Translate

independent etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
independent etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2014 Cumartesi

Tam Bağımsızlık İş İster, Eylem İster!






"Türkiye Devleti’nin bağımsızlığı kutsaldır. 
O sonsuza kadar güvenlikte olmalı ve korunmalı." 
Mustafa Kemal Atatürk 



Atatürkçülüğün on ilkesi Bilimcilik, Sosyal Ahlâk, Millî Egemenlik, Tam Bağımsızlık, Cumhuriyetçilik, Laiklik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik ve Devrimcilik’tir. Bir Atatürkçü bu ilkelerin her birini, amaçlarını ve işlevlerini, aralarındaki ilişkileri en iyi şekilde bilmelidir.

Böyle bir çaba da ilkelerin analizini gerektirir. Örneğin Tam Bağımsızlık ilkesi ve onun analizi deyince karşımıza bazı alt kavramlar çıkar, bazı sorular akla gelir. Öte yandan, Tam Bağımsızlık İlkesi’nin kimi yönleri vardır, biri uygulama yönüdür. Yazımda bu uygulama yönünün içerdiği kavramlarla soruların bazıları üzerinde duracağım.



Önce Tam Bağımsızlık İlkesi’nin “uygulama” yönünü Atatürk’ün dilinden özetlemekte fayda görüyorum:


1) Ey Atatürkçü!… Tam bağımsızlık ülküsü kafandan, yüreğinden taşıp işe dönüşsün, eyleme dönüşsün. Bunun için:

-Ekonomik, malî, siyasal, adlî, askerî ve benzeri hiçbir kapitülasyona hayat hakkı tanıma!

-Geçmiş ve günümüzdeki hükümetlerin bağımsızlığımızı zedeleyen ya da ortadan kaldıran hiçbir karar ve antlaşmasını kabul etme!

-Ulusal sınırlarımız içinde tam bağımsız, yani kapitülasyonsuz bir Türkiye için çalış!


2) Halkımızın bağımsızlık ve özgürlüğün mahiyetini, yüksek değerini kavraması için bütün imkânlarını seferber et. Bağımsızlık ve özgürlüklerin güvence altında olması için var gücünle çalış…

Her ne pahasına olursa olsun, bağımsızlık ve özgürlüklerin ihlaline, herhangi bir koşula bağlanmasına izin verme, verdirme. Türk milletini tutsak etmek isteyen herhangi bir milletin ya da gücün de, bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanı ol.

Eğer bu uğurda halkınla el ele her fedakârlığı yapmaya hazırsan, bütün dünya, bütün insanlık saygıyla eğilecektir önünde.


3)Türk vatanına ve bağımsızlığına göz dikenlere karşı hem askerî bakımdan, hem de onların her ümidini kıracak şekilde ekonomi, siyaset ve idare bakımından kuvvetli olmak lazımdır. Ey Türk genci, işte bir görevin de budur: Ömrün boyunca, devletimizin her bakımdan kuvvetli olması için çalış.


4)Türk Bayrağı kutsaldır, milletimizin bağımsızlık simgesidir çünkü. Onu sev, kimseyi dokundurma ona, gerektiğinde canını ver onun için.



Tam Bağımsızlığın “uygulama” yönü kapsamında karşımıza çıkan temel kavramlardan dördü şunlardır:

Tam bağımsızlık ülküsü, kapitülasyon, imkân seferberliği, her bakımdan kuvvetli olmak. Bu kavramları ne kadar iyi öğrenirsek, anlamlarını ne kadar iyi sindirir ve unutmazsak, Atatürkçülüğü o kadar kolay anlar, anlatır, açıklar, o kadar verimli işleriz, geliştiririz. Ve ancak bu takdirde “Ben Atatürkçüyüm” dediğimiz zaman doğru konuşmuş oluruz.


a) İlk kavram “tam bağımsızlık ülküsü”dür.

Bir Atatürkçü için, Atatürkçülüğün 10 ilkesinin her birinin gerçekleşmesi, uygulanması, hayata geçirilmesi aynı zamanda birer hedeftir, ülküdür. Bilim ülküsü, sosyal ahlak ülküsü, milli egemenlik, cumhuriyetçilik ülküsü gibi… Tam bağımsızlık ilkesi de öyledir, onun gerçekleşmesi, düşünce ve eylem olarak hayatın bir parçası haline gelmesi de bir ülküdür. Çünkü bir ilkenin belirlenmesi, ifade edilmesi, öğrenilmesi tek başına yeterli değildir. Onun kafalara, yüreklere yerleşmesi, ellerde eyleme dönüşmesi, yaşanması, canı pahasına savunulması gerekir. İşte birey düzleminde ve millet olarak böyle bir duruma ulaşma düşüncesi, tam bağımsızlık ülküsüdür.

Tarihî bakımdan bu ülkünün gerçekleştiği tek bir dönemimiz var: Atatürk dönemi (1923-1938)… Ne acıdır ki onun aramızdan ayrılmasından sonra, Türkiye; Tam bağımsız bir devlet olmaktan da, Tam Bağımsızlık ülküsünden de gittikçe hızlanarak uzaklaşmıştır.

Tam bağımsızlık ülküsünün genç beyinlere bugün yeniden işlenmesi gerekmektedir. Gerçek Atatürkçüler dernekler kurarak, platformlar oluşturarak, toplantılar ve yayınlar yaparak, konferanslar düzenleyerek bu görevi yerine getirmek zorundadır. Bir Atatürkçünün vicdanı ancak bu tür görevlerini yerine getirdiği ölçüde rahat olabilir.


b) Kavramlardan ikincisi “kapitülasyon” kavramıdır.

Tam bağımsızlığın ihlali, yabancı bir güce ödün verme, ayrıcalık tanıma şeklinde gerçekleşir. Her ihlal, yabancı oluşum (ülke, ülkeler topluluğu, kuruluş,…) için bir kazançtır, o oluşuma Millet’e ait bir hakkın devredilmesidir. İşte yabancının kazandığı bu hakka “kapitülasyon” diyoruz. Kapitülasyon bağımlılığın ürünüdür, tam bağımsızlığın zedelenmiş olduğunun göstergesi ve kanıtıdır.

Osmanlı Devleti, bu şekilde, Avrupa devletlerine ödün vere vere, sonunda ekonomik, malî ve politik bağımsızlığını yitirmiş, Avrupa devletleri önünde kapitülasyon zincirleri ile diz çökmüş bir devlet haline gelmişti.


Atatürk’ten dinleyelim:

-Bir devlet düşünün ki kendi uyruğuna koyduğu bir vergiyi yabancılara koyamaz; gümrük işlemlerini, resimlerini ülkenin ve milletin ihtiyaçlarına göre düzenlemesi engellenmiştir; bir devlet ki bunların da ötesinde yabancılar üzerinde yargı yetkisini uygulamaktan men edilmiştir. işte böyledir bağımsızlığından yoksun olan bir devlet!…

-Osmanlı’da devletin ve milletin yaşamına yapılan müdahaleler bu saydıklarımdan ibaret değildi, daha fazla idi. Doğrudan doğruya milletin yaşamsal ihtiyaçlarından olan, örneğin demiryolu yapmak için, fabrika yapmak için devlet serbest değildi; mutlaka dış müdahale vardı. Bu şekilde hayatını teminden menettirilen bir devlet bağımsız olabilir mi? Gerçekte Osmanlı Devleti bağımsızlığını çoktan kaybetmişti. Osmanlı ülkesi yabancıların serbest bir sömürgesinden başka bir şey değildi; Osmanlı içindeki Türk milleti de tamamen tutsak durumuna getirilmişti. Bu sonuç milletin kendi iradesine ve kendi egemenliğine sahip bulunamamasından, bu irade ve egemenliğin şunun bunun elinde kullanılagelmiş olmasından kaynaklanıyordu.

-Ben bu haksızlığa karşı çıktım. Milletimin başına geçerek İstiklal Savaşımızı başlattım. Milletimin gasp edilmiş haklarını geri aldım. Ülkemi tam bağımsız kıldım.


c) Üçüncü kavram “imkân seferberliği”dir.

“İmkân seferberliği” birey, bir topluluk veya millet için söz konusu olabilir. Şöyle tanımlayabilirim: Bir ideal uğruna, o idealin, ülkünün gerçekleşmesi için bütün benliğiyle, her türlü kaynağı ile çalışma, gayret gösterme, mücadele etme azmidir.

Atatürk ilkeleri, örneğin Bağımsızlık İlkesi uğrunda imkân seferberliğinin şekillerine şu örnekleri verebilirim:

-Çalışmak, gece gündüz demeden On İlke’yi öğrenmek, bu alanda derinleşmek, öğrendiklerini başkalarına aktarmak, onları da bu yola teşvik etmek, mümkün olduğu kadar insanımızı Atatürkçülüğe, onun ilkelerine kazandırmaya çalışmak;

-Bilgisini, yeteneklerini ve her türlü kaynağını Atatürkçülük için kullanmak.

Atatürk’ün hayatının özellikle 1919-1938 dönemi “imkân seferberliği”ne görkemli bir örnektir. Onun dava arkadaşlarının çalışma ve fedakârlıklarını da örnekler arasına katabiliriz.


d) Son kavram “her bakımdan kuvvetli olmak”tır.

Sadece fizikî güç ve sayı bakımından değil bilim, teknik, ahlak, ekonomi, kültür, sanat, siyaset, örgütlenme,… bakımlarından güçlü olmak…

Bu durum hem birey, hem bir topluluk ve Millet bakımından söz konusudur.

Birey ve toplum olarak yukarda saydığım alanlarda olabildiğince birikimli olmayı, olabildiğince ilerlemeyi, zirveye ulaşmayı hedeflemeliyiz. Bunu ne ölçüde başarırsak, bağımsızlığımızı da o ölçüde güvence altına almış oluruz.

