Translate

war crimes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
war crimes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2016 Cuma

Osmanlı - Rusya - Türkiye ve Emperyalizmin oyunları





Osmanlı İmparatorluğu’nun Yıkılışı



Amerikan emperyalistlerinin sömürgeci iştahları, her türlü düş gücünün üstündeydi. (Yakındoğu’da güçlü bir rakiple, ABD’yle derde girmek istemeyen İngiltere’nin çıkarınaydı) 


G.King ve C.Crane başkanlığındaki Amerikan komisyonu, 1919 yılı Haziran ve Temmuz ayları boyunca, Suriye, Filistin, Kilikya ve İstanbul’u ziyaret ettiler. Yakındoğu halklarının “korunması” maskesi altında King-Crane komisyonu ABD’nin işgalci planlarını geniş ölçüde yaygınlaştırdı. Yerli halkı kendi yanlarına çekmek için demogojik bir biçimde “Amerika’nın bir toprak isteği” bulunmadığını, Yakındoğu halklarının işlerine salt “adalet adına karışmak zorunda” kaldığını ileri sürüyorlardı.


Amerikan komisyonu, eğer böyle bir gereklilik doğarsa, Türkiye üzerinde Amerikan mandası kurulmasına razı olup olmayacakları konusunda, İstanbul’da ve ülkenin diğer bölgelerinde bulunan siyasal parti ve örgütlerle din dernekleri yöneticileri arasında soruşturma yaptı.


Paris’e dönen King-Crane komisyonu, “incelemelerinin” sonuçlarını geniş bir raporla açıkladı. Raporda, Suriye, Filistin ve Mezopotamya’ya Amerikan mandası verilmesi görüşü savunuluyor, gerekçe olarak bu ülkelerin ne Fransız ne de İngiliz mandası istedikleri gösteriliyordu.


Komisyon, Boğazlar ve Ermenistan içinde olmak üzere, Türkiye üzerinde de ABD mandası kurulması görüşündeydi. King-Crane raporu, konuyu şu sözlerle bağlıyordu: “Küçük Asya’da mandalara ilişkin olarak en iyi çözüm, her üç mandanın (yani Küçük Asya, Ermenistan ve İstanbul’a verilecek mandaların) tek bir manda olarak birleştirilmesi ve bunun tek mandatör devlet olarak Amerika’ya verilmesidir”.


Yakındoğu ülkeleri üzerinde kurulacak mandalara ilişkin olarak komisyonu oldukça ilerler varan sonuçları, emperyalizmin Lloyd George, Clemenceau gibi temsilcilerini bile şaşırttı ve Türkiye’nin paylaşılması konusunda emperyalistler arası savaşımı kızıştırdı.


General D.Harbord başkanlığında 1919 Ağustos’unda Transkafkasya ve Doğu Anadolu’ya gönderilen ikinci Amerikan komisyonunu da, tüm Türkiye, Transkafkasya ve İstanbul üzerinde tek bir manda kurulması gerektiği sonucuna vardı.


D.Harbord komisyonu, Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti’yle ve XV.Kolordu komutanlığıyla da bağlantı kurdu. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa komisyona “1.Kafkas Kolordusu’nun 1334 (1918) yılındaki hareketleri ve gözlemleri konusunda”, Türkiye’nin Kafkasya üzerine seferinin “haklılığını” kanıtlayan bir raporu sundu.


Fakat kısa bir süre sonra uluslararası durumda değişiklikler oldu ve bu ABD dış politikasını da etkiledi. 1919 yazında Kızıl Ordu, Petrograd’ı tehdit eden general Yudeniç’i bozguna uğrattı. 1919 Ekim’inde Oryol ve Voronej’deki kesin savaşlarda da, Sovyetler Birliği’yle savaşlarında İngiliz-Amerikan emperyalistlerinin baş kozu olan General Denikin’in birliklerine ölümcül darbe indirdi. 1919 sonunda, Kolçak’ın bozgunundan sonra ise Amerika’nın Sibirya’yı ele geçirme planları sonsuza dek suya düşmüştü.


