Translate

savcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
savcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2015 Pazar

Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar








Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (Madde 302-308)

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar


Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak


MADDE 302. - (1) Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak, Devletin birliğini bozmak, Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak, Devletin bağımsızlığını zayıflatmak amacına yönelik elverişli bir fiil işleyen kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.


(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.


(3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.




Düşmanla işbirliği yapmak


MADDE 303. - (1) Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile savaş hâlinde olan devletin ordusunda hizmet kabul eden, düşman devletin yanında Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı silâhlı mücadeleye giren vatandaş, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.


(2) Düşman devlet ordusunda herhangi bir komuta görevi üstlenen vatandaş, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.


(3) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.


(4) Savaş zamanında düşman devlet toprağında bulunup da bu devlet ordusunda hizmete alınmak mecburiyetinde kalan vatandaş hakkında, bu nedenle cezaya hükmolunmaz.




Devlete karşı savaşa tahrik


MADDE 304. - (1) Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması için yabancı devlet yetkililerini tahrik eden veya bu amaca yönelik olarak yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği yapan kişi, on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Tahrik fiilinin basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.


(2) Bu madde uygulamasında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenliğine karşı suç işlemek üzere oluşturulmuş örgütlerin doğrudan veya dolaylı olarak desteklenmesi, hasmane hareket olarak kabul edilir.


(3) Bu maddede tanımlanan suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.




Temel millî yararlara karşı hareket


MADDE 305. - (1) Temel millî yararlara karşı fiillerde bulunmak maksadıyla veya bu nedenle, yabancı kişi veya kuruluşlardan doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kendisi veya başkası için maddi yarar sağlayan vatandaşa, üç yıldan on yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası verilir. Yarar sağlayan veya vaat eden kişi hakkında da aynı cezaya hükmolunur.


(2) Fiilin savaş sırasında işlenmiş ya da yararın basın ve yayın yoluyla propaganda yapmak için verilmiş veya vaat edilmiş olması hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.


(3) Suç savaş hâli dışında işlendiği takdirde, bu nedenle kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlıdır.


(4) Temel millî yararlar deyiminden; bağımsızlık, toprak bütünlüğü, millî güvenlik ve Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel nitelikleri anlaşılır.




Yabancı devlet aleyhine asker toplama


MADDE 306. - (1) Türkiye Devletini savaş tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak şekilde, yetkisiz olarak, yabancı bir devlete karşı asker toplayan veya diğer hasmane hareketlerde bulunan kimseye beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.


(2) Fiil sonucu savaş meydana gelirse faile müebbet hapis cezası verilir.


(3) Fiil, sadece yabancı devletle siyasal ilişkileri bozacak veya Türkiye Devleti veya Türk vatandaşlarını misilleme tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak nitelikte ise faile iki yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.


(4) Siyasal ilişki kesilir veya misilleme meydana gelirse üç yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


(5) Bu maddede yer alan suçun kovuşturulması Adalet Bakanının iznine bağlıdır.


(6) Bu madde hükümleri, fiilî savaş hâlinde ülke topraklarının tamamını veya bir kısmını işgal eden yabancı devlet kuvvetlerine karşı meşru müdafaa amaçlı direniş hareketleri hakkında uygulanmaz.





Askerî tesisleri tahrip ve düşman askerî hareketleri yararına anlaşma


MADDE 307. - (1) Devletin silâhlı kuvvetlerine ait olan veya hizmetine verilmiş bulunan kara, deniz ve hava ulaşım araçlarını, yolları, müesseseleri, depoları ve diğer askerî tesisleri, bunlar henüz tamamlanmamış bulunsalar bile, kısmen veya tamamen tahrip eden veya geçici bir süre için olsa bile kullanılmayacak hâle getiren kişiye, altı yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.


(2) Suçun;

a) Türkiye ile savaş hâlinde bulunan bir devletin çıkarı için işlenmiş olması,

b) Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş kudret ve yeteneğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuş olması,

Hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.


