Translate

kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2025 Pazar

İklim Krizi Yoktur!

 

"Her kim iklimi kontrol ederse, dünyayı kontrol eder." (dk.15.30'da)

Lyndon B. Johnson

(ABD'nın JFK'den sonraki başkanı)

The Dimming (İklim Mühendisliği Belgeseli)

Dane Wiginton YT link


***

İnsanları kontrol etmek istiyorsanız, CO2'yi kontrol etmelisiniz !

"İklim krizi" büyük bir aldatmacadır...



'What Percent Of Our Atmosphere Is CO2?': Doug LaMalfa Stumps Entire Panel With Climate Questions - YT Forbes Breaking News link


Kongre üyesi LaMalfa diğer kongre üyelerinin desteklediği iklim krizi panelinde onların sormak istemediği soruyu sorup bizim de sorgulamamıza teşvik ediyor...


LaMalfa: Atmosferimizin yüzde kaçı CO2 (karbondioksit)? En iyi tahmininizi yapın...

Cevap: Ben beş diyorum. Ulaşımın neden olduğu CO2 yüzde 49 olduğunu biliyoruz. Hepimiz enerji dönüşümü üzerinde çalışıyoruz.

LaMalfa; Peki sizce bu rakam nedir?

Cevap: Beş

LaMalfa: Siz bay Boyd?

Cevap: Sekiz

LaMalfa: Peki, bunu takdir ediyorum. Sizi kızdırmak istemiyordum, pek çok kişiye sordum. Çünkü panelde duyduğumuz tek şey iklim değişikliği, iklim değişikliği, CO2, CO2..

Elektrik şebekesi olmamasına rağmen araçlarımızı elektrikli hâle getirmek istiyorsunuz. Ben bir çiftçi olarak 300.000 - 500.000 milyon dolarlık ekipmanı , birileri elektrikli olmasını istiyor diye değiştirmekten gerçekten mutlu olmam.

(Atmosferdeki CO2 için) cevap yüzde 0,04. Yüzde bir değil, yüzde yarım değil... yüzde 0,04'tür.

Ve son birkaç on yılda 0,03'ten yukarı çıkmıştır. Bu küçük değişiklik için hepimizi zorluyorsunuz. EĞER 0,02'nin ALTINA İNERSEK BİTKİ YAŞAMI ÖLMEYE BAŞLAR ‼️ yani....

* 

İklim değişikliği kocaman bir saçmalıktır! Beraberinde getirecekleri her şey ey kontrol ile ilgilidir!

Küreselci "soyluların" kölelere ihtiyacı var! O yapar, yer, gezer, ama sen yapamazsın! Sana yasak!..

Ayrıca İklim Krizi var diyenlerin hiç bir b.k bilmediği ortaya çıktı!

***


Küresel Isınma Yalanları

Haluk Dural


- “Sıfır Karbon” söylemi tam anlamıyla bir sahtekârlıktır. 

- Yeşil enerjiye dönüşüm gelişmekte olan ülkelere kurulmuş bir büyük tuzaktır. 

- Batı ülkelerinin uygulamaya koyduğu Sınırda Karbon Vergisi, gelişmekte olan ülkeleri sanayisizleştirmeyi hedeflemektedir. 

- Elektrikli araçların çevre dostu olduğu söylemi tümüyle yalandır. 

İlkokul 4’üncü sınıfta okutulan Tabiat Bilgisi dersinde bile “onbin yıl önce buzul çağı yaşandığı, kuzey kutup buzulunun Avrupa’nın ortalarına kadar geldiği, Sibirya’da yaşayan mamutların güneye kaçamayıp, tundralarda donup kaldıkları” anlatılırdı. Ama iklim değişikliği konusunda sözcülük yapanlar ve bunların destekçilerinin, bu ilkokul bilgisini sorgulamak, onbin yıl önce nüfusun yaklaşık 4 milyon tahmin edildiği Dünyamızda; kömür, petrol, doğalgaz, otomobil, sanayi yokken yani havaya  karbondioksit salacak insan kökenli yapılar yokken, havayı ısıtarak buzul çağını sona erdiren  unsur neydi diye sormak akıllarına  gelmemektedir!!! 

Küresel Isınma Yalanları

Karbon ayak izi (İngilizcedeki carbon footprint kelimesinin birebir tercümesi, gerçekte karbon bir  elementtir ve ayak izi yoktur), birim karbondioksit cinsinden ölçülen, üretilen sera gazı miktarı  açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın ölçüsüdür ve iki ana parçadan oluşur:

Doğrudan  (birincil) ayak izi ve dolaylı (ikincil) ayak izi. Birincil ayak izi, evsel enerji tüketimi ve ulaşım (söz gelimi  araba ve uçak) dahil olmak üzere fosil yakıtlarının yanmasından ortaya çıkan doğrudan CO2  salımlarının, ikincil ayak izi ise kullandığımız ürünlerin tüm yaşamın döngüsünden bu ürünlerin imalatı  ve en sonunda bozulmalarıyla ilgili olan dolaylı CO2 salımlarının ölçüsüdür. Karbon dioksit cinsinden  üretilen sera gazı miktarının hesaplanmasında GHG Protocol, PAS 2060 ve ISO 14064 uluslararası  standartlarından herhangi biri veya TS EN ISO 14067 kullanabilir. 

Karbon vergisi, fosil yakıt kullanımından kaynaklanan karbon dioksit gibi sera gazlarının atmosfere  salımını azaltmayı hedefleyen bir çeşit çevre vergisidir. Vergilendirme, üretilen veya tüketilen mal ve  hizmetlerin karbon ayak izine bağlı olarak belirlenir. 

Karbon vergilerinin başlıca amacı, karbon salımlarına direkt maliyet yükleyerek fosil yakıtların  kullanımını azaltmak ve enerji tasarrufu, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş gibi çevre dostu  uygulamaları teşvik etmek gibi sunulan gayet masumane (!) bir amaçtır. Böylece hem ekonominin  karbon yoğunluğunu düşürmek hem de küresel ısınma gibi çevresel sorunlarla mücadele edilmesi  hedeflenir. 