Sovyet Rusya’ya karşı müdahale politikasının çökmesinden ve Uzakdoğu’da Çin’in paylaşılması konusunda emperyalistler arası çelişkinin alabildiğine keskinleşmesinden sonra, Amerikan emperyalistleri bir süre için Avrupa işleriyle ve bu arada Türkiye’nin paylaşılması konusuyla ilişkilerini gevşettiler. ABD senatosunun 1919 Kasım’ında Versailles Antlaşması’nı onaylamayı reddedişinden sonra ise, Amerikan kurulu, sadece gözlemcilerini bırakarak Paris Barış Konferansı’ndan ayrıldı.


Amerikan emperyalistlerinin Yakındoğu politika alanından bir süre için ayrılmaları, İngilizlerin konumunu önemli ölçüde güçlendirdi. Fransız ve İtalyan emperyalistlerinin amansız direnişlerine karşın, İngiltere, eski Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm alanlarında ve bu arada Karadeniz boğazlarında adım adım egemenliğini kurmaya girişti. Fakat İngiltere, Fransa ve İtalya arasında ciddi görüş ayrılıkları nedeniyle, Türkiye’yle barış antlaşmasının imzalanması daha bir yıl uzadı.


22 Mayıs 1919’da, Sykes-Picot Antlaşması’na açıklık getirilmesi konusunda İngiltere ve Fransa arasında yeni bir antlaşma imzalandı. Buna göre, Filistin ve Musul illeri, İngiltere’nin etki alanına girmekteydi. Buna karşılık, İngiltere de, Fransızların işgal etmesi için askeri birliklerini Suriye ve Kilikya’dan çekecekti. İngiltere ayrıca Zonguldak kömür havzasının ve Bandırma bölgesinin de Fransa tarafından işgal edilmesini kabul ediyordu. Zonguldak kömür havzası, antlaşma öncesinde 1919 Nisan’ından beri Fransız işgali altında bulunmaktaydı.


29 Temmuz’da, İngilizlerin de katılmasıyla, İtalya ve Yunanistan’ın Anadolu’da ve Balkanlar’daki etki alanlarının sınırları konusunda İtalyan-Yunan Antlaşması yapıldı.


12 Eylül’de İngiltere, Türkiye’ye barış konferasında çıkarlarını “koruyacağı” ve ülkede ekonominin yeniden kurulmasına “yardım edeceği” gerekçesiyle kendi koşullarını dayattı. Bu antlaşma, Türkiye’yi sıradan bir İngiliz sömürgesi durumuna getirmek amacını taşıyordu.


1919 yılı sonunda, İtilaf güçleri arasında özellikle boğazlar sorunu üzerinde ciddi görüş ayrılıklarına karşın, Türkiye’nin yazgısı kararlaştırılmıştı. Uzmanlar kurulunca hazırlanan Türkiye’yle barış antlaşması tasarısı; 

- Filistin ve Mezopotamya’da İngiliz Suriye ve Kilikya’da Fransız mandası kurulmasını; 
- Güneybatı Anadolu’nun İtalyan etki alanına bırakılmasını; 
- İzmir ili ve Doğu Trakya’nın Yunanistan’a verilmesini;
- Güneydoğu Anadolu’nun İngiltere’nin koruyuculuğu altında özerk bir Kürt yönetimi kurulmasını;
- Anadolu’nun doğusunda bulunan yedi ilin ABD mandası altında Taşnak Ermenistanı’na verilmesini;
- Boğazlarda uluslararası bölge;
- Orta Anadolu’da padişahlık yönetiminde küçük bir Türk “devleti” kurulması – fakat gerçekte bu devlet İtilaf Devletleri’nin denetimi altında bulunacaktı.


İtilaf güçleri bu planın gerçekleştirilmesi için Türkiye’de ve Musul ilinde (100 000’in üstünde insandan oluşan) işgal birliklerini tutmaktalardı. 1919 yılında; 

- İngiltere’nin, 30.000’i İstanbul’da, 3.000’i Çanakkale Boğazı’nda, 5.500’ü Bağdat Demiryolu’nda ve 3.000’i Musul ilinde olmak üzere, Türkiye’de 41.500 asker ve subayı vardı.
- İtalyanların 17.500 kişilik askeri birlikleri İstanbul, Antalya, Isparta, Muğla, Söke, Megri, Finike, Akşehir, Afyonkarahisar ve Konya’ya yerleşmişti. İstanbul’da 4.000 kadar İtalyan bulunmaktaydı.
- Fransızların sayıları 49.000 asker ve subaya ulaşan Türkiye’deki askeri birliklerinin 24.000’i Çatalca ve İstanbul’da, 4.000’i Çanakkale Boğazı’nda, 1.000’i Rumeli Demiryolu hattında, 20.000’i Kilikya’da (Adana, Tarsus, Mersin) bulunuyordu.


