Translate

siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2015 Perşembe

Ahmet Taner Kışlalı....






ASIL SUÇLU !

Biz, asıl suçluyu bir kenara bırakıp suçsuzlarla uğraşıyoruz!
Evet… Bugünkü ortamın tek suçlusu Atatürk’tür!..


Eğer bugün 60 milyon insanımız, Batı Trakya’daki Türkün durumunda değilse, bunun suçlusu odur!

Eğer 1923′te, kişi başına düşen ulusal geliri 70 dolar olan bir toplum, şimdi 2700 dolara ulaşmışsa; bunun suçlusu odur!

Eğer 1929 - 39 yılları arasında, bütün dünyada sanayi üretimi yüzde 19 artarken, Türkiye’de yüzde 96 artmışsa; bunun suçlusu odur!

Eğer Türk işçisi, Batı’daki gibi, çocuk yaşta yeraltında günde 14 - 16 saat çalıştığı dönemler yaşamamışsa; bir oy hakkı için bile, Fransız işçisi gibi, 59 yıl kanlı bir savaşım vermek zorunda kalmamışsa; bunun suçlusu odur!

Eğer Türk kadını; yasal olarak erkeğine eşitse; “köle” değilse, seçme ve seçilme hakkını, Fransız kadınından bile önce elde etmişse; kadınlar bugün Türkiye’de vali, bakan, başbakan bile olabiliyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer 1923′te Darülfünun’daki öğrenci sayısı 2100 olan bir Türkiye’de, bugün yüzbinlerce genç üniversitelerde okuyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer açık havadaki klasik müzik konserlerini onbinlerce genç izliyorsa; bunun suçlusu odur!
Eğer şeyhülislamlar “fetva” verip Kuran’ın Türkçe basımını engelleyemiyorsa; ezanlar düşman bayraklarının gölgesinde okunmuyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer bugün, Köy Enstitülü binlerce köylü çocuğu, kültür yaşamımıza damgalarını vurabiliyorsa; bunun suçlusu odur!

Eğer 1923′lerde Ortaçağ karanlığında yaşayan bir toplum, bugün 21. yüzyılın aydınlığında bir ölçüde yaşayabilmişse; bunun suçlusu elbette ki odur!


Atatürk’ün suçları saymakla bitmez.


Bir zamanlar kralların, şahların, cumhurbaşkanlarının, başbakanların Ankara’yı ziyaret için kuyruk olmalarının sorumluluğu da Atatürk’e aittir…

Baskı rejimlerinden kaçan yüzbinlerce Batılı bilim adamının bir zamanlar Kemalist Türkiye’yi seçmesinin sorumluluğu da…

Faşit Mussolini’nin bile Türkiye’yi “Avrupalı” saymasının günahı da…

Ama suçlunun suçlarının iyi anlaşılabilmesi için, suçsuzların suçsuzluklarının da unutulmaması gerekir.

Sokaktaki adamın bile “miras hakkı”na dokunulamaz iken… Atatürk’ün vasiyetini çiğneyerek, Türk Dil ve Tarih Kurumlarını devletleştiren, Atatürk’ün miras gelirlerini, devletin aldığı memurlara dağıtan “beş general” suçsuzdur!

“Ben Atatürkçüyüm ve laikim” diyerek, din derslerinin zorunlu olması hükmünü anayasaya koydurtan, Alevi’nin, Hristiyan’ın, Yahudi’nin, “Sünni inancı”nı öğrenmesini zorunlu hale getiren Marmaris’teki emekli adam suçsuzdur!

Köy Enstitülerini kapatırken imam-hatip liseleri açanlar…

Laik liselerde eğitim görenlerin sayısı son 20 yılda 3 kat artarken, imam-hatip okullarını bitirenlerin sayısının 14 kat artmasını sağlayanlar… Menderes’ten, Demirel’e, Özal’dan Yılmaz’a, tüm “Atatürkçü laik” başbakanlar suçsuzdur!

Milli Eğitim Bakanlığı’nı şeriat yanlılarının işgaline terk edenler…

Sağlık ve Tarım Bakanlıklarını şeriatçılara peşkeş çekenler…

İçişleri Bakanlığı’nın yapısını bozup valilerin, kaymakamların, emniyet müdürlerinin şeriatçı olması için kollarını sıvayanlar…

Hepsi, hepsi suçsuzdur!

Asıl suç, Harp Okulu’nu şeriatçılara açmamakta direnen Kemalistlerdir!..

Sokaktaki adama küfreden suçludur; ama Atatürk’e küfreden suçsuzdur!..

Erbakanlar, Mezarcılar, Dicleler… Holding solcuları, numaracı cumhuriyetçi liboşlar… Şeriatçı, Kürt ırkçıları…


Hepsi de haklılar!
Onların ayaklarının altına halıları kim döşedi?
1950′den beri bu ülkeyi yönetenler değil mi?..


A. Taner KIŞLALI (21 Ekim 1999)
Cumhuriyet, 2 Mart 1994








Ölüm haberini aldığımda gözyaşlarım akmaya başlamıştı, inanamamıştım .... "Atatürk'e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği" kitabını daha yeni bitirmiştim.... SB



























5 Ağustos 2015 Çarşamba

ŞEREFSİZLER....




'ŞEREFSİZ' DENİNCE AKLIMA GELDİ.. 
SORUNUMUZ, UNUTMAK
Murat İde - Ters AÇI




Şerefsiz meselesi

Selahattin Demirtaş “bu halk Abdullah Öcalan’ın posterini Kürdistan’a asamayacak da, nereye asacak? Buna alışsanız iyi olur, çünkü biz daha Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz, heykelini” dedi.

Figen Yüksekdağ “biz sırtımızı YPG’ye YPJ’ye PYD’ye yaslıyoruz, söylemekten de çekinmiyoruz” dedi.

HDP milletvekili, Diyarbakır belediye eski başkanı Osman Baydemir “devlet aklına mesajımız var, hassiktirin diyorum” dedi.

HDP milletvekili Abdullah Zeydan “Kürt halkının gücünü test etmeye çalışanlara çağrı yapıyoruz, PKK sizi tükürüğüyle boğar” dedi.

HDP milletvekili Burcu Çelik Özkan, köy korucularına seslendi, “o keleşi size çevirmesini çok iyi biliyoruz, bu memleketten defolup gideceksiniz” dedi.

Seçim öncesi HDP’nin Batman mitinginde “barajı aşarsak, bizler bulutuz, güneşiz, yağmuruz, barajı aşamazsak, benim meskenim dağlardır dağlar” pankartı açıldı.

Ağrı belediye başkanı Sırrı Sakık “ellerinde bayraklarla Mustafa Kemal’in askerleriyiz diyerek saldıranlara demiştim ki, Mustafa Kemal’in askeri değil, generali olsanız ne yazar, it sürüleri” dedi.
HDP milletvekili Altan Tan “CHP yerli inek gibi, dünya kadar ot yedirirsin, sütünde artma olmaz” dedi.

HDP milletvekili Adil Zozani, TBMM çatısı altında, “Kemalizm dediğiniz şey, bir parça Hitler, bir parça Mussolini’dir” dedi.

PKK’lılar Ağrı dağında temsili mezar kazdı, mezar taşına “TC” yazdı, TC’nin gömülme töreninde konuşan HDP milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu “Kürtler uyandı, hiç boşuna çırpınmayın” dedi.

HDP milletvekili Pervin Buldan “PKK terör örgütü değildir” dedi.

Selahattin Demirtaş “HDP, başkan apo’nun projesidir, bunu unutmadan çalışmalıyız” dedi.

Kimse rahatsız olmadı.

“Şerefsiz” denildi…
Ortalık ayağa kalktı!

Kimse kimseye “şerefsiz” demesin.
Elbette.

Peki, isteyen istediğine “hassiktirin, memleketten defolun, it sürüleri, tükürüğümüzle boğarız, size kalaşnikof çeviririz, gömeriz, burası Kürdistan, chp’li inekler, Atatürk Hitler’dir” diyebilsin mi?

Yılmaz Özdil
Sözcü




* * *




Metrolarında bir bomba patlayınca eşekten düşmüşe dönen ve önlemlerin en sertini alan Avrupa Birliği ülkeleri, Türkiye’yi uyarmış:

“PKK saldırılarına karşılık verirken ‘orantılı’ olun!”

Biliyorsunuz ben “farz” haline gelmedikçe küfretmem…
Ama şimdi tam sırası:
Ha…..in oradan alçaklar!

İtalya, AB üyesi… PKK’nın don lastiği bile olamayacak Kızıl Tugaylar’ı “orantılı güç” kullanarak mı dize getirdi?

Almanya, AB’nin “amiral gemisi…” Otuz yıllık faaliyet tarihinde alt tarafı 34 kişinin ölümüne neden olan Baader Meinhof’u yok etmek için ülkeyi yakmadı mı?

İspanya, AB üyesi… Bu ülkedeki ayrılıkçı ETA, Avrupa’daki en kanlı (!) terör örgütü… Buna rağmen 1968-2011 arasındaki 43 yılda sadece 829 kişinin ölümünden sorumlu tutuluyor. İspanya, ayrılıkçı ETA’yı “orantılı, orantılı” mı dize getirdi?

Yunanistan, AB üyesi… Bunlarda bir zamanlar 17 Kasım diye bir terör örgütü vardı; Yunan güvenlik güçleri adamları, “terörist” olduklarına pişman etti! PKK’nın hamilerinden biri olan bu Yunanistan şimdi bize “orantı” dersi veriyor…

Belçika, AB’nin merkezi… Bu yılın başında, uyduruktan bir çete türedi, Sharia4Belgium diye… “Ordumuz yok” diye böbürlenen ülkede, ordu olduğu ortaya çıktı! Teröristler öldürüldü, ülke kurtarıldı! Bu arada ülkedeki tehdit düzeyi 3’e yükseltildi… 4, zaten savaş anlamına geliyor.

İnsan sormadan edemiyor: PKK acaba Belçika’nın terör örgütü olsaydı; 40 bin kişiyi o ülkede ölüme götürseydi, bu demokrasi cücükleri katliam yapar mıydı, yapmaz mıydı?

İngiltere, o da AB üyesi… Ayrılıkçı terörü yaşamış ve en büyük bedel ödemiş ülke…

Nedir bu bedel?
3 bin 600 kişi ölmüş! Yani bizdekinin onda biri kadar bile değil… Ancak İngilizlerin IRA’yla verdikleri mücadelenin şiddeti o kadar yüksekti ki, onlarca romana ve filme konu oldu.

Bu alçakların hepsi iyi bilir ki; “orantılı müdahale”, demokratik halk eylemleri için geçerlidir. Devletin güçleri; kendilerine yumurta atana, bomba atamaz, kurşun sıkamaz. Ateş ediliyorsa, ancak ateşle yanıt verebilir…

Bu kural, “tarafları belli, ilan edilmiş savaşlar” için de geçerlidir…
Kendisini çakar almaz tüfeklerle savunan bir halka füzeyle saldırırsanız, bu savaştan çıkar; katliama girer!

Ancak PKK ne masum bir halk hareketi; ne de savaşan bir devlet! PKK, yıllardır kendisine sahip çıkan AB ülkelerinin de aralarında bulunduğu yüzlerce ülke tarafından “terör örgütü” ilan edilmiş bir caniler topluluğu…

Geliyor; karakolun önünde 2 ton bomba patlatıyor; askerlerimizi şehit ediyor…

Ne yani; şimdi biz bu alçaklardaki cephanenin listesini alıp, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki fazla malzemeyi, “Aman orantısız olmasın” diyerek, ıskartaya mı çıkaracağız?

Ya da sırf orantıyı sağlamak için adamlara önce karakol kurdurup sonra 2 ton bombayla mı saldıracağız?

Yalan yok; yazdıkça sinirleniyorum…
Hadi; benim yerime bir küfür de siz sallayın…
Orantısız olsun ama!

ÖNERİ!
PKK’lı katiller günlerdir can almaya devam ediyor. Dün de Şırnak’ta iki askerimizi şehit ettiler.

Bir önerim var:
Bundan sonra bütün şehitlerimizi memleketlerinde değil, ailelerinin de rızalarını alarak başkentte, KaçAK Saray’ın avlusunda toprağa verelim!

Böyle yaparsak, şehitlerimizin cenazelerine bile gitmeye tenezzül etmeyenler, her gün onların mezarlarını görüp belki birazcık olsun utanırlar!

Mustafa Mutlu
Aydınlık










Geçmişten:


(E.Korgeneral) Hasan Kundakçı Paşa pkklıyı sorguya çekiyor:
-Kansızlar, tamam gençleri öldürdünüz, ihtiyarları öldürdünüz, ufacık daha 20 günlük bebeden ne istediniz? diyerek fırçalıyor pkklıyı. pkklı cevap veriyor: - paşa biz önü öldürmeseydik, o 20 yıl sonra anasının babasının intikamını almak için eline silahı alıp peşimize düşerdi, bizden öç almaya kalkardı.

Paşa bakıyor pkklıya ve yüzüne tükürüyor:
- Ulan siz daha 20 günlük bebeden korkuyorsunuz, nasıl devlet kurmaya kalkışırsınız?






HASAN KUNDAKÇI -  TAMBURALI PAŞA

Abd'li Genaralin ''Ben onunla asla aynı tatbikata katılmam o bizim başımıza sıkar'' dediği Komutan..



"11 Ağustos 1996 yılında yolculuğa Batı Almanya'dan başlayan; Batı Avrupalı, Rum ve Yunanlı motosikletliler Kıbrıs'ta sınırları delip,Türk topraklarına girerek, Türk bayrağını indirip yerine Rum bayrağı çekeceklerini açıklıyorlar.

Motosikletlilere Rum-Yunan Ortodoks kiliseleri destek veriyor. ABD Büyükelçisi de iki günde bir Hasan Kundakçı Korgeneral'e gelip, "Motosikletliler sınırınızı geçip bayrak direğinize bir bez parçası (Rum bayrağını kastediyor) asacaklar, bundan bir şey olmaz" diyor.

Kundakçı Paşa da ABD Büyükelçisine, "Öyleyse Rauf Denktaş Bey'den izin alın, ben sessiz kalayım"diyerek onlara zekice bir tuzak kuruyor.

Fakat bu tuzağa düşmeyen Büyükelçi de diyor ki; "O zaman KKTC'yi tanımış oluruz". Bunun üzerine Kundakçı Paşa, "O halde bizi zorlamayın. Bizim sınırımızı geçmeye kalkan kim olursa olsun kurşunlarım. Onun için sakın sınırda bulunan bayrak direğine çıkıp Türk Bayrağı'nı indirmeye ve Rum bayrağı çekmeye yeltenmesinler" çıkışını yapıyor.

Hasan Kundakçı Paşa, Türk askerlerine şunu söylüyor;
'Eğer sınırlarımızı bir kişi geçer, Bayrağımızı indirirse ben
Türkiye'ye dönmem, dönemem. Alnıma tabancayı dayar, dokunurum tetiğe'.

11 Ağustos 1996 günü, işin ciddiyetini anlayan motosikletlilerden en az yarısı bu işlerden vazgeçiyor, ortada sadece Rum ve Yunanlılar kalıyor. 14 Ağustos 1996 günü 35-40 fanatik Rum ve Yunanlı, hududumuzu delip Bayrağımızı indirmeye kalkınca, bayrak direğine tırmanan bir Rum, Türk Bayrağına dokunamadan tek kurşunla yere indiriliyor. Bu fanatiklere destek veren iki İngiliz askeri de kalçalarından vuruluyor.

Korgeneral Hasan Kundakçı anlatır:
- Olaydan on dakika sonra odamda oturuyordum, BM Barış Gücü Komutanı Tuğgeneral ve BM Kurmay Başkanı İngiliz Albay geldi:
- Sayın Generalim, çok kötü şeyler oldu. Bayrak direğine çıkan bir kişi öldü ve iki de İngiliz askeri kalçasından yaralı.
- Onlara dedim ki; 'Sizi kaç gündür uyarıyorum. Bu işe mani olabilirdiniz, olmadınız, üstelik o vurulan İngiliz askerleri de motosikletli fanatiği direğe doğru yönelttiler. Engel olabilirlerdi, olmadılar. Merak etmeyin Albayım, biz iki sümüklü İngiliz askerini uyardık. İsteseydik öldürebilirdik, sadece uyardık, öldürmedik. Onun için kalçalarından kurşunladık.'