Avrupa Birliği (AB), karbon fiyatlandırması konusunda öncü bir rol oynamakta ve üye ülkelere  rehberlik etmektedir. İsveç, dünyanın en yüksek karbon vergilerinden birine sahiptir ve bu vergiyi  1991 yılından bu yana uygulamaktadır. Norveç ve İsviçre de benzer uygulamalar ile karbon salımlarını  vergilendiren ülkeler arasındadır. Finlandiya, karbon vergisini ilk uygulayan ülkelerdendir. Kanada,  federal bir karbon fiyatlandırma sistemi uygularken, Japonya büyük salım kaynaklarına karşı karbon  takas sistemini benimsemiştir. Polonya, kömüre bağımlılığını azaltma çabası içindeyken, Kolombiya  ve Hindistan gibi ülkeler de karbon vergisi mekanizmalarını geliştirmeye başlamışlardır. 

Karbon vergisinden Türkiye nasıl etkilenecek? 

Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (EU's Carbon Border Adjustment  Mechanism) demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve çimento sektörlerini kapsayan ilk aşaması, 1  Ekim 2023 itibarıyla devreye girecek ve bu geçiş dönemi 2026'ya kadar sürecek.

Sınırda Karbon  Düzenleme Mekanizması (SKDM), Türkiye'den AB'ye ihracat yapan birçok sektörü etkileyecek. İlk  aşamada Türkiye'nin AB'ye önemli miktarda ihracat yaptığı, sınırda karbon vergisi uygulanacak sektörler arasındaki demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübrede düzenlemeden hemen  etkilenecektir. 

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı'nın (UNCTAD) gelişen ve gelişmiş ülkeler için  2021'de yaptığı çalışmada, ülkelerin 2020 itibarıyla ihracat yaptığı 6 sektörde mevcut karbon salımları  ölçülerek bunların AB referans değerlerine göre farkları dikkate alınıp ihracatları üzerinden alınacak  karbon vergileri hesaplandı.

Yapılan hesaplama ile 1 ton fazla karbon emisyonu için 44 dolar  ödeneceği varsayıldı. Türkiye İhracatçılar Meclisi-TİM'in raporunda yer verilen, Türkiye için yapılan hesaplamada, çimento  ve cam sektörü 2020 karbon emisyonu değerleri ile AB'ye ihracatta yüzde 12,3'lük karbon vergisi ile  karşılaşırken, kağıt ürünleri için yüzde 1,1, alüminyum için yüzde 1,2, demir-çelik için yüzde 2,9,  rafineri petrol ürünleri için yüzde 1,2 ve kimyasal ürünler ile gübre için de yüzde 2 karbon vergisi  hesaplandı. 

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği-SEFİA tarafından yapılan ve İklim Değişikliği  Başkanlığı tarafından açıklanan raporda hiçbir önlem alınmadığı durumda Türkiye'nin 2032'ye kadar  karşılaşacağı toplam maliyetin yıllık 2,5 milyar dolar olabileceği söylenmektedir.

“Sıfır CO2 salımlı” Elektrikli araçlar yalanı 

Elektrikli otomobilin ve elektrikli otomobil aküsünün üretimi, sınırlı bir kaynak olan lityum, rodyum ve  kobalt gibi nadir toprak metallerinin yaygın olarak çıkarılması ve işlenmesi gerekir. Nadir toprak  metallerinin madenciliği ve işlenmesi karayı, havayı ve nehirler gibi su sistemlerinde büyük kirliliğe  yolaçar.

Örneğin, resimde görülen, elektrikli otomobillerde kullanılan Tesla Y  modeli pilinde kullanılan; Lityum için 12 ton kaya, 5 tonluk kobalt  minerali (kobaltın çoğu bakır ve nikel cevherlerinin işlenmesinin bir yan  ürün olarak yapılması sağlanır. Elde edilmesi çok zor ve çok pahalıdır), 3 tonluk nikel cevheri ve 12 ton bakır cevheri gerekir. Ayrıca,  madencilik sırasında 12 kg hava kullanılarak; 13,6 kg nikel, 22 kg  manganez ve 6,8 kg kilo kobalt elde edilir. Pilin üretimi için ayrıca 200,2  kg alüminyum, çelik ve/veya plastik ve 50,8 kg grafit gerekir. Temel  minerallerin elde edilmesi amacıyla hafriyat işlerinde yaygın olarak bir  Caterpillar 994A aracı kullanılır. Tahminen 12 saatte 948 ila 2937 litre  arasında dizel tüketilir.  Sonunda “sıfır CO2 salımlı” bir arabaya sahip oluyorsunuz. 

Şu anda pillerin üretimi için gerekli minerallerin büyük kısmı Çin veya Afrika'dan geliyor ve Afrika'daki  madencilerin elde edilmesindeki ağır emeğin büyük kısmı çocuklar tarafından yapılıyor!

SONUÇ 

İklim Çevrecilerinin yalanlarına karşı bilimsel doğrular: 

- Atmosferi ısıtan tek kaynak GÜNEŞTİR. 

- Dünya atmosferi milyonlarca yıldır devresel olarak ısınır ve soğur. 

- Atmosferin ısının tutan en büyük sera gazı BULUTLARDIR. Bulutlar sera gazlarının % 95’idir. 

- CO2'in doğal seviyeleri toplam atmosferin yaklaşık yüzde 0,04'üdür. 

- Yüzde 0,04'lük CO2'in yüzde 95'i volkanik aktivite, çürüyen bitki örtüsü, bakteriler ve dünyadaki  okyanusların birleşiminden gelir. 

- Atmosferdeki toplam CO2'te insanın katkısı yalnızca yüzde 0,0016'dır. 

- Karbondioksit dünyadaki tüm yaşamı oluşturan temel besindir ve yalnızca faydalı etkileri vardır. 

İklim yalanlarının arkasındaki vahşi planlar: 

Batı emperyalizminin itici gücünü oluşturan, kendilerini uluslarüstü sanan özel banka ve finans kurumları, silah, ilaç, enerji şirketlerinin sahipleri yağmacı oligarkların kurdukları “müesses nizam”,  siyaseten ve ekonomik etki altına aldıkları ülkelerde kendi çıkarlarına zarar verecek toplumsal  uyanışları durdurmak için egemen ulus devlerinde yıllardır; iç karışıklıklar çıkartır, askeri  müdahalelerde bulunur, milyonlarca insanı öldürüp, ülkeleri sömürmeye devam ederler. 

Bu nedenle, otuz yılı aşkındır uyguladıkları neo-liberal politikaların gerek kendi ülkelerinde ve gerekse  hedef ülkelerde yarattığı tepkilerin sonucunda küresel jeopolitikte yaşanmakta olan hızlı değişimleri engellemekte kullanılacak “iklim değişikliği” başlığı altında bir başka sinsi planı devreye sokmaya  başladılar. 