Bundan başka, Türk kara sularında, İngiltere, Fransa, ABD, İtalya ve Yunanistan’ın çok sayıda deniz piyade birliklerine sahip savaş filoları bulunmaktaydı. İzmir ve Aydın iline Dört Yunan Tümeni (40.000) yerleştirilmişti.


İşte böyle bir barıştı Türkiye’yle yapılacak olan. Fakat Türk halkı, onu tutsaklaştıracak ve devletini yok edecek olan böyle bir geleceğe boyun eğmedi; özgürlük ve bağımsızlık savaşını başlattı.




Ekim Devrimi’nin Türkiye’ye Etkisi


Ekim Devrimi, sömürgelerde ve bağımlı ülkelerde kurtuluş devrimlerinin yeni bir dönemini başlattı. Bu devrim dünya emperyalizminin, gövdesinde ölümcül bir yara açmak ve dünya ekonomisinin birleşik kapitalist sistemini parçalamakla kalmadı; Sovyet devletinin kişiliğinde Doğu’nun ulusal kurtuluş devrimlerine bir dayanak yarattı.


Sovyet hükümeti kuruluşunun daha ilk günlerinden, Doğu ülkelerinin paylaşılması konusunda çarlık hükümetlerinin ve geçici hükümetlerin büyük devletlerle imzaladıkları gizli diplomatik belgeleri ve gizli antlaşmaları yayımlamaya başladı. 


Bu yayınlar, doğunun irili ufaklı halklarının yazgıları üzerinde pervasızca pazarlık yapan dünya emperyalizminin soyguncu planlarını tüm dünyanın gözü önüne serdi. Eski Dışişleri Bakanlığı Arşivinden Gizli Belgeler adıyla yayımlanan kitabın ikinci fasikülünde, Türkiye’nin paylaşılması konusundaki gizli antlaşmalar yer almaktaydı.


Türkçe’ye çevrilen ve İstanbul’da yayımlanan bu belgeler kitabı, ülke kamuoyuna büyük ölçüde etkiledi. Tanınmış gazeteci Yunus Nadi, Türkiye’deki Sovyet Elçisi S.İ.Aralov’a bu konuda şunları söylemişti: “Türkiye’nin parçalanmasına ilişkin gizli çarlık antlaşmalarının Sovyet hükümetince yayımlanması; Çarlık Rusyası, Fransa, İngiltere ve İtalya’nın Türk halkına karşı emperyalist tasarılarını ortaya çıkardı.”


Rus SFSC Halk Komiserleri Sovyeti’nin “Rusya ve Doğu’nun Tüm Emekçi Müslümanlarına” çağrısında şöyle denilmekteydi: “ Doğu Müslümanları, İranlılar ve Türkler, Araplar ve Hintliler! Kafaları ve varlıkları, özgürlükleri ve anayurtları yüzlerce yıldır Avrupa’nın açgözlü yırtıcılarınca alınıp satılanlar; savaşı başlatan soyguncularca yurtları paylaşılmak istenenler! 


İstanbul’un ele geçirilmesi konusunda devrik çarın yaptığı ve devrik Kerenskiy’ce onaylanan gizli antlaşmaları bugün yırtılıp yok edildiğini bildiririz! Rusya Cumhuriyeti ve onun hükümeti, Halk Komiserleri Sovyeti, yabancı toprakların ele geçirilmesine karşıdır!”


Sovyet hükümeti, Türkiye’nin paylaşılması konusunda çarlık antlaşmalarını geçersiz sayışının yanı sıra, zamanında Çarlık Rusya’sının Türkiye’den eşit olmayan antlaşmalara (kapitülasyonlar) bağlı olarak elde ettiği ekonomik, ticari ve hukuki bağışıklıklardan da vazgeçti. Eşit olmayan antlaşmalardan vazgeçmekle, Sovyet Rusya, Türkiye’nin dünyada sadece siyasal değil, ekonomik bağımsızlığını da tanıyan ilk ülke oldu.




Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923
A.M.Şamşutdinov
Çev:Ataol Behramoğlu, 1999
Orijinal Adı: Osvoboditelnaya Voyna Turtsii, 1966










ilgili:
A.M.Şamsutdinov






NOT: 
Yakın tarihte de buna benzer bir olay (Rusya Türkiye'yi Uyardı - İstanbul / Darbe) olunca aklıma geldi, paylaşayım dedim..! SB,19 Ağustos 2016





*



Amerika'nın istihbarat birimi CIA'in direktör eski yardımcısı Michael Morell, Suriye'deki Rusların "bedel ödetmek üzere" gizlice öldürülmesi gerektiğini söyledi./ link



Speaking on the TV channel CBS News, former deputy director of the CIA Michael Morell said that the settlement of the Syrian conflict needs “covertly” killing of Russians and Iranians.

According to Morell, Washington should support the militants in Syria more actively.

“When we were in Iraq, the Iranians were giving weapons to the Shia militia, who were killing American soldiers, right? The Iranians were making us pay a price. We need to make the Iranians pay a price in Syria. We need to make the Russians pay a price,” he said.

“We will make the Russians and the Iranians pay by killing them?” CBS co-host Charlie Rose asked Morell again.

“Yes. Covertly,” the former deputy director of the CIA confirmed. /news link / link / link





Bir de:"ABD'den Türkiye, Rusya Yakınlaşması Yorumu: Endişeli Değiliz, Onların Kararı" demişler. Yalanlarınızı yesinler!!! (link)





"The election of Trump or Clinton is the old illusion of choice that is no choice: two sides of the same coin. In scapegoating minorities and promising to "make America great again", Trump is a far right-wing domestic populist; yet the danger of Clinton may be more lethal for the world.... In a radio broadcast, Cohen referred to critical questions Trump alone had raised. Among them: why is the United States "everywhere on the globe"? What is NATO's true mission? Why does the US always pursue regime change in Iraq, Syria, Libya, Ukraine? Why does Washington treat Russia and Vladimir Putin as an enemy?"








OF COURSE THEY WILL KILL AMERICAN SOLDIERS. 
WHAT ARE YOU DOING HERE, SO FAR FROM YOUR "HOME"? 
DO YOU HAVE BORDERS TO ANY OF THESE STATES? 
THIS IS INVASION. 
AND THEY HAVE EVERY RIGHTS TO DEFEND THEIR HOMELAND... 
THE BIGGEST TERRORIST IS THE USA STATE.
THEY BROUGHT THE TERRORISM.
GO HOME YANKEE!!!
KEEP YOUR HANDS OFF OUR COUNTRIES.
SB.










6 Ağustos 2016 Cumartesi

EMPERYALİZME KARŞI ÇIKMAK ve HİROŞİMA





6 Ağustos 1945 sabahında Amerika Birleşik Devletleri’ne ait ‘Enola Gay’ adlı B-29 savaş uçağından Japonya’nın Hiroşima kentine ‘Little Boy’ (küçük oğlan) adı verilen 14 kilo ton gücünde olan Uranyum 235 tipi atom bombası atıldı.

İkinci Dünya Savaşı’nın son aşamasında yapılan Hiroşima’ya atom bombası saldırısı, ABD’nin insanlığa karşı yaptığı toplu katliamlardan biri olarak tarihe geçmiştir. 

ABD istihbarat birimleri önceden Japonların hayat ve hareket tarzlarını araştırarak, onların en çok dışarıda oldukları saati saptamıştır. Buna göre saldırı saati sabah 08.15 olarak kararlaştırılarak, bombalama eylemi yapılmıştır.

Saniyenin on binde biri kadar kısa bir sürede gerçekleşen patlamanın ilk etkisi gözleri kör eden bir ışıktı. Ardından gelen yaklaşık 300.000 derecelik ısı etkisi, 3 km çapındaki her şeyin yanmasına neden oldu. Daha sonra ise patlamanın etkisiyle başlayan ve saatte 1800 km ile esen alev rüzgarı çevredeki tüm yapıları yıktı, ağaçları söktü. 

Ancak asıl kalıcı etkiyi patlamadan bir kaç dakika sonra başlayan bir yağmur gerçekleştirdi. Yağmur ile tüm radyoaktif serpinti bölgeye inmiş oldu. Saniyelerle ölçülebilecek bir zaman dilimi içerisinde Hiroşima’yı yok eden bu korkunç bombanın bilançosu yaklaşık 150.000 ölü ve 100.000 yaralı olarak belirlenmiştir.

