşanmış ve bunun neticesinde buradaki Türkler aşama aşama etnik temizliğe maruz kalmışlardır. Yöredeki Ermeni mezaliminin yaşanmasına sebep olan gelişmelerin daha iyi anlaşılması açısından bu yöredeki demografik yapının bilinmesi gerekmektedir.


Yöredeki Türk Varlığı

Osmanlıların, Revan, Rusların, Armanskaya Oblast (Ermeni Vilayeti), Azerbaycan Türklerinin İrevan ve günümüzde Ermenistan olarak adlandırılan ülke dâhilinde Ermeniler, Müslüman Türk nüfusa oranla azınlıkta bulunmaktaydılar.

Osmanlı belgelerinde, Revan (Erivan) merkezli Çukur Saad ve Sürmeli Çukurunda (Revan-Iğdır Ovasında) nüfusun yoğun bir şekilde Müslüman Türk olduğu kayıtlıdır. Bu kayıtları destekleyecek siyasi ve askeri gelişmeler tarihi kaynaklar arasında da mevcuttur.

XIII. Yüzyıldan itibaren, Iğdır, Revan, (Erivan) ve Nahçivan civarında gelişen siyasi ve askeri olaylarda, Selçuklu, Osmanlı ve Safevi gibi Türk menşeli devletlerin rol oynaması, bu dönemde buraların Türk-Türkmen yurdu olduğunun en büyük delilini oluşturmaktadır. Bu dönemde bu bölgede Ermenilerin herhangi bir nüfus ağırlığı olmadığı gibi, meydana gelen siyasi gelişmelerde de etkinlikleri hiçbir şekilde görülmemektedir. Ermeniler, bu dönemde bölge nüfusunun çok küçük bir kısmını oluşturmakta ve Üçkilise’deki (Eçmiyazin) manastır çevresinde dini bir topluluk halinde, genel olarak bölgede hâkim olan Türk kökenli devletler olan Osmanlı veya Safevi (Türkmen) hâkimiyetinde yaşamakta idiler. (1)

1590’da Osmanlı Devleti tarafından düzenlenen, Revan Tapu Tahrir defterinde kayıtlı, Çukur Saad’da yer alan (Revan-Iğdır Ovası) köylerden çoğunun adları Türkmen boy ve oymaklarının adlarını taşımaktadır. 

Bunlar; Ozanlar, İsalu, Pornak, Takçılu, Cebecilü, Palaslu, Gökçebeglü, Üveysbeglü, Demircilü, Kozanlu, Yasavullu, Alpavud, Lalabegi, Tarcanlu, Dibeklü, Samagar, Muganlu, Talışlu, Khoçkeri (Koçkiri), Kaçar, Yasaklu, Körpelü, Hacı-karalu, İmanşalu, Koylahisarlu, Ağaceri, Yahyalu, Musa-Hacılu, Navruzlu, Gencelü, Develü, Zencirlü, Saçlu, Avşar, Tekerlü, Köseler, Karabörk, Ağzıkanlu, Cibinlü, Abaranoğlu (büyük ihtimalle Oğuz Türkçesi’nde, Aparanoğlu-Götürenoğlu), Kuşoğlu, Nazaroğlu, Akhı-Veys (Hakveyis) ve İmaret (Amarat-Kadı kışlak) (2) ve sairedir.

Bu köylerde yaşayanların ahalisi hiç şüphe yok ki Türklerden oluşmakta idi. Bunun en büyük delili de bu yerleşim birimlerinin Türkçe ve Türk aşiretlerinin adlarını taşımasıdır. Bunun dışında Revan merkezli Çukur Saad’da (Revan-Iğdır Ovası) çok sayıda göçer Türkmen Boyu da mevcut idi. 

Evliya Çelebi 1647 yılında Revan’a yaptığı seyahatte, Ağrı Dağı ve civarı (Revan ve Iğdır Ovası’nın bulunduğu bölgeyi kapsar) için “Türkmenlere yaylaktır” (3) ifadesini kullanmakla, bölgedeki yoğun Türk nüfusa ve bölgenin Türklüğüne vurgu yapmıştır. Revan ve Iğdır yöresinin çukur (ovalık) kısmı da şüphesiz kışlakları idi. Yine XIII. yüzyıl Revan ve civarı hakkında bilgi veren kaynaklar, bugünkü Erivan merkezli Ermenistan coğrafyası için XIII. Yüzyılda Türkmenistan (Türkmen Ülkesi) adını kullanmaktadır. (4)

Bölgenin Türklerin veya Türkmenlerin vatanı olduğu gerçeği, Fransa’daki Historia Üniversitesi tarafından kaleme alınan ve 1783 yılında Fransa Kralına sunulan ve kralın onayı ile yayınlanan “Osmanlı Devleti Tarihi” adlı eserde, bugünkü Ermenistan’ın XIII. yüzyılda Türkmenistan (Türkmen Ülkesi) olarak adlandırıldığı kayıtlıdır.

