Translate

hangi batı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hangi batı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2016 Perşembe

Çağdaş Batı ne istiyor?










Çağdaş Batı ne istiyor? Dünya egemenliği mi? Günümüz Batısının ideolojisi; açıklığa, kişinin önceliğine, yönetimin şeffaf olmasına ve geniş katılımına, secülarizme, piyasının özgürlüğüne...dayanır. 


Batı bu görüşlerinde samimi mi? Ortaçağ katliamları, Afrikalılara, Amerika yerlilerine uygulanan soykırım, şüphe içinde bırakıyor. Ayrıca bilmeliyiz ki, Batı sahip olduğu bütün değerleri; kendi insanı için, kendi varlığı tehdit altında olmadığı zaman önemser. Kendi içinde, önemli ölçüde laik, diğer dinlere karşı bağnazdır. Sahip olduğu değer hükümerlinde; yabancıya, Batılı saymadığı insana kendi kullandığı hakları tanımaz, bencil ve acımasızdır. 11 Eylül 2002 sonrası ABD'nin teröre karşı önlem için çıkardığı ve hemen hemen yalnız yabancılara uyguladığı yasaların, basit şüphelerle gözaltına aldığı insanlara yaptıklarının, hiçbir güncel değer hükmü ile açıklanması mümkün değildir. Irak'taki ABD'nin insan hakları ihlalleri üzücüdür; fakat Batılı insanı anlatan en yakın örneklerdir.


Batı, kendine özgü totaliter bir yapı sergiler. Topluma zararlı olma olasılığı halinde kim olursa olsun karşısındakini dışlar ve gerekirse yok eder. Özgürlük sınırları, kendi insanına karşı yabancıya olduğundan daha geniştir.


Din; Batıda kültürün, uygarlığın bir kaynağı, Batı ideolojisinin çok önemli bir parçasıdır. ABD Protestan hatta evangelistlerin egemenliğinde bir ülkedir; buna karşılık ateist modal ihmal edilemeyecek güçtedir.


Batı daima bir "öteki" (hasım) seçmiştir. Bazen kendi mezheplerinden birisi, Katolikler için Ortodokslar veya Protestanlar, bazen Museviler, bazen Müslümanlar; ulus olarak da Yahudiler, Ruslar, Araplar...En büyük kırılma noktası ve en uzun süre, en etkili "öteki" (hasım) ise tarih boyu TÜRKLER olmuştur.


Avrupalı olma düşünce ve duygusunu; sahip oldukları coğrafi bütünlük ve çoğunlukla da "öteki" (Türkler) karşısında birleşme güdüsü yaratmıştır. Batı "öteki" karşısında kendi içindeki kavga ve ayrılıkları bırakarak birleşik davranır.


Türklere karşı Selçuklular döneminde yaşanan Birinci Haçlı Seferleri; Osmanlı İmparatorluğu döneminde Balkanlar'da gerçekleşen İkinci Haçlı Seferleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun sonlanmasına kadar uyguladığı politikalar, savaşlar, Hıristiyan Avrupalılıktan kaynaklanmış, bu gelişmeler aynı zamanda Avrupalılık duygusunu getirmiştir.


Günümüzde Batılıların, Türkiye'de bazı kesimlerin Avrupa Birliği üyesi olma hevesinden yararlanarak Sevr şartlarını uygulamaya koymaya çalışmaları da aynı düşünce, duygu ve politikalarının sonucudur: Kıbrıs'ın, Ege'nin Yunanistan'a verilmesi, İstanbul'da Ortodoks din devletinin kurulması, Bizans'a verilen can suyu, Pontus devletinini kurulmaya çalışılması, Ermeni politikalarına verilen destek... Ülkemize karşı uygulanan Üçüncü Haçlı Seferi'nin cepheleridir.


Avrupalının politik özelliğinin en iyi örnekleri, giriştiği katliamlar ve soykırımlarda yaşar.


Em.Korg.Suat İLHAN
Türklerin Jeopolitiği ve Avrasyacılık
Bir Millet Uyanıyor - 2 (2005)
Yöneten: Atilla İlhan




























9 Ocak 2016 Cumartesi

ÖTEKİ BATI









“Avrupa, tarihi kararlar verme tekelinin, uzun zaman, yalnız kendisine ait olduğuna, inandı: Yükselme ve gelişme döneminde – doğru da sayılabilecek – bu görüşten çıkarak, başka uygarlıkların ya hiç var olmadığına, ya da bir işe yaramadığına hükmetti. Bunun en üzüntü verici bir yargılama hatası olduğu gittikçe meydana çıkıyor.”  G.Balandier





Kongo Kralı I.Alfonso’yla şüphesiz tanışmıyorsunuz, adını bile duymadınız; onu bırak, Kongo Krallığı deyimi bile tuhafınıza gidiyor. Oysa bu Kral I.Alfonso daha 15.yüzyılda Avrupalıyla ilişkiler aramış: Ülkesini çağdaşlaştırmak amacıyla Portekiz’den ‘teknik yardım’ istiyor; Lisbonne’la, Roma’yla haberleşiyor; elçilerinden bazılarının Latince konuştuğunu biliyoruz! Demek bir de Afrika ortaçağı var. Avrupa’nınkine benzemediği de pek açık: Büyük Sahra’nın hemen altında boy boy, çeşit çeşit toplumsal kuruluşlar, uygarlıkar: Hele Ghana, Mali, Songhay ve Tombuktu, ister siyasal ister kültürel planda olsun, daha o zamandan yaratıcı kaynaşmalar, bileşimci varlıklar halinde beliriyorlar. Daha sonraları Gine körfezinde dolaşan 17.yüzyıl gezginleri, kocaman kocaman, kımıl kımıl yaşamla dolu şehirlerle karşılaşınca düştükleri ‘hayranlık ve şaşkınlığı’ anlata anlata bitiremeyeceklerdir.


Bunları ben uydurmuyorum, rüyamda da görmedim; aklı başında bir adam, Sorbonne’da Afrika sosyolojisi okutan Prof.Georges Balandier yazıyor; bu eski, adamın için buran ve hiç alışılmadık Afrika görüntüleriyle söze girişim, belleğimizde yer etmiş Hollywood Afrikalılarından kalma yamyamlık ve barbarlık izlenimlerini silmek için. Gerçekte bizi, Balandier’nin toplumbilimci Afrika’sından Tarzan filmlerinin ısmarlama exotisme’ine kaydıran; kaydırmak da laf, buna düpedüz inandıran, sömürgecilik gerçeğidir diyeceksiniz. Peki ama, sömürgecilik gerçeği nedir? Tutumsal (ekonomik) ve toplumbilimsel açıklamaların içinde; batının, hepi topu bir avuç Avrupalının teknik üstünlüğüne yaslanarak adım adım bütün yeryüzünü ahtapot kolları arasına alması, sömürmesi değil mi? Hem de ne doymaz bir iştah, ne azgın bir şiddetle!...


