Translate

karabağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karabağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2020 Çarşamba

Azerbaycan-Ermenistan

 


Tuncay Bengin'in 10 Ekim tarihinde Milliyet'te, Azerbaycan-Ermenistan çatışmalarıyla ilgili olan, benim görüşlerime de yer veren makalesi aşağıdadır: 


İşgal altındaki Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan toprakları olduğunu bugüne kadar defalarca tescil eden ama çözüm getirmeyen ya da getirmek istemeyen Birleşmiş Milletler şimdi arka arkaya ateşkes çağrıları yaparak krize askeri yollarla çözüm bulunamayacağını belirtiyor. Çözüm olarak önerdiği de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eş başkanları gözetiminde müzakerelere dönülmesi. Yani neredeyse 30 yıldır süren “Yalan Rüzgârı” dizisinin yeniden vizyona girmesi. Dolayısıyla, bu açıklamaların samimiyetine güvenmek ve ciddiye alınmasını beklemek görünür gerçekliğe pek uygun düşmüyor. O nedenle, buna dalga geçer gibi bir çözüm önerisi demek daha doğru. Çünkü bir yanda saldırıya uğrayan, toprakları işgal edilen,  bir milyondan fazla vatandaşı yerinden yurdundan olan ve buna rağmen masada çözüm umuduyla yıllardır sabreden Azerbaycan, diğer yanda hak, hukuk tanımayan, işgalci politikasında ısrar eden Ermenistan var. Hem de BM’nin bu konuda aldığı kararlara rağmen... Yani biri işgal altındaki topraklarını kurtarıyor, diğeri hala alçakca sivilleri vuruyor. Açıkçası BM gerçekten samimi ve kararlı olsaydı yasasının en önemli maddesi “devletlerin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünden” hareketle bugüne dek Ermenistan’a haddini bildirmesi gerekirdi. Ama yapamadı, yapmadı.


Niyesini eski Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı emekli Büyükelçi Onur Öymen anlatıyor:


“BM’de 1993 yılında bir yılda dört Güvenlik Konseyi kararı çıktı ve hepsinde bu toprakların Azerbaycan’ın toprağı olduğu ve işgalin sona ermesi gerektiği ve işgalci güçlerin çekilmesi gerektiği belirtiliyor. Ondan sonra 14 Mart 2008 tarihinde bu sefer BM Genel Kurulu’nda bir karar alındı, bu karar da diyor ki burası Azerbaycan toprağıdır, aynı şekilde işgalci güçler çekilmelidir. Yalnız bu oylamaya 150 ülke katıldı, bunlardan 100’ü çekimser 39’ üye evet oyu veriyor. Türkiye de var bunların içinde ama bir tane Avrupa ülkesi yok. Bir Avrupa ülkesi bile burası Azerbaycan toprağıdır diyemiyor. Ondan sonra 7 ülke hayır oyu veriyor; bu 7 ülke arasında sorunun çözümünden sorumlu Minsk Grubu’nun eş başkanları ABD, Fransa ve Rusya da var. Düşünebiliyor musunuz?


Yani çözüm istemedikleri açıkça ortada. Daha sonra birtakım temaslar oluyor; Prag da buluşuyorlar, St. Petersburg’da buluşuyorlar liderler fakat oralardan da hiçbir şey çıkmıyor. Bir şey çıkacakmış gibi yapıyorlar; mesela 5 eyalet boşaltılsın da ondan sonra Karabağ da müzakere edilsin falan gibi. Ermeniler bunu da reddediyor, mutabakata da varmadılar. Adamlar hiçbir çözüm istemiyorlar çünkü. Arkalarını dayamışlar büyük devletlere ve onların himayesinde bu toprakları zaman içinde tamamen kendilerine mal edecekler, strateji bu. Aynen Kıbrıslı Rumların yaptığı gibi, aynen Yunanlıların yaptığı gibi. Yani büyük devletlerin himayesinde hukuka anlaşmalara, BM yasasına aykırı sonuç almaya çalışıyorlar. İşin esası bu.”


