Translate

Amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2025 Cumartesi

Sivil Örümceğin Ağında - 5


"Örtülü operasyonlara dönmeye gerek yok. Örtülü operasyonla uygulanmış birçok program (artık şimdi) oldukça açık biçimde ve sonuç olarak, itirazsız gerçekleştirilmektedir."

William Colby, CIA Direktörü (s.147)


* Amerika'dan işleme konulan 'demokrasi projesi' operasyonunun dibindeki düşünce şudur:

Başka ülkelerin içişlerine, siyasal ortamına, Birleşik Devletler’in resmi organlarınca, örneğin merkezi haber alma örgütü CIA ile doğrudan karışılması sakıncalıdır. “Anti-komünizm” ve “hürriyet-demokrasi cephesi” adı altında, hem ABD içinde, hem de dış ülkelerde, yönlendirme, örgütleme, dolaylı yönetme, kamplara bölme ve çatıştırma uygulamaları için dünyaya yayılan örgütlerin etkinlikleri, ileri sürüldüğü oranda “hür" ve tüm dünyaya ilân edildiği oranda “temiz” olmadığından, işlerin karışması elbette kaçınılmazdı. Ayrıca bu işlerin parasal kaynaklarının altından CIA’in ve CIA bağlantılı şirketlerin kirli işler bankerlerinin ortaya çıkması devleti zora sokmaktaydı.

Örtülü operasyondan açık operasyona geçişin ilk ciddi adımları 1967’de atılmıştı. CIA'nın dış ülkelerde çok-kültürlülüğü pekiştirmek için Amerikan üniversitelerinde yoğun bir çalışma başlatmasıyla birlikte kurulan CCF (Congress for Cultural Freedom - Kültürel Özgürlük Kongresi), CIA’nın oluşturduğu yayın ve konferans örtüsü altında ülkelerde bağlantılar ağı kurmaktaydı. Söz konusu örtü, CIA tarafından yönlendirilen Amerikan akademik dünyasında, yarı gizli araştırmalar ve raporlarla dokunmaktaydı.

Bu durum, ABD üniversitelerinde rahatsızlığa yol açınca, 1967’de soruşturma başlatıldı. (11) Soruşturmanın sonunda, bu gibi politik amaçlı operasyonlarda CIA bağlantısının işleri zorlaştırdığı düşünüldü. Tüm dünyada yürütülecek operasyonun finansmanı için özel kuruluşların devreye sokulması programlandı. Aslında bu sözde özel kuruluşlar, 1947’lerden başlayarak Harvard, MIT ve Columbia üniversitelerinde çok özel projelerin para kaynağını yaratmaktaydı. Ortalıkta görünenler, CIA elemanları ya da devletin memurları değil Ford Vakfı, Carnegie Vakfı ve Rockefeller Vakfı gibi, çok uluslu şirket örgütleriydi. (s.26/7)

* Fulbright ve Carnegie Endowment ve benzerlerinin aktardığı paralarla gençler üzerine yapılan yatırımlar.... (s.75)

(Dipnot 11) Akademik dünyadaki CIA bağlantıları Rampart Magazine tarafndan açıklanınca, Başkan Ford, 1967'de Nicholas Katzenbach (Ford Foundation eski yöneticisi), John Gardner (OSS eski elemanı, Carnegie eski başkanı, 1955-1965), Richard Helms (CIA Yönetmen)'den oluşan bir komisyon oluşturdu. Komisyon "açık-özel bir mekanizma" kurulmasını önerdi.


EK: ABD'nin eski Türkiye Büyükelçisi Morton Abramowitz Carnegie Vakfı'nın başkanı, NED yönetim kurulu üyesi ve Century Foundation (Yüzyıl Vakfı) yöneticisiydi.

NED - National Endowment for Democracy / Ulusal Demokrasi Vakfı


* İkinci eleman kaynağıysa, yine devlet organlarıyla içli dışlı olmuş akademisyenleri barındıran üniversitelerdir. (s.51)

* ABD'de akademik görünüşlü 'Institute' ile ideolojik görünüşlü Heritage Foundation gibi tutucuların örgütlediği vakıflar ile CFR, Carnegie Endowment, Woodrow Wilson Center gibi dış siyaseti tepeden yönlendirici seçkinler kulüplerinin yanı sıra, devlet tarafından kurulmuş CSIS gibi raporcu şirketler, IRFC gibi doğrudan Dışişleri Bakanlığı'na bağlı bürolar, Middle East Forum, Washington Instıtute, Freedom House, CMCU ve USIP gibi yarı resmi merkezler de 'think-thank' olarak niteleniyorlar. 

Hatta bunlara, Unification Church (Birleştirme Kilisesi), PWPA (Profesörler Dünya Barış Akademisi) ve RYS (Dindar Gençlik Hizmetleri) gibi Sun Myung Moon'un tarikatı örgütleriyle, ISNA (Kuzey Amerika İslam Topluluğu), CAIR (Amerikan İslam İlişkileri Konseyi), Minaret Özgürlük Enstitüsü gibi, İslam dünyasını yönlendirerek ABD'nin ekonomik egemenliğine uygun politikaları destekleyecek ve toplum üstünde baskı kuracak olan dinsel örgütler de katılıyor.

ABD'de bu tanıma uyan binden fazla 'think-thank' örgütü bulunuyor. Bu örgütler, emekli dışişleri ve istihbarat elemanları, Amerika'ya yerleşmiş Üçüncü Dünya elemanları, operasyonlarda deneyimli CIA eski istasyon şefleri ve akademisyenler için önemli bir ekmek kapısıdır.

'Think-thank' örgütlerinin en önemli yararı, ABD yönetimini sorumluluktan kurtarmalarıdır. ABD resmi organlarının başka ülkelerde araştırma ve incelemeler yapması, o ülkelerce şimdilerde pek kullanılmayan eski deyimle casusluk etkinliği olarak değerlendirilebilir ve devletlerarası anlaşmazlıklara neden olabilir. Teslim edilen raporlar, ABD resmi belgeleri olarak ele alınıp, casusluk suçlamlarına yol açabilir.

İnsanlık yararına çalışır görünen vakıfların, derneklerin hazırladıkları 'entelektüel' ürün görünümlü proje raporları, ABD ya da Avrupa devletlerinin yönetimlerini bağlamayacaktır. Üstelik 'think-thank' örgütlerinin masrafları da ilgili şirket ve vakıflarca karşılanırsa, devlet bütçelerine fasıllar eklemek, ABD Kongresi'nden onay almak gibi güçlükler de kolayca aşılmış olacaktır. Daha da önemlisi, dış ülkelerin akademisyenlerine, eski diplomatlarına hazırlatılacak raporlara kaynak aktarılırken akademik bir görünüm verilmekte kalınmayıp, işbirlikçi ya da kökü dışarda gibi rahatsız edici ulusal suçlamalara, karalamalara karşı bir koruma örtüsü de sağlanmış olacaktır. (s.52)


CSIS: Center for Strategic and International Studies.

CMCU: Center Muslim Christian Understanding Georgetown University.

CFR: Council on Foreign Relations.

IRFC: International Religious Freedom Committee.

USIP: Unite States Institute for Peace.


* Bu örgütlerin kendi anavatanlarında (ABD-Batı Avrupa) siyasal çalışma yapmaları yasaktır. (s.53)


Stratejik Araştırmalar Vakfı (SAV), NED'in desteğini alarak, Türk toplumunun değişik kesimlerini, demokrasi ve kimlik konularını tartışmak üzere toplanmış ve bu iş, Türkiye'nin patlamaya en 'hazır' sorununa demokratik çözüm bulmak için ilk adımı atmıştır. Burada sözü edilen 'kimlik' ne mene bir şeydi ki patlamaya hazır bir sorun oluyor, diye meraka gerek yoktur. İşin içinde CIA eski şeflerinden Graham Edmund Fuller olunca, projenin kimliği de bellidir, çözümü de! (s. 148)


Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında


***


Küreselcilere;

Yolumuz ATATÜRK YOLU'dur



Amerika'nın Türkiye'yi İmha Planı


"Kürdistan’ı Türklere kurduracağım."

