Translate

bilal şimşir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilal şimşir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2019 Çarşamba

Şeyh Said İsyanı






Özgün Bilgi ve Belgelerle 


- 1925 Şeyh Said İsyanı.
- Musul Sorunuyla İlgisi.
- 1924 Ağustos Nasturi Ayaklanması.
- "TBMM Hükümeti" ve "TBMM Ordusu" Adlandırmaları.
- Ali Fuat Cebesoy'un Hilafetin Kaldırılmasıyla ilgili Önemli Açıklaması: "Hilafet ile Saltanat Ayrılıp, Saltanat İlga Edilirken (1 Kasım 1922); Hilafet TBMM'nin Manevi Şahsiyeti'nde Mevcuttur Denilecekti. Olamadı. Kaldırıldı.“
- Şeyh Said İsyanı ve Hilafet.
- Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları.
- Türk Ordusu İçinde Örgütlenmiş Ayrılıkçı Kürt Kökenli Subaylar ve Gizli Azadi Örgütü.
- Ayrılıkçı Kürt Azadi Örgütü Önderi Cibranlı Halit.
- Azadi Üyesi Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya.
- Azadi Örgütü Subayları Irak'a Kaçıp İngiltere'ye Sığınıyor.
- Şeyh Said, İngiltere Bağlantılı Azadi Örgütünün Lideri Cibranlı Halit'in Akrabası ve Azadi'nin Üyesi.
- İsyana Katılanlardan Hasan Hişyar Serdi'nin Anıları.
- Atatürk'ün 1924 Erzurum Pasinler Ziyaretinde Verdiği Buyruk Üzerine Azadi Örgütü Lideri Cibranlı Halit ve Yusuf Ziya Tutuklanıyor.
- Şeyh Said İngiltere Bağlantılı Azadi Örgütü'nün Başına Geçiyor
- Azadi'nin Mayıs 1925'te Gerçekleştirmeyi Kararlaştırdığı İsyan, 1925 Şubat Ayında Patlıyor.
- İsyancılar 12 İli Ele Geçiriyor.
- Cumhuriyet Sıkıyönetim, Seferberlik İlan Ediyor, Dini Siyaset Aracı Olarak Kullanma Eylemini Vatan Hainliği Kapsamına Alıyor.
- Şeyh Said'in Mensup Olduğu Şafii Nakşibendi Tarikatının İstanbul'daki Lideri Seyit Abdülkadir ile Suç ortakları Tutuklanıp Yargılanmak Üzere Diyarbakır'a götürülüyor.
- Seyit Abdülkadir ve Suç ortaklarının İngiliz Ajan Mr. Templeton Olarak Tanıdıkları İstihbaratçıyla İlişkileri.
- Diyarbakır Sinema Salonu'nda Kurulan Mahkemede, Kalabalık İzleyici Huzurunda Yapılan Duruşmalar Fotoğraflandığı gibi Sinema Filmine de Alınıyor.
- Mr. Templeton'un Seyit Abdülkadir'in Mutemed Adamı Palulu Kör Sadi ile Görüşme Tutanakları, Mahkemede Okunuyor.
- Kör Sadi, Mr. Templeton'un Raporlarının Doğruluğunu Mahkemede İtiraf Ediyor.
- Şeyh Said İsyanı'nın Batı Basınındaki Yankıları.
- Komünist Enternasyonal Örgütü'nün İsyanla İlgili Değerlendirmeleri.
- Şeyh Said İsyanı'nın Bastırılmasında Ordumuzun Yanında Yer Alan Bölge Aşiretlerinin Çabaları.
- Şeyh Said'in Hilafet Propagandasına Karşı, Adalet Bakanı Seyid Bey'in Onbinlerce Bastırılan Hilafetin Kaldırılması Konulu Kitapçığının İsyan Bölgesinde Dağıtılması.
- İsyanın Bastırılması, Şeyh Said'in Yakalanması.
- Bizim istihbarat ajanımız Nizamettin Bey "Mr.Templin", Şeyh Said "para karşılığında toprakları koparacağını" ve "denize çıkış" istediğini belirtir.
- Teslimi ve Suç ortaklarıyla Birlikte Diyarbakır'da İstiklal Mahkemesi'nde Yargılanmaları.
- Mahkeme halka açık Diyarbakır Sinema salonunda yapılıyor ve filme de alınıyor.
- Mahkemede Yapılan Sorgusunda, Sorulara Verdiği Yanıtlar.
- Mahkemede bazı isyancılar "biz Türklere ihanet ettik". 
- Karar: İdam.
- Diyarbakır Ulu Camii Önünde Asılan İsyancılardan Biri Bağırıyor: "Yaşasın Kürtlük!" İdamı İzleyen Diyarbakır Halkı Topluca Haykırarak Ona Yanıt Veriyor: "Yaşasın Cumhuriyet!".
- M.Kemal'in İsyan'ın Bastırılması Üzerine Türk Ocakları Yöneticilerine Verdiği Demeç: MEFKURE HARBİ.
- Şeyh Said İsyanı'nı Bastırmaya Giden SİVİL GİYSİLİ GÖNÜLLÜ ASKERLER.
- Mehmet Şerif Fırat, Varto, "Tespit edilebildiği kadarıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde 715 aşiret, grup ve kabileden Şeyh Said ayaklanması önde olmak üzere, cumhuriyet döneminde meydana gelen ayaklanmalara bunlardan sadece 188'inin iştirak ettiği, Şeyh Said ayaklanmasına ise bölgedeki aşiretlerden sadece 50-51 tanesinin iştirak ettiği belgelenmiş." Yani aşiretlerimizin büyük bir kısmı ordumuzun yanında yer almıştır.
- Rauf Orbay: "Şeyh Said,.. 1914'te de Devlete Karşı İsyan Etmiş, Rus Konsoloshanesine Sığınmış, 1. Dünya Savaşı Arifesinde Rusya Hesabına Çalıştığı Sabit Olmuş, Müseccel (Sabıkalı) Bir Mahluktu." vs.






Bilâl N.Şimşir
Bilgi Yayınevi



Nutuk'tan İbretlik Belge Örnekleri

"Belgeler okununca bugün ve yarın için uyarıcı sonuçlar çıkarılacağını umarım."
Atatürk



8 Haziran 1919: Diyarbakır Vali Vekili Mustafa'dan 9.Ordu Müfettişliğine şifre tel:

"...Diyarbekir'de kimi gençlerden oluşan Kürt Cemiyeti(nin) İngiliz koruyuculuğunda bir Kürdistan bağımsızlığı izleyici propaganda yapması üzerine buraya gelen Süleymaniye siyasal hâkimi Mister Noel'in düşüncelerine kapılarak halk arasında bunun şiddetle reddedilmesi ve bu girişimlerin Cemiyetler Kanunu'na uygun olmaması nedeniyle, sözü geçen Cemiyet kapatılarak vilayetçe yasal kovuşturma yapılmakta bulunulmuştur..." (Nutuk-Söylev, Belge 8)



15 Haziran 1919: 9.Ordu Müfettişi M.Kemal'den Diyarbekir Vali Vekilliğine şifre tel:

"C.8/6/1919: Bütün ulusun kalımını (bekasını) ve bağımsızlığını kurtarmak için birleştiği şu tarihi günlerde bir yabancı devletin koruyuculupuna sığınarak horlanmış ve tutsak yaşamayı yeğlenyen her türlü görüşlerin, ülkeyi bölücülüğe düşürecek her çeşit derneklerin dağıtılması pek yurtseverce ve zorunlu bir görev olmakla, Kürt Kulübü konusundaki davranış biçimi bence de pek uygun görülmüştür... Diyarbekir ve çevresinde de Müdafaa-i Hukuku Milliye ve Reddi İlhak derneklerinin kurulmasına ve yerleşmesine aracılık edilmesini önemle salık veririm..." (Nutuk-Söylev, Belge 9)




Kürtler Arasında Bir İngiliz Ajanı: Lawrence'e Özenen Yzb.Edward C.Noel

Atatürk'ün Nutuk'ta sözünü ettiği "yabancı subay", bir İngiliz subayıdır. Bizim yayınlarda, yanlışlıkla, kimi zaman "Binbaşı Nowill", "Novel" olarak da adı geçer. Kürtler ona, Major (Binbaşı) Novil yerine "Micernovil" diyorlardı. Aslında rütbesi yüzbaşı, adı Edward C.Noel'di. Binbaşı rütbesini 21 Aralık 1919'da almıştı.

