Translate

nüfus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nüfus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2024 Cumartesi

Sığınma mı, Demografik bozulma mı?

 



Körfez Savaşı; "450BİN Türkiye'ye sığındı..Daha önce de...binlerce Iraklı Türkiye'ye sığınmıştı...çoğunluğu Kürt asıllıydı." 

Sonra "vatandaşlık verildi".

Onur Öymen



33 yıl sonra "sığınıp vatandaşlık alan Iraklılar" ne yapıyor, ne söylüyor, ne istiyor??? Türk kültür ve geleneğine, Türkçeye uyum sağladılar mı, yoksa başka planları mı var?


Peki ya diğerleri, 2011 sonrası "gelenler", 22 yıl sonra nerede olacaklar ??? !.. 




!!!


28 Ekim 2020 Çarşamba

Arılar ölüyorsa...

 


1- Arılar da ölüyorsa ....

ELEKTROMANYETİK ALANLARIN ETKİLERİ:/PDF







2 - Beyinde DNA kırığı = Kanser....

Cep telefonları ve Wi-Fi

Gazi Non-İyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi Kurucusu Prof.Dr. Nesrin Seyhan /Video




3- 5G frekanslarının O2 molekülü üzerinde etkisi var mıdır?

Cevap: 60 GHz de O2 molekülünün enerjiyi soğurduğu söylenmektedir.

(M.Yu.Tretyakov ve arkadaşları).

O2 moleküllerinin enerjiyi soğurması demek bu moleküllerin uyarılmış duruma geçmesine neden olabilir. O2 molekülleri uyarılmış durumda daha az kararlıdır ve daha kararlı olan düşük enerjili duruma dönmek için hücre içinde çarpıştığında hücre içindeki çeşitli moleküllere zarar verebilir hatta DNA da dolaylı hasara bile neden olabilir.

Gazi Non-İyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi : Link




!

"A total world population of 250-300 million people, a %95 decline from present levels, would be ideal !" 

Ted Turner / CNN Founder, 2011 /Video or Video



Globalist World Wide Take Over !... video











!



Karantina ve Sokağa Çıkma yasakları - 2010

 

Harry Vox - Gazeteci / 21 Ekim 2014


Amerikalılar için, işte asıl mesele, bunu duymaya hazır olun! Şöyle olacak...

Onların yaratmaya çalıştığı yönetme şekli...

Bizi kontrol etmek için uygulamaya koydukları yöntemlerden asla vazgeçmeyecekler. Bu zamana kadar bizi kontrol etme yöntemleri içinde uygulamaya koymadıkları tek eksik vardı:

Karantinalar ve Sokağa Çıkma yasakları!

Ve şimdi! Amerika'daki yeni düzene hoşgeldiniz! Bu öyle bir dünya ki otobüse binmek, metro istasyonuna gitmek... öncelikle bu zamana kadar ki uygulamaların eziyetli ve aşırı olduğunu düşünüyorsanız... Çok daha derini ve zorlusu geliyor... Öyle bir hale gelecek ki, daha çok, daha çok hayatlarımızı işgal eden bir hale gelecek ve yönetici sınıfın buna ihtiyacı var!

Çünkü, eğer yönetici sınıf, toplumda geniş çaplı bir huzurluk görürse, hemen arkasından Ebola'nın ortaya çıktığını görürsünüz. Onların ajandalarındaki yeni bir kontrol etme yöntemi, o kadar...

[Yani bizi susturmak için..]

Yüzde yüz eminim... Bu onların başka bir aracı!

Ebola öyle sihirli bir şekilde yayılmaya başlamadı ve şu doktorlar ortaya çıktılar birden ve dediler ki, iki tane beyaz hasta oldu ama iyileştiler ve dediler, ama hastalığı kağan bütün syahlar öldü!.. Anlıyor musunuz?

Ve bir doktor, bir Hristiyan vakıfla bağlantısı var... Bu ortaya çıkardıkları genç doktor aynı zamanda Billy Graham'ın oğlu.. Ve mümkün ki bir sivil toplum örgütü, ortalıkta dolaşanlardan bir tanesi, bu Ebola'yı yayıyor, ya da küçük bir uçaktan insanların üstüne Ebola'yı yağdırıyor.. bilmiyorum... Asıl mesele şu ki, yüz binlerce insana bulaşmasını sağlamak ve insanları kontrolün yeni aşamasına geçmek istiyorlar!


Şimdi size kanıt niteliğinde göstermek istediğim bir belge var:

Sizlere burada Rockefeller vakfının yayınladığı bir belge göstermek istiyorum: Uluslarası Gelişme ve Geleceğin Teknolojisi Senaryoları Rockefeller Vakfı ... Ve ne diyorlarmış bir bakalım. Bu 54 sayfalık bir döküman. 18. sayfaya bakmanızı istiyorum. Ben sizin için okuyacağım. Başlık şu: "Kilit Altında Tutma Aşaması", ve bu terimi 11 Eylül 2001'den sonra, bütün Amerikan sistemi ve halkının "Kilit altında" tutulmaya başlandığında kullanmıştım. Öyle ki kongrenin üstesinden gelindi, Usame bin Ladin yaptı dediler, ve insanlar ellerinde bayraklar: "Nefret ediyoruz, nefret ediyoruz" diye bağırdılar ve her şey kilit altına alındı.

Pekala... 2010'da bu Rockefeller vakfı yazısını yayınladılar (pdf) ve şöyle diyorlar, buna senaryo ismini vermişler, senaryo öyküsü bunlar! Ve geçmiş zaman kipi kullanmışlar ! :

"Sıkılaştırılmış üstten tek hükümet yönetimi dünyası ve daha otoriter bir liderlik ve kısıtlı yenileşme ve giderek artan vatandaş direnişi ! .. 2012 yılında, bütün dünyanın yıllardır beklediği pandemi vurdu ! [Kimsenin pandemi falan beklediği yoktu !!!] Sonunda vurdu !

2009'daki H1N1'in aksine bu yeni grip dalgası - vahşi bir kaz'dan yayılmıştır - hep bir vahşi hayvan buluyorlar, senaryo bunlar! [ burada bahsettikleri Ebola] - Virüs dünya çapında vurduğunda pandemiye en hazırlık ülkeler bile çok kısa bir süre yenik düştüler ve küresel nüfusun neredeyse yüzde 20'sini etkiledi, 7 ay içinde 8 milyon insanı öldürdü. Çoğunluğu da sağlıklı genç insanlardı. Pandemi'nin ayrıca ekonomiler üzerinde de ölümcül bir etkisi oldu...."