Barack Obama (ABD Başkanı)



ABD’nin ve AB’nin –daha doğrusu büyük küresel şirketlerin- Türkiye için geliştirdiği Büyük Tuzak “Osmanlı Milletler Topluluğu” veya “Yeni Osmanlıcılık” olarak karşımıza çıkmıştır. İstiklal savaşımızda olduğu gibi, sinsi bir plan, Türk devletini ve milletini imha planı uygulamaya konulmuştur. Bu bir zokadır ve ne yazık ki hükümet bunu yutmuş görünüyor. 


AMERİKA’NIN TÜRKİYE’Yİ İMHA PLANI: BÜYÜK KÜRDİSTAN, KÜÇÜK TÜRKİYE…

11.8.2013

Prof.Dr. Cihan Dura - link





Eski CHP Milletvekili ve emekli Büyükelçi Onur Öymen: Kılıçdaroğlu özerkliğe zımnî değil, açık destek veriyor. Hiç ‘teröristlerle müzakere edilmez, sen nasıl masaya oturursun?’ dediğini duydunuz mu? Bunu biz yönetimde olduğumuz zaman söylüyorduk. Kılıçdaroğlu daha önce de “Avrupa Özerklik Şartı’ndan çekinceleri kaldıracağız” sözünü verdi. Oysa Avrupa Özerklik Şartı dediği metni iyi okumak lazım. Orada ne yazıyor? Ne gibi seçenekler bırakıyor ülkelere. Bizden başka hangi ülke tamamını rezervsiz kabul ederim demiş? - Zihni Erdem, Aydınlık, (25.3.2014)

TÜRKİYE BÖLÜNME NOKTASINA KİMLERİN ELİYLE NASIL GETİRİLDİ? (ARALIK 2013-MART 2014)

9.2.2015

Prof.Dr. Cihan Dura / link


!!!!


Masum isteklerin ve projelerin sınırı yok!

Mustafa Yıldırım - Sivil Örümceğin Ağında






21 Kasım 2020 Cumartesi

Arjantin - Hitler

 

Hitler'in Genelkurmay Başkanı NATO'da (link) bile görev aldıysa...

ARTIK HER ŞEYİN MÜMKÜN OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM....



Did Hitler and Eva Braun flee Berlin and die (divorced) of old age in Argentina?

By RICK DEWSBURY and ALLAN HALL FOR MAILONLINE and ELEANOR HARDING

DAILY MAIL 18 October 2011


Adolf Hitler faked his own suicide and fled to Argentina where he lived until a ripe old age, according to extraordinary new claims.

Authors of the new book ‘Grey Wolf: The Escape Of Adolf’ believe evidence of the tyrant’s suicide is flawed – and that he actually escaped in 1945 to begin a new life with his wife, Eva Braun. But the claims have been ridiculed by leading historian Guy Walters who today branded them ‘2,000 per cent rubbish.’

Hitler and Braun’s ‘flight’ from Berlin is laid out in lavish detail by British authors Gerrard Williams and Simon Dunstan in their new book. They refute the widely accepted view that the Fuhrer shot himself in his Berlin bunker on April 30, 1945, and Braun committed suicide by taking cyanide. Instead, they claim, there is ‘overwhelming evidence’ to suggest that the couple escaped at the end of the Second World War for a new life in a Nazi-controlled enclave in Fascist Argentina.

Mr Williams and Mr Dunstan go on to state the pair had two daughters before Hitler died in 1962 at the age of 73.

Mr Williams, a historian and journalist who has written extensively about the Second World War, told Sky News: ‘We didn’t want to re-write history, but the evidence we’ve discovered about the escape of Adolf Hitler is just too overwhelming to ignore.

‘There is no forensic evidence for his, or Eva Braun’s deaths, and the stories from the eyewitnesses to their continued survival in Argentina are compelling.’

The book also claims American intelligence officials were complicit in the escape, in return for access to war technology developed by the Nazis. It also says that skull fragments thought to be those of Hitler currently held by the Russians are actually that of a young woman under the age of 40. Hitler was 56 when he died.

Mr Williams said he and Mr Dunstan - an author, film-maker and photographer who specialises in military history - carried out their research on the ground in Argentina, interviewing eyewitnesses to Hitler’s presence there.

He added: ‘It’s only now that Argentina is once more a thriving democracy that the real stories are beginning to come out.

‘Even so, two of our eyewitnesses received death threats from persons unknown while working with us on this book.’

The sensational claims have already been ridiculed by historians, including Mr Walters, who has studied Nazi Germany extensively and written a series of books about the war. He labelled the idea that Hitler lived in South America until the 1960s as the ‘worst sort of junk history’ that relied on ‘dubious secondary sources.’

He said: 'The theory that Hitler survived rubbishes decades of research by proper historians and intelligence officers.

'The two authors should be ashamed of themselves for peddling this kind of utter nonsense. It's simply unbelievable that publishers would give them the time of day.

'It's an absolute disgrace. There's no substance to it at all. It appeals to the deluded fantasies of conspiracy theorists and has no place whatsoever in historical research.

'There have been thousands of theories over the years that Hitler might have escaped but they are nothing more than parlor games.

'The evidence that Hitler was killed in simply overwhelming. For these authors to claim otherwise is simply staggering.'

Mr Walters conceded that the authors are right in stating that the skull taken by the Russians was not that of Hitler.

He said: 'There were many people in the bunker and it takes a giant leap of the imagination to get from a museum in Russia to him living a life in Argentina.

'The idea that everybody in the bunker was in on the plan is infeasible. It just would not have happened.

'The whole point of Hitler was that he would die after the war. It was not in his psychology to carry on living in Argentina.'

Rochus Misch, 94, Hitler’s former radio operator and the last survivor of the Berlin bunker, says he saw the bodies of ‘the boss’ and Eva Braun with his own eyes.

He said: ‘I was in the room next door when he shot himself. I did not hear the shot but I saw his uncovered corpse when the door was opened.

‘I saw Hitler slumped with his head on the table.

‘I saw Eva Braun sitting dead in the corner of the sofa, her head turned to Hitler, her knees pulled up to her chest. She had a dark blue dress on and a white frill on her collar.’

Historians hold him up as a reliable source and he is the author of a book, published several years ago, called The Last Witness.


Grey Wolf focuses on the crucial days in 1945 as the allies closed in on Hitler’s bunker.

Mr Williams and Mr Dunstan claim a body double took Hitler’s place and an actress stood in for Eva Braun on April 27. It was at this point that the pair were able to flee Berlin, travelling to Tonder in Denmark before returning to Travemunde in Germany. From here it is claimed that they flew to a Spanish military base at Reus, south of Barcelona, before General Franco supplied a plane to take them to Fuerteventura in the Canary Islands. A day later the two fugitives are said to have boarded a U-boat and the two body doubles were executed and their bodies subsequently burned.

The book points to declassified FBI documents which contain references to Hitler having escaped Berlin to begin a new life in South America. It also includes testimony from the pilot who supposedly flew Hitler and Eva Braun out of Berlin to Mar Del Plata on the Argentinian coast. Here they say he lived in a wooden chalet in a remote village where they survived on the money from looted gold and jewellery.

The book quotes a number of sources, such as cooks and doctors, who claim to have knew the Nazi leader before he died aged 73 on February 13, 1962. They claim that Hitler's bloodline survived through two daughters he had with Braun.