Birey olarak kuvvetli olmak örneğin şunların gerçekleşmesine bağlıdır: Sağlıklı bir beden, akıl ve iyi bir muhakeme, bilimsel birikim, geniş kültür, iyi bir tahsil, yüksek ahlak, iyi bir meslek, yiğitlik, sosyallik, örgütlenme yeteneği,…



Şimdi akla gelebilecek bazı soruları yanıtlayalım:


1) Geçmiş ve günümüzdeki hükümetler tam bağımsızlığımızı zedeleyen ya da ortadan kaldıran kararlar almış, antlaşmalar yapmış mıdır?

Yanıtım “evet”tir. Bunlara birkaç örnek vereyim:

-İsmet Paşa döneminde, 1940’ların sonunda ABD ile yapılan İkili Antlaşmalar.

-IMF ile ilişkiler çerçevesinde alınan kararlar.

-1995 Gümrük Birliği Antlaşması,

-Avrupa Birliği ile ilişkiler çerçevesinde kabul edilen bazı yasa ve yönergeler.


2)Halkımızın bağımsızlık ve özgürlüğün mahiyetini, yüksek değerini kavramış olduğuna inanıyor musun, neden?

-Ne yazık ki buna inanmak zor. Temel sebebi, Tam Bağımsızlık bilincinin, halkımıza sürekli ve yeterli şekilde aşılanmamış, bunun bir eğitim konusu olarak görülmemiş olmasıdır. Okumuşlarımızda, aydın olarak nitelediğimiz birçok kimselerde bile Tam Bağımsızlık bilinci ya yoktur, ya da zayıftır. Üstelik bu ihmal giderek artmıştır. Günümüzde ise -ne yazık ki- Tam Bağımsızlık ülküsü unutulma yolundadır. Bunda, küreselleşme propagandasının da etkili olduğu bir gerçektir.


3) Günümüzde Türk milletini tutsak etmek isteyen millet ya da güçler var mıdır? Varsa hangileridir, bu emellerini hangi davranışlarından anlıyoruz?

Dünyada Emperyalizm olduğu sürece Türk milletini tutsak etmek isteyen milletler ve güçler de olacaktır. Öyleyse onlar bugün de vardır ve Türkiye de bu güçlerin etkisi altındadır. Başta ABD gelmektedir, onu İngiltere, Fransa ve Almanya takip ediyor. Bu sömürgeci ülkeler AB şemsiyesi altında ortak hareket ediyor. Ve asıl olarak Derin Merkez’in güdümünde olan ülkelerdir. Demek ki Türk milletini tutsak etmek isteyen, perde arkasında olan güç, Derin Merkez’dir.


4) Dünya, Tam Bağımsızlığı üzerinde titreyen bir milletin önünde neden saygıyla eğilir?

Çünkü o millet başkalarında saygı uyandıran niteliklere sahiptir: Başı diktir, onurludur, özgürdür. Kimseye boyun eğmez, el açmaz. Başkalarına güven verir. Üyeleri tam anlamıyla insan olmanın özelliklerine sahiptir. Ekonomisi güçlüdür, diğer ülkelerle onurlu ilişkiler kurmuştur. Bu sebeple gıpta da edilir.


5) Atatürk’ün, diğer milletlerin bayrağına da saygılı olmamızı istemesinin sebebi ne olabilir? O bu duygusunu, hayatında somut bir örnek vererek de göstermiştir. Bu yaşanmış olayı anlatır mısın?

Bayraklar milletleri simgeler, onların bağımsızlığını temsil eder. Sömürgeciliği, işgalleri yapanlar, savaşları çıkaranlar; milletlerin zenginleri ile yönetici sınıflarıdır. Bunlara bakarak milletleri suçlamak, onları temsil eden simgeleri aşağılamak yanlıştır. Atatürk’ün bayrak saygısı bu sebepten ileri gelebilir. İkinci bir sebep de Atatürk’ün bağımsızlık olgusuna duyduğu engin tutkunluk olabilir.


Atatürk’ün bayrak saygısına bir değil birkaç örnek verilebilir. Bunlardan ikisini aşağı alıyorum.


Birincisi:

“Mustafa Kemal Paşa o sabah savaş meydanını geziyordu. Yerde parçalanmış bir bayrak, bir düşman bayrağı gördü. Birden durdu, yanındakilere seslendi:

“Bu bayrağı kaldırınız” dedi, “mağlup bir düşmanın bayrağı da olsa, o bir milleti, bir orduyu temsil ediyor, yerde kalması doğru değildir.”


İkincisi:

Atatürk Karşıyaka’da İplikçizade Köşkü’nde konaklayacaktı. Şimdilerde Karşıyaka Evlendirme Dairesinin karşısında, Yalı’daki 380 Numaralı Çağlayan Apartmanı’nın olduğu yerde bulunan bu köşkün güzelliği dillere destandı. Girişte kadınlı, erkekli muazzam bir topluluk birikmişti. Atatürk onları selamlayarak köşke yöneldiğinde yüzü asıldı. Kaşlarını çattı. Çünkü geçeceği yere boylu boyunca bir Yunan Bayrağı serilmişti. Karşılayıcılara bunun nedenini sordu. Onlar da, “Yunan Kralı Konstantin’in 1921 yılında İzmir’e geldiğinde bu köşkte ağırlandığını, yere serilen Türk Bayrağını çiğneyerek içeri girdiğini” anlattılar.

Atatürk’ün yanıtı kısa ve kesindi: “Yunan Kralı hata etmiş. Çünkü bayrak bir milletin onurudur. Ben bu hatayı tekrarlamam” diyerek yerdeki bayrağı kaldırttı. Köşkün beyaz mermerlerinde ilerleyerek, içeri girdi.”


6) Türk genci, neden dolayı ömrü boyunca devletimizin her bakımdan kuvvetli olmasının kaygısını duymalıdır?

Çünkü Tam Bağımsızlık devletimizin yalnız askerî veya başka bir bakımdan değil, her bakımdan, -altını çiziyorum- her bakımdan güçlü olmasıyla mümkün olabilir. Eğer tam bağımsızlık istiyorsan, başka güçlerin gözünü yıldıracak derecede güçlü olacaksın.
Yoksul olan, cahil olan, zayıf olan, bağımsız olamaz. Herhangi istisnai bir sebeple bağımsız bile olsa, bunu uzun süre devam ettiremez.

Ne hazindir ki böyle bir ülkeye verilecek örnekler arasına son yılların Türkiye’sini de katmak durumundayız.



Cihan DURA - 02 Ocak 2012
kendi sitesi















26 Aralık 2014 Cuma

INDEPENDENCE WAR; AFTER WWI AND GALLIPOLI (ÇANAKKALE)




14 MARTYRS  :
14 children from Gaziantep between 12-14 years, their hands tied behind, on their knees, an shot to dead by French soldiers. 
and ŞAHİNBEY :


After the Armistice of Mondoros, the countries that had signed the agreement did not consider it necessary to abide by its terms. Under various pretexts the navies and the armies of the Entente (France, Britain and Italy ) occupied Istanbul, while the province of Adana was occupied by the French, and the British occupied Urfa and Maraş. In addition, British soldiers were in Merzifon and Samsun, and Italian soldiers were in Antalya and Konya. On the 15th of May 1919 the Greek Army landed in Izmir in accordance with the Allied powers. 

The Turkish War of Independence began under these difficult conditions on the 19th of May 1919 when Mustafa Kemal landed in Samsun. It is after this date, which marks the beginning of the Turkish War of Independence, that a national resistance arose across Anatolia. Mustafa Kemal  became the leader of the national struggle movement which quickly grew in strength. Once the congresses in Erzurum and Sivas were held in the summer of 1919, the objectives of the national pact were declared.


When foreign armies occupied Istanbul on the 23rd of April 1920, Mustafa Kemal inaugurated the Turkish Grand National Assembly and established a provisional new government whose center was Ankara. On the same day, Mustafa Kemal was elected President of the Grand National Assembly. The Greeks started to advance towards Bursa and Eskişehir. On the 10th of January 1921, the enemy forces were heavily defeated by the Commander of the Western Front, Colonel Ismet and his troops. On the 10th of July 1921, the Greeks launched a frontal attack with five divisions on Sakarya. 


After the great battle of Sakarya, from the 23rd of August to the 13th of September, the Greek Army was defeated. After the battle, the Grand National Assembly gave Mustafa Kemal the titles of Ghazi and Marshal. Mustafa Kemal, who was determined to drive the foreign occupiers out, ordered a decisive attack which was launched on the 26th of August 1922.  Enemy forces were surrounded, killed or captured on the 30th of August at Dumlupınar, and by the 9th of September 1922 the fleeing enemy forces were defeated in Izmir.


On the 24th of July 1923, with the signing of the Treaty of Lausanne (Lozan Antlaşması ) the independence of the new Turkish state was internationally recognized. On the 29th of October 1923, Atatürk declared the new Turkish state a Republic.


Turkish Serie "Karayılan", is about the invasion of Antep (Today Gaziantep), first  by British, one year later by French military...So began the defense of Antep....

6000 Turkish citizens, mostly civilians, were killed....
Turkish Grand National Assembly gave in 1921 March "Gazi-Veterans" title to Antep - Gazi-Antep.
After a treaty has taken , French military left Gaziantep on 25 December 1921.
This is a small part of the Independence war of Turkish people during the war......




We remember our Martyrs....
SB



DEFENCE OF ANTEP



30 Ekim 1918´de imzalanan Mondros Mütarekesi ile İtilaf Devletleri paylaştıkları topraklara sahip olmak amacıyla harekete geçerken, 17 Aralık 1918´de İngilizler Antep´e girmiştir. Bir yıl süren bu işgale Fransızlar tepki göstermiş, 1918 Eylül´ünde yapılan İngilizlerin Musul üzerindeki “Nezaret Hakkı” ndan vazgeçmeleri ile önce Suriye daha sonra Antep, Urfa ve Maraş boşaltılmıştır.