Burada ajandalarını, bütün çıplaklığıyla kontrol etme planlarını görüyoruz. Burada yazıyor ve burada yazılanları  gerçek hayata nasıl uyguladıklarını görebilirsiniz. Bu yazılanlar birebir yapacakları emirler de olsa ya da gizzli servisler bunları alıp harekete geçiyor da olsalar, bu üretildi ve işte plan bu.. Her halükarda bu hikayeler  önceden okunmalılar çünkü gizli servisler ne yapacaklarını bilmiyorlar, yardıma ihtiyaçları var ve bu yüzden bu düşünce kuruluşları böyle şeylerle ortaya çıkıyorlar. RAND şirketi, Rockefeller vakfı vs., onların düşünce bulma kuruluşları. Onlar oturup, insanlığa yardım edecek güzel yöntemler bulmakla ilgilenmiyorlar ! Okumaya devam...

"Pandemi'nin ayrıca ekonomiler üzerinde de ölümcül bir etkisi oldu. İnsanların ve malların uluslararası hareketi durma noktasına geldi..."

Zaten böyle olmasını istiyorlar. Tamamen izole olmuş bir insanlık istiyorlar.

"Turizm gibi zayıflatılan endüstriler ve küresel dayanışma ağlarını kırmak..."

Tabi ki turizmi çökertmek isterler, onlar bizi durdurmak istiyorlar çünkü onlar turizm sektöründe yoklar ve onlar seni evinde televizyonun karşısında istiyor. Böylelikle ellerindesin ! Çünkü bir kere tv izledin mi ruhuna sahip oluyorlar!

"Yerelde bile, normalde canlı olan dükkanlar ve ofis binaları aylarca boş kaldı..."


2010 yılında, bütün bunları geçmiş zamanda olmuş gibi yazmaları çok komiğime gidiyor...


"Pandemi bütün gezegeni kapladı, öyle ki Afrika, Güneydoğu Asya ve Orta Amerika'da aşırı derece ölüm oldu. Virüs kontrolden çıkmış bir yangın gibiydi.."

[Bu bir felaket filminin açılış konuşmasına benziyor! Hani filmin başında anlatırlar ya, arka planda da felaketin görüntüleri vardır! Filmin başında sanki olay gerçekmiş gibi bu şekilde açılışını yaparlar... Şunu dinle, en sağlam yeri : ]

"Gelişmiş ülkelerde bile bulaşıcılık çok zorluydu. Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi vatandaşalarının uçakla uçmamaları için uyguladığı öncelikli politikası olan *Şiddetle Heves Kırma* politikası, *hoşgörülü bir politika* olduğunda ölümcül sonuçları olduğunu kanıtladı ve hoşgörülü olunca ölümcül sonuçları oldu. Ama virüsün yayılımını sadece Amerika'da değil sınır ötesinde de hızlandırdı. Buna rağmen, bazı ülkeler çok başarılı oldular,  özellikle ÇİN ! Çin hükümetinin hızla uyguladığı karantinaya uymayan bütün vatandaşlarını cezalandırma ve infaz politikası, özellikle de sınırlarını çok hızlı ve insan sızdırmaz şekilde kapatması milyonlarca insanın hayatını kurtardı ve diğer ülkelere oranla, virüsün yayılımını durdurdu..."

Yani burada verdikleri mesaj şu: Totaliter, baskıcı Çin rejimini kendimize örnek almalıyız. Biz de onlar gibi yapmalıyız, diyorlar ! Ve tabi bu elit yönetici sınıfı, Çin rejimine bayılıyor, çünkü bu elitler şunu ispat etmiş oldular: Çin'deki rejim, kapitalizmin en etkili halidir.  Ki buna *otoriter kapitalizm* diyoruz. Yani şöyle demeye getiriyorlar: Bizde de kapitalizm var ama işte onlardaki daha iyi !... Okumaya devam...

" Kendi vatandaşlarını virüse maruz kalmaktan ve zarar görmekten korumak için olağanüstü koruma önlemleri alan tek hükümet Çin hükümeti değildi. Pandemi sırasında, Dünya genelindeki ulusal liderler kaslarını çalıştırdılar, otoritelerini güçlendirdiler ve sımsıkı kuralları ve yasakları dayattılar..." [hazırladıkları ajandayı görüyor musunuz?...]


"MASKE TAKMA ZORUNLULUĞU ve VÜCUT ISISININ ÖLÇÜLMESİ, ORTAK ALANLARA GİRERKEN ..."


Bunu zaten yapmaya başladılar !, Girmeden önce vücut ısısını ölçmeleri, metroya girmeden önce.. Yani bu yasakların olduğu bir yere gidiyoruz...

Ve bu şu anlama geliyor: Sigara içmeden bile önce... yani demek istiyorum ki temel olarak.. Bu hepimiz için bir kuşatma ağıdır. Yani herhangi bir şey yapmadan önce [otur ve kuyruk salla... ]

"Pandemi sırasında ulusal liderler otoritelerini güçlendirdiler ve onlar ... Süpermarket girişlerinde bile vücut ısısını ölçmek diyorlar..." 


* YAPTIĞIN HER ŞEYİN BİZİM DENETİMİMİZDE OLACAĞI BİR SİSTEM İNŞA EDİYORUZ " diyorlar. Yemek bile alamazsın diyorlar. Üretici pazarına gidersem ne olacak?

Bir de şunları dinle, daha da güzelleşiyor...

"PANDEMİ YOK OLSA BİLE, BU DAHA OTORİTER KONTROL DÜZENİ İNSANLARIN VE HAREKETLERİNİN GÖZETLENMESİ DEVAM EDECEK !!! HATTA ŞİDDETLENEREK ARTACAK !!! "

İşte asıl mesele BU !

Zaten 11 Eylül sonrası başımıza gelen bu değil miydi? Hala gaddar kurallar  devam ediyor... ve daha birçok şey...

Süpermarkete bile girebilmek için vücut ısısı kontrolü yapacaklar ve "Ebola" bitse bile diyecekler ki: BU DÜZEN BÖYLE KALSIN, DAHA ÇOK SEVİYORUZ. HEM ZATEN BU KONTROL DÜZENİNİ SAĞLAMAK İÇİN KOMPLE BİR ALTYAPI KURDUK..

KONTROL ŞEBEKESİ...

"Pandemi veya uluslararası terörizm veya iklim krizleri veya artışta olan yoksulluğa karşı giderek artan bu küresel problemlerden dolayı, ülke liderleri kendilerini koruyabilmek için, güçlerini olabildiğince kullanmalılar..."

Allah aşkına, giderek yükselen yoksulluğun, giderek artan sıkı kontrollerle ya da maske taktırmakla ne alakası var??...

"Daha fazla kontrol edilmiş bir dünya fikri başlangıçta çok geniş bir kabul ve onay gördü..."

Kusura bakmayın ama hiç kimse bu şeylerden hoşlanmaz!

"Özgürlük ve mahremiyetinin bir kısmından gönüllü olarak vazgeçen vatandaşlar, bunun karşılığında daha babacan, güvenli ve istikrarlı bir düzene kavuşacaklar..."

