Translate

ab etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ab etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2016 Salı

Kıbrıs'da neler oluyor?



Almanya’nın garantörü AB dışında bir ülke

Kıbrıslı Rumlar 21 Aralık 1963 tarihinde adanın tümünü ele geçirmek ve Kıbrıslı Türkleri aynen Girit’te yaptıkları gibi adadan sürmek ve yok etmek için saldırılara başladıkları vakit kendilerini aslan, Kıbrıslı Türkleri de bir lokmada yutulacak tavuk gibi görüyorlardı dört misli nüfusa ve devlet olanaklarına sahip oldukları için.


Makarios kendini muzaffer bir komutan ve bölgenin en güçlü lideri, Türkiye’yi ve Batı dünyasını da dikkate alınmayacak kuruluşlar olarak addediyordu. Türkiye’nin adada soykırım altında kırılan Kıbrıslı Türkleri bu mezalimden kurtarmak için harekete geçemeyeceğinden, BM’de politik üç beş protesto yaptıktan sonra yerine oturacağından adı gibi emindi. Bu nedenle de 1960 Anayasasında var olan EK 1, Garantiler ve İttifak Anlaşması onun için çok önemli değildi. Nasıl olsa güçlü olan kendisi, zayıf olan da Kıbrıslı Türkler ve Türkiye’ydi. Her zaman güçlü olanın kuralları geçerliydi ve güçlü olan neyi isterse onu yapmakta serbestti.


Makarios’un, Rum siyasilerin, RMMO komutanı ve subayları ile Kıbrıs Rum halkının görüşleri aynen bu şekildeydi 15 Temmuz 1974 tarihinde Yunanistan’ın adayı ilhak etmek için Kıbrıs’ta yaptığı darbeye kadar. Darbe ve darbe sonrası 20 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleşen “Mutlu Barış Harekatı” Kıbrıslı Rum siyasilerin ve Kıbrıs Rum halkının bu inanışını kökünden yıktı ve değiştirdi.


Bizden dört misli fazla nüfusa sahip oldukları için kendilerinin yenilmez ve karşı konulamaz bir ordu olduklarını zannederek BM Barış Gücü’nün ada bulunmasına rağmen, her istedikleri vakit Kıbrıslı Türklerin gözünü korkutmak, sindirmek ve öldürmek amaçlı zayıf ve korumasız Kıbrıslı Türklere saldırmayı bir marifet sayan ve ele geçirdikleri köylerde ellerinde Türk Bayrakları ile gösteriler yapan Rum Milli Muhafız Ordusunun, Türk Ordusu karşısında nasıl ayakları kıçlarına vura vura kaçtıklarının gözleri ile gören canlı bir göz şahidiyim ben.


1974 Mutlu Barış Harekatı ile kendilerinden daha güçlü orduların olduğunu ve Türkiye’nin de gerek gördüğü anda uluslararası haklarını kullanarak adaya müdahale edebileceğini gören ve yaşayan Kıbrıslı Rumlar, o gün bu gündür Türkiye’nin Garantörlüğünü ve garanti Anlaşmasını dillerine dolamaya başladılar. Biliyorlar ki Rum Milli Muhafız Ordusu asla Türk Ordusunun karşısında duramaz ve tutunamaz. Bu nedenle de Türk ordusu adadan gitmediği müddetçe de adanın tümüne hakim olmaları sadece pembe bir düştür ve pembe bir düş olarak kalmaya da mahkumdur.


Makarios’un 1977’de ölümünden sonra başa geçen Kyprianu’dan başlamak üzere başa geçen her Rum Başkanın Kıbrıs Rum halkına verdiği ilk söz, Türkiye’nin garantörlüğünün ve garanti sisteminin kaldırılması, Türk askerinin adadan tümüyle gitmesi ve Türkiye’den gelen kardeşlerimizin tümü ile geri gönderileceği yönünde çalışmak oldu.