1747 yılının Haziran ayında, İran da hâkim bulunan Avşar Türkmenlerinden Nadir Şah suikast sonucu öldürülünce, İran’ın hâkim olduğu topraklarda iç karışıklıklar çıkmış ve bu iç karışıklıklar sonucu İran’ın toprak bütünlüğü bozulmuştur. İran’ın hâkim olduğu topraklarda yirmi kadar hanlık kurulmuştur. Bu hanlıklardan biri, Turgutlu Türkmenlerinin hâkimiyetinde olan Revan Hanlığıdır. (5)

Revan Hanlığı döneminde, Çukur Saad yöresindeki Ermeniler yaşantılarını genel olarak barış ve huzurlu bir ortamda sürdürmüşlerdir. Bu doğrultuda, Revan Hanlığı’nın yönetiminde olan topraklarda, Eçmiyazin Ermeni Patrikliği’nin 375 hektar vakıf arazisi olup, bu arazi dâhilinde tarımla uğraşmaktaydılar. Bu arazinin işlenmesinden elde edilen gelirden Türk yönetimleri vergi almamaktaydı.(6)

Bu durum, Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan Ermenilere uygulanan sistemin bir benzeri idi. İran coğrafyasında yönetimde olan Türkmenlerin de, Ermenilere karşı herhangi bir baskı ve dışlamaya yönelik uygulama veya siyaset takip etmemekte idiler. 

Bu açıdan değerlendirildiğinde, Ermenilere, adı geçen Türk kökenli iki devlet tarafından, ne dini, ne de etnik açıdan herhangi bir olumsuz tutum takınılmadığı gibi aksine korunup kollandıkları izlenimi edinilmektedir. (7)

Ancak daha sonraki yüzyıllarda Eçmiyazin Ermeni patrikliğinin yörede bulunması, Ermenilerin Revan ve civarına özel bir önem vermesine neden olmuş, onlar burasını kutsal bir yer olarak kabul etmiş ve bütün dikkatlerini bu yöreye yöneltmişlerdir. Bu nedenle burada bir Ermenistan Devleti kurmak, Ermenilerin hayallerini hep süslemiştir. Ancak karşılarında kendilerine en büyük engel olarak gördükleri bir gerçek vardı. Bu gerçek de bölgedeki Müslüman Türklerin nüfus bakımından, Ermenilere oranla büyük bir çoğunluk oluşturmalarıydı. 

Rus hâkimiyetine girmeden önce, bu yöredeki demografik dağılım yoğun şekilde Müslüman Türklerin lehine idi. Çukur Saad yöresinin 1590 yılı kayıtlarına göre, Revan Eyaletinde, (Iğdır ve civarını da içine alan Çukur Saad yöresinin Erivan, Nahçıvan ve Şüregel mıntıkaları kapladığı alanda) 120 bin kişi yaşamaktaydı. 1728 yılında ise aynı yörede, 183 bin kişinin yaşadığı kayıtlardan anlaşılmaktadır. (8)

1590 yılına ait olan kayıtta, bu nüfusun, %77,5’ini Türkler, %22,5’ini Ermeniler, 1728 yılına ait kayıtta ise bu bölgede yaşayanların %76,5’ini Türkler, %23,5’ini ise Ermenilerin oluşturduğu tespiti yapılmaktadır. 

Revan eyaletine ait verilen bu iki nüfus kayıt bilgileri, Osmanlıların bölgeye hâkim olduğu devre aittir. Osmanlılar, herhangi bir bölgeyi ele geçirdiklerinde o bölgedeki arazi ve vergi verecek nüfusu kayıt altına alırlardı.(9)

Revan ve civarı da ele geçirildiğinde, hemen arazi ve vergi verecek nüfusu kayıt altına alınmıştır. Bu nüfus kayıtlarında hata payı çok azdır. Çünkü Osmanlı Devleti, Müslim ve gayri Müslim unsurlardan farklı vergiler aldığından, alınan vergiler aynı dine mensup olup olmamakla bağlantılı olduğundan ve Ermenilerin, İslam inancında olmaması sebebiyle, Cizye adı ile bilinen verginin onlardan ayrıca tahsil edildiği göz önüne alındığında,(10) Osmanlı
tahrir defterlerindeki kayıtların gerçeğe çok yakın olduğu anlaşılmaktadır. 