Bunun ardından Fransızlar 29 Ekim 1919´da Kilis´i, 5 Kasım 1919´da Antep´i işgal ettiler. 1920 yılının başında ise ünlü Antep Savunması başlamış oldu. 1 Nisan 1920´de başlayan Gaziantep savunması 11 ay sürdükten sonra açlık yüzünden sona ermiştir. Savunma süresince Fransızlar şehre 70.000 mermi atmış, 6.000 Antepli şehit olmuştur. 


Bu olağanüstü savunma sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi 6 Şubat 1921 tarihli toplantısında Antep´e "Gazi" ünvanını vermiştir. 15 Mart 1921 tarihinde Londra´da Türk Dışişleri Bakanı ve Fransız delegasyonu Antep, Adana ve çevrelerinin Türklere geri verilmesi hususunda mutabakat sağlamıştır. Nitekim bu antlaşma Ankara Antlaşması ile son şeklini almış ve 25 Aralık 1921´de son Fransız askeri Antep´ten ayrılmıştır.




ŞAHİNBEY (Mehmet Sait)

Şahinbey, 1877 yılında Gaziantep’te, Bostancı Mahallesi 55 numaralı evde dünyaya gelmiştir. Milli Mücadele yıllarında büyük yararlılıklar gösteren ve etrafına adeta ışık olmuş bir kahramandır. Asıl adı Mehmet Sait’tir. ‘Şahinbey’, yöre insanının kendinse verdiği takma adıdır.


Şahinbey, Sina cephesinde çarpışmış, gösterdiği başarılardan ötürü terfi ettirilmiş ve döndüğünde Memleketi olan Gaziantep’in Nizip ilçesine Askerlik Şube Başkanı olarak atanmıştır. Gaziantep’in işgal edilmek istenmesi üzerine, Ayıntap Heyet-i Merkeziye’ye müracaat eden Şahinbey, düşmanın şehre giriş istikametinde bulunan cephelerde görevlendirilmiştir.


Şahinbey, Gaziantep’i işgal etmek isteyen Fransızlara engel olabilmek amacıyla, düşmanın şehre geliş istikameti olan Kilis yönünde üç müdafaa hattı kurmuştur. Yanına, yerel Kuvay-ı Milliye Teşkilatı’ndan aldığı yaklaşık 200 kişilik birlikle, direnişi örgütlemiş ve Fransız Kuvvetlerinin, şehre girmesini uzun süre engelleyebilmiştir.


Fransız Kuvvetleri Birliği, yaklaşık olarak 8000 piyade, 200 süvari, 4 tank, 1 batarya top, 16 ağır makineli tüfek ve çok sayıda otomatik tüfekten oluşmasına karşın, Şahinbey ve arkadaşlarından oluşan yaklaşık 200 kişilik Kuvay-ı Milliye kahramanları karşısında, bir adım bile ilerleyemeden, çakılıp kalmıştır.


Ancak, Fransızlar güçlerini bir şekilde aldıkları takviyelerle artırarak yüklendikçe, çetin çarpışmalar meydana gelmiştir. Çarpışmalar neticesinde, büyük kayıplar veren Şahinbey ve arkadaşları, sonunda 87 kişi kalmışlardır. Bu durumda bile, çarpışmalardan vazgeçmeyen Şahinbey, o dönemde Gaziantep için son müdafaa hattı olan Kilis tarafından girişte bulunan Elmalı köyü civarındaki çarpışmalarda 86 arkadaşını daha yitirmiş ve tek başına kalmıştır.


Şehit olmadan önce;

‘Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde şehit kanı karışmıştır. Bize; Namus, Din ve Bağımsızlık için ölüme atılmak, Ağustos ayı sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir. Bir an evvel topraklarımızdan defolup gidin. Yoksa kıyarız canınıza. Eğer, düşman buradan geçerse; Ben Antep’e ne yüzle dönerim, düşman ancak benim cesedimi çiğner de öyle girer Şehir'e’ ifadelerini söylediği dilden dile dolaşır.

Gerçekten de öyle olmuştur. Tek başına kalan ve cephanesi biten Şahinbey, Elmalı köprüsünü terk etmemiş, çarpışmaya yumruklarıyla devam etmiştir. Fransız Kuvvetleri, savaş adap ve ahlakına yakışmayan insanlık dışı hareketlerde bulunarak; Şahinbey’in üzerine adeta çullanmışlardır.


Şahinbey, yüzlerce süngü ile delik deşik edilerek, köprü başında şehitlik mertebesine yücelmiştir. Acı haber şehre tez zamanda ulaşmıştır. Şahinbey’in naaşını, yörenin diğer bir kahramanı olan Karayılan, kucağında şehre kadar taşımıştır. Bu hüzünlü olay, yöre halkını çok etkilemiş, Şahinbey üzerine ağıtlar yakılmıştır.


Şahin'i sorarsan otuz yaşında,
Süngüyle delindi köprü başında.
Çeteler toplanmış ağlar başında.
Uyan Şahin uyan gör neler oldu.
Sevgili Ayıntab'a Fransızlar doldu.




KARAYILAN (Kürt Mulla)
Karayılan, Atmalı** aşiretinden olup, 1888 yılında Maraş’ın Pazarcık ilçesi, Höcüklü Köyü, Elifler mezrasında doğmuştur. Babası Ermeniler tarafından şehit edilmiş, kendi kendine okuyup yazma öğrenmiş, köyünde imamlık yapmış çok zeki bir yurtseverdir.

I. Dünya Savaşı esnasında, Rus Cephesi’nde savaşmış ve yaralanmıştır. Bu cepheden köyüne dönen Karayılan, yaralarının iyileşmesinin ardından bir müddet sonra, hükümet kuvvetleri ile birlikte katıldığı bir çatışma neticesinde, halkı kırıp geçiren Balyan’lı eşkiya Bozan ağayı vurmuş ve adamlarını darmadağın etmiştir.


Karayılan, Gaziantep’in zor günlerinde, etrafında topladığı arkadaşlarıyla, Karabıyıklı diye bilinen mevkiide, Fransız Kuvvetlerine çok büyük darbeler indirmiştir. Böylelikle de Kuvay-ı Milliye saflarına katılmış, Şahinbey’in de dava ve silah arkadaşlarından birisi olmuştur.


Fransızlara karşı bir çok mücadeleden başarıyla çıkmış olan Karayılan, Elmalı Köyü köprüsünde şehit düşen Şahinbey’in haberini aldıktan sonra büyük bir sarsıntı geçirmiş olmasına karşın, Şahinbey’in cesedini şehrin merkezine kadar kucağında taşımıştır.


Ancak, zaman durma ve Şehitlere ağlama zamanı değildir. Mücadele tüm hızıyla sürdürülmüştür. Karayılan ve silah arkadaşları, amansızca saldıran düşmana karşı bir çok çarpışmaya katılmış, kimisinde yaralanmış, kimisinde ise ölümden döndüğü olmuştur. Ama, hiçbirinde mücadele etmekten yılmamış, çekinmemiştir.


Böylesi mücadelelerden birinde, kendisine verilen Şıhın Dağı (Sarımsak Tepe)’ndaki Fransız Kuvvetlerini geri püskürtme görevini yaparken, şehitlik mertebesine ulaşmıştır.


Karayılan der ki Harbe oturak,
Kilis yollarından kelle getirek,
Nerde düşman varsa orada bitirek,
Vurun ha yiğitler namus günüdür
Nazım Hikmet


CENGİZ ÖNAL



**ATMA / ATMALI AŞİRETİ: 
TÜRKMEN ve 12 oymaklı Kürt boyuna ayrılan Atmalar, Sünnî ve Alevî'dirler... 
İlk kez 1560 yılına ait Malatya tahrir defterinde rastlanmaktadır. Buna göre, birkaç neferden oluşan “Atmalu” cemaati, bir başka cemaatle birlikte, 1560 yılında Malatya’nın ‘Keder Beyt’ nahiyesinde meskundu. En eski ikinci kayıt ise, 1563 yılında Maraş topraklarında Alma Kuşağı Mezraı’nda başkalarıyla birlikte tarımla uğraştıklarını göstermektedir. Üçüncü olarak, Arapgir sancağına ait 1643 tarihli avârız-hâne defterinde Atma adlı köyün, Arapgir sancağının en büyük ya da kalabalık köyü olduğu görülmektedir. 

Boylar topluluğundan mürekkep bir konfederasyon olduğu anlaşılan Rişvav kabîlesine bağlı olan Atmalar Kurmançca konuşurlar. Harran Ovası'na yerleştirilenlerin Karakeçililer'le akrabalık kurdukları ve onların nesillerinden gelenlerin Atman olarak adlandırıldıkları da bilinmektedir. Atmalılar’ın Osmanlı tahrir defterlerinde bazen Türkmen Ekradı (Türkmen Kürtleri), bazen de Ekrad (Kürtler! - konar-göçer anlamındaki "Ekrad Taifesi" ifadesini "Kürt Ulusu" olarak tahrif etmişlerdir.) olarak anılmalarının, Bozok Türkleri’nin Beydili/Begdili boyunun “Kürtler” cemaatinden/aşiretinden olmalarından kaynaklanıyor olması muhtemeldir. 

Nitekim arşivlerde Beydililer için “Kürt Beğdilisu cemaati” tabirinin kullanıldığı da görülmektedir. (Bilindiği gibi Oğuzlar 12’si Bozok, 12’si de Üçok olmak üzere 24 boydan teşekkül etmekte olup, Beydili Boyu, Kayı Boyu gibi Bozoklar’dandır. Dulkadiroğulları ve Ramazanoğulları gibi beylikler Beydililer tarafından kurulmuştur.) 

Karayılan’ın Atmalılar’dan oluşan çetesi ile Antep’in kurtuluşunda oynadığı rolün yanı sıra, Pazarcıklı Atmalılar’ın reisi Yakup Paşa (Paşo Ağa / Yakup Hamdi Bey) da Maraş’ın savunulması ve kurtuluşu olayında 350 kişi ile yer almıştır. Turgut Özal'da bu aşirettendir....


