Translate

resmi tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
resmi tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2016 Salı

Türkiye-Yunanistan Barış Anıtı Dikilecekse, Önce ...








Medyada Tarihin Çarpıltılması
SB

*


İzmir’in işgali sırasında Türkiye’ye karşı savaşmayı reddettikleri için idam edildikleri iddia edilen ‘200 Yunan Sosyalist Asker’ için bugün İnciraltı sahilinde ilk kez bir anma töreni düzenlendi. Ancak, Şair Tuğrul Keskin’in geçtiğimiz aylarda çıkan ‘Zito i Epanastasis’ adlı şiir kitabı nedeniyle gündeme gelen konuyla ilgili ‘karşı görüşler’ çoğalıyor.

İnciraltı’nda düzenlenen anma töreninde, 1921’in Ocak ayında yaklaşık 200 Sosyalist Yunan Askerinin ‘Anadolu’daki kardeşlerimize kurşun sıkmayız’ dedikleri için ağır işkence altında katledildiklerini ifade eden Tuğrul Keskin, “Bazı gazete ve sitelerde bu katliamın gerçek olmadığına ilişkin bazı yazılar yazıldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında dünyanın çeşitli komünist partileri bu emperyalist savaşa karşı çıkmışlardır. Karşı çıktıkları için de öldürülmüşler, katledilmişlerdir. Bunun kaynağı da yüzlerce, binlerce kitaptır, araştırmadır, tanıklıktır. Petro Petrotas’ın ‘Küçük Asya Macerası’ adlı kitabında ve Yunanistan Komünist Partisi belgelerinde bu katliam anlatılmıştır. Bunun dışında pek çok kaynakta bu konuda anlatımlar vardır” şeklinde bir açıklama yaptı.

İhtisası ‘Bizans Tarihi’ üzerine olan ve konusu 1900’lerin İzmiri’nde geçen son romanı ‘Dido’ için İzmir tarihiyle ilgili araştırmalar yapmış olan Yazar Efe Moral, Ege News’e yaptığı açıklamada böyle bir olayın yazılı ve sözlü tarihte bulunmadığını ifade etti. Moral, “Yunan arşivlerinde, Yunan Komünist Partisi ve ondan bölünerek ayrılan diğer Komünist Partilerin yayınlarının hiçbirinde böyle bir anekdot yok. Komünistlerin o yıllarda savaş karşıtı olduğu biliniyor. Aslında savaşlardan yorgun düşmüş bütün toplum öyle düşünüyor. Ama böyle bir karşı çıkış ve akabinde idam gibi bir olay yazılı ve sözlü tarihte bulunmamaktadır” dedi.

Egenews, 4 Ocak 2015




Şair Tuğrul Keskin’in geçtiğimiz aylarda Everest Yayınları etiketiyle çıkan Zito i Epanastasis adlı şiir kitabı nedeniyle  yeniden hatırlanan 200 komünist Yunan askeri, ilk kez anıldı. Tuğrul Keskin etkinlikte şu ifadeleri kullandı:: “Buradaki temel sorun bir tarihin, mazlumların tarihin karanlık raflarda kalmasından duyduğum üzüntü. Çünkü mazlumların kanı, ne yazık ki tarihin karanlık sahnelerinde yok olup gidiyor, Ben bu kitapla unutulan bu kanı hatırlatmak istedim. Dünya yeniden tarihin karanlık çağlarına doğru hareket ediyor. İnsanlık tarihindeki bunun gibi benzersiz vakaları, erdemi, vicdanı yeniden aktarabilir ve bunun öncelenmesini sağlayabiliriz”

1921’DE NE OLMUŞTU?