Bu nedenle, 1590 ve 1728 yılına ait Osmanlı kayıtlarında, Revan Eyaletinin (Bugün Ermenistan olarak adlandırılan ülke) demografik yapısı içerisinde, Türk nüfusun büyük bir çoğunluk oluşturduğu görülmektedir.

Bölgenin yer adlarına (Toponim) bakıldığında bile, yerleşim birimlerinin çoğunun Türkçe olduğu görülür. Bu durum bütün Ermenistan için geçerlidir.(11) Aynı durum, Iğdır ve civarı (Sürmeli Kazası) için de geçerlidir.(12)

Bölgedeki yer isimlerinin Türkçe menşeli olması gerçeğini Ermeni Tarihçilerden Z. Gorgodyan’ın, 1932 yılında Erivan’da bastırılan “1831-1931’inci Yıllar Arasında Sovyet Ermenistanın Ahalisi” (Ermenice) adlı kitabında Ermenistan’da kayıtlı 2310 yerleşim yerinden 2000’nin adının Türkçe menşeli olduğun kaydedilmiştir. (13)



Yörenin Rus Hâkimiyetine Girmesi

XIX. yüzyıldan itibaren Ruslar, Kafkasya’ya doğru istila hareketine başlamışlardı. 1826 yılında Kuzey Azerbaycan da ortaya çıkan genel bir ayaklanma üzerine, İran olaya taraf olmuş ve bu suretle, İran-Rus savaşı başlamıştır. Revan Hanlığı da İran’a bağlı olması nedeniyle bu savaşa taraf olmuştur. Revan ve civarı bu savaş neticesinde, Rusların üstün gelmesi üzerine, iki devlet arasında yapılan Türkmençay Antlaşması (1 Şubat 1828) ile Rus hâkimiyetine geçmiştir.(14) Bu antlaşma ile Revan’a bağlı olan Iğdır ve civarı da doğal olarak Rus hâkimiyetine girmiştir.

Rusların, Revan (Erivan) çevresinde, Revan Türkleri ile yaptıkları savaşa tanık olan ve bu savaştaki gelişmeleri kaydeden zamanın Rus yazarları, uzaktan gördükleri Revan’ı tarif ederken, pek çok camii minaresinin göründüğünü yazmışlardır. Revan Kalesi, Rusların eline geçtikten sonra, şehre giren Rus yazarlar, ahalisinin çoğunun Türk olduğunu görmüş ve eserlerinde bu gerçeği kaydetmişlerdir. 

Ruslar, Türkmençay Antlaşması ile hâkimiyetlerine aldıkları, Revan, Nahçivan ve bunlara birleştirdikleri Karabağ’la birlikte anılan yerlerde bir idari yapı oluşturmuşlardır. Oluşturulan bu idari yapının adını “Armanskaya Oblast” (Ermeni Vilayeti) koymuşlardır (Mart 1828).(15) 

Ermeniler bu idari birime, Ruslar tarafından Ermeni Vilayeti adının verilmesini, uzun zamandan beri özlemleri olan, bağımsız Ermenistan veya Muhtar Ermenistan idaresi özlemlerine kavuştuklarını zannederek, kısa süreli bir sevinç yaşamışlardır. 

Ancak Ermenilerin bu sevinçleri uzun sürmemiştir. Rusların, yöreyi işgali sürecinde, onlara her türlü yardımı sağlayan ve Ermeni dini lideri olan Nerses’i tutuklayıp, Basarabya’ya sürgün etmişlerdir. Ermeniler oluşturulan yapının bir Rus vilayeti olduğunu, bu bölgeleri Rus Çarı  adına işgal eden ve daha sonra da oluşturulan Ermeni vilayetinin başına getirilen Rus Komutanı Paskiyeviç’ten öğrenmişlerdir.(16)  Ermenilerin, bağımsız veya muhtar (özerk) Ermenistan’a kavuşma sevinçleri bu nedenle kısa sürmüştür. 

Bu dönemde İran’da hâkimiyet, Kaçar Türkmenlerinde bulunmaktaydı. Türkmençay Antlaşması (1828) ile neticelenen bu Rus–İran Savaşın da, Ermeniler, bağlı oldukları Müslüman Türk idaresinin kendilerine her türlü kolaylık göstermesine rağmen, gönüllü silahlı çeteler oluşturarak din adamlarının öncülüğünde, Rusların yanından savaşa katılmışlardı.(17) Ermeniler, bu Rus-İran savaşında, daha sonra meydana gelen Osmanlı-Rus savaşlarındaki, Ruslar lehine olan açık ve faal tutumlarının adeta bir denemesini yapmışlardır.