Yani, Kürtlerin büyük bir kısmı TÜRK boylarındandır. Kürt ırkı ya da Milleti yoktur, zamanla Arap, Ermeni, Yahudi ve Farsilerle karıştıklarından öz-kimliklerini kaybetmişlerdir.




bununla ilgili makaleler/kaynaklar:

SEYYİD AHMET ARVASİ VE DOĞU ANADOLU GERÇEĞİ
DOĞU İLLERİ VE VARTO TARİHİ
TÜRKİYE’DE ETNİK MOZAİKTEN BAHSEDİLEMEZ…
KÜRTÇÜLÜK VE TARİHSEL GELİŞİMİ 1-3






EMPERYALİSTLERE VE BÖLÜCÜLERE ALET OLMAYIN!

ATALARINIZA LAİK OLUN!
KENDİNİ BU VATANIN BİR EVLADI OLARAK GÖREN VE 
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'Nİ KORUYUP KOLLAYAN HERKES BİZDENDİR!
DUY EY BATI...
SB.









14 ŞEHİT ANITI

Şehirdeki Ermeniler, Fransız askerlerine hem yiyecek temin ediyorlar hem çeşitli yalanlarla şehirdeki insanlara saldırtıyorlardı. Beğendikleri evlerin, dükkanların, bağ ve bahçelerin kendilerine ait olduğunu söylüyorlar ve Fransız askerlerinin de desteğini alarak Türklere ait olan bu yerlere sahip olmaya çalışıyorlardı.


Ermeniler o kadar çok ileriye gitmişlerdi ki çocukların silah taşıdıklarını, muhbirlik yaptıklarını ileri sürüyorlardı. Fransız askerleri, yaşları 12-14 arasında değişen 14 çocuğu önce ellerini arkalarından bağlayarak diz çöktürürler ve kurşuna dizerler. Daha sonra hırslarını alamayarak çocuk şehitlerin vücutlarını süngüleyerek delik deşik ederler.


Yapılan bu anıt Fransızlara ve onların işbirlikçilerine bir ders olacak niteliktedir.

link



6 bölümlük Belgesel (Türkçe): 
Kefen Bayraklı Kale - Gaziantep
Şahinbey ve diğer kahramanlarımız....



‘Ben Gazianteplilerin nasıl gözlerinden öpmem ki;
Onlar Gaziantep'i kurtardıkları gibi, Türkiye'yi de kurtardılar’ 

Mustafa Kemal ATATÜRK


Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. 
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! 
Kükremiş Sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. 
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. 

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar. 
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. 
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar, 
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar...


ilgili kitap
İstiklanin Bedeli - Necdet Sevinç




10 Eylül 2014 Çarşamba

ANADOLU'DA YUNAN ZULMÜ VE KURTULUŞU - 12




KUŞADASI’NIN DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTULUŞUNUN 92. YILDÖNÜMÜ


Yurdumuzun kurtarıcısı, devletimizin kurucusu, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, özlü bir sözünde şöyle diyor:

“Şairlerimiz, ediplerimiz, kadın erkek öğretmenlerimiz, filozoflarımız, geçen felaket günlerini, mütemadiyen (sürekli) millete söyleyip yazacaklardır. Maruz kaldığımız çöküntünün nedenlerini açık ve kesin olarak anlatacaklardır. Bu kara günlerin tekrar etmemesi için, milletin ruhunu, gözü açıklığını her an uyanık tutacaklardır.” 

Bu sözler, büyük kurtarıcının bize verdiği önemli bir görevdir.

Yakın geçmişimizi bilmek, geleceğimizle ilgili alacağımız kararlarda, bize uyanıklık sağlar. Ulusal bilincimizi geliştirir, yanlış yapmamızı engeller. 

Tarihlerini bilmeyen uluslar, geleceklerini kaybederler. Yakın tarihimizi bilmek hem de bulunduğumuz, yaşadığımız kentin yakın tarihini bilmek, yurttaş olmanın gereğidir. 

Hele topluma önder olacak kişilerin, yakın çevrenin tarihini bilmeleri bir zorunluluktur diye düşünürüm.

Mondros Silah Bırakışmasından sonra, ülkemiz emperyalist devletler tarafından paylaşılırken, 14 Mayıs 1919 günü, Kuşadası 200 kişilik bir İtalyan gücü tarafından işgal edilir. 

İtalyan işgal gücü komutanı Albay Alessandro Ciano’dur. Ayrıca jandarma güçlerinin komutanı Teğmen Luca’dır. İtalyanlar işgal ettikleri yerlerde <hulul ü müslihane> dedikleri bir yöntem uyguladılar: İşgal ettikleri yöre halkının gönlünü kazanmak için günlük yaşamlarına karışmamak, posta ve ulaşım hizmetleri sunmak, sağlık kuruluşları açmak, okul açmak, banka şubesi kurmak, çiftçiye kredi vermek, sinema salonu açmak vb. sayılabilir. 

Emperyalist devletler arasındaki çıkar çatışmaları nedeniyle İtalyanların Yunanlılara üstünlük sağlamaları için halkı kendi yanlarına çekmeleri gerekiyordu. Biz buna “güleryüzlü emperyalizm” diyoruz.

Kuşadası’na bağlı bir bucak olan Selçuk ve yöresi (İzmir- Aydın demiryoluna kadar olan bölüm) Yunan işgal bölgesidir. 

Yunan bölgesinde, yerli Rumlarla, Yunan askerleri her türlü işkence, öldürme, yangın, yağmalama ve tecavüz olaylarını sergilemektedirler.

Kuşadası’nda İtalyanların uyguladığı politika nedeniyle bu tür sorunlarla pek karşılaşılmaz.

Kuşadası’nın yetiştirdiği üstün nitelikli, aydın, yurtsever bir insan olan Mahmut Esat Bozkurt, doktora çalışmalarını yürüttüğü İsviçre’den 1919 Haziran ortalarında, Liççiri adlı bir gemiyle kaçak olarak Kuşadası’na gelmek ister, yolda yakalanırlar. Yanında arkadaşı Şükrü Saraçoğlu da vardır.

Mahmut Esat ve arkadaşları Kuşadası’nda Kuvayi Milliye çalışmalarını örgütlemeye çalışırlarken bir taraftan da Söke Kuvayi Miliye çalışmalarına destek verirler. 

1919 Temmuz ortalarında Kuşadası Kuvayi Milliyesi kurulur. Mahmut Esat Bozkurt, Şükrü Saraçoğlu, Faruk Bozkurt, Hasan ve Mehmet Reisler ile Çam Mehmet Efe bu kuruluşun önemli adlarıdır. 

Başlangıçta 120 kişiyle kurulan Kuvayi Milliye güçleri zamanla 1000 kişiye ulaşır. 

Mahmut Esat Bozkurt’un ailesine ait Arvalya (Eroğlu) çiftliğinde konuşlanan bu güçler, Selçuk, Belevi( Cellat), Çamlık(Aziziye) Şirince, Naipli, Balatçık, Gümüş yörelerine, Güzelçamlı ve Torbalı’ya kadar geniş bir alanda Yunanlılarla savaşırlar. 

Birçok baskınlar düzenlerler, düşmana büyük kayıplar verdirirler.

Tren yoluyla Yunanlıların gerçekleştireceği ikmali engellemek, kıyılardan yapılacak kaçakçılığı ve saldırıları engellemek, hayvan kaçakçılığına son vermek, askere alım şubeleri kurmak, göçmenlere yardım etmek ve yerli Rumların çıkaracağı karışıklıkları engellemek, Kuşadası Cephesinin kahramanlarının görevleri arasındadır. 

Başarılı çalışmalarına devam eden Mahmut Esat Bozkurt’un emrine 1 yüzbaşı, 2 üsteğmen, 2 teğmen ve bir başçavuş verilir. Bu çalışmalar 1920 Ağustos ayına kadar sürer. 

Emperyalizmin Yunan ve İtalyan güçlerini uzlaştırmasıyla Kuşadası Cephesi fiilen sona erer. Mahmut Esat Bozkurt, seçildiği milletvekilliği görevini yapmak üzere, Antalya yoluyla Ankara’ya gider. TBMM çalışmalarına katılır. Üstün hukuk bilgisiyle, kültürüyle o cephede çalışır.

İtalyan işgali 14 Mayıs 1919’dan Kuşadası’nı boşalttıkları 26 Nisan 1922 yılına kadar yaklaşık üç yıl sürer. İtalyanlar, Kuşadası halkının Yunan işgaline karşı tahliye edilmesine yardımcı olurlar. Antalya, Güllük ve İzmir yöresine 3000 civarında insan göç eder. Kimileri de Çine yöresine kaçarlar.

Kuşadası’nı işgal eden Yunan güçleri Athanasopulos adlı bir Rumu Kuşadası Kaymakamı olarak atarlar. Ardından da soyguna başladılar. Kuşadası ilçe halkının dörtte birinin gelirine denk düşen 108.824.800 kuruş değerindeki mala el koydular.

21’i kadın olmak üzere 157 kişi şehit edildi. 9 kişi darp edildi.8 kız tecavüze uğradı. 

Kuşadası ve çevresinde Yunanlıların yaptığı mezalim, Hakimiyet-i Milliye gazetesi aracılığıyla dünya kamuoyuna duyuruldu. 

TBMM 18 Haziran 1922’ de tutanak yazmanlığını Mahmut Esat Bozkurt’un yaptığı ve Yunan mezalimini kınayan bir notayı, Avrupa ve Müslüman dünyasının millet meclislerine ve basın kuruluşlarına gönderdi.

26 Ağustos Başkomutan Meydan Savaşı’nda Gazi Mustafa Kemal Paşa yönetimindeki Türk ordusu karşısında bozguna uğrayan Yunan ordusu, Türk Ordusunun önünden kaçarken, her tarafı yakıp yıkarak İzmir’e doğru kaçmaya başladı. 

Yunan askerleri ve yerli Rumlar, Söke’yi yaktılar. Kül haline gelen bina sayısı 1731’e ulaştı. 