Hiroşima’ya atom bombası atan uçağın pilotu Albay Paul Tibbets (1915-2007), bu olaydan sonra her gece rahat uyuduğunu söylemiştir. Bu bombayı taşıyan uçağın adı, pilotun annesinin adından (Enola Gay Tibbets), bombanın adı ise, annesinin oğluna hitabından (Little Boy) gelmektedir. 

Emperyalist ABD, insanlığa karşı işlediği bu suçta kullandığı ‘Enola Gay’ adlı uçağı, hiç sıkılmadan ve utanmadan Ulusal Havacılık ve Uzay Müzesi’nde sergilemektedir.

9 Ağustos 1945 günü ise saat 11.02′de Japonya’nın Nagazaki kentine ‘Bockscar’ adlı B-29 savaş uçağından, ‘Fat Man’ (şişman adam) adı verilen 20 kilo ton gücünde olan Plütonyum 239 tipi atom bombası ile ikinci saldırı gerçekleştirildi.

Bu şehirdeki insanların daha önceden uyarılması buradaki ölümlerin daha az olmasını sağladı. Nagazaki’ye atılan bombanın bilançosu yaklaşık 100.000 ölü ve 80.000 yaralı olarak belirlenmiştir. Ancak, her iki şehirde de radyasyondan kaynaklanan ölümler 15 Ağustos 1945 tarihinden sonra görülmeye başlandı. 

Radyasyondan kaynaklanan ölümler, bombanın patladığı anda meydana gelen şok, ısı ve yıkım etkisiyle gerçekleşen ölümlerden fazla olmuştur. Her iki atom bombasının atılmasından sonraki ilk beş yıl içinde bilanço çok acıdır. Radyasyonun toprağa ve suya verdiği zararların sonucunda, yüz binlerce genetiği değişmiş sakat insanın yanında yaklaşık 350.000 ölü vardır. Bu iki kentte hala insan hayatını etkileyen bu radyoaktif saldırılar, günümüzde bile Japonların genetik yapısında kendisini göstermekte ve bombanın atıldığı yerde herhangi bir şey yetiştirilememektedir. Bu sonuç atom bombasının insanlık için ne denli tehlikeli bir silah olduğunu ortaya koymaktadır.

İlk kez İkinci Dünya Savaşı sonlarında kullanılan nükleer silahlar için ABD’nin gösterdiği resmi gerekçe komikti: “Almanya’nın teslim olmasından sonra Japonya’nın teslim olmasını sağlamak ve İkinci Dünya Savaşı’nı sona erdirmek.” 

Ancak yaygın bir görüşe göre atom bombası Sovyetler Birliği’yle başlatılan soğuk savaş ilişkilerinde ABD silah üstünlüğünü göstermek için kullanılmıştır.






Emperyalizmin öncüsü ABD’nin, İkinci Dünya Savaşı’ndan günümüze olan insanlık suçları çok ürkütücüdür. 

*1950-1953 yılları arasında yüz binlerce yurtsever Kore’liyi katletti. 

*1954 yılında binlerce Guetemala’lıyı öldürdü. 

*1956-1959 yılları arasında Küba’da 60.000 kişiyi, ABD’li danışmanların ve Batista’nın birlikte yürüttüğü operasyonlarda katletti. 

*1965 yılında Dominik’e paraşütçülerini indirerek, binlerce Dominik’liyi katletti. 

*1969-1975 yılları arasında Vietnam’da beş milyondan fazla kişiyi ölü ve sakat bıraktı, işkenceden geçirdi. 

*1973 yılında Şili’de CIA’nın düzenlediği darbe ile binlerce kişiyi katletti. 

*1975 yılında Arjantin’de faşist generallerle yaptığı işbirliği sonucu, binlerce kişi öldürüldü ve kayboldu. 

*1983 yılında Lübnan’a operasyon düzenlenerek, binlerce Lübnan’lı yurtsever katledildi. 

*1989 yılında Panama’ya asker çıkararak, binlerce Panama’lıyı öldürdü. 

*1991 yılında Irak’ın Kuveyt’e girişini bahane ederek, Irak halkına bomba yağdırdı ve yüz binin üzerinde insanı katletti. 

*2001 yılında ise demokrasi getirme oyununu Afganistan’da sergiledi ve yüz binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına yol açtı. 

*2003 yılında yine Irak’ta yapılan katliamlar sonrasında yaklaşık bir milyon kişi öldürülmüştü.

ABD, demokrasi getirme adına sömürmek istediği ülkeleri işgal etmekte, bombalamaktadır. Saddam’ın elinde nükleer silah var bahanesiyle, Irak’ta milyonlarca insana zulüm yapıldı. Daha sonra CIA, nükleer silah olmadığını açıkladı. Şimdilerde Suriye’nin elinde kimyasal silah olduğu söyleniyor. İsrail’in elindeki nükleer silahları görmeyen Hiroşima ve Nagazaki sabıkalısı ABD yönetimi, kendi yaptıklarının hesabını verememektedir.

Emperyalizme karşı çıkmak için, dünyada ilk kez atom bombasının atıldığı gün olan 6 Ağustos gününün, Emperyalizm Karşıtlığı Günü olarak ilan edilmesi gerekir. 


Terörün destekçisi ABD’den yardım bekleyenlerin, yalakalık yapanların, ABD’ye şirin gözükmek isteyenlerin, ABD’nin sözünden çıkmayanların, delikten süpürülmekten korkanların emperyalizmin kirli yüzünden gereken dersleri çıkartabilmesi dileğiyle..



Suay Karaman
İLK KURŞUN,2012






VE 2016 AĞUSTOS'UNA KADAR DAHA NİCE SUÇLARI...
"Amerika, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu ve 56 kişinin yaşamını yitirdiği bir Suriye köyünü vurdu." 
Temmuz 2016





***






Uluslararası Ceza Hukuku


Uluslararası ceza Hukuku, devletlerde Ceza Hukuku kurallarının uygulanmasını inceler. Örneğin, bir İspanyol vatandaşı, İsviçre'de bir İngiliz’i yaralıyor. Bu suça hangi devlet'in Ceza Kanunu uygulanacaktır, sorusunu, Uluslararası (Devletlerarası) Ceza Hukuku inceler. Bir de, devletlerin suç oluşturan eylemleri olup olmadığını bu ceza hukuku inceler. Örneğin, ikinci Dünya savaşından sonra galip devletler, Nürnberg Mahkemesini kurarak Alman Devletinin sorumlu kişilerini yargıla-mış ve suçlu bulunanlar çeşitli cezalara çarptırılmıştır . Bu çerçevede;

a) Barışa karşı suçlar (savaşın planlanması, hazırlanması ve icrası diğer adıyla saldırgan savaş suçu),

b) Savaş suçları, örneğin savaş esirlerinin öldürülmesi,

c) İnsanlığa karşı suçlar (milliyet, ırk, din, etnik köken gibi nedenlerle insan onurunun asgari garantilerinin ağır biçimde ve sistematik (planlı) ihlali) biçiminde üç asli suç tipi ortaya çıkmıştır. Son yıllarda benzer mahkemeler özellikle ad-hoc ceza mahkemeleri Lahey, Arusha, Eski Yugoslavya ve Ruanda’da kurulmuştur.

Uluslararası alanda gerçekleşen gelişmeler sonucunda 15–17 Temmuz 1998'de Roma'da yapılan uluslar arası konferans sonucunda 1 Temmuz 2002 tarihinde yürürlüğe giren, 139 ülke tarafından imzalanan Roma Statüsü ile Lahey’de bir Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) kuruldu. Türkiye bu statüye çekimser oy kullanmıştır.




Uluslararası Ceza Mahkemesi

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, soykırım suçları ve saldırı suçlarına bakan uluslararası bir mahkemedir. 

1 Temmuz 2002 tarihinde kurulmuş ve 11 Mart 2003 tarihinde çalışmaya başlamıştır. Mahkeme binası "Ev Sahipliği Anlaşması" yaptığı Hollanda'nın Lahey kentinde bulunmaktadır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kurulması için ilk çalışmalar 1998 yılında Birleşmiş Milletler'in önderliğinde Roma'da toplanan bir konferansta başladı. 17 Temmuz 1998'de Uluslararası Ceza Mahkemesini kuran Roma Statüsü 7 ret oyuna karşılık, 120 kabul oyuyla ve oyçokluğu ile (21 çekimser) kabul edildi. Roma Statüsü suçları, mahkemenin nasıl çalışacağını ve devletlerin mahkeme ile işbirliği için ne yapmaları gerektiğini tanımlar. 