Yani bu açık bir şekilde şu bildiğimiz söz ile çelişiyor:


GÜVENLİĞİ İÇİN ÖZGÜRLÜĞÜNDEN VAZGEÇEN, İKİSİNİ DE KAYBEDER !


Hiçbir utanma ya da arlanma duymadan tam tersini söylüyorlar ve şöyle diyorlar:

"Güvenlik ve istikrar için, özgürlük ve mahremiyetimizden vazgeçiyoruz..."

AVUCUNUZU YALARSINIZ !

BUNU YAPARSANIZ KAZIĞI YERSİNİZ !

Milli Güvenlik Muhtırası 10 Kasım 1970, Henry Kissenger'in buluşu. Milli Güvenlik Muhtırası, 200. belge.. size özetleyeceğim. Şöyle diyor: 

"DÜNYA'DA ÇOK FAZLA İNSAN VAR, NÜSUFUN ÇOĞUNDAN KURTULMALIYIZ !"

Şu kelimeyi kullanıyor: " NÜFUS AZALTIMI"

Nüfus azaltımı demek, ZATEN VAR OLAN İNSANLARI ÖLDÜRMEK DEMEK !

Belgede bir de "minerallerinizi alın" diyor !...

Ana fikir şu...

Daha fazla kontrol istiyorlar.

Sokağa çıkma yasakları ve karantinalar gelecek !


Demek istediğim şu..

Amerikalılar yeni bir tür isyan etme, yeni tür bir protesto etme ve organize olma tönetmi bulmadıkları sürece .. Bu kayıtsızlığı kıramadığımız sürece, kayıtsızlık, işte bizde bu var... yoksa burası bir köleler ülkesi olacak ve yönetici sınıf şu an fazla bir direnişle karşılamıyor ve alışveriş listelerinde ne varsa hepsini uyguluyorlar ve karantina ve sokağa çıkma yasağını uzun süredir istiyorlardı ve şimdi bunu başardılar.

Ve eğer bu şekilde kandırıldığınız bir dünya istiyorsanız, çünkü "bu bizim güvenliğimiz için" ya! , evden dışarı çıkmadan önce incelenmemek için ve üzerin aranırsa, suçlu bulunabilirim diye ceplerini kontrol etmek istiyorsan, ve evden dışarı çıktın, kapıda polis var, üzerini arıyor, neden dışarı çıkıyorsun diye soruyor.. Böyle bir dünya istiyorsan, KAYITSIZ KAL ! Hiç bir şey yapma ! O DÜNYA ÇOK YAKINDA SANA GELİYOR !


EKİM 2014 / link

2010 - İtalya "Göçmen bakıcılar" boşluğunu robotlarla dolduracak
2020 - Hani İtalya'da bakım evlerinde aşırı ölümler olmuştu ya!...




2020 !!!!

Komplo Teorisiymiş! 

Akıl tutulması yaşayanların o vakitlerde söylediği buydu (bugünde diyorlar!)...

Hâlâ komplo teorisi olduğunu mu düşünüyorsunuz?...

Eğer öyle düşünüyorsanız, en özetle .... (arzu ettiğiniz sıfatı kendinize seçebilirsiniz...)...


Sonraki adımlarında biri:

"Hükumetler internet trafiğini kontrol altında tutma konusunda başarıya sahiptir, ancak bu çabalar yine de “Dünya Çapında” Web'i kırmaktadır." Rockefeller, 2010


Yani, interneti kısıtlayabilirler, sosyal ağları kapatabilirler...



The present vast overpopulation, now far beyond the world carrying capacity, cannot be answered by future reductions in the birth rate due to contraception, sterilization and abortion, but must be met in the present by the reduction of numbers presently existing. This must be done by whatever means necessary!

Şu anda dünya taşıma kapasitesinin çok ötesinde, mevcut nüfus muazzam aşırı, doğum kontrolü, kısırlaştırma ve kürtajın neden olacağı doğum kontrolü gelecekteki azalmaları yanıtlayamaz. Ancak şu anda mevcut sayıların azalmasıyla karşılanmalıdır. Bu, gerekli olan her şekilde yapılmalıdır!


!




1 Ocak 2016 Cuma

SANA HER ŞEYİNLE SAHİBİZ...






* Torba kanunda nüfus işleriyle ilgili yer alan detaylar: 

Kimlik kartında yer alacak biyometrik verinin türü, niteliği ve alınma yaşı Bakanlıkça belirlenecek. Biyometrik verisi alınacak kişilerin şahsen müracaatı esas olacak. Biyometrik verisi alınmayacak çocukların kimlik kartı müracaatı veli veya vasileri ile bildirim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından yapılacak. Merkezi veri tabanında tutulan biyometrik veriler kimlik doğrulama işlemleri dışında kullanılamayacak.

Haberlinki:











MAYIS 2014'TEN İTİBAREN AVRUPA'DA YENİ DOĞAN TÜM BEBEKLERE RFID MİKROÇİP TAKILACAK !

ADIM ADIM YENİ DÜNYA DÜZENİ'NE !

Bu proje 2006 yılında planlanmış ve ne tesadüftür ki bu teknolojiyi anlatan Idiocracy filmi de 2006'da vizyona girmişti.

Avrupa'da yeni doğan bebeklere Mayıs 2014'den itibaren deri altı RFID mikroçipler takılacak. Söz konusu mikroçipler, enerjisini insan vücudundan karşılayacak ve son derece hassas GPS konum belirleme sensörü bulunduracak. 5 metre yanılma payıyla uydudan yeri tespit edilebilen mikroçipleri taşıyan insanların kaçma ve saklanma şansları olmayacak. Kimlik ve sağlık bilgileri de bu çipler üzerine kaydedilecek.

AVRUPA BİRLİĞİNE GİRMEYE ÇALIŞAN TÜRKİYE'DEKİ BEBEKLER İÇİN DE BÖYLE BİR ZORUNLULUK GETİRİLMESİ KAÇINILMAZDIR !

link ingilizce
alıntılınan FB sayfası





18 Ekim 2014/haber linki

Yeni çipli kimlikler Aralık ayından itibaren dağıtılmaya başlanacak!





Çipli kimlik kartlarını almak isteyenler bu haberi okuyarak merak ettikleri yeni kimlik kartları ne zaman verilecek sorusunun yanıtını bulabilirler. 10 yıl boyunca geçerli olacak olan yeni çipli kimlik kartları kırıkkale'den dağıtılmaya başlandı. Yüzde yüz olarak herkesin eline geçmesi için ise süre 3 yıl meniz gerekmektedir. 10 yıl geçerli olacak yeni kimliklerin fiyatı belli oldu 

3 yıl içerisinde tüm ülke genelinde dağıtılacak 1 GB'lik hafızası olan çipin de yer alacağı kimlik kartlarının maliyeti 18 lira olacak. 