Anastasiadis’in, hepimizi enayi yerine koyarak öne sürdüğü gerekçe “Bir AB devletinin garantörünün AB dışından olamayacağı, bu nedenle de Türkiye’nin garantörlüğünün kaldırılması, Türk askerinin de geri gitmesi” şekline dönüştü. Bu söylemini de her platforma dile getiriyor artık, özellikle de müzakerelerin devam ettiği bu süreçte.


Anastasiadis bu işe şimdi AB’yi de bulaştırdı ve Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini de Kıbrıs’a yaptığı ziyarette “Kıbrıs için en iyi garantinin AB olduğunu” dile getirdi. Anastasiadis niye acaba bize AB’nin kurucusu ve lokomotifi olan Almanya’nın garantörünün AB dışındaki bir devlet olan ABD olduğundan hiç bahsetmiyor, gerçekten de çok merak ediyorum.



Bu konuda ABD Başkanı Barak Obama’nın resmi bir açıklaması var. -  (the WHITE HOUSEPRESIDENT BARACK OBAMA, The White House, Office of the Press Secretary, For Immediate Release June 07, 2011 - Fact Sheet: U.S.-Germany Security Cooperation
https://www.whitehouse.gov/the-press-office/2011/06/07/fact-sheet-us-germany-security-cooperation) - sayfasındaki bu açıklama ABD ile Almanya arasında Güvenlik anlaşması olduğunu ve Almanya’da 51,000 kişilik bir ABD ordusu bulunduğunu ortaya koymakta.


ABD’nin Almanya’nın garantörü olduğu konusu Detlef Junker’in derlediği, “The United States and Germany in the Era of the Cold War, 1945-1990”, A HANDBOOK Volume 1: 1945-1968, University of Heidelberg, GERMAN HISTORICAL INSTITUTE, Washington, D.C. and Cambridge UNIVERSITY PRESS adlı kitabın 7. Sayfasında da yer alıyor.


AB dışındaki bir ülkenin AB’nin temel direği olan Almanya’da USEUCOM, USAFRICOM, USAREUR, USAFE adlı askeri merkezleri (military Headquarters) ve ordusu olacak ama KKTC’de Türk askeri olmayacak diyor Kıbrıslı Rumlar. Üstüne de bu tutarsızlığı, bu saçmalığı utanmadan, sıkılmadan ortaya atıp savunuyorlar… Pes doğrusu.


Prof.Dr.Ata ATUN
31 Ekim 2016





Kıbrıs Milli Kurtuluş Mücadelesi’nin Kuvay-i Milliye’si olan TMT



Kıbrıs Milli Kurtuluş Mücadelesi’nin Kuvay-i Milliye’si olan TMT önceden örgütlenmemiş olarak var olmasaydı; bugün Kuzey Kıbrıs’ta bağımsızlık bayrağı altında 40 yıldır yaşamakta olan bir Türk Devleti var olacak mıydı?

Bilindiği gibi Rumların, ortak devletin Türk kanadına darbesi ve soykırımına girişmesi üzerine; Türkiye Başbakanı İsmet İNÖNÜ Kıbrıs’a askeri müdahele kararı almış ve askerleri gemilere bindirmiştir. Bu durum karşısında ABD Başkanı JOHNSON; İsmet İNÖNÜ’ye gönderdiği sert bir mektupla harekâtın durdurulmasını istemiştir. Aksi takdirde Akdeniz’deki Amerikan savaş gemileriyle önleneceği tehdidinde bulunmuştur. Bu yüzden İsmet Paşa çok kızmış ve harekâtı durdurmuk zorunda kalmıştır. Böyle bir durumda; Türk askerinin günü geldiğinde Kıbrıs’a çıkacağının bilincinde olan TMT MÜCAHİTLERİ yılgınlık göstermemişlerdir.

İşte o tarihi, efsanevi ve muzcize güç TMT’nin kahraman mücahitleri öyle bir RUH’a sahiptiler ki; halkını kurtarmanın yanı sıra bir Türk Yavruvatan’ının doğmasını sağladılar.