Afrika’dan önce Amerika’da yaptıklarını sayabilirdim: Bugün hemen herkes Kolomb-öncesi Amerikan uygarlıklarının önemini ve değerini biliyor ve benimsiyor. Başlangıçta böyle miydi ya? O yeryüzü uygarlıklarının gülü ‘insancı ve akılcı’ batının gözü kanlı öncüleri Conquistadores’ler, kutsal ve Katolik Hıristiyanlı kadına, kırmızı Aztek ve İnka’ları, uysal ve barışçı uygarlıklarının kanında boğdular; yığınsal öldürmeler, zincirleme yakıp yıkmalar, devlemesine soygunlar! (Merkantilisme’in altında yatan altınların Kızılderili kanıyla boyalı olduğunu belki bir yerlerde okumuşsunuzdur.) Üstelik yaptıklarını sevaplığından emin, işkence ve zulümlerini gravür gravür gelecek kuşaklara bırakmışlar, utanmadan: Kazıklanmış İnka, boynu vurulmuş Aztek, ateşe verilmiş tapınak! Dahası var, batının o ünlü ilk destanı Chanson de Roland’ı şöyle gözden geçirin, yeter: Eğer bizim Köroğlu hergelesinin bazı koşmalarınıi varsağılarını okuyup sadique’liğinden kuşkulandıysanız, çabucak vazgeçeceksiniz. Sık sık denilen şu: “..Yıktık, yaktık, Müslüman tayfasını Hıristiyan ettik, olmayanların boynunu vurduk!”


Ukala çok, şimdi burda biri çıkar der ki: “..İyi ama eski hikayeler bunlar, batının  batılığından öncesi; oysa Rönesansı düşün, buhar makinesini ve elektiriği vs.vs!..” Önce bir uyarma: Bu değerlendirme batının kendi yapısına ve tutumuna göre kurduğu bir değerlendirmedir; yanlış demek değil elbet! Ama benimsemeden önce, tartışma kapısını daima açık bırakmak gerekiyor. Sonra yanıt: Çağdaş batının davranışını hangi birimle ölçerseniz ölçün, eski ve ortaçağlarından daha insancı ve ileri bulamayacaksınız. Neden mi: batının güçlenmesi, bu gücüne yaslanarak yeryüzüne kendi yasa ve değerler düzenini, insanlığın yasa ve değerler düzeni olarak zorla kabul ettirmesi, asıl bu çağda başlıyor da ondan! Üstelik kendini yalnız ve saltık egemen duyar duymaz bütün kuşkulardan tertemiz elini yıkıyor, olduğu gibi görünüyor gözümüze. Peki nasıl? Sömürgeci, savaşçı, saygısız ve barbar, ırkçı vs.


Yok henüz sapıtmadım; aklım çok şükür başımda, ne dediğimin pekala farkındayım. Hele işkillenin biraz, basmakalıp edinilmiş önyargılarınızın üstüne üstüne soru işaretleri kondurun, sonuç olarak varacağınız nokta, benim şimdi bulunduğum noktanın tıpkısı değilse benzeri olacaktır. Şaşmaz, bu!


Sömürgeci dedik, bu belli, iki iki daha dört: 19.yüzyıl sonunda, dünyada Hıristiyan olmayan bağımsız ülke kalmış mıydı acaba? Evet, ya üç ya dört: Osmanlı, İran ve Japon İmparatorlukları ve Afganistan (o da eğer bağımsızdılar diyebilirseniz bunlara).
Savaşçı dedik, bu da belli: Son üç yüzyılın bütün savaşlarını aşağı yukarı batılılar çıkarmışlar, son ikisinde bütün yeryüzü halklarını da kendileriyle birlikte ateşe sürüklemişlerdir.


Saygısız ve barbar dedik, bu da açık: Eğer bütün doğu, güney ve kuzey elini şakağına koymuş, haldır haldır, ölüm ve kalım sorunlarını yeniden kendine göre bir sıraya koymaya, tartışmaya; uygarlığını kendi koşullarına ayarlamaya çalışıyorsa; bu ne avareliğinden ne de can sıkıntısından ileri geliyor. Batı; zorla, hileyle, yalan ve dolapla onlara ait her şeyi onlara yasaklamış, geçmişlerine tükürmüş, geleceklerini keyfine göre biçmiş, onurlarını karalamış. Tanık mı, sürü sepet: Malgaş’ı dinle: “Sömürgecilik dönemi Malgaş uygarlığı için bir yıkım oldu. Dilimizi ve uygarlığımızı yeniden canlandırmaya uğraşıyoruz.” Kamerunlu’yu dinle: “ Batılının gözünde ben ne yapsam nasıl hareket etsem suçluyum. Giyinişim, konuşmam, görenek ve geleneklerim, sadece onunkine benzemediği için aşağılanıyordu!”


Hadi bu ülkeler yakayı sıyırdı diyelim, peki ya Antilli ya da Güyalı zencilerin, ilkokullarında tarih dersine başlarken bugün bile: “…Atalarımız Golvalılar, uzun boylu, sarışın, çok bıyıklı adamlardı…” demelerine ne buyrulur? Daha ne vardı, ırkçılık mı? Siz ırkçılığın batı ülkelerinden başka herhangi bir ülkede siyasal ve toplumsal bir dram haline geldiğini gördünüz mü Allah aşkına? Elbette hayır. Irkçılık batılı beyaz Hıristiyanların önce semit Yahudilere, sonra sonra siyah, kırmızı ve sanlara karşı yükselttiği bir uygarlaşma ayrıcalığı duvarıdır.


Bari aralarında birbirlerine karşı adam gibi davransalar ne gezer! Şuraya aklıma geliveren birkaç kelimeyi gelişigüzel sıralayacağım; her birisi içiniz sıra öyle cehennem çağrışımları uyandıracak ki dediğime hemen katılacaksınız: Engizisyon, St.Barthelemy gecesi kırımı, Yüz Yıl Savaşları, Dachau, Buchenwald. İnsan saçından kumaş, derisinden abajur, yağından sabun. Gaz odaları ve ölüm trenleri. Misillemeler. Oradour/glane.


Olmadı mı başka şey, gelmiş geçmiş bütün Asya ve Afrika barbalarının yanında çocuk oyuncağı kalacağı bir şey, terör bombardımanları: Stratejik ve taktik amaçsız, askeri hedefsiz; sadece yıldırmak için öldürmek! Belgrad, Amsterdam, Hamburg, Leipzig, ama asıl Dresden (kadın, çocuk ve ihtiyar 135.000 ölü, şehrin yarısı, gözünü kapa ve aç, bir Eskişehir’i yok say). Uzun söze ne hacet canım, Hiroşima üzerine melun bombayı soğuk ve tüyler ürpertici bir eşek şakası yapar gibi bırakıveren uçağın kanatları batı uygarlığının renkleriyle damgalı değil miydi?


Diyelim ki, bu hızlı sözleri bana Cezayirli ya da Ghanalı bir aydın söylemiş olsun, ben de aklımsıra açıkgözlük edip ona sorayım”…Peki, ya Michel Ange, ya Goethe, ya İbsen; Flamand ressamları? Mozart, Beethoven, Bach; sürrealistler?..” Sözlerimi bıçak gibi kesip şöyle diyeceğinden kıl kadar kuşkum yok:


“…Çok kibar, çok varlıklı, çok ince bir komşunuz olsa sizin; konağın duvarları usta ressamların tablolarıyla süslü, kitaplığı en namlı yaptılarla yüklü olsa; piyanoya çöktü mü Bach’ı, Monteverdi’yi derya gibi çalkalandırsa parmaklarıyla, şiir okumaya durdu mu duyarlığına vurulsanız; ama bir gün öğrenseniz ki, bu kibar kültürlü komşu, bu evi kurmak, bu inceliğe varmak için çevresindeki bütün komşularını haraca bağlamış, kimisini vurmuş, kimisini kırmış, kimisini evinden yurdundan etmiştir; yine de ona aynı saygıyı duyar, elini aynı içtenlikle sıkar mısınız? Ve sıkarsanız, aynada kendi suratınıza nasıl bakarsınız?”


Bir diyeceğiniz varsa buna, yazın da ona ileteyim.


Atilla İlhan,1972
Hangi Batı?



Meraklısı için notlar:


Georges Balandier, özellikle Afrika halklarının yeni gelişmelerini ve tarih içindeki gerçek yerlerini öğrenmek isteyenlerin, mutlaka tanıması gereken bir yazar. Afrique Ambique adlı kitabını da çeşitli dergilerde yayımladığı yazıları da, her zaman ilgi ve merakla okudum. Batı uygarlığı dediğimiz emperyalist teknolojinin bütün oburluğuyla girdiği bu uzak ve talihsiz topraklarda ne yaptığını ve ne halde olduğunu galiba biraz daha iyi anladım.












Fransa başbakanı "Burada tek Millet vardır, o da Fransız'dır" demiş :)

Acaba ne zamandan beridir Fransız?
MS.6.yy mı? MS.7.yy mı? Yoksa MS.9.yy mı?

Biz ezelden beridir varız gülüm...Türk Kağanlığı hani Göktürk olan MS. 6.yy, ya da geriye gidelim, Pliny the Elder "Turcae" diyor mesela MS.1.yy'da, ki daha da geriye gidebilirim, "Turukku", tarih MÖ.20.yy-MÖ.19.yy. Yani Türk....

Sen bize göre dünkü çocuk, tek millet diyon da bize parmağını sokacak şekilde deux, trois,...diyip durun...Hangi deux, trois? Bizim adımız çoktur sana büyük gelir.

Bu arada H.G.Wells bile anlamış lan, MS.7.yy'da daha Anglo Sakson İngiltere'si bile bu kadar ihtişamlı değildi diye...

"At that time we must remember, there was hardly such a thing as a town in Anglo-Saxon England...." H.G.Wells

İngiltere'den pekte bir farkınız yoktu hani. Yatın kalkın dua edin Kimmerlere, İskitlere, Hunlara, Avarlar, Alanlar, Peçeneklere, Kıpçak-Kumanlar'a da birşeyler öğrenmişsiniz. Kanınızda var diyeceğim amma.... Siz damarın diğer tarafısınız bu yüzden de İkiyüzlüsünüz. Dilerim en yakın zamanda, bizden ne istiyorsanız, aynısı sizi de bulsun.


SB











30 Mart 2015 Pazartesi

BİR MEDENİYETİN İLK ÇÜRÜMEYE BAŞLADIĞI YER KAFASI DEĞİL KALBİDİR.





AİME CESAİRE
BARBAR BATI - Sömürgecilik Üzerine Söylev





...Biz toplumlarımızın daha yüksek bir gelişme seviyesine yükselmesini istiyoruz, ancak kendi istemiyle; dahili bir gelişme, dahili ihtiyaçlar, organik bir ilerleme aracılığıyla ve bu gelişmenin biçimini değiştiren, onu engelleyen, onun şerefine gölge düşüren hiçbir dışsal müdahale olmaksızın.

Bu koşullar altında, kimseyi bizim yerimize düşünmeye, bizim yerimize araştırma ve keşif yapmaya yetkili kılamayacağımız; ve isterse bizim en iyi dostumuz olsun, kimsenin bizim yerimize cevaplar bulmasını kabul edemeyeceğimiz gerçeği artık anlaşılmalıdır. 

Bütün ilerici siyasetlerin amacı günün birinde sömürge halklarına özgürlüklerini iade etmek ise; o halde bu ilerici partilerin günlük faaliyeti en azından bu sözde hedefle çelişmemeli ve gelecekteki özgürlüğün gerçek temellerini, psikolojik olduğu kadar örgütsel temellerini de her geçen gün yok etmemelidir.

Ve bu temeller aslında tek bir anlama gelir; inisiyatifi ele alma hakkı...

...Bizim tarafımızdan yeniden düşünülmedikçe, bizim için yeniden yorumlanmadıkça, bize yönelmedikçe ve bizim ihtiyaçlarımızı karşılamadıkça bütün doktrinler değersiz ve hükümsüzdür.

Bunların hepsi gayet açık görünüyor. Pekala, ama işlerin şu an nasıl işlediğine bakıldığında hiç de açık değil. Yapılacakları bizim yerimize yapma, kararlarımızı bizim yerimize alma, bizim adımıza düşünme, sonuçta biraz önce bahsettiğim temel bir kişilik hakkı olan inisiyatif hakkımızı reddetme alışkanlığı Avrupa'da muhafazakar sağdan kızıl sola kadar her bir partinin, her bir çevrenin içine öylesine yerleşmiş ki aklıma bir Kopernik devrimi yapmaktan başka bir şey gelmiyor.

İşte muhtemelen meselenin esası da bu...

Bu nedenle şu an bütün dünya bir çıkmazın içinde.

"Bir medeniyetin ilk çürümeye başladığı yer kafası değil kalbi"yse eğer, bu kalpsiz medeniyete karşı kendi medeniyetimizi yükseltmek için tek ihtiyacımız olan, sağlam bir yürek, sağlam bir vicdan !






BATI EMPERYALİZMİ VE VAHŞİLİĞİ ÜZERİNE...









BİR MEDENİYETİN İLK ÇÜRÜMEYE BAŞLADIĞI YER 
KAFASI DEĞİL KALBİDİR.









____________________________________________________

"...Oysa güç ve kuvvet, Türkiye'de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır. Bunun etkisi altında kalarak, milletin en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri 
Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. 

Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? 
Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. 

Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. İşte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden, her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür." 

Mustafa Kemal Atatürk

_____________________



21 Ocak 2015 Çarşamba

BATI'YI ÜRKÜTEN NEDİR?





'AVRUPA KİN KUSUYOR!' 
5 Aralık 1992 



Ne tuhaf, içimden çok başka şeyler yazmak geliyor; mevsim döndü, İstanbul'da ağaçlar, yapraklarını, ancak Kasım  sonuna doğru, sahiden döküyorlar; oysa hepimiz Eylül'den itibaren bu işin yürüdüğünü sanınz; kışa geçiş derseniz, sanırım en mükemmel şekliyle Nâzım Hikmet'in Bursa Cezaevi'nde, 12 Aralık 1945 gecesi yazdığı şiirle anlatılmıştır: 

"Ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta: / pul pul altın / bakır / tunç ve tahta / Öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık / ve dağlar dumana batık / kurşuni, sırılsıklam / tamam / sonbahar belki bugün bitti artık / yaban kazları hızla gelip geçti demin / Derhal İznik gölüne gidiyorlar / havada serin / havada is kokusu gibi bir şey / havada kar kokusu var..." 



Oysa Türkiye bu kışa, Batı'lı 'dost ve müttefiklerinden' (!) yöneltilmiş öyle bir baskıyla giriyor ki, şaşmamak mümkün değil! Benim gibi, bu işin hep böyle olacağını yıllardır yazmış olanlar, şaşmıyor elbet; ama yıllardır Batı'ya ve Batılılar'a şirin görünmek çabasında olan Süleyman Demirel, son İngiltere ve Belçika ziyaretlerinden sonra, adamakıllı şaşmış görünmektedir: 

"...Avrupa Türkiye'ye nasıl bakıyor? Avrupa kin kusuyor, ne kadar üçkâğıtçı varsa, yalan yanlış birtakım bilgiler toplamışlar. Yâni değişen dünya şartları içinde Türkiye'nin bir güç olarak ortaya çıkmasından çok rahatsızlar." (Hürriyet, 26 Kasım 1992) 


Bunlar Başbakan'ın sözleri, anlaşıldığına göre, temcit pilavı gibi, pişirip pişirip önüne, yine Kıbrıs Meselesi'ni ve İnsan Hakları Davası'nı sürmüşler; amaçları açık, Türkiye'yi Kıbrıs'ta yenik düşürmek, haklı olduğu halde haksız göstermek; insan hakları davasında ise, kendi ülkelerinde neler yaptıklarını görmeyip, Türkiye'de bir olanı bine büyütüp öyle yansıtmak! 

Peki, çare? Başbakan'ın da, genellikle ülkemizde iktidarda olan öteki yöneticüerin de, dönüp dolaşıp sakalımıza dayadıkları çözüm aymdır: Aslında biz haklıyız ama, haklı olduğumuzu bu adamlara yeterince anlatamamışız, yarından tezi yok, büyük aydınlatma kampanyalarına girişelim, gerçeğin ne olduğunu bütün dünyaya gösterelim, o zaman belki durum lehimize dönecektir. 

Ben bu sözlere oldum bittim gülerim. 

Gülerim çünkü; prensip olarak Batılılar'ın hangi sorunda, kimin haklı kimin haksız olduğunu, yanlış büdiklerini varsayıyor; yok böyle bir şey, yaptıkları en bayağı anlamıyla politikadır, yoksa kimin haklı, kimin haksız olduğunu pekâlâ büirler, ama haklının haklı olması işlerine gelmez, çünkü neyin nasıl olması gerektiği konusunda, önceden verilmiş kararları, handiyse yüzyıllardır değişmemiş önyargıları vardır. 

Onların amacı, Kıbrıs'ta Türklerin mi, yoksa Rumların mı haklı olduğunu araştırmak değil; istedikleri, Türkleri ya Rumlara  kul etmek, ya da adadan sepetlemek! Bunun böyle olduğunu anlamak için, Bosna/Hersek dramını yakından incelemek kâfi! Orada kan gövdeyi götürüyor, Ümmet-i Muhammedi göz göre göre, hem de burunlarının dibinde boğazlıyorlar; İnsan  Hakları şampiyonu Batılılar, kıllarını bile kıpırdatmıyorlar; neden, çünkü Avrupa'nın ortasında Müslüman istemiyorlar! 

Buna mukabil, Barış Harekâtından bu tarafa, on yedi senedir, tek damla kan akmamış Kıbrıs'a burunlarını sokmaya çalışıyorlar; niye, çünkü orada Türk Federe Devleti gittikçe güçlenen ve kök salan bir yapılanma içindedir, bu gidişle onu oradan sökmek, ilerde çok daha zor olacaktır; iyisi mi, şimdiden çözülmüş, geride bırakılmış sorunları bile yeniden hortlatır, hem Denktaş'ı, hem de Demirel'i zor durumda bırakırsın, olur biter! 

Sadece şunu görmek, Batılılar'ın soruna nasıl yaklaştıklarını görmeye yetmez mi? İşlerine öylesi geldiği için, insan haklarının ihlâl edildiği, yaşamak hakkının her dakika çiğnendiği Bosna/Hersek'e kesinlikle karışmıyorlar; buna mukabil, kimsenin tedirgin olmadığı, tek damla kanın akmadığı, hiçbir insan hakları ihlâlinin söz konusu olmadığı Kıbrıs'a burunlarını ille sokmaya çalışıyorlar. Sen bu kadar önyargılı, bu kadar içten pazarlıklı bir kesime, istersen ağzınla kuş tut, kendini nasıl tanıtacaksın; gerçekte haklı olduğunu nasıl kanıtlayacaksın? 

Ben bunu bilirim bunu söylerim, hem de kırk senedir: Türkiye kendini Batı'ya gerçek kimliği ve davranışlarıyla tanıtamaz; çünkü Batı kesinlikle onu tanımak niyetinde değildir. Sovyetler'in dağılması, komünizm ipoteğinin kalkması; gerçek yüzlerini, büsbütün meydana çıkarıyor: 

Yarın Türkleri, Batı uygarlığının baş düşmanı ilan ederlerse, hiç şaşmayalım! 






* * * 





BATIYI 'ASIL' ÜRKÜTEN NE? 
19 Aralık 1992 



Stockholm Üniversitesi'nde 'siyaset' öğreten, Pakistanlı hoca, Dr. İstiyak Ahmed, Batılı 'Sistem'in Türkiye hakkındaki görüşlerini özetlerken, ilginç sözler söylemiş; meselâ demiş ki: 

"...Türkiye çok Batı yanlısı görünüyor; bu görüntüsüyle de, çok daha büyük bir oyunun parçası olduğu anlaşılıyor. Daha önce komünizme karşı oynanan oyunun da bir parçasıydı. (...) Her şeye rağmen, Türkiye'nin beğendikleri yanı, laik bir devlet olması. Batı bugün Türkiye'nin, Ortaasya'daki etkisinin artmasını umut ediyor. Suudi Arabistan ve İran'ın bölgede etkili olması yerine, Türkiye'nin etkili olmasını yeğliyor. Batı'nın Türkiye ile bu kadar ilgili olması, hiç kuşkusuz, Türkiye'deki Batı çıkarlarından kaynaklanıyor." (Cumhuriyet, 6 Aralık 1992) 

Bilmediğimiz şeyler değil, uzun süredir Türkiye'de de konuşulan, tartışılan fikirler! Aslında bu, Batılı 'Sistem'in, komünizmin tehlike olmaktan çıkması üzerine; kendisini tehdit edebilecek tek tehlike olarak gördüğü, İslam radikalizmini' etkisiz kılabilmek için, düşündüğü çare! Türkiye'yi, 'Truva Atı' gibi kullanmak; böylelikle, hem Türk hem Müslüman âleminde, Batı yandaşı, 'laik' ülkeler zinciri kurmak! 

İyi hoş da, benimser göründüğü bu düşüncenin geçerliğinden, pek de emin görünmüyor... Neden mi, onu da ünlü Türkolog Beningsen'in kızı, Ortaasya Araştırmaları Derneği görevlisi Mary Broxup'un ağzından öğrenelim. 

"...anladığım kadarıyla Batı, Ortaasya Cumhuriyetleri'ndeki gelişme ve kalkınmanın, Türkiye modeline uygun olmasını istiyor. Ama şimdilerde bir kısım diplomatlar ve akademisyenler, 'Türkiye kendi kendine yeniden inşa halinde, toparlanıyor, bu olguya dikkat etmemiz gerek' yaklaşımı ve düşüncesi içindeler. Batı'da da bu korku var. Ama şu anda İslamiyet'ten, Türkiye'den ya da Osmanlı İmparatorluğu'nun yeniden canlanması olasılığından daha fazla korkuyorlar..." 

O 'korkuyu da, epey etkili, daha etkili kılan meğerse Ruslar'mış; Mary Broxup öyle diyor: 

"...Ortaasya'daki Türk Cumhuriyetleri ve eski Sovyetler Birliği'ndeki diğer Müslüman cumhuriyetler konusunda Rusya bu korkuyu kullanıyor. Rusya bu şekilde, örneğin Tacikistan'a askeri müdahale gibi hareketlerinde Batı'nın desteğini kazanmak amacıyla bunu yapıyor. Rusya'ya göre Müslümanlık ve Türklüğün birleşimi kadar korku verici bir durum olamaz. İran tehdidi onlar için o kadar önemli değil. Rusya için Müslümanlık ve Türklüğün canlanışı kötülük anıtı haline geldi." (Cumhuriyet, 6 Aralık 1992) 

İlginç değil mi? Müslümanlıktan korkuyorlar. Müslümanlığın tehdidini ortadan kaldırmak için, çare saydıkları 'laik' Türkiye'nin, Müslüman ve Türk cumhuriyetlerle yakınlığından;  başka deyişle, Müslümanlığın ve Türklüğün birleşmesinden daha çok korkuyorlar. 

Dr. İstiyak Ahmed de, aynı hassas noktaya şöyle parmak basmış: 

"...Batı'nın, dünyada büyük bir güç olarak ortaya çıkacak, kuvvetli bir Türkiye'den, rahatsızlık duyacağını sanıyorum. Batı'nın bu durumu kabul etmeyeceği düşüncesindeyim. Bence, bu gerçeklerin ışığında, Türkler'in oynayacağı rol, çok güç ve duyarlıdır." (Cumhuriyet, 6 Aralık 1992) 


Türk ve İslam dünyasını bilen, iki yabancı ilim adamının; söylediklerinden, anlaşılan nedir? Batılı 'Sistem', istediği kadar uygarlıktan, insan haklarından, inanç özgürlüğünden bahsetsin; hâlâ daha Müslümanlıktan ürkmektedir, yâni olaya laik değil Hıristiyan gibi bakmaktadır; bu bir! 

Türkiye'yi laik olduğu için destekliyor ama, ancak öteki ülkeleri de, kendi denetimi altına almakta, yardımcı olması şartıyla! Başka bir deyişle, Türkiye, büyük devletlik iddiasında bulunmayacak, Osmanlı'nın eski nüfuz alanları üzerindeki manevi nüfuzunu unutacak; açıkçası, Batı'nın Ortadoğu ve Ortaasya'daki "bekçi köpeği' rolünü, candan benimseyecek! Hani eski İngiliz ve Fransız sömürge ordularında, yerli halktan devşirdikleri askerler vardı ya  (Ghurka'lar); onlar gibi, aynı asıldan ve inançtan olduğu insanlara karşı, 'Sistem'in çıkarlarını koruyacak! 

Aksi halde, -hele maazallah Türkiye öteki Müslüman Türk cumhuriyetleriyle Türklük ve Müslümanlık tabanı üzerinde işbirliğine giderse- 'kötülük âbidesi', 'barbarlığın' ta kendisi! 

Aidiyeti veçhiyle, 'küreselleşme, 'Sistem'le bütünleşme' yandaşlarının, dikkatine arzedilir. 




Atilla İlhan
Hangi Laiklik?





* * * 




Bugün terörü besliyorsunuz diye kimi suçluyorlar? "Hükümeti"
Peki besliyor mu ? "Evet"....
Niye hala "destekleniyor"? Çünkü amacını henüz tamamlamadı...
"Hedef"...
Osmanlı ve ılımlı islam hortladı mı? "Evet"...
Eğitim devşirildi mi ? "Evet"...
Dindar ve Kindar.....
Teröristlere "Müslüman" sıfatı yapıştırılıyor mu? Evet... 
Batı'da müslümanlığa karşı "cihad" ilan edildi mi? "Evet"...


O zaman ilk yazıyı hatırlayın...




"Yarın Türkleri, 
Batı uygarlığının baş düşmanı ilan ederlerse, 
hiç şaşmayalım! "





İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun "mütevazı sözlerine karşın" Türkiye'nin, sınırdan geçerek Suriye'ye gitmek isteyen yabancı cihatçılar konusunda "harika bir iş çıkardığını" söyledi.
bbc





* * * 



Irk olayına gelince....


"Dünyada binlerce halk var, onlar biyolojik ve fiziksel olarak 4 gruba bölünür, buna ırk denir, Türkler de bu ırklardan birine aittir..

Dünyadaki 4 ırk ; Avropoid (Beyaz, Kafkas), Negroid, Mongoloid, Avustraloid ; bu bakımdan ayrıca "Türk ırkı" deyimi ilmi değildir, Türkler Avropoid ırkının aralıkdenizi tipidir, hiç kimse "Rus ırkı", "Çin ırkı", "Fransız ırkı" gibi deyim kullanmaz, kullanamaz. Bu Avropoid ırkın içinde Rus da, Macar da, Alman da, Fars da, Türk de geçer.

Rus dediklerimizin zaten çoğu Türk kırması ve Macarlar kendilerini biz ile bir görüyor. Almanların içinde Saka (İskit) ve Kıpçak kırması çok, Farsilerin işgali gözüken İran ülkesinin %70 i Türk, Güney Azerisi zaten.

Ama halk (boy, budun) gibi, ayrıca bir toplumdur. Dünyada en eski, en gelişmiş, en çok boyu olan, Avrasiya'ya yayılmış, dünyada en çok, 150-den fazla, devlet kurmuş, en güzel en gelişmiş dili olan bir etnostur, millettir Türk" ...

Prof.Dr.Firudin Celilov Ağasıoğlu-Bakü




Yani kendisini "üstün" gören BATI'nın hiçbir farklı özelliği yoktur....Tıpkı diğer insanlar,  milletler, ırklar gibi....İNSAN.






BU EMPERYALİST OYUNUNUZU BOZACAĞIZ....
KARŞINIZDA TÜRK VAR....






Batı'nın İkiyüzlülüğü






Gazeteci Banu Avar Fransızların ünlü siyasetçilerinden 
Patrick Deveciyan ile röportajı:


Avar: 
"Siz bir Ermeni olarak 1915 olayları hakkında 
ne düşünüyorsunuz?"

Deveciyan: 
"Ben Ermeni değilim Fransız’ım."

Avar: 
"Ama siz Ermeni kökenlisiniz."

Deveciyan: 
"Burası bir ulus devlet ve ben de Fransız yurttaşıyım. Yani Fransız’ım."

Avar: 
"Ama siz değil misiniz Türkiye’de insanlara, 
Kürt, Laz, Çerkez, Süryani denilmeli diyen?"

Deveciyan: 
"O başka..." !!!




***



Batı'nın iki yüzlü siyaseti....

İronidir;
"Hepimiz Fransızız" değilde "Hepimiz Charlie'yiz"
"Hepimiz Hrant'ız" değilde "Hepimiz Ermeniyiz"...!


Hrant Dink'in anmasında soykırım propagandası - basın


* * *



Dikran Kevorkyan - Kandilli Ermeni Kilisesi Başkanı


Hrant'ı kaç kişi gerçekten tanıyordu? 
Bu anmadaki soytarılığı kim yapmıştır? 
Provakasyondur bu, şimdiye kadar hiçbir anma da olmadı, gayet düzgün bir şekilde anılırdı..
Hrant öldürüldükten 2 (iki) saat sonra pankartlarla biz Hrant'ız diye ortalığa çıktılar, nasıl? Bunlar organize olmazsa , parasal gücü olmazsa nasıl yapabilirler bunu?
Bizi birbirimize düşürmek istiyorlar, ben çocukluğumdaki anılarımda hiçbir ayrımcılık hatırlamıyorum. Hepimiz birdik, aynıydık..
Diasporada Türk düşmanlığı olmazsa , bu kadar parayı nasıl toplayacaklar?
 Ermenistan'a gönderilen paraların acaba yüzde kaçı gerçekten vatandaş için kullanılıyor? Bu maddi güç nereden geliyor, nereye gidiyor?
Emperyalist güçlerin aleti olmuşlar. Bu olayları körükleyen Din adamlarına birkaç söz söylemek gerek, ama söylediğimiz zamanda kötü oluyorsun. 
Ben nasıl azınlık oluyorum? Her türlü mevkiye gelebiliyorum, subay olamıyorum, o da olmasın. Soykırım hangi formasyonla söyleniyor?  Biz Doğu Anadolu'da Büyük Ermenistan kurmak peşinde miyiz? O sınırlar kanla çizildi, herkes haddini bilecek. 
Ve benim devletiminde (Türkiye) daha köklü adımlar atması lazım.
2015 için yurt dışında 300'e yakın neşriyat çıkacaklar biz napıyoruz karşı propoganda olarak?
Dış güçler ve Diaspora birliğimizi bozamaz, 100 sene önce olan olay soykırım değil, techir. Burada mutlaka acılarda çekilmiştir. Ama bu acıları soykırıma tahvil etmek abesle iştigaldir.

“Bugün bir cenazenin arkasından 'Hepimiz Ermeniyiz' diye yola dökülenlerin hepsini nefretle kınıyorum. Biz Atatürk çocuğuyuz. Ben Hristiyan'ım. Evimde de adetlerime göre köken olarak Ermeni'yim ama kapımın dışında, bu toprakların üzerinde, bu bayrağın altında Türk'üm.”


basın  / basın  /  ve Ahmet Akyol link





Kızılderililer arasında bir tâbir vardır;

"Beyaz adam çatal dille konuşur." 

Hakikaten de öyledir....



* * *


The Armenian Revolutionary Federation (Dashnagtzoutiun) has nothing to do any more....
The 1923 Manifesto of Hovhannes Katchaznouni, Armenia's First Prime Minister
Translated from the Original by Matthew A. Callender

This is truly an invaluable source... coming from such a high Armenian official, contradicting many of the manipulated Armenian claims that are now widely accepted as the truth.

(this book is censored by the Armenian diaspora !)



Ermenistan'ın ilk Başbakanı Ovannes Kaçaznuni'nin itirafları...

TÜRKLERE KARŞI AYAKLANDIK, BARIŞI SABOTE ETTİK

“Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz Türkler’in düşmanı olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. Türkiye’den ‘denizden denize Ermenistan’ talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye’ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmî çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türkler’le savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?”

TEHCİR DOĞRUYDU VE GEREKLİYDİ

“Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vadettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiçbir zaman devlet olamadık. ‘Türkiye Ermenistanı’ diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vadettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik.”

İngilizce pdf/ebook:



Yine Sovyet Ermenistanı teorisyenlerinden Marents, Taşnakları "faşist" olarak nitelendirirken Ermeni emekçilerinin maruz kaldığı dramın suçlularını net bir şekilde gözler önüne serer:
"Burada yüz binlerce Ermeninin gurbet ellerde yaşamasında kimin suçlu olduğu üzerinde durmayacağız. 
Ama her samimi emekçi için çürütülemez bir gerçek vardır ki, o da Türk halkı­nın ve de Ermeni emekçilerinin suçlu olmadığıdır. 
('Bu onların acılarıdır, suçu değil' derdi Şaumyan Yoldaş.) 
Suçlular ise, Batı Avrupa emperyalistleri ve birinci sırada onların sadık iti Taşnaksutyun'dur."

Vartanyan ise Amerikan ve İngiliz emperyalizminin, kardeş Güney Kafkas halkları arasında karşılıklı kırımı ateşlediğini yazarken, Taşnakların maceracı iç ve dış politikalarının Ermeni halkının yaşadığı kırımın önemli bir sebebi olduğunu vurgular.

TAŞNAK PARTİSİ'NİN KARŞI DEVRİMCİ ROLÜ 
A.A.LALAYAN (1914-1923)






* * * 


Batı'nın Soğuk Savaş'tan sonra bir "düşman" yaratması ; 
Ulus Devletler+ İslam...
Batı'nın terörü beslemesi, himaye etmesi, işbirlikçilerle çalışması...
Nifak tohumları ekerek, tarihi çarpıtarak, önümüze "yem" atarak...
Beyinlerin şartlandırılması, psikolojik olarak yıkanması....
Fransa'daki terörün arkasında kim var?
9/11 in arkasında kim var?
ASALA-PKK-ISIS 'in arkasında kim var?
Haçlı Savaşları...Böl ve Yönet...
Düşman "Biz" değiliz, Emperyalistlerdir...
Bu oyunda da hepimizin bir rolü vardır!
Başarılarından dolayı Oscar'ı kime verelim?
Yalanlarıyla Bizi "Yöneten"lere tabii ki...
İnsanlarımızı çok güzel "kandırıyorlar, yönlendiriyorlar, 
"Kulak Memesi Kıvamına" getiriyorlar!..
Baksana , sana cephe alıyorlar....

 "40 Fırın Ekmek Gerek!":
M.Emin Değer - Oltadaki Balık Türkiye
Mustafa Yıldırım - Sivil Örümceğin Ağında
Cengiz Özakıncı - İblisin Kıblesi
Sefa M.Yürükel - Soykırımlar Tarihi
Banu Avar - Hangi Avrupa?
Atilla İlhan - Hangi Batı?
Atilla İlhan - Hangi Atatürk?
Cengiz Özakıncı - Türkiye'nin Siyasi İntiharı
Erol Bilbilik - İşgal Örgütleri CIA-NATO-AB
Arslan Bulut - Türklüğün Şifreleri
Erol Bilbilik - Kıskaç Harekatı
Oktay Sinanoğlu - Hedef Türkiye
ATATÜRK - NUTUK


Vatanımız, İnsanlarımız Güzeldir, Değerlidir,
Kıymayın....UYANIN.
Yoksa Batı'nın planları Tıkır Tıkır işleyecek....





* * *



"Savaş planlanmıştı...." 
Wesley Clark, 2004 ABD Başkanlık seçimleri'nde 
Demokrat Parti'den aday adayı olan ancak umduğu desteği bulamadıktan sonra yarıştan çekilen 
NATO eski başkomutanı emekli orgeneraldir.






"Biz neden büyük devletiz? 
İçimizdeki hainleri öldürür 
başka devletlerin hainlerini o devletin başına getiririz !..."

Henry Kissinger-Eski ABD Dışişleri Bakanı



BOP Hangi Ülkeleri Kapsamaktadır?

BOP'un eylem alanı resmen ilan edilen net sınırların da ötesine taşmaktadır. Her an yeni ülkelerin kapsam içine alınabilmesi için "açık kapı" bırakılmaktadır. Bununla birlikte özellikle ABD kaynakları 27 ülkenin ilk planda BOP çevresinde değerlendirildiğini vurgulamaktadır. Bu ülkeler şunlardır:

"Afganistan, Bahreyn, BAE, Cezayir, Cibuti, Fas, Filistin Özerk Yönetimi, Irak, İran, İsrail, Katar, Kuveyt, Komor Adaları, Lübnan, Libya, Mısır, Moritanya, Pakistan, Somali, Suudi Arabistan, Sudan, Suriye, Tunus, Türkiye, Umman, Ürdün ve Yemen."

Bu ülkelerin harita üzerinde ve resmen değil, ama Irak gibi fikren ve fiilen bölünüp, siyasi, ekonomik ve kültürel yönden ABD’nin güdümüne sokulması amaçlanmıştır.

Genişleme halinde bu alana Kafkasya ve Orta Asya Cumhuriyetleri ile Endonezya ve Malezya'nın da dahil edilebileceği belirtilmektedir.

Fas ve Moritanya'dan başlayıp Afrika'nın kuzeyi, Ortadoğu'nun tamamı, Kafkaslar, Kazakistan, Türki Cumhuriyetler, Orta Asya, Afganistan, Pakistan ve Bangladeş'e kadar uzanan tüm bölge, Büyük Ortadoğu diye isimlendirilmektedir.

Büyük Ortadoğu Projesi'nde ise Türkiye için kullanılan sıfatlar: “model ülke, merkez ülke, Yeni Osmanlı Misyonu” biçimindedir. Türkiye, bu projeye yaklaştıkça hem kendi güvenliği ve geleceği tehlikeye girmektedir hem de bölge halkının tepkisini çekmektedir. Türkiye için kullanılan “Ilımlı İslam” kimliği de İslam'ı yozlaştırmaya yöneliktir.

ABD Başkanı Bush'un Başbakan Erdoğan ile görüşmesinde 'BOP'un bel kemiğini Türkiye oluşturmalıdır' ifadesinde de açıkça anlaşıldığı üzere Türkiye bu projenin merkezinde yer almaktadır.







* * * 



Ünlü düşünür Raymond Aron, 20. asra "topyekün savaş asrı" diyor. Tanınmış siyaset bilimci Samuel Huntington ise yüzyılımızı "ideolojik çatışma asrı" olarak tanımlıyor...

 "Peki, 21. asra damga vuracak olgu nedir?" derseniz, şu anda her şey, bunun "Pax Americana" olacağına işaret ediyor...

Şükrü Elekdağ,1999, milliyet



* * *


“Lisede Sophokles okuduk, klasik Türk sanat musikisine sövmeyi, Divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık devletin yayınladığı kötü çevrilmiş batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. Sanki Sinan Leonardo’dan önemsiz, Mevlana Dante’den küçüktü, Itri ise Bach’ın eline su dökemezdi. Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk, ulusal bileşim arama yerine hazır bileşimleri aktarmak hastalığımız tepmişti …”


“Oysa bir kere yaptığımız batılılaşmak değildi, ikincisi batı bizim sandığımız gibi değildi, üçüncüsü batı’nın ulaştığı yer özenilecek bir yer değildi.”....
                          

“Her şey, ama her şey Doğu’da kötü, Batı’da iyi! Onlar nasıl yapıyorsa biz de öyle yapmalıyız ki, adam olalım! Oysa elin Japon’u çıkmış, hiçbir şeyini değiştirmeden, sadece ekonomik ve teknolojik gelişme sürecini kendi yapısında yaratarak batı düzeyini yakalamış, dibini kurcalayan yok! Biz ha babam batı müziği dinliyor, çeviri roman okuyor, batılı gibi giyiniyor, bir türlü batılı olamıyoruz, adamlar Japon gibi yazıyor, Japon gibi yaşıyor, Japon gibi ölüyorlar, ama batıyı geçiyorlar. Japon’un yaptığını biz yapamamışız, bizim yaptığımızı Afrika’daki eski Fransız ve İngiliz sömürgeler yapmışlar, ama onlar da ‘batılı’ olamamış!”....


“… Çok kibar, çok varlıklı, çok ince bir komşunuz olsa sizin; konağın duvarları usta ressamların tablolarıyla süslü, kitaplığı en namlı yapıtlarla yüklü olsa; piyanoya çöktü mü Bach’ı, Monteverdi’yi derya gibi çalkalandırsa parmaklarıyla, şiir okumaya durdu mu duyarlığına vurulsanız;... 


Ama bir gün öğrenseniz ki, bu kibar kültürlü komşu bu evi kurmak, bu inceliğe varmak için çevresindeki bütün komşularını haraca bağlamış, kimisini vurmuş, kimisini kırmış, kimisini evinden yurdundan etmiştir; yine de ona aynı saygıyı duyar, elini aynı içtenlikle sıkar mısınız? Ve sıkarsanız, aynada kendi suratınıza nasıl bakarsınız?”


Bir yanda ırkçılık, sömürgecilik, savaşlar; bir yanda Goethe, Michel Ange, Mozart… Peki, hangi batı?


“Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerin çok iyileşmesi, Türkiye’yi, güneydeki Arap ülkelerine karşı yeniden kötü duruma düşürür. Bunu da elbet hemen kestirdiniz, nedeni açık: bir Arap/İsrail savaşı da olsa, petrolcü ülkelere silahlı müdahale de gerekse, Amerikan uçaklarına Doğu Akdeniz’de üs lazım, acaba var mı böyle üsler?”


“Ama batının asla bağışlamadığı, bağışlamayacağı, Ortadoğu’da tamamıyla kendi gücüne güvenerek kendi çıkarlarını savunan güçlü bir Türkiye’dir.”


“Sözü bağlayalım,  ‘batılı’ ‘hür dünya’, ‘demokrasilerin dayanışması’ vs. emperyalist sistem içerisinde büyüklerin küçükleri sömürmesinden kazıklamasından başka bir şey değildir, bir koca yalandır, bunun kanıtı da işte hem büyüklerin küçüklere, hem de birbirlerine attıkları şu kazıklarla gözler önüne serilmektedir. Sistemin içyüzünü ve işleyişini iyi anlayalım ki, ilişkilerimizi düzenlerken enayi yerine konmayalım.”

Atilla İlhan
Hangi Batı?



* * *



"….. bir millet için saadet olan şey diğer millet için felaket olabilir, aynı sebep ve şerait birini mes’ut ettiği halde diğerini bedbaht edebilir, onun için bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, keşfiyatından, terakkiyatından istifade edelim, lakin unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz….. " - 20 Mart 1923


"En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan milletler. Bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış ve saltanat halinde bütün dünyaya hakim olan kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir." - 20 temmuz 1920


"...Türkiye'yi içinden oyarak çökertmektir. Bu hususta memlekette mevcut siyasal karışıklık İtilaf'ın elinde çok iyi bir araçtır. İtilafçılar bu araçtan ve bazı makamların kesin teslimiyet taraftarlıklarından istifade ederek çalışmaktadırlar."


"Birinci derecede Kafkas planını ve ikinci derecede içerdiği çöküntüyü sağlamaya gerekli zamanı itilaf devletleri ancak, zayıf kararsız hükümetler sayesinde elde edebileceklerdir. Çünkü bu gibi hükümetler itilaf'ın baskılarına baş eğerek iç kuvvetlerin gelişmesini kısıtladıkları gibi, kamuoyunu da devamlı surette korku ve endişe içinde tutarak, resmi veya resmi olmayan kararların alınmasına kesin şekilde engel olurlar. Bundan başka itilaf devletleri İstanbul'un önemli şahsiyetleriyle içte ve dışta akla gelebilecek bütün toplu bulunulan yerlerde doğrudan doğruya ilişki kurarak, millete, davamlı, açık olmayan, doğru bulunmayan ümitler telkin etmektedirler. Bu telkinler zayıf hükümetin sağladığı zamanı artırmakta ve faaliyetleri kolaylaştırmaktadır. Bu şekilde kazanılan zamandan istifade ederek itilaf devletleri sonuçta Türkiye'nin kuşatılmasını ve içinden çökertilmesini tamamlayacaklar, sonra maskelerini birdenbire atarak, İstanbul'da geniş ölçüde tutuklamalara, sarılmış Türkiye'nin çeşitli cephelerinde yığınaklara ve kuşatma tedbirlerine başlayacaklar ve aynı zamanda idam hükmü özelliğini taşıyan barış şartlarını tebliğ edeceklerdir."


"Biz Türk'üz, tam manasıyla Türk'üz. İşte o kadar. Bize iyi müslüman olmak yeter. Asya için ve Avrupa için bizim kanunumuz aynıdır. Dostlara sahip bulunmak, tam bağımsızlığımızı korumak, her şeyi Türk cephesinden değerlendirmek. Bu gerçekçi görüştür. Osmanlı İmparatorluğu'nu mahveden ideolojiye tepkidir." - 1921


"Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı geçecektir."


"Mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve yok edecektir. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir toplumsal hale mazhar olacaktır."


"Tekrar ediyorum, aleyhimizde ileri sürülen değerlendirmeler yanlıştır. Bu gerçek, (hem) tarih, (hem de) mantık açsından sabittir. Bu hususu, yalnız Batı'ya değil, hatta vatandaşlarımıza da, ehemmiyetli bir surette ihtar etmek gereğini duyuyorum. Çünkü ender de olsa, üzülerek işitiyoruz ki, milletin tarihini okumamış veya milli duygudan yoksun kalmış olan bazı kişiler, yabancıların aleyhimizde ileri sürdükleri suçlamaları reddetmemenin yanında vatanını ve milletini kusurlu göstermekten Çekinmiyorlar. Bugün bile, sultani mektebinin salonlarını aleyhimizde konferans verdirmek için yabancılara açanlar var. Bu gibilere lanet."



Mustafa Kemal ATATÜRK









"Düşünüyorum, Öyleyse Sakıncalıyım!"