Translate

sömürge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sömürge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2024 Perşembe

Askeri-Endüstriyel ve Düşünce Kuruluşları

 "Askeri-endüstriyel komplekse dikkat edin!"

D. Eisenhower, 1961

"Watchout for military-industrial complex!"


* Why We Fight? Military Industrial Complex Documentary.

(Neden Kavga Ediyoruz? Askeri-Endüstriyel Kompleks Belgeseli)

Yönetmen: Eugene Jarecki,2005 -YT video

_______________________

"Babam da bu askeri-endüstriyel kompleksin kontrolden çıkmasına izin verilmemesi konusunda uyarıda bulunuyordu."

J. Eisenhower


"Bilirsiniz, insanlar bazen savunma bütçesini birlikleri silahlandırmak, ulusal savunma olarak düşünürler. Ancak bu işin içinde olan çoğu insan için bunun bir iş, çok büyük şirketler arasındaki sözleşme rekabeti olduğunun farkındasınız. Sektörün kara bir sonuca sahip olması gerekiyor, aksi halde hissedarlar bundan hoşlanmaz. Bu nedenle, ürünü satın almaya devam etme konusunda hükümetin ilgisini çekmenin yollarını bulmaları gerekiyor." - Albay Wally Saeger, ABD Hava Kuvvetleri


"11 Eylül'den sonra, tespit edebildiğimiz en az 71 şirketin Afganistan ve Irak'a girmek üzere sözleşmeler almaya başlandığına dair anlık bir fotoğrafımız var. En büyük 10 şirketin hepsinin Pentagon'da veya ABD hükümetinin diğer bölümlerinde, yönetim kurullarında veya üst düzey yönetici olarak çalışmış eski ABD'li yetkililer vardır. Döner kapı olarak biliniyor ve insanlar her zaman para kazanıyor. Kamu görevlileri şirketlerde çalışıyor ve eskiden kamu hizmetinde kazandıkları paranın üç, dört katı, hatta on katı kadar para kazanıyorlar.... Kurumsal çıkarların siyasi güçlerle o kadar iç içe geçtiği ve mali elitlerle siyasi elitlerin aynı insanlar haline geldiği, kusursuzluğu olan bir sürecimiz var." - Charles Lewis, Center for Public Integrity


"Kongre Dick Cheney'nin Halliburton'un bir milyar kazanmasına yardım edip etmediğini sorguluyor." (Basın)

"FBI, Halliburton şirketinin Irak'taki sözleşmeli işleri için vergi mükelleflerine nasıl fatura kestiğine ilişkin soruşturmasını genişlettiğini açıkladı." (Basın)

"Ve şimdi bu sözleşmelerden bazılarının Başkan Yardımcısının bilgisi ve onaylıyla verildiği anlaşılıyor ki bu da onun daha önceki açıklamalarıyla çelişiyor gibi görünüyor." (Basın)


"Başkan Yardımcısı olarak sözleşmelerin hiçbir şekilde, şekil veya biçiminde hiçbir etkim, katılımım veya bilgim yoktur!" - D.Cheney




"İki buçuk yıl süren, 600.000 dolarlık bir raporu, altı kıtadan on araştırmacı muhabirin de aralarında bulunduğu 33 kişiyle, özel askeri şirketleri inceleyerek ve dünyanın her yerindeki savaşları dış kaynaklardan temin ederek hazırladık. Ve 1992'de Kellogg Brown & Root adlı bir şirkete şu fikri incelemek için 9 milyon dolarlık bir sözleşme verildiğini fark ettik: Pentagon, bazı destek tipi işlevleri yerine getirmek için özel sektörü kullanmaya başlamalı mı? Yemek servisi, tuvalet görevi, ama belki bazı askeri şeyler de olabilir?... Ve o zamanki Savunma Bakanı Dick Cheney idi. Bu yüzden Cheney sözleşmeyi veriyor ve Kellogg & Root geri geliyor ve şöyle diyor: Bu harika bir fikir... Önümüzdeki 10 yılda tam da bunu yapmak için 700 veya 800 sözleşme alıyorlar." - Charles Lewis


"Ben Halliburton'u yönettim. Bununla gurur duyuyorum."


"Halliburton mükemmel bir örnek. Bu şirket, eski bir ABD'li Rolodex elemanını işe aldı; Eski kongre üyesi, Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı [D.Cheney].. Yalnızca Washington'da değil, dünyanın her yerindeki başkentlerde kapılarının açılmasını sağlamak için. Ve evet, bundan dolayı net serveti beş yıl içinde bir milyon dolardan veya daha azından 60 veya 70 milyon dolara çıktı... Bu yüzden bir hükümet yüklenicisini (devlet yüklenicisini) başkan yardımcısı olarak seçtik! Bu Endonezya olabilir, Rusya ve Nijerya olabilirdi. Hayır, burası Amerika Birleşik Devletleri'ydi. Ve az önce söylediğim her şey tamamen yasal ve bu bizim yasal yolsuzluk sistemimiz! " - Charles Lewis


"Parayı takip ederseniz Halliburton'un savaş istemesinden çok Dick Cheney'e gidip kendileri için bir savaş almasını söylemeleri söz konusu değil. Öyle değildi, ama savaş gitme isteği var." - Lt.Col. Karen Kwiatkowski, US Dept. of Defense (ret.)


"Açıkçası, son 50 yıldır her askeri maceramızda bize yalan söylendi. Ya da 60 yıl boyunca, istisnasız. Muhtemelen Vietnam'dan daha iyi bir örnek yoktur. Burada Amerika Birleşik Devletleri Başkanı ve Pentagon'daki üst düzey generaller Tonkin Körfezi olayı hakkında açık açık yalan söylerle ve biz savaşa girdik. Kayıplar hakkında, savaşın nasıl gittiği hakkında, Vietnam Savaşı'na yakından bakan herkes halkın ve medyanın büyük ölçüde manipüle edildiğini görebilir. Kendimizi militan bir ulus olarak düşünmeyiz, ama aslında biz inanılmaz derecede militan ve militarist bir ulusuz. Taşımak istediğimiz kendimize dair bir görüş değil, ama gerçek şu ki  öyleyiz. Eğer başkan ve askeri-endüstriyel kompleks ve savunma teşkilatı, eğer hepsi aniden bir yerde bir sorun olduğuna, bir ülkede bir bomba atmamız, hatta kara kuvvetleri göndermemiz gerektiğine karar vermişse, bu onlarca yıldır gördüğümüz bir ritüeldir... 


Guatamala 1953, İran, Lübnan, Haiti, Küba, Laos, Tayland, Vietnam, Kongo, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, Kamboçya, Şili,  Angola, Afganistan, Libya, Nikaragua, El Salvador, Lübnan, Grenada, Çad, Bolivya, Panama, Irak, Somali, Yugoslavya, Makedonya, Irak, Bosna, Sudan, Yemen, Filipinler, Kolombiya, Irak (2002), Liberya, ...


Hükümetleri devirdik, darbe detaylarını yaptık, istihbarat servislerini gizli amaçlarla kullandık ve dünya çapında korkunç şeyler yaptık.  İnsan haklarını en iğrenç şekilde ihlal eden ülkelere kullandık. Onları destekledik. Hatta onlara insan hakları ihlallerinin  nasıl yapılacağını bile öğrettik. Bugünün iblisi, dünün dostuydu. Hepsi ya Soğuk Savaş adına ya da ticari nedenlerle.


Temelde ekonomik sömürgeciliktir. Kimse sömürgecilik kelimesini kullanmıyor. Ama ülkeleri ele geçirmek yerine, daha iyi bir yolumuz var. Sadece içeri giriyoruz ve serbest piyasamız var. İster ürünlerimizi vatandaşlarına satmaya çalışıyoruz, ister kaynaklarını çıkarmaya çalışıyoruz. Bir sebepten dolayı o ülkede olmamız gerekiyor. Bu nedenle serbest piyasalardan, serbest ticaretten bahsedeceğiz. Ama gerçekte olan şu ki, şirketlerimizin sizin ülkenizde zenginleşmesini istiyoruz." - Charles Lewis (Making a Killing. The Business of War) = Kamu Dürüstlüğü Merkezi (Öldürmek. Savaşın İş Dünyası)


"Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en büyük fosil yakıt tüketicisidir. Petrol her ülkenin askeri makinasını çalıştıran şeydir. Yani uçağa, gemiye, tanka, kamyona yakıt sağlıyor. Petrolün kontrolü vazgeçilmezdir. Bittiğinde ordunuz durur. 50 yılı aşkın bir süre önce yaşanan olaylarla bugünkü Irak Savaşı arasında doğrudan bir bağlantı var. 1953'te İran Başbakanı Muhammed Musaddık son derece sinirlendi. İngilizler ülkesinin ulusal kaynaklarını yağmalıyordu. Bundan daha büyük bir pay almak istiyordu. İngilizler yeni başkan Eisenhower'a gelerek bu konuda yardım istedi. Eisenhower çok rahat bir şekilde Musaddık'ın komünist olduğunu ilan etti ve ardından da CIA'yı onu devirmeye ayarladık.