Rusların, Ermeni Vilayeti adını verdikleri bu bölgede idari yapı kısa süre sonra değiştirilerek, geçici bir askeri idarenin merkezi haline dönüştürülmüştür (Eylül 1829).(18) Bu bölge yirmi yıl sonra ise, Erivan, Nahçivan, Gümrü, Yeni (Novo) Bayezid ve Ordubad kazalarından oluşan Erivan adı ile anılan ve yöneticisi askeri vali olan yeni bir idari yapı meydana getirmişlerdir. Vali başkanlığında olmak üzere, vali yardımcısı ve Rus asıllı yüksek devlet memurlarının katılımı ile bir vilayet meclisi oluşturulmuştur. Bu meclisin dışında yine Rus memurlardan oluşan bir vilayet mahkemesi olup, Türklerin gönlünü almak ve Rus devletine sempati duymalarını sağlamak amacıyla mahalli imamın öncülüğünde, Müslümanlara mahsus bir şer’i meclis oluşturulmuştur.(19) 

Bu suretle Türklere, Rus Devletinin, Müslümanların haklarına saygı gösterdiği mesajı verilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte bölge ahalisinin dilini değiştirmeye özel önem vermişlerdir. Bu doğrultuda 1840 yılına kadar bölgede resmi dil Farsça iken, bu tarihten itibaren Rusça resmi dil olarak dayatılmıştır. (20) Buna rağmen resmi yazışmaların dışında, bölgedeki ahalinin büyük bir çoğunluğu toplumsal hayatta Türkçe konuşmakta (21) ve kültürel eserlerini de Türkçe meydana getirmekteydiler. (22) 

Türkçenin yörede kültürel ve edebi dil olduğu gerçeğini, Köroğlu, Kerem Dede, Âşık Garib, Emrah ile Selbihan, Dede Kasım, Kurbani, Gökçeli Âşık Aliasker (Elesker), Beyböğrek, Tepegöz, Aslanbeğ (Basat) gibi edebi ürünlerin kendi aralarında yaygın olarak Türkçe anlatılmasıdır.

Bu suretle, Türkler, milli destan ve hikâyeleri ile efsane ve ananelerini canlı tutarak varlıklarını korumuşlardır. (23) Bu bölge de Türkçenin konuşulması bu dönemle sınırlı olmayıp, Türklerin Anadolu’ya yayılma (XI. yüzyıl) sürecinden itibaren Türkçe, Kafkasya bölgesinde en yaygın konuşulan dillerden birisi olduğu gibi, zamanla bölgedeki farklı etnik gruplar arasında ortak anlaşma dili haline de gelmiştir. (24)


Yöre de Demografik Değişim

Ruslar ile İran arasında 1828’de imzalanan Türkmençay Antlaşması gereğince, bu yörenin merkezi olan Revan, Rusların hâkimiyetine girmiştir. Ruslar, Revan merkezli bu bölgenin yoğun olan Türk ve Müslüman nüfusunu göz önüne alarak, burada daima varlıklarını sürdürmek ve gelecekte daha ileri mıntıkalara  (Anadolu ve İran içlerine) yönelmek için burasını bir üs olarak teşkil etmişler, bu yüzden buralara Hrıstiyan unsurların yerleştirilmesi siyasetini benimsemişlerdir. (25)

Bu yöre, Rus hâkimiyetine girmeden hemen önce, Erivan Vilayeti’nin demografik yapısının ezici çoğunluğu Türklerden oluşmaktaydı. 1828 yılına kadar Erivan ve civarındaki (Sürmeli Çukuru) nüfusun toplam 106.900 kişi olduğu; bu nüfusun 81.749’u Türk, 25.151’i ise Ermeni idi. (26) 

Bu nüfus oranlarına bakıldığı zaman, Erivan ve civarının demografik yapısında Türklerin tartışılmayacak kadar açık şekilde çoğunluğu oluşturdukları görülmektedir. Bu amaçla Ruslar, Revan ve çevresinde Hrıstiyan nüfusu artırmak amacıyla ilk etapta yerleştirilecek unsur olarak Ermenileri düşünmüşlerdi. Bu doğrultuda İran ve Osmanlı vatandaşı Ermenilere çeşitli teşvikler sunmak, özellikle Sürmeli Çukuru (Çukur Saad) denilen bölgeye Ermeni Vilayeti adını vermek suretiyle, Ermenilerin kitle halinde buraya göçünü sağlamışlardı.(27) 