Haluk Dural / 13 Haziran 2024 / link

EK:

İklim Değişikliği Kanunu Taslağı; Neye ve kime hizmet ediyor…

Haluk Dural, 13 Nisan 2025 / link

***




GERÇEK !

Azaltmak istedikleri karbon sizsiniz!



27 Ekim 2015 Salı

Europe, Refugees and Racism




Chomsky:
"I always felt Europe was more racist"
"EU opposition to Turkish accession is 'racist,' "

"If only the people of the United States knew what their government is doing and the crimes it has committed, one might think, they would rise up and change it. But, in fact, even if they were to read all the books by Noam Chomsky and all the material released by WikiLeaks, they could still vote the same politicians back in power and, ultimately, reproduce the same society. Information alone is not enough 
(Hardt and Negri, Declaration, 2012: 36).


Interview with Noam Chomsky on Racism in US and Europe by Mine Gencel Bek

US Media Coverage

MGB: [My husband and I] have been in the US more than a year and able to follow the media more closely. We are surprised that we hardly hear about Turkey on the news. When there is a big protest or a catastrophe, yes, we hear—but other than that, nothing. Turkey is not important for the US media.

NC: Not just Turkey. Nothing is reported here. For a couple of years, I went through the New York Times index just to see who was covered. The United States, of course, a huge amount on Israel. Then Latin America and Asia.

MGB: It is interesting that TV correspondents these days ask, “Where is Turkey?” They say, “We were supporting them for a long time through financial aid and so on. Now [the war against ISIS] is their war, and this is not our war. They should be [fighting], not us.”

NC: It is typical of reporting Turkey, only so far as it relates to US policies. For example, in the 1990s, when there were horrible atrocities being carried out in southeastern Turkey—thousands of villages were destroyed, people became refugees—all the arms were coming from the US. The flow of arms increased. There was no reporting. The New York Times has a bureau in Ankara and quite a good correspondent there. Nothing appeared about Turkish human-rights violations. In 2003, something extremely interesting happened. The US wanted Turkey to participate in the invasion of Iraq, and the Turkish refused. The government did not pay attention to the US, but simply responded to the population: 95% of the population was opposed. Turkey were bitterly attacked here. And at that point the press started to point to Turkish human-rights violations because Turkey did not follow US orders. That is the way it works. That is reporting Turkey, because it is not cooperating with the US coalition now.

MGB: Turkey accepted cooperating though this time to support the coalition.

NC: Yes, but they are not enthusiastic, so they get reported…

MGB: Media and freedom of speech are in a very bad shape now in Turkey.

NC: I first went to Turkey in 1999 to attend a court trial. A publisher published a book of mine. The publisher had been brought to the court. I went to visit the trial, and I insisted on being a co-defender in the trial. There was a lot of publicity on national television. I was interested to see how journalists wanted me to talk about Turkish atrocities. They asked things they could not report because it was the crime but wanted me to talk about on national television. So it was quite open.

MGB: We were also more optimistic for a while. There was an opening.

NC: There were lots of improvements—and then they went back. I think the reason for this reversion is this: the [European Union] made it very clear that no matter what Turkey does, they are not going to accept Turkey as a member. They keep claiming human rights. But every time Turkey passed some tests, nothing happened. The reason is that they do not want Turkey in the Union.


Forms of Race Discrimination in the US

MGB: With the Muslim population, of course…Here, when we watch the media, there is more qualitative reporting in the mainstream as well. Not on Fox TV, but in other mainstream media. But when we watched the Ferguson events after Michael Brown was killed by the police, there were racist connotations in the media. New York Times article claimed that he Brown was no angel by emphasizing that he was using drugs, had no success at school, and so on. Racism continues here. I personally think that if there was were no organized anti-racist power, the organization and solidarity among them, and protests, then things could be even worse. Racist remarks would continue to be made more openly.

NC: When you look at the New York Times, they do report racism in the South, but not much racism in the North, which is more settled. Take Boston. Take a look at the subway system in Boston. There is the subway here, the Red Line. Notice the route it follows: It goes to the edge of Cambridge. Why does it not go beyond to the western suburbs? Thirty years ago, right in the middle of the talk on racism and segregation, there was a proposal to extend the Red Line to the western suburbs, Arlington, and Lexington. They refused. Actually, I live there in Lexington. There are progressive, liberal, professional, and academic towns. They refused the extension, even though it would have been an enormous saving. It would have taken me 10 minutes to get to work instead of fighting traffic jams. Same for everyone else there. But they would not allow the subway to come because if they did, black kids from downtown Boston could get on the subway and walk around Lexington Center.

MGB: But what do people in Lexington think about it?  If the people there are more progressive, why did they not support that?

NC: They do not talk about it. They think that it is just not polite to talk about it. That kind of racism does not get discussed. There is the racism of other people, not us. It is the same with school busing. Those kinds of things are not reported.

MGB: The food [in the US] is more industrial and unhealthy. Fresh food is expensive. You see, for example in fast-food places, that the customers are mostly people of color who cannot afford more expensive and refined foods. That is also a big issue.

NC: There is not a big black community in Boston. But if you go to Philadelphia, for example, there are miles and miles of places with black communities. There is no supermarket. The supermarkets are all in white areas. Blacks have to buy food from small stores, which have much higher prices. To go to supermarkets, you have to drive. Here, too. Supermarkets are almost all out of the city. These are forms of discrimination. Most severe is the drug war, which is completely racist—it was designed to be a racist war. It targets black males. Blacks do not use drug more than whites do, but blacks are the ones who are arrested. It starts from police practices all the way to procedures. That is why we have a huge black population in jail. The drug war was started in the 1980s. It is essentially criminalizing black life. After the Civil War, African Americans theoretically had rights. But when a black man was standing in a corner, he could be arrested if somebody said he looked at a white woman. He could be arrested with “attempting to rape”. He could not get out of jail. Even though it was a $10 fine, he could not pay. It ended up meaning a huge black male population in jail. Then they became a slave labor force. Literally. The American Industrial Revolution in the late 19th century was heavily based on slave labor in the prisons. For the capitalist owners, that is much better than slavery. If the state maintains [prisons], you get [the labor for] free. Lots of industry developed with slave labor, black labor, in prison. That went on up until the Second World War. Then couple of decades, in the 1950s and 1960s, of high growth, when a black man gets a decent job, unionized, could buy a house, kids could get to college. By the 1970s, that ended. We moved to a neo-liberal period. The unions were destroyed. Sharp cutbacks. Minimum-wage benefits declined, and pretty soon, we had drug war, which reinstated what happened in the 19th century. Black males went back to jail. Hispanics, too, but primarily black males. They work but do not get paid, of course. This is 500 years of American history. The first slaves came here to Massachusetts 500 years ago.