(Basın... Üç gün süren askeri darbeyle sonuçlanan kanlı isyan)

Sonuç olarak Şah'ı iktidara getirdik ve o son derece baskıcı bir rejim yarattı ve 20 yıl içinde kendisine karşı bir devrime yol açtı. Ayetullah Hümeyni şiddetle Amerikan karşıtı bir hükümet kuruyor. CIA'nın 1953'te İran'da yaptıklarına ilişkin Eylem Sonrası Raporu'nda şöyle diyorlardı: 'Bundan biraz ters tepki alacağız'.

Daha sonra Irak'ta dostumuz olan Saddam Hüseyin'i kukla yaptık. CIA'nın kayıtlarında önemli bir varlıktı! İran karşıtı olduğu için bunu yaptık. İran'daki devrimin ülkesine yayılmasından çok korkuyordu. Bu nedenle İran'la savaşa girdi. Savaş son derece kanlıydı ve 1980'ler boyunca devam etti. Ne yazık ki Saddam Hüseyin savaşı kaybetmeye başladı. Tam o sırada ABD devreye giriyor. Başkan Reagan'ın Saddam'a gönderdiği Donald Rumsfeld, "Size istihbarat sağlayacağız. İhtiyaç duyabileceğiniz silahları size gizli yollardan sağlayacağız", mesajını iletiyor. Washington'daki şüphecilerin  "Saddam'ın kitle imha silahlarına sahip olduğunu biliyoruz, makbuzlarımız elimizde!", söylemesinin nedeni de budur.

"Geri Tepme" derken bunu kastediyoruz. 1990 yazında Kuveyt'i işgal edene kadar dostumuz olarak kaldı. Kuveyt'i işgal ettiğinde, dünyanın en büyük petrol rezervi olan Suudi Arabistan'ı da işgal edebileceğinden endişelendik. Suudi Arabistan'a asker yerleştirdik. Terimin her anlamıyla bir hataydı.

Hatırlayın, Usame Bin Ladin şöyle demişti: "Suudi Arabistan'ı Irak'a karşı savunmak için Amerikalıları kullandığı için Suudi Arabistan hükümetine kızıyorum."

O noktada Suudi Arabistan'daki konumuzu kaybedeceğimizden korkmaya başladık. Kanıtlanmış rezervlerin en büyük ikinci kaynağı Irak'ta. Bu da bizi eski müttefikimizi şeytanlaştırmaya ve Amerikan kamuoyunu onu alt etmemiz gerektiği düşüncesine hazırlamaya yöneltiyor." 


"Eisenhower'ın dediği gibi, askeri-endüstriyel kompleks aslında üç bileşenden oluşuyor; Askeri profesyoneller, savunmaya sanayi ve kongre. Artık dördüncü bir bileşen daha var, o da "Düşünce Kuruluşları". - Gwynne Dyer, Military Historian (Askeri Tarihçi)


"Bilirsiniz, Washington'un az bilinen sırlarından biri, politikanın aslında "siyaset içerisinde" pek fazla üretilmemesidir. Fikirlerin büyük bir kısmı hükümet dışından, Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi gibi çeşitli düşünce kuruluşlarından geliyor olmasıdır... Ve bu insanların hepsi birbirini tanıyor. Bush yönetiminden önce hepsi birlikte çalışmışlardı. - Joseph Cirincione, Carnegie Endowment for Peace


"ABD'yi tehdit eden, kimyasal, biyolojik veya nükleer silah arayan teröristleri ve rejimleri engellemeliyiz." - Bush


"2002 Birliği Durumu mesajında Başkanın düşmanlarımızı kötülük ekseninde isimlendirmesinin, Irak, İran ve Kuzey Kore'yi de kapsaması hiç de tesadüf değil." -


"Yani gerçek anlamda düşünce kuruluşlarının artık askeri-endüstriyel kompleks olarak düşündüğümüz şeyin ayrılmaz bir parçası oluğu yeni bir olguyla karşı karşıyayız." - Joseph Cirincione


"Eisenhower, eğer askeri-endüstriyel komplekse dikkat etmezsek, onun deyimiyle, yanlış yerleştirilmiş gücün feci yükselişini göreceğimizden bahsederken bu insanlardan bahsetmiş olabilir. Seçmenlere karşı sıfır sorumluluk sahibi politika yapan insanlar. ... Bu adamlar kamuoyunu manipüle ediyorlardı, Amerikan halkına korku salmak için, yalanlar ve fanteziler yaratıyorlardı. Böylece kendi savaşlarını gerçekleştirebilirlerdi." -  Lt.Col. Karen Kwiatkowski, US Dept. of Defense (ret.)


"Bir ülkeyi savaşa sokmanın o kadar da zor olmadığı ortaya çıktı. Amerika Birleşik Devletleri gibi bilgi edinme özgürlüğünün ve birden fazla medya kanalının olduğu bir ülkede bile bir yönetimin tartışmayı domine etmesi, tartışmayı domine etmesi çok da zor değil." - Joseph Cirincione


"Elimizde çok fazla bilgi olduğu fikrine sahibiz. Elimizde olmayan çok şey de var ve "gerçeğin" büyük bir kısmı, yaptıklarının dünyanın görmesini istemeyen siyasi aktörler tarafından gizleniyor." - Charles Lewis


"Üzgünüm ama, kamuoyunun bilmesine gerek olmayan bir inanç mı var? Erişimin sınırlandırılması, bilginin sınırlandırılması, savaşın sorumlularının arkalarını kapatacak şekilde sınırlandırılması son derece tehlikelidir ve kabul edilemez, edilmemelidir!" - Dan Rather, CBS News


"Pentagon, Vietnam'dan bu yana uzun yıllardan beri haberleri ve medyanın bu haberleri nasıl aktardığını şekillendirmek için çok çalıştı. İnsanları belirli şeyleri, belirli bir şekilde söylemeleri için eğitiyoruz. "

- Lt.Col. Karen Kwiatkowski, US Dept. of Defense (ret.)


"Vietnam'dan en çok öğrendikleri şey, savaşı Amerikan halkından gizleyemedikleri için kaybettikleriydi. Vietnam Savaşı'ndan sonra Pentagon, Amerikan oturma odalarında artık ceset torbası olmadığından nasıl emin olabileceğimizi araştırmaya başladı. Artık sahadaki muhabirlerin ölümü gerçekten görmelerine izin vermemenin bir yolunu bulmalıyız. "

"Yerleştirme adı verilen yeni tipik Pentagon jargonunu keşfettiklerinde Irak Savaşı'na geliyorsunuz."

"Gömülü haberde bayraklar ve pankartlar vardı, ama aslında hiç kimse içeri girmenin nedenleri ve gerekçeleri hakkındaki gerçeği öğrenemiyordu."

"Sahip olduğunuz şey, totaliter devletlerde sahip olduğunuz şeyin minyatür bir versiyonudur. Büyük liderin ne kadar büyük olduğunu ve her geçen gün nasıl daha da büyüdüğünü anlatan filmler çekiyorlar."


"İki oğlum var ve çocuklarımın hiçbirinin ABD ordusunda görev yapmasına izin vermeyeceğim. Eğer şimdi orduya katılırsan, Amerika Birleşik Devletleri'ni savunmuyorsun. Emperyal bir gündemin peşindesindir... Doğru soruları sormakta, Başkan'a hesap sormakta her bakımdan başarısız olan bir Kongremiz var. Kongremiz bizi fena halde yüzüstü bıraktı.  Bunun nedeni Kongre'deki pek çok kişinin askeri-endüstriyel komplekse bağlı olmasıdır." - Lt.Col. Karen Kwiatkowski




"Saddam Hüseyin'in 11 Eylül'le ilgisi olduğuna dair hiçbir kanıtımız yoktu." - Bush, ABD Başkanı


"Irak'ta olmamızın nedeni Amerikan halkına dürüstçe anlatılmadı. Kesinlikle Irak halkının kurtuluşuyla hiçbir ilgisi yoktu! Hiçbir zaman gündemin bir parçası olmadı, şimdi de gündemin bir parçası değil."


"Irak'ın işgalinden bir çıkış stratejimizin olmadığını biliyoruz, çünkü ayrılmaya niyetimiz yoktu! Şu anda Irak'ta 14.üncü kalıcı üs kurma sürecindeyiz."


"Şu anda yenilmez olduğumuza ve dünya gezegenindeki en üstün güç olduğumuza dair inanılmaz bir kibir var. Amerikan gücü ve Amerikan imparatorluğu aslında dünyanın her yerindeki insanların yüzlerinde gösteriş yapıyor; ayakkabımız yüzlerine sürüyoruz ve onlara en iyi Top-Dog* olduğumuzu söylüyoruz. Ve sen, bizimle çalışacaksın, çünkü kesinlikle bize karşı olmak istemezsin!" Charles Lewis


[*Top-Dog; ifadesi patron ya da lider için kullanılan bir deyim. Bir baskınlık hiyerarşisi için kısaltılmış bir deyim. SB]


"İnce buz üzerinde yürüyoruz. Batı Dünyası'nda yaratılan ilk demokratik rejimin, yani Roma Cumhuriyeti'nin izlediği yolda yürüyoruz. Roma Cumhuriyeti istemeden dünya çapında bir imparatorluk edindi. Daha sonra bu imparatorluğu sürdürmek, genişletmek ve korumak için sürekli ordulara ihtiyaç duyduklarını keşfettiler. Daimi ordular, George Washington'un veda konuşmasında bizi uyardığı şeydi; Emperyal bir başkanlığın yükselişini engellemek için anayasamızda oluşturmaya çalıştığımız hükümet yapısını yok edeceklerdi. Anayasamızın en önemli maddesi, savaş gitme hakkını münhasıran halkın seçilmiş temsilcilerine, yani Kongre'ye veren maddedir. Kongremiz Ekim 2002'de, her iki mecliste de, eğer isterse nükleer silah kullanımı da dahil olmak üzere, bu yetkinin tek bir kişiye verilmesi yönünde oy kullandı! Ve elbette altı aydan kısa bir süre sonra bunu Irak'ta uygulamaya kara verdi!"


"Bence Amerika Birleşik Devletleri'nin tarihi devam eden bir çalışma olarak ve bizim burada demokrasiye yönelik girişimlerimiz, kapitalizm ile demokrasi arasında sürekli bir mücadeledir. Ve demokrasinin kazanıyormuş gibi göründüğü iniş çıkışları oldu. Bu kuvvetli güçleri dizginliyorsunuz, ancak temel gerçek şu ki, bugün hükümetin kararlarının çoğu büyük ölçüde güçlü kurumsal çıkarlar tarafından belirleniyor. Açıkça görülüyor ki kapitalizm kazanıyor!" - Charles Lewis


“Bu davranışları nedeniyle Amerika başarısız olacak. Ülkeler arasında tamamen başarısız olacak. Ve başka bir ülke yükselecek ve Amerika'nın yerini alacak. Ben siyaset adamı değilim, ama sıradan bir insan olarak analizim bu. Amerika kaybedecek çünkü davranışları büyük bir ulusun davranışları değil!” - Bir Iraklı


"Hayatım boyunca, Nazilerin, Japon İmparatorluğu'nun, İngiliz, Fransız, Hollanda ve Rus İmparatorluğu'nun çöküşüne tanık oldum. Oldukça kola bir şekilde aşağı iniyorlar. Bugün Amerikalıların anlamasını istediğim şey özgürlüğün bedelinin sonsuz uyanıklık olduğudur. Ve biz Dwight Eisenhower'ın 1961'de askeri-endüstriyel kompleks biçimindeki izinsiz gücün tehlikeleri konusunda bize yaptığı uyarıdan bu yana uyanık değiliz."


"Hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmemeliyiz. Yalnızca tetikte ve bilgili vatandaşlar, devasa endüstriyel ve askeri savunma makinelerinin, güvenli ve özgürlüğün birlikte gelişebilmesi için barışçıl yöntem ve hedeflerimiz ile uygun şekilde birleştirilmesine zorlayabilir." - Eisenhower


"Şunu anlamalısın ki, orduda geçirdiğim 20 yıl boyunca her zaman otoriteye saygı göstermek ve takım oyuncusu olmak üzere eğitiliyorsun. Irak'ta savaş başladığında bir subay olarak değerlerimin farklılaştığı bir dönüm noktasına ulaştım. Temelde kendimi çıkarmak zorunda kaldım. Peki neden kavga ediyoruz? Sanırım kavga ediyoruz, çünkü birçok insan ayağa kalkıp 'bunu artık yapmıyorum' demiyor!


Why We Fight? Military Industrial Complex Documentary.

(Neden Kavga Ediyoruz? Askeri-Endüstriyel Kompleks Belgeseli)

Yönetmen: Eugene Jarecki,2005, YT videonun hepsi için





Askeri-Endüstriyel-Düşünce Kuruluşlarıyla işbirliği içinde olan Siyasetçiler savaş çıkarır, ama kendi gitmez, ekrandan izler. "Devlete" "güvenen" fakirler vardır gönderebilecekleri, oysa halk savaş istememektedir... Ardından da kazançlarının hesabını yapıp, golf oynamaya giderler!


SB


10 Kasım 2023 Cuma

Tarih Üzerinden Psikolojik Savaş ve Atatürk Dersi

 

Cengiz Özakıncı.

Tarih Üzerinden Psikolojik Savaş ve Atatürk Dersi.

📚


UNESCO'nun Atatürk konulu ikinci etkinliği (*), 100. doğum yıldönümü kutlamalarıydı. Türkiye delegesi, Atatürk'ün doğumunun 100. yıldönümü etkinliklerine UNESCO'nun da katılması önerisini Almanya, Avusturya, Rusya, Bulgaristan, Portekiz, Meksika, Tunus, Pakistan, Endonezya, Nijerya'nın imzalarıyla 27.10.1978 günü Genel Direktör'e sunmuş; öneri 15 Kasım 1978 günü görüşülmüş; İngiliz Heyeti'nden B.B.Shaffer'in başkanlık ettiği oturumda yapılan oylamada, hiç olumsuz oy çıkmamış; hazır bulunan 82 ülke olumlu, bir ülke (İsveç) çekimser oy kullanmıştır. 


İsveç delegesi: "Yıldönümleri anılan insanların sayısı çoğalıyor, bu yüzden böyle oy kullandık" deyince, Sovyet Rusya delegesi; "Kemal Atatürk bu çağa damgasını vurmuş bir insan, o sayısı çok insanlardan değil" demiş; Komisyon Başkanı Shaffer de "Burada bulunan komisyon üyelerinin hepsi bu görüşü paylaşırlar elbette", diyerek İsveç'in çekimser tutumunu yadırgadıklarını belirtmişlerdir.


UNESCO'nun Atatürk'ün doğumunun 100. yıldönümü anmalarına katılma kararı 27 Ekim-15 Kasım 1978.


UNESCO Genel Konferansı;

- Uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş seçkin kişilerin gelecek kuşaklar için örnek olacakları inancıyla,

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün doğumunun 100. yıldönümünün 1981 yılında kutlanacağını anımsatarak;

- UNESCO'nun yetkisi içerisine giren tüm alanlarda onun olağanüstü bir reformcu olduğunu gözönünde tutarak;

- Özellikle sömürgecilik ve emperyalizme karşı açılan ilk savaşlardan birinin önderi olduğunun ayırdında olarak;

- İnsanlar arasında hiçbir renk, din ve ırk ayırım gözetmeyen bir uyum ve işbirliği çağının doğacağını, tüm yaşamı boyunca savunmakla, halklar arsında karşılıklı anlayış ruhu ve dünyanın ulusları arasında kalıcı barışı teşvik konusunda seçkin bir örnek oluşturduğunu anımsatarak;


1 Türkiye Cumhuriyeti'nin her zaman barışı, insan haklarına saygıyı ve uluslararası anlayışı teşvik etmek doğrultusunda çaba göstermiş olan kurucusu Atatürk'ün çalışma ve kişiliğinin çeşitli yönlerini ortaya koymak üzere düzenlenen giderleri hükümetçe karşılanacak bir uluslararası sempozyumun 1980 organizasyonu için, UNESCO'nun Türk Hükümeti ile entellektüel ve teknik konularda işbirliği yapmasına kara verilmiştir.