(3) Tahrip veya kullanılamaz hâle gelme, birinci fıkrada belirtilen bina, tesis veya eşyayı elinde bulunduran veya korumak ve gözetlemekle yükümlü olan kimsenin taksiri sonucunda meydana gelmiş veya bu nedenle suçun işlenmesi kolaylaşmış ise, bu kişi hakkında bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


(4) Savaş zamanında Türkiye Devleti zararına olmak üzere, düşman askerî hareketlerini kolaylaştırmak veya Türkiye Devletinin askerî hareketlerine zarar vermek maksadıyla yabancıyla anlaşan veya anlaşma olmasa da aynı sonuçları meydana getirmeye yönelik fiilleri işleyen kişiye on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir.


(5) Dördüncü fıkrada tanımlanan fiil sonucunda, düşman askerî hareketleri fiilen kolaylaşmış veya Türk Devletinin askerî hareketleri zarar görmüş ise faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.


(6) Dört ve beşinci fıkralarda yazılı suçları işleyen kimse ile anlaşan yabancıya da aynı ceza verilir.


(7) Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerin Türkiye Devleti ile aralarında savaş için ittifak veya iştirak olan devlet zararına olarak Türkiye'de işlenmesi hâlinde de bu madde hükümleri uygulanır.




Düşman devlete maddî ve malî yardım


MADDE 308. - (1) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin savaş hâlinde olduğu devlete, savaşta Türkiye Cumhuriyeti Devletinin aleyhine kullanılabilecek her türlü eşyayı karşılıklı veya karşılıksız, doğrudan veya dolaylı olarak veren vatandaş, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu hüküm, Türkiye'de oturan yabancı hakkında da uygulanır.


(2) Savaş zamanında, düşman devlet yararına yapılan borçlanmalara veya her ne nedenle olursa olsun ödemelere katılan veya bunlara ilişkin işlemleri kolaylaştıran vatandaşa veya Türkiye'de oturan yabancıya aynı ceza verilir.


(3) Savaştan evvel başlamış olsa bile, birinci fıkrada yazılı hâller dışında, nerede bulunursa bulunsun düşman devlet vatandaşıyla veya düşman devlet topraklarında oturan diğer kimselerle Türkiye Devleti zararına veya düşman devletin savaş gücüne olumlu etki yapacak nitelikte doğrudan doğruya veya dolaylı olarak ticaret yapan vatandaşa veya Türkiye'de oturan yabancıya iki yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası verilir.


(4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerin düşman devletle aralarında savaş için ittifak veya iştirak olan devlet yararına işlenmesi hâlinde de bu madde hükümleri uygulanır.



linkten alıntıdır.






Milli Mücadele Yılları 1919
Mahmut Esat Bozkurt ve Şükrü Saraçoğlu



Atatürk'ün devrimci Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, savcılara Cumhuriyet Savcısı adını verince, diğer bakanlar, özellikle İçişleri Bakanı Şükrü Kaya bu olaydan rahatsızlık duyarlar.

Olayı Atatürk'e şikayet yollu aktarırlar. Neden elçilere Cumhuriyet elçisi, valilere Cumhuriyet valisi, kaymakamlara Cumhuriyet kaymakamı denmiyor diye şikayet ortaya konuyor. Atatürk'ün Çankaya Köşkündeki sofrasında, ulu Önder bunun nedenini Mahmut Esat Bozkurt'a soruyor.

Mahmut Esat şöyle açıklama yapıyor: " Cumhuriyet adına hiçbir yerden emir almaksızın, kendi iradesiyle harekete geçmek, Cumhuriyetin bütün değerlerini, yurttaşlarını, kurumlarını ve ilkelerini savunmak yetkisi sadece savcılara aittir. O nedenle savcılarımıza Cumhuriyet Savcısı deniyor."

Atatürk, "Devam et Bozkurt!" diyor.

Böylece Cumhuriyet Savcısı unvanı Atatürk'ten de onay alıyor.



ATEŞTEN ADAM YA DA BOZKURT - Nail TOPAL
Esat Bozkurt hakkında titizlikle hazırlanmış bu eser araştırmacılar için de kaynak niteliğindedir.