MGB: In the next decades, the population statistics show that people of color will be the majority in the US. Would it make a difference?

NC: No. Whites are becoming a minority. Hispanic population is growing fast. Then the Asian population and the black population. Part of the reason for the extremely reactionary character of the South and Southwest is that people there recognize they are becoming a minority. They say so: “It is not our country anymore. It is not White, English, Anglo Saxon.” Germany is the same. Did you read what Merkel said about the Turks?


Racism of Europe

NC: They say, “Look, they refused to have blue eyes. They cannot be assimilated.” [Racism] is even worse in Europe than here.

MGB: We also felt the same, compared to our experience in Europe.

NC: I am not surprised. Europe is unbelievable. The most oppressed people in Europe are Romans. Discrimination against them is horrible. The people are Holocaust victims. They were treated the same as Jews, literally by Hitler. France was expelling them to Hungary and Romania, where they were going to be killed. When you do to Jews, [the media?] explodes. But when you do to Romans, no one writes about it. It is the same with Islam in France. It is shocking. In the suburbs, where the North African population lives, the racism they face is astonishing. I always felt that Europe is more racist than the US. It is more visible in the US because of the legacy of slavery, but in attitudes, Europe is just horrible. It was not that visible in Europe because of a more homogenous community. Almost everybody was almost the same. As soon as immigrants come in, it becomes very clear. What happened in Denmark was striking. Remember in Denmark.

MGB: Cartoons against Muhammed.

NC: And there was a big uprising. The history is interesting. There is about 7% Muslims in Denmark. That is a pure white Nordic community with 7% Muslims. The Ministry of Culture made a speech. Shortly after that, the newspaper published this cartoon mocking Muhammed. That had a reaction.

MGB: Was it like a provocation?

NC: Two years before, that same newspaper received cartoons mocking Jesus. They refused to publish it. That is the history. That is Islamophobia. But the way [the issue] was represented here was that Muslims are terrible, do not allow freedom of speech. The actual story is pretty much different. These days, it is not getting better, either.

MGB: What do you think about the use of digital tools by social movements?  We have at least witnessed Edward Snowden in the US. In Turkey, the Prime Minister’s corruption was at least revealed on the web. Do you have hope [for the Digital Age]?

NC: It is double-edged. It offers these opportunities, but also offers opportunities for white racists…What is unfortunate is that people are drawn to positions very much like their own. Say, the New York Times. Yes, there is a lot of criticism. Nevertheless, when you read the New York Times, at least you get some range of opinion. When you go to the Internet, what people do is to go to exactly these places where their opinions are expressed. So if you are on the left, you go to DemocracyNow; if you are on the right, you go to Fox News. You just never hear other opinions. People are getting restricted to their own point of view, which gets reinforced because that is what you hear.

MGB: Pew Research Center revealed that there is a kind of spiral of silence about Snowden on social media. He is not discussed much. When he is, it is in places to get approved. No one wants to be outside the spiral.

NC: Interesting. Here, I did some experiments and asked what kids in the last generation see. How do they react? Most of them do not seem to care very much.


Mine Gencel Bek - link
Teaches at the Department of Journalism, Faculty of Communication, Ankara University, Turkey. 

Noam Chomsky is Institute Professor in the Department of Linguistics and Philosophy at the Massachusetts Institute of Technology, Boston. A member of the American Academy of Science, he has published widely in both linguistics and current affairs. His books include At War with Asia, Towards a New Cold War, Fateful Triangle: The U. S., Israel and the Palestinians, Necessary Illusions, Hegemony or Survival, Deterring Democracy, Failed States: The Abuse of Power and the Assault on Democracy and Manufacturing Consent: The Political Economy of the Mass Media.




Noam Chomsky: 
"Avrupa ırkçıdır, Türklerle aynı sokakta yürümek istemez; ABD, Türkiye'de demokrasi istemiyor!"



Europe is crying only for, approximate, 500.000 refugees :)

“I think most people feel that we cannot maintain a system where perhaps 190,000 people will arrive every year – in the long run, our system will collapse. And that welcome is not going to receive popular support,” said Wallstrom, Sweden - link

"Migrant workers' house in Germany destroyed in fire. Five refugee shelters have been set alight in the German state in the last few weeks following the arrival of thousands of refugees fleeing war and poverty in the Middle East and Africa." 
20.10.2015-link


Turkey and Jordan to EU: Our Refugee Problem Is Bigger Than Yours...
“Until now, the management of these refugees has been only on the shoulder of neighboring countries,” 
link



Armed masked men around the Greek islands have been targeting migrant boats and turning them back, sometimes throwing their engines away, according to a damning HRW report. This follows witness claims of Greek border guards refusing asylum seekers entry. The report bases its findings on nine witness testimonies detailing cases of masked, often armed, assailants intercepting boats off the Aegean Sea coast, which are usually headed from neighboring Turkey carrying refugees from the Syrian war. The most recent case allegedly took place on October 7 and 9, when the attackers allegedly disabled the engines of several boats and even punctured holes in their inflatable hulls. Some of the boats were towed back into Turkish waters.
23.Oct.2015 - link


Europeans are Hypocritical, Crocodile tears for the dead children 
on the shores of the Aegean.


"Avrupa Komisyonu, Yunanistan ve İtalya başta olmak üzere göçmenlerin geçiş noktasında bulunan ülkelere 
2.4 milyar euro yardım yapacak
Avrupa Komisyonu yüksek sayıda göçmenle mücadele etmekte zorlanan Yunanistan ve İtalya da dahil olmak üzere 
bazı ülkelere krizle başa çıkabilmesi için altı yıl boyunca toplam 2.4 milyar euro yardımda bulunma kararı aldı.
Yardımın en büyük kısmını alacak İtalya'ya 560 milyon euro, Yunanistan'a ise 473 milyon euro verilecek."
10 Ağustos 2015 basın


Sorunu yaşayan sadece göçmenlerde de değil,
sömürgecilerin yarattığı terör yüzünden o bölgede 
yaşamak zorunda olanlarda zor durumda.


Pardon ama, bu ülkelerin mülteci sayısı nedir?
İkiyüzlü Irkçılar!!!



___________________



30 Mayıs 2015 Cumartesi

Dünya uçuruma mı gidiyor?