2 Bu kararın uygulanması için gereken tüm düzenlemeleri gerçekleştirmesini Genel Direktör'den rica eder.

UNESCO'nun bu kararı dünyanın çeşitli ülkelerinde değişik etkinliklerle uygulandı. Örneğin, ABD'de New York Belediye Başkanı Edward Koch, New York Times gazetesinde kendi imzasıyla yayımlanan tam sayfa duyurusunda, UNESCO kararını yayımlayarak, 19 Mayıs 1981'i "Atatürk Günü" olarak ilan etmişti.

O tarihlerde Atatürk'ü ve Türkiye Cumhuriyeti'ni öven UNESCO üyesi devletler; şimdi Atatürk'ü ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Atatürk dönemindeki uygulamalarını karalama, suçlama yarışındalar... (**)



(*) Birincisi, 25 Mayıs 1962'de alınan karardır. Atatürk ölümünün 25. yılında, yani 10 Kasım 1963'te tüm dünyada anılacaktır. Basında yayımlanan haber:

"O güne dek büyük kişiliklerin ancak 50. veya 100. ölüm yıldönümlerinde anılmasına karar veren Konsey, Atatürk'ün seçkin kişiliği nedeniyle 25 seneyi yeterli görmüştür. Anma törenleri gelecek yıl 10 Kasım 1963'te yapılacaktır. Merkezi Paris'te bulunan UNESCO teşkilatı 1963 senesini Atatürk Yılı olarak ilan edecektir. Bu münasebetle, Atatürk'ün 25'inci ölüm yıldönümü için hazırlanacak Atatürk Plağı 10 Kasım'da bütün dünya radyolarında yayınlanacaktır. Bu plakta (ABD Başkanı) Kennedy, (İngiltere Başbakanı) Macmillan, General MacArthur, İran Şahı, (Almanya Başbakanı) Dr. Adenaeur ve Pakistan Devlet Başkanı Eyüp Han, Atatürk hakkında ikişer dakikalık birer konuşma yapacaklardır."


10 Kasım 1963'de bu sesli iletilere Tunus Cumhurbaşkanı Habib Burgiba, Hindistan Başbakanı Nehru, İngiltere Başbakanı Sir Home, Batı Almanya Şansölyesi Erhard'ın kendi gönderdikleri sesli iletiler de eklenmiş ve hepsi, saat 21'de Ankara radyosundan kendi sesleriyle yayımlanmıştı.

ABD Başkanı Kennedy'nin 10 Kasım 1963 günü yayımlanan ve ses kaydı John F.Kennedy Başkanlık Kütüphane ve Müzesi'nde korunan konuşması şöyleydi:

"Kemal Atatürk'ün vefatının 25'inci yıldönümünü anma törenine iştirak edebilmekten şeref duymaktayım. Atatürk adı insana bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk halkına ilham veren liderliğini, modern dünyayı ileri görüşlü anlayışını ve bir asker lider olarak kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır... Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan hür bir Türkiye'nin doğması, yeni Türkiye'nin hürriyet ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilan ve o zamandan beri Atatürk'ün ve Türkiye'nin giriştiği derin ve geniş devrimler kadar bir milletin kendisine olan güvenini daha başarı ile gösteren bir misal mevcut değildir. Atatürk'ün bağımsız bir Türkiye'de, hür ideallere bir idare kurulması için hazırladığı sağlam temel, şimdiki sıkı ittifakımızın dayanağıdır. Bizi Atatürk'ün memleketine ve onun Türkiye'de ve dünyada yerleşmesine hizmet ettiği ideallere bağlayan bu ittifaka Amerika Birleşik Devletlerinin bir ortak olabilmesinden gurur duyuyorum. Vefatının yıldönümünde bu büyük adamı saygı ile selamlarım."


Cengiz Özakıncı

Tarih Üzerinden Psikolojik Savaş ve Atatürk Dersi.

📚




(**) Oysa;

Ülkelerin Atatürk gibi düşünüp, Atatürk gibi hareket eden siyasetçilerine ihtiyacı var.

Dünya'nın Mustafa Kemal Atatürk'e ihtiyacı var.

SB



Ufkun ötesini görebilmek...
1881 - 193∞



1 Nisan 2019 Pazartesi

Atilla Uğur




SORGUCU
İzlenilmeli


Ben apoyu teslim almadan önce, 1997 yılın sonunda pkk Terör örgütü Türkiye'nin turizm bölgesi Antalya'ya giriş yaptı. Antalya'ya girdiler. Birçok insanı katlettiler. Bombalar patlattılar. Ben de o zaman özel görevim nedeniyle özel bir ekiple Antalya'ya gittim ve biz Antalya'da iki ayrı önemli pkk grubunu etkisiz hale getirdik. 

Bunu apoya sorduğum zaman ne dedi bana biliyor musunuz? : "Amerikan istihbaratı Yunan generallerine bunu söylemişler, Yunan generalleri beni ziyaret ettiler Şam'da ve ben onlardan aldığım talimat gereği Türkiye'nin turizm bölgelerinde eylem yaparak turist organizasyonları engelleyerek Türkiye'yi zarara uğratma emri aldım."

Bakın kimler pkk Terör örgütünü kullanıyor !

İddianameleri Zekeriye Öz ve onun yanındaki tayfanın yazma ihtimali yok, direk cia tarafından yazılmış bir iddianame. Çok net!
Aslında amaç şuydu: TSK'nin mücadele eden kadrosunu bitirmek, ama hapsederek, ama terfilerini engelleyerek, onların yerine Amerikan güdümlü fetö Terör örgütü mensuplarını general bilmem ne yapmak, işte onları da 15 temmuzda gördük.

fetö Terör örgütü bütün dünya için tehdittir, Kazakistan için, İslam için, İran için tehdittir. Çünkü tamamen Amerikan ve İsrail müesses nizamı için çalıştırılan bir ajan örgütüdür. Çok paraları vardır. Her şey yapabilirler. Yalan atıp hapse attırabilirler. Öldürebilirler. Necip Hablemitoğlu'nu katlettikleri gibi...


Komutan Atilla Uğur
Mart 2019



16 Kasım 2018 Cuma

Ulusal Yazılım ve Gazi Güder




ÇAĞDAŞ MEDENİYETLER DÜZEYİNE ULAŞMAK
ULUSAL YAZILIM VE TEKNOLOJİ GELİŞTİRMEKLE GERÇEKLEŞİR.
SÖMÜRGE OLMAMAK İÇİN ULUSAL YAZILIMLAR GELİŞTİRMEKTEN BAŞKA ÇÖZÜM YOLUMUZ YOKTUR.
GAZİ GÜDER /Bil. Yük. Müh. 




"Bunların hiçbirine hazırlıklı değiliz"
04 Şubat 2016 - odatv


Ülkemizin önemli bilişim uzmanlarından Bilgisayar Yüksek Mühendisi Gazi Güder, Bütün Dünya dergisinin Şubat sayısı için Sabriye Aşır’a konuştu. Güder, günümüz dünyasında yaşamlarımızın odağında olan “yazılım”ın, üretilmesi ve geliştirilmesi noktasında ulusça bir seferberlik başlatmamız gerektiğini savunuyor ve ekliyor: “Bu ülkenin kurtulmak ve sömürgeleşmemek için yazılım teknolojileri ve projeleri geliştirmekten başka yolu ya da reçetesi yoktur. Kalkınmaya ve çağdaş medeniyetler düzeyine giden yol, ulusal yazılımlar kullanmaktan geçiyor. ”


Bilgisayar Yüksek Mühendisi Gazi Güder, Deniz Harp Okulu’nu bitirdikten sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde yüksek lisans eğitimi aldı. Burada kendisine kalması yönünde yapılan teklifleri ve sunulan olanakları, ülkesine hizmet etmek için reddeden ve yurda dönen Güder, uzun yıllar Deniz Kuvvetleri bünyesinde görev yaptı. Bu sırada ilk bilgisayar kontrollü savaş gemimizin TCG Tayfun’un yapımında görev aldı. İngiltere’den gelen uzmanların çözmeyi başaramadığı Elektronik Savaş Sistemleri’nin arızasını çözdü ve bu başarısı özel bir takdirname ile ödüllendirildi. Deniz Kuvvetlerimiz için seyir, hidrografi ve oşinografi bilgi işlem sistemlerini kuran Güder, telefon santraliyle bilgisayarı birbirine bağlayan da ilk kişi oldu.