" Türk hakimleri, sizler Türk Devriminin, demir eliyle kurulan yeni uygarlığın kıskanç bekçileri olmak zorundasınız. 
Vazife ve mecburiyetiniz, geçmişin dirilmesine, yeniliğin ıstırap çekmesine, zaman ve imkan vermeyecektir."

Mahmut Esat Bozkurt





















15 Haziran 2013 Cumartesi

CUMHURİYET SAVCILARI





"...çağımızda özgürlük ve kanunların şunun ve bunun kişisel çıkar ve entrikalarına alet edilmesine asla yardım edilmez, izin verilmez ve göz yumulmaz. Devrime karşı koyan muhalefetin özgürlükten ve yasadan yararlanmaya hakkı yoktur. "



CUMHURİYET SAVCISI

Çağdaş uygar dünyanın doğan ve yükselen yıldızı Türkiye Cumhuriyeti’nin "Hukuk Reformu" özlemini gerçekleştiren “Atatürk’ün Devrimci Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt” aynı zamanda savcılara "Cumhuriyet Savcısı" unvanını verdi.


Hukuk Reformu konusunda görüşmeler, tartışmalar yürütülürken, Mahmut Esat Bozkurt’a çok sert tepki gösterildi:

“Mahmut Esat Bey! Neden sadece savcılara, Cumhuriyet Savcısı denilir? Cumhuriyet Başbakanı, Cumhuriyet Bakanı, Cumhuriyet Müsteşarı, Cumhuriyet Valisi, Cumhuriyet Büyükelçisi olmuyor da, Neden Cumhuriyet Savcısı? Savcılara neden bu ayrıcalık?”

Mustafa Kemal, Mahmut Esat’a döndü ve sordu: “Ne diyorsun?”

Mahmut Esat Bozkurt"un yanıtı çok açık ve yalındı:

"Çünkü öyle zaman olur ki, cumhuriyeti korumak için başbakandan, bakandan, müsteşardan, validen, büyükelçiden bile hesap sormak gerekebilir. İşte o hesabı soracak olan Cumhuriyet Savcısı’dır."


Mustafa Kemal gülümsedi: “Devam et Mahmut Esat”

Mustafa Kemal’in bu önemli ve onurlu görevi yürütenlere diyecekleri vardı.



Polis Akademisi Öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Birinci’nin “Tamimler Mecmuası”nda bulduğu 9 (22) Ekim 1925 tarih ve 124 sıra nolu, Özel Kalem Müdürlüğünün 214 no’lu genelgesinde Gazi Mustafa Kemal Cumhuriyet Savcılarına şöyle seslendi:

“Her uygar ve çağdaş devlette olduğu gibi, Türk Cumhuriyeti Adliyesinde de, Cumhuriyet Savcılarını yüksek ve olağanüstü önemli bir görev ve bir makamın temsilcileri olmak üzere tanırım. Devrim Savcılarının, kendilerine verilen bu büyük görevin önem ve inceliğine uygun bir durumda uyanık ve etkin bulunmaları konusunu, adliyemizin başarı ve utku etmenlerinin en önemlilerinden kabul ederim. Laik Türk Devrimi, yaşadığımız çağın uluslara yaşam ve yükselme yeteneğini dile getiren, en son ve en uygar ilkelerinin bir ifadesidir ve Türk ulusunun büyük özverisiyle göğüs gererek ve taçlandırılarak kazanılan büyük savaşın eseridir. Devrimlerin oluşumu, kararları ve kanunlarıyla yönetim, ulusal irade ve ulusal egemenliğin bir görünümü ve seçkin topluluğu ile Türk ulusunun genel hukukudur. Devrimlerin her parçası, ulusun emeği ve hakkından oluşmuştur. 

Savcılarımızın, onun bütün gerekleri ve sonuçları etrafında, en kıskanç ve uzaklara kadar dikkatle gözleyen hassas nöbetçiler durumunda bulunmalarını, asıl görevlerinden sayarım.