BM Kurmay Başkanı Albay:
- Ölebilirlerdi Generalim, diye yüksek sesle konuştu.
İngiliz Albay küstahlaşınca, Kundakçı Paşa odadaki havalı tabancayı alır. Albaya der ki; 'Yan taraftaki hedefi yenile'. Albay şaşkındır ama hedefi yeniler. Paşa, 25 metreden 5 el ateş eder, 'Oku puanları Albayım'. Puanlar okunur 50 üzerinden 5 kurşun da 49'a isabet etmiştir. Biraz önce küstahça konuşan İngiliz Albay şaşırır ve susar.

Korgeneral Kundakçı devam eder, 'Şimdi anladınız mı?.. Türk Bayrağını indirmek isteyeni şah damarından vurup öldürmek istedik, öldürdük.Sizin iki sümüklü İngiliz'i öldürmek istemedik, sadece uyardık'..."


Acaba aynı talep Amerika  veya herhangi bir Avrupa ülkesine yapılsaydı, nasıl bir "tedbir" alırlardı? Büyük Devlet olmak budur işte. 

















7 Haziran 2015 Pazar

Milli Egemenlik





"Millet bizi buraya gönderdi. 
Fakat, ömür boyunca biz burada ve bu milletin yönetimini ve 
egemenliğini mirasa konmuş gibi temsil etmek için toplanmış değiliz."








Özgürlüğün de, 
Eşitliğin de, 
Adaletin de, 
Dayanak noktası 
Milli Egemenlik'tir












17 Nisan 2015 Cuma

Bir sosyopatı ele veren 10 işaret







Harvard Üniversitesi’nden psikolog Dr. Martha Stout, 
The Sociopath Nex Door (Yanı Başınızdaki Sosyopat) isimli  kitabında bir sosyopatı ele veren 10 işareti açıkladı.


İnsanları etkileme ve kandırma konusunda kimse sosyopatın eline su dökemez; kolay kolay kimsenin inanmayacağı yalanları, allayıp pullayarak yutturmakta çok beceriklidirler.


Sosyopatların etki alanlarına girmemek, oyununa gelmemek, kısaca zarar vermelerine fırsat vermemek için bu kişileri anında teşhis etmek yaşamsal önem taşır.


Harvard Üniversitesi’nden psikolog Dr. Martha Stout, The Sociopath Nex Door (Yanı Başınızdaki Sosyopat) isimli kitabında dünya popülasyonunun % 4’ünün sosyopat olarak tanımlanabileceğini belirterek, bunlardan uzak durmanın önemine dikkat çekiyor.



Dr. Stout’a göre bir sosyopatı ele veren 10 işaret şöyle:


1) Genellikle karizmatiktirler; çevrelerinde çoğunlukla bir hayran kitlesi bulunur. Cinsel açıdan da çekici oldukları söylenebilir.


2) Sosyopatlar kararlarında ve davranışlarında spontandırlar; planlı, programlı yaşadıkları söylenemez. Sıradan insanlardan farklı olarak tuhaf karşılanabilecek davranışlarda bulunurlar. Normal sosyal ilişkileri kopuktur. Tehlikeli ve mantıksız eylemlerde bulunmaktan çekinmezler.


3) Utanma, suçluluk veya pişmanlık duymazlar. Aslında beyinlerinde bu duyguları işleyebilecek bir merkez yoktur; varsa bile bozuktur. Dolayısıyla en ufak bir vicdan azabı duymadan insanları kolayca kandırabilir, tehdit edebilir veya zarar verebilirler. Kendi çıkarları için başkalarına zarar vermekten çekinmezler. “Başarılı” bir sosyopatın bir ülkede üst düzey mevkilere rahatça yükselmesi bu yüzdendir.


4) Deneyimleri ile ilgili beklenmedik yalanlar icat etmekte çok ustadırlar. Olayları o kadar abartırlar ki bir noktadan sonra saçmalamaları kaçınılmaz hale gelir. Ancak çarpıtılmış gerçekleri bir öykünün arasına ustaca gizleyerek, saf ve iyi niyetli insanları yalanlarına kolayca kandırırlar.


5) İnsanlara hükmetmeye bayılırlar. Bedeli ne olursa olsun her tartışmada ve kavgada kazanan taraf olmak isterler.