'A Cultural Chernobyl' - book



There is No War On Terror... There is A War OF Terror.
An excerpt from an interview with distinguished campaigning journalist John Pilger, for the forthcoming Media Workers Against the War Conference 'THE FIRST CASUALTY? War, Truth & the Media Today', at the London School of Economics on November 17th, 2007......




John Pilger speaks frankly about the "War on Terror," saying that no such thing exists. "There is a war OF terror," he says, and it is primarily state-sponsored terror, and most of the victims of terrorism in the world are Muslims. Please watch this and share. So profound. People need to understand this. As Martin Luther King Jr. said, "the greatest purveyor of violence today is by my own government."







"Zenginler İsraili terk etti, diğer ülkelerin zenginler de ...İnsanlar sığınak inşa edip, silahlanıyor...Mad Max olacağız...
Milyonlar ölecek!"
WORLD WAR III WILL KILL BILLIONS - Alex Jones





diğer yandan olanlar:
Irak'ta bölgeden temizlenen Türkmenler (yani Türkler) !

The centre of the Saladin Province in Iraq, Tuz Khurmatu, mostly populated by people of Turkmen ethnicity, has been subjected to another civil clash evoked by a number of unidentified individuals. On 25 May, two Turkmen citizens, namely Mr Mehdi Hasan and Mr Ali Muhammed Mehdi, have been shot dead in the town of Nameer near the post office in front of their houses, while a number of other individuals were left injured.



"Finnish military preparing 900,000 reservists for 'crisis situation'"



Adolf Heusinger (1897 - 1982) Alman general. 
* II.Dünya Savaşı esnasında Hitler'in Genel Kurmay Başkanı. 
* Savaştan sonra 1957-1961 Bundeswehr Batı Alman Silahlı Kuvvetler Genel Müfettişi.
* Heusinger ayrıca, 1961-1964 arası NATO Askeriye Komitesinin Başkanlığını yapmıştır.

"Adolf Heusinger war der erste Generalinspekteur der Bundeswehr in Deutschland. Seine Amtszeit von vier Jahren stand ganz im Zeichen der behutsamen Annäherung an die NATO-Mitgliedsstaaten."




BUGÜNKÜ NATO SANKİ ÇOK MU FARKLI...


"Yaza Savaşta olacağız açıklaması yapan Nato"
"Senior NATO Official Claims We’ll Be at War by Summer"


"Savaş planlanmıştı...." 
Wesley Clark, 2004 ABD Başkanlık seçimleri'nde 
Demokrat Parti'den aday adayı olan ancak umduğu desteği bulamadıktan sonra yarıştan çekilen 
NATO eski başkomutanı emekli orgeneraldir.


John Pilger - The Truth Game- video
Victory for who? The bad guys, or the good guys?





Wall Street Journal:

U.S. war planners have been coordinating with the Syrian affiliate—the People’s Defense Units, or YPG—on air and ground operations through a joint command center in northern Iraq. And in two new centers in Syria’s Kobani and Jazeera regions, YPG commanders are in direct contact with U.S. commanders, senior Syrian Kurdish officials said.

“There’s no reason to pretend anymore,” said a senior Kurdish official from Kobani. “We’re working together, and it’s working.”

Constantly shifting alliances in the region mean the PKK’s rise isn’t certain to continue. But the guerrilla group’s growing stature has alarmed Turkey, a crucial North Atlantic Treaty Organization ally of the U.S., with whom the PKK has fought a three-decade war costing some 40,000 lives. The PKK is in peace talks with Turkey, and a political party linked to the PKK won a record 12% of the vote in Turkey’s June parliamentary elections. Troubled by the PKK’s battlefield victories, Ankara has vowed to prevent the formation of a Kurdish state in Syria.

“We recognize YPG are fighting [Islamic State] and that Americans are giving support to it,” a Turkish foreign ministry official said. “We transmit our views to American allies.”

Just two years ago, President Barack Obama told Turkey the U.S. would continue to aid its battle against PKK “terrorists.” The U.S. continues to share intelligence about the PKK with Turkey, and military officials from the two countries sit together in an Intelligence Fusion Cell in Ankara established by the George W. Bush administration to help Turkey fight the group.

But now, “the U.S. has become the YPG’s air force and the YPG has become the U.S.’s ground force in Syria,” said Henri Barkey, a former State Department analyst on Turkey now at Lehigh University.

Some senior U.S. and British diplomats said the time has come for the U.S. and some European states to consider a broader rapprochement with the PKK. But U.S. officials said Washington is unlikely to revise the PKK’s terror listing without a green light from Turkey, which has itself sent mixed messages to Washington about its own dealings with the group.

U.S. military personnel aren’t on the ground inside Syria vetting Kurdish forces, making it difficult to discern the affiliations of individual Kurdish fighters who may benefit from U.S. airstrikes, said a senior U.S. defense official. “These guys don’t exactly wear patches identifying what groups they’re fighting for,” the official said, “but they are fighting the right guys.”

The PKK says its affiliates—Syria’s YPG and groups called the PJAK in Iran and the HPG in Iraq—are separate but closely linked. PKK fighters and some analysts say they are one and the same.

“It’s all PKK but different branches,” Ms. Ruken said, clad in fatigues in her encampment atop Sinjar Mountain this spring as a battle with Islamic State fighters raged less than a mile away at the mountain’s base. “Sometimes I’m a PKK, sometimes I’m a PJAK, sometimes I’m a YPG. It doesn’t really matter. They are all members of the PKK.”

‘We’re not terrorists’

“People look at us as if we’re terrorists and they put us on this blacklist. We’re not terrorists,” said Ms. Ruken, who like all PKK fighters uses a nom de guerre—hers means “alive smiling”—and declined to give her real name. “The Kurds know what we are fighting for. They know we will give our souls for them.”

The Kurdish guerrilla groups pledge allegiance to Abdullah Ocalan, the PKK chief imprisoned on a Turkish island since 1999. From jail in 2005, he established PKK affiliates that evolved into today’s YPG, HPG and PJAK.

The PKK and affiliates have car-bombed Turkish cities, kidnapped hundreds and killed Turkish and Kurdish state employees. In 2009, the U.S. Treasury Department designated their leadership as significant narcotics traffickers. The PKK ruthlessly dispatches Kurdish political rivals in Syria and elsewhere, according to New York based Human Rights Watch.

Zagros Hiwa, a PKK spokesman, said: “We have been defending our people against the denial and elimination policies of the Turkish state against the Kurds. Our struggle has always been on the basis of legitimate self-defense.”

The PKK practices an offshoot of Marxism it calls Democratic Confederalism. The group’s utopian goals echo those of some Cold War-era leftist militias. It aims to create a Maoist-inspired agrarian society that opposes landowning classes, espouses gender equality and distances itself from religion. Its guerrillas speak of a leaderless society of equals but also glorify Mr. Ocalan with fanatical devotion. They talk of needing to inculcate Kurdish populations with their ideology, rigidly centralized around Mr. Ocalan’s writings.

The group’s largely pro-West stance, and its deployment of female fighters like Ms. Ruken, has brought sympathy from Western governments and populations. Hundreds of volunteers from the U.S. and Europe have enlisted with the group since 2014.

Calls are growing from European and some U.S. policy makers for the PKK to be removed from terror lists and directly receive arms from Washington. In February, two fighters from the YPG’s all-female YPJ militia were invited to Paris’s Élysée Palace to meet with President François Hollande —their first such meeting with a NATO leader.

“The Kurds have emerged as the best buffer against Islamic State, and the PKK’s military prowess has shifted perceptions of them in the West,” said Marc Pierini, former European Union ambassador to Turkey now at the Carnegie Endowment in Brussels. “It looks like their moment may be coming.”

But Ankara, which relaunched peace talks with the PKK in 2012, is nervous its advances and burgeoning links with the West will strengthen its negotiating position, said Western diplomats and analysts. And the PKK’s expanding strength comes amid a rising tide of Kurdish autonomy that could augur a push for Kurdish independence across the Middle East, deepening the region’s fault lines.

At the PKK’s Qandil Mountain base in Iraq, the group’s chief commander, Cemil Bayik, said in an interview that perceptions of the PKK were shifting dramatically. “Islamic State’s attacks on the Kurds, and the Kurds fighting back against Islamic State, has changed the international attitude toward all Kurds, especially the perception of the PKK,” he said. “Now I want to ask: Who are the terrorists?”


BULL SHİT!
PKK IS THE TERRORİSTS
AMERİCA ALLY TO PKK!
AMERİCA IS THE TERRORİST!
SO SIMPLE!

ŞAKA GİBİ DEĞİL Mİ...!!!
AMERİKAYA DA, AVRUPAYA DA,

TERÖRİSTLERE DE LANET OLSUN!







* * *





Amerikalılar futbol da oynamaz ama olsun hadi, soruştursun bakalım efbiayları fifayı (link)... Bu arada geçen seneki gibi Türkiye'nin altın ihracatında rekor da İsviçre'ye gitti.... Kriz var , söyleyen yok....Savaş var , dile getiren yok.... (duyumlara göre de fifa başkanı ile Putin arkadaşmış...!)



EN FAZLA İHRACAT İSVİÇRE'YE - Mayıs 2015
"Ağırlığını altının oluşturduğu İsviçre, 1 milyar 239 milyon dolar ile ihracatta ilk sırayı İsviçre alırken...." - haber linki


Altın ihracatında İsviçre, kriz göstergesi - Uğur Civelek, Mayıs 2014: "Türkiye İsviçre’ye genelde kriz yaşadığı dönemlerde altın ihraç etmiş. 1980 – 81, 1994 ve 2001 yılında ihracat yapmışız. Yıl 2014; Türkiye yine İsviçre’ye altın ihraç ediyor.” - haber linki





The rich get richer, the poor get poorer...
(Günde 1 dolar karşılığında çalışanların ürettiklerini, dükkanlardan 100 dolara satın alıyoruz!)



ALTIN'DAN NE ÇIKACAK ACABA?











Ünlü düşünür Raymond Aron, 20. asra "topyekün savaş asrı" diyor. Tanınmış siyaset bilimci Samuel Huntington ise yüzyılımızı "ideolojik çatışma asrı" olarak tanımlıyor...

 "Peki, 21. asra damga vuracak olgu nedir?" derseniz, şu anda her şey, bunun "Pax Americana" olacağına işaret ediyor...

Şükrü Elekdağ,1999, milliyet


* * *


“Lisede Sophokles okuduk, klasik Türk sanat musikisine sövmeyi, Divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık devletin yayınladığı kötü çevrilmiş batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. Sanki Sinan Leonardo’dan önemsiz, Mevlana Dante’den küçüktü, Itri ise Bach’ın eline su dökemezdi. Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk, ulusal bileşim arama yerine hazır bileşimleri aktarmak hastalığımız tepmişti …”


“Oysa bir kere yaptığımız batılılaşmak değildi, ikincisi batı bizim sandığımız gibi değildi, üçüncüsü batı’nın ulaştığı yer özenilecek bir yer değildi.”....
                          

“Her şey, ama her şey Doğu’da kötü, Batı’da iyi! Onlar nasıl yapıyorsa biz de öyle yapmalıyız ki, adam olalım! Oysa elin Japon’u çıkmış, hiçbir şeyini değiştirmeden, sadece ekonomik ve teknolojik gelişme sürecini kendi yapısında yaratarak batı düzeyini yakalamış, dibini kurcalayan yok! Biz ha babam batı müziği dinliyor, çeviri roman okuyor, batılı gibi giyiniyor, bir türlü batılı olamıyoruz, adamlar Japon gibi yazıyor, Japon gibi yaşıyor, Japon gibi ölüyorlar, ama batıyı geçiyorlar. Japon’un yaptığını biz yapamamışız, bizim yaptığımızı Afrika’daki eski Fransız ve İngiliz sömürgeler yapmışlar, ama onlar da ‘batılı’ olamamış!”....


“… Çok kibar, çok varlıklı, çok ince bir komşunuz olsa sizin; konağın duvarları usta ressamların tablolarıyla süslü, kitaplığı en namlı yapıtlarla yüklü olsa; piyanoya çöktü mü Bach’ı, Monteverdi’yi derya gibi çalkalandırsa parmaklarıyla, şiir okumaya durdu mu duyarlığına vurulsanız;... 


Ama bir gün öğrenseniz ki, bu kibar kültürlü komşu bu evi kurmak, bu inceliğe varmak için çevresindeki bütün komşularını haraca bağlamış, kimisini vurmuş, kimisini kırmış, kimisini evinden yurdundan etmiştir; yine de ona aynı saygıyı duyar, elini aynı içtenlikle sıkar mısınız? Ve sıkarsanız, aynada kendi suratınıza nasıl bakarsınız?”


Bir yanda ırkçılık, sömürgecilik, savaşlar; bir yanda Goethe, Michel Ange, Mozart… Peki, hangi batı?


“Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerin çok iyileşmesi, Türkiye’yi, güneydeki Arap ülkelerine karşı yeniden kötü duruma düşürür. Bunu da elbet hemen kestirdiniz, nedeni açık: bir Arap/İsrail savaşı da olsa, petrolcü ülkelere silahlı müdahale de gerekse, Amerikan uçaklarına Doğu Akdeniz’de üs lazım, acaba var mı böyle üsler?”


“Ama batının asla bağışlamadığı, bağışlamayacağı, Ortadoğu’da tamamıyla kendi gücüne güvenerek kendi çıkarlarını savunan güçlü bir Türkiye’dir.”


“Sözü bağlayalım,  ‘batılı’ ‘hür dünya’, ‘demokrasilerin dayanışması’ vs. emperyalist sistem içerisinde büyüklerin küçükleri sömürmesinden kazıklamasından başka bir şey değildir, bir koca yalandır, bunun kanıtı da işte hem büyüklerin küçüklere, hem de birbirlerine attıkları şu kazıklarla gözler önüne serilmektedir. Sistemin içyüzünü ve işleyişini iyi anlayalım ki, ilişkilerimizi düzenlerken enayi yerine konmayalım.”

Atilla İlhan
Hangi Batı?





Komplo teorisi mi?


Batı'nın Soğuk Savaş'tan sonra bir "düşman" yaratması ; 
Ulus Devletler+ İslam...
Batı'nın terörü beslemesi, himaye etmesi, işbirlikçilerle çalışması...
Nifak tohumları ekerek, tarihi çarpıtarak, önümüze "yem" atarak...
Beyinlerin şartlandırılması, psikolojik olarak yıkanması....
9/11 in arkasında kim var?
ASALA-PKK-ISIS 'in arkasında kim var?
Haçlı Savaşları...Böl ve Yönet...
Düşman "Biz" değiliz, Emperyalistlerdir...
Bu oyunda da hepimizin bir rolü vardır!
Başarılarından dolayı Oscar'ı kime verelim?
Yalanlarıyla Bizi "Yöneten"lere tabii ki...
İnsanlarımızı çok güzel "kandırıyorlar, yönlendiriyorlar, 
"Kulak Memesi Kıvamına" getiriyorlar!..
Baksana , sana cephe alıyorlar....

Hıristiyan nüfus : 3 milyar
Müslüman nüfus : 2 milyar
ve "Kaos" hep "Müslüman" ülkelerde "Hıristiyanlar" tarafından yaratılıyor...
"Adamların" eli kana bulaşmadan..."Cahiller" birbirlerini öldürüyor...
Peki kalan "elit Müslümanlar"dan sonra bu "adamlar" kime "saldıracaklar"?
Zenginlerimiz kaçıyor, Zenginliklerimiz kaçırılıyor...
Fakirler, sakatlar bir de kendileri gibi düşünmeyenler, zaten bir şekilde öldürülüyor, ilaç kesintisi, açlık ve kaza süsü verilmiş suikast gibi nedenlerle...Bunlara bozdurulan ekonomiyi de ekleyin....
Ellerindeki teknoloji ile işçilere de ihtiyaç duymayacaklar....
Dünya nüfusunu 500 milyonda tutmak istiyorlardı değil mi? (Guide Stone)
Sadece "kendilerinden" olanlar kalınca dünyada,yenidüzencileri bir oh çekecek....
Kaos bitecek...o da bir süreliğine....
SB.








* * *


"….. bir millet için saadet olan şey diğer millet için felaket olabilir, aynı sebep ve şerait birini mes’ut ettiği halde diğerini bedbaht edebilir, onun için bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, keşfiyatından, terakkiyatından istifade edelim, lakin unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz….. " - 20 Mart 1923


"En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan milletler. Bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış ve saltanat halinde bütün dünyaya hakim olan kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir." - 20 temmuz 1920


"...Türkiye'yi içinden oyarak çökertmektir. Bu hususta memlekette mevcut siyasal karışıklık İtilaf'ın elinde çok iyi bir araçtır. İtilafçılar bu araçtan ve bazı makamların kesin teslimiyet taraftarlıklarından istifade ederek çalışmaktadırlar."


"Birinci derecede Kafkas planını ve ikinci derecede içerdiği çöküntüyü sağlamaya gerekli zamanı itilaf devletleri ancak, zayıf kararsız hükümetler sayesinde elde edebileceklerdir. Çünkü bu gibi hükümetler itilaf'ın baskılarına baş eğerek iç kuvvetlerin gelişmesini kısıtladıkları gibi, kamuoyunu da devamlı surette korku ve endişe içinde tutarak, resmi veya resmi olmayan kararların alınmasına kesin şekilde engel olurlar. Bundan başka itilaf devletleri İstanbul'un önemli şahsiyetleriyle içte ve dışta akla gelebilecek bütün toplu bulunulan yerlerde doğrudan doğruya ilişki kurarak, millete, davamlı, açık olmayan, doğru bulunmayan ümitler telkin etmektedirler. Bu telkinler zayıf hükümetin sağladığı zamanı artırmakta ve faaliyetleri kolaylaştırmaktadır. Bu şekilde kazanılan zamandan istifade ederek itilaf devletleri sonuçta Türkiye'nin kuşatılmasını ve içinden çökertilmesini tamamlayacaklar, sonra maskelerini birdenbire atarak, İstanbul'da geniş ölçüde tutuklamalara, sarılmış Türkiye'nin çeşitli cephelerinde yığınaklara ve kuşatma tedbirlerine başlayacaklar ve aynı zamanda idam hükmü özelliğini taşıyan barış şartlarını tebliğ edeceklerdir."


"Biz Türk'üz, tam manasıyla Türk'üz. İşte o kadar. Bize iyi müslüman olmak yeter. Asya için ve Avrupa için bizim kanunumuz aynıdır. Dostlara sahip bulunmak, tam bağımsızlığımızı korumak, her şeyi Türk cephesinden değerlendirmek. Bu gerçekçi görüştür. Osmanlı İmparatorluğu'nu mahveden ideolojiye tepkidir." - 1921


"Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı geçecektir."


"Mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve yok edecektir. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir toplumsal hale mazhar olacaktır."