Noel, 1886 yılında doğmuş, yetenekli bir subaydı, ilk görevi İngiltere'nin Hindistan ordusuydu. Oradaki başarılarından sonra Nisan 1915'te İran'ın Ahvaz kentine konsolos olarak atandı. Yaklaşık dört yıl kaldığı bu görevi sırasında bölgeyi ve Kürtleri yakından tanıdı. Kürtçe öğrendi. Mütareke döneminde İngiltere'nin Bağdat Komiserliği'ne istihbarat subayı olarak gönderildi. 12 Mart 1919'da Kürt bölgelerinde inceleme yapmakla görevlendirildi. Güneydoğu Anadolu'da dolaştı. 

Bu gezisi sırasında Kürt ileri gelenleriyle yaptığı temaslar kuşkuyla karşılandı. 1916-1917 yıllarında İngiliz casusu Lawrence'in Mekke Şerifi Hüseyin'i İngiliz altınlarıyla kazanıp Türk askerine karşı nasıl ayaklandırmış olduğu hatırlandı. Noel'in de bir "Kürt Lawrence"i olmaya hazırlandığı kuşkusu doğdu. "Lawrence of Arabia"dan sonra şimdi de bir "Noel of Kurdistan"mı sahneye çıkıyordu?!

Noel'in Güneydoğu Anadolu bölgesine yaptığı kuşkulu gezisinin ardından, 13 Haziran 1919 günü, Bağdat'taki İngiliz Komiseri Albay Wilson, Kürtleri kazanmak için, İngiliz himayesinde bir Kürdista kurulmasını Londra'ya önerdi. Wilson, kurulacak bu yeni "devletin" ya da "özerk bölgenin" sınırlarını da çiziyord. Buna göre, Kürdistan, İmadiye dahil fakat Zaho hariç ve Mardin'in güneyinden, 37.enlem boyunca Birecik'e kadar uzanan bir güney sınırıyla, Fırat boyunca ve Mamuratülaziz (Elazığ), Bitlis, Van illerinin kuzey sınırlarıyla belirlenen bir bölgeyi kapsamalıydı.

Bu bölge, kurulması öngörülen büyük Ermenistan sınırlarıyla çatışıyordu. Ermeniler, Van, Bitlis gibi yerleri Ermenistan'ın beşiği gibi görüyorlardı; şimdi buraların Kürtlere bırakılmasına nasıl razı edileceklerdi? Wilson, Erzurum ve Trabzon illerinin, ABD himayesinde kurulacak Ermenistan'a bırakılmasını öneriyordu.

Daha sonra Noel bir tasarı daha ortaya attı. Buna göre, doğu illeri bir manda yönetimi altında bulunacak, kuzey salt Ermeni, güney salt Kürt, ortası ise karma bölge olacaktı. Gerçi kararı Barış Konferansı verecekti, ama İngiliz görevlileri, fikir jimnastiği yapar gibi şimdiden fikir oluşturuyor, projeler tasarlıyordu.

Noel, Kürt işlerini görüşmek üzere 25 Haziran'da Bağdat'tan İstanbul'a gönderildi. 3 Temmuz'da İstanbul'a geldi. Müsteşar Hohler, Kürt ileri gelenlerini Yüksek Komiserliğe çağırıp uzun görüşmeler yapıldı. Kürtçe liderler, Anadolu'da Mustafa Kemal hareketinin gelişmesinden büyük kaygı duyduklarını dile getirdiler. Mustafa Kemal'e karşı bir hareketi İngiliz Yüksek Komiserliği'nin görmezlikten gelip gelemeyeceğini sordular. Yani İngiltere'nin böyle bir eyleme izin verip veremeyeceğini öğrenmek istediler ve öğrendiler : Yüksek Komiserlik, onlara, "meşru hükümet makamlarıyla birlikte olmadıkça, Mustafa Kemal'e karşı bir şey yapmamalarını, fakat karışıklık çıkarmak için aşiretlere adamlar yollarlarsa, bunların tutuklanıp İngiliz makamlarının uygun görecekleri bir muamaleye uğramalarını" kabul etti.

Yani, Yüksek Komiserlik, İstanbul'daki Kürtçülere, "kendi başınıza Mustafa Kemal'e karşı bir harekete kalkışmayın, Osmanlı Hükümeti'yle birlikte bu işe girişin" mesajını vermiştir. Bu konuda İngilizlerle Kürtçü liderler arasında bir anlaşmaya varıldı. Yüksek Komiser bunu Londra'nın bilgisine sundu. Sina Akşin, "Böylece Ali Galip'in girişeceği harekâtın, bu şekilde önce İngiliz Yüksek Komiserliği'nce, sonra da Balfour ve curzon tarafından peşin olarak onaylanmış olduğunu öğreniyoruz" diyor.

Ali Galip'in, kendi başına değil, Yüzbaşı Noel ve yanındaki Kürtçülerle birlikte hareket etmesi konusunda da Damat Ferit Paşa Hükümeti ile İngiliz Yüksek Komiserliği arasında görüş birliğine varılmıştır. Bu ortak eylemin önceden Londra tarafından onaylanmış olduğu açıktır....

İstanbul'da anlaşmaya varıldıktan sonra Yüzbaşı Noel ve bazı militan Kürtçüler, kuşku uyandırmamak için ayrı ayrı yollardan bölgeye intikal ettiler. Dahiliye Nazırı Âdil Bey, Yüzbaşı Noel'in eline bir de yazılı belge verdi. Bununla İngiliz ajanına Türk postanelerinden şifreli haberleşme yetkisi bahşedildi. Oysa Damat Ferit Paşa Hükümeti, bir ara, Türk askeri makamların birbirleriyle şifreli olarak haberleşmelerini yasaklamıştı.

Militan Kürtçülerden Emin Ali Bedirhan'ın oğulları Celadet Ali ve Kâmuran Ali Bedirhan 31 Temmuzda İstanbul'dan trenle hareket edip 19 Ağustosta Halep'te Yüzbaşı Noel ile buluştular. Seyyit Abdülkadir'in damadı Muin ile Dersim eşrafından Seyyit İbrahim de bölgeye gitmeyi daha önce kabul etmiş oldukları halde son anda bundan vazgeçtiler. Noel, Suriye'ye geçerek tutuklanmaktan kurtulmuştu. Diyarbakırlı Cemil Paşa'nın Belçika'da okumuş olan oğlu Ekrem Bey de , Kürtçü ve İngilizci eylemleri yüzünden tutuklanacağını anlayınca kurtuluşu Suriye'ye kaçmakta bulmuştu. Yüzbaşı Noel, Ekrem Bey'i de bulup yanına aldı. Bu arada Mısır'da, Süreyya Bedirhan iel Arif Paşa el Mardini de İngilizlere başvurarak, Kürt ailelerini temsil ettiklerini ve İngiliz mandası altında bir Kürt devleti kurulmasını istediklerini bildirdiler. Bunun üzerine Arif Paşa da Noel ile buluşmak üzere Mısır'dan Suriye'ye gödnerilmişti....

Noel, böylece Kürtçü ekibini iyi kötü tamamlamış ve Anadolu'da bir Lawrence rolü oynamaya koyulmuştu. Onun bu ataklığı İngiliz Yüksek Komiserliği'ni bile tedirgin etmişti. Müstesar  Hohler, Foreign Ofice'deki meslektaşı Telley'e şunları yazma gereğini duydu:

İstanbul, 21 Temmuz 1919

Azizim Telley,
...Şu sırada benim derdim Kürtler. Noel Bağdat'tan buraya geldi; iyi bir arkadaş, yetenekli bir kimse ama fanatiğin teki. Kürtlerin havarisi. Onun kanaatince Kürtler gibisi yoktur; Kimse onlar kadar asil, onlar kadar cömert olamaz! Türkler ve Ermeniler beş para etmeyen alçaklardır, al birini vur ötekine. Kürtler bir tek Ermeni öldürmemiş, binlerce Ermeniyi ölümden kurtarmışlardır. Aksine Ermeniler pek çok Kürt öldürmüşlerdir: Gerçekten Kürtler hiçbir zaman kimseyi incitmemişlerdir. Korkarım ki Noel bir Kürt Alb.Lawrence'i olacaktır. Uzun tartışmalar sonunda düşüne kaleme aldığımız 1437 sayılı telgrafımıza lütfen bir göz atınız. Bana öyle görünüyor ki, Mezopotamya'nın bizim olacağı kesin gibidir. Öyleyse Mezopotamya'nın bir kuzey sınırı olacaktır; bu sınır ovada değil, dağda olacaktır, o dağlar esas itibariyle Kürttür, dolayısiyle bize bir Kürt politikası lazımdır ve Kürt beyleriyle iyi geçinmemiz gerekir ki onları kullanabilelim.

Hükümetimizce bir Kürt politikası belirleninceye kadar, biz son derece temkinli olmak ve çizilmiş yolda çok dikkatli yürümek durumundayız... Şu sırada sınır boylarını yatıştırmaya çok ihtiyaç vardır... Kürt ileri gelenlerinin nabzını dikkatle yokladık... Gayri resmi olarak onları kabul edip kendileriyle uzun uzun konuştum.. Kürdistan'ın geleceği konusunda onlara bir vaidde bulunmadım.. Nüfuzlarını kullanmak için bölgeye gitmeye istekli oldular. amaç Barış Konferansı'nın kararına kadar huzur ve asayişi korumaktır. Dikkati çekmemeleri için Noel ile birlikte değil, ondna ayrı olarak bölgeye gitmelerini kararlaştırdık. Kürt şefleri, düzeni korumaktan başka bir şey yapmamayı kabul ettiler. Ama Noel onlardan ayrı olarak seyahat etmekten memnun kalmadı. Ryan'ın ve benim uyarılarımıza rağmen, Noel, Kürt Kulübü'nün bir davetini kabul etti ve üniformasıyla oraya gitt. Orada neler konuştuğunu, ne söylediğini bilemiyorum... Tabii bu hareketi çok dikkat çekti.. Talihsiz bir durum yaratıldı ve bizi hem Kürtlere, hem de Türklere karşı sıkıntıya soktu. Noel bunu hiç umursamıyor, sadece yeni dostlarının söylediklerine kulak veriyor. Bu yüzden bazı sıkıntılarla karşılaşacağız... Burada her renkten Kürt bulunduğunu, onlara hiç güvenilemeyeceğine tarihin de tanıklı kettiğini akıldan çıkarmamak gerekir. Unutmamak lazım ki, Kürtler de Türkler de Müslümandırlar... Majesteleri Hükümetinin niyeti Türkleri sonuna kadar zayıflatmaktır, Kürtleri Türklerden ayırmak da kötü bir plan değildir, dikkatle ve sabırla hareket edilirse bunun büyük ölçüde başarılabileceğini düşünüyorum... Bağdat, Noel'in gezilerinde Erzurum, Bitlis, Van ve Diyarbakır Valilerinin kendisine yardımcı olmalarını Türk Hükümeti'nden talep etmemizi öneriyor. Biraz tuhaf değil mi?..

Saygılarımla,
Tom Hohler"



_____!_____




12 Haziran 2017 Pazartesi

İstiklal Harbi'nde ETNİK İHANET



Türk Kurtuluş Savaşı boyunca azınlıklar Türk ordusu ve Türk milleti ile mücadele halinde idiler. Kuva-yı Milliye ile mücadele halinde idiler. Biz Türklerle birlikte yaşamak istemediklerini defalarca ilan etmişlerdi. İstanbul'un işgali üzerine şehrin her gün başka bir frenk semtinde tertiplenen çılgın sevinç gösterilerini toprak taleplerinin netleştirilmesi takip etti. Mademki, Türkler mağlup olmuştu, o halde imha edilmeli idiler.


Mütarekeden bir ay, bir hafta sonra idi, 6 Aralık 1918'de Rum ve Ermeni kiliseleri, Rum-Ermeni Birliği Komitesi'ni kurdular. Türklere karşı birlikte hareket edeceklerdi. Bu komitenin kuruluşundan sonra azınlık gazetelerindeki Türk aleyhtarı neşriyat disiplinli bir saldırı haline geldi. Bu gazetelere göre İttihatçılar katil, bütün Türkler katillerin suç ortakları, Türkiye de cinayet mahalli idiler!


Aslında Türklere yaşama hakkı verilmemeliydi! Türkiye diye bir devlet olmamalıydı! Türkler geldikleri yere gönderilmeli veya imha edilmeli idiler!


26 Şubat 1919'da Ermeni sözcüsü Bogos Nubar Paşa ile Ermenistan Cumhurbaşkanı Ahoronyan, Paris'te toplanan Barış Konferansı'nda Van, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Sivas, Erzurum, Trabzon, Maraş ve İskenderun dahil Adana'nın Ermenistan'a verilmesini istediler. Halbuki Ermeniler bu vilayetlerin hiçbirinde çoğunluğu teşkil etmiyorlardı. Ermeniler ele geçirmek istedikleri vilayetlerde nüfusun ancak %15'ini teşkil ediyorlardı. (...) [Rumların hak iddia ettikleri Trabzon yüzünden (de) araları açılacaktı.]


Ermeni liderleri Karadeniz ve Akdeniz'de limanları bulunan büyük bir devlet hayali ile oyalanırken Çanakkale savaşlarına Sion adını verdikleri bir alayla katılarak Türk askerine kurşun sıkan Yahudiler ihanetlerinin ödüllendirilmesini istediler.


Konferansa katılan Yahudi delegeler kendilerine Filistin'de özerk bir vatan verilmesini talep ediyorlardı. Londra Konferansı sırasında L'loyd George'a bir telgraf gönderen Amerikalı Yahudiler de parçalanan Türk yurdundan hisse istediler.


Yahudiler Rumlarla işbirliği halinde idiler. Hahambaşılık Patrikhane ile birlikte çalışmayı prensip olarak kabul etmişti. İzmir işgal edildiği gün "Ey Türkler! Ay yıldızı artık göklerde göreceksiniz" diye bağıran Yahudiler de olmuştu. Durduoğlu adındaki bir Yahudi İzmir'i işgal eden yüksek rütbeli Yunan subaylarına ziyafetler verdi.


Şüphesiz Osmanlı azınlıklarının en küstah ve şımarık olanı Rumlardı. Patrik Mamelis, 9 Mart 1919'da bir açıklama yaparak Patrikhane'nin Osmanlı Devleti ile herhangi bir ilişiğinin kalmadığını söyledi ve Rumları vatandaşlık görevlerinden afetti! Bu, Osmanlı Devleti'ne vergi vermeyeceksiniz, askerlik yapmayacaksınız, verilecek emirlere ve kanunlara riayet etmeyeceksiniz, Osmanlı Mahkemeleri'ni, Osmanlı Jandarması'nı, Osmanlı Polisi'ni tanımıyacaksınız demekti.


Osmanlı Hükümeti bir süre sonra Yüksek Komiserliklerin baskısıyla Rum ve Ermenilerin askerlik hizmetinden muaf tutulduklarını ilan etti.


İşte bu sırada Hahambaşı'nın Yüksek Komiserlerle temasa geçtiği görüldü. Bu temas sonunda Osmanlı Bakanlar Kurulu demek olan Vükela Meclisi, Rum ve Ermenilerin silah altına davet edilmemeleri hususunda uygulanan kararın Yahudileri de kapsamasına karar verdi.


Görüldüğü gibi, devletin nimetlerini paylaşmak için en ön safta sıraya girenler, külfet bahis konusu olunca bir kolayını bulup kaçıyorlardı.


Fener Rum Patrikhanesi'ne bağlı papazlar, Kurtuluş Savaşı'nın başından sonuna kadar Yunan ordusunu desteklediler. Batı ve Orta Anadolu ile Doğu Karadeniz bölgelerindeki hemen bütün Rum ayaklanmalarında aktif olarak yer aldılar. Aynı işi Doğu ve Güneydoğu'da Ermeni papazlar yaptı. (...)


Yunan ordusu Trakya topraklarında ilerlerken Çorlu Metropoliti, Patrikhane'ye başvurarak Çorlu'nun Yunanistan'a bağlanması gibi tuhaf bir taleple ortaya çıkacak, ayrıca Atina, Londra, Paris ve Washington'a başvurarak bağımsız bir Türk Devleti'nin kurulmasına engel olunmasını isteyecektir! Oysa Çorlu'da 17 bin Türk'e mukabil sadece 3 bin Rum vardır! Daha sonra Metron ve Kayseri metropolitleri Trakya'ya gidecek, Yunan Başkomutanı'nın huzuruna çıkacak ve Yunan ordusunu bütün Trakya'yı işgale davet edeceklerdir. (...)


İznik Başpiskoposu Vassilios şöyle diyordu: "Geride bir tek fert kalmamak üzere Türklerin tümüyle yok olmasını nasıl da isterdim!" (...)


Rumların Türk düşmanlığı söylemden ve bazı girişimlerden ibaret kalmamıştır. Rumlar, Türkiye topraklarında Türkleri yok etmek için eyleme de geçmişlerdir. Yunan askerlerinin İzmir'e çıkışını takip eden günlerden itibaren Rumlar ve Ermeniler düşman ordusuna katılıp, silahsız, öndersiz ve teşkilatsız kalan Türklere karşı savaşmışlardır.


22 Nisan 1921'de Denizli'nin batısındaki Yeniköy istikametinden saldırıya geçen ve ellerinde Yunan ordusunun verdiği makineli tüfekler bulunan düşman kuvvetinin tamamı Rum ve Ermenilerden oluşuyordu. Sakarya Savaşı'nda ve önceki muharebelerde esir alınan Yunanlılar arasında çok sayıda Anadolu Rumuna rastlanmıştı, bunlar İstiklal Mahkemeleri'nde yargılanıp ölüm cezasına çarptırıldılar. Seyitgazi'de esir edilen 28 vatan haini Rum, Ankara İstiklal Mahkemesi'nin kararı ile vatana ihanet suçunun failleri olarak 30 Temmuz 1921'de Karaoğlan Çarşısı'nda asılarak idam edildi.


Bilal Şimşir'in İngiliz arşivlerinde rastladığı bir belgeye göre Yunan ordusunda 35 bin Türkiyeli Rum, Türkiye'ye karşı çarpışıyordu!


Bu rakama, bu kitabın kapsamı dışında kalan Pontus çetelerini, Trakya ve Batı Anadolu'daki diğer Rum çetelerini, Mersin, Adana, Maraş, Gaziantep, Urfa yöresinde Fransızların emrinde Türkleri yok etmekte olan Ermeni çetelerini ve Kürt ayaklanmalarına katılanları ilave edersek ürkütücü rakamlarla karşılaşırız ki, bu rakamlar kendilerini Türk hissetmeyenlerin bu vatanla hiçbir ilgilerinin olmadığını ifade eden somut göstergelerdir.



Necdet Sevinç
İstiklal Harbi'nde ETNİK İHANET
(okuyalım, okutalım-SB)






ilgili:



İstiklalin Bedeli - Necdet Sevinç
kitaptan:


* Anteplilere;

1- Niçin taşıdığını tahkik etmeye bile lüzum görmeksizin üzerinde silah bulunduranlar kurşuna dizilecektir!

2- Kargaşalık çıktığında ölecek veya yaralanacak bir Fransız askerine karşılık yerli halktan iki kişi kurşuna dizilecek, 
kurşuna dizilecek olanlar kur'a ile belirlenecektir!

3- Bir evden silah atılırsa o ev yakılacaktır!

4- Böyle bir durum zuhur ettiğinde Osmanlı Hükümeti memurlarının idari ve egemenlik hakları derhal sona erdirilecek, 
sokaklar mitralyoz, bomba ve gazlı mermilerle ateş altına alınacaktır!

General Geret.
kaynak: Hüseyin Beyaz, Antep Savunması Günlüğü, İstanbul 1994


* 8 Türk, 400 Obüs! 8 Türk, 400 Obüs!


Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne ve bütün Antep milletvekillerine;

Aylardan beri bütün varlığı ile düşmana karşı fedakarca mücadele eden Antep halkının daha fazla direnme gücü kalmamıştır. Halk kurtuluşu beklerken ikibin kişilik bir birlikle takviye edilen işgal kuvvetleri şehri yeniden çepeçevre kuşatmıştır.

Yirmi günden beri ağır toplarla devam eden bombardıman sebebi ile şehrin Türk bölgeleri ağır şekilde tahrip edilmiştir. 
Antep son bir- iki gün içinde yüzlerce yaralı ve şehit vermiştir.

Halk güneş ışıklarından ve temiz havadan yoksun, yeraltı mağaralarına sığınmıştır. Devrilen duvarların altında yatan mübarek şehit cesetleri ve parçalanmış insan vücutları, çocukların ve kadınların ruh sağlığını bozmuştur, 
bulaşıcı hastalıklar hızla yayılmaktadır.

Halkta para kalmamıştır. Üretim durmuştur. Açlık tehlikesi başgöstermiştir. Düşmanın düzenli birliklerine karşı topçularla takviye edilmiş muntazam milli kuvvetlerin Antep'e gelmesini sağlayamazsak, düşmanın Antep'ten kovulması mümkün değildir.

Azami yardımın bir an evvel ulaştırılmasını arz ederiz.

Heyet-i Merkeziye
31 Ağustos 1920
Kaynak: M.Birol Güngör, Antep Harbi,2004



ek:
Kürt Mulla diye bilinen Karayılan, Atmalı aşiretine mensup bir vatanseverdir.






20 Ekim 2015 Salı

Diplomatların Rolü



Büyükelçilerin bilgilendirme, uyarma, görüş bildirme gibi görevlerinin yanı sıra, belki bunlardan da önemli görevi, bulundukları ülkelerde veya kuruluşlarda kendi devletinin itibarını en iyi biçimde korumaktır.

Türkiye gibi çoğu zaman haksız eleştirilerle, incitici davranışlarla karşılaşan ülkeler bakımından bu görev özel bir önem taşır. Türkiye’nin yakın geçmişi bu görevi yüksek başarıyla yerine getiren diplomatların örnekleriyle dolu. 

Hafızalardan uzun yıllar çıkmayacak bir örnek, 1973 yılında Türkiye’nin radikal Ermeni gruplarının Marsilya’da Türkiye’yi incitici ifadeler taşıyan bir anıt dikmek istemelerine gösterdiği tepkiydi. Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Hasan Esat Işık, bu girişime şiddetle karşı çıkmış, bu konuda büyük mücadele vermişti. Her düzeyde gerekli girişimi yapmış ve bu girişimin durdurulmasını istemişti. Marsilya Belediye Başkanı Gaston Deferre’in Ermenilerin girişimini engelleme niyeti yoktu. Paris’teki Fransız makamları da bu konunun Türkiye için taşıdığı hassasiyeti yeterince değerlendirip bu girişime engel olamamışlardı. Dışişleri Bakanı Ümit Haluk Bayülken derhal Hasan Esat Işık’ın Ankara’ya geri çekilmesi için talimat verdi. Büyükelçi’nin beklentisi de buydu. Ankara’ya şöyle bir telgraf çekti: “ Yarın sabahki ilk uçakla Türkiye’ye dönüyorum. Daha erken gelmem uygun görülüyorsa talimatlarının bildirilmesi…” Anıt 11 Şubat 1973 tarihinde açıldı. Büyükelçi Hasan Esat Işık 12 Şubat günü Türkiye’ye döndü. Bayülken ve Işık, Cumhuriyet Türkiyesi’ne yakışanı yapmışlardı. Işık bir daha Paris’e dönmedi….

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Büyükelçi Osman Olcay’ın Kıbrıs barış harekatından sonra Güvenlik Konseyi’nde Türkiye’yi ağır ifadelerle eleştiren Fransız temsilcisine verdiği cevap da unutulmayacak nitelikte. Olcay 18 Ağustos 1974 tarihinde Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada şöyle demişti:

“Fransa’ya şahsımın ve milletimin büyük saygısına rağmen, sormaktan kendimi alıkoyamıyorum: Türkiye’nin eylemlerini ve bunların Birleşmiş Milletler ilkelerine uygunluğunu yargılayan Fransa, Yabancı Lejiyonların Fransası mı, Sakiet Sidi Yusuf’taki Fransa mı, paraşütçülerin Fransası mı, Süveyş’teki Fransa mı, yoksa Mururea’da (nükleer) denemeleri yapan Fransa mı?...Bir kere daha belirtmek isterim ki, Türkiye Paris’teki hayal mahsulü beyanlardan alınmış cümlelerle dikte edilecek koşullarda müzakerelere başlamaz. Bu beyanlar Elize Sarayı’ndan yapılmış olsa bile…”

Büyükelçi Olcay’ın mesajı, şahsiyetli bir ülkenin kararlı tutumunu yanısıtıyordu. Türk milletinin diplomatlarından beklediği de, işte böyle bir dille kendini savunmalarıydı.

Buna benzer bir örnek de Vaşington’da yaşandı. Orada da aşırı eğilimli Ermeni grupları, ülkenin her köşesinde Türkiye aleyhinde yoğun bir propaganda yapıyorlardı. Ermeni militanlardan biri, 27 Ocak 1973 tarihinde Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile yardımcısı Bahadır Demir’i öldürmüştü. Radikal Ermeniler faaliyetlerini Amerikan Kongresi’nde yoğunlaştırmışlardı. Amaçları Kongre’den Türkiye’yi soykırım iddiasıyla suçlayacak bir karar çıkartmaktı. 

İşte bu ortam içinde Türkiye’nin Vaşington Büyükelçisi Şükrü Elekdağ, bu militanlarla büyük bir mücadeleye girişti. Amerika’nın birçok eyaletinde yaptığı konuşmalar ve verdiği konferanslar sırasında bu militanlar Elekdağ’ı defalarca tehdit ettiler. Hatta Ermeni yanlısı 60 Kongre üyesi Elekdağ’ın yürüttüğü yoğun temas ve girişimleri engelleyemeyince, kendisinin “istenmeyen şahıs” ilan edilerek Amerika’dan Türkiye’ye geri gönderilmesi için ABD Dışişleri’ne başvuruda bulundular. Ama Elekdağ mücadelesini cesaretle sürdürdü, hiçbir zaman geri adım atmadı ve Ermeni militanlar Türkiye aleyhindeki çabalarında başarıya ulaşamadılar.

Türkiye’ye yönelik haksız eleştirilere, suçlamalara karşı hayatlarını ortaya koyarak cesaretle mücadele eden Türk diplomatlarının öyküleri ayrı bir kitap konusu olacak kadar çoktur.

Büyükelçi Hasan Esat Işık’ın geri çekilmesi kuvvetli bir mesajdı ama Fransa’nın Ermeni militanlarına karşı hoşgörülü politikasını değiştirmesini sağlamaya yetmedi. 1973 yılından itibaren Ermeni terör örgütleri önce Amerika’da, sonra Avrupa ülkelerinde, hatta Avustralya gibi uzak kıtalarda Türk diplomatlarına karşı saldırı eylemine geçtiler. Beşi büyükelçi olmak üzere, 34 diplomatı veya ailesi, Ermeni teröristlerinin saldırıları sonucunda şehit oldu.

Bu saldırıların yoğunlaştığı ülkelerden biri de Fransa’ydı. Bu cinayetlere rağmen, Fransız makamları teröristlere karşı çekingen tutumlarını sürdürüyorlardı. Paris Orly Havaalanı’nda meydana gelen ve bazı Fransız vatandaşlarının da hayatına mal olan bir saldırıdan sonra Fransız hükümeti Ermeni teröristlerine karşı etkili önlemler almaya başladı. 

Fransa’nın tutum değiştirmesine yol açan önemli bir gelişme de Ankara’da yaşandı. 1984 yılında Fransa’nın ünlü şirketi Framatom’un Türkiye’deki temsilcileri Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu’nu ziyaret ettiler. Akkuyu’da yapılması öngörülen atom santralı için çok cazip bir teklifleri vardı. Verdikleri bilgiye göre hem teknik hem de ekonomik açılardan kendi önerileri rakip firmalardan çok daha iyiydi. Halefoğlu kendilerine şunları söyledi: 

“ Teklifiniz gerçekten çok cazip olabilir. Ama size açık söyleyeyim, bu odayı ter ettiğiniz anda bana verdiğiniz projeleri çöp sepetine atacağım. Ülkenizde Türkiye’ye yönelik terör faaliyetlerine karşı gerekli önlemlerin alınmadığı bir dönemde ben bir Fransız firmasının projesini, hükümetime teklif dahi edemem.”

Fransız hükümeti Türkiye’nin mesajını almıştı. Kısa bir süre sonra, Türkiye’nin dostu olarak bilinen, Galatasaray Lisesi’nde öğretmenlik yapmış olan eski diplomatlardan Etienne Manac, Cumhurbaşkanı Mitterand’ın özel temsilcisi olarak Türkiye’ye geldi. Getirdiği mesaj bir dostluk mesajıydı. Fransa, Türkiye’ye yönelik terörist faaliyetlere karşı daha dikkatli olacaktı, gereken önlemleri alacaktı. Aldı da… Bunu izleyen yıllarda Türk-Fransız ilişkilerinde büyük gelişme oldu. Türkiye’nin Airbus uçaklarının alımına karar vermesi ticari ilişkileri geliştirdi. Bir yılda Fransa’nın Türkiye’ye ihracatı yaklaşık %50 arttı. Türk-Fransız ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Ne yazık ki, son yıllarda Fransa’nın, Ermeni örgütlerinin Türkiye’nin itibarını zedelemeyi hedefleyen davranışları, Türk-Fransız ilişkilerine gölge düşürdü.


“Atatürk’ün izinden giden genç Türk diplomatlarına”


Onur Öymen








“YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ” 
_____________________________



"Ermeni Örgütlerinin Türk büyükelçilerine saldırıları 1973 yılında başlamıştır. Dört farklı kıtada Türk büyükelçilerine yönelik gerçekleştirilen suikastlar, dünya tarihinde başka hiçbir diplomatik teşkilatın başına gelmemiştir. Bu suikastlar sonucu Ankara’da bir şehitliğimiz bile oluşmuştur. Öldürülen diplomatların tamamı 1915 sonrası doğumludur ve 
sadece Türk oldukları gerekçesiyle öldürülmüşlerdir."

Emekli Büyükelçi, diplomat, tarihçi
kitapları: Malta Sürgünleri, Bizim Diplomatlar, Ermeni Meselesi,British Documents On Ottoman Armenians,...



Açık Kriptolar / Ermeni Soykırım İddiaları Avrupa'da Irkçılık ve Türkiye'nin AB Üyeliği 








Cengiz Özakıncı


Ruslar Ermenilere karşılıksız toprak vermiştir. Ruslar Kafkaslardaki Müslümanları kovup, Ermenileri yerleştirmiştir. 
Erivan'da Türk nüfus, Ermeni nüfusundan fazlaydı. Tek kelimeyle Türklere dürüstçe davranmayı reddeden Avrupalılar var. 
Ülkelerin dostu yoktur, çıkarları vardır.






20 Mart 2015 Cuma

KAFKAS İSLAM ORDUSUNUN İLERİ HAREKÂTI VE BAKÜ SAVAŞLARI







KAFKAS İSLAM ORDULARI KOMUTANLIĞINA ATANMIŞ OLAN NURİ PAŞA, 
25 MAYIS’TA GENCE’YE VARINCA ORADA “AZERBAYCAN MİLLİ KOLORDUSU “ 
ADINDA BİR BİRLİK BULUNDUĞUNU GÖRMÜŞTÜ; 
BUNUN MEVCUDU 1000 KİŞİYİ BULUYORDU. 
NE VAR Kİ, BU ORDU ASLINDA, BİR “AZERBAYCAN MİLLİ ORDUSU“ DEĞİL, 
BİR RUS ORDUSUYDU. BU ORDUNUN 250 SUBAYINDAN SADECE 23’Ü MÜSLÜMAN, GERİ KALANLARI İSE 
ÇARLIK ORDUSUNDAN KALAN RUS, UKRAYNALI, GÜRCÜ, HATTA ERMENİ SUBAYLARI İDİ. 
AZERBAYCANLILAR BU KOLORDUYA ISINAMAMIŞLARDI VE BUNA KATILMAK İSTEMİYORLARDI.




Nuri Paşa, bu kolorduyu lağvedip yerine yeni bir Azerbaycan Kolordusu kurmayı gerekli gördü. Yeni Azerbaycan Kolordusu, dört piyade alayından oluşan iki piyade tümeninden meydana getirilecek, alaylar çeşitli yerlerde kurulacak, silah altına alınacak erlerden dört piyade alayı oluşturacak, tabur, alay ve tümen komutanları Osmanlı subayları olacak, daha sonra bunların yerlerini yetişecek Azerbaycanlı subaylar alacak, kurulacak alayların iaşesini yerel yönetimler aracılığıyla mıntıka ve mevki komutanları Azerbaycan Hükümeti hesabına sağlayacak, Rus Ordusu’nda generallik yapmış Azerbaycanlı Aliağa Şıhlinski, yeni Azerbaycan Kolordusu’nun komutanlığına getirilecek idi.

Azerbaycan millî Ordusu bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin dayanacağı silahlı güç olacak, Bakü Harekâtı’nda bu kuvvetlerden istifade edilebilecek, ilerde Osmanlı birliklerinin yerini alacak ve Azerbaycan bağımsızlığının garantisi olacak idi. Nuri Paşa’nın çalışmaları bu yönde olmuş, ama sonuçlanamadan kalmıştır.

Şark Orduları Grubu Haziran 1918’de bir de Osmanlı “Şark Orduları Grubu“ kurulmuştur. 6., 3., ve 9. Ordulardan oluşturulan Şark Orduları Grubu Komutanlığına, Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa (Kut) getirilmiştir. Kafkas İslam Ordusu’nun silah ve cephane ikmali Şark Orduları Grubu’nca yapılmıştır. Bakü Harekâtında da Kafkas İslam Ordusu’nun asıl vurucu gücününü Şark Orduları Grubu’ndan gönderilen birlikler oluşturmuştur.

Bir değerlendirme : 
Yusuf Hikmet Bayur’un değerlendirmesine göre: “Enver Paşa, Azerbaycan’ı düzenli ve güçlü bir devlet yapmak ve Bakü’yü kurtarmak isteğindedir. Bu istekte petrolle ilgili düşünceler varsa da esas amaç ulusaldır, millidir. Bu amaçla Romanya’dan geri gelen birliği ve yurtta kalmış son kuvvetleri Kafkas ve Kuzey İran’a göndermiştir. Öbür yandan Ruslar, Bakü’yü bırakmamak kararındadırlar. Almanlar ise Bakü petrollerine göz dikmişlerdir ve orasının Rusların elinde kalmasını daha uygun bulmaktadırlar.

Enver Paşa, Bakü ve Kafkas işini elden geldiği kadar Almanlardan gizli olarak ve bir soysop işi sayarak yönetmektedir. Amcası Halil Paşa’yı (Kut) “Şark Orduları Grubu“ komutanı adıyla ve kardeşi Nuri Beyi (Killigil) fahri ferik yaparak “İslam Ordusu Komutanı“ adıyla Azerbaycan’a göndermiştir, görevi bir Azerbaycan ordusu kurmak ve Bakü’yu almaktır....

Kafkas Türklerini Rus boyunduruğundan kurtarmak ve Ermenilere karşı korumak doğru bir siyasa sayılabilir.“ (1) Bayur, bu değerlendirmeyi yaptıktan sonra, “Ancak bu yapılırken Suriye’nin, İngilizlere karşı savunulamayacağı da düşünülerek orada sımsıkı cepheye yapışıp bir karış geri gitmemek strateji ve taktiğine başvurmamak gerekirdi“ diyor. 

Çünkü, 1918 Eylülünde Suriye ve Filistin’de on binlerce Türk yok olmuştur.

Kafkas İslam Ordusu’nun Azerbaycan Harekâtı ve Bakü Savaşları Göyçay muharebesi (17 ve 30 Haziran 1918) 5. Kafkas Tümeni’nin 9. alayı 10 Haziran 1918 günü Gence’ye varmış ve Nuri Paşa’nın emrine girmişti. Bu alaya bağlı Gence Müfrezesi, hemen ertesi gün Gence’deki Ermenilerin silahlarını toplamış ve Ermenileri itaat altına almıştır. Müfreze kendisine verilen bu görevi, Ermenilerin direnmelerine rağmen, 12 Haziran’da başarıyla yerine getirmişti.

Bu sırada 30 taburluk bir Ermeni-Rus Bolşevik kuvvetinin Bakü’den Gence’ye doğru ilerlediği ve 15 Haziran’da Göyçay kasabasına yaklaştığı haberi alınmıştı. Gence için tehdit oluşturan bu ilerleyişi durdurmak amacıyla, Gence’ye henüz gelmiş olan 10. Kafkas Alayı, ayağının tozuyla alelacele, Yarbay Osman Bey’in komutasında Göyçay mıntıkasına, yani savaşa sevkedildi. Alay, Göyçay’a ulaştıktan sonra, doğuya doğru ilerledi ve 17 Haziran’da 28. tabur alelacale düşmana karşı keşif taarruzuna kaldırıldı. 

28.Tabur, gerekli emniyet tedbirleri alınmadığından Bolşeviklerin pususuna düştü; bir anda cepheden ve yandan açılan ateş altında kaldı ve geri çekildi. 28. Taburu kurtarmak için cepheye sürülen 29. Tabur da sarp bir yerde ilerlerken Bolşeviklerin karşı taaaruzuna uğradı. 29. Tabur da kanlı bir muharebeden sonra esas mevzilerine çekildi. Muharebede toplam 200 zayiat verildi, 2 top ve 2 makineli tüfek Bolşeviklerin eline geçti.

Nuri Paşa, 1 Temmuz’da Başkumandanlık Vekâletine şunları yazmıştır:

“Güney Kafkas İslamlarından birlikler teşkil etmenin umulduğundan daha güç olduğu anlaşılmıştır. Azerbaycan harekâtının zaman kaybına tahammülü yoktur. Askeri eğitimi olmayan gönüllülerden esasen pek az istifade edilebilmektedir. Bakü meselesinin halli Osmanlı nüfuzunun ahali indinde kıymetini muhafaza için lâzımdır. 5. Tümenin takviyesine âcil ihtiyaç vardır. Aksi takdirde vaziyetimiz iyi değildir.“ (2)

Cephedeki duruma gelince: 
Bir durgunluktan sonra, 30 Haziran’da topçu ve makineli tüfek desteğinde taarruza geçen Türk birlikleri Göyçay ve Karameryem havalisini Ermeni ve Bolşevik Ruslardan temizlemişerdir. Düşman, gerisinde çok miktarda silah bırakarak bozgun halinde doğu istikametinde çekilmiştir.

Bakü yolunda bir dizi muharebe Kafkas İslam Ordusu’nun Azerbaycan’ı kurtarma harekâtı, Göyçay muharebesiyle başlamış, Bakü’nün kurtarılmasına varıncaya kadar bir dizi muharebe ile devam etmiştir. 

Bunlara kısa kısa değinip geçiyoruz..

Haziran-Temmuz 1918: Türk birlikleri, güneyde Salyan mıntakasında, 2000 kişilik bir Menşevik ve Ermeni kuvveti ile iki defa çarpıştı. 28 Haziran tarihindeki ilk çarpışmada Türk birliğinden 12 er şehit oldu, 17 er yaralandı. Düşman kuvvetinin büyük bölümü imha edildi.

6 Temmuz 1918: Aksu kasabası kurtarıldı.

7-13 Temmuz 1918: Altı gün süren çetin muharebeler sonunda Kürdemir kurtarıldı ve doğu yönünde çekilen Bolşevik Ermeni ve Rusların takibine devam edildi.

14-20 Temmuz 1918: 13. Kafkas Alayı, 14 Temmuz’da çarpışarak Şamahı’yı ele geçirdi ve ileri harekâtına devam etti. Bu çarpışmada 28. Tabur Komutanı Yüzbaşı İzzet Efendi ile 4 er şehit oldu, 20 er yaralandı.

27-28 Temmuz 1918: Türk kuvvetleri düşmanı takip ederek Bakü’ye 70 kilometre kadar yaklaştı. Çarpışmalar devam etti. Ordu Hacıgabul Cengibostan hattına dayandı. Kafkas İslam Ordusu birlikleri, kuzey ve güney grupları diye iki koldan Bakü’ye doğru yürüşünü sürdürdü. Demiryolu boyunca ilerleyen Güney Grubu 26 Temmuzda Karasu İstasyonunu, 27 Temmuzda da Hacıgabul istasyonunu ele geçirdi. Kuzey Grubu da 28 Temmuz günü Cengibostan mevkiini ele geçirdi. Böylece, Bakü’ye yöneltilen kıskaç daraltıldı.

30 Temmuz - 3 Ağustos 1918: Kuzey Grubu, 30 Temmuzda yeniden Bakü’ye doğru taarruza geçti. Bakü-Derbent demiryolu üzerindeki Sumgayıt istasyonuna kadar düşmanı takip etti. 1 Ağustos’ta Bakü’ye 2 kilometre kadar yaklaştı. Burada Bolşeviklerin deniz ve hava unsurları da muharebeye katıldı. Hazar Denizi’nde bulunan harp gemilerinden Türk mevzilerine topçu ateşi açıldığı gibi, Bakü’den kalkan uçaklar da bu bombardımana katıldı. Dört gündür devam eden muharebeler 2-3 Ağustos gecesi de karşılıklı top ve makineli tüfek ateşleriyle devam etti. Ancak, Türk topçu cephanesinin yetersizliği yüzünden Bakü’yü savunan Ermeni-Rus ve İngiliz birleşik gücüne kesin bir darbe vurulamadı.

Birinci Bakü taarruzu (5 Ağustos 1918)

Bakü’ye karşı Türk taarruzu 5 Ağustos 1918 sabahı saat 04.25’te şiddetli top ateşi desteğinde başladı. Şark Cephesi Komutanı Mürsel Paşa, “taarruzun çok başarılı bir şekilde geliştiğini, şehrin yangınsız ve zararsız zapt olunacağına ümit ettiğini“ Kafkas İslam Ordusu Komutanlığına rapor etmişti. Fakat öğleden sonra topçu cephanesi tamamen tükenmiş ve top ateşi kesilmişti. Bunu gören düşman karşı taarruza geçti. Topçu desteğinden mahrum olarak ilerlemeğe çalışan piyadeler çok kayıp verdi. 
Türk birlikleri Bakü’ye 4 kilometre mesafede olan Heybet-Bileceri demiryolunun batısındaki hatta çekilmek zorunda kaldı. Düşman, ölü ve yaralı olarak 2000 zayiat vermişti. Kafkas İslam Ordusu’nun taarruza katılan kuvvetlerinin zayiatı ise şuydu: Subaylardan 9 şehit ve 19 yaralı; erlerden 139 şehit ve 444 yaralı. Toplam: 148 şehit ve 463 yaralı. 

5. Kafkas Tümeni, Gence’ye varışından Bakü taaruzuna kadar geçen süre içinde (yani 15 Haziran - 5 Ağustos 1918 tarihleri arasında), birçok muharebeye girmiş ve mevcudunun yarısını kaybetmişti. Bakü önlerinde ancak 3.500 kadar muharip Türk askeri kalmıştı.

Nuri Paşa, takviye için yeniden iyi eğitimli 5.000 asker, dört ağır top bataryası, 28.000 top mermisi, 1500 sandık tüfek mermisi, 20 araç istedi. Azerbaycan’ın çeşitli yörelerinde görev yapan Türk birliklerinin de Bakü önünde toplanmaları gerekli görüldü.

Almanya, Türk askerinin Bakü’ye girmesini önlemeye çalışıyor.
Almanya, Bakü petrollerine göz dikmişti. Hırslıydı. Osmanlı devletinin Azerbyacan harekâtına şiddetle karşıydı. Gürcüleri de araya koyarak, Türk kuvvetlerinin ikmal yollarını kesiyordu. Bu yüzden Bakü üzerine yürüyen Türk kuvvetleri cephane sıkıntısından kıvranıyordu. Çok kez taaruzlar cephanesizlik yüzünden yarıda durduruluyordu. Almanya, Osmanlı Hükümetine akıl almaz baskılar yapıyor, tehditler savuruyordu. Öyle anlar olmuştu ki, Bakü yüzünden Almanya ile Osmanlı Devleti neredeyse silahlı çatışmanın eşiğine kadar gelmişlerdi. Şark Orduları Grup Kumandanı bir telinde “icap ederse Almanlarla harp etmekten çekinmeyeceğim“ demişti. (3)

Kafkas İslam Ordusunun birinci Bakü taarruzu üzerine Almanya’nın Osmanlı Hükümeti üzerindeki baskıları daha da artmıştı. Almanlar, Türklerin Bakü’ye girmesine kesin olarak izin vermeyeceklerini Rusya’ya da yazı ile taahhüt etmişlerdi. Bakü’nün Rus elinde kalması Almanya için önemliydi. 

27 Ağustos 1918 günü Almanya ile Sovyet Rusya bir anlaşma imzalamışlardı. Anlaşmanın dördüncü bölümünde şu hükmler yer almıştı:

“Rus Hükümeti, Almanya’nın Gürcistan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasını onaylar. Kafkasya’da Brest-Litovsk Antlaşmalarıyla Türkiye’ye bırakılmış olan üç sancak’ın dışında herhangi bir hükümetce yapılacak askerlik hareketlerlerine Almanya hiçbir yardımda bulunmayacaktır. Bu bakımdan Almanya bir üçüncü devlet ordusunun Bakü sancağına ve ona bitişik Cevat, Şamahı ve Guba sancaklarının gösterilen kısımlarına girmemesi için nüfuzunu kullanacaktır. Rus Hükümeti Bakü petrol üretimini arttırmak için elinden geleni yapacak ve bunun dörtte birini Almanya’ya verecektir.“ (4)

Bu anlaşmanın Türk kuvvetlerinin Bakü’yü Ruslardan ve Ermenilerden kurtarmak üzere oldukları bir sırada yapıldığı açıktı. Almanya, Bakü petrollerinden pay alma karşılığında Bakü şehrini ve çevresindeki sancakları Rusya’ya bırakıyordu. Buralara Türk askerini sokmamayı Rusya’ya taahhüt ediyordu. Dahası, Kafkaslarda askeri harekâtta bulunmakta olan Türkiye’ye hiçbir yardımda bulunmamayı yükümleniyordu. 

Yani Almanya, petrol için, müttefi ki Türkiye’yi sırtından hançerliyordu. Yaptığı bu anlaşmanın bir örneğini de, utanmadan, ertesi gün götürüp Babıâli’ye sunmuştu! (5) Fakat, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, Kafkas İslam Ordusu hazırlıklarını tamamlıyıp Bakü’ye yürüyecekti. Ve yürümüştür. 

15 Eylül 1918 tarihinde Bakü işgalden kurtarılmıştır. O tarihten yaklaşık yüzyıl geçmesine rağmen Azerbaycan’ın kurtuluşu uğrunda toprağa düşmüş olan aziz şehitler hiçbir zaman unutulmamış, hep saygıyla anılmışlardır. 

Bu gün Bakü’de, Azerbaycanlı şehitlerin uyuduğu Şehitler Hıyabanı’nda yer alan ve Türk şehitlerine saygının ifadesi olarak yapılmış anıtın halk tarafından ziyaret edilmesi Tükiye-Azerbaycan kardeşliğinin en büyük örneğidir.

Dr. Bilâl N.ŞİMŞİR
E. Büyükelçi-Tarihçi-yazar / PDF









1) Bayur, op.cit., s. 213-214
2) Yüceer, op.cit., s. 85
3) Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara: 1957, Cilt 3, Kısım 4,. s. 317
4) Ibid., s. 225-228
5) Ibid., s. 225

EK:
Birliğin Dağılması
Yıldırım Orduları Grubu'nun Filistin cephesinde Nablus Hezimetine uğraması ve sonrasında Edmund Allenby komutasındaki Britanya Ordusu'nun süratle ilerleyerek Şam ve Halep'i işgal etmesinden sonra Osmanlı Devleti ateşkes istemek zorunda kaldı. 30 Ekim tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi'ne göre Osmanlı Devleti'nin savaştan önceki sınırlarına çekilmesi gerektiğinden Kafkas İslam Ordusu 16 Kasım’da Bakü’yü terketti ve 15 Aralık 1918 tarihinde Osmanlı askerlerinin Azerbaycan'dan çekilmesi tamamlandı.

Kafkas İslam Ordusu'nun askeri kısmının çoğu Doğu Anadolu'ya döndüğünde 15. Kolordu'ya katıldı. Daha sonra komutanlığına Kâzım (Karabekir) Paşa'nın atanacağı bu kolordu ile Ali Fuat Paşa'nın Filistin Cephesinden salimen Ankara'ya getirdiği 20. kolordu, Kurtuluş Savaşı başladığında silahlarını teslim etmeyen ve askerlerini de terhis etmemiş olarak işgalcilere karşı koyan iki güç odağı olmuşlardır.

1920 yılında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti bolşevik işgaline uğrayarak yıkıldı.











Çanakkale'de Şehit Düşen Azerbaycan Türkleri


















Tarihte bir Yüz Karası
Boraltan Köprüsü Olayı, İnönü'nün günahı....

"Ankara’dan gelen emir netti. Boraltan Köprüsü’nü geçen Azerbaycan Türkleri, köprünün hemen karşısında Türk askerlerinin, Türk subaylarının gözleri önünde elleri bağlanmış olarak infaz edildiler. Karakol komutanının bu elim manzara sonrasında intihar ederek canına kıydığı söylenir." devamı için link