If Hitler had escaped to Argentina, he would have been following in the footsteps of his henchmen, Mengele, Eichmann and Barbie who all fled after the war to South America.


A film based on the claims called Grey Wolf is currently being made and is due to be released early next year. It is not the first time that Hitler has been rumoured to have fled to Argentina. Author Abel Basti claimed the same in his 2003 book Hitler In Argentina.

He said Hitler and Braun fled to Argentine shores aboard a submarine and lived for many years in the vicinity of San Carlos de Bariloche, a tourist site and ski haven some 1,000 miles southwest of Buenos Aires.

In his book Bariloche Nazi-Guía Turística he reproduced documents, affidavits, photographs and blueprints aimed at steering the reader to the sites that sheltered Hitler and his top henchmen. He claimed the Incalco Ranch, located in Villa la Angostura on the shores of Lake Nahuel Huapi, was the refuge chosen by Argentine Nazis to hide the couple.

Set amid a pine forest, it could only be reached by boat or hydroplane, and belonged to Argentine businessman Jorge Antonio, one of the most trusted friends of three-times president Juan Domingo Perón. Basti also claimed Hitler had lived at Hacienda San Ramon, six miles east of Bariloche, which belonged at the time to Schaumberg-Lippe principality.

DailyMail



Evita'nın, Nazi dostluğu kanıtlandı


ARJANTİN'in eski lideri Juan Peron ile eşi Eva Peron'un (Evita), Nazi savaş suçlularına, sanıldığından daha fazla kol kanat gerdikleri bildirildi.

Arjantin Nazi Eylemlerini Aydınlatma Komitesi (CEANA) Koordinatörü Eugenio Klich, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Arjantin'e göçmen getirebilmek için Naziler tarafından bir organizasyon oluşturulduğunu ve bu örgütün savaş suçlularını ülkeye getirdiğini açıkladı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra soykırımın mimarı Adolf Eichmann ile insan kasabı Josef Mengele, Arjantin'i kendi evleri gibi kullanmışlardı.

Şimdiye kadar birçok tarihçi, Peron ile eşi Evita'nın savaş suçlularına sığınma yardımı yaptıklarını öne sürerken, Klich, elde ettikleri kanıtlarla, bunun organize bir çalışma olduğunun kanıtladı.

Klich, Avrupalılar'ın Arjantin Toplumuna Kabulü adlı bir örgütün, Belçikalı savaş suçlusu Pierre Daye ile Juan Peron arasındaki bir toplantıyla oluşturulduğuna dair belgeler olduğunu belirtti. Klich, bu kuruluşla, Arjantin göçmenlik bürosu arasında arabuluculuk yapan Alman casus Carlos Fuldner'in, yeni göçmenler için Avrupa'ya geziler yaptığını ve Eichmann'ı Arjantin'e getirdiğini söyledi.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Arjantin'de popülist politikalara dayanarak devlet başkanlığına seçilen Juan Peron, 1955'de bir darbeyle yönetimden uzaklaştırılmış ve sürgüne gönderilmişti. Peron, 1973'de tekrar devlet başkanlığına seçilmiş, ancak 1 yıl içinde ölmüştü.


Milliyet - 20.11.1998



GREY WOLF; THE ESCAPE OF ADOLF HITLER

VİDEO


Bir de Al Pacino'nun "HUNTERS" dizisi var...

Amerika'da "PAPER CLİP" adını alan olayları ve Nazi avcılarını anlatıyor...

The Guardian'ın (link) haberine göre ise, bir çoğu Nazi olan 1600 mühendis ve  teknisyeni "güya" uzay yarışında Rusları yenmek için göreve getirmişlermiş...miş...


Oysa Hitler'i destekleyenler de kendileriydi... !

Bunun için Cengiz Özakıncı'nın "Türkiye'nin Siyasi İntiharı' adlı kitabına bakması yeterlidir...

Bizimkiler ise Nazilerden kaçan "Yahudi (link)" hem profesörlere, hem de sivil halka kucak açmıştı...

"Evil" olanı "koynuna" alan, bana demokrasi dersi veremez!...

SB


"Hunters (Amazon Prime) is that timely, too-resonant series. Created by newcomer David Weil and executive produced by comedy and horro specialist Jordan Peele, it was inspired by the real-life Nazi hunters of the mid-20th century and Operation Paperclip, the US government's covert recruitment after the war of around 1.600 German scientists, engineers and technicians - including many former Nazis - to try and gain the US an edge over the Soviets in the cold war and the space race..."



Adolf Heusinger (1897 - 1982) Alman general.

* II.Dünya Savaşı esnasında Hitler'in Genel Kurmay Başkanı.

* Savaştan sonra 1957-1961 Bundeswehr Batı Alman Silahlı Kuvvetler Genel Müfettişi.

* Heusinger ayrıca, 1961-1964 arası NATO Askeriye Komitesinin Başkanlığını yapmıştır.


"Adolf Heusinger war der erste Generalinspekteur der Bundeswehr in Deutschland. Seine Amtszeit von vier Jahren stand ganz im Zeichen der behutsamen Annäherung an die NATO-Mitgliedsstaaten."



4 Kasım 2020 Çarşamba

ABD Seçim Turnuvası

 

‘Demokrasinin şartı seçimdir’ diye bir aforizma var ya… Son Amerikan seçimleri yine gösterdi ki seçimlerin ne demokrasiyle ne eşit vatandaşlık hakkıyla ne özgür iradeyle ilgisi var. Seçim  oyununu oynayan elitler.. Kendi aralarında düzenledikleri turnuva iki takımlı bir turnuva.  Diğer partilerin adı bile yok. Son günlerde de Türkiye’de ‘Trump mı Biden mı’ tartışması yapanlar ve birinden birini cansiperane savunanlar içler acısı. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler birbirinin karşıtı görünse de aslında halka karşı  birbirine yaslanarak ayakta kalan  ve halkın haklarına tecavüz ederek  siyasi mekanizmayı çıkarları için kullanan elitler. Biz yoksul Amerikan halkına bakalım. Nüfusun yarısını oluşturan onlar. Bu yoksul emekçi kesimin  kendi çıkarlarını savunan bir parti olmadığı gibi,  seçmek istediği bir parti olsa da oy kullanma hakkını elde etmek için önlerinde epey engel var.


Örnek:   Florida eyaletinde çıkarılan yasaya göre kişi yanlışlıkla bile olsa  herhangi bir suçtan ceza almışsa, bir hüküm giymişse sonrasında beraat etmiş bile olsa mahkemeye başvurup bu durumu onaylatmamış ise oy kullanamıyor.    Kişilerin mahkeme masrafı veya benzer en ufak bir kamu   borcu varsa   oy hakları gaspediliyor.. Florida’da  774 bin kişi bu durumda.  (OPPOSE VOTER ID LEGISLATION - FACT SHEET/link)


Ayrıca 21 eyaletde geçerli bir  yasaya göre   ‘Seçmen kimliği’ olmayan seçmen oy kullanamıyor. Yoksulluk sınırı altında yaşayan Amerikan halkının sayısının yüzde 40’lara ulaştığını düşünürsek, bedeli  50 ile 150 dolar arasında  değişen kimlik bedelini (Voters ID) büyük çoğunluğun veremeyeceği açık.. Ayrıca  Amerika’da Seçmen kimliği çıkarmak için bir hüviyet kartına ihtiyaç var ki fotoğraflı hüviyet kartı sahibi olmayanların  sayısı bir hayli fazla.. 


Amerikan Sivil Haklar Birliği uzmanlarına göre  hiç nüfus kağıdı, pasaport, ehliyet vs sahip olmamış insan sayısı 20 milyonu aşıyor.   Yani bu insanların oy kullanma lüksü yok!