Kimlik sahteciliği yok olacak ... haber linki


...mış, hadi be, paranın, kredi kartlarının hatta insanların bile sahtesi varken, kimlik sahteciliği yok olacakmış....ki TC numarası vermişlerdi, o ne peki? Mostralık mı?










Stille Nacht, 
Heilige Nacht. 
Alles schläft!
Bigbrother überwacht!





// Mutlu Yıllar !!!
MI?
















28 Temmuz 2015 Salı

Doğu Anadolu'da Nüfus








Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasını ve bu savaşa Osmanlı Devleti'nin İttifak Devletleri safında katılmasını fırsat sayan Ermeniler doğuda Ruslarla, güneyde Fransızlarla ve İngilizlerle birlikte Osmanlı ordusuna saldırmışlar ve masum halkı katletmişlerdir.


1918 yılının son ayları ve 1919 yılı içerisinde İstanbul basını da Vilâyât-ı Şarkiyye üzerinde sıkça durdu. Gazeteler özellikle bu vilâyetlerde bulunan Müslümanların yek vücut olduklarını söylüyorlar, Ermenilik ve Kürtlük iddialarını reddediyorlardı. Yeni Gün Gazetesi 23 Aralık 1918 'de, Vakit Gazetesi 27 Aralık 1918'de, Hadisat Gazetesi hemen hemen bütün sayılarında bu iddialara cevap veriyordu. Tasvir-i Efkâr Gazetesi 14 Aralık 1918'de Kürt ve Ermeni iddialarını reddettikten sonra harpten önce Vilâyât-ı Şarkiyye'nin nüfusunu şu şekilde veriyordu.




(1)Vilâyet........................... İslam........ Ermeni........ Anasır-ı Muhtelife....... Nüfus-ı Umûmi

Van............................ 179.380......... 67.792............. 11.696....................... 259.141
Mamuretü'l-Aziz......... 446.379......... 76.070..............  2.762........................525.211
Erzurum.....................673.279.........125.657............. 12.347...................... 815.283
Bitlis.......................... 309.999........ 114.704............. 12.776...................... 437.479
Sivas......................... 939.735........ 143.406............. 85.299................... 1.168.440
Diyarbakır.................. 492.101.......... 55.891............. 66.948...................... 614.940

Yekûn.................... 3.040.873......... 583.520........... 196.101................... 3.820.494

(1)Tasvir-i Efkar,14 Kanun-ı Evvel 1334/ 14 Aralık 1918, No: 2590



Yukarıda verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere, Ermeniler bütün gayretlerine rağmen Doğu Anadolu'da nüfus çoğunluğunu sağlayamamışlardır. XIX. yüzyılın başından itibaren Büyük Devletlerin tahrikleriyle harekete geçen Ermeniler bölgede kendilerine ait bir tarih ve devlet oluşturma gayretine girişmişler, fakat bunda başarılı olamamışlardır. Bu başarısızlığın en önemli sebebi, Ermenilerin bölgede nüfus olarak azınlıkta olmalarıdır. Altı Vilayet olarak bilinen Bitlis, Van, Diyarbakır, Mamüretülaziz, Sivas ve Erzurum vilayetlerinde 1912 yılında yaşayan Ermenilerin sayısı 870.000 idi. Dolayısıyla Altı Vilayetteki Ermeni nüfusu toplam nüfusun beşte biri bile değildir.Bu şartlar altında modern bir devlet kurmanın imkansızlığı açıktır. (2)


Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasını ve bu savaşa Osmanlı Devleti'nin İttifak Devletleri safında katılmasını fırsat sayan Ermeniler doğuda Ruslarla, güneyde Fransızlarla ve İngilizlerle birlikte Osmanlı ordusuna saldırmışlar ve masum halkı katletmişlerdir.Yukarıda verilen tablolar tahlil edildiğinde ortaya çıkan genel sonuç şudur: Savaş sona erdiğinde Doğu Anadolu ve Kafkasya’da 1.2000.000 ‘den fazla Müslüman yerlerinden sürülmüş, 1.000.000’dan fazlası da hayatını kaybetmiştir. Anadolu’nun tamamında 600.000 Ermeni ve 2.5000.000 de Müslüman ölmüştür. (3)


Bu sırada göze çarpan diğer önemli bir nokta da, Ermenilerin Türkler tarafından kendilerine yapıldığını iddia ettikleri sürgün ve katliamın daha beterini Doğu Anadolu ve Kafkasya'nın Müslüman Türk sakinlerine uygulamış olmalarıdır. Yalnızca Doğu Anadolu'nun altı vilâyetinde (Erzurum, Sivas, Bitlis, Van, Diyarbakır ve Elazığ) ve Trabzon'da nüfusun yüzde otuzu 1912-1922 yılları arasında ölmüştür. (4) Bu ölümlerin hemen hemen hepsi Ruslar tarafından teçhiz edilerek eğitilen Ermeniler tarafından gerçekleştirilmiştir.




(2) Justin McCarthy, “Ermeni Terörizmi: Zehir ve Panzehir Olarak Tarih”, Ankara Üniversitesi Uluslararası Terörizm Sempozyumu, Ankara, 1984, s.84.

(3) “Eğer Türklerin yaptıkları bir soykırımsa, kurbanlardan daha çok katillerin öldüğü ilginç bir soykırımdır.”McCarthy, “Ermeni Terörizmi...”s.85

(4) Justin Mc.Carthy, Ölüm ve Sürgün, İstanbul, 1998, s.273.





The object of this article is to expose the population of the Provinces of Erzurum, Van, Diyarbakır and Bitlis after the Mondros Armistice. At Paris Peace Conferance Armenians’ population claims were refused with telgraphs came from these provinces governors. These telegraphs showed that the size Turkish population was bigger than the Armenians before and after the World War I in the eastern provinces. Hence these telegrams also proved that there had been no genocide during the war. In this study in addition to the documents ottoman archives the report of foreign observers are also utilized.






MONDROS MÜTAREKESİ’NDEN SONRA VİLÂYÂT-I ŞARKİYYE'DE NÜFUS
Haluk Selvi
pdf   ya da   link







diğer sayılara ulaşmak için linkte sadece sayıları değiştirin


















10 Aralık 2014 Çarşamba

TÜRKİYE’DE ETNİK MOZAİKTEN BAHSEDİLEMEZ…




"Bir ülkenin etnik mozaiğinden bahsetmek için o ülkedeki etnik grupların nüfusa 
oranının % 35 olması gerekir. 

Türkiye’de bu oran sadece % 10'dur. 

Hatta ;
AB’nin araştırmalarında resmi olarak deklare edilen oran % 7. 