Tarihçi Petro Petrotas’ın Küçük Asya Macerası adlı kitabında ve Yunanistan Komünist Partisi belgelerinde yer alan verilere göre, 1921’de Anadolu’nun işgali sırasında Yunan komünistleri, bu işgalin İngiliz emperyalizminin bir oyunu olduğunu savunarak, savaşa karşı çıkmıştı. İşgalden önce Yunanistan’da bu konuda “Yaşasın İsyan” anlamına gelen “Zito i Epanastasis” başlıklı bir bildiri hazırlayıp dağıtmışlardı. Dönemin Yunan hükümeti bu bildiriyi yayan komünistlere karşı müdahalede bulunmuş, yüzden fazla komünisti Yunanistan’da öldürmüştü. Yunan gemileri Pire Limanı’ndan kalkarak İzmir’e ulaştığında gemilerde bulunan komünist Yunan askerleri, aynı bildiriyi örgütlü olarak dağıtmaya devam etmişler ve “Kardeşlerimize kurşun sıkmayız” itirazını dillendirmişlerdi. Bunun üzerine 1 Ocak 1921’de yaklaşık 200 Yunan askeri Yunan askeri makamlarınca katledilmişti. Olay Yunan Genelkurmay Başkanlığı arşivlerinde vatana ihanet olarak arşivlenmişti. 94 yıl aradan sonra şair Tuğrul Keskin, bu askerlerin destansı itirazlarını, Zito i Epanastasis adlı kitabında şiirleştirdi.

Halkizbiz, 4 Ocak 2015


*

Aynı çarpıtma farklı (Muğla Devrim - Alınteri - CNN Türk)  üç  haber linkinde de var.  Tek bir belgesi, kanıtı olmayan, sadece Tuğrul Keskin'in yazdıklarına dayanan bir "olay". Ayrıca Petro Petrotas’ın ‘Küçük Asya Macerası’  kitabını da hiç bir yerde bulamadım. Buna tarihi deforme etmek denir. Yanıltmak, İşgalci Yunan askerlerine acımak, empati kurmak denir. Bu mümkün değildir. Hem Mora'da hem Anadolu'da Türkler-Müslümanlar çok büyük acılar yaşamıştır. Hiçbir şekilde nefret duymuyorum ama ben den hümanizm beklemeyin. Çünkü emelleri hala sıcaktır! Ne Adalar'dan, ne Anadolu'dan, ne de Kıbrıs'tan vazgeçmiş değiller. Bu olayın gerçeği aşağıdaki gibidir.
SB


*


Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakkı Uyar, Anadolu'ya sürülen 300 demiryolu işçisinin tarihi gerçeklikten kopartılarak nasıl 200 Yunanlı komüniste dönüştürüldüğünü yazdı...


4 Ocak 2015 tarihinde bir anma yapıldı. İki yıldır yapılmakta bu anma ve muhtemelen önümüzdeki 4 Ocak’ta da yapılacak. Rivayete göre 4 Ocak 1921 tarihinde Yunan ordusunun İzmir’i işgaline karşı çıkan ve direnen 200 Yunanlı komünist idam edildi. Bu konudaki iddiayı destekleyecek ne bir akademik çalışma ne de bir akademik araştırma söz konusu. Üstelik Yunan kaynakları da bunu reddediyor. Konuştuğumuz Yunanlı tarihçiler, bu konuda herhangi bir kaydın olmadığını belirtiyorlar. Başvurulabilecek Yunan askeri arşivleri kapalı… Yunan Komünist Partisi (KKE), arşivi ise İkinci Dünya Savaşı yıllarında yok olmuş. Bununla birlikte bazı KKE belgeleri yayınlanmış durumda. Söz konusu belgeler arasında da böyle bir kayda rastlanmıyor. Milli Mücadele’ye ait Türk kayıtlarında da bu konuda herhangi bir bilgi bulunmuyor. Dolayısıyla iddialar ispatlanmaya muhtaçtır. 

200 Yunanlı komünistin idamı iddiasını bir kenara koyarak, Yunanlı komünistlerin İzmir’in işgaline karşı çıkıp çıkmadıklarına da bakalım… Ancak bunun için biraz tarihsel arka plana da bakmak gerekecektir:

1821 yılındaki Mora isyanı ile kurulan ve büyük devletlerin desteğini alarak bağımsızlığını kazanan Yunanistan, izleyen yüz yıl içerisinde sürekli olarak Osmanlı Devleti aleyhine topraklarını genişletti. Bunda belirleyici olan büyük güçlerdi. Bu bağlamda 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı hatırlanmalıdır. Balkan Savaşları sırasında da topraklarını genişleten Yunanistan’ın iç siyasetinde 1910 yıllarda siyasal bir çatışma gündeme geldi. Bu, Kral Konstantin ile Başbakan Venizelos arasında idi. Çatışmada büyük devletlerin etkisi de vardı. Konstantin Almanya, Venizelos İngiltere yanlısıydı. Bu taraftarlık, Birinci Dünya Savaşı’na girişte de etkili oldu. 

Venizelos, İngiltere ve Fransa’nın da desteği ile Konstantin’i tasfiye etti. Kaderini İngiltere’ye bağlayan Liberal Venizelos ve taraftarları, Anadolu’nun işgaliyle Büyük Yunanistan Projesi’ni gerçekleştirmeye yöneldiler. İngiltere, bu konuda Yunanistan’ın en büyük destekçisiydi. Güçlü ve  büyük Yunanistan, İngiltere açısından Akdeniz’de İtalya’yı da dengeleyecekti. 

Anadolu’nun işgaline Yunanistan’da Kralcılar karşı çıktılar. Bunda aralarındaki siyasal rekabetin etkisi büyüktü. Bu rekabet Türkiye’de aynı dönemde yaşanan İttihatçı-İtilafçı çatışmasını da andırmaktadır.  

Yunanistan’ın Anadolu Macerası’na karşı çıkanlardan biri de General Metaksas’tı. O, bu işgalin başarısız olacağı ve felaketle sonuçlanacağı fikrindeydi. Bu nedenle de bir asker olarak işgale karşı çıkmaktaydı. İşgale karşı çıkan bir başka önemli kesim ise komünistlerdi, Yunanistan Komünist Partisi’ydi. Bunun birkaç nedeni vardı. Birincisi ülke yönetiminin emperyalizme hizmet ediyor olmasıydı. İkincisi ise, 7-8 yıldır ülke aralıksız savaş ve iç çatışmalarla karşı karşıya idi ve halk savaş yorgunuydu. Komünistlerin işgale karşı çıkmalarının bir nedeni de buydu. Savaşın uzaması ve bunun yarattığı sosyal-ekonomik sorunlar, halkı bezdirmişti. 

Emperyalizme hizmet eden ve ülkeyi maceraya sürükleyen, ne zaman biteceği ve nasıl sonuçlanacağı belli olmayan bir işgale komünistlerin destek vermemesi şaşırtıcı değildi. Ayrıca komünistlerin doğal olarak sempati duyduğu Sovyetler Birliği de İngiltere’yle gerilim yaşamaktaydı. 

Yukarıda sözü edilen nedenlerin ışığında KKE, 1921 Mayıs ayında 3 kişilik bir komite oluşturdu:  Cephedeki Komünist Askerler Merkez Komitesi. Amaç, Anadolu işgalinde görev alan savaş yorgunu ve bıkkını askerler arasında sivil itaatsizlik örgütlemekti. Bundan iki ay kadar önce (Mart 1921) demiryolu işçilerinin sosyal ve ekonomik hakları için örgütledikleri grev, hükümetin genel politikalarına ve Anadolu’daki işgale karşı çıkmaya yönelik bir muhalefet hareketine dönüştü. Hükümet askeri durumu gerekçe göstererek grevi yasakladı. 

Ardından suçlu gördüğü 300 demiryolu işçisini Anadolu’ya cepheye gönderdi. Bunların önemli bir KKE üyesiydi ve savaş aleyhtarı idi. Söz konusu işçiler, demiryollarında görevlendirildiği için, savaş karşıtı asker kaçaklarının Yunanistan’a dönmesine katkı da sağladılar. Yunan Hükümeti, 1922 yaz aylarında KKE Merkez Komitesi üyeleriyle Anadolu’da aktif olarak görev yapan 22 komünisti tutuklayarak yargıladı. Aynı dönemde Yunan ordusu içerisinde Kralcı-Venizelosçu rekabeti devam etmekteydi (Bu rekabet ve çatışma Balkan Savaşları sırasında Osmanlı ordusunda İttihatçı-Halaskaran subayların çatışmasına benzemektedir). 

Sonuç olarak, Yunan Komünist Partisi ülke yönetiminin emperyalizme (özellikle de İngiltere’ye) hizmet etmesinden rahatsızdı. Sovyetler Birliği’ne duyulan sempati, İngiltere’yle yapılan işbirliğine tepkiyi de arttırıyordu. Üstelik halk savaştan yorgun ve bıkkındı. Tüm bu iç dinamikler, Yunan Komünist Partisi’nin Anadolu’nun işgaline karşı çıkmasının nedenlerini oluşturdu. Bunu salt Anadolu/Türk sempatisine ya da hümanizme bağlamak romantik ve duygusal bir yorum olacaktır. Yaşanan daha çok Yunanistan’daki iktidar mücadelesidir. İşgale karşı çıkanlar arasında komünistlerin yanı sıra Kralcılar ve General Metaksas da vardır. Bu bağlamda onlar için de bir anıt dikmek gerekmez mi? 

Eğer bir “barış anıtı” dikilecekse, öncelikle bu, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı yıllarında Yunanistan’a yaptığı insani yardımlar için, Yunanistan’da dikilmelidir. 

Son söz olarak Anadolu’ya sürülen 300 demiryolu işçisine ilişkin bilginin değişerek ve dönüşerek, gerçeklikten koparılarak idam edilen 200 askere dönüşmesi de hayret uyandırıcı niteliktedir. 

Egemeclisi - 31 Ekim 2016
Kaynaklar
Richard Clogg, Yunanistan’ın Kısa Tarihi, Boğaziçi Üniversitesi Yay., İstanbul, 2015.
Konstantin Çukalas, Yunanistan Dosyası, Ant Yay., İstanbul, 1970.
Bülent Gökay, “Kurtuluş Savaşı Tarihinden: Yunan Komünistleri Anadolu’daki Yunan İşgaline Karşı”, Tarih ve Toplum, sayı 103, Temmuz 1992.  



*


Hakkı Uyar hocanın da dediği gibi: "Eğer bir “barış anıtı” dikilecekse, öncelikle bu, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı yıllarında Yunanistan’a yaptığı insani yardımlar için, Yunanistan’da dikilmelidir. "

Tıpkı, "İzmir'i Türkler Yaktı" Yalanını anlattıkları gibi...
Ya da, "19 Mayıs Pontus Soykırımı" Yalanlarını anlattıkları gibi...
Tıpkı, Büyük Bir Yalan Olan, "Ermeni Soykırımı Vardır" diyenlerle beraber yürüyenler gibi...



Anlaşılmayan konu var mı?
Sizin "Hümanizm" yaklaşımlarınızı yesinler!
SB





ilgili:








"Düşmanım düşmanlığından vazgeçinceye kadar bende onun amansız düşmanıyım" 
M.Kemal Atatürk



14 Şubat 2016 Pazar

İngiltere ve Fransa'yı Türkler kurtardı











İspanya, 1500’lü yılların özellikle ikinci yarısında Avrupa’nın en güçlü Hıristiyan krallığı olarak öne çıkmıştır. Avrupa’nın yarısına yakın bir bölümünde etkili olan İspanya Krallığı, Katolik dünyasının da lideri durumundaydı. Aynı dönemlerde bir cihan İmparatorluğu olan Osmanlı Devleti ise İspanya’nın en önemli rakibiydi. Osmanlılar, Katoliklere karşı Protestanları destekleyen bir politika izliyordu. Böylelikle Katolik İspanyolların düşmanı olan Protestanları da kullanarak, bu önemli rakiplerini zayıflatacaklarını biliyorlardı.


Aynı yıllarda Protestan İngiltere de, İspanya’nın düşmanları arasındaydı. İspanyol donanmasının bir bölümü Amerika kıtası kıyılarında İngiliz gemilerinin önündeki en büyük engel olarak dururken, diğer bir bölümü de, İngiltere kıyılarının karşısındaki Hollanda’da bulunuyordu. Bu durum nedeniyle İngilizler, İspanyolların İngiltere’yi işgal etmesinden korkuyordu. İngilizler, 1580-1590 döneminde, İspanyollardan kurtulmanın yolunun Osmanlılar ile işbirliği yapmaktan geçtiğinin bilincindeydi. Çünkü önlerinde Fransa örneği vardı. 


Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Fransa Kralı 1. François’nın daveti ile Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı savaş gemileri, Toulon başta olmak üzere Akdeniz’deki Fransız limanlarına demir atmıştı. Buradan İspanya kıyılarına saldırılar düzenleyen Osmanlı kadırgaları, İspanyolları fazlasıyla meşgul etmiş, çok da zarar vermişti. Bu örneği bilen İngilizler, Osmanlı padişahından yardım istemeye karar verdi.


Söz konusu kararı, 1587 yılındaki mektup trafiğinden öğreniyoruz. Bu mektupların varlığı da, John Ezard imzasıyla, 1 Haziran 2004 tarihinde, The Guardian gazetesinde yayınlanan, “Türklere hangi nedenden ötürü teşekkür etmeliyiz” başlıklı bir haber ile ortaya çıktı.


Haberde, Kraliyet Koleji öğretim üyesi Jerry Broton’un, “1588 yılında, Hollanda’ya getirdiği gemilerle İngiltere’yi işgale hazırlanan İspanya, Osmanlı donanmasının Akdeniz’e yayılması ve manevralar yapmaya başlaması üzerine, elindeki deniz gücünü ikiye ayırmak zorunda kaldı. Bu durumdan faydalanan İngilizler de İspanyolları yendi” şeklindeki değerlendirmesine yer vermektedir.


Jerry Broton, bu bilgilerini, İngiliz Kraliyet arşivlerinde bulduğu bazı belgelere dayandırmaktadır. Söz konusu belgelerden biri, Kraliçe’nin askeri danışmanı Sir Francis Walsingham’ın, İstanbul’daki İngiliz elçisi William Harborne’a gönderdiği, 9 Mart 1587 tarihli bilgilendirme mektubuna yanıt verdiği 24 Haziran 1587 tarihli mektuptur. Bu mektupta, Sir Francis Walsingham, “İspanyolların güçlü hatta yenilmez armadası diyebileceğimiz donanmasını, ancak Osmanlı İmparatorluğu durdurabilir” demektir.


Ayrıca verilen görevleri layıkıyla yerine getirdiğini belirttiği İngiliz elçiye, İstanbul’daki başarılı çalışmalarından ötürü teşekkür ederek, Padişah 3. Murat’ın İspanya Kralı Philip ile anlaşma yapmamasına Kraliçe’nin çok memnun olduğunu, bunu da Türk Sultanına özellikle söylemesini istemektedir. 


Bunun dışında Osmanlıları, Akdeniz’de, İspanya, İtalya ve Kuzey Afrika kıyılarında saldırılar düzenleyerek, İspanyolları zayıf düşürmeye ikna etmesi için Padişah ve vezirlerle görüşmeler yapmasını, İngilizlerin çok iyi insanlar olduğunu anlatmasını da istemektedir.


İngiltere elçisi William Harborne, hemen harekete geçerek, Padişah 3.Murat’a bir mektup sunacaktır. Mektupta en çok dikkat çeken unsur, elçinin konuyu dini inançlar üzerinden anlatarak Padişahı etkilemeye çalışma düşüncesidir. Elçi Harborne, İspanya Kralı için, “Papa ve sadık müttefiki putperest-kâfir Katolik kral” ifadesini kullanmaktadır. Elçi, devamında, “Yüce Tanrı’nın size verdiği kuvvet ile ortak düşmanımız tüm putperest kâfirleri yok edeceğinizi umuyorum. Zavallı bir kulunuz olarak size yalvarıyorum, putperest kâfir İspanya üzerine büyük bir donanma sevk etmezseniz bile hiç olmazsa 60 ya da 80 kadırga gönderin” demektedir.


Mektubun devamı ise daha da ilginç bir hale gelmektedir. Elçi Harborne, Padişah 3. Murat’a, “Kraliçe Elizabeth, bir kadın olduğu halde Tanrı’nın, putperest kâfirlerle savaşma emrini yerine getirmek için çabalıyor. Size her zaman sadık kalan Kraliçe’yi bu en zayıf zamanında yalnız bırakırsanız, size inanan, güvenen tüm dünya şaşıracaktır, ve taraftarlarına hak ettikleri cezayı vermiş olacaksınız. Tanrı sizin aracılığınız ile putperest kâfirleri cezalandıracaktır” sözleriyle adeta yalvarmaktadır.


Bu mektupların ayrıntılarının kamuoyu tarafından bilinmesi, İngiltere’de tartışmaları artırdı. Bazı İngiliz tarihçiler, konuya ilişkin Türkiye’ye müracaat edilmesini, Osmanlı arşivlerinde, adı geçen döneme ve Padişah 3. Murat’a ait belgelerin de incelenmesini önerdiler. Söz konusu önerinin Türkiye’deki resmi makamlar tarafından kabul edilmesinin ardından Osmanlı arşivlerinde yapılan araştırmalarda, 3. Murat’ın, Kraliçe Elizabeth’e gönderdiği bir mektup bulunacaktır.


Padişah mektubunda özetle, “Sizden önce Osmanlı Sultanları ile dostluk kuranlar nasıl saygı görüp, tarafımızca korunma altına alındılarsa İngiltere Kraliçesi Elizabeth de aynı muameleyi görecektir. Elçiniz aracılığı ile bizden istediğiniz donanma yardımını dikkate alacağız. Önümüzdeki ilkbahar aylarında büyük bir donanmayı göndereceğiz. Ülkenizin dostluğu aynı şekilde devam ederse, Osmanlı Devleti de sizi sürekli koruyacaktır” demektedir.


Padişah 3. Murat’ın Kraliçe Elizabeth’e gönderdiği mektup ortaya çıkınca, konu başka bir boyut kazandı. İngiltere Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Trevor Philips’in, söz konusu mektuplardan hareketle, “İngiltere Kraliçesi Elizabeth, Türklerin yardımı sayesinde İngilizlerin elinden kurtulmuştur. Bu bilgi ülkenin resmi tarihine eklenmelidir” yönündeki açıklaması, ülke kamuoyunu ikiye böldü. 


Tarih biliminin gereği söz konusu bilginin eğitim-öğretim programında yer almasını isteyenlere karşı çıkanlar, İngilizlerin, 400 yıl önce bir ara Türklere muhtaç duruma düşmesini yeni kuşakların bilmesinin iyi bir etki yaratmayacağını savunmaktadır. 


Tüm tartışmalara rağmen, bu bilgi resmi tarihe eklenmemiştir. 


Söz konusu durum bize Fransa’ nın tutumunu hatırlatmaktadır. Bilindiği üzere Fransa Kralı 1.François, 1525 yılındaki Pavie Savaşı’nda, ordusu yenilince, İspanya Kralı, Habsburg Hollandası Lordu ve Burgonya Kontu sıfatlarını da taşıyan Roma Germen (Alman) İmparatoru Şarlken’e (5. Karl ya da Charlesquint) esir düşmüştü. 


Çok kötü esaret koşulları içinde olan Fransız Kralı, annesi Louise de Savoie aracılığı ile Kanuni Sultan Süleyman’a bir mektup göndererek, yardım istemiştir. Mektubu İstanbul’a getiren Fransız elçi Kont Jean Frangipani, Kuzey İtalya’daki savaşta esir düşen 1. François’ın İspanya'ya götürülüp, orada hapsedildiğini bildirerek, Kral’ın annesinin oğlunun kurtarılması için yalvardığını dile getirmiştir.


Fransız Kralı’nın annesi ilk temasın ardından başka mektuplar da göndermiştir. Kanuni Sultan Süleyman ise mektuplara verdiği yanıtta, Kral François’yı kurtaracağını bildirmiş, Şarlken’i de hemen uyarmıştır. Nitekim bu gelişmelerin ardından Osmanlı ile Şarlken’in ordusu arasındaki Mohaç Meydan Savaşı (1526) Türklerin zaferi ile bitince, Fransa Kralı 1. François da serbest bırakılmıştır.


İşte bu olay da, Fransa resmi tarihine eklenmemiştir.


Gerek İngiltere gerekse Fransa, büyük sömürgeci devletler olarak, resmi tarihlerinde zor durumlara düştükleri olayların bilinmesini istemezler. Bir çeşit büyüklük kompleksi olan bu anlayış, tarihteki gerçekleri yok sayma üzerine kurulmuştur. 


Gürbüz Evren
Bütün Dünya, Şubat 2016





* * * * * 




Why we must thank the Turks, not Drake, for defeating the Armada

For four centuries, Sir Francis Drake has symbolised English nonchalance and cunning in the face of danger. First, according to the legend drummed into every pupil, he insisted on finishing his game of bowls on Plymouth Hoe as the Spanish Armada approached in July 1588. Then he despatched the enemy ships with little more than a few burning rowing boats and a favourable breeze.

But yesterday, it was claimed that Elizabeth's protestant throne was saved by a less celebrated ally: the Turkish navy.

Jerry Brotton, a lecturer at Royal Holloway College, London, told the Guardian Hay literary festival that a hitherto unnoticed letter from Elizabeth's security chief and spymaster, Sir Francis Walsingham, to her ambassador in Istanbul showed that it was Turkish naval manoeuvres rather than Drake's swashbuckling which delivered the fatal blow to the Spanish invasion plans.

The letter, which ordered the ambassador, William Harborne, to incite the Turks to harry the Spanish navy, was written in the mid-1580s and has been buried in archives ever since because it did not apparently relate to any major historical event.

But Mr Brotton told the fes tival: "Walsingham's plan was ultimately successful. Ottoman fleet movements in the eastern Mediterranean fatally split Philip II's armada _ So alongside all the stories we're told at school about why the Spanish Armada failed to conquer Britain and destroy Protestantism, we should add another reason: the Anglo-Ottoman alliance brokered by Elizabeth, Walsingham [and others]."

In his letter to Harborne, Walsingham wrote: "Her Majesty being, upon the success of the said King of Spain's affairs in the Low Countries, now fully resolved to oppose herself against his proceedings in defence of that distressed nation, whereof it is not otherwise likely but hot wars between him and us, wills me again to require you effectually to use all your endeavour and industry in that behalf."

Walsingham hoped that Islamic forces might keep the Spanish forces "thoroughly occupied" by "some incursions from the coast of Africa", or by attacking his Italian territories from the sea.

The Spanish fleet was eventually defeated on July 30 1588 as it awaited the rest of the invasion force off Calais. At the battle of Gravelines, the English navy used fireships before closing in on the confused Spanish.

the Guardian, June 2004






* * * *



NOTES:


- Charles V (Karl V, Charles Quint, Şarlken) of Holly Roman. The biggest enemies of Charles V are Ottoman Turks, French Kingdom, England Kingdom and Martin Luther of Protestant Reformation. Charles fought continually with the Ottoman Empire, Suleiman the Magnificent (Kanuni Sultan Süleyman). After Hungarian 1526 "Battle of Mohács", Hungary was not accepted as a part of Ottoman land, instead, it was brought under protection. Charles V made overtures to the Safavid Empire to open a second front against the Ottomans, in an attempt at creating a Habsburg-Safavid alliance. (!Safavids were also Turkish Empire)


- Philip II of Spain, the enemy of Elizabeth I of England, is the son of Charles V (Karl V). 


- Wife of Philip II is, Mary I of England (Bloody Mary), daughter of Henry VIII - Tudor Dynasty, is also the sister of Elizabeth I , the daugther of Anne Boleyn, second queen of Henry VIII.


- The mother of Mary I is Catherine of Aragon (first queen of Henry VIII), daugther of Isabella I of Castile, which ordered conversion or exile of their Muslim and Jewish subjects in the Spanish Inquisition, and for supporting and financing Christopher Columbus's 1492 voyage that led to the opening of the New World and to the establishment of Spain as the first global power who dominated Europe and much of the world for more than a century. 


- The most fortunate of the expelled Jews succeeded in escaping to Turkey (exile number c.200.000 - were known as Sephardim, was accepted by the Ottoman Turks as a citizen of these lands) and Sultan Bayezid II, welcomed them warmly. "How can you call Ferdinand of Aragon a wise king," he was fond of asking, "the same Ferdinand who impoverished his own land and enriched ours?". Ferdinand was the husband of Catherine of Aragon. Sultan Bayezid II is, the son of Mehmed the Conqueror (Fatih Sultan Mehmet), and the grandfather of Suleiman the Magnificent (Kanuni Sultan Süleyman).




SB