1828–1829 yıllarında Kuzey Azerbaycan olarak adlandırılan Revan bölgesine, İran’dan sayıları 6.946’yı bulan Ermeni ailesi göç etmiştir. Bunların toplam olarak 35.560 kişi olduğu bilinmektedir. Edirne antlaşmasından sonra (1829–1830 yıllarında) Osmanlı ülkesinden, yaklaşık 14 bin Ermeni ailesi, bu nüfus olarak 84.000 kişi yapmaktadır ki, buraya göç ettirilmiştir. (28) 

Buraya göç ederek yerleşen 2.264 ailenin Kars’tan, 4.315 ailenin de (Doğu) Beyazıt’tan geldikleri tespit edilmiştir. Bu gelenlerden bir kısmı, Rus işgali nedeniyle can ve mal güvenliğinden dolayı Müslüman Türklerin boşalttığı köylere yerleştirilmiştir. Bu suretle, savaştan sonra geri dönmesi muhtemel Müslüman Türk ahalinin önünü kesmişlerdir. Köyleri ellerinden çıkan Müslüman Türkler ise Türkiye ve İran’a göç etmek zorunda bırakılmıştır. (29) 

Ruslar, bu bölgenin idari teşkilatını 1872 yılında yeniden düzenleyerek Erivan Guberniyası’na yedi (Erivan, Aleksandrapol, Nahçivan, Novo Beyazid, Sürmeli (Iğdır), Dereleyez-Şerur ve Eçmiadzin) kazayı daha bağlamışlardı. Bağlanan bu kazalardan biri de Sürmeli Kazası adı ile anılan Iğdır ve civarını içine alan yöredir. (30) Bu düzenleme yapıldığında bile Ermeniler, Erivan, Iğdır ve civarında nüfus açısından çoğunluğu oluşturmuyorlardı.

Aynı durum, Ermenilerin çoğunluk iddiasında bulundukları, Osmanlı Devleti’nin Doğu vilayetleri olarak bilinen ve Vilayat-ı Sitte olarak adlandırılan bölge için de geçerli idi. Din ve Etnik açıdan bölge değerlendirmeye tabi tutulduğunda; % 83 Müslüman, % 14 Hristiyan Ermeni, % 3 Hristiyan Rum ve Süryani vb. gibi unsurlardan oluşmaktaydı. Ancak araştırmalar hiçbir yerde çoğunluğu oluşturmadıklarını hatta en kalabalık oldukları Erzurum vilayetinde bile %20.77 nüfus oranına sahip olduklarını göstermekteydi. (31) 

Yine Osmanlı Devletinin 1914 istatistiğine göre, o zamanki mülki taksimata göre (Erzurum, Van, Bitlis, Harput, Bitlis, Diyarbakır) vilayetlerinde toplam nüfus 3.225.989 olup bunların 2.622.010’u Müslüman, 483.672’si Ermeni, 4859’u Rum ve 115.820’si Süryani idi. (32) 


Özetle; Ermeniler ve diğer Hrıstiyan unsurlar Doğu Anadolu bölgesinin hiçbir yerde çoğunluk oluşturmuyorlardı.

1828 yılından 1918 yılına kadar Revan ve çevresinin demografik yapısını değiştirmek için Ruslar büyük çabalar göstermelerine rağmen büyük oranda Hristiyan çoğunluğunu sağlamayı başaramamışlardır. 

1908 yılına ait Rus nüfus istatistiğine göre Erivan vilayetine bağlı, Iğdır ve civarını içine alan Sürmeli Sancağına bağlı, 234 köyde toplam 91.141 nüfusun yaşadığı tespit edilmiştir. Bu sayıma göre Sürmeli sancağındaki nüfusun, 68.692’si (%70,7’si) Türk ve Müslüman, 28.449 kadarı ise Ermeni nüfustan oluşuyordu. Ancak bu sayımda sadece erkek nüfus dikkate alınmıştır. Bu sayımda, Sürmeli Sancağının 1908 yılına ait nüfus verileri yerleşim birimlerinin etnik yapıları ile birlikte verilmiştir. Rus istatistiğinde bile Türk ve diğer Müslüman unsurların bölgede nüfusun çoğunluğunu teşkil ettiği görülmektedir. I. Dünya Savaşının başladığı 1914 yılında dahi Erivan ve civarında yaşayan Türk nüfus, sayısal açıdan aşağı yukarı Ermeni nüfus ile aynı seviyede idi. (33)

Justin Mc Carthy, “Ölüm ve Sürgün,” adlı eserinde, Erivan Vilayetindeki Türk nüfusun 1914 ve 1926’daki oranını karşılaştırmıştır. Bu karşılaştırmaya göre; 1914’te Türk nüfus 270.000 iken 1926 yılında Türk nüfusun 89.000’e düştüğünü kaydederek aradaki Türk nüfus kaybının oransal farkının %67 olduğunu tespit etmiştir.