Fransa’da etnik yapı nüfusun % 20’sidir. (bir AB ülkesi olan Fransa'da toplam nüfusları ülke nüfusunun yaklaşık +- %22'sini oluşturan 116 etnik grup mevcuttur)

Ancak Fransa’da etnik mozaikten hiç bahsedilmiyorken, Türkiye’de bahsediliyor.

Bu sadece ülkemizi bölmek isteyen iç ve dış güçlerin bir oyunu” derken,

Türkiye’de etnik grupların sayısı hakkında bilgisizce yorum yapıldığını ileri sürüyor ve “ farklı kökenlerin oluşması yüzyılları bulabilirken her kafasına esen Türkiye’nin etnik grupları hakkında bilir bilmez sayılar üretiyor” .

Türkiye’nin etnik yapısını kaşıyanların, ülkeyi bölme planlarının parçaları olduğuna dikkat çeken A.Tayyar Önder,“bu oyunlara karşı milli bir devlet olduğumuzu dosta düşmana göstermeliyiz. Bu oyunlar karşısında birleşmeliyiz, örgütlenmeliyiz ve bunlarla mücadele etmeliyiz” diyerek Türk Milleti’nin bölünmezliğini bir kez daha vurgulamaktadır.




BODRUM'DAKİ KONFERANS'tan (Aralık 2005)

Ali Tayyar Önder ,Türkiye’yi parçalamak amacıyla etnik mozaik söyleminin nasıl kullanıldığını anlatırken, Türkiye’nin bu ve benzeri konularda zaafiyet gösterdiğine dikkat çekti. 

Bazı basın kuruluşlarının Abdullah Öcalan’ın içinde bulunduğu çözüm önerilerine sıcak davranmalarına anlam veremediğini kaydeden Önder, “Vatanları için canlarını veren şehitlerimizin yerine cevap vermek onlara mı kaldı?” şeklinde konuştu...

Türkiye’yi Serv ile bölmek isteyen güçlerin Lozan’dan sonra farklı arayışlara girerek içerden parçalama politikaları sürdürdüğünü belirten Önder, “Türkiye Etnik Mozaiktir” söyleminin bu politikaların en birincil sırasında yer aldığına dikkat çekti. 

Yaklaşık 40 yıl önceki devlet anlayışının Avrupa’nın ortaya attığı bu görüşü savunarak müdafaya geçme çabalarını eleştiren Önder, Türkiye’de sadece 6 etnik gurup bulunduğunu ,ancak devlet yönetimlerinin bu sayıyı arttırarak savunma politikası izlediklerini dile getirdi. 

Önder, “Adeta açık arttırmaya çıkartılan etnik guruplar 47 olarak açıklanmış, daha sonraki dönemlerde 27,36 ve 54 gibi gerçekten uzak rakamlarla abartılmış bugün ise bu sayı 27’e düşürülmüştür” şeklinde konuştu. 

Bahsedilen azınlıkların 16 tanesinin Türk olduğuna dikkat çeken Önder, “Irkları bir, dinleri bir, soyları bir bir millet nasıl 16 parçaya bölünerek azınlık denilebilir ?” 

"Uzun seneler önce başlayan planlar işliyor. Bizim hükümetlerimiz de etnik mozaik kavramını kabul ederek 'biz herkese eşit davranıyoruz' sistemiyle siyaset yapmaya çalışıyor. Bu oldukça tehlikeli" şeklinde konuştu...










1927 yılından 1965 yılına kadar yapılmış olan genel nüfus sayımlarında 
"anadil" Kürtçe olanların sayısının genel nüfus oranları şöyledir.

1927 % 8.7
1935 % 9.2
1945 % 7.9
1950 % 8.8
1955 % 7.0
1960 % 6.7
1965 % 7.1


Kürtçe'yi 2.dil olarak konuşanların tamamını Kürt olarak kabul etmek mümkün değildir. Çünkü Kürtçeyi 2.dil olarak konuşanlar arasında büyük bir kitle olarak Türkler, Zazalar, Araplar, Süryaniler de mevcuttur. Genel ortalama olarak Türkiye'deki Kürt kökenli nüfus yaklaşık %8 olarak kabul edilebilir. 


BİR ÜLKENİN ETNİK BİR MOZAİK OLARAK TANIMLANABİLMESİNİN 
ÖN ŞARTI NÜFUSUN GENEL NÜFUS İÇİNDEKİ ORANIN 
EN AZ % 35'İNİ OLUŞTURMASIDIR. 
BU BİR ULUSLARARASI ÖLÇÜTTÜR. 
(Prof.Dr.Marin Lipset)


Türkiye'nin mozaik tanımlamasında :  Türkler, Türkmenler, Aleviler, Yörükler, Azeriler, Uygurlar, Özbekler, Kazaklar, Krıgızlar, Balkarlar, Karapapaklar, Nogat Tatarları, Kırım Tatarları, Kürtler, Zazalar, Araplar, Rumlar, Ermeniler, Lazlar,  vs.... derken sayılan etnisitelerin büyük bir çoğunluğu Türk'tür, ki Alevilik bir etnisite değildir. Ama bunu bilinçli bir şekilde ayrıştırıyorlar.




Ali Tayyar ÖNDER - Türkiyenin Etnik Yapısı



//




İlk nüfus sayımı II.Mahmut döneminde yapılmış, yalnız erkekler ve hayvanlar sayılmıştı.

*
Genel nüfus : 13.648.270 
Erkek : 6.563.879 
Kadın : 7.084.391
Şehir nüfusu : 3.305.879 (% 24.22)
Köy nüfusu   : 10.342.391 (%75.68)

Nüfusu 100.000'in üzerinde iki şehir var : İstanbul ve İzmir

* Nüfusun anadillere göre dağılımı şöyle:
Türkçe  : 11.777.810
Kürtçe  :   1.184.446
Arapça :       134.273
Rumca:        119.822 (İstanbul Rumları)
Çerkezce:       95.901
Yahudice :      68.900
Ermenice :      64.745 (Hani Ermenilerin kesip bitirmiştik?! - T.Ö.)
(Prof.Dr.Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi,3/1.c,s276)

Yoksul, çağdaşlaşmaya çalışan gelişme yolunda bir köylü devlet. 
Kadınlar erkeklerden fazla. Anadolu nüfusu birkaç cephede 10 yıl süren savaşlardan dolayı azalmış.
Kalanı da tam sağlıklı değil. Bir bölümü sakat gaziler.

Nüfusumuz 1935'e kadar %21 oranında artar ve 16.158.18 olur.





Cumhuriyet, 2.kitap,syf.732- Turgut ÖZAKMAN




//



Türkiye'nin Etnik Yapısı / Halkımızın Kökenleri ve Gerçekler
Ali Tayyar Önder


"A. Tayyar Önder'in 5 yıllık araştırması tüm malzemeyi önümüze koyuyor." 