Deniz Kuvvetleri’nden yüzbaşı rütbesiyle ayrılmasının ardından yazılım alanındaki çalışmalarını sürdüren Gazi Güder, kurduğu bilişim şirketiyle banka, üniversite ve şirketler için hazırlanan pek çok yazılım ve yönetim sistemi projesini geliştirdi. Alanında kaynak niteliğinde olan Bilgi İşlem Terimleri Sözlüğü kitabını da yazan Güder, bugün ülkemizde hızla bir “yazılım seferberliği” başlatılması gerektiğini ifade ediyor. Ulusal bağımsızlığımızı ve kalkınmamızı sağlayabilmenin, “ulusal yazılımlara sahip olmak”tan başka yolu olmadığını dile getiren Güder ile siber saldırıları, ülkemizin teknoloji ithalatını ve bilişim alanında nasıl “üretir” hale gelebileceğimizi konuştuk…


-Uzun yıllar Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda görev yapmanız ve ayrılmanızın ardından, neden özellikle yazılım geliştirme alanına yoğunlaştınız?


1976 – 1977 yıllarında ABD’de yüksek lisans eğitimimi yaparken aldığım bir ödevle ilgili çalışma yaptığımda, belirli bir müddet sonra yazılımın diğerlerinden çok daha ön sıralara geçeceği, daha fazla değerleneceği görüşü belirginleşmişti. Yurduma döndükten sonra da çalışmalarımı hep bu doğrultuda, bu rotada gerçekleştirdim.


NE YAZIK Kİ HİÇ HAZIRLIKLI DEĞİLİZ

-Geçtiğimiz Aralık ayında ülkemize yönelik ciddi bir siber saldırı yaşandı ve “bugüne dek yaşanan en büyük ve en kapsamlı saldırı” olarak nitelendirildi. Genel görüş, Rusya uçağının düşürülmesinin ardından gerilen ilişkiler nedeniyle, saldırıların Rusya kaynaklı olduğu idi. Devletler arasındaki politik savaşların, askeri savaşlardan daha çok, siber savaşlara dönüşeceği bir geleceğe doğru mu gidiyoruz?


Bugün sorudaki ülke olur, yarın başka ülke olur. Hangi ülkenin bize saldırdığı değil, siber konular ya da yazılım açısından bizim önce savunma anlamında neler yapabildiklerimiz, yaptıklarımız, devamında ise nasıl karşı atak yaptığımızdır. Yalnızca savunma yaparsak, ulu önder Atatürk’ün dediği gibi “En büyük başarı yerinde saymak olur. ” Şimdiye kadar siber savaş ve diğer konularda (yazılım vb. ) onca kocaman kurumlarımız (devlet kurumları, üniversiteler, büyük şirketler) neler yaptılar? Özeleştiri yapmakta büyük yarar var. Yıllardır ne yazık ki bu ülkede yaşandığı biçimde “birilerinin cebi dolsun, dışalım yapılsın, bir şey üretilmesin” stratejileri ya da taktikleri, ne yapıp ne edip artık sonlandırılmalıdır.  


Son bir iki yılda hasarlanan devlet kurumlarımızı da dikkate alırsak ne kadar riskli bir durumda olduğumuzu anlayabiliriz. Bir başka anlatımla, ne acıdır ki; bunların hiçbirine hazırlıklı değiliz. En az 10 yıldır (Ergenekon zindanındaki 18 ay hariç) kendi çapımda bu konuları anlatmaya, yazmaya çalışıyorum. Bugünler için ne yaptık? Kocaman bir hiç. Şimdi ağlasak, bahane bulsak ne olur?


Saldırılar, virüsler nereden geliyor? Yabancılardan. Saldırıları engelleyici, hasarları onarıcı yazılım ve donanım nereden geliyor? Yabancılardan. Konuyla ilgili danışmanlık ve teknoloji kimden alınıyor? Yabancılardan. Türkiye’de virüs üreten yazılımcılar var mı? Evet var! Yabancılardan aldıkları para karşılığında bu işi yaparlar. Virüsleri geliştirir para karşılığı yabancılara satarlar. Virüsleri geliştirir para karşılığı yabancılara satarlar. Yabancılar da bunları önce yayarlar, yaydırırlar, etrafı korkuturlar. Sonra da engelleyici yazılımları bize satarlar. . .  


Soruya dönersek; siber savaşlar çoktan başladı bile. İki yönlü bir savaş bu. Biri güncel yaşadıklarımız. İkincisi, ekonomik olarak bizden söke söke aldıkları.


Peki ne yapmalıydık?Yapılacak tek şey var. O da “ulusal yazilim geliştirmek. ” Eğer ulusal yazılımlarınız yoksa “bağımsızlığınız” da kesin olarak yok demektir. Avrupalılar bu konuda ne yapıyorlar? Ne yaptılar? Kısaca, ABD’li yazılım firmalarının kuyruğuna takılmadan bir çok şeyi kendi kontrolleri altında olacak biçimde kullanır hale geldiler. Diğer yandan bunları dünyaya da satıyorlar. Bizim bu anlamda hiçbir yazılımımız ne yazık ki yok. Yapabilir miydik? Evet yapabilirdik. Hem de fazlasıyla. Ama birleştirici, koordine edici, yönlendirici, görevlendirici bir makam olmayınca sonuç alınamadı. Acil harekete geçmezsek yarın daha da fazla dizlerimizi döveceğimiz kesindir. Saldırılardan etkilenen her yer kaybedilmiş bir kaledir.


-Daha önce, bazı politik kararlara ve Gezi Hareketi gibi toplumsal olaylara yönelik olarak, bazı hacker grupların da siber saldırıları yaşandı. Devlet siber güvenlik alanında yeterince önlem alıyor mu?


Söylenenlerin bir kısmı doğru, bir kısmı da şehir efsanesi. Türkiye’de de çok sayıda hekır (hacker) var. Elbette bir şeyler yapabilirler. Hatta bunlara antrenman vericiler de denebilir. Birçok kurumda “beyaz hekır” dediğimiz türden çalışanlar vardır. Sorunun tam yanıtı: “Alınacak her tedbir, ciddi büyük paralara malolacaktır. ”


Sistemlerin bu tür saldırılara karşı durumlarını sınamak ve gerekli önlemlerin neler olduğunu ya da neler yapılması gerektiğini belirlemekte çalıştırılırlar, kullanılırlar. Diğer yandan, yıllardır bu konu üzerinde çalışan çok sayıda yabancı yazılım ve donanım şirketleri vardır. Bunların ürünlerini satabilmesi için bir yerlere saldırılarak yaparak ya da yaptırarak güvenlik gereksinimi yaratmaları gerektiği de gözardı edilmemelidir.


Nato kanalıyla ülkemizde de siber savaşlar konusunda bir takım çalışmalar yapıldığı biliniyor. Talimatlar, yönetmelikler, süreç tanımları vb. şeylerin hazırlandığı da medyadan biliniyor. Peki, gerisi? Her zaman ki gibi tozlu raflarda duran bir yığın şey... Kişisel düşüncem; bir takım çalışmaların göstermelik de olsa yapıldığı ancak planlı, programlı ve sistematik bir uygulamanın olmadığı yönündedir.


Yıllar önce biz gerekli çalışmaları yapmaya başlayıp, ulusal yazılımlarımızı geliştirmeye başlasaydık, bunu da ülkemiz çapında sistematik biçimde, planlı, programlı bir şekilde uygulamış ya da yapmış olsaydık, bugünleri yaşamak olasılığının çok düşük olacağını düşünüyorum. Çoğu zaman olduğu gibi “İstim arkadan gelsin!” mantalitesinde devam edersek, daha çok şeyler kaybedeceğimizden endişe duyarım.


Siber saldırılara karşı ülke çapında almaya çalışacağımız önlemler için gerekli olan, donanım, yazılım, kurulum, eğitim, danışmanlık vb. hizmetlerin alımı için ödenecek bedeller çok ama çok ağır olacaktır. Sözün özü biz ulusal yazılımları geliştirmediğimiz için yabancılara büyük bedeller ödemek zorundayız. Alınacak ya da alınması önerilen mal ve hizmetler için birileri çoktan ellerini ovuşturmaya başlamışlardır nasılsa...


-Devletin bir “bilişim ve teknoloji” politikası var mı ve bunu “teknoloji üretmek” bakımından yeterli buluyor musunuz?


Kısaca yanıt verirsem, hiçbir dönemde herhangi bir makamın yazılımı destekleyelim, geliştirmeyi arttıralım ve benzeri ne bir master planı, ne bir kararlılığı, ne de elle tutulur yatırımı olmadı. Bazı kurumlarımız tarafından “mış gibi” oyunu oynandı. “Yazılım Geliştirme” acilen “stratejik sektör” olarak belirlenmeli ve diğer önlemlerle birlikte organize olmuş olarak, kaybedilen zaman kapatılmaya çalışılmalıdır (ne kadar kapatılabilirse). Ciddi bir teknoloji (ki ben yalnızca kendi alanımda kalarak yazılım diyorum) politikası olabilseydi, şimdi çok farklı noktalarda olabilirdik.


-Teknolojik alanda, gerek donanımsal gerekse de yazılım bakımından ülkemizin üretiminin yeterli bir noktada olmaması neden kaynaklanıyor?


Donanım da önemli ancak yazılım daha da önemli. Donanım bir yazılımla çalıştırılabilirken, o yazılım çok sayıda farklı donanımlarda çalışıyor olabilir. Bir kere yazılımın “ülkemizde en az yatırımla en çok istihdam yaratabileceğimiz” bir sektör olduğunu artık görmeliyiz. Konuyla ilgili kurumların birçoğu birbiriyle koordineli değil. Dolayısıyla da hızlı ve büyük çaplı üretim söz konusu bile değil.


-Teknoloji ithal etmek, bir ülke için nasıl sakıncalara ve tehlikelere neden olur?


En tehlikeli işlerin başında geliyor. Özellikle yazılım aracılığıyla -ki artık her yerde o var- bir yerde esir alınıyoruz. Doğrudan yabancılara bağımlı kalıyoruz. Daha da ileri gidersek bağımsızlık diye bir şeyden bahsedemeyiz. Bugün yaşananlar da budur. Ne isterlerse vermek zorundayız. O ya da bu nedenle her yıl değişik yöntem ve uygulamalarla, değişik miktarlarda paraları alırlar. Çünkü hemen her tarafı ele geçirmiş durumdalar. Biz vaktinde gerekenleri yapmayınca, yapamayınca nal toplar olduk. Bir “bulut” dediler; kendi isteğimizle, üstüne para ödeyerek üstüne her sene ek ödemeler yaparak firmalarımızın, kurumlarımızın bilgilerini yabancılara verdik, veriyoruz. Özetle; istedikleri anda şalteri indirip dükkanı kapatırlar ve çaresiz kalır, yerimize otururuz.


-Ülkemizin bilişim, yazılım, sistem ve donanım geliştirme alanlarında önde gelen ülkelerle yarışır durumda olabilmesi için neler yapılması gerekiyor?


Yapılması gerekli çok ama çok fazla şey var. Ancak şunları söyleyebilirim ki, yazılım geliştirme konusunda seferberlik ilan etmişcesine çalışma yapmamız lazım. Acilen “stratejik sektör” ilan edilmelidir. Bu konuyla ilgili devletin ve halkın işbirliği içinde, uyumlu, huzurlu, hızlı yürüyen yeni bir yapılanmayı gerçekleştirmesi gerekir. Tüm yazılım geliştirme faaliyetlerini planlayacak,koordine edecek vb. işlemleri yürütecek yeni bir kurum oluşturmalıdır. Örneğin, “Yazılım Geliştirme Üst Kurulu. ” Kurumun yönetimi devlette değil, bu konuya ömrünü harcamış insanlarına verilmelidir. Devletin ilgili kişi ya da makamları finansmanın sağlanması, devlet kurumlarıyla koordinasyon ve faaliyetlerin denetimi vb. işlevleri yerine getirilmelidir. Gerisine karışmamalıdır.


Yabancıların yaptıkları (daha biz böyle bir şey yapmadık) araştırmalarda yazılım geliştirme konusunda en uygun ve en verimli olabilecek kişilerin Türk gençleri olduğunu yıllar önce belirlemişlerdir. O nedenle, İngilizce eğitim (ne acı verici bir durum) görmüş, pırıl pırıl çocuklarımız, gençlerimiz ülkelerinde kalmazlar. Çünkü yabancı ülkeler dünden kapılarını açmış bekliyorlardır. Yazılım geliştirme konusunda “emperyal düşünmek” bir başka anlatımla dünyaya satılabilecek yazılımlar geliştirmemiz gereklidir. Bu yapılabilir mi? Evet yapılabilir. Tek şeye ihtiyacımız var; çalışmak.


Hemen herkes gugıl, suratkitabı, cıvıltıcı vb. düzenlere gıptayla bakıyor. Şunu da düşünmemiz gerekmiyor mu? Peki, diğer devletler Almanya, İsrail, Romanya, İspanya özellikle Finlandiya vb. ne yapıyorlar? Sonra da dönüp “Biz ne yaptık?” vb. soruları sormamız gerekir. Ben Almanya örneğini alacağım. Ürettikleri bir yazılımı yaklaşık 1.000.000 USD karşılığı ortalama fiyatla satıyorlar. Lüten internet sitelerine (www. sap. com) bir bakın, ne kadarlık yazılım satmışlar. Dudaklarınızın uçuklayacağını garanti ederim. Sonra da bu başarının onda birini gerçekleştirdiğimizi hayal edin lütfen. Canım yurdumda kimbilir ne güzel şeyler olurdu. Finlandiya örneği ise başlıbaşına bir ders niteliğindedir. Bin deneme yapıp birinde başarsak; yeter de artar bile.


Üniversitelerin özellikle de plansız, koordinesiz, yalnızca kendilerine biraz girdi sağlamak amacıyla ilgilendikleri teknoparklar dışında ülkenin geleceğine katkıda bulunacak çalışmalar yaptıklarını da düşünmüyorum. Ya da kısaca; koordinasyon olmaması nedeniyle son derece verimsizler de denebilir. Tüm dünyada üniversiteler teknoloji geliştirme merkezleri durumundadırlar. Devlet bir projeyi 4-5 üniversiteyi verir. Birisinden birisi başarır nasıl olsa diye. Yüzlerce proje olduğunu, olabileceğini düşünürsek üniversiteler cesaretle bunlar üzerinde yoğunlaşmalıdırlar.


-Türkiye’de bilişim sektöründeki şirketler hangi sorunlarla, sıkıntılarla mücadele ediyorlar? Ve neden ülkemizden global bilişim şirketleri çıkmıyor?


Bilişim sektörü geniş kapsamlı bir kavram. Yazılım denilince de özellikle ve öncelikle “yazılım geliştirme” esas alınmalıdır. Bu konuda çalışan firmaların çok fazla sorunları var ve ayrıca bir röportaj konusudur. Ancak kısaca özetlersek; yerli firmaların orta ve daha büyük olanlarının en az yüzde 90’lık bir bölümü yabancı yazılım kullanmaktalar. Bir başka anlatımla küresel ekonomi derken kendi insanlarımızın kurduğu ve uğraş verdiği firmaları güçlü bir konuma getiremedik. Neden ya da niçin olduğu, kimin ne yapıp yapmadığı hiç önemli değil. İşin özeti biz elbirliğiyle treni kaçırdık. Yerli firmalardan önde olanları da yabancılar satın aldı. Yerli firmaların büyük çoğunluğu da yabancı firmalara destek vererek bir başka anlatımla fasonculuk yaparak yaşamlarını sürdürüyorlar. Bu durum bizim genlerimize de ters, bize uymaz. Bizim ulusumuzda başkasına kölelik etmek yoktur.



Bağımsız çalışan ve geleceğe yönelik çabalayan firma sayısı azalmış hatta yok düzeyine gelmiş durumdadır. Güçlü yazılım firmalarının olabilmesi içinuzunca bir süre desteklenmeleri ve finansal açıdan ayakta tutulmaları gereklidir. Bunlar sağlanamayınca güçlü diyebileceğimiz firmaların ortaya çıkması çok zor olmaktadır. Diğer yandan büyük yazılım firması olabilmenin temel ve olmazsa olmaz kuralı “emperyal düşünmek”tir. Bundan emperyalist olalım anlamı çıkarılmamalıdır. Yazılım geliştirirken “dünyaya satacağım” düşüncesiyle çalışmazsanız, yalnızca üç beş kuruş kazanan bir program yapar yerinize oturursunuz. Medya organlarına çıkıp boy boy resim verip ahkam kesenlerin de yalnızca ülkemize kötülük yaptıklarını düşünüyorum. Bu konularla ilgili elle tutulur, somut bir fikir ileri sürdüklerini ya da proje ortaya koyduklarını görmedim. Eğer “yazılım geliştirme” konusunda bir şeyler yapmak istiyorsak; mutlaka bu işe özel, stratejik sektör olarak ele alıp seferberlik kavramı altında çok ama çok çaba harcamalıyız. Çünkü çok geç kaldık.