6) Çoğu zekidir, ancak zekâlarını diğer insanları kandırmak için kullanırlar. Yüksek IQ’lu olanlar toplum için gerçek bir tehdit unsuru olabilirler. İşte bu nedenle yasalara yakalanmadan cinayet işleyebilen seri katillerin çoğu sosyopattır.


7) Sevme ve âşık olma yeteneğinden yoksundurlar. İstediklerini elde etmek için severmiş, empati duyarmış gibi yaparlar. Gerçek yaşamlarında kimseyi sevmezler.


8) Şiirsel bir dilleri vardır. Sözcükleri çok ustaca kullanırlar. İnsanları konuşmalarıyla kendilerine hayran bırakacak kadar iyi hatiptirler. Öykü anlatma ve şiir okumada ustadırlar.


9) Hiçbir zaman özür dilemezler. Yanlışlık yapmış olduklarına inanmazlar; suçluluk hissi duymazlar. Hatalı oldukları kanıtlanmış olsa bile özür dilemezler ve saldırılarına devam ederler.


10) Derin bir hayal âleminde yaşarlar.




Bütün bu özellikleri nedeniyle bir sosyopatla mantık çerçevesinde tartışılmaz. Tartışmaya girmek yalnızca zaman kaybına neden olur.




BİR SOSYOPATI AÇIĞA ÇIKARTMANIN YOLLARI


1) Sosyopatların ortaya attıkları hayal ürünü olayları çürütmek için ayrıntılarla ilgili bilgi sorun. Ayrıntıların ne kadarının gerçeklerle örtüştüğünü araştırın. Sorgulamaya başladığınız zaman ortaya bir dizi tutarsızlık çıkacaktır. Sosyopat olduğundan kuşku duyduğunuz kişiyi bu tutarsızlıklarla yüzleştirin ve davranışlarını izleyin. Normal bir insan verdiği bilgiler arasında tutarlılık sağlamaya çabalarken, sosyopatların pek çoğu sorgulanmayı hakaret olarak algılar, tepkileri öfke ve saldırganlık şeklinde ortaya çıkar.


2) Sosyopatın çevresindeki hayranları, genellikle yaratmış olduğu hayal ürünü olayları gerçekmiş gibi içselleştirme eğilimindedir. Sosyopat politikacıların çevresindeki “müritleri”, ustalarının ağzından çıkan her sözü doğrulamaya hazırdır. Örneğin milyonlarca işsize iş alanı yarattığını iddia eden politikacı, aslında bir işsizler ordusu yaratmış olsa bile, çevresindekiler işsizliğin azalmış olduğu yönünde beyanlarda bulunur. Dolayısıyla gerçekleri sosyopatın etki alanı dışındaki çevrede araştırmalısınız. Sosyopatın verdiği bilgilerle gerçekler uyuşmadığı zaman bir sosyopatla karşı karşıya olup olmadığınızı anlayabilirsiniz.


3) Sosyopatın karşısına yalanlarını ve sahtekârlıklarını ortaya koyan kanıtlarla çıktığınızda, sizi kendisine karşı komplo kurmakla suçluyorsa bilin ki karşınızdaki gerçek bir sosyopattır.


4) Bir sosyopatı ele veren en basit işaret, abartıya kaçmasıdır. Abartılarında ölçüyü o kadar kaçırır ki mantık devre dışı kalır. Bir sosyopatın dünyasında her açıklama gerçek yaşamda rastlanmayan insanüstü beceriler içerir; yaptıkları her şey bir kahramanlık destanıdır. Normal bir insan “Dün gece bir yankesici beni soymaya çalıştı. Çevredekiler imdadıma yetişti, soyulmaktan kurtuldum” derken, sosyopat “Dün gece 8-10 kişi üzerime saldırdı. Hepsini hastanelik ettim. Çevredekiler beni alkışladı” şeklinde bir öykü uydurur. Bu tür hikâyeleri anlatmaya başladığı anda ufak ufak kaçın.


5) Sosyopatların bir diğer özelliği de şöhret peşinde koşmalarıdır. Bu nedenle her olayda kendini öne çıkartan, medyada sesini duyurmak için her yolu deneyen kişileri sosyopat olarak değerlendirmeniz pek de yanlış olmaz.




CUMHURİYET BİLİM TEKNOLOJİ EKİ