6 Eylül sabahı Süreyya Örgeevren komutasındaki akıncı birliği Söke’yi kurtardı. Aynı gece Rıfat Bey komutasındaki piyade taburu da Söke’ye girdi.

Söke’den gelerek adalara kaçmak isteyenler ve Kuşadalı Rumlar, Kuşadası’nda vahşet yarattılar. 

1 konak,8 okul, 5 cami, 1çiftlik ve 173 evi yaktılar. 

Kuşadası’nda Kuvayi Milliyeyi kuran, Yunanlılara büyük darbe vuran Mahmut Esat Bozkurt’a ait ev, çiftlik ve helvahaneyi yerle bir ettiler. 

Yunanlılar Kuşadası’nı ateşe verirken eşraftan Necati ve Mustafa Beyler yanlarına İtalyan Konsolos vekilini de alarak Söke’ye gittiler. Olayları askeri yetkililere aktardılar. 

Yunanlıların çarşıyı ve hükümet konağını yaktıklarını, 40 müslümanı Selçuk’a kaldırdıklarını bunların 37’sini öldürdüklerini anlattılar. 

Bir an önce Türk birliklerinin Kuşadası’na gelmesini istediler. Süreyya ve Rıfat Beylerin askerlerinden oluşan bir birlik hazırlandı. 

Bu müfreze, yanlarında Çam Mehmet Efe de olduğu halde 7 Eylül 1922 günü Kuşadalıları özgürlüğüne kavuşturdu.

Bunları söylemeden Kuşadası’nın Kurtuluşunun 92. yılını anlayamayız.

Bir kez daha yazıyorum. 

Kuşadası Cephesinin önemli adları Mahmut Esat Bozkurt, Şükrü Saraçoğlu, Faruk Bozkurt, Hasan Reis, Mehmet Reis, Çam Mehmet Efe, Salih Erdoğan ve Grubu, Stelyoni Hüseyin ve Ağa Mustafa Kuvayi Milliye kahramanları arasında anılıyor. 

Kuşadası Cephesi’nde çarpışan yeni adlara ulaştıkça bunları da sizlerle onur duyarak paylaşacağız.

Ülkemizin ve Kuşada’mızın kurtarılmasında büyük emekleri olan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına, Mahmut Esat Bozkurt’a, Kuşadası Cephesinde çarpışan, emeği geçen herkese rahmet diliyor, gazi ve şehitlerimize , saygılarımızı ve minnet duygularımızı iletiyoruz.



NAİL TOPAL
Emekli Öğretmen/Yazar
Kuşadası






...............



KURTULUŞ GÜNLERİ 

TARİH YER

3 Ocak İçel / Mersin
5 Ocak Adana
6 Ocak Adana / Ceyhan
7 Ocak Osmaniye
8 Ocak Hatay / Erzin
9 Ocak Hatay / Dörtyol

12 Şubat Kahramanmaraş / Merkez
13 Şubat Erzincan / Merkez
13 Şubat Giresun / Görele
14 Şubat Trabzon / Vakfıkebir
14 Şubat Trabzon / Beşikdüzü
15 Şubat Gümüşhane / Merkez
15 Şubat Trabzon / Maçka
16 Şubat Bitlis / Tatvan
17 Şubat Trabzon / Tonya
17 Şubat Trabzon / Akçaabat
17 Şubat Erzincan / Tercan
19 Şubat Erzincan / Çayırlı
21 Şubat Bayburt / Merkez
23 Şubat Ardahan / Merkez
24 Şubat Trabzon / Merkez
24 Şubat Trabzon / Yomra
25 Şubat Trabzon / Araklı
25 Şubat Trabzon / Sürmene
25 Şubat Ardahan / Çıldır
25 Şubat Erzurum / İspir
27 Şubat Artvin / Şavşat
27 Şubat Trabzon / Çaykara
28 Şubat Trabzon / Of

1 Mart Ardahan / Hanak
1 Mart İçel / Arslanköy
2 Mart Rize
3 Mart Erzurum / Aşkale
3 Mart Erzurum / Pazaryolu
7 Mart Artvin
7 Mart Artvin / Ardanuç
7 Mart Artvin / Borçka
9 Mart Erzurum / Çat
9 Mart Rize / Çayeli
10 Mart Rize / Pazar
10 Mart Rize / Ardeşen
11 Mart Rize / Fındıklı
11 Mart Erzurum / Ilıca
11 Mart Bingöl / Karlıova
12 Mart Artvin / Arhavi
12 Mart Erzurum
13 Mart Erzurum / Pasinler
13 Mart Artvin / Hopa
14 Mart Erzurum / Hınıs
14 Mart Erzurum / Köprüköy
16 Mart Erzurum / Horasan
18 Mart Erzurum / Tekman
18 Mart Erzurum / Karayazı
18 Mart Erzurum / Narman
21 Mart Erzurum / Tortum
22 Mart Adana / Feke
25 Mart Erzurum / Oltu
28 Mart Erzurum / Olur

1 Nisan Van / Erciş
1 Nisan Van / Gürpınar
2 Nisan Van
2 Nisan Van / Muradiye
3 Nisan Van / Çaldıran
3 Nisan Van / Saray
7 Nisan Erzurum / Şenkaya
11 Nisan Şanlıurfa
14 Nisan Ağrı / Diyadin
14 Nisan Ağrı / Doğubeyazıt
14 Nisan Ağrı / Hamur
14 Nisan Ağrı / Patnos
14 Nisan Ağrı / Taşlıçay
14 Nisan Ağrı / Tutak
15 Nisan Ağrı
16 Nisan Ağrı / Eleşkirt
18 Nisan Van / Başkale
22 Nisan Hakkari
30 Nisan Muş

3 Mayıs Sakarya / Kaynarca
25 Mayıs Adana / Pozantı

2 Haziran Adana / Kozan
21 Haziran Sakarya
21 Haziran Zonguldak
22 Haziran Sakarya / Sapanca
28 Haziran Kocaeli

4 Temmuz Kocaeli / Karamürsel
5 Temmuz Hatay / İskenderun
6 Temmuz Hatay / Kırıkhan
8 Temmuz Hatay / Reyhanlı
19 Temmuz Yalova
23 Temmuz Hatay’ın Anavatana Katılışı

8 Ağustos Bitlis / Merkez
27 Ağustos Afyon
27 Ağustos Afyon / Sincanlı
28 Ağustos Bingöl / Solhan
30 Ağustos Kütahya
30 Ağustos Kütahya / Dumlupınar
30 Ağustos Manisa / Demirci
30 Ağustos Denizli / Çivril
31 Ağustos Uşak / Sivaslı

1 Eylül Eskişehir / Seyitgazi
1 Eylül Kütahya / Gediz
1 Eylül Uşak
1 Eylül İzmir / Kiraz
1 Eylül İzmir / Aliağa
2 Eylül Eskişehir
2 Eylül Uşak / Karahallı
2 Eylül Uşak / Ulubey
3 Eylül Balıkesir / Dursunbey
3 Eylül Balıkesir / Sındırgı
3 Eylül Denizli / Güney
3 Eylül İzmir / Ödemiş
3 Eylül Kütahya / Emet
3 Eylül Kütahya / Tavşanlı
3 Eylül Manisa / Selendi
3 Eylül Uşak / Eşme
3 Eylül Aydın / Buharkent
4 Eylül Balıkesir / Bigadiç
4 Eylül Bilecik / Bozüyük
4 Eylül Bilecik / Söğüt
4 Eylül Denizli / Buldan
4 Eylül İzmir / Tire
4 Eylül Kütahya / Simav
4 Eylül Manisa / Kula
4 Eylül Manisa / Sarıgöl
5 Eylül Aydın / Kuyucak
5 Eylül Aydın / Nazilli
5 Eylül Aydın / Sultanhisar
5 Eylül Balıkesir / Susurluk
5 Eylül Bilecik / Pazaryeri
5 Eylül Manisa / Alaşehir
5 Eylül Manisa / Gördes
5 Eylül Manisa / Salihli
6 Eylül Manisa / Ahmetli
6 Eylül Manisa / Gölmarmara
6 Eylül Bilecik
6 Eylül Aydın / Söke
6 Eylül Aydın / Umurlu
6 Eylül Aydın / Köşk
6 Eylül Balıkesir
6 Eylül Balıkesir / Balya
6 Eylül Balıkesir / Gönen
6 Eylül Balıkesir / Savaştepe
6 Eylül Bursa / İnegöl
6 Eylül Bursa / Yenişehir
6 Eylül Manisa / Akhisar
6 Eylül İzmir / Bayındır
7 Eylül İzmir / Beydağ
7 Eylül Manisa / Turgutlu
7 Eylül Aydın
7 Eylül Aydın / Germencik
7 Eylül Aydın / Kuşadası
7 Eylül Aydın / İncirliova
7 Eylül Balıkesir / İvrindi
7 Eylül İzmir / Torbalı
7 Eylül Manisa / Saruhanlı
8 Eylül Balıkesir / Burhaniye
8 Eylül İzmir / Kemalpaşa
8 Eylül İzmir / Selçuk
8 Eylül Manisa
9 Eylül Balıkesir / Edremit
9 Eylül İzmir
9 Eylül İzmir / Bornova
9 Eylül İzmir / Menemen
9 Eylül Bursa / Orhaneli
10 Eylül Bursa / Orhangazi
11 Eylül Bursa
11 Eylül Bursa / Gemlik
11 Eylül İzmir / Foça
11 Eylül İzmir / Seferihisar
11 Eylül İzmir / Güzelbahçe
12 Eylül Bursa / Mudanya
12 Eylül İzmir / Urla
12 Eylül Manisa / Kırkağaç
13 Eylül Manisa / Soma
13 Eylül İzmir / Kınık
14 Eylül Bursa / Karacabey
14 Eylül Balıkesir / Manyas
14 Eylül Balıkesir / Altınova
14 Eylül Bursa / Mustafakemalpaşa
14 Eylül İzmir / Bergama
14 Eylül İzmir / Dikili
15 Eylül Balıkesir / Ayvalık
16 Eylül İzmir / Çeşme
17 Eylül İzmir / Karaburun
17 Eylül Balıkesir / Bandırma
18 Eylül Balıkesir / Erdek
18 Eylül Çanakkale / Biga
18 Eylül Eskişehir / Mahmudiye
20 Eylül Çanakkale / Bozcaada
20 Eylül Çanakkale / Bayramiç
20 Eylül Eskişehir / Mihalıççık
20 Eylül Eskişehir / Sivrihisar
21 Eylül Çanakkale / Ayvacık
22 Eylül Afyon / Emirdağ
22 Eylül Çanakkale / Ezine
23 Eylül Çanakkale / Çan
24 Eylül Afyon / Bolvadin
25 Eylül Çanakkale / Lapseki
29 Eylül Kars / Sarıkamış
30 Eylül Ardahan / Göle

6 Ekim İstanbul
17 Ekim Çanakkale / Gökçeada
18 Ekim Adana / Saimbeyli
30 Ekim Kars

1 Kasım İstanbul / Silivri
1 Kasım Tekirdağ / Çorlu
1 Kasım Tekirdağ / Saray
1 Kasım Kırklareli / Vize
2 Kasım Tekirdağ / Muratlı
3 Kasım Kars / Arpaçay
3 Kasım Kars / Susuz
8 Kasım Kırklareli / Lüleburgaz
9 Kasım Kırklareli / Pınarhisar
9 Kasım Kırklareli / Babaeski
9 Kasım Kırklareli / Pehlivanköy
10 Kasım Kırklareli
11 Kasım Kırklareli / Kofçaz
11 Kasım Kırklareli / Demirköy
13 Kasım Tekirdağ
13 Kasım Gaziantep / Islahiye
14 Kasım Iğdır / Aralık
14 Kasım Iğdır
14 Kasım Tekirdağ / Hayrabolu
14 Kasım Tekirdağ / Malkara
15 Kasım Hatay / Hassa
18 Kasım Edirne / Uzunköprü
19 Kasım Edirne / Keşan
19 Kasım Edirne / Meriç
20 Kasım Edirne / İpsala
20 Kasım Bingöl / Kiğı
21 Kasım Mardin
22 Kasım Edirne / Havsa
23 Kasım Edirne / Enez
25 Kasım Edirne
26 Kasım Çanakkale
26 Kasım Çanakkale / Gelibolu
27 Kasım Edirne / Lalapaşa
28 Kasım Bursa / İznik

7 Aralık Kilis
17 Aralık Tekirdağ / Şarköy
17 Aralık Tunceli / Pülümür
25 Aralık Gaziantep
27 Aralık İçel / Tarsus













9 Eylül 2014 Salı

ANADOLU'DA YUNAN ZULMÜ VE KURTULUŞU - 1






BATI ANADOLU'DA GERÇEKLEŞTİRİLEN 
YUNAN MEZALİMİ HAKKINDA 
YÜZBAŞI İSMAİL HAKKI EFENDİ 
TARAFINDAN HAZIRLANMIŞ ASKERÎ BİR RAPOR



A commission including both local people and foreigners who wanted to see the Greek  atrocities done throughout the railway from Izmir-Burhaniye to Balatcık-Söke came to move from Izmir on October 15, 1922. Captain Ismail Hakkı Efendi, an officer in charge in the Quarterage of  Izmir District Command accompanied this commission. After the visit of the commission to the villages, townships, cities which was subject to the Greek atrocities, a report was prepared about  this visit. This study is a transcribed version of the report prepared by Ismail Hakkı Efendi.



İzmir–Burhaniye ve Balatçık–Söke demiryolu hattı boyunca Yunanlılar tarafından yapılan mezalimi bizzat görmek isteyen, içerisinde yerli ve yabancıların bulunduğu bir heyet, 15 Ekim 1922 tarihinde İzmir’den hareket etmiştir. Bu heyete, İzmir Mevki Komutanlığı Karargâhı’nda görevli Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi refakat etmiştir. 

Heyetin, Batı Anadolu’da Yunan mezalimine uğramış köy, kasaba ve şehirlere yaptığı seyahatin sona ermesinden sonra, Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi tarafından, bu seyahat hakkında bir rapor hazırlanmıştır. Bu çalışma, Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi tarafından hazırlanmış olan raporun transkribe edilmiş halidir. 






15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgaliyle başlayan Yunan mezalimi, kısa sürede Batı Anadolu’nun tamamında kendisini hissettirmiştir. Yunan ordusunun işgal ettiği yerlerde yaşayan Türklere, Yunan askerleri ve onlarla birlikte hareket eden yerli Rumlar müthiş bir zulüm, vahşet ve katliam uygulamışlardır. (1) 

Batı Anadolu’nun Yunan işgaline uğrayan bütün köy, kasaba ve şehirleri bu mezalimden nasibini almıştır. Yunan işgaline uğrayan bu yerlerde toplu katliam yapmak, adam öldürmek, işkence yapmak, çocuk yaştaki kızlara ya da ihtiyar kadınlara tecavüz etmek, ayrıca camileri, evleri, iş yerlerini, tarlaları yağmalamak, hayvanları telef etmek Yunan askerleri ve yerli Rumlar için sıradan olaylar haline gelmiştir. (2)

Yunanlıların ve yerli Rumların, Batı Anadolu’nun işgali sırasında gerçekleştirmiş oldukları mezalim, tahkik ve tespit edilmeye çalışılmıştır. Muhtelif zamanlarda yerli-yabancı heyet ve kişilerce yapılan tahkikatlar sırasında tutulan tutanaklar, tahkikatların sonucunda hazırlanan raporlar Yunan işgal siyasetine ışık tutacak bilgileri içermektedir. Yunan mezaliminin tespiti bağlamında değerlendirilmesi gereken en önemli tahkikat, şüphesiz Amiral Bristol başkanlığında oluşturulan Müttefiklerarası Tahkik Heyeti’nin incelemeleri ve hazırlamış olduğu rapordur. Bu raporda Yunanlılar, yaptıkları mezalimden dolayı suçlu ve sorumlu bulunmuşlardır. (3)

Batı Anadolu’da 1919–1922 yılları arasında Yunan işgali altında bulunan yerlerde Türklerin maruz kaldığı mezalimi belgeleyen Müttefiklerarası Tahkik Heyeti’nin raporundan başka raporlar da vardır. Bu raporların bir kısmı yayımlanmış bir kısmı ise henüz yayımlanmamıştır. 

Yunan mezalimini bütün açıklığı ile ortaya koyan ancak tam metni yayımlanmamış olan önemli raporlardan biri de Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi tarafından hazırlanan ve “İzmir Büyük Yangını, Aydın, Nazilli, Burhaniye, Söke Mıntıkasında Vukû‘a Getirilen Yunan Tahrîbât ve Mezâlimi Hakkında İki Kıt‘a Rapor” başlığını taşıyan rapordur. Bu rapor, Yunanlıların Batı Anadolu’da gerçekleştirdiği mezalimi bizzat görmek isteyen, içerisinde yerli ve yabancıların yer aldığı bir heyete refakat eden İzmir Mevki Komutanlığı Karargâhı’nda görevli Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi tarafından 29 Ekim 1922 tarihinde hazırlanmıştır.

Yunanlıların Batı Anadolu’da gerçekleştirdiği mezalimi anlatan bu rapor bugünkü harflere transkribe edilirken, mümkün olduğu kadar, orijinal halinin bozulmamasına dikkat edilmiş; bu yüzden de rapor sadeleştirilmemiştir. Ancak rapor transkribe edilirken imlâ kuralları esas alınmış ve ağır bir transkripsiyon işaretlemesi yoluna da gidilmemiştir.



İzmir Büyük Yangını, Aydın, Nazilli, Burhaniye, Söke Mıntıkasında Vukû‘A Getirilen Yunan Tahrîbât Ve Mezâlimi Hakkında İki Kıt‘A Rapor


İzmir–Burhaniye ve Balatçık–Söke şimendifer hattı boyunca Yunanlılar tarafından irtikâp edilen mezâlim ve fecâyi‘î görmek üzere 15.10.1338’de İzmir’den hareket eden ecnebî ve Türk gazetecileriyle ecnebî zâbitlerinden mürekkep hey’ete refâkat eden Mevki‘ Kumandanlığı Karârgâhı’ndan Yüzbaşı İsmâ‘il Hakkı Efendi’nin hazırladığı rapordur.

İzmir–Burhaniye ve Balatçık–Söke şimendifer hattı boyunca Yunanlılar tarafından irtikâp edilen mezâlimi re’yü’l–ayn görmek üzere 15.10.1338 günü saat 8 evvelde İzmir’den hareket eden ecnebî ve Türk gazetecileri ile ecnebî zâbitlerinden mürekkep hey’et 17.10.1338 günü 2,30 sâ‘at sonrada İzmir’e avdet etmiştir. Hey’et ber-vech-i âti zevâttan ibâret idi:

*Ernest Renan Torpidosu’ndan Fransız Mülâzımı Mösyö Vetebyard,
*Fransız Bahriye Yüzbaşısı Mösyö Bonarandi,
*Deba gazetesi nâmına Mösyö Jorjdu,
*İsviçre’de münteşir Lozan gazetesi muhâbiri Mösyö Alber Sepla (Mûmâ-ileyh aynı zamânda Paradiso Amerikan mektebinin Fransızca mu‘allimidir),
*Jurnal Ditalya ve Mesacero gazeteleri nâmına Mösyö Filipoci,
Nev York Herald nâmına 219 numaralı Amerika torpidosundan mülâzım Mösyö Peri,
*Amerika Mu‘âvenet Cemiyeti nâmına Mösyö Burc,
*İzmir’de münteşir Ekodü Frans ve Luluvan gazeteleri nâmına Mösyö Alfred Dermond, Madam Şınayder ve Matmazel Şınayder,
*Sadâ-yı Hak gazetesi nâmına Turgud Bey,
*Adana’da münteşir Hayât gazetesi nâmına mezkûr gazete seyyâr muhâbiri Memdûh Rıfkı Bey.


Birinci seyâhatten sonra Ankara’dan İzmir’e gelerek düşman mezâlimini görmeyi ârzû eden Rus sefâreti istihbârât ve matbû‘ât hey’eti erkânından ve Pravda ve İzveztiya gazeteleri muhâbiri Mösyö Jorj Astahof ile 24.10.1338 târihinde Aydın’a gidilmiş ve 25.10.1338’de İzmir’e avdet edilmiştir.

Düşman Burhaniye’ye kadar hatt-ı güzergâhındaki tekmîl köyleri –bir ikisi müstesnâ olmak üzere– yakmış, köyleri kâmilen yağma ve talan etmiş, ahâlîsinden bir kısmına engizisyon mezâlimini temsîlen envâ‘-i işkencelerle öldürmüş, kadınlarının ırzına tecâvüz etmiş, nihâyet kaçarken kadınların bir kısmını da berâberinde götürmüştür. Ekser-i mıntıkada yakılan köylerden başka memleketin servetini teşkîl eden zeytinlik ve incir bahçeleri de ihrâk edilmiştir.

İnsanlığın yüz karası olan Yunanlılar ve Rumlar her türlü mezâlimi muntazam bir program dâhilinde tertîp ve icrâ etmiş ve yangını zâbitlerinin emirleriyle evvelce tertîp ederek mu‘ayyen sâ‘atlerde vücûda getirmişlerdir.

Türk ve Müslümânların zenginlerinden para çekmek için vesîleler ihdâs ederek zavallıları hapsetmek ve bi’l-âhare tehdîtle paralarını aldıktan sonra ârzû ettiklerini tahliye ve istediklerini nefy veya imhâ eylemek; işkencelerle insan darp etmek; süngü, tüfenk, topuzla birçok masûmların kanını içmek, diri diri insan kuyuya atmak; yakmak bu hûnhârların takîp ettikleri imhâ programı muktezâsından bulunmuştur. 

Hattâ düşman taht-ı işgâlinde bulunan kasaba ve kurânın eşrâf ve münevverâtını toplayarak kırlara götürmüş, zavallılara kazma kürek vererek mezârlarını kendilerine kazdırdıktan sonra süngü veya kurşunla öldürüp defnetmek gibi vahşetler göstermiştir. Aynı âkıbet-i fecî‘eye ma‘rûz kalan Nazilli’nin Atça karyesinden bir Türk makinist aldığı üç dört süngü yarasıyla ölü zannedilerek diri diri mezâra gömülmüş ve mezâr üzerindeki hafîf toprak tabakasından bir menfez bularak dışarı çıkıp Menderes’i geçmek suretiyle Yenipazar’a ilticâ ve hükûmetçe Yenipazar hastahânesinde taht-ı tedâvîye alınarak i‘âde-i âfiyet etmiş ve bu adam bu sûretle hayâtını kurtarmağa muvaffak olmuştur.

Zulmün envâ‘ine şâhit olan köylülerin ma‘rûz kaldıkları fecâyi‘ ve mezâlimi lisân-ı söz şöyle anlatırlarken dinleyen herhangi bir şahsın ürpermemesi için kurûn-ı ûlâ ahâlîsinden olması ve bu asırda işbu mezâlimi yapmak için de o insanın devr-i vahşete mensûp bulunması lâzımdır.

Mezâlimin şâhidi olan heyet bu hâllerin pek hûnhârâne ve kastî olarak yapıldığında kâmilen müttefik kalmış ve irtikâp edilmiş olan fecâyi‘e karşı hepsi nefretlerini izhâr etmişlerdi.

Yalnız hey’et meyânında hiçbir İngiliz’in bulunmaması şâyân-ı dikkattir. Tesâdüfî olarak Amerika konsoloshânesinde gördüğüm bir İngiliz seyahâte iştirâk edeceğini bendenize iki gün evvel bildirmiş iken sözünü tutmamış ve va‘adinden nükûl etmiştir.
Hey’et muhtelif tabî‘iyette, muhtelif milliyete mensûp zevâttan ibâret olduğu için mezâlim görüşleri ve kanâ‘atleri de tehâlüf etmiştir. 

Amerikalılar yangının düşman çekilirken veya bidâyet-i işgâlde mi vâki‘ olduğu gibi tahkîkât-ı ta‘mîk ârzûsunu izhâr etmiş, Fransızlar ne zamân olursa olsun mezâlim ve fecâyi‘in aynı derece-i nefreti mûceb olduğunu nazar-ı dikkate alarak yalnız görmekle iktifâ eylemiş, İtalyan gazetecisi aynı nefreti izhâr eylemekle berâber hükûmetlerinin takîp ettiği siyâset ile Fransız ve Yunan idâreleri arasındaki farkı istimzâç gibi muhtelif ecnebî idârelerinin bıraktığı tesirâtı anlamaya çalışmıştır.

Rus gazetecisi ise esâsen ma‘lûm olan Yunan vahşetini görmeye bile lüzûm hissetmeyerek tekrâr hükûmetimizin âğuş-ı şefkatine düşen zavallıların ahvâlini tetkîke hasr-ı mesâ‘î eylemiştir.
Devr-i vahşeti ihyâ maksadıyla irtikâp edilen mezâlimden son derece müte’essir olan Fransız yüzbaşısı Türk hakkını ve Türk insanlığını elinden geldiği kadar ve imkân nispetinde müdâfa‘a edeceğini ve şâhit olduğu mezâlimi her yerde bütün açıklığıyla anlatacağını hey’et huzûrunda va‘at ve temîn eylemiştir. 

Bununla berâber hey’eti teşkîl eden tekmîl zevât Yunan vahşetinde müttefik kalmış ve hakîkati müdâfa‘a edeceklerini beyân etmişlerdir.

Her köyü görmeleri teklîf edilen hey’et her yerde aynı mezâlimin aynı sûretle vâki‘ olduğuna kanâ‘at getirerek, “Artık görmeye lüzûm yoktur, çünkü nereye gitsek aynı manzara karşısında kalacağız” gibi bir kanâ‘at izhâr etmişlerdir.

Düşman mezâlimine ma‘rûz kalan köylerden görülen ve tahkîk edilenler zîrde arz edilmiştir:

Cum‘aovası– İstasyon civârındaki tekmîl evler yanmıştır.

Develiköy– Köyün sekenesi kısmen Rum olup köye yerli Rumlar tarafından ateş verilmiş, köy kısmen yanmıştır. Köye â‘it çamlık da ihrâk edilmiştir.

Kayas– Bir Hıristiyan köyü olup kâmilen yanmıştır.

Konak Boğazı– Bu köy Develiköy İstasyonu ile Kayas İstasyonu arasında on beş hâneli bir Müslümân köyü olup Develi köyü Rumları tarafından bütün eşyâsı ile ihrâk, ahâlîsinden biri çocuk ve mütebâkiyesi kadın ve erkek olmak üzere on üç kişi şehît edilmiştir.

Tiryanda– Bir istasyon olup yakınındaki Tâhir Bey çiftliği ile ihrâk edilmiştir.

Torbalı– 200 hâneli bir köy olup 87’si yanmıştır. Köy yağma ve tahrîbe uğramış, ırza tecâvüz edilmiştir. Yunanlılar ric‘atlarında köyden yirmi beş erkek ve kadını şehît etmiş, bidâyet-i işgâlden son güne kadar şühedâ miktârı elliyi tecâvüz eylemiştir.

Torbalı’ya merbût Çaybaşı, Ahmetli, Kuşçuburun köyleri tamâmen yanmış, Çaybaşı’ndan sekiz, Ahmetli’den altı, Kuşçuburun’dan dört kişi katledilmiştir. Bu nâhiyeye merbût Yeniköy’ün yarısı yakılmış ve yangını Aydın’dan çekilen düşman ikâ etmiştir.
Bu mıntıkada düşman hangara 23 kişi toplayarak hangarla berâber ihrâk etmiştir.

Yine Torbalı’ya merbût Kızılcaköy ve Tulum köyleri işgâl esnâsında “Türklere hıdmet ediyorsunuz” bahânesiyle düşman tarafından yakılmıştır.

Cellât İstasyonu– Yandığı gibi istasyon yakınındaki şimendifer me’mûrînine mahsûs on beş hâne de kâmilen yanmış, Cellât’ta eser kalmamıştır.

Belevi– Bu köy Kozpınar İstasyonu’na on beş dakika mesâfededir.
Köy her ne kadar yangından masûn kalmış ise de senelerden beri kendilerine komşuluk eden Çayıryonca köyü Rumları köyden biri çocuk, biri erkek ve mütebâkiyesi kadın olmak üzere 32 kişiyi süngüden geçirmişlerdir.

Selçuk– Bu köyün üçte ikisi yanmıştır. Düşman köyden 27 Müslümân’ı kısmen gazyağı dökerek yakmak, kısmen süngü ve kurşunla öldürmek sûretiyle şehît etmiş ve şehîtler bir evin içine konarak üzerlerine hafîf toprak tabakası örtülmüştür. Hey’et bu feci‘ manzaranın hamîli olan eve kadar gitmiş, manzaranın te’essürle şâhidi olan hey’et ta‘affünden oda kapısı önünde fazla duramamıştır.

Sultaniye– 50–60 hâneli bir İslâm köyü olup Türklere hıdmet istinâdıyla bidâyet-i işgâlde Yunanlılar tarafından yakılmış, bugün orada hiçbir insan ve hiçbir ev kalmamıştır.

Aziziye– Düşman çekilirken köyün nısfından fazlasını yakmıştır.

Havuçcılı– Seksen hâneli bir İslâm köyü olup düşman işgâl-i bidâyetinde yakmış; evvelâ üç, çekilirken iki kişiyi şehît etmiştir. Hattâ zavallılardan bir ihtiyârı kılavuz diye Aziziye’ye kadar getirerek bahçe içinde vurmuşlardır. Köyün zeytinliği ve bir miktâr incir ağacı da yakılmıştır.

Zeytinalan, Köçecili köyleri de bidâyet-i işgâlde düşman tarafından yakılmış, barınacak hiçbir ev kalmamıştır.

Balatçık– İki mahalleli ve dört yüzü mütecâviz hâneli bir köy olup nısfı yanmış, köyde envâ‘-i mezâlim irtikâp, ırza tecâvüz edilmiş, düşman çekilirken köy ahâlîsinden 150’ye karîb Müslümân’ı şehît etmekle son vazîfe-i denâ’etini de ifâ etmiştir. Buradan yüze karîb berâberinde götürdüğü kadından ancak bir kısmı avdet edebilmiş, mütebâkiyesinin hayât ve memâtı meçhûl kalmıştır.

Tekeköy– Bu köyden yalnız bir câmi‘ ile beş altı ev yanmış ise de buna mukâbil köyün tekmîl bahçe evleri yangına ma’rûz kalmıştır. Düşman köyden yirmi kişiyi şehît etmiştir.

Neşetiye– Dörtte üçü yanmıştır.

Dereköy– Nısfı yanmıştır.

Kızılcapınar– Köy yanmaktan kurtulmuş ise de ahâlîsi ve evleri kâmilen yağmaya ma’rûz kalmıştır.

Gümüşköy– Kâmilen yanmış, hiçbir ev kalmamıştır.

Yeniköy– Dörtte üçü yanmış, ahâlîsinin hayât ve memâtı meçhûl kalmıştır.

Naipli– 200 hâneli bir köy olup düşman mezâliminden bahtiyâr bir sûrette kurtulmuş addedilen köy ahâlîsinden dört kişi şehît edilmiş, iki ev yakılmıştır.

Germencik– 920 hâneli olan bu nâhiye merkezi ve istasyon hemen kâmilen yanmıştır. Nâhiye Yunan işgâli altında kaldığı müddet zarfında 800 kişisini zâyi‘ etmiş, bu bîçârelerden 207’si düşman çekilirken Yunanlılar tarafından katledilmiştir. Aydın havâlîsinde nefs-ı nâhiye düşmanın en fecî‘ ve pek hûnhârâne vahşetine ma‘rûz kalmış, işkencenin en müthişi tatbîk edilmiştir. 

Yunanlılar 63 kişiyi bir eve doldurarak hepsini süngüden geçirmiş, bir kuyuya atmıştır. Bunlar meyânında dokuz yerinden süngülenerek öldü zannıyla kuyuya atılan “Alim” ismindeki bir genç hey’ete süngü yaralarını göstermiş ve köy ahâlîsi tarafından kuyudan çıkarılan bu gencin başındaki kuyu beresi vak‘anın mâddî delîlini hey’ete karşı ibrâz etmiştir.

Diğer Şerif Ali oğlu Ahmet ismindeki şahıs kapatıldıkları odanın bacasına çıkarak kendisini ölümden kurtarmış ve kendisini hey’ete takdîm ve orada cereyân eden vak‘ayı nakletmiştir.

Yine bu köyden on yaşlarında bir İslâm kızının karnına süngü sokulmuş ve süngü yarası heyete gösterilmiştir.

Hıdırbeyli– 300 hâneli olan bu köy kâmilen yakılmıştır.

Elengüllü– Yanmamış ise de insanca zâyiât vermiştir.

Reisköy– 65 hâneli olup 55’i düşman tarafından yakılmıştır. Bu köyden “Aleksandra” isminde bir doktor 13.000 lira almış. Köylüler bu doktorun İzmir’de mevkûf olduğunu söylüyorlar.

Karaağaçlı– 120 hâneli olup üçte ikisi yanmış, iki kişi şehît edilmiştir.

Üzümlü– 300’ü mütecâviz hâneye mâlik olan köyün üçte ikisi yanmış ve harâp olmuştur.

Erbeyli– Kırk beş hâne yanmıştır. Düşman bu köyden 52 Müslümân’ı topuzla başlarına vurmuş, ustura ile kesmek sûretiyle öldürmüştür. Bu zavallılar meyânında yalnız Kabakçı Hüseyin nâmındaki şahıs kurtulmuştur. Bu müthiş vak‘ayı hey’et-i merkûm Hüseyin’in ağzından dinlemiştir.

Umurbeyli– Köy yanmış ise de köyün bağ ve bahçe damları kâmilen ihrâk edilmiştir. Düşman bidâyet-i işgâlden ric‘atına kadar köy ahalisinden 27 kişiyi katl ve ihrâk etmiş ve 7 kişiyi esir sıfatıyla habs ve nefy eylemiştir.

Karapınar– Aydın mutasarrıflığınca istihsâl edilen ma‘lûmâta nazaran bu köyden 200 hâne, 2 câmi, 40 hân, hamâm ve dükkân, 2 fabrika, iki mektep, 3 emâkin-i mîriye yanmıştır. Evvelce 2338 nüfûsa mâlik olan köyde hâlen 800 kişi kalmıştır. Düşman bidâyet-i işgâlde 28 kişiyi istasyon önünde öldürmüş ve köy tamâmıyla yağma edilmiştir. Düşman çekilirken 33 kadını berâberinde götürmüş ve bîçârelerin âkıbeti hakkında hiçbir ma‘lûmât alınamamıştır.

Karapınar merkez nâhiyesi ile nâhiyeye merbût kurâdan elli kişi esîr-i harp olarak götürülmüştür. Düşmanın yaptığı bunca mezâlime rağmen ahâlî köydeki Rum mektebini taht-ı muhâfazaya almış ve Türk’ün fazîletini bu mâddî delîl hey’ete göstermiştir.

Meşelik– 60 haneli bir köy olup kâmilen ihrâk edilmiş. Köylüden bir miktâr insan öldürülmüştür.

Arzular– 70–80 hâneli olan bu köy Yunanlıların ric‘atında kâmilen yakılmıştır.

Mehmetler– 50 hâneden ibâret olan bu köy dahi kâmilen yanmıştır.

Karakilise– 120 hâneli olup kâmilen ihrâk edilmiştir.

İkizdere– Bu köy dört mahalleden ibâret ve 200 hâneli olup kâmilen ihrâk edilmiş ve hiçbir ev kalmamıştır.

Kızılcaköy– Kısm-ı âzamı yanmıştır.

Ahurköy– 80 hâneli olan bu köyden ancak yirmi ev yangından kurtulabilmiştir.

Hacıaliobası– 120 hâneli olup kâmilen yanmıştır.

Sandıklı– 60 hâneli olup kâmilen ihrâk edilmiştir.

Kürtler– 80 hâneli olan bu köy de kâmilen yanmıştır.

Çıksorut– 70 hâneli olup tamâmen yanmıştır.






Yrd.Doç.Dr.Zafer ÇAKMAK
Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü, ELAZIĞ,





dipnotlar:
1)  Yunan mezalimi hakkında geniş bilgi için bkz., 
Mustafa Turan, Yunan Mezalimi (İzmir, Aydın, Manisa, Denizli–1919–1923), Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 1999. 
Zafer Çakmak, İzmir ve Çevresinde Yunan İşgali ve Rum Mezalimi, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2007.

2)  Yunan mezalimi hakkında yayımlanmış resmî belgeler için bkz., 
Arşiv Belgelerine Göre Balkanlar’da ve Anadolu’da Yunan Mezâlimi, II, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Ankara 1996; pdf:
Talat Yalazan, Türkiye’de Yunan Vahşet ve Soy Kırımı Girişimi, I-II, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı Yayınları, Ankara 1994; 
Zekeriya Türkmen, Belgelerle Yunan Mezalimi, Ocak Yayınları, Ankara 2000.

3)  Türkiye’de Yunan Fecâyiî, (Yayına Hazırlayanlar: Mustafa Turan, Süleyman Özbek, Zahit Yıldırım), Berikan Yayınevi, Ankara 2003, s. VII.












HATIRLA / HATIRLAT




* Greek Atrocities in the vilayet of Smyrna: book


* Greek Atrocities in Asia Minor: pdf


* Greek Atrocities in Turkey: pdf



""Who are the barbarians in the East— the Turks or the Greeks? To answer this question let us examine the behavior of the Greeks and the Greek Army during their invasion of Asia Minor and their subsequent retreat. The Greeks landed under the protection of the guns of allied warships at Smvrna three years ago. The town was entirely stripped of troops and offered no delense whatsoever. Yet no sooner did the invaders put foot ashore than they flung themselves like wild beasts upon the defenseless Turkish population. committing the foulest deeds. Wherever the Greeks came across Turkish inhabitants they shot them down in batches in the most savage manner. Homes were broken into and robbed; women and even girls of ten were violated.

So atrocious were the crimes committed by the Greeks who had been entrusted with the mission of civilizing Asia Minor that the Allies were forced to send a commission of inquiry to Smyrna to investigate on the spot the doings of their Hellenic protégés. The result of the investigation is known to the whole world. The commission, composed of Admirals and Generals representing the United States, Great Britain, France and !taly, conducted a most painstaking inquiry, and presented a report based on unimpeachable evidence to show the full extent of the atrocities committed against the deferseless Turks. Yet, in spite of all that. the protectors of the Greeks decided that it would not be prudent to give publicity to the crimes of their spoiled child. The report was pigeon holed and the culprits left unpunished, for what did it matter if some tens of tbousands of Turks had been massacred?

Having taken possession of Smyrna, as if the regular army was not sufficient to continue the work of destruction, the Greeks organized armed bands of irregulars for the express purpose of spreading devastation in Anatolia. During the three years of their occupation these hordes [had] sac[k]ed, burned and destroyed everything they could. Then came the day when the Turkish Army drove these Huns from Anatolia, but not before they did further damage. The regular Greek Army during its retreat burned more than 280,000 houses, after having caused Turkey, according to the Commission of Inquiry, a loss of’ 1.500.000.000 Turkish pounds. (The Turkish pound is normally worth $4.40.)""

By COLONEL RACHID GALIB. link