Türk Cumhuriyeti, ulusun kaderini yüzyıllarca hastalıklı, çok acıklı gelenekleriyle, zulmün ve zorbalığın kan ve yangın selleri içinde sürükleyen saltanat ve hilâfet tarihini yok etti. Bu savaşın en temel amaçlarından birisi de, zayıfları zorbaların, zalimlerin acizi ve entrikacıların âleti olmaktan kurtarmak ve ulusu kendi kaderine sahip kılmaktır. Çağdaş ve uygar bir ulusuz. Ulusumuz, Batı uygarlığını kayıtsız ve koşulsuz onaylamıştır.

Hayatta başarılı olmanın tek yolu budur. Yılmaz ve kararları kesin devrimlerimiz, Türk ulusunun yaradılışındaki ve çok verimli doğru yolu istemesinin ortaya çıkması ve artırılması için bu uğurda gereken zemini hazırlayarak hızla ilerlemektedir. Yüksek amaca yönelik herhangi bir suikast eylemcisinin durmaksızın kovşturulmasını ve bu kovşturmanın, ulusun genel hukuku tatmin ve tazmin edilinceye kadar, hakim önünde de endişe ve ısrar ile sürdürülmesini ve sonuçlandırılmasını isterim.

Bütün düşüncelerin üstünde olan hukuk ve kamu yararının korunması, devlet ve hükümet gücünün her türlü durumda sağlanması ve korunmasıyla mümkün olabileceğini önemle hatırlatırım. Cumhuriyette devlet ve hükümet gücü, yönetim ve ulus egemenliğinin en kesin ve en temel bir ifadesi ve bir biçimidir. Türk yasalarının yetkisi altında bulunan iş bu erk ve güce gölge düşürecek en küçük bir girişimin bile, ulusun egemenlik hakkına açık bir saldırı olarak değerlendirilip, yeltenenlerin kesinlikle mahkeme huzuruna çıkarılmasını talep ederim. 

Özgürlüğü ve yasaları bir alet gibi öne sürerek, Türk ulusunun en küçük bir yararını bile tehlikeye uğratmak hakkına hiç kimse sahip değildir. Devlet halinde yaşayan uygar uluslarda özgürlük ulusun buyruğundadır; ulusun yüksek yararlarının gerektirdiği biçimlerde genişletilir, sınırlanır ve belirlenir.

Yakın tarihimizde ve eski zamanlarda dinlerin buyurgan ve zorba hükümdarlarla, rahipler ve misyonerlerin elinde bir zorbalık aracı olması gibi, çağımızda özgürlük ve kanunların şunun ve bunun kişisel çıkar ve entrikalarına alet edilmesine asla yardım edilmez, izin verilmez ve göz yumulmaz. Devrime karşı koyan muhalefetin özgürlükten ve yasadan yararlanmaya hakkı yoktur. Bireyin değil, bireylerin genel toplamını ifade eden toplumun ve devletin çıkarı için her dikkat, her endişe önde tutulmalıdır.

Sınırsız bireysel özgürlük, kişisel çıkar davasında olanlar, kendi emellerini, çıkarlarını Türk ulusun yüksek çıkarlarına ve özgürlüğüne üstün tutan ve yeğleyenlerdir. Sınırsız kişisel özgürlükler, kişisel çıkarlar, uygar ve düzenli toplumları, devletleri yıkarak anarşiyi, çoğu zaman despotluğu oluşturur. Anarşi ve despotluk, doğrunun yanlışla, zayıfın güçlüye yenilmesine yol açar. Uygar uluslarda, yasa ve özgürlük, yüksek çıkarların korunması için düzenlenir ve kabul edilir. Çağdaş devlet kurmaya ve bu kuruluştan yararlanmaya karar veren toplumlarda, bu kesin bir koşul ve bir zorunluluktur. Birey yok, toplum vardır. 

Despotluk veya mutlakiyetle yönetilen ülkelerde, yasa ve özgürlük bir kişinin veya zümrenin emellerini doyurmaya hizmet eden bir araç olur. Göçebe veya ilkel durumda, toplum değil bireyin çıkarları vardır.