Diyelim canlarını dişlerine taktılar  paralarını ceplerine koydular bu sefer de Covid 19 tedbirlerine takılıp uzun bir süre beklemek zorunda kalabilirler…


Sözün özü seçim oyununda halk sadece dekor ... Bu oyun uzun zamandır elitler arasında iktidar değişimi için oynanıyor. Oyunda kuralsızlık kurallaşmış gibi görünüyor.  En iyi örneğini 2000 yılında Bush – Gore arasında yaşanmıştı. . Hatırlayın Al Gore Florida’da 537 oy farkıyla kazandığı koltuğu Bush’a geri vermek zorunda kalmıştı. Çünkü  sistem hak hukuk adalet üzerine değil içiçe geçmiş oyunlar üzerine inşa edilmiştir.


Amerikan sisteminde başkanı seçen halk değil, 538 adet  delegeden oluşan Seçmenler Kuruludur. Her eyalette çoğunluğu alan parti tüm delegeleri kazanmış olur.. Yani en fazla oyu kimin aldığının hiçbir önemi yoktur.. 2000 seçimlerinde Al Gore yüzde 48.4 Bush ise yüzde 47.9 oy almış ama delege sayısı Gore’dan fazla olan Bush  başkan olmuştur. Sonuç Yüksek Mahkemeye taşınmış, al takke ver külah  mahkeme azaları arası pazarlıklar felan fişmekan derken George W. Bush,   Demokratların 8 yıllık iktidarına son vermiştir.


Seçim oyunu  demokrasi adı altında,  halkın özgür iradesini kullanarak yönetimi belirleme gibi bir  söz salatası ardında, elitler arasında  oynanır ve   4 yılda bir halka karşı, halka rağmen ve halk kullanılarak  sahneye konur.   Amerikan seçimleri ile pek bir ilgili, geleceğini bu seçimlere bağlayan, Biden ile Trump’ı kıyaslamaktan bir hal olan zevat şunu bilmelidir ki öndeki kuklaların ardında karmaşık derin yapılar karar verici olanlardır ve kim Beyaz Saraya gelirse gelsin yön verici onlardır.  


Banu AVAR

4.11.2020




***

"Trump büyük ihtimalle dört seneyi daha göğüsler, ama seçimler sonrasında Soros beslemesi BLM ve Lübnan'daki SSNP'nin ABD ayağı ANTIFA sokağa salınacak gibisinden duyumlar alıyorum. 

Hele de oy çalma olayları hiç bir seçimde bu kadar tavan yapmamıştı. Demokratlar hemen hemen her eyalette oy çalma işlemlerine ağırlık verdiler. Liberaller işi resmen yüzsüzlüğe vurdu.

Kukla Biden ve arkasındaki Londra bankerleri, Britanya İmparatorluğu ile birlikte kırmızı alarmdalar. Hele FED'nin Hazine Bakanlığına devredilmesi işlemlerinin başlatılmasından sonra, yalnız ABD'deki değil, bütün dünyadaki siyonist tefeciler Trump'i düşman ilan ettiler. 

Adamın suçu, Çin'deki Illuminati'nin Li Ailesi'nin çıkarlarını değil de kendi ülkesinin milletinin çıkarlarını savunuyor olması. Küreselci emparyalistlere, Yeni Dünya Düzenci neoconlara ve neoliberallere çok kötü bir darbe indiriyor." 

Güşan Yediç / 30 Ekim 2020, Amerika


"Trump hiç bir zaman Korona'ya yakalanmadı. O olayın nedeni, suikast girişiminde bulunulacağı haberi alındığı için Trump Beyaz Saray'dan uzaklaştırıldı.

Anketlerde Trump'ın Biden'in gerisinde kaldığını iddia eden, siyonist masonlardır. Türkiye'de mason köpeği medya da bunu tekrarlıyor devamlı. Gerçek ise, başından beri tek bir gün bile Biden'in Trump'ın önüne geçmediğidir. Medya kartelinin satın aldığı o anketçi sıfatlı satılmış soytarıların lafını ciddiye almayın. Trump bu seçimi iki ay önce kazandı, ama demokratlar hala bütün eyaletlerde oy çalıyorlar... Seçimden sonra ortalık karışacak!

İŞİN GERÇEĞİ ŞU

Avrupa'da da kilise ile siyonist masonlar çok kötü kapıştılar. Tabii ki siyonistler açık açık biz kilise ile savaşıyoruz diyemeyecekleri, okların kendi üzerlerine yönelmesini istemeyecekleri için, her zamanki gibi bakın Müslümanlar terör estiriyor çığırtkanlığı yapıyorlar.

Kilise'nin Trump'a yönelik desteğinden sonra, çıldırdılar ve Trump'a yönelecek desteği engellemek için aptal Hristiyan kesimi yanlarına çekmeye çalışıyorlar. Türkiye'deki ürkekler ve siyonist medya da bu gerçeği halkımıza duyurmaya cesaret edemiyor. Olayın aslı bu...

Kilise ile siyonistler arasındaki savaşta kiliseyi destekliyoruz.

Allahsız küreselci siyonistler ile işimiz olmaz."


Güşan Yediç / 03.11.2020

Not: Fransa konusunda tapınakçılar bile Macron'u kınadılar.



Başpiskopos Vigano'dan Trump'a Açık Mektup

"Great Reset"çileri durdurun ! / link

Archbishop Viganò: Open Letter to Donald Trump, Warns About

‘Great Reset’ Plot to ‘Subdue Humanity,’ Destroy Freedom


As I said when I wrote my letter to you in June, this historical moment sees the forces of Evil aligned in a battle without quarter against the forces of Good; forces of Evil that appear powerful and organized as they oppose the children of Light, who are disoriented and disorganized, abandoned by their temporal and spiritual leaders.

Daily we sense the attacks multiplying of those who want to destroy the very basis of society: the natural family, respect for human life, love of country, freedom of education and business. We see heads of nations and religious leaders pandering to this suicide of Western culture and its Christian soul, while the fundamental rights of citizens and believers are denied in the name of a health emergency that is revealing itself more and more fully as instrumental to the establishment of an inhuman faceless tyranny.

A global plan called the Great Reset is underway. Its architect is a global élite that wants to subdue all of humanity, imposing coercive measures with which to drastically limit individual freedoms and those of entire populations. In several nations this plan has already been approved and financed; in others it is still in an early stage. Behind the world leaders who are the accomplices and executors of this infernal project, there are unscrupulous characters who finance the World Economic Forum and Event 201, promoting their agenda.

The purpose of the Great Reset is the imposition of a health dictatorship aiming at the imposition of liberticidal measures, hidden behind tempting promises of ensuring a universal income and cancelling individual debt. The price of these concessions from the International Monetary Fund will be the renunciation of private property and adherence to a program of vaccination against Covid-19 and Covid-21 promoted by Bill Gates with the collaboration of the main pharmaceutical groups. Beyond the enormous economic interests that motivate the promoters of the Great Reset, the imposition of the vaccination will be accompanied by the requirement of a health passport and a digital ID, with the consequent contact tracing of the population of the entire world. Those who do not accept these measures will be confined in detention camps or placed under house arrest, and all their assets will be confiscated.

Mr. President, I imagine that you are already aware that in some countries the Great Reset will be activated between the end of this year and the first trimester of 2021. For this purpose, further lockdowns are planned, which will be officially justified by a supposed second and third wave of the pandemic. You are well aware of the means that have been deployed to sow panic and legitimize draconian limitations on individual liberties, artfully provoking a world-wide economic crisis. In the intentions of its architects, this crisis will serve to make the recourse of nations to the Great Reset irreversible, thereby giving the final blow to a world whose existence and very memory they want to completely cancel. But this world, Mr. President, includes people, affections, institutions, faith, culture, traditions, and ideals: people and values that do not act like automatons, who do not obey like machines, because they are endowed with a soul and a heart, because they are tied together by a spiritual bond that draws its strength from above, from that God that our adversaries want to challenge, just as Lucifer did at the beginning of time with his “non serviam.”.... 


more to read : By His Excellency Carlo Maria Viganò, Global Research, November 01, 2020, LifeSite 30 October 2020


***


Trump seçimleri büyük ezici çoğunlukla kazanacak.