Sabriye Aşır
Odatv. com


***

Gazi Güder
21 Aralık 2016

MICROSOFT ve CIA

Geçen hafta içindeki bir haber bunca sıkıntıların arasında dikkat çekmeden geçti gitti.

Bilgisayarlarınızı, cep telefonlarınızı kullanırken genellikle siz farkında olmadan arka planda çok fazla işler olur, uygulamalar gerçekleşir. 

Bunların çoğunu da bize genelde zevkle kullanılan bir araç ya da kolaylık şeklinde sunarlar. Böylelikle de çok fazla kullanmamızı sağlamış olurlar. Bu arada arka planda, biz farkında olmadan, çok fazla uygulamalar olur, çalışır ve istedikleri bilgileri toplarlar.
Doğal olarak bu yazdıklarım da isteklilere ya da ilgili yerlere çoktan gitmiş durumdadır. Sürekli olarak çok iyi pazarlama taktikleriyle satışlar yapıp para da kazanırlar. "Parmağınızı gösterin bilgisayarınız sizi tanısın ve açılsın. Başkası açamasın", "Avuç içinizi gösterin ATM sizi tanısın. Yanlışlık olmasın", "Göz retinasından tanıma yapılsın işe gelen gelmeyen personel kesin belli olsun", "Göz retinasından tanıma yapılsın hapisten kaçamasınlar", "Parmak izinden tanıma yapsın...." vb yüzlerce pazarlama taktiğiyle bunları bize satarlar. Yararlı yanları mutlaka vardır. Bu araçları kullandığınızda bilgileri sizin dışınızda kullananlar da vardır. Örneğin; bilgisayarınızdaki Windows işletim sistemi bunu daha o anda yapar, ele geçirir ve merkezlerindeki bilgisayarlarına kaydederler. Böylece yüz binlerce, milyonlarca kişinin parmak izi, avuçiçi ve göz retina bilgilerine sahip olurlar. 
Buraya kadar ne var bunda diyebilirsiniz...

Geçen hafta MICROSOFT ve CIA, yukarıda anlatılan bilgilerin kendi aralarında paylaşılması ile ilgili anlaşma imzaladılar.....
Buna benzer daha pek çok anlaşma vardır ve yürürlüktedir.

Sanırım ulusal, milli, yerli yazılım neden çok önemlidir sorusunun yanıtı açıktır.

Bu paylaşımlar bilgi paylaşımı gibi görülse de son derece tehlikeli tezgahların kurulmasını da sağlar.
Ergenekon davası için kurulan tezgahları hatırlayalım.

Facebook kullanımında ne kadar dikkatli olursanız olun, istendikten sonra sizi her türlü kötü işle ilişkilendirecek, bağlantı kuracak, suçlayacak vb yolları ve gerekçeleri son derece kolay biçimde bulabilirler. Facebook kullanmaya başladığınız andan itibaren her türlü bilginizin başkalarıyla paylaşılmasını da kabul etmiş oluyorsunuz. Bu bilgileri serbestçe büyük şirketlere, pazarlama firmalarına, istihbarat kuruluşlarına satabilirler ya da verebilirler. Facebook daki her tuşa dokunuşunuzda arkadaki gizli el bunları alır ve bir merkezde toplar.

Sonrasında da sizin kişisel bilgilerinizi değerlendirerek çok değişik amaçlarla kullanırlar. Pazarlama ve satış faaliyetleri için nelerin üretileceğinden, nelerin hangi sokakta, hangi saatlerde satılabileceğine kadar çok değerli bilgileri kolayca üretirler. 
Cep telefonu firmalarında saniye saniye nerede olduğunuza, kimle konuştuğunuza vb kadar bilgilerin toplandığını ve bu bilgilerin diğer bilgilerinizle çok kolay biçimde ilişkilendirileceğini düşünürseniz, özel yaşamınızın kimlerin yönetiminde ve denetiminde olduğunu anlayabilirsiniz. Özetle, bilgisayar, cep telefonu vb aygıtları kullanımımızda dikkatli olmamız gerektiği çok açıktır. Kredi kartları harcamalarının da bu bilgilerle birleştirildiğini ya da birleştirilebildiğini düşünürseniz, özel yaşam diye bir şeyin kalmadığını anlamak zor olmayacaktır. Bütün bu bilgiler teknolojiyi kim üretiyorsa onda toplanacak ve kullanılacaktır. Bu satırları okurken bile bilgileriniz (hangi konuda, kimin yazdığı yazıyı, yorumu hangi IP adresiniz (internetteki yeriniz) üzerinden okuduğunuz) çoktan bir yerlere gitti bile. Her internet sitesinin ya da sayfasının arkasında bambaşka dünyalar vardır ve bunlar üzerinden çok etkili şeyler yapabilirler.

Bunların tümü Yazılım Esaslıdır.

Bunları teknolojide halen kayda değer ve önemli bir şeyler yapıyor olmamanın, olamamanın sonuçlarının ne kadar ağır olabileceğini bir nebze de olsa anlatabilmek için yazdım.

Teknolojiye hakim olan dünyaya hakim olur...

Gazi GÜDER
Bil. Yük. Müh.



Gazi Güder'i 15 Kasım 2018'de kaybettik...
Yerin Uçmağa Olsun Kahraman...


GAZİ GÜDER KİMDİR?
Bilgisayar Yüksek Mühendisi Gazi Güder, Deniz Harp Okulu'nu bitirdikten sonra Amerika Birleflik Devletleri'nde yüksek lisans eğitimi aldı. Burada kendisine kalması yönünde yapılan teklifleri ve sunulan olanakları, ülkesine hizmet etmek için reddeden ve yurda dönen Güder, uzun yıllar Deniz Kuvvetleri bünyesinde görev yaptı. Bu sırada ilk bilgisayar kontrollü savaş gemimizin TCG Tayfun'un yapımında görev aldı. İngiltere'den gelen uzmanların çözmeyi başaramadığı Elektronik Savaş Sistemleri'nin arızasını çözdü ve bu başarısı özel bir takdirname ile ödüllendirildi. Deniz Kuvvetlerimiz için seyir, hidrografi ve oşinografi bilgi işlem sistemlerini kuran Güder, telefon santraliyle bilgisayarı birbirine bağlayan da ilk kişi oldu. Deniz Kuvvetleri'nden yüzbaşı rütbesiyle ayrılmasının ardından yazılım alanındaki çalışmalarını sürdüren Gazi Güder, kurduğu bilişim şirketiyle banka, üniversite ve şirketler için hazırlanan pek çok yazılım ve yönetim sistemi projesini geliştirdi. Alanında kaynak niteliğinde olan Bilgi İşlem Terimleri Sözlüğü kitabını da yazan Güder, bugün ülkemizde hızla bir “yazılım seferberliği” başlatılması gerektiğini ifade ediyor.




2 Kasım 2018 Cuma

Biz Kaybettik ! Nedim Çakmak





BİZ KAYBETTİK!


50 yıl önceki lise mezunları bilim adamı formatındaydı,
şimdiki profesörler bile neden eski lise mezunları
kadar bilim adamı değildir? Film adamıdır !..
Biz Kaybettik !
Karanlıklar kazandı...
Vatanımızda sadece üç üniversite varken,
Aydınlar vardı..
Şimdilerde 150 üniversite ile,
neden ve nasıl karanlıklar geldi?
Kendi hayatımın kısa romanını okuyunca anlarsınız...

*
Türkiye'nin Geri Kalmışlığın Tarihi...

Kendi başıma gelenler:
Köy öğretmeni olarak hayata başladım.
Babamın çiftliğinde daha yedi yaşında iken,
traktörlerle çift sürüyordum, 
traktör parkındaki makine ve ekipmanlar kendimi erkenden
yetiştirmemi teşvik etmişti...
İzmir Sanayi Bölgesinde,
ilk gençlik yıllarımda,
ne tür faaliyetler varsa hepsine katıldım.
Çınarlı Meslek Lisesinin Radyo-Elektronik
bölümünün gece eğitimini de Öğretmen Okulu ile birlikte bitirdim.
Elektroniğin piri Celal Dutar benim hocamdı...
Öğretmen Okulu'nda her türlü eğitim kolları,
faaliyetleri vardı, ama teknoloji kolu yoktu...
Sonradan senatör olan,
Öğretmen Okulumuzun müdürü Tevfik Elmas Bey'in
teşvikleri ile,
tarihte ilk defa Radyo-Elektronik olunu kurdum...

19 Yaşında bir dağ köyüne Öğretmen oldum.
Bilgilerimi hayata geçirmek için can atıyordum.
O yıllarda Grunding marka transistörlü
Radyolar 900 TL idi..
Öğretmen maaşı 450 TL...
Yani, iki Öğretmen maaşına bir transistörlü radyo..
Bugünkü değeri 6.000 TL'sına bir Transistörlü Radyo satılıyordu !
Bu millet öyle soyuluyordu...
Bu duruma çok içerlemiştim..
İzmir-Çankaya Caddesinde elektronik hurdacıları vardı,
atılmış radyo kondansötörleri aslında radyonun kalbidir,
gerisi kolay...
Hurdacıdan aldığım parçalarla bir transistörlü
radyo 30 TL'sına mal oluyordu...

Öğretmenlik yaptığım dağ köyünün muhtarı İrfan,
Muhtarlık binasını verdi, Burası senin, dedi..
Muhtar marangozdu, çok özel bir çalışma masası yaptı,
çalışmaya başladık...
Radyo elemanlarını monte ettim,
en son hoparlörü kalmıştı..
Muhtara, "Hazır ol", dedim,
"Tut şu kablonun ucunu, hoparlörün gibine değdir"...
Değdirdiği gibi oyun havaları patladı,
Ankara Radyosu çalıyordu..
Muhtar sevinçle dışarı fırladı,
"Öğretmenimiz radyo icat ettiiii !" diye
Köy meydanındaki kahveye koştu.
Köylü merakla muhtarlığa doluştu,
"Uleen 900 gaymelik iş bu muymuş" diyorlardı...
Onlar "Öğretmenimiz radyo icat etti" dedikçe,
"Öyle değil, başkaları icat etti, ben imal ettim" diye
uyarıyordum.
Ama onlar sen icat ettin diye ısrar ediyorlardı...
İlk önce muhtara, azalara ve kendime,
sonra köylülerime 900 TL'lik radyoları,
30 Türk Lirasına mal ediyordum...
Marangoz muhtar özel radyo kutularını yapıyor,
hoparlör çıkışının deliklerini açıyordu...
Kutunun yan tarafındaki kondansatör düğmesinden,
İstasyon araması yapılıyordu...
Iskala yoktu, ama olsun ses kulağa gelince
İstasyon tamamdı...
Para da almıyordum ama onlar da beni özel bakıma alarak,
Maneviyatlarını tamamlıyorlardı,
HERKES ÇOK MUTLUYDU...

Günlerden bir gün,
Jandarma Başçavuşu devriyede iken,
Bizim Uzun Memet radyosunu armut ağacına asmış,
keyifle tarlasında çalışırken,
Başçavuş yakaladı:
- Nedir ülen bu?
- Radyo Baş Efendi..
- Böyle radyo mu olur ülen?
- Olur Baş Efendi, Öğretmenimiz icat etti.
- Neee, kaçak radyo yapmış, tut Onbaşı, zabıt Tut!..

Zaptı tutmuşlar...
O yıllarda Öğretmenlerin milletvekili gibi
dokunulmazlığı vardı, Jandarma veya Polis Karakoluna
çağıramazlardı.
Maarif müdürmüz ifade alır,
Savcılık soruşturmasına maarif müdürümüz
tavassut ederdi...
Maarif müdürümüz Ahmet Bey,
Öğretmenimiz bana bir uğrasın diyecek kadar kibardı...
Uğradım..
Maarif müdürümüz beni aldı Kaymakam Beyin
Makamına götürdü.
"O muhteşem mucit bu", dedi..
Dedi ama...
Kaymakam suçumu tebliğ etti, Savcılığa vermemek için bir yol,
yordam arıyorlardı...
Mevzuat hazretleri çok kesindi...
Radyoların yıllık vergisi vardı,
Vergi kaçakçılığı her radyo başına ayrı para cezası,
İzinsiz radyo imal etmek,
Casusluk gibi bir şeydi !
Yıllarca hapis cezası...
Bir yol buldular,
Önce takdir ettiler,
Sonra bir Sürgün cezası ile işi kapatarak,
Savcılığa kaptırmamak için,
Ödemiş Bozdağları'ndaki Kızılkeçili Köyü'ne Sürgün ettiler,
İş kapanmıştı...
ama Vatanımın geri kalmışlığının yaraları
Kapanmamıştı...

Bahar aylarında Bozdağlara geldim,
İsviçre gibi bir yer,
Burada ne yaparım, yaparım...
Artık sürülecek bir yer yok,
Bozdağlarının tepesinde Allah var,
son köy Kızılkeçili,
Oradan sürülecek yer yok...
Alabalıkların oynaştığı bir serin dere,
Dereboyunda keşfe çıktım,
Terkedilmiş üç su değirmeni vardı...
Kasabada elektrikli değirmenler çıktığı için,
Papucu dama atılmış su değirmenleri...
Birinin suyu aktif,
Kapağı kapatınca dikine tribün borusundan adamı
Bulsa parçalayacak Zaplı Su,
böyle boşu boşuna akar mı?
Olmaz öyle şey !
O yıllarda hiç bir köyde elektrik yoktu...
Hafta sonunu dar ettim, İzmir Sanayi Bölgesinde
Ahmet Beyi buldum, Manisa Sanayicisi büyük adam,
Ahmet Tütüncüoğlu abimizden yardım aldım...
Bir alternatör ve voltaj karalığı sağlayan
Kollektör ve konjüktör...
Jeneratörün miline kayışla monte edilecek,
Tirübün kanatlarını kendi ellerimle kaynak yaptığım,
Bir Değirmen Çarkı..
Parçaları sanayici Ahmet Bey Köyüme kadar 
kendi cipi ile getirdi..
Bir kaç günde montajı yaptım...
Köy kahvesine, okuluma, camiye ve köy meydanına,
Kılavuz aydınlatma için kablolar çektim...
İlk açılış için akşam karanlığını seçtim...
Köylü merakla toplanmış bakıyor,
Birden su kapağını açıverdim,
Ortalık gündüz gibi oldu...
Suyun gücü ONBEŞ KÖYÜ aydınlatacak elektrik
Üretebilirdi...
KÖYLÜ SEVİNÇTEN ÇIĞLIK ATIYORDU,
"Öğretmenimiz elektrik icat etti!" diye konuşmayın
Kardeşim, başıma iş açarsınız...
O gece devreyi kapatmadım,
Elektrik parası yok,
Sabaha kadar Efeler Diyarının Efeleri Zeybek Oynadılar,
Kimi dua ederek, kimileri rakı içerek kutladılar...

İKİ GÜN SONRA BASILDIK,
Tüm İlçe Jandarması Terör Örgütünü basar gibi
KÖYÜ BASMIŞTI..

EMİR ALDIK :
-- SÖKÜN BUNLARI YOKSA FENA OLUR !

Söktük...
Kasabaya indim, istifa ederek...

SİZİN MEVZUATINIZI DA,
PALAVRA EĞİTİMİNİZİ DE,
EŞEKLER DİKSİN DEDİM,
HALA EŞEKLER DİKİYOR !..
BEN DENİZLERE KOŞTUM,
DENİZLERE AÇILDIM...
ÖNCE TELSİZ VE GV. VARDİYA ZABİTİ,
SONRA SÜPER TANKER SÜVARİLİĞİ...
YILLAR SONRA DÖNDÜĞÜMDE GÖRDÜM Kİ,
SIĞIRLAR AYNI YERDE OTLUYORLARDI !.. 


Nedim Çakmak





* Beyin göçü neden oluyor sanıyorsunuz? 
Eğitim düzeyinizi düşürün ve iş alanı yaratmayın siz çünkü...

Zeki ve de Akıllı olanlarınızı bize gönderin, zaten onlar sizin değil bizim hakkımız, eğitimini biz verelim ki icat ettikleri bizim üniversite adımızla dünyaya duyurulsun, patenti bizde kalsın, biz gelişelim size satalım, ve her iki durumda da biz kazanalım, 
siz istediğimiz düzeyde kalın ki sizi sömürebilelim, sizlere hükmedebilelim... 
Zaten sizin topraklarda casuslarımız vasıtasıyla kışkırtarak desteklediğimiz ve çıkardığımız savaşlarla uğraşmaktan eğitime ve bilime vakit ayıramayacaksınız. Sizler medeniyet düzeyine çıkamıyacak, geri kalacak ve hatta daha da gerilere düşeceksiniz. 
Her konuda bana muhtaç olacaksınız. Böylece tüm arzularımız gerçekleşecek... 
Efendilerinizin önünde diz çökün!

SB