Statü gereğince, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin faaliyete geçebilmesi için 60 ülkenin onayı beklendi ve 11 Nisan 2002 tarihinde sözkonusu 60 onaya ulaşıldı. 15 Temmuz 2008 tarihi itibariyle Roma Statüsü, 139 devlet tarafından imzalamış ve 107 devlet tarafından onaylanmıştır. Roma Statüsünü imzalamak onaylamak anlamına gelmemektedir.



Amerika Birleşik Devletleri ve UCM 

1995'ten 2000 yılına kadar ABD hükümeti UCM'nin kurulmasını destekledi ancak Amerikalılar UCM'nin BM Güvenlik Konseyi tarafından kontrol edilen veya Amerikalı yetkilileri ve Amerikan vatandaşlarını mahkemenin yargı yetkisi dışında tutacak bir mahkeme olması için çaba harcadılar; bu çabalar başarısız kaldı. 

Clinton yönetimi döneminde 31 Aralık 2000 tarihinde Amerikan Büyükelçisi David Scheffer hükümeti adına Roma Statüsü'nü imzaladı. 

2001 Yılında Bush yönetimi UCM toplantılarına katılmamaya başladı ve 6 Mayıs 2002 tarihinde ABD Roma Statüsü'nden imzasını çektiğini resmen açıkladı. 

O zamandan beri ABD, gerek İkili Dokunulmazlık Anlaşmaları (İDA) (Bilateral Immunity Agreements-BIAs) vasıtasıyla; gerek UCM'yi destekleyen müttefiklere yaptırımlar öngören yasalar çıkararak; gerekse BM Güvenlik Konseyi'nde barış güçlerinde görevli Amerikalıları UCM'nin yargı yetkisi dışında tutacak girişimleri yoluyla UCM'yi yönelik çok yönlü saldırılarına devam etmektedir. 

UCM Andlaşması'nda yer alan net güvencelere rağmen ve son derece nitelikli UCM yetkililerinin böyle bir durumun oluşmasına karşı gereken tedbirleri alacağını gözardı ederek, Bush yönetimi UCM'nin siyasi motivasyonlardan kaynaklanan yargılamalar için bir platform oluşturabileceğini iddia etmektedir.

ABD Dışişleri Bakanlığının verilerine göre 2 Ağustos 2006 itibariyle ABD ile IDA'ları imzalayan devlet sayısı 101'dir (ülke isimlerinin yer aldığı listelerdeki sayı ise 99); 99 tane İDA'nın 21'i ulusal parlamentolarca onaylanmış; 18'nin ise onay gerektirmeyen yürütme anlaşması olduğu söyleniyor.

UCM'ye taraf ülkelerden IDA imzalayanların sayısı 45; bunların 13'nün parlamentolarca onaylandığı; 9'nun yürütme anlaşması niteliğinde olduğu belirtiliyor.

53 Ülke ABD ile ikili dokunulmazlık anlaşması imzalamayı açıkça reddediyor. UCM'ye taraf 102 ülkeden 57'si İDA imzalamadı (bunların 24'ü, 2005 Mali Yılında ABD'den yardım alamadı).











"The atomic bombing of Hiroshima and Nagasaki was a criminal act on an epic scale."
"The memory of Hiroshima requires an answer."
The lies of Hiroshima are the lies of today by John Pilger












"Yazılmış yasalar örümcek ağlarına benzer, sadece fakir ve zayıfları tutar, zengin ve güçlüler onu kolayca kırıp kurtulabilir."
İskit Filozof Anacharsis  (MÖ.6.yy)

ABD KANUNSUZ İŞLER YAPSA DA KİMSE ONU YARGI ÖNÜNE ÇIKARAMIYOR-ÇIKARTMIYOR..!
YARGILANDIĞI GÜN EMPERYALİZMİN SONU OLACAK.
SB.








ilgili:
Pearl Harbor saldırısı süpriz değildi, BİLİYORLARDI!"
"Franklin Roosevelt (FDR) Knew Japan Would Attack Pearl Harbor"