"Tekrar ediyorum, aleyhimizde ileri sürülen değerlendirmeler yanlıştır. Bu gerçek, (hem) tarih, (hem de) mantık açsından sabittir. Bu hususu, yalnız Batı'ya değil, hatta vatandaşlarımıza da, ehemmiyetli bir surette ihtar etmek gereğini duyuyorum. Çünkü ender de olsa, üzülerek işitiyoruz ki, milletin tarihini okumamış veya milli duygudan yoksun kalmış olan bazı kişiler, yabancıların aleyhimizde ileri sürdükleri suçlamaları reddetmemenin yanında vatanını ve milletini kusurlu göstermekten Çekinmiyorlar. Bugün bile, sultani mektebinin salonlarını aleyhimizde konferans verdirmek için yabancılara açanlar var. Bu gibilere lanet."



Mustafa Kemal ATATÜRK













KÖTÜLÜK VE İYİLİK MEYDANDA...
KİM KAZANACAK ACABA?










30 Mart 2015 Pazartesi

İşte Amerikan Rüyası...





"Eğer elinizde tarih yoksa şu anın esiri olursunuz"







“Amerika’nın Kurucu Ataları ve Devlet Başkanlarını merkez alarak yazılan bu ülkenin bütün tarih kitapları ... kriz zamanlarında bize bir kurtarıcı aramamız fikrini aşılarlar: 



Devrim krizi zamanında Kurucu Atalar; 
kölelik krizi zamanında Lincoln; 
Büyük Darboğaz’da Roosevelt; 
Vietnam-Watergate krizi sırasında ise Carter bulunmuştur. 


Arada bir gelen krizler arasında ise her şey yolundadır; normal yaşama dönmek bizim için yeterlidir. Bize en önemli yurttaşlık görevimizin, her dört yılda bir seçim sandığına giderek, kurtarıcılar arasında mali durumu iyi, beyaz, Anglosakson, zararsız kişiliği ve Ortodoks fikirleri olan iki erkekten birini seçmek olduğu öğretilir.” 

“Fakat zaman zaman Amerikalılar bu durumu reddeder ve ayaklanırlar. Bu ayaklanmalar şimdiye dek hep denetim altında olmuştur. Amerikan sistemi dünya tarihinin denetim konusunda en yaratıcı sistemlerinden biridir. 

Doğal kaynaklar, yetenek ve işgücü konusunda bu kadar zengin olan bir ülkede sistem, yeterince refahı yeterince kişiye dağıtıp hoşnutsuzluğu sürekli sorun çıkaran bir azınlıkla sınırlandırabilir. Bu ülke o denli güçlü, o denli büyük ve bir çok vatandaşı için o denli rahatlatıcıdır ki aykırı olma özgürlüğünü hoşnutsuz küçük bir gruba bağışlayabilir”. 

“Denetimlerini seçim sistemi, iş durumu, kilise, aile, okul, kitle iletişim araçları aracılığıyla daha karmaşık bir biçimde yayan bir başka ülke yoktur. Hiçbir ülke, muhalefeti reformlarla, insanları birbirinden ayırarak ve vatansever bir bağlılık yaratarak yatıştırmada Amerika kadar başarılı olamaz. 

(Oysa)...Nüfusun yüzde biri ulusal refahın üçte birine sahiptir. Refahın geri kalanı, nüfusun geri kalan %99’unu birbirine düşürecek bir biçimde dağıtılmıştır; küçük mülkiyet sahipleri hiçbir mülkü olmayanlara; siyahlar beyazlara; Amerika’da doğanlar, yabancı ülkelerde doğup Amerikan vatandaşı olanlara; entelektüeller ve profesyoneller, eğitilmemiş ve vasıfsızlara karşıdırlar bu ülkede. Bu gruplar birbirlerine karşı kin beslerler ve kendi aralarında öylesine bir öfke ve şiddetle savaşırlar ki, çok zengin bir ülkede artıkları paylaşan kişiler olarak ortak bir kaderi paylaştıklarını unuturlar.”

Arka Kapaktan : 



Bu kitapta Howard Zinn, işte bu "öteki" Amerika'yı anlatıyor. Kolomb'un bu koca kıtayı "keşfetmesinin" ardından bakir topraklara akın eden halkların , katledilen ve sürülen Kızılderililerin, görülmemiş bir hızla gelişen kapitalizmin ezip sömürdüğü işçilerin, toprakların ellerinden alınan çiftçilerin , ırk ayrımcılığının acısını çeken siyahların, protest müziğin ve edebiyatın, savaşlara karşı mücadele eden kitlelerin, liberterlerin, sosyalistlerin ve feministlerin verdiği mücadeleler "öteki" Amerika'nın tarihini "Amerikan Halklarının Tarihi"ni oluşturuyor.

Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi 1492'den Günümüze -
A Poeple's History Of The United States - Howard Zinn. / Prof. Sevinç Sayan Özer’'in çevirisi ile





* * * 




2005 yılında kaybettiğimiz Attila İlhan 
 " DİP DALGA" PROGRAMLARI    GÜNCEL MEYDAN SAYFASINDA


Attila İLHAN - Ceviz Kabuğu - Bölüm 1
Attila İLHAN - Ceviz Kabuğu - Bölüm 2
Attila İLHAN - Ceviz Kabuğu - Bölüm 3



Atilla İlhan aktarıyor:

"Amerika Birleşik Devletleri bugün  ikinci sınıf bir ülke olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Yaşam standardı sürekli düşmektedir. Toplumsal karışıklık ve başka uluslara sermaye ve teknoloji bağımlılığı artmaktadır. 

Nufüsün % 10'nu açlık sınırındadır. Her üç çocuktan birinin 17 yaşından önce bir kamu yardımına gereksinimi vardır. 35 milyon Amerikalı sağlık sigortasından yoksundur. Her 25 dakikada bir cinayet işlenmektedir. Federal bütçe açıkları hızla artmaktadır. Eğitim düzeyi düşmüştür. Toplumun fiziksel altyapısı çökmekte ve teknoloji temellerimiz hızla aşınmaktadır. Bankalarımız karışıklık içindedir, siyasal kutuplaşma ve diğer ölçüyle değer ölçülerin dağılması ulusal milletimizi zayıflatmaktadır. 

Ulusumuz 1941 den bu yana görülen en şiddetli meydan okumayla yüzyüzedir. Ve o döneme kıyasla bugün böyle bir meydan okumaya tepki göstermek için daha az hazırlıklı durumdayız. Gelecekteki dünya düzeninde büyük önem kazanacak alanlarda, şimdiki trendler temelindeki 2.sınıf bir ülke olma tehlikesiyle karşı karşıyayız, sermaye ve teknoloji açısından giderek artan biçimde başka uluslara bağımlı hale geliyoruz."


Küreselleşme yandaşı Porf.Jeffery Garter,1993




İŞTE AMERİKAN RÜYASI....