"Farklı ülkelerden ünlü araştırmacıların savları incelenmiş. Bulgular  sergilenmiş..."  "Araştırmadaki bazı önemli noktaları Cumhuriyet okurları ile paylaşmak gerektiğine inanıyorum. Çünkü bunlar her bilinçli yurttaşın bilmesi ve üzerinde düşünmesi gereken şeyler." Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı




"Eseriniz, sadece şimdiki yaşayanlara değil, gelecek nesillere de ne olduklarını bilmeleri konusunda bir kaynak olarak hak ettiği yeri alacaktır. İnanılmaz derecede, gerçekleri çarpıtarak ülkemiz insanlarının kafasını bulandıran kasıtlı ve maksatlı yayınlarla geleceğimizi karartanlara büyük bir darbe vuracak olan eseriniz için sizi en samimi dileklerimle kutlarım." Prof. Dr. Lütfi Baş




"Bu konuda birçok kitap var. Fakat ilmi değeri olan ve aklı başında insanları tatmin edebilecek kitap sayısı malesef çok az. Biz size bu konuda iki isim verebileceğiz. Birincisi İçişleri eski bakanı E. Korg. Selahattin Çetiner'in Sorunlarıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu Gerçeği ve diğeri değerli araştırmacı Sn. Ali Tayyar Önder'in Türkiye'nin Etnik Yapısı Halkımızın Kökenleri ve Gerçekler isimli kitabı. İkinci kitap gerçek bir ilmi eserdir. " E. Org. Kemal Yavuz




"Türkiye'nin etnik yapısı hakkında yalanlarla dolu kitaplar bilimin berrak ışığında gerçeklerle çürüten, yüzyıllardan beri devam eden bağımsızlık mücadelemizin vatansever neferlerine meşale olan kitabınız için sizi kutluyorum." "Bitmeyen şark meselesinin bir evresinde, ülkemizin bu güzel köşesinde aklın ve bilimin ışığında hizmet veren Sb. Astsb. Erbaş ve erler, kamu yöneticileri ve öğretmenler adına sizi kutluyor, başarılarınızın devamını temenni ediyorum." Tuğ Gen. Zeki Durlanık




"Çok önemli bir eser. Bu hayati konuda, şimdiye dek, ne bir resmi kuruluşun ne de başka bir kişinin bu kadar kapsamlı ve derinlemesine bir çalışma yaptığını sanmıyorum." Altemur Kılıç




"Başta devlet yetkilileri olmak üzere, gençlerin, aydnların, hepmizin tekrar tekrar okuması gereken, sağlam bir bilimsel temele dayalı, başyapıt niteliğinde, fevkalade önemli büyük bir eser. Ansiklopedi değerinde bir kaynak." Cengiz Gökçek (Eski Sağlık Bakanı)




"Bu konuda bir çok araştırma yaptım, pek çok kitap okudum. Bu kitap kapsamlı, sistematik, bilimsel bir esere rastlamadım. Denilebilir ki, alanında abide bir eser. Her yurtseverin, özellikle de gençlerin, bu kitabı altını çizerek mutlaka okumaları gerekir." Nahsen Badeli (Malkara Kaymakamı)




"Yetmişbeş yıllık Cumhuriyet döneminde bu konuda, bu değerde hiçbir eser yazılmadı. Bu kitabın olmadığı her kütüphane eksiktir. Milli kültür, milli tarih, milli siyaset anlayışının tamamen yenilenmesini zorunlu kılan başyapıt niteliğinde akademik bir çalışma." Turgay Boduroğlu (TUDEV Eski Gen. Bşk.)






//




"KÜRT SORUNU VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ " adlı araştırmada 
KÜRTLERİN bir TÜRK BOYU olduğu kanıtlanarak, bilgimize sunuluyor.


...Türkiye, sahip olduğu coğrafya ve ekonomik kaynaklar sebebiyle, Dünya hâkimiyetini sürdürme peşinde koşan odaklar açısından son derece önemlidir. Türkiye’yi uysallaştırmak veya bir şekilde kontrol edilebilir hale getirmek için türlü yollar denenmektedir. Bu yollardan en güncel olanı, Anadolu coğrafyasında iç karışıklık yaratmaktır. Çıkarılmak istenen karışıklık, daha çok terör ve onun üzerinden geliştirilmek istenen Türk-Kürt düşmanlığı olarak kurgulanmaktadır. Terör sorunu, özellikle son zamanlarda “Kürt Sorunu” diye adlandırılmaya başlanmış ve böylece sorun etnik temellere oturtulmak istenmiştir. 

İşte bu çalışmada, varolan sorunun “Kürt Sorunu” olarak adlandırılmamasının neden daha mantıklı olduğunu tarihten de yararlanarak açıklamaya çalışacak ve günümüzde gelinen noktada meselenin nasıl çözülebileceğine dair birkaç öneri sunacağım...

..."Kürtçe’yle ilgili çok önemli sonuçlar çıkar. Şöyle ki, 1879 yılında St. Petersburg’da, Ferdinand Justi tarafından Kürtçe bir sözlük hazırlanmıştır. Daha sonra bu sözlükteki kelimeler, Vladimir Minorsky tarafından kökenler açısından incelenmiş ve ortaya çok çarpıcı bir sonuç çıkmıştır. 

Sonuçtaki dağılımlar şöyledir:

8378 kelimede; 3180 Türkçe, 2230 Farsça, 2000 Arapça, 220 Ermenice, 108 Keldanice, 60 Çerkesçe, 20 Gürcüce ve 500 civarı da menşei belli olmayan (yani Kürtçe) kelime bulunmuştur.

Bundan daha da ilginç olanı, De Groot’un benzer bir çalışmasında, 532 tane de Göktürkçe kelime tespit edilmesidir.

Çok basit bir örnek vermek gerekirse, Göktürkçe’de “kon”, Kürtçe’de de “kon” ve bunun Türkçe anlamı ise “konak yeri, çadır”dır...


Serhan ÜNAL
AKADEMİK BAKIŞ
Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi






Körfez Savaşı sırasında (1990-91) Irak'tan Türkiye'ye göçmen olarak gelen 500 bin Peşmerge/Kürt nüfusun 450bini vatandaşlık hakkını verilip Türkiye'ye yerleştirilmiştir. Oradaki Türk nüfus ve Irak Kürtleriyle anlaşamayan halk Batı'ya göçmüştür. Sistemli bir şekilde Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu boşaltılmakta ve arzu edilen şekilde yerleştirmeler yapılmaktadır. Toprak-Arazi ve mülk satışlarından da bölgemizde Yahudi ve Ermeniler dahil olmak üzere  yabancı uyruklu halkların yerleştirildiği de bilinmektedir.

Ayrıca kendisini Kürt olarak tanımlayan bir çok aşiret ve boy da %100 Türk boyudur.



Atatürk ve Diyap Ağa - 
bilinenin aksine Diyap Ağa Kürt değil Avşar boyuna mensup bir Türk'tür.