Amerika'nın her yerinde kalabalık km'lerce konvoylar var.

Geçtiğimiz haftalarda Florida'da yer yerinden oynadı.

California ve Beverely Hills demokratların kalesiydi.

Halk şehirlerini, memleketini geri alıyor.

Elbet seçim sonuçlarını kabul etmiyecekler, elbet ağlaşıp yakıp yıkacaklar. Bu biliniyor.

İkinci Trump 4 senelik dönemine hazır olun.

Kendinizi yalancı medyanın sahte sondajlarına ve haberlerine kurban etmeyin.

Serap Balaman / 1 Kasım 2020


Biden: "We have put together the most extensive voter fraud organization?" link

"açık açık oy sahtekarlığı yapacaklarını söylüyor" Serap Balaman



2016 - 2020 dönemi Trump yönetiminin içindeki çoğu aktor neocon idi. Trump onları kovdu. Yeni yönetimde ise ipler Michael Flynn'in elinde olacak ve onun oluşturacağı kadro, Türkiye için tarihte görülmemiş kadar olumlu.

Güşan Yediç / link



**********************************************************************

Bunları paylaştığım için beni Trumpcı sanmayın, değilim....

Ancak Biden Türkiye için çok çok daha tehlikeli !!!

Çünkü Biden, Suriye'deki savaşın devam etmesini, Kafkaslara sıçramasını istiyor. Zaten hali hazırda Azerbaycan'ın Ermenistan tarafından işgal edilen topraklarını geri alma çabasıyla, öğrendik ki bir çok PKK gibi ayrılıkçılar Ermenistan'a gitti. Ayrıca Biden bir Yunan taraftarı olarak Mavi Vatan'a da karşı !!!

Ben kendi ülkem için endişe ederim, yoksa ABD'deki seçim umurumda bile değil.

Biden ve çevresindekilerinin kim olduklarını öğrenmek istiyorsanız Roger R. Richards - AUYRN Yapımı (link) "A THOUSAND PIECES - A TRUE CONSPIRACY DOCUMENTARY (link)" izlemelisiniz !... Yozlaşmayı, İnsan Ticareti ile Sübyancılığı, MK-Ultrayı ve Suikastleri anlatan bir belgesel... Gerçekler acıtır, ama özgür kılar...


SB







28 Ekim 2020 Çarşamba

Karantina ve Sokağa Çıkma yasakları - 2010

 

Harry Vox - Gazeteci / 21 Ekim 2014


Amerikalılar için, işte asıl mesele, bunu duymaya hazır olun! Şöyle olacak...

Onların yaratmaya çalıştığı yönetme şekli...

Bizi kontrol etmek için uygulamaya koydukları yöntemlerden asla vazgeçmeyecekler. Bu zamana kadar bizi kontrol etme yöntemleri içinde uygulamaya koymadıkları tek eksik vardı:

Karantinalar ve Sokağa Çıkma yasakları!

Ve şimdi! Amerika'daki yeni düzene hoşgeldiniz! Bu öyle bir dünya ki otobüse binmek, metro istasyonuna gitmek... öncelikle bu zamana kadar ki uygulamaların eziyetli ve aşırı olduğunu düşünüyorsanız... Çok daha derini ve zorlusu geliyor... Öyle bir hale gelecek ki, daha çok, daha çok hayatlarımızı işgal eden bir hale gelecek ve yönetici sınıfın buna ihtiyacı var!

Çünkü, eğer yönetici sınıf, toplumda geniş çaplı bir huzurluk görürse, hemen arkasından Ebola'nın ortaya çıktığını görürsünüz. Onların ajandalarındaki yeni bir kontrol etme yöntemi, o kadar...

[Yani bizi susturmak için..]

Yüzde yüz eminim... Bu onların başka bir aracı!

Ebola öyle sihirli bir şekilde yayılmaya başlamadı ve şu doktorlar ortaya çıktılar birden ve dediler ki, iki tane beyaz hasta oldu ama iyileştiler ve dediler, ama hastalığı kağan bütün syahlar öldü!.. Anlıyor musunuz?

Ve bir doktor, bir Hristiyan vakıfla bağlantısı var... Bu ortaya çıkardıkları genç doktor aynı zamanda Billy Graham'ın oğlu.. Ve mümkün ki bir sivil toplum örgütü, ortalıkta dolaşanlardan bir tanesi, bu Ebola'yı yayıyor, ya da küçük bir uçaktan insanların üstüne Ebola'yı yağdırıyor.. bilmiyorum... Asıl mesele şu ki, yüz binlerce insana bulaşmasını sağlamak ve insanları kontrolün yeni aşamasına geçmek istiyorlar!


Şimdi size kanıt niteliğinde göstermek istediğim bir belge var:

Sizlere burada Rockefeller vakfının yayınladığı bir belge göstermek istiyorum: Uluslarası Gelişme ve Geleceğin Teknolojisi Senaryoları Rockefeller Vakfı ... Ve ne diyorlarmış bir bakalım. Bu 54 sayfalık bir döküman. 18. sayfaya bakmanızı istiyorum. Ben sizin için okuyacağım. Başlık şu: "Kilit Altında Tutma Aşaması", ve bu terimi 11 Eylül 2001'den sonra, bütün Amerikan sistemi ve halkının "Kilit altında" tutulmaya başlandığında kullanmıştım. Öyle ki kongrenin üstesinden gelindi, Usame bin Ladin yaptı dediler, ve insanlar ellerinde bayraklar: "Nefret ediyoruz, nefret ediyoruz" diye bağırdılar ve her şey kilit altına alındı.

Pekala... 2010'da bu Rockefeller vakfı yazısını yayınladılar (pdf) ve şöyle diyorlar, buna senaryo ismini vermişler, senaryo öyküsü bunlar! Ve geçmiş zaman kipi kullanmışlar ! :

"Sıkılaştırılmış üstten tek hükümet yönetimi dünyası ve daha otoriter bir liderlik ve kısıtlı yenileşme ve giderek artan vatandaş direnişi ! .. 2012 yılında, bütün dünyanın yıllardır beklediği pandemi vurdu ! [Kimsenin pandemi falan beklediği yoktu !!!] Sonunda vurdu !

2009'daki H1N1'in aksine bu yeni grip dalgası - vahşi bir kaz'dan yayılmıştır - hep bir vahşi hayvan buluyorlar, senaryo bunlar! [ burada bahsettikleri Ebola] - Virüs dünya çapında vurduğunda pandemiye en hazırlık ülkeler bile çok kısa bir süre yenik düştüler ve küresel nüfusun neredeyse yüzde 20'sini etkiledi, 7 ay içinde 8 milyon insanı öldürdü. Çoğunluğu da sağlıklı genç insanlardı. Pandemi'nin ayrıca ekonomiler üzerinde de ölümcül bir etkisi oldu...."

Burada ajandalarını, bütün çıplaklığıyla kontrol etme planlarını görüyoruz. Burada yazıyor ve burada yazılanları  gerçek hayata nasıl uyguladıklarını görebilirsiniz. Bu yazılanlar birebir yapacakları emirler de olsa ya da gizzli servisler bunları alıp harekete geçiyor da olsalar, bu üretildi ve işte plan bu.. Her halükarda bu hikayeler  önceden okunmalılar çünkü gizli servisler ne yapacaklarını bilmiyorlar, yardıma ihtiyaçları var ve bu yüzden bu düşünce kuruluşları böyle şeylerle ortaya çıkıyorlar. RAND şirketi, Rockefeller vakfı vs., onların düşünce bulma kuruluşları. Onlar oturup, insanlığa yardım edecek güzel yöntemler bulmakla ilgilenmiyorlar ! Okumaya devam...

"Pandemi'nin ayrıca ekonomiler üzerinde de ölümcül bir etkisi oldu. İnsanların ve malların uluslararası hareketi durma noktasına geldi..."

Zaten böyle olmasını istiyorlar. Tamamen izole olmuş bir insanlık istiyorlar.

"Turizm gibi zayıflatılan endüstriler ve küresel dayanışma ağlarını kırmak..."

Tabi ki turizmi çökertmek isterler, onlar bizi durdurmak istiyorlar çünkü onlar turizm sektöründe yoklar ve onlar seni evinde televizyonun karşısında istiyor. Böylelikle ellerindesin ! Çünkü bir kere tv izledin mi ruhuna sahip oluyorlar!

"Yerelde bile, normalde canlı olan dükkanlar ve ofis binaları aylarca boş kaldı..."


2010 yılında, bütün bunları geçmiş zamanda olmuş gibi yazmaları çok komiğime gidiyor...


"Pandemi bütün gezegeni kapladı, öyle ki Afrika, Güneydoğu Asya ve Orta Amerika'da aşırı derece ölüm oldu. Virüs kontrolden çıkmış bir yangın gibiydi.."

[Bu bir felaket filminin açılış konuşmasına benziyor! Hani filmin başında anlatırlar ya, arka planda da felaketin görüntüleri vardır! Filmin başında sanki olay gerçekmiş gibi bu şekilde açılışını yaparlar... Şunu dinle, en sağlam yeri : ]

"Gelişmiş ülkelerde bile bulaşıcılık çok zorluydu. Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi vatandaşalarının uçakla uçmamaları için uyguladığı öncelikli politikası olan *Şiddetle Heves Kırma* politikası, *hoşgörülü bir politika* olduğunda ölümcül sonuçları olduğunu kanıtladı ve hoşgörülü olunca ölümcül sonuçları oldu. Ama virüsün yayılımını sadece Amerika'da değil sınır ötesinde de hızlandırdı. Buna rağmen, bazı ülkeler çok başarılı oldular,  özellikle ÇİN ! Çin hükümetinin hızla uyguladığı karantinaya uymayan bütün vatandaşlarını cezalandırma ve infaz politikası, özellikle de sınırlarını çok hızlı ve insan sızdırmaz şekilde kapatması milyonlarca insanın hayatını kurtardı ve diğer ülkelere oranla, virüsün yayılımını durdurdu..."

Yani burada verdikleri mesaj şu: Totaliter, baskıcı Çin rejimini kendimize örnek almalıyız. Biz de onlar gibi yapmalıyız, diyorlar ! Ve tabi bu elit yönetici sınıfı, Çin rejimine bayılıyor, çünkü bu elitler şunu ispat etmiş oldular: Çin'deki rejim, kapitalizmin en etkili halidir.  Ki buna *otoriter kapitalizm* diyoruz. Yani şöyle demeye getiriyorlar: Bizde de kapitalizm var ama işte onlardaki daha iyi !... Okumaya devam...

" Kendi vatandaşlarını virüse maruz kalmaktan ve zarar görmekten korumak için olağanüstü koruma önlemleri alan tek hükümet Çin hükümeti değildi. Pandemi sırasında, Dünya genelindeki ulusal liderler kaslarını çalıştırdılar, otoritelerini güçlendirdiler ve sımsıkı kuralları ve yasakları dayattılar..." [hazırladıkları ajandayı görüyor musunuz?...]


"MASKE TAKMA ZORUNLULUĞU ve VÜCUT ISISININ ÖLÇÜLMESİ, ORTAK ALANLARA GİRERKEN ..."


Bunu zaten yapmaya başladılar !, Girmeden önce vücut ısısını ölçmeleri, metroya girmeden önce.. Yani bu yasakların olduğu bir yere gidiyoruz...

Ve bu şu anlama geliyor: Sigara içmeden bile önce... yani demek istiyorum ki temel olarak.. Bu hepimiz için bir kuşatma ağıdır. Yani herhangi bir şey yapmadan önce [otur ve kuyruk salla... ]

"Pandemi sırasında ulusal liderler otoritelerini güçlendirdiler ve onlar ... Süpermarket girişlerinde bile vücut ısısını ölçmek diyorlar..." 


* YAPTIĞIN HER ŞEYİN BİZİM DENETİMİMİZDE OLACAĞI BİR SİSTEM İNŞA EDİYORUZ " diyorlar. Yemek bile alamazsın diyorlar. Üretici pazarına gidersem ne olacak?

Bir de şunları dinle, daha da güzelleşiyor...

"PANDEMİ YOK OLSA BİLE, BU DAHA OTORİTER KONTROL DÜZENİ İNSANLARIN VE HAREKETLERİNİN GÖZETLENMESİ DEVAM EDECEK !!! HATTA ŞİDDETLENEREK ARTACAK !!! "

İşte asıl mesele BU !

Zaten 11 Eylül sonrası başımıza gelen bu değil miydi? Hala gaddar kurallar  devam ediyor... ve daha birçok şey...

Süpermarkete bile girebilmek için vücut ısısı kontrolü yapacaklar ve "Ebola" bitse bile diyecekler ki: BU DÜZEN BÖYLE KALSIN, DAHA ÇOK SEVİYORUZ. HEM ZATEN BU KONTROL DÜZENİNİ SAĞLAMAK İÇİN KOMPLE BİR ALTYAPI KURDUK..

KONTROL ŞEBEKESİ...

"Pandemi veya uluslararası terörizm veya iklim krizleri veya artışta olan yoksulluğa karşı giderek artan bu küresel problemlerden dolayı, ülke liderleri kendilerini koruyabilmek için, güçlerini olabildiğince kullanmalılar..."

Allah aşkına, giderek yükselen yoksulluğun, giderek artan sıkı kontrollerle ya da maske taktırmakla ne alakası var??...

"Daha fazla kontrol edilmiş bir dünya fikri başlangıçta çok geniş bir kabul ve onay gördü..."

Kusura bakmayın ama hiç kimse bu şeylerden hoşlanmaz!

"Özgürlük ve mahremiyetinin bir kısmından gönüllü olarak vazgeçen vatandaşlar, bunun karşılığında daha babacan, güvenli ve istikrarlı bir düzene kavuşacaklar..."

Yani bu açık bir şekilde şu bildiğimiz söz ile çelişiyor:


GÜVENLİĞİ İÇİN ÖZGÜRLÜĞÜNDEN VAZGEÇEN, İKİSİNİ DE KAYBEDER !


Hiçbir utanma ya da arlanma duymadan tam tersini söylüyorlar ve şöyle diyorlar:

"Güvenlik ve istikrar için, özgürlük ve mahremiyetimizden vazgeçiyoruz..."

AVUCUNUZU YALARSINIZ !

BUNU YAPARSANIZ KAZIĞI YERSİNİZ !

Milli Güvenlik Muhtırası 10 Kasım 1970, Henry Kissenger'in buluşu. Milli Güvenlik Muhtırası, 200. belge.. size özetleyeceğim. Şöyle diyor: 

"DÜNYA'DA ÇOK FAZLA İNSAN VAR, NÜSUFUN ÇOĞUNDAN KURTULMALIYIZ !"

Şu kelimeyi kullanıyor: " NÜFUS AZALTIMI"

Nüfus azaltımı demek, ZATEN VAR OLAN İNSANLARI ÖLDÜRMEK DEMEK !

Belgede bir de "minerallerinizi alın" diyor !...

Ana fikir şu...

Daha fazla kontrol istiyorlar.

Sokağa çıkma yasakları ve karantinalar gelecek !


Demek istediğim şu..

Amerikalılar yeni bir tür isyan etme, yeni tür bir protesto etme ve organize olma tönetmi bulmadıkları sürece .. Bu kayıtsızlığı kıramadığımız sürece, kayıtsızlık, işte bizde bu var... yoksa burası bir köleler ülkesi olacak ve yönetici sınıf şu an fazla bir direnişle karşılamıyor ve alışveriş listelerinde ne varsa hepsini uyguluyorlar ve karantina ve sokağa çıkma yasağını uzun süredir istiyorlardı ve şimdi bunu başardılar.

Ve eğer bu şekilde kandırıldığınız bir dünya istiyorsanız, çünkü "bu bizim güvenliğimiz için" ya! , evden dışarı çıkmadan önce incelenmemek için ve üzerin aranırsa, suçlu bulunabilirim diye ceplerini kontrol etmek istiyorsan, ve evden dışarı çıktın, kapıda polis var, üzerini arıyor, neden dışarı çıkıyorsun diye soruyor.. Böyle bir dünya istiyorsan, KAYITSIZ KAL ! Hiç bir şey yapma ! O DÜNYA ÇOK YAKINDA SANA GELİYOR !


EKİM 2014 / link

2010 - İtalya "Göçmen bakıcılar" boşluğunu robotlarla dolduracak
2020 - Hani İtalya'da bakım evlerinde aşırı ölümler olmuştu ya!...




2020 !!!!

Komplo Teorisiymiş! 

Akıl tutulması yaşayanların o vakitlerde söylediği buydu (bugünde diyorlar!)...

Hâlâ komplo teorisi olduğunu mu düşünüyorsunuz?...

Eğer öyle düşünüyorsanız, en özetle .... (arzu ettiğiniz sıfatı kendinize seçebilirsiniz...)...


Sonraki adımlarında biri:

"Hükumetler internet trafiğini kontrol altında tutma konusunda başarıya sahiptir, ancak bu çabalar yine de “Dünya Çapında” Web'i kırmaktadır." Rockefeller, 2010


Yani, interneti kısıtlayabilirler, sosyal ağları kapatabilirler...



The present vast overpopulation, now far beyond the world carrying capacity, cannot be answered by future reductions in the birth rate due to contraception, sterilization and abortion, but must be met in the present by the reduction of numbers presently existing. This must be done by whatever means necessary!

Şu anda dünya taşıma kapasitesinin çok ötesinde, mevcut nüfus muazzam aşırı, doğum kontrolü, kısırlaştırma ve kürtajın neden olacağı doğum kontrolü gelecekteki azalmaları yanıtlayamaz. Ancak şu anda mevcut sayıların azalmasıyla karşılanmalıdır. Bu, gerekli olan her şekilde yapılmalıdır!


!




17 Ağustos 2020 Pazartesi

Salgın ve Almanya-Amerika Raporları

 


Gürbüz Evren - Bütün Dünya Dergisi, Ağustos 2020

CV-19 Salgını Hakkında Bilinmeyenler


2004 yılında dünya gündemine giren Kuş Gribi hastalığının virüsü, H5N1 olarak adlandırılmıştı. Bu virüs, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu birçok ülkede yüzlerce can aldı, beyaz et sektörüne büyük darbe vurdu. On milyonlarca kümes hayvanı itlaf edildi. Dünya genelinde üretici ve satış zincirinde toplam zarar 600 milyar doları buldu.


Nisan 2009'da, bu kez de Domuz Gribi başladı. Domuz Gribi virüsü de H1N1 olarak adlandırıldı.


2002'deki SARS, 2012'deki MERS ve Orta Afrika'dan çıkıp kıtanın farklı bölgelerinde yıllardır etkili olmaya devam eden on binlerce can alan EBOLA virüslerini de ayrıca hatırlatmakta yarar var...


Çin'in 11 milyonluk Wuhan kentinde, 2019'un son çeyreğinde ortaya çıkışından bu yana coronavirüsün yol açtığı kayıplar ise en çok ölümün kaydedildiği Domuz Gribini aşarak, dünya genelinde 600 bine doğru gidiyor.


Çünkü yeni tip coronavirüs, Kuş Gribi ve Domuz Gribi virüslerine göre çok hızlı ve daha çok kişiye bulaşma özelliğine sahip.


Dünyanın en önemli ilaç devlerinin bulunduğu ve kimya sektörü ekonomisinde devasa yer tutan Almanya, yeni tip coronavirüsün ortaya çıkacağını 2011 yılında biliyordu. Çünkü coronavirüsün sonraki yıllarda ortaya çıkacağını ve dünyayı kasıp kavuracağını haber veren rapor Alman Meclisi ve Hükümetine 2011'de sunulmuştu.


Almanya'da bulaşıcı hastalıklar alanında çalışmalar yürüten Robert Koch Enstitüsü tarafından hazırlanan söz konusu raporda, hastalığın belirtileri, kimleri vuracağı, nasıl bulaşacağı, ne kadar yaşlı insanın öleceği ve dikkat edin nasıl değişime (mutasyona) uğrayarak, dalgalar halinde devam edeceğine kadar her ayrıntı anlatılmıştır.


Hatta hastalığın başından beri duyduğumuz, "Virüs, Çin'in Wuhan bölgesindeki bir hayvan pazarında satılan yarasadan yayıldı" söylentisi de, 9 yıl önceki raporda, "Yeni tip coronavirüs Çin'deki bir hayvan pazarında yayılacak" ifadeleriyle yer almıştı.


Peki, olacakları 2011'de bilen Almanya, diğer ülkeleri haberdar etmiş miydi?


Şimdi gelelim Amerikan Askeri İstihbarat servisi DIA ile Ulusal Güvenlik İstihbarat Servisi NSA'nın ortaklaşa hazırladığı "Örtülü Savaş ve Yeni Virüs Salgını" başlıklı rapora.


Söz konusu rapor, söylendiği gibi Beyaz Saray'a 21 Kasım 2019'da değil, 2 ay önce, 20 Eylül 2019'da sunulmuştur. Ama işin en dikkat çeken yanı ise raporun, 10 Eylül 2019'da istifa eden Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'a daha önce verilmiş olmasıdır.


Başkan Trump'ın Çin, Kuzey Kore, Rusya, İran ve Venezuela'ya karşı en sert politikalar izlemesini öneren bunu da yaptıran Bolton, özellikle Çin, Rusya ve İran'a yönelik her türlü gizli savaş yöntemine başvurulmasını savunan çok tehlikeli bir isim olarak bilinir. Bolton'un geçmişte, Amerika ilaç devleri ve onların uluslararası ortaklarıyla çok yakın ilişkileri bulunduğu, FBI raporlarında, "gizli savaşlar meraklısı" olarak tanımladığı, ülke medyasında birçok kez gündeme gelmiştir.


Tekrar rapora dönecek olursak, Bolton, Ulusal Güvenlik İstihbarat Servisi NSA tarafından 30 Ağustos 2019'da kendisine iletilen rapordan, Başkan Trump'ın hemen haberdar etmemiştir.


Trump'ın John Bolton'u görevden almasının ardından Beyaz Saray'dan yapılan ikinci açıklamada, Bolton'un "bazı bilgi ve belgeleri aktarma konusunda yeterli hassasiyeti göstermediği" ifadeleri yer almıştır. Burada işaret edilen belgelerden biri de sözünü ettiğimiz rapordur.


ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşlarının kızışmaya başladığı dönemde, Bolton'un Aralık 2018'de yaptığı açıklamadaki, "Çin'in Rusya'dan aldığı siyasi destekle de, dünyanın birinci ekonomisi olmasına asla izin vermeyiz. Bunu niçin her yolu deneriz. Çinliler, gözle göremeyecekleri silahlarla da vurmaktan çekinmeyiz" sözleri nasıl tercüme edilmelidir?


John Bolton'a yanıt veren Çin Dışişleri Bakanlığı'nın, "gözle görülemeyen silah emin olun döner, sizi bizden daha fazla vurur" ifadeleri de, bugün virüsten en çok vaka ölümün olduğu ABD'nin içinde bulunduğu durumu anlatmıyor mu?


Bu karşılıklı açıklamalardan kısa bir süre sonra, 2 Ocak 2019'da, Çin, ülkenin Sağlık İşleri Konseyi Başkanı Jang Jintano'nun başkanlığındaki bir heyet Dünya Sağlık Örgütü DSÖ'ye göndermiştir.


Heyet, DSÖ Başkanıyla yapılan toplantıda, Trump'ın ulusal güvenlik danışmanı Bolton'un Çin'i tehdit ettiği, "gözle görülemeyen silah" tanımlamasına dikkat çekerek, bunun yeni tip bir virüs olabileceği ve Çinlilere bulaştırılmasının aslında dünya için kıyamet senaryosuna dönüşeceğini hatırlatmıştır.


Bir kez daha ABD istihbarat örgütlerinin raporuna dönelim.


Raporda, "Dehşet verici bir virüs salgının, Çin'den başlayarak tüm dünyaya yayılmak üzere olduğu, Asya ve Avrupa'nın ardından ABD'nin de bu hastalıktan çok büyük boyutlarda etkileneceği" uyarısı yapılmaktadır.


Raporda ayrıca Alman istihbarat servislerinin uyardığı sağlık kuruluşlarının Almanya Hükümetine, biri 2011 yılında diğeri ise 2015 yılında (bundan haberim yoktu) olmak üzere 2 rapor vererek, yeni tip virüs konusunu gündeme getirdiği belirtilmiştir. Alman istihbaratının söz konusu virüsten uluslararası ilaç devleriyle yürütülen çalışmalar nedeniyle haberdar olduğu kaydedilmiştir. Amerikan istihbaratın bu konuyu, o dönemden itibaren ciddiye alıp, sürekli izlediği vurgulanmıştır.


Buradaki soru şu: Amerikan Ulusal Güvenlik İstihbarat Servisi NSA, nasıl oluyor da Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton görevdeyken ve bu servisten sorumluyken söz konusu raporu Beyaz Saray'a ulaştırmaya çalıştı? NSA'daki bazı kişiler, Bolton'u bitirmek mi istediler?


Rapordaki çarpıcı ifadelerden biri de "Hastalık, Avrupa ve ABD'de, Çin'den daha fazla can alabilecek yönde gelişebilir. Bu gerçeği, devlet yönetimindeki bazı önemli isimler uzun yıllardır bilmektedir" şeklindedir.


Rapordaki daha da çarpıcı ifadeler ise "Virüsün ABD'ye vereceği olası zararların en düşük seviyede kalmasının sağlanması, Amerikan ilaç sanayisinin uzun süre önce öngördüğü bu tehlikeye karşı geliştirdiği ilaçları hızla devreye sokmasına bağlıdır" şeklindedir.


Bu raporu dikkate alması gereken yöneticilerden biri de ABD Sağlık Bakanı Alex Azar'dır. Lübnan asıllı Azer, Eylül 2017'de istifa eden Sağlık Bakanı Tom Price'ın yerine Ocak 2018'de göreve gelmeden önce Amerika Birleşik Devletleri'nin dünya devi bir ilaç firması Lilly Us'un tepe yöneticisi olarak çalışmaktadır.


Bakan Alex Azar'ı Trump'a öneren kişi ise John Bolton'dur. Ayrıca Bolton, Trump'ın ulusal güvenlik danışmanı olmadan önce Azar'ın Genel Müdürlük yaptığı ilaç firması Lilly Us'un büyük maaş alan danışman kadrosundadır.


Trump, överek göreve getirdiği Bolton'un işine verirken, onun için "Çok tehlikeli fikirleri olan adam" ifadesini kullanmıştı.


Koronavirüsün bazı çevreler tarafından üretilip bir çeşit biyolojik savaş silahı olarak kullanıldığına ilişkin birçok teori ortaya atıldı. Aslında bu teoriyi doğrulayacak raporlar da ortaya çıktıkça dünyanın nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu görüyoruz.


Bütün Dünya Dergisi , Ağustos 2020


***

Hemen akla şu soru gelmekte:

2011 de Almanya ve Amerika'nın bildiği bu rapordan sonra mı, hem de 3 ay içinde

2 Kasım 2011'de Türkiye'nin Hıfzıssıhha Enstitüsü kapattırıldı?

SB



"O dönemde planladığımız aşı fabrikasının maliyetini 200 milyon dolar olarak hesaplamıştır. Bu rakamın günümüz şehir hastanelerinin milyar dolarlık maliyeti karşısında çok düşük kaldığını dikkatinize sunarım!...

Eğer merkezi tasarladığımız gibi inşa edebilmiş olsaydık, şu anda dünyada pandemi (küresel salgın) yaratan Koronavirüs aşısını burada üretebilirdik! Ağustos ayında Faz-3 aşısını hazır hale getirebilirdik!...

Aşı üretim tesisleri biyolojik savaş ve korunma açısından çok önemli merkezlerdir. Dünyada birçok ülkenin böylesine stratejik bir kurumun kapatılmasından çok mutlu olduklarını hem sizin, hem de milletimizin bilmesini istiyorum.

Bu çok önemli konunun siyasi otoriteye ve halkımıza doğru anlatılması halinde, aşı üretim merkezinin tekrar açılmasını, aşı başta olmak üzere tüm bioteknolojik çeşitlerin ülkemizde üretilmesini sağlayabiliriz." Dr. Erol Afşin

Uğur Dündar / Sözcü 19 Mart 2020


"2009 yılında Devlet Planlama Teşkilatı '9.Kalkınma Planını' planladı. Bu 2009 yılındaki kalkınma planında, o tarihlerde Devlet Planlama Teşkilatı'nın özellikle planlama raporunun 282.maddesinde aynen 'aşı araştırma ve üretim merkezi' planlanmıştır. Bakın, Devlet Planlama Teşkilatı 'Aşı Araştırma ve Üretim Merkezi'nin 2009 yılında planlanmasını yapıyor, ama maalesef Devlet Planlama Teşkilatı kapatıldığı gibi, 2011 yılında Türkiye'nin en önemli aşı araştırma ve üretim planlama merkezi olan Hıfzıssıhha Merkezi de kapatılmış! Ne kadar büyük öngörüsüzlük! Bu öngörüsüzlüğü Askeri Hastaneler'de de görüyoruz!" Haluk Pekşen / 20 Mart 2020



"Cumhuriyet döneminin sağlık alanındaki en önemli eserlerinden olan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, teknolojik yönden geri bırakıldı ve 2011 yılında kapatıldı."




Refik Saydam Hıfzıssıhha da, tarım gibi, hayvancılık gibi, madencilik gibi ABD ile stratejik müttefikliğe, asla gerçekleşmeyecek olan AB hayaline kurban edildi. Refik Saydam Hıfzıssıhha'nın eski başkanı Dr.Erol Afşin :  "Aşı üretim merkezleri biyolojik savaş ve korunma açısından çok önemli merkezlerdir. Dünyada birçok ülkenin böylesine stratejik kurumun kapatılmasından çok mutlu olduklarınızı bilmenizi isterim!" 

Böyle stratejik kurumların kapatılmasını isteyen küresel iradeler, elbette ki, Büyük Ortadoğu Projesi karşısında, Büyük İsrail Devleti projesi karşısında, Batı'nın Şark Projesi karşısında Türk milletinin savunma mekanizmalarını ortadan kaldırmak isteyenlerdir.