Bu oranlamada, Türk Milli Mücadelesinden sonra Türk sınırları içerisinde kalan Iğdır ve civarını dışta tutarak hesaplamıştır. Rus hâkimiyetinde kalan Erivan ve civarı için bu sonuçlar geçerlidir. Bölgedeki bu nüfus değişiminin en büyük neden, İngiliz Amirali Bristol’un tuttuğu günlükte kayıtlı şu sözlerinde arandığında, sorunun nedeni açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır; 

“Genaral Dro’nun yanında (bulunarak) hizmet görmüş subayların verdiği raporlardan biliyorum ki, savunmasız köyler topçu ateşine tutulmuştur ve sonra işgal edilmişlerdir; eğer orada kaçmamış yerli halktan (Müslüman) kimse bulunmuş ise bunlar vahşice öldürülmüşlerdir. Köy talan edilmiştir. Bütün hayvan sürüleri gasp edilmiş ve sonunda köy yakılmıştır. Bu eylemler Müslümanları (Türkleri) defetme amacıyla düzenli ve sistemli biçimde yürütülmüştü.”(34)

Bu kayıt farklı bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, Amiral Bristol, Ermenilerin Türklere yaptığı katliamları ifade ederken “düzenli ve sistemli biçimde yürütülmüştü” şeklindeki ifadeyi kullanmak suretiyle bölgedeki Türklere soykırım yapıldığını kuşkuya yer bırakmayacak derecede açıkça dile getirmektedir. 

Eğer, 1948’de kabul edilen Birleşmiş Milletler Anayasası’nda yer alan “Soykırım Suçunu Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi”, geçmişe yönelik işletilecek ve Amiral Bristol’un tuttuğu bu rapor işleme konulacak olursa, Ermenilerin Türklere yönelik soykırım yaptıkları ortaya çıkmaktadır. 

Çünkü Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunda, 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde soykırım tanımlanırken kullanılan ifade şöyledir; 

“Silahsız ve savunmasız bir toplumun bireylerinin hiç ayrım gözetilmeksizin planlı bir şekilde ve silahlı bir toplum tarafından tamamen yok edilmesidir.” (35)



Sonuç

XIII. yüzyıldan itibaren batılı kaynaklarda Türkmenistan olarak geçen ve günümüzde Ermenistan olarak adlandırılan ülkede çoğunluk Müslüman Türklerden oluşmaktaydı. Rusya desteğindeki Ermeniler, 1828’den başlayarak Türklere yönelik etnik temizlik hareketine başlamışlardır. Ermenilerin yaptıkları bütün katliam ve sürgünlere rağmen, 1920 yılına kadar Ermenilerin kendilerine merkez olarak seçtikleri Revan (Erivan) ve civarında Müslüman Türk nüfusu sayısal yönden hemen hemen Ermeni nüfusa eşit idi. (36) 

Bu nedenle Türkler, yöre üzerinde tarihten gelen doğal bir hakka sahip idiler. Bu haklarından da kolay kolay vazgeçmek amacında değildiler. Bu amaçla, Ermenilerin teşkilatlı tedhiş hareketlerine karşı, Türklerde teşkilatlanmaya başlamışlardı. Ancak bu teşkilatlanmada Türkler, Ermenilere nazaran çok geç kalmışlardı. Çünkü Erivan ve civarın da yüzlerce Türk köyü yakılıp, yağmalanıp ve ahalisi katledildikten sonra Türkler, durumun korkunçluğunun farkına varmışlardır. 

Ermeni tedhişine o dönemde engel olacak ve Müslüman Türklerin hayatlarını güven içinde idame etmelerine yardımcı olacak bir teşkilat ise bulunmamaktaydı. O dönemde (1828–1920), Müslüman ülkeler arasında en güçlü devlet olarak Osmanlı Devleti olmasına rağmen, Osmanlılar yöredeki demografik değişikliklere müdahil olamamıştır. Buna sebep olarak muhtemelen Osmanlı Devleti’nin zayıf durumda bulunması gösterilebileceği gibi, bölgenin Osmanlı hâkimiyetinden iken değil de, İran’ın hâkimiyetinde iken Rus egemenliğine geçmesi bir müdahaleye engel teşkil etmiş olabilir. 