Neydi Milli TMT Ruhu? Türkiye’den Kıbrıs’a gönderilen uzman Türk subayları, Kıbrıs Türk toplumu liderleri ve bazı aydın kişilerin tavsiyeleriyle teşkilata yemin ettirilerek alınan Kıbrıslı Türk mücahitleri; komutanları olan o subaylar tarafından öyle bir sıkı disiplin ve gizlilik içinde eğitilmiş ve yetiştirilmişlerdi ki;kendilerinde mevcut olan Milli duygu, vatanseverlik, cesaret, azim ve kararlılıkla birleşince onları zafere götüren MİLLİ bir TMT RUHU oluşmuştur.

Şimdi Kıbrıs hükümetinin değerli devlet adamlarına bir öneride bulunmak istiyorum. Gerçekleştirilmesini temenni ettiğim önerimin içeriği şudur: Kuzey Kıbrıs’ta Türk toplumunda var olan; sonra da gelecekte katılacak olan genç kuşakların TMT’nin Milli Mücadelelerindeki yeri ve fonksiyonunun her yönüyle iyice anlatılması, TMT Mücahitlerinin sahip oldukları o tarihi “Milli TMT Ruhu” ile beyinlerinin yıkanmasıdır.

Hatırladığıma göre Kıbrıs’ta geçmişte bir gün bir üniversitede gerçekleştirilen sempozyumda Kıbrıs Türk gençliği konusu tartışılırken; bir Kuzey Kıbrıs Devlet büyüğü bu konuda gençlerin ihmal edilmiş olduğunu itiraf ederek acı acı yakınmıştı.

1974 yılında Türkler binbir türlü engelleri aşarak Kıbrıs sorununu, Milli politikaların hedefi istikametinde gerçekleştirerek Kıbrıs sorununu çözümlediler. Düşmanlar bu defa da hazırladıkları hain ve sinsi davranışla kurulmuş bulunan bağımsız Kıbrıs Devleti yapan Milli ve kutsal kavramlardan mahrum etme yolunu seçtiler. Bu arada Türkiye’nin müttefiki olan o ikiyüzlü dostları, bir yandan da yerli işbirlikçileri yeni kuşak gençlerin gönderdikleri ajanlar tarafından beyinlerinin Avrupa Birliği sevdası ile yıkanmasıyla uğraştılar.

Örneğin; Kıbrıs sorunun çözümü için BM Genel Sekreteri Kofi ANNAN’ın hazırladığı planın referandumundan önceki dönemde AB Ajanları yoğun bir çabaya girmişlerdir. Bir yandan yeni kuşak Türk gençlerinin beyinlerini sapık ideolojilerle ve de özellikle de Avrupa Birliği’nin güzellikleriyle yıkamaya çalışırken;öte yandan T.C. ve KKTC Hükümetleri de izledikleri AB’ye katılım politikaları gereği olarak; Türk toplumunun ANNAN Planı’na “EVET” oyu verilmesi yolunda seferber olmuşlardır. Fakat; Türk tarafının %65 “EVET” oyuna karşılık Rum tarafından %75 “HAYIR” oyu kullanılması bütün tarafları hayal kırıklığına uğratmıştır. Ne hazindir ki; o dönemde vatansever Türklerin Milli duygularını ve onurlarını inciten öyle olaylar olmuştur ki, utanç duymamak mümkün değildir.

Örneğin; İŞGALCİ Türk Askeri Kıbrıs’tan çekilsin, Türkiye’den gelen göçmenler ülkelerine iade edilsin, küstahlıklarında bulunulmuştur. Bu arada; TMT’yi aşağılamak için türlü kötüleme de bulunup, suçlamışlardır. Hükümetlerimizin 40 yıldır izledikleri dışa bağımlı politikalara rağmen bütün yavruvatan sahip olduğu bütün Milli Devlet kavramlarını yitirmeden dimdik ayaktadır. Halen onun atmosferini kaplayan kara bulutların dağıtılarak parlak geleceğe kavuşulacağına inancımız tamdır.

Ancak hali hazırdaki durumda gelecekteki kötü ihtimallere karşı hazırlıklı olunabilmesi için bir önerim var: Yediden yetmişe bütün Kıbrıs, Türk halkı; genç bir vücut, bir yumruk gibi birleşmiş olarak o muhtemel tehlikeye karşı hazır bulundurulmalıdır. 


AKILLARI AB SEVDASIYLA BULANDIRILAN KIBRIS TÜRK GENÇLERİNİN BEYİNLERİ, EFSANEVİ MİLLİ TMT RUHU İLE YIKANMALIDIR.

İsmail TANSU / Emekli Albay
Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Merkezi Yayını
Kıbrıs Mektubu-Cilt 26, No:6, Kasım - Aralık 2013



*


“Dünkü anlaşmalara attıkları imzalarını bugün inkar eden kimselerin gelecekteki vaadleri yerine getireceklerine itimat edilmez.” - 1963

“Rum liderliğinin arkasında EOKA’yı yaratan ve hala yaşatmakta olan eli kanlı Rum Ortodoks Kilisesi vardır. Bu kilisenin ezeli ve ebedi siyaseti, Kıbrıs’ı Yunanlılaştırmak, Yunanistan’a ilhak etmektir. Bu siyasette Türk’ün yeri, erimeye mahkum azınlıklara
tahsis edilen yerdir. Tanrı bize Kıbrıs’ta, Eoka’nın ve Eoka’yı yaratan Kilisenin hakim olduğu günleri göstermesin!” - 1980
Dr. Fazıl KÜÇÜK





Tavsiye Kitap:
GİRİT NASIL KAYBEDİLDİ - GİRİT'TEN KIBRIS'A YUNAN YAYILMACILIĞI
Sabahattin İSMAİL




ilgili:






13 Mayıs 2016 Cuma

Bunları Hatırlıyorsunuz Değil mi?





Türk Ordusu'nu, Güneydoğu Anadolu ve Kıbrıs'ta işgalci olarak gösterenler!

24 Haziran 2008'de Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nde Türkiye için bir karar tasarısı kabul edilip genel kurula gönderildi. 26 Haziran'da da kabul edildi. Ertesi günü Bozcaada ve Gökçeada Rum Azınlığını ilgilendiren Türkiye'ye yönelik bir takım direktifler gündeme gelmişti. Kararlar aşağıdaki gibidir:

1-Türkiye’nin Güneydoğusu Kürdistan’dır. (!)
2-Faşist Türk Ordusu Güneydoğuda işgalcidir ve Kürtleri katletmektedir. (!)
3-Türk askeri Kıbrıs’ta işgalcidir. (!)
4-Türkiye’de azınlıklar sorunu vardır. (!)

Bu tasarının altına "Yeminli Türk Düşmanı" olarak adlandırılan (kendilerini öyle tanıtırlar); David Herütanyan, Rafi Povenesyan, Armen Gustavyan isimli 3 Ermeni ve Andros Kipriyanu isimli Kıbrıs Rum'u ile; Türkiye AB Temsilci Başkanı AKP milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu ve 7 AKP milletvekili imzalamıştı!:

1-Mevlüt Çavuşoğlu (AKP Antalya Milletvekili)
2-Ruhi Açıkgöz (AKP Aksaray Milletvekili) 
3-Lokman Ayva (AKP İstanbul Milletvekili) 
4-Mesude Nursuna Memecan (AKP İstanbul Milletvekili) 
5-Özlem Piltanoğlu (AKP İstanbul Milletvekili)
6-Mehmet Sayım Tekelioğlu (AKP İzmir Milletvekili) 
7-Mustafa Ünal (AKP Karabük Milletvekili) 
8-Erol Aslan Cebeci (AKP Sakarya Milletvekili)

Bu karara, Azerbaycan Milletvekili Abbasov "Böyle bir şeye karşıyım" diyerek imza atmıyor.
Bu karara, (Almanya'yı temsil eden) Alman milletvekili Hakkı Keskin "Ben böyle bir karara imza atmam" diyerek imzalamıyor.

Türkiye'den imza atmayanlar: Yıldırım Tuğrul Türkeş (MHP), Ertuğrul Kumcuoğlu (MHP), Birgen Keleş (CHP) ve Haluk Koç (CHP).(bazı isimler bugün için tartışılır!)




Vizesiz seyahat için toplam 72 kriterin yerine getirilmesi gerekiyor! Bazıları: "Terörle mücadelede değişim!!" - "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma!" - "Ermeni soykırımını tanıma!

ve yine Çavuşoğlu! : “Bu kararla yasal sürecin başlaması mümkün hale geldi. Önümüzdeki haziran sonuna kadar inşallah bu yasal süreç tamamlanacak” dedi.


lakin, "Vizesiz Avrupa umudu sonbahara kaldı"-12.05.2016,basın

Olmaz olsun!




Savaşı biz başlatmadık, Mültecilerin sorunu Sizi bağlar: Macaristan haklı ! Avrupa'nın demografik yapısının bozulacağı endişesini taşıyorsunuz, ama (hedeflerinizden biri olan) "Türkiye'nin demografik yapısını değiştirmek" konusunda endişe taşımıyorsunuz. 3milyon mülteci ! Hala ikiyüzlüsünüz!
















Bugün yaşadığımız GERÇEK!
UYURSAN ÖLÜRSÜN!
"Aydınlar" Korkuluk Olmaya Devam Etsin!






Cahilsin, okur öğrenirsin.
Gerisin, ilerlersin.
Adam yok, yetiştirirsin.
Paran yok, kazanırsın.
Her şeyin bir çaresi vardır.
Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.

Ahmet Hamdi Tanpınar





Meydanlarda Nice 19 Mayıs’lara!
__________________________________
__________________________________










10 Ocak 2016 Pazar

İNSANLAR GERÇEKLERDEN HOŞLANMAZ






Ülkemizin yıllardır karşılaştığı büyük sorunların hiçbiri (deprem bile) ani ve beklenmedik değildi. Bugün geldiğimiz noktada da, bize dayatılan her türlü siyasi baskılar yıllardır biliniyordu ve çeşitli kesimler bu konularda uyarıda bulunuyordu. Ama hiçbiri için önlem alınmadı.


İşin kötüsü, birçok yönetici ve politikacı bu tehlikeleri "görmek istemedi". Kendisini kandırdı.


Filozofların (düşünürlerin) "rasyonel-akılcı-insan" teorilerine aykırı bir durumla karşı karşıyayız. İnsanoğlu kendi kendisine kurduğu tuzaklardan kurtulamıyor.


Sizlere bu konuda özet bir yazı sunmak istiyorum. Bir süre önce elektronik posta ile gönderilen yazı, bakın nasıl günümüze ışık tutuyor.




CASSANDRA

"Yunan mitolojisinde Cassandra isimli çok trajik bir karakter vardır. Trajedisi gelecekteki olayları aynen bilme yeteneği olmasına rağmen kimsenin ona inanmamasından ileri gelir.


Yüzlerce yazar ve düşünür de aynı trajediyi paylaşır. İnsanlara olanları ve olacakları anlatırsınız ama çok az kişi size inanır, bir kısmı alay eder, bir kısmı öfkelenir, bazıları da kıskanır. Ama hiç kimse verilen mesajları dikkate almaz.


Bu dünyada gerçek kabul edilip ciddiye alınan düşünceler vardır, bir de gerçekdışı veya komplo teorisi olarak bilinen düşünceler, (...) Gerçekleri söylemesin diye öldürülenleri bir kaç vah'lamadan sonra unutuveren toplumun tepkisizliğine kızmadan önce, insanların çoğunluğunun gerçeklerden rahatsız olduğu ve gerçekler yüzünden öldürülenlerin arkasından ağlayacakların her zaman azınlıkta kalacağını iyice bilin.




İNSANLAR GERÇEKLERDEN HOŞLANMAZ

İnsanlar gerçeklerden pek hoşlanmaz. Hatta gerçeklerin peşinden koşan insanların çoğu bile bulduğu gerçeğin yalan olmasını veya kendisinin deli olmasını dileyebilir. Çünkü bazen yalanlar, gerçekten çok daha tatlı bir dünya yaratır bize.


Aslında bugün kızdığımız dünyayı yaratan yine bizleriz. Çünkü dün bugünün yılgınlıklarını hazırladı. Yarının sessizliğinin ise bize neleri getireceğini bilmiyoruz. Neden ve nereye gideceğini bilmeyen, düşünmeyen insan sürülerinin dünü yoktur. Yarını ise boş hayallerdir.


İnsanlar kendisini hayvandan ayıran en büyük özelliği bırakalı çok oldu. Artık üretmiyoruz, çünkü üretmemizi sistem istemiyor. Bizler sadece aç gözlü tüketicileriz artık. Sistemin kitabında iyi vatandaş en çok tüketen vatandaştır. Paranız yetmiyorsa sistem size renkli plastik kartlarla bol bol borç para verir, yeter ki durmadan ve usanmadan tüketin. (...)




KIZGIN FIRIN ÜZERİNDEKİ KARTOPU

İnsanlığın geliştiğini söylüyorlar, benimse tek görebildiğim, insan zekasının ve zulmünün nesilden nesile giderek daha fazla arttığı. İnsan olma duygusu her geçen gün kızgın fırının üzerinde yuvarlanan kartopu gibi giderek yol olmakta. İnsanlığın zıvanadan çıkaran sisteme karşı mücadele etmeye çalışanların kavrayamadıkları şeyse, 'ahtapotun kollarının ancak kafasını kesersen duracağı' gerçeğidir."


Alntı yaptığım yazının sahibi Serdar Kuru'ya teşekkür ederken, son Avrupa Biliği dayatmalarını bir de bu gözle okuyalım.


Özellikle egemenliğimiz kızgın fırın üzerinde eriyen kartopu haline getirilirken, AB dayatmalarına "alkış tutanları" anlamak için.


Hulki Cevizoğlu
Ey Türk İstikbalinin Evladı! , 2005
















Bugünkü Avrupa uygarlığının çökeceğini ilk haber veren kişi Oswald Spengler'di. Arnold Toynbee de aynı tehlikeyi görmüştü.  1905'de Londra'da düzenlenen ve uzun bir süre devam eden konferans sonunda sunulan raporda şu soru sorulmuştu:

"Batı sanayi devriminin birikimleri ve modern teknoloji bu bölgeye (Akdeniz'e sınır olan ülkeler ve Orta Asya) girerse ne olur? Eğer bu halklar bilim, eğitim ve kültüre ağırlık verirse ne olur? Eğer bu bölgede yaşayan halklar bağımsızlıklarını elde eder ve kendi tabii servetlerine sahip çıkarlarsa ne olur?"

Cevap basitti:

"İşte o zaman sömürgeci imparatorluklar sonlarını getirecek bir darbe alırlar, sömürge rüyaları sona erer; imparatorluğun ana damarları kesilir ve Roma ve Bizans imparatorluklarının çöktüğü gibi çöker."

Bunu önlemek için şu tedbirlerin alınması tavsiye edilmişti:

a- Ortak çıkarları olan devletler, bu bölgeyi parçalara ayırmaya, halkını bölünmüşlük, gericilik ve cehalet içinde bırakmaya devam etmelidirler;

b- Bölgedeki aşiret yapıları ve etnik yapılar kaşınmalı; etnik gruplara bağımsızlık ateşi körüklenmeli;

c- Bölge halklarının dilleriyle oynayıp, kültürleri çökertilmeli, öyle ki bölgede emperyalizmin dostu ve bölge halkının düşmanı dost bir güç oluşsun."