Peki BM bu duruma neden seyirci kaldı ya da müdahil olmadı? Öymen devam ediyor:


“BM’nin tek başına çözme mekanizması yok. AGİT çerçevesinde bir Minsk Grubu kuruldu 1993’ten sonra fakat eş başkanları ABD, Fransa, Rusya. Çözüme bu üç ülkenin öncülük yapması lazım ancak bunlardan ikisi, Fransa ve ABD zaten iç politika, lobiler, ülkelerindeki Ermeni nüfusunun çokluğu ve seçmen oluşu nedeniyle zaten hiçbir zaman Ermenistan’ın istemeyeceği bir çözüme destek olmuyorlar. Rusya’nın da Ermenistan’la yakın ilişkileri, bir güvenlik ittifak anlaşmaları var, üssü de bulunuyor ve bu üssün süresini de şimdi 2044 yılına kadar uzattılar. Yani böyle bağları da var. Fakat bir taraftan da Rusya Azerbaycan’ı da kendisinden uzaklaştırmak istemiyor. En son olarak Paşinyan’ın da biraz ABD’ye meyletmesi ABD ile Rusya arasında denge politikası gütme izlenimi ortaya çıkınca Rusya bu sefer ona biraz katı davrandı. Bu defaki çatışmalarda beklediği desteği tam alamadı Rusya’dan.”


BM’nin işlevi yok o zaman?


“BM’nin yapabileceği iki şey var. Biri Güvenlik Konseyi’nden böyle kararlar çıkartabilir. O kararların siyasi ağırlığı da fazla ileri gidemez çünkü 5 ülkenin veto hakkı var. Ki bunların üçü de Minsk Grubu’nun eş başkanları ABD, Rusya, Fransa; üçünün de veto hakkı var. Onun için bunlardan birinin istemediği karar çıkamaz. BM’nin bir imkânı daha var; o da 7. madde. Daha doğrusu, BM yasasının 7. bölümü. Güç kullanarak meseleleri çözmek. Bir BM gücü olacak, o güç gidecek orada düzeni BM’nin kararlarına göre tesis edecek. Fakat bu uygulamayı da kimse istemiyor, bunun riskini de kimse almak istemiyor. Dolayısıyla, böyle bir karar da çıkmıyor epeydir. O zaman BM’den fazla bir şey beklemeyeceksiniz. Peki, nasıl çözülür bu? Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki diplomatik temaslarla. Türkiye de bunun için çalıştı Demirel zamanında. Biz Ter Petrosyan ile Haydar Aliyev’i iki defa bir araya getirdik ama oradan da bir şey çıkmadı. Minsk Grubu’nun yaptığı göstermelik temaslardan da bir şey çıkmadı. Yani diplomasiyle bir çözüme varılamadı. O nedenle, Azerbaycan’da halkta bu meseleyi ancak güç kullanarak çözebiliriz inancı hâkim. Karabağ’ın tamamını geri almadan biz durmayız diyor İlham Aliyev. Yani Ermenistan işgal ettiği toprakları terk ediyorum dese, o zaman zaten mesele kalmayacak ama terk etmek istemiyor.”


Tersi olsaydı, BM’nin tavrı ne olurdu?


“Tersi olsaydı tozunu üflemişlerdi Azerbaycan’ın. Yani Azeriler Ermeni toprağını işgal etseydi dünyayı ayağa kaldırmışlardı. Maalesef hayatın gerçekleri biraz böyle...”




Ermenistan'ın sivillere saldırması bir "Savaş Suçu"dur!

Bu İnsanlık Suçu sadece Ermenistan'a ait değil,

Bu suç BM'ye de ait,

Bu suç AB'ye de ait,

Bu suç Fransa'ya da ait,

Bu suç Rusya'ya da ait,

Bu suç ABD'ye de aittir.

Türklere karşı yapılan bir "Nefret Suçu"dur!