Neticede her ne olursa olsun; XIII. yüzyıldan itibaren Türkmenlerin vatanı olan yöre, 1828’den itibaren Ermeni vatanı haline dönüştürülmüştür.

Bölgenin içinden geçen Aras Nehri’nin akış istikametinin sağ tarafında yer alan Iğdır ve civarı, Türk Milli Mücadelesi (1919 -1922) neticesinde Ermeni vatanı olmaktan kurtarılmıştır. Bu suretle, Türk toprağı olan Revan ve civarındaki, Müslüman Türkler, etnik temizliğe tabi tutularak, doksan iki yıl (1828–1920) içinde Ermenistan haline getirilmiştir. Buradaki, Müslüman Türklerin felaketi ise, dünya devletleri tarafından görmezlikten gelinmiştir. 



Öğr. Gör. Oktay KIZILKAYA 
Kafkas Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü
Sosyal Bilimler Dergisi-22, 2007




1-)  1441 yılında Kilikya bölgesinden çıkarılan Ermeni ruhanileri Üçkilise de denilen ve Iğdır’ın yaklaşık 20 km yakınındaki Eçmiyazin’e gelerek burayı kendilerine dini merkez (Katolikosluk-Katogigosluk) yapmışlardır. Bkz. Saide Hacieva “İrevan (Revan) Türk Hanlığı ve Osmanlı Devleti ile ilişkileri,” Türkler, 7. Cilt, Yeni Türkiye Yayınları. Ankara, 2002, ss. 64–72. 2
2-) M.F. Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi 1451-1590, Ankara, TTK Yay.,1998, s. 349. 3
3-)  Evliya Çelebi Seyahatnamesinden seçmeler, (Haz.) H. Nihal Atsız, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1991, s. 273. 4
4-)  Osmanlı Devleti Tarihi, (Çev.) Şiar Yalçın, Nokta Yayınları, İstanbul, 2003, s. 28. 
5-) Hacieva, “İrevan (Revan) Türk Hanlığı ve Osmanlı Devleti ile ilişkileri”, s. 65. 6
6-)  Hacieva, “İrevan (Revan) Türk Hanlığı ve Osmanlı Devleti ile ilişkileri”, s. 65. 7
7-)  M. Mirza Bala, “Erivan Maddesi,” İslam Ansiklopedisi, İstanbul, MEB Yay., 1993, s.313. 8
8-)  Rafik Firuzoğlu Safarov, “Batı Azerbaycan: Etno-Politik Değişiklikler ve Ermenistan’ın Kurulması (1801–1921)”, Türkler, Cilt: 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, ss.167–174. 9
9-)  Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi 1300–1600,Cilt: 1 (çev) Halil Berktay, Eren yayıncılık, İstanbul, 2000, ss. 145–150. 
10-)  İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, Cilt: 1, ss. 175–182. 
11-)  M.F. Kırzıoğlu, “İravan/Revan Türkleri” Türk Kültürü Dergisi, S:11, (Eylül 1963),ss. 30–36. 
12-)  İbrahim Güner, “Kafkaski Kalender Yıllığı’ndaki Iğdır’la İlgili Nüfus Verilerine Coğrafi Bir Yaklaşım”, Iğdır, “Tarihi Gerçekler ve Ermeniler” Uluslararası Sempozyumu
24–27 Nisan 1995, ss. 127–146. 
13-)  İbrahim Bayramov, “ Qerbi Azerbaycan’ın Türk Menşeli Toponimleri” www.iravan.com/index. php?subaction=showfull&id=1081971595&archive... 
14-)  Kerim Oder, Azerbaycan, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1982, s. 74, Bala, “Erivan Maddesi”, İ.A. s. 314. 
15-) Kazım Karabekir, Ermeni Meselesi, 2. Baskı, Emre Yayınları, İstanbul, 1995, s. 127. 
16-) Karabekir, Ermeni Meselesi, s. 127. 
17-) Karabekir, Ermeni Meselesi, s.126–127; Hacar Y. Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine” (Çev.)Bilgehan Atsız Gökdağ, Türkler,Cilt: 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, ss. 175–180. 
18-) Bala, “Erivan” maddesi, s. 314.
19-) Bala, “Erivan” maddesi, s. 314. 
20-) Nadir Devlet, Rusya Türklerinin Milli Mücadele Tarihi (1905–1917), I. Baskı, TTK. Yayınları, Ankara, 1999, s. 23. 
21-) Veysel Ünüvar, İstiklal Harbi’nde Bolşeviklerle Sekiz Ay, 1920–1921, Şirket-i Mürettebiye Basımevi No: 73, İstanbul, 1948, s. 7 
22-) Bölgede halk arasında Türkçe konuşulduğunun delili olmak üzere, Türk Halk Edebiyatı’nın Âşıklık Sanatının önde gelen Temsilcilerinden Âşık Alhas’n Revan (İrevanErivan) ile ilgili bir şiiri şöyledir.