Afşar Oymak ve Obalarından Koçgiri Aşireti : 


Zaza gruplarından biri olan bu aşiret, 1375’ten sonra Sis bölgesinden göç ederek Sivas-Dersim arasına yerleşen Sis Afşarları’nın bakiyeleridir. Nitekim Sivas’a bağlı Suşehri ilçesinin bir köyünün adı Sis’tir. 

Sivas’tan Erzincan’a uzanan bölgede Koçhisar, Zara, İmranlı, Suşehri, Refahiye, Kangal ve çevre köylerde yaşayan Koçgiriler, Alevi inançlı olup, Sivas ve Dersim’den yayılarak Kemah’a yerleşmiş, daha sonra Boz-Ok bölgesine ve Rumeli’ye de iskan olmuşlardır.

Bazı yabancı seyyahların Türk oldukları halde kasıtlı olarak Kürt oldukları propagandasını yaptıkları boylardan biri de işte bu Dersim-Sivas arasında yaşayan Avşarlardır.

Kurtuluş Savaşı sırasında Koçgiriler, Mustafa Paşa’nın oğulları İmranlı Bucak müdürü Haydar ile Alişan’ın liderliğinde isyan ederek (Ekim 1920-Haziran 1921) sorunlar çıkarmışlardır.

Ancak, bunların tamamının asi olduğunu düşünmek yanlış olur. Aşiretin bir kısmı, Diyap Ağa önderliğinde Atatürk’e destek vermişlerdir. Diğer taraftan Cumhuriyet döneminde Ağrı (1930) ve Dersim İsyanlarında (1937) Koçgirilerin aktif rol aldıklarını görüyoruz. Bu sebeple Koçgirilerin bir kısmı dağıtılarak muhtelif yerlere zorunlu iskana gönderilmiştir. Kayseri’nin Sarız ilçesindeki bazı köyler ile Develi ve Adana Tufanbeyli’deki Koçgiriler bunlardandır.



Türkmenlerin Kürtleşmesi Olayı ve Avşar 

Türk topluluklarından bazılarının ilişkiye girdiği milletlerle kaynaşarak eridikleri malumdur. Türk tarihi incelendiğinde, İran ve Afganistan’da olmak üzere Türk oymaklarının bir kısmının (Afşarlar da dahil) kültürel değişime uğradıkları görülür. Bunun gibi Türk boyları arasında da böyle karışımlar ve erimeler söz konusudur. 

Asırlar boyunca yaşanan boy mücadeleleri ve yapılan göçler esnasında kimi Türk boylarının başka Türk boyları arasına girerek ana boy adını unuttukları ve tabi oldukları boyun adıyla anıldıkları bilinmektedir. Kimi zamanda boyların birleşiminden yeni boylar teşekkül etmiştir. Avşarlarda da bu durum mevcuttur. Yaptığımız araştırmalarda aslını unutmuş Afşar kökenli kişi veya köylerin kendisini Türk, Türkmen, Yörük, Yerli, Köylü gibi adlarla tanıttıklarına, hatta bunlardan bazılarının aralarında geçen münasebetler dolayısıyle Afşarları pek sevmediklerine tanık olduk. 

Bursa’da yaşayan Maraş Elbistan’lı bir arkadaşım kendilerinin aslını anlatırken “Biz Türkmen’iz. Bizim köye Dodurlular denir, komşu köyümüz ise Afşar köyüdür.” demişti. Dodurluların Recepli Avşarlarının bir obası olduğunu söylediğimde çok şaşırmıştı. Bu köyün oba adını muhafaza etmesine rağmen ana boy adını unuttuğu görülüyor. Kimi yerlerde ise Avşarlar azınlıkta kaldıkları için yörede etki ve nüfus olarak baskın olan aşiretin adıyla anılmaya başlanmıştır. Adana’da Varsaklar, Antep’te ise Beydililer arasındaki Avşarlar buna örnek verilebilir. Diğer bir husus ta, Alevi Avşarların durumudur. Bunlar, Sünni-Alevi farklılaşmasından dolayı genel ad olan Alevi adını kullanmışlar ve boy adlarını muhafaza edememişlerdir.

Biz bu bölümde ülkemizde ve çevresindeki topraklarda yüzyıllar boyu meydana gelen Türk boyları arasındaki kaynaşmaya örnek olacak böyle bir olaydan bahsedeceğiz. 

Bu “Türkmenlerin Kürtleşmesi” hadisesidir. Peki, insanlarımızın kendisini yukarıda sıraladığımız isimlerle ifade etmesi mesele olmuyorda neden “Kürt” adını taşıyınca sıkıntı çıkarıyor. 

Bunun sebebi Kürtlüğün, Türk milletini ve devletini bölüp parçalamak isteyen mihrakların kullandığı bir unsur olmasıdır. Açık söylemek gerekirse Kürtlük, Türklükten ayrı bir şey değildir. Bu yüzden bir Türk’ün Kürtleşmesi veya bir Kürdün Türkleşmesi, biraz önce bahsettiğimiz Türk boyları arasındaki kaynaşmalara örnektir. Biz olaya böyle bakıyoruz ve işin aslı da budur. 

Ancak geriye dönüp baktığımızda tarihimizde Kürt olayı çok farklı cereyan etmiştir. Dış güçler, Kürtleri Türk devletinin başına bela etmek için inanılmaz oyunlar oynamışlardır. Ancak o dönemlerde ve günümüzde dahi bu oyunlara alet olmayıp erdemli davranan Kürt aşiretleri oldukça fazladır. Kürt konusunda bizim politikacıların da ihmalkar davrandığını belirtmek yerinde olacaktır. Yapılan bir çok araştırma sonunda Kürt adı ile tanınan insanların önemli bir kısmının Türk boylarından geldiğinin kanıtlanmış olması aslında sorunu halletmiş oluyor. Yani kimi kimden koparacaklar. Öz, aslına ihanet etmez. Edenlerin soyunu bir araştırın bakın neler çıkacaktır. Abdullah Öcalan’ın Ermeni asıllı olduğunu ilk kez rahmetli Türkeş ortaya çıkarmıştı. Öldürülen PKK militanları arasında çok sayıda sünnetsiz kişilerin olması da bu açıdan önemlidir. Bu kişiler Kürtlere de düşmandır unutulmasın.

Kürt olayının bu hallere gelmesinde hükümetlerin milli politikalarının olmaması, Kürtlerin Türklükleriyle olan ilgilerinin akademik bir tez olarak kabul edilmemesi ve politik kaygılar sebep olmuştur. Bütün bu sebepler zamanla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Türkmen cemaatlerinin ve konumuz itibariyle Avşar Türkmenleri’nin Kürtleşmiş olmalarına veya Kürtleşmeye doğru gitmelerine sebep olmaktadır. 

Bu sebeple Bazı bölgelerde Kurmanç adı altında Türk dilinden Bayat, Bayındır, Salur, Beydili, Döğer, Büğdüz, Yıva, Karkın, Küresinli (Kasımoğlu), Milli, Karakeçili, Türkan, Tilki, Atmalı, Kızkapanlı, Çakallı.... gibi Türkmen boylarıyla birlikte Avşar Türkmenleri de uzaklaşmış ve Türklüklerini unutmuşlardır. Kürt denilen bu insanların şahıs adları da Türkçe’dir. Sözgelimi, Milli aşiretine mensup kişiler arasında adı Avşar olanlar vardır. Bugün hala Kürtler arasında Avşar adlı obalara rastlanması önemlidir.



Avşar Türkmenleri Adnan Menderes Kaya.


//



YÖRÜKLER - Prof.Dr.MEHMET ERSÖZ



Türkmen Aşiretlerinin Kürtleşmesi:

Ziya Gökalp, (Aşiretler Hakkında Sosyoloji Tetkikleri) isimli eserinde Türkmen aşiretlerinin kürdleşmesi hadisesine temas ediyor.

"(Türkân) gibi esasen (Beydilli) boyuna mensup Türk olduğunu bilen, fakat Kürtçe konuşan bir Türk aşîreti...".

Bugün Kayseri (Sarız) ve Urfa havalisinde asıllarının Türkmen olduğunu söyleyen, fakat Kürtçe konuşan Beydilli’ler mevcut. (Badıllı) diye anılıyor. “Aslımız Türkmen; şimdi Kürdük'' diyorlar. Keza Urfa havalisinde (Karakeçililer) aynı halde.

Gaziantep havalisinde Kürdleşti Alevi (Tilkiler) aşiretinin aslı Türkmendir. Bunların diğer Türk boyları ile birlikte, ekaliyette kaldıkları İran’ın bazı mıntıkalarında kürtleştiklerini görüyoruz:

“Güney İran da farslaşan ve kürtleşen Şul (Eski Çur, Çul, Araplarda Sül), Kücat, Ağaçeri Khalac Ilak, Kürdüstan da Kürtleşen Bayat, avşar, Beğdili (Kürtlerde Bedelli) Eyva (Yiva) uruğları Hüzistanda Avşarlar, Luristan da beğdelli, Tilkü ve Uluğ-Çinliler bu cümledendir.

Bayat, Avşar, Khalac gibi kabilelerin, Fars vilâyetindeki Türkmenlerin dağlarda ayrı uruğlar halinde göçebe kalanları milliyetlerini muhafaza etmişlersede...

Gene Gaziantep havalisinde kürtleşen Alevî (Gızgapanlı Aşiretinin), Varsak’Iann bir kolu, bir oymağı olduğunu anlıyoruz'.

Kozan’ın beş köyüne (Kürt köyleri) diyorlar. Gittiğimizde halis Türkmenlerle karşılaştık. Tek kelime kürtçe bilmiyorlar. En eski Türk adetlerini yaşatıyorlar. Kendilerini Kürt bilen bu insanlar hakiki Kürtler arasında bulunsalardı şimdiye kadar çoktan erirlerdi.
Millî kültürümüzün hazin halini bu misal gösterir.

Birçok (Kürt) isimli Türk köyü bulunduğu gibi, Toroslar’da (Bağırsak Yaylası Tanrıdağı civarında, Akseki-Hadim arası) Kürtler diye anılan ve tanılan halis Türkmen, Yörük’leri gördük. Eski Türkler arasında ve Macarların içinde de (Kürt) isimli kabile bulunduğunu eski Türk kitabelerinden anlıyoruz. (Yazıtlar III,180-181)





//




Kürdoloji yalanlarının arkasındaki gerçekler



Tarihi kaynaklara dayanan ciddi araştırmaları ile tanınan D. Ahsen Batur, muazzam bir kitap daha ortaya koydu: “Kürdoloji Yalanları”.

Bugüne kadar Kürt etnisitesi üzerine araştırma yapanlar, ‘asıl kaynaklara’ inmemişler, çoğu ‘Türkler ile hesabı olan’ oryantalistlerin yazdıklarına itibar etmişler veya ‘siyasî gaye’ gütmüşlerdi.

…“Kürtçülük” üzerine yapılan araştırmaları tamamıyla “reaksiyoner tarihçilik” gören Ahsen Batur, şu tespiti yapıyor: “Ben buna militan tarihçilik de diyorum. Kürt gençleri de galiba gerçekleri değil, gururlarını okşayan kitapları okumaktan zevk duyuyorlar. Tipik bir kimlik arayışı…

…“Onlar her şeyi iddia ediyorlar, ama sadece iddia ediyorlar. ‘Belge göster, delilini ortaya koy’ dediğin zaman ortada kimseyi bulamıyorsun. Çünkü yalan söylüyorlar. Biz eski coğrafyacıların kayıtlarına dayanarak 1071’den önce Kürtlerin nerelerde bulunduklarını kitapta detaylı olarak gösterdik. Çok merak edenler bunları kitaptan takip ederler.” 

kitaptan bir bölüm:
“Karduk kelimesi. Minorsky, Nikitin ve Marr ve hatta başkaları bu kelimeyi Kartlı ile ilişkilendirerek Karduklarla Kartlileri yani Gürcüleri özdeşleştirdiler. Siyasi Kürtçülerse Xenofon’un anlattıklarına istinaden ve ikna edici bir delil göstermeden Kardukların Kürtlerin atalarından olduğunu ileri sürdüler. Ama kimse Karduk=Karluk yakınlığı ve hatta aynîliği üzerinde durmak istemedi. Hâlbuki bugün Kazak ve Kırgızlara giderseniz, onlar hiçbir zaman “Karluk” demezler ve aksine “Karduk” derler. Çünkü d-l değişimi onlarda ve Altaylara doğru gittikçe hâlâ canlı olarak muhafaza edilmektedir. 

Diğer yandan dağlı halklar ok-yay yerine mızrak ve sapan kullanırlar. Ayrıca Xenofon’da gözden kaçan bir detay var. Xenofon, Kardukların attıkları okları toplayıp tekrar atmak istediklerinde Karduk oklarının yayları için kısa kaldığını fark ediyorlar ve ayrıca kendi yaylarının menzili Karduklara yetişmiyor. Demek ki Karduklar M tipi uzun menzilli yaylar kullanıyorlardı ki, M tipi yayların kökeni Orta Asya’dır. Daha başka detaylar da var ve biz onları kitapta etraflıca anlattık. Ama siyasî Kürtçüler için bir halkın adında söz gelimi bir “K” harfinin bulunması dahi, onu sahiplenmek için yeterlidir.”


“Kürdoloji Yalanları” mutlaka elinizin altında bulunması gereken bir kitap. Selenge Yayınları,


İsrafil KUMBASAR,basın
















________________________
________________________