Armenia's attack on civilians is a "War Crime"!

This crime against Humanity does not belong only to Armenia,

This crime belongs also to the UN,

This crime belongs also to the EU,

This crime belongs also to France,

This crime belongs also to Russia,

This crime belongs also to USA.

This is a "Hate Crime" against Turks!


SB



Elşad Alili (19 Ekim '20)

"Qafan toponimi Kəngərli/Peçeneqlərin Kapan, ya da Kapanlı qolu ilə bağlıdır.

Qarabağda da Kapanlı adlı yer adları vardır.

Qacaran da adından bəllidi.

Bugünkü Ermənistan torpaqları Kəngərlilərin və ümumən Üç Okların qədim yurdudur."




3 Nisan 2016 Pazar

Yanındayız AzerbayCan...











Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Ermeni işgali altındaki bazı stratejik bölgeleri geri aldıklarını açıkladı.

Cuma gecesinden bu yana çatışamalrda 12 askerinin hayatını kaybettiğini açıklayan Savunma Bakanlığı, Azerbaycan Ordusu'nun Goranboy ve Naftalan kentleri için tehlike oluşturan Talış köyü etrafındaki tepe ve Seysulan yerleşim biriminin Ermenistan güçlerinden temizlendiğini belirtti.

Buna göre, Fuzuli bölgesinde, Horadiz kentinin güvenliği için önemli olan Lele Tepesi de Azerbaycan Ordusu'nun kontrolüne geçti. Geri alınan bölgelerde savunma hattının oluşturulduğu ve mevzilerin güçlendirildiği duyuruldu. "Ateşkesin tekrar ihlâli durumunda Ermenistan'a daha ağır darbelerin vurulacağı" ifade edildi.



Ermenistan Rusya'dan yardım istedi.

Ermenistan resmi haber ajansında yer alan bilgiye göre, Azerbaycan-Ermenistan sınır hattında yaşanan gerilimle ilgili olarak Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbandyan’ın Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile telefonda görüştüğü ve tansiyonun düşürülmesine yönelik yardım istediği belirtildi.


Basın,02.04.2016










İlham Əliyev: "Erməni əsgəri ölmək istəmirsə, Azərbaycan torpağından rədd olsun" 
link



AZERBAYCAN ERMENİSTAN İLE SINIRDA ÇATIŞMIYOR
TOPRAKLARINDAN İŞGALCİYİ KOVUYOR.

Azerbaijan and Armenia is not in war at the border, NO, 
Azerbaijan take his lands back from the invader Armenians.








ERMENİSTAN RUSYA’DAN YARDIM İSTEMİŞ...CEBİNİ DOLDURAN DİASPORAYA BAŞVURSUN...S.Bayraktar








the Armenian-specific purpose of the genocide accusation is that it distracts from a real ongoing grievance, and that is the Armenian occupation of Nagorno-Karabakh. As long as the headlines on the Armenians in the West show them as victims, there is not enough oxygen in the public’s brain to think of them as aggressive occupiers. The Armenian-Azeri conflict is an explosive conflict that has ignited the popularization of the genocide accusation as a proxy-polemic, almost like a replacement-conflict. As long as Nagorno-Karabakh is occupied, Armenian memory will be politicized, and the Armenian people will continue to suffer from this ill-advised politicization of Armenian memory. Instead of better understanding their own past, instead of enjoying greater international relations in their present, the Armenians are locked out of acting toward a more prosperous future for Armenia. It is a simple formula: settle the issue of Nagorno-Karabakh, and the proxy-polemic would fade away, the misuse of genocide will stop. Granted, the genocide accusation began before the occupation of Nagorno-Karabakh, but the two other purposes have already began to lose their momentum.


Do you want to know what happened, or have you already decided to take part in running this political game? - link









Bir Gözlem


Dünya politikasını şekilliyenler tarafından hedeflerine ulaşacak her yöntem deneniyor. Ortadoğuda daha büyük bir ateş yakmak amacında oldukları biliniyor. Şimdiye dek orta frekansda seyir eden savaş yüksek kreşendoya doğru gidip geliyor.

Türkiye'nin Suriye üzerinden dolaylı olarak İran üzerine sürülme operasyonu bir kaç senedir ayak sürüyor. Bir türlü gerçekleşemiyor. Yakınlarda küçük bir oyun ile hiç nedensiz Rusya ile Türkiye'nin arası açıldı. Rusya bizim düşmanımız değilken. Bir Türk F16, Rus SU uçağı düşürdü. Teknik olarak olanaksıza yakın bu olay, önemli stratejist William Enghdal' ın açıkladığı gibi eş zamanlı İncirlik'ten kalkan biri Saudi iki AWACKS uçağının bu F16 ya koordinatları vermesi ile gerçekleşdi. Yani üçlü ortak bir harekattı ve ihale sadece F16 ya kaldı. Tabi ki Türkiye Cumhuriyetine. 

Şimdi ise seneler once canice ve haksızca Ermeniler tarafından ele geçirilmiş çok stratejik Dağlık Karabağı aniden , nedense zamanlama da garip, Azerbeycan ordusu geri almaya soyunuyor.

Rusya Batı dan NATO tarafından kuşatıldı. Ukrayna Nato oldu ve ABD uçakları Rus sınırlarında ve hatta kuzeyde Baltık denizinde keyfi tatbikatlar (!) yapıyorlar. Güney Batı'da ise Balkanlar ve Makedonya sürekli renkli devrim girişimleri ve huzursuzluk. Silah, mafya, göçmenler (!) Soros tipi renkli devrimlerle ateş altında.

Daha önce ABD tarafından ve tabiki ABD ye yön veren perde arkasındaki Israil tarafından elde tutulan Ermenistanı bir şekilde Rusya kendi yanına aldı. Güneydoğu sınırında ABD ile komşu olmamak icin. Keza Gürcistanda patlayan olaylar sonucu Gürcistanı ve ne yazık ki ABD ve Rusya arasında kullanılan Çecenistanı da Ramazanov ile ve Dağıstanı ele geçirdi. Ya ABD ya Rusya ikilemi içerisinde paylaşıldılar. Zayıf bir Türk Devleti yüzünden. 

Ermeniler nasılsa aynı Kürtler gibi kucaktan kucağa oturmaya alışıklar şimdi rahatca Ermenistanda Rus kucağındalar. Azerbeycana son zamanlarda büyük miktarda Israil in askeri yardım yaptığı gerçeği var. Askeri üstlerinden en az birinin de Israil tarafından kullanıldığı sır değil. 

Tekrar genele bakmaya dönersek, Dört bir yanından kuşatılmış ve hala kuşatılmaya çalışılan Rusya , kullanılan devletler ve Türkiye'nin Suriye üzeri İrana sürülmeye çalışılması. Türkiye- Rusya devletlerinin arasının açılması ve şimdi Azerbeycan ve Ermenistan üzerinden bir kez daha Türkiye ve Rusya kafa kafaya getirilmeye çalışılınıyor.

Bundan kim karlı çıkacak dersiniz ???
Özellilikle son günlerde Netenyahu'nun "kimse olmasa bile ben tek başıma İran'a saldıracağım" dediğini bildikten sonra. 

CUI BONO ?
S.Balaman





Bu arada İran'daki Türk varlığı da hatırlanmalı ve İran'ın "Türk dili cehennem dili" dediği de..... Ortalık kızıştırılıyor.... S.Bayraktar




















2 Eylül 2014 Salı

AZERBAYCAN VE TÜRK SOYKIRIMI






Türkiye - Azerbaycan ve Soykırım / Türk Dünyası Araştırmaları

25 Şubat 2012 Cumartesi günü, Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsümüzde, Ermenilerin 26 Şubat 1992’de, Azerbaycan toprağı Dağlık Karabağ Hocalı’da Türklere uyguladığı Soykırımın 
20. yıldönümü çerçevesinde Anadolu Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, “Türkiye – Azerbaycan ve Soykırım” başlığı altında bir konferans verdi. Konferansa katılan Çağdaş Türk sairi yazarı ve Azerbaycan Milletvekili Sabir Rüstemhanlı ve Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Hasan Sultanoğlu Zeynelov da birer konuşma yaptılar.

İlk olarak söz alan Sayın Zeynelov, konu bağlamında bazı değerlendirmelerde bulunduktan sonra, özellikle son zamanlarda Azerbaycan Türkleri ile Türkiye Türklerinin arasını açmak yolunda sinsi faaliyetler yürütüldüğüne dikkat çekti. Türkiye’nin bizim yanımızda Azerbaycan’ın Türkiye’nin yanında durması yetmez, artık hareket zamanıdır. Uluslararası hukuk çerçevesinde Hocalı Soykırımını tanıtamıyorsak, Azerbaycan’ın artık Kısa sürede Erivan’a girecek ordusu vardır; Türkiye’nin de desteğiyle artık bu işi hâlletmeliyiz sözleriyle Karabağ Meselesinin ivedi çözüm beklediğini vurguladı.

Sayın Zeynalov’dan sonra söz alan saygıdeğer kadim dostumuz Sabir Rüstemhanlı, öncelikle son bir hafta içerisinde Türkiye’nin devleti ve milletiyle kardeş Azerbaycan’ın Hocalı Soykırımı ile ilgili haklı davasına sahip çıkıp yoğun bir şekilde gündeme getirmesinden duydukları memnuniyeti ifade edip teşekkür etti.

Hocalı Soykırımını Pakistan ve Meksika dışında dünya ülkelerinin tanımamasının çok üzücü bir durum olduğunu, son dönemde kendisini de gayretleriyle İslam Konferansı’nda üye olan devletlerin bu soykırımı tanımaları yönünde bir tavsiye kararı çıkmasının iyi bir gelişme olduğunu belirten Sayın Rüstemhanlı, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı ve onun Başkanı Turan Hocanın ise her ortamda ve özellikle de Süleymaniye Kürsüsü’nde Hocalı Soykırımını 20 yıldır tanıdığını, sadece Hocalı’yı değil Azerbaycan’ın her türlü meselesini dile getirdiğini, bu sebeple Vakfa ve saygıdeğer başkanı Turan Yazgan Hocaya minnettar olduklarını ifade etti. 

Sözlerinin devamında, Ermenilerin son yüzyıl içinde Azerbaycan ve Türkiye Türklerine uyguladıkları zulüm ve soykırımlardan türlü kesitler vererek bunun siyasi ve ekonomik sebeplerine değinen Rüstemhanlı, Ermenilerin arkasında hep dünyanın bilinen emperyalist devletleri olduğunu ve onların politikaları ve maddi desteğiyle bu zulümleri yapıp Türkün haklarını gasp ettiklerini belirterek, kardeş Türkiye’nin bu davayı sadece Azerbaycan’ın davası olarak görmeyip, her fırsatta ve alanda Azerbaycan’ın meselelerinin arkasında olması gerektiğini vurguladı.

Son olarak söz alan konuşmacımız Prof. Dr. İbrahim Öztek, Türkiye ve Azerbaycan üzerinde Ermenilerin uyguladığı soykırımı, tarihi, siyasi ve ekonomik sebepleriyle etraflı bir şekilde anlatıp değerlendirdi. Sayın Öztek, konuşmasının sonunda ne yapmamız gerektiğini şu şekilde sıraladı:

Bugün Fransa devlet başkanı Sarkozy’nin Ermenilere şirin gözükme ve oylarını kazanma uğruna giriştiği aşağılık soykırım oyununa Güçlü Türkiye Cumhuriyeti devleti, yalnız Fransa’da değil, tüm dünyada kökten son vermelidir.

Arşivlerimizi açtık veya büyükelçilerimizi çektik demenin hiçbir faydası yoktur. Arşivler gözlerine sokulmalıdır.