Halkçılık ilkelerine dayanarak yönetilen bir ülkede, düzen ve güvenliğin her yönetim biçiminden daha fazla bir önem ve ısrarla kurulması ve geliştirilmesi gerekir. Bu kuralın, çağımız uygarlığının başarı sırlarından en önemlisi olduğunu anımsar ve anımsatırım. Halk yönetiminin, ancak bu biçimde başarıya ulaşacağından ve doğal hukukun ancak bu yoldan korunabileceğinden asla kuşku duyulmamalıdır.

Düzen ve güvenlik, halk cumhuriyetlerinde yönetim, ulusal çıkarlar gibi en yüksek bir yetkinin gereklerindendir. En son hukuk kurallarına dayanan bu gerçekleri, Türkiye Cumhuriyeti savcılarının, bir an için bile göz önünde bulundurmayacaklarına ihtimal vermem. Yasalarımızın uygulanması sırasında, bu yönlerin önemle ve mutlaka dikkate alınmasını isterim.

Savcılarımızın, kovuşturmak ve dava açmak zorunda oldukları ceza davaları, mahkeme huzurunda, kesin deliller ve diğer delilerle ele alınacaktır. Yalnız kanun maddelerinin uygulanması isteğiyle yetinilmeyecektir. Cumhuriyet Savcılarının bu konudaki açıklamaları, kamuoyunun düşüncesinin genel hukuk adına istenen her hangi bir ceza istemiyle, suç ve sanık hakkında aydınlatılacak ve yerine getirilecek kararın içeriğine ilişkin açık bir düşünce edinebilmesini sağlamasını, çok gerekli ve zorunlu görürüm. Yargıtay’ca da davaların incelenmesi sırasında, bu noktanın olağanüstü kolaylık nedeni olacağını açıklamaya gerek yoktur.

Savcılık, karar değil, dava makamıdır. Yargılama sırasında ve duruşmada, savcılarımızın kendilerini herhangi bir davanın taraflarından sayarak ısrarla açıklamalarda bulunmaları ve görüşlerinin kabul edilmesini ve desteklenmesini sağlayarak, tüm tarihsel ve yasal araçlardan yararlanmayı asla ihmal etmemeleri gerekir.

Kamu Hukuku adına düzgünce dile getirdiği bir talebin desteklenmesini sağlayamamak, bir Cumhuriyet Savcısı için onur nedeni olmayacağını önemle hatırlatmak isterim.

Cezaevlerinin haftada bir kesinlikle denetlenerek, yargılamasız tutuklu kalanların, öz nedenleriyle birlikte ihmal edilmeksizin en yakın müfettişliğe ve telgrafla Adalet Bakanlığına bildirilmesi gerekir. Bir davanın başlatılabilmesi ve sürdürülebilmesi için bir şikayet olması veya güvenlik görevlisinin savcılığına başvurusu beklenecektir. Bilgilere dayanan soruşturmaya başlanarak, herhangi bir mesele etrafında ait olduğu yerden bilgi alınarak aydınlatılması ve bu konuda olağanüstü ilgili ve dikkatli bulunulması, kamu hukuku ve kamu güvenliğinin esenliğini sağlamak için ısrarla istenmelidir.

Türkiye Cumhuriyetinde kimsesiz bir birey yoktur. Cumhuriyet, böyle bir kavramı asla kabul edemez. Doğal hukuk yasalarımızın güvencesi altındadır. En güçsüz ve en kimsesizlerin yardımcısı ve arka çıkanı devlet ve onun kamu hukuku temsilcileri olan savcılarıdır. Kendilerini kimsesiz görenlerin, her an ve her zaman yanlarında haklarını aramakla yükümlü savcıları bulunduğunu asla unutmamaları ve bundan emin olmaları gerekir. Zayıf ama haklıların en güçlü durumda bulunmaları, adalet örgütümüzün özelliği ve ülküsüdür. 

Cumhuriyet Adliyesinin yükselmesini ulusal bir onur meselesi yapmakta olduklarından kuşku duymadığım çalışma arkadaşlarıma bu onurlu görev alanında kesin ve doğru olan başarılarını coşkuyla dilerim efendim.”


Yaşar Öztürk


Kaynak: 
“Prof. Dr. Ali Birinci, Yeni Türkiye Dergisi, Cumhuriyet Özel Sayısı I, 1998”

......