Yığılın ahbaplar yaren, yoldaşlar Develer çekilir, ziller çalınır,
Hele görün İrevan’da neler var? Hem Verilir, hem salınır, alınır,
Pambuğu, buğdası, dingi düyüsü Keçisi kırkılır, koyun yolunur
Bir de görüm bu meydanda neler var? Bilmirem ki bu meydanda neler var?
 Âşık Alhas sende gel İrevan’a,
 Gör bu gözelleri kal yana yana,
 Bunlar kimi heç gelmedi cihana,
 Huri kimi bu gılmanda yeri var!

Nizamettin Onk, “Âşık Alhas” Türk Kültürü Aylık Dergisi, Sayı: 303, (Temmuz,1988), ss. 428–435. Bu konu ile ilgili farklı halk edebiyat ürünleri için, ayrıca bkz.,Zeynel Abidin Makas, “Gökçe Aşık Mektebi” Kardaş Edebiyatlar Üç Aylık Edebi Dergi, Sayı:8, (Ekim-Kasım-Aralık1983). ss. 31–35. Nizamettin Onk, Göğçeli Âşık Elesker, Adapazarı Öğretmenler Yardımlaşma Derneği, Yayın No: 2, Sakarya, 1964. 
23-)  Kırzıoğlu, “İrevan/Revan Türkleri”, ss. 31–36. 
24-) Rauf A. Hüseyinov, “Azerbaycan’daki Etnik Süreçlerin Tarihi Yönleri,” XI. Türk Tarih Kongresi (Ankara 5–9 Eylül 1990), II. Cilt, TTK. Yayınları, Ankara, 1994, ss.
553–562. 
25-) Kırzıoğlu, “İravan/Revan Türkleri”, ss. 30–36. 
26-) Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine,” ss. 175–179. 
27-) Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine,” ss. 175–179. 
28-) İbrahim Güner, “Kafkaski Kalender Yıllığı’ndaki Iğdır’la İlgili Nüfus Verilerine Coğrafi Bir Yaklaşım, ss. 127–146. 
29-) Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine,” ss. 175–179. 
30-) Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine,” ss. 175–179. 
31-)  İlhan Gedik, Vilayat-ı Sitte’de Demografik Durum (1875–1914), Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Ankara, 1985, s.78–79. 
32-) Türk İstiklâl Harbi III ncü Cilt Doğu Cephesi(1919–1921)ATASE Yayınları,Ankara,1995, s. 38. 
33-) Justin Mc Carthy, Ölüm ve Sürgün, (Çev.) Bilge umar, İnkılâp Kitabevi, İstanbul,1988, s. 256.
34-) Bristol’un Savaş Günlüğü, 14 Ağustos 1922, U. S. 867.00/1540. naklen, Mc Carthy,Ölüm ve Sürgün, s. 252. 
35-) Cemalettin Taşkıran, “Türk-Ermeni İlişkileri, Tehcir Olayı ve Sözde “Soykırım” Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, (ed.) H.Celal Güzel, Yeni Türkiye Yayınları,Ankara, 2001, ss. 209–224, Ayrıca bkz. Pulat Y. Tacar, “Ermenilere Soykırım Yapıldığı Savının Hukuksal ve Ahlaki Açılardan İncelenmesi,” Ermeni Araştırmaları Dergisi,S: 2, (Haziran-Temmuz-Ağustos 2001), ss. 89–112. 
36-) Allen ve Muratoff, 1828–1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1966.s. 463.








Yerevan and Iğdır regions were historically called as Çukur Saad and Sürmeli Çukuru by the Turkish people living in that region. The area in question was overwhelmingly Muslim dominant one from the point of cultural and social view until 1828. The percentage of Muslim Turkish population was about 77-78 % until 1828.

Russia began to rule the territory in 1828 according to Türkmençay Treaty between Russia and Iran. In order to rule the region for a long time Russians started to settle Armenians in the region. Thus, denominating the region an Armenian name, the Russians encouraged the migration of the Armenian population who had already settled in Iran and Ottoman state, to the region with the commitment of giving them fertile lands. As a result of such promises thousands of Armenians migrated into the region. In order to be the only ethnic group, Armenians launched terrorist activities against Muslim Turks with the support of Russians. In this study we try to examine the demographic changes in this region between 1828 and 1920. 




ARMENiANS BURNS TURKiSH FLAG