Meclis başkanımız tarafından Birleşmiş Milletler Genel sekreteri sayın Muun uyarılmalı, böyle bir soykırım yaşanmadığına dair kararı, yeniden tüm Dünya devletleri parlamento başkanlarına göndermesi sağlanmalıdır.

Türkler, Ermenilere soykırım uygulamıştır diyen Fransız ve İsviçreliler için kanun hükmünde karar çıkararak, gerektiğinde onlar için uygulanmalıdır.

Ülkemizde çocuklarımıza dadılık eden ve Ermenistan’da yaklaşık yarım milyon Ermeni’nin verdiğimiz paralarla karnını doyuran kaçak işçiler hakkında işlemlere başlanmalıdır.

Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yalnız Ermeniler oy kullanmayacağına göre, Türkler ve Kuzey Afrikalı veya diğer Müslüman kardeşlerimizin kullanacakları oylar için yönlendirmeler yapılmalıdır.

Fransız gazetelerinde büyük boy reklamlarla, demokrasi havariliği yapan Fransız aydınlarının ruhuna hitap edilmelidir.

Devletimizin yöneticilerinin, Sarkozy’nin Ermeni’lerle ilgili davranışları konusunda vermiş oldukları beyanatlarını ve bu konudaki hassasiyetlerini tüm sivil toplum örgütleri, üniversiteler, basın, sanat ve edebiyat çevreleri, iş çevreleri ve tüm kurumlar desteklemelidir. Sözde Ermeni soykırımının gerçeklerini ortaya koyan belgelerle basın yayın organlarında yer alınmalıdır. En etkin araçlarla tüm dünyanın dikkati çekilmelidir.

Avrupa ve Amerika Ermenileri, Hem Türkiye’de hem de Ermenistan’da yaşayan Ermeni’lere en büyük düşmanlığı yapmaktadırlar. Her fırsatta Türk’lere karşı kinini kusan ve nefret söylemlerini terk etmeyen, Hocalı soykırımının elebaşılarından olan Sarkisyan’ın iktidarının sonlandırılması için gereken yapılmalıdır.

Bundan sonrası için de süreklilik gösteren önlemlerle, diaspora Ermeni’leri ile anlayacakları dilden usullerle aralıksız mücadeleye devam edilmelidir.

Ermenistan tükenmiştir. Diaspora Ermeni’leri de tükenmemek için bir soykırım masalına sarılmışlardır. Bunu dünyaya anlatmak için henüz geç kalmış değiliz.

Bu toplantının videosunu izlemek için  Vimeo adresi: 


Kaynak
Türk Dünyası Araştırmaları
(Yeniçağ Gazetesi-Kasım 2012)





Ağla karanfil

Karanfil şehit kanı
Ağla karanfil ağla
Ağlat inlet meydanı
Ağla karanfil

Cavanlara kıydılar 
Tanklar alta koydular
Kanım içip doydular
Ağla karanfil ağla

Her şehide bir düzüm
Abşeron kan denizim
Sen menim ağlar gözüm
Ağla karanfil

Uzak menzil, acı yol
Yoldu yol, elacı yol
Şehitlere bacı ol
Ağla karanfil ağla 

Ağla yürek boşalsın
Sesin göğe baş alsın
Ağla dağlar yumşalsın
Ağla karanfil

Bu günahsız kanlara
Bu didilmiş canlara 
Bu cansız Cavanlara
Ağla karanfil ağla


Hasan Sağındık
(Azerbaycan'ın işgali üzerine yazılmıştır)



Azarbaycan Milletvekili Qenire Pashayevanın









"13 Yaşındaki Türk Çocuğun Derisini Yüzdüm" 
 Ermeni Doktor Zori Balayan








ŞİMDİ KALKMIŞLAR DÜNYAYA 
SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMINDAN 
BAHSEDİYORLAR
YALANCI ve  SOYKIRIMCISINIZ


ERMENİ YALANLARINA KANMAYIN



!