Kürdoloji Yalanları
D.Ahsen Batur






"Orta Doğu'yu kim kontrol ederse, bütün dünyayı kontrol eder." 
Prof. Dr. Emil Lengyel, Ortadoğu / 1956











"Yaklaşık 100 kere yazdım: Ankara Antlaşmasında veya başka bir antlaşmada böyle bir madde yok! Bu bir uy-dur-ma!"
Sinan Meydan


tıpkı Lozan'ın son kullanma tarihi var dedikleri gibi, o da uydurma.
Yalan, pislik akıyor ağızlarından, kalemlerinden bu vatan hainleri işbirlikçilerden.
Doğruları öğrenmek istiyorsanız Sinan Meydan'ın kitaplarını, makalelerini okuyup, programlarını izleyin.









30 Kasım 2015 Pazartesi

TÜRK VATANDAŞLARINA ZORUNLU VİZENİN KISA TARİHİ






Vizesiz Avrupa'da seyahat; 
1963’te imzalanan Ankara (Ortaklık) Anlaşması'nın gereği olarak Türk vatandaşlarına serbest dolaşım hakkı da söz konusuydu. Bu yasal hakka rağmen, bugüne kadar çeşitli sebeplerle Türkiye ile AB arasında serbest dolaşım engellenmiştir... 
Rüya tabirleri kitabım nerede?








TÜRK VATANDAŞLARINA ZORUNLU VİZENİN KISA TARİHİ


Aslında Türk vatandaşları için AB üye ülkelerine girişte zorunlu olan vizenin tarihi yeni değil: Türk vatandaşları bugünün AB üyesi ülkelerine girişlerinde 1980’li yıllardan bu yana vizeye tabiler.


Avrupa'da vizesiz seyahat kavramı İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Avrupa Konseyi tarafından uygulamaya konuldu. Türkiye’nin de 1949 yılında üye olduğu Avrupa Konseyi, vizesiz seyahat kavramı ile üye ülke vatandaşlarının birbirlerini daha iyi tanıyıp anlamalarını ve böylelikle 20’nci yüzyılın ilk yarısında iki korkunç savaş yaşamış kıtanın barışa kavuşmasını hedeflemişti. Bu amaçla 1950’li yılların ilk günlerinde başlayan “Almanya, Türk vatandaşlarına ilk vize uygulamaya başlayan ülke oldu. Almanya’yı sırasıyla Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg takip etti”. görüşmeler, 1957 yılında Avrupa Konseyi Üyesi Ülkeler Arasında Şahısların Serbest Dolaşımı Anlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlandı. 1 Ocak 1958 yılında yürürlüğe giren anlaşmayı takiben 1960’lı yıllara gelindiğinde, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Avrupa Konseyi ülkelerinin büyük çoğunluğu, karşılıklı olarak vize uygulamasına son vermişti.


Ancak 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren Türkiye içinde patlak veren siyasi istikrarsızlık, 1980’li yıllarda Türkiye’nin “Vizesiz Avrupa” rüyasından çıkartılmasına kadar ilerledi. Federal Almanya 1957 anlaşmasını Türk vatandaşları için askıya aldığını Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine 9 Temmuz 1980 tarihinde bildirdi. Bildiride vize kararı, “(…) bu tedbir, asayiş nedeniyle gerekli görülmüştür. İltica hakkını kötüye kullanıp, ikamet ve yerleşme hakkıyla ilgili düzenlemelerin biçimini bozmak niyetiyle Almanya Federal Cumhuriyeti’nin sınırlarından giriş yapan Türk uyrukluların sayısı 1980’in ilk aylarında olağanüstü artış göstermiştir. Bu nedenle Almanya Federal Cumhuriyeti topraklarına girişin daha sıkı kontrol edilmesi kaçınılmazdır. Almanya Federal Cumhuriyeti üç yıllık bir sürenin ardından Türklere vize konusunu yeniden gözden geçirecektir” ifadeleriyle gerekçelendiriliyordu. Bildirimin ardından Federal Almanya Cumhuriyeti, Türk vatandaşlarına yönelik ilk vize uygulamasını 5 Eylül 1980 tarihinde “geçici bir tedbir” olarak, üç yıl sonra yeniden değerlendirilmek üzere başlattı.


Aynı yıl 24 Eylül 1980 tarihinde Fransa da, Federal Almanya’yı izleyerek Avrupa Konseyi bünyesindeki anlaşmayı Türkiye için askıya alacağını Konsey’e bildirdi. Gerekçe yine aynıydı: güvenlik endişesi. Türkiye’de iş bulamayan kaçak işçilerin Fransa’ya gelerek yasadışı yollardan çalışmalarını engellemek amacıyla Fransa, Türkiye’nin “Vizesiz Avrupa” rüyasından çıkartılmasına karar verdi ve Türk vatandaşlarına vize uygulamaya başladı. Takip eden yıllarda sırasıyla Belçika, Hollanda ve Lüksemburg (1982 yılında) ardından da tüm üye ülkeler Türk vatandaşları için vizeyi zorunlu bir uygulama haline dönüştürdü. 


Halkaya son eklenen ülke, 1 Temmuz 2013’de AB üyesi olan Hırvatistan’dı. Hırvatistan, AB üyeliğine 4 ay kala, 1 Nisan 2013 tarihi itibariyle Türk vatandaşlarına vize uygulamaya başlayacağını duyurdu. Bu sefer gerekçe güvenlik endişesi değildi. Hırvatistan Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan resmi açıklamada, Hırvatistan’ın AB müktesebatına uygun olarak 3 Temmuz 1967 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Vizelerin Kaldırılması Hakkında Anlaşma'yı feshettiği açıklandı. 



Hukuki Boyut: 

Hukuki alanda 1980 yılından bu yana AB ülkeleri tarafından Türk vatandaşlarına uygulanmakta olan vize konusu, yaşanan güncel gelişmeler nedeniyle gündemin üst sıralarına taşınmıştır. Son on yılda Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) nezdinde Türk vatandaşları lehine karara bağlanan davalar sonucunda Ortaklık Anlaşması’ndan (Ankara-1963) kaynaklanan Türk vatandaşlarının hakları hukuken tescil edilmiş ve Şubat 2009 tarihinde vizenin kalkacağı umudunu yaratan Soysal Davası kazanılmıştır. Söz konusu karar ile Katma Protokol’ün 41 (1) Maddesine dayanarak, hizmet edimi amacıyla seyahat eden Türk vatandaşlarına, Almanya tarafından vize uygulanmasının AB hukukuna aykırı olduğu ortaya koyulmuştur. 


Ancak, Üye Devletler bu kararları hayata geçirmekte isteksiz davranmıştır. Mahkeme salonlarında elde edilen kazanımlar gerçek hayata çok kısıtlı olarak yansıyabilmiştir. Bazı üye ülkelerin ve AB kurumlarının “Demirkan Kararı ile ABAD, Soysal Kararı ve 1987 yılındaki Demirel kararı sonrası geliştirdiği içtihatları göz ardı ederek, geri adım atmıştır”.bu kararlara verdiği tepkiler kimi zaman cesaretlendirici olmakla birlikte bugüne kadar Türkiye’yi tatmin edecek yani “vizesiz dolaşımı sağlayacak” noktaya ulaşılamamıştır. 





İKV DEĞERLENDİRME NOTU TÜRK VATANDAŞLARININ VİZESİZ AVRUPA YOLCULUĞU: 
VİZE SORUNU, GERİ KABUL VE SONRASI
İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü
Melih Özsöz / ayrıntılı olarak pdf





__________________________