Translate

Soros etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Soros etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2025 Cumartesi

Sivil Örümceğin Ağında - 3

 

Soros der ki,

“milliyetçilik sadece düşmanlığa, tahribe, ırkçılığa ve savaşa neden olur." 


Ona göre, milliyetçiliğin yapıcı bir yöne sahip olması bile olanaksızdır. Öyleyse ulus devlet yıkılmalıdır ve yerini tüm dünyaya egemen olacak bir güce bırakmalıdır.

Mustafa Yıldırım - Sivil Örümceğin Ağında



Liberal Enternasyonal

Adı "liberal" kendisi muhafazakâr hareketin dünya odağında, İngiltere'de Mont Pelerin Society (MPS) ile ona bağlı olarak ABD'de kurulan Atlas Foundation (Atlas Vakfı) ve IFP (Uluslararası Özgürlük Projesi) adlı örgütler görülüyor.

MPS, dünyaya dağılmış 500'e yakın seçkinden oluşan üyeleriyle ilginç bir örgüte benzemektedir. 'Serbest Pazar' ekonomisine tapınan bir tarikat benzeri MPS, Avusturyalı Friedrich Hayek tarafından 1947'de İsviçre'nin Mont Pelerin kenti yakınlarında yapılan bir toplantıyla kuruldu. MPS, kuralsız finansal düzen, sonsuz özelleştirme ve serbest ticaret politikalarını tasarımladı. Kurucuların kökleri, Avusturya Macaristan İmparatorluğu kurucusu Habsburg Hanedanı ve 16.yüzyıldan başlayarak imparatorluğun istihbarat ve posta hizmetlerini gören 'Thurn und Taxis' gibi, Avrupa'nın eski ailelerine dayanır. Bu hanedanın üyeleri, 1920 ve 1930'larda Hitler'i desteklemişlerdir.

MPS, 'muhafazakâr devrim' çağrısıyla, ulus devletlerin ortadan kaldırılmasını ve 1920-1930'larda Avrupalı faşist hareketlerin isteklerini karakterize ede, çağdaş görünümlü feodalizme dönüş amacını güden bir düşünceye dayanır. Her ne denli 'liberal' bir söylem tuttursa da sonunda ulusal devletlerin yıkılmasını amaçladığından, dünyayı sermayedarların diledikleri gibi sahiplendikleri eski feodal mülklere çevirmektir niyetleri.

Bu düşüncenin dünyaya bilim adı altında ihraç edildiği merkez London School of Economics (LSE)'dir. Bu okulun en ünlü öğrencisi para piyasalarının 'vur-kaç' işlemlerini temsil eden ve ulusal piyasaları içerden yıkan George Soros'tur. Soros, ulusal devletlerin zararlı olduğunu, dünyaya düzen verecek bir yeni imparatorluk kurulmasını savunur; hanedanların, Büyük İsrail destekçilerinin, Hollanda Antilleri'nde posta kutusundan ibaret Quantum'un parasını işletir.

MPS'nin ideologları, Friedrich Hayek, Ernard De Mandeville (Hell Fire Clubs of Walpoles England) ve 'monetarist' politikanın mucidi Milton Firedman'dır. 1970'lerde dünya turuna çıkan MPS kurucuları, birçok ülkede kendilerine bağlı 'think-thank' kulüpleri örgütlediler. Sözde liberal, ekonomik alanda kartellere tapınan örgütün uygulamadaki hedefleri kısa başlıklarla şunlardır:


- Finansal serbestlik.
- Yol, su gibi altyapı yatırımlarının kısıtlanması.
- Sosyal hizmet ve sağlık yardımlarının kaldırılması.
- Kırsal sanayide ve tarım üretimindeki korumaların sıfırlanması.
- Merkezi adil ücretlendirme sisteminin tümüyle bozulması.
- Kamu işletmelerinin özelleştirilmesi.
- Devlet varlıkları yok edilerek devletin küçültmesi.
- Ulaştırma ve iletişimde mikro-ekonomik reformlar yapılması.
- Sendikaların etkisizleştirilmesi.
- Enerji sektörünün kurumsal yapısının parçalanmasının ardından enerji denetim ve yönetimin çokuluslu şirketlere verilmesi....


MPS, ABD'de muhafazakârlara bağlanmıştır. En koyu muhafazakâr örgüt olan ve 'project democracy' operasyonunun babası Reagan'ın büyük destekçisi 'Heritage Foundation'ın Başkanı Edwin J.Feulner, MPS'de hem ikinci başkan hem de mütevelli heyeti üyesidir. Türkiye'de 'liberal' denince 'özgürlük' ve 'ilericilik' anlayan solcu sivil elemanlar, Heritage'in geçmişindeki NAZİ ilişkilerine bir baksalar, liberalliğin eski hanedanlıkların çağcıl araçlarla donatılmış finans-kartel işi olduğunu göreceklerdir.

'Think-Thank' örgütleri partilerin ideologlarıyla ve bürokratik ağıyla devletleri yönlendirmeyi başardılar. (s.138-139)

Mustafa Yıldırım
Sivil Örümceğin Ağında



***

EK:

MPS (Mont Pelerin Society), Atlas Ekonomik Araştırma Vakfı tarafından fonlanan Think-Thank'larla sıkı bağları var:

- Foundation for Economic Education (Ekonomi Eğitim Vakfı), State Policy Network (Eyalet Politak Ağı)'nın bir üyesidir. Bu Network'un kurucusu Thomas A Roe 'The Heritage Foundation (Miras Vakfı)'ın mütevelli heyetindeydi. 1947'deki ilk konferanslarına William Volker Fonu, Alfred Suenson-Taylor yardımıyla İngiltere Bankası ve Credit Swiss finans sağlamıştır.

- William Volker Fonu 1978'de feshedildi ve varlıkları Kansas hayır kurumlarıyla Stanford Üniversitesi'ndeki Hoover Enstitüsü'ne dağıtıldı.
- İngiltere Bankası, merkez bankasıdır.
- Alfred Suenson-Taylor Gelibolu'da bize karşı savaşmış binbaşı, politikacı, banker.
- Credit Swiss - İsviçre küresel yatırım bankası.

Atlas Network'un bağışçıları:
- Charles Koch Vakfı ve Charles Koch Enstitüsü.
- Donors Trust : Siyasi sağın 'karanlık para ATM'si' olarak görülür. The Heritage Foundation gibi vakıflara, enstitülere bağış yapar. Sahipleri arasında John M. Olin Vakfı, Castle Rock Vakfı, Searle Freedon Trust ve Bradley Vakfı görülür. Robert - Rebekah Mercer Vakfı, Marble Freedom Trust ve Barre Seid büyük bağışçılarındandır.
- Lynde ve Harry Bradley Vakfı (muhafazkâr hayır kurumu. Misyonu anayasal düzen, eğitim, sivil toplum ve sanat-kültür)
- John Templeton Vakfı (Bilimsel araştırma ve Dini çalışmalar). 2025'te ödül verdikleri kişi ki kendi ifadeleriyle; "Doğu Ortodoks Hristiyanının ruhani lideri olan Konstantinopolis Ekümenik Patriği Bartholomeos"tur .
- Lilly Vakfı (Din, eğitim, topluluk geliştirme) Bu vakıftan yararlanan İlahiyat Okulları Derneği aynı zamanda Rockefeller tarafından da finanse edilir.

State Policy Network'un 'bağışçıları;
- Lovett ve Ruth Peters Vakfı (önceliği anaokuldan ortaokula eğitim),
- Castle Rock Vakfı (misyonu geleneksel Amerikan değerlerini koruma),
- Bradley Vakfı (anayasal düzen, eğitim, sivil toplum ve sanat-kültür alanı),
- Koch Kardeşler/Ağı/Endüstrisi (IHS-Institure for Humane Studies/İnsanlık Çalışmaları Enstitüsü ile birlikte genç liberalleri yetiştiriyor, akademisyenleri destekliyor),
- Philip Morris (1994 yılında CEO William Campbell, sigaraların tüketicilerde olumsuz sağlık etkileri yarattığını bilmesine rağmen, nikotinin bağımlılık yapıcı özellikleri hakkında Kongre'ye yemin altında yalan söyledi),
- Kraft Foods (gıda ve içecek sektöründe dünya 5.incisi)
- GlaxoSmithKline (GSK plc) ilaç ve biyoteknoloji şirketi. Onaylanmamış ilaç tanıtımı, güvenlik verilerini bildirmeme ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki doktorlara rüşvet verme suçlarını kabul etti ve 3 milyar ABD doları (1,9 milyar £) tutarında bir anlaşma ödemeyi kabul etti.  Bill & Melinda Gates Vakfı tarafından finanse edilen Küresel İlaçlara Erişim Endeksi listesinde birkaç kez birinci sırada yer aldı.
- Facebook (Mark Zuckerberg-Harvard Koleji. Sözde salgında sansür uyguladığını ve sosyal ağdaki verileri devlete verdiğini kabul etti)
- Microsoft (Bill Gates)
- AT&T (American Telephone and Telegraph Company)
- Time Warner Cable (Telekomünikasyon, Kitle iletişim araçları)
- Verizon (Telekomünikasyon)
- Comcast (Telekomünikasyon, medya, eğlence)



Bu kitabı okumamış olan yeni kuşakların okuması dileğiyle.... SB


25 Kasım 2015 Çarşamba

Erol Bilbilik ve Türkiye







* 1950 li yıllar - Ortadoğu'da ateşi tutuşturmak (İsrail'in açıklamaları)

* 1980 li yıllar - Stratejik çıkarlarımızı ilgilendiren bölgeler artık Arap ülkelerinden öte, AKDENİZ KIYILARI, TÜRKİYE, İran, Pakistan, Basra Körfezi ve Afrika (İsrail'in açıklamaları)

* Soros :"TÜRKİYE IMF'nin stratejik müttefikidir. TÜRK ORDUSU, TÜRKİYE'nin en iyi ihracat kaynağıdır"


* ABD'nin ikili anlaşmaları kanunun 511.maddesi:

a- Birleşik Amerika hükümetlerinin imzalamış olduğu ikili veya çok taraflı anlaşma ve sözleşmelerle askeri taahhütleri yerine getirmekten şu veya bu sebeple kaçınan ülkelere hiçbir şekilde iktisadi yardım yapılmaz.

b- Birleşik Amerika Devletleri'nin güvenliğini artırmaya hizmet etmeyen hiçbir iktidisadi ve teknik yardım yapılamaz.
Milli Kurtuluş Hareketleri Amerika'yı tehdit ediyor:

* Amerikan Başkan Yardımcısı Humprey'in Amerikan Harp Akademisi'nde yaptığı konuşma:

"Birleşik Amerika'nın güvenliğini tehdit eden bir tehlikeden söz etmek istiyorum, sizlere..Bu tehlike, çok ince hesaplanmış MİLLİ KURTULUŞ SAVAŞLARI'dır. Bu milli kurtuluş savaşları denen savaşlara karşı güvenliğimizi korumak için yeni ve cesur davranışlarda bulunmak zorundayız."

* Albert Gore : "Kaos bizim için iyidir"



* Bilderberg 2013 toplantı özeti:

- Nükleer programından vazgeçmeyi redettiği taktirde 3 yıl içinde İran'ın nükleer tesislerine hava saldırısı düzenlenmesi.
- Suriye'deki savaşın ,muhalefetin silahlandırılması yoluyla uzatılması.
- Antibiyotiklere dirençli virüslerin yol açabileceği global bulaşıcı hastalık riskleri ve Bilderberg'e üye ilaç devleri.
- Siber saldırılar.
- Bir "Güven" Bakanlığı'nın kurulması ve internetten neyin yayınlanıp neyin yayınlanmayacağına karar verilmesi.
- Sokakta yürüyen insanların dahi diyaloglarını kayıt altına alabilecek bir sistemin geliştirilmesi.
- İngiltere'nin AB'den çıkma kararından vazgeçirilmesi.
- Merkezi bir Avrupa Federasyonu.
- Merkez Bankalarının güçlendirilmesi.
- Yeni vergilendirme sistemleri.





HAZİRAN - EROL BİLBİLİK
Okuyalım.....




"BOP Eşbakanı Lozan’ı yıkmaya yönelik savaşını sürdürmektedir.Bu yüzden, önümüzdeki süreçte ulusal güçlere düşen görev, daha fazla bilinç ve dirençle tam bağımsızlık mücadelesine devam etmektir."- EROL BİLBİLİK,Aydınlık Haziran,2011





Siyon liderlerinin Protokolleri, Yahudilerin küresel egemenliğidir.
Victor Marsden - 1921 İngilizce tercümesi "THE PROTOCOLS OF THE LEARNED ELDERS OF ZION" Türkçesi Abdullah Mustafa tarafından tercüme edilmiştir. Özet olarak Bilbilik Haziran kitabında bahseder. Ahmet Akyol'da sayfasında buna yer vermiştir.









Dünyayı Yöneten Gizli Örgütler 

Emperyaliz'in, egemenliğini süper NATO, CFR, Trilateral ve Bilderberg gibi bir dizi gizli örgüt aracılığıyla sürdürdüğü bilgisi her ortaya çıktığında, bu sistemin görevlilerince "Komplo teorisi" itirazları ile karşılanır. Bunun en önemli nedeni, gizliliği koruma çabasıdır. Son derece dar bir kliğin, sınıf hakimiyetini sürdürmek için oluşturdukları mekanizmanın başarısı gizliliğindedir. Bu giz sayesinde insanlığa karşı faaliyetlerini sürdürebilme olanağına kavuşmaktadırlar. 








GOOGLE-BERG: GLOBAL ELITE TRANSFORMS ITSELF 
FOR TECHNOCRATIC REVOLUTION



Bilderberg üyeleri için bakınız; Yılmaz Dikbaş ve Erol Bilbilik












"Savaşı zenginler çıkarır, yoksullar ölür."....






















28 Mart 2015 Cumartesi

Şimdiki Tehlike – Likya Demokrasisi






Solarz’ların demokrasi birikimlerinin yanı sıra halkla ilişkiler ve yönlendirme deneyimleri de güçlüydü. Stephen Joshua Solarz Amerikan Kongre üyeliğinden sonra “Consultant Solarz Associates” şirketiyle “lobicilik” yapıyordu. Ayrıca “Livingstone” aracılık şirketinin de ortağıydı. T.C. hükümeti bu şirkete ciddi tanıtım sözleşmeleri imzalamış ve 1.8 milyon dolar ödemşti. Solarz “Yahudi Soykırımı” konusunu canlı tutmak için etkili çalışmalar sürdüren “Wyman Institute”ün danışmanıdır.

Nina Solarz ise Ford Vakfı’nın Ulusal Güvenlik Arşivi merkezinin yöneticisitdi. 1985’te Scott Armstrong tarafından kurulan merkez, Ford Vakfı’ndan 1.5 milyon dolar alıyordu. Nina Solarz türlü baskılarla Armstrong’un uzaklaştırılmasını sağladı.

Nina Solarz başarılı bir girişimciydi ve Türkleri de seviyordu. Ne ki bu sevgi ona zarar verdi. 1992’de AFOT (Türk Kadınların Amerikalı Dostları Derneği) Başkanı oldu. Eşinin hesabından yazdığı bir çek karşılıksız çıkmıştı. Bu çekin bedelini ödeyebilmek için AFOT’un kasasından 7.500 dolar aldığı için ve ayrıca karşılıksız çek yazdığı için mahkemeye verildi. Çeklerin yanlışlıkla yazıldığını ileri sürdüyse de çok sayıda karşılıksız çek yazdığı saptandı. Sonunda hapse mahkum oldu. Cezası paraya çevrildi ve bir yıl denetim altında tutulmasına kara verildi.

ABD’de İsrail yanlısı olarak da tanına ve birçok Yahudi örgütünün yöneticisi olan Stephen Joshua Solarz, siyaset-ticaret-savaş üçgeninde önemli yeri vardı. Birçok siyasi kuruluşun yönetiminde ya da danışma kurullarında bulunuyordu. Bir dönem Sivil Örümcek Ağı merkez örgütü NED’in de yöneticisiydi. Solarz ayrıca ABD politikalarını en çok etkileyen CPD (Şimdiki Tehlike Komitesi)’nin yöneticilerindendir.

CPD: Şimdiki Tehlike Komitesi

Türkiye’de sistemli ayrıştırma ve federasyonlaştırmanın arkasında devlet politikalarının bulunduğunu görmezden gelmek eski bir alışkanlıktır. Bu alışkanlığı körükleyenlerin birçoğu, bir zamanlar yabancı devletlerle işbirliği ederek kendi yurttaşlarına karşı düşmanca davranmış, hatta cinayetlere şöyle ya da böyle ortak olmuşlardı. Bu nedenle her ciddi komployu kişilere ya da belirli gruplara bağlıyorlar ve komplonun asıl patronu olan devleti unutturuyorlar.

Bu kişi ya da çevreler, içerde dernekler- vakıflar ve devlet yönetimine egemen olan siyasal güçler eliyle düzenlenen ve gerekirse asker-işadamı-sendikacı önderliğinde kan dökülerek gerçekleştirilen “demokrasi darbeleri”ni nasıl yalnızca George Soros’un hesabına yazıyorlarsa, “İslamo-Facist” terimini de George W.Bush’a bağladılar.

Oysa bu terimin asıl sahipleri Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde yeşerebilecek direnişleri baştan karalamak ve Amerikan devletini savaşa kışkırtmak amacıyla kapsamlı gerekçeler ileri sürüyorlar. ABD Başkan adaylarından Joseph Liebermann’ın konuyla ilgili açıklaması bu politikayı kesinleştiriyor:

“Terörizme karşı savaşım yalnızca silahlı bir savaş değil, aynı zamanda bir değerler savaşıdır. İslamist terrorism tehdidi bizim kuşağın düşmanıdır. Tıpkı faşizmin ve komünizmin önceki kuşakların düşmanı olduğu gibi. 21.Yüzyılın uzun savaşını yürütmekteyiz.”

JINSA (Ulusal Güvenlik İçin Yahudi Enstitüsü) yöneticisi Morris J.Amitay aynı yaklaşımı “İslamı-faşist teröristlere ve onları destekleyenlere karşı savaşım ulusumuzun bir numaralı önceliğidir” diyerek daha da sertleştirdi. (324)

İletişim ve kamu sorgulama,danışma şirketi APCO’nun başkanlarından Mark Benson ise “Her düzeyde ve her ulusun içinde İslamo-Faşizme karşı koyarken milyonlarca insanı daha iyi bir yaşam öneriyor ve böylece uygar insanların güvenliğini sağlıyoruz” diyerek saldırgan politikayı çok daha ayrımcı bir amaca kilitledi.

Bu saldırgan tasarıma göre dünyada uygarlar ve uygar olmayanlar var; uygarların keyfi için uygar olmayanlar yok edilmeli ya da iyice etkisizleştirilmelidir. Saldırgan açıklamaları yapanların tümü aynı güçlü öörgütün, CPD’nin üst düzey yöneticisidirler. Stephen Joshua Solarz da bu yöneticiler arasındadır.

Örgütün yönetim kurullarında, danışma komisyonlarında eski CIA deriktörleri, şirket temsilcileri, bakanlar, akademisyenler yer alıyor. CPD, 1952’de Amerikan halkını Sovyetlerin en büyük tehlike olduğuna inandırırak, silah sanayisini desteklemek amacıyla kuruldu. Paul Nitze tarafından hazırlanan ve Başkan Harry S.Truman’ın onayıyla yürürlüğe giren NSC-10/2 ve NSC-10/5 “Psikolojik-İdeolojik Savaş” yönergeleri CIA’ya yurtdışında yasadışı gizli eylem yetkisi tanıyordu. CPD de yönergelere uymakta gecikmedi ve öncelikle NBC yayın şebekesi aracılığıyla “Korku Kampanyası” başlattı. Kampanyanın sonunda Amerikan silah sanayisini sevindiren karar çıktı ; ABD’nin askeri bütçesi üçe katlandı.

CPD, Soğuk Savaşı bitirmek ya da en azından gerilimi azaltmak amacıyla sürdürülen SALT (Stratejik Silahların Sınırlandırılması Antlaşması) çalışmalarını da baltalamak için uğraştı. 1976’da “B-Timi” adını verdiklerini bir ekip oluşturdular. B-Timi, Başkan Gerald Ford’dan aldığı yetkiyle Sovyet askeri gücünü değerlendirecekti. Ekipte daha sonra Reagan Demokratlarının başını çeken Jeane J.Kirkpatrick, Max Kampelman, Richard Shifter ve çok sayıda sendikacı, liberal Yahudi, tutucu-entelektüel yer aldı. “B-Timi” Amerika’nın nükleer üstünlüğü ele geçrimesi gerektiği tezini geliştirdi ve Ronald Reagan’la birlikte iktidara geldi. 1980 başlarında uygulanmaya başlanılan Sivil Örümcek Ağı tasarımı da onların eseri oldu.

Soğuk Savaş döneminin sonunda CPD, birçok operasyon örgütü gibi daha ılımlı bir görüntüye bürünerek açık hedeflerini değiştirmekte gecikmedi. Milyonlarca insanın canına kıyılan, petrol ve silah kartellerinin emelleri için dünyanın kaynaklarının çarçur edilmesine yol açan Soğuk Savaş dönemi, CPD’ciler için tek bir anlam taşıyordu; Doğu karşısında ABD’nin üstünlüğünü sağlamak. 1990 sonrasındaysa ABD’nin kazandığı zaferi pekiştirme devri başladı. Artık dünya yeniden kolonileştirilecekti.

CPD Başkanı, “Soğuk savaşı kazandık! Şimdi dünyayı değiştirme zamanı” diyerek temel amacı açıkladı.

Soğuk Savaşın sona ermesi, pek çok demokrasi-insan hakları havarisi için “yumuşama” ve barışın sağlanması anlamına gelirken asıl patronlar için ulusal devletleri parçalayarak dünyayı kendi çıkarları uğruna kargaşaya sürüklemek ve sonunda tam egemenliği sağlamak anlamını taşıyordu.

Şahinlikten demokrasi savaşçılığına soyunan CPD örgüt yapısını değiştirdi. CPD’de Cumhuriyetçiler, Demokratlar ve bağımsızlar birlikte yer almaya başladılar. Üst Yönetim Kurulunda “İslamo-Faşizm” tanımını yapan Morris Amitay, Jo Liebermann ve Mark Benson gibilerin yanı sıra, CIA eski Başkanı James Woolsey, “think-thank” mucidi RAND Corporation’dan Laurent Murwiec, MEF (Ortadoğu Forumu) Başkanı Daniel Pipes bulunuyor. Onlara daha sonra Jose Maria Aznar, Vaclay Havel, İran öğrenci örgütü Tahkim Vahdat’ın MK üyesi Akbar Atri de katıldı.

CPD’ye bağlantılı FMC (Hür Müslümanlar Koalisyonu) SRP (Suriye Reform Partisi) gibi yeni örgütler geliştirildi. Bu örgütler Ortadoğu devlet yönetimlerine karşı “Müslüman” muhalefeti yaratmak için çalıştılar; çevre ülkelerdeki Sivil Örümcek Ağı örgütleriyle ilişkileri geliştirdiler. Örneğin SRP (Suriye Reform Partisi) Başkanı Farid Kadri, 2005 sonbaharında RIIA yöneticisi, eski CIA görevlisi DeAnne Julius ve Suudi Arabistan muhalifleriyle birlikte ARI Derneği’nin düzenlediği İstanbul konferansına katıldı.

CPD ile bağlantılı örgütlerden IAGS (Global Güvenlik Analiz Enstitüsü) “Amerika’yı özgürleştirmenin zamanıdır” sloganıyla çalışmaya başladı. Ali Köknar ile Azerbaycan’dan Fariz İsmailzade de bu çalışmada yer aldılar. İsmailzade, Bakü’de IRI gençlik sorumlusu, CIA aygıtı Freedom House ve Doğu-Batı Enstitüsü profesyonel görevlisidir.

Balkanlar, İsrail ve Ortadoğu ile ilgili hemen her örgütte yer alan CIA eski Başkanı James Woolsey de IAGS’nin danışmanıdır. CPD bağlantılı en önemli kuruluş olan “Intelligence Summit” , İstihbarat Zirvesi’nin önderleri arasında Yossef Bodansky, Tuğ.Gordon Cucullu, Rachel Ehrenfeld, CIA operatörü Wayne Simmons, MOSSAD elemanı Yoram Hessel, FBI eski Başkanı Steve Pomeranz bulunuyor.

Danışma kurulundaysa birçok generalin yanı sıra, İtalyan-Müslüman Birliği Sekreteri Şeyh Abdulhadi Palazzi, “Pakistan Today” editörü Tashbih Sayyed, İngiltere Birleşik İstihbarat Komitesi eski Başkanı Dame Pauline Neville-Janes yer alıyor.

CPD’nin, Sivil Örümcek Ağı’nın hemen her kuruluşuyla, Amerika’daki Yahudi örgütleriyle ve Türkiye’den gençlerin yerinde siyasal deneyim kazansınlar denilerek götürüldüğü tüm örgütlerle ciddi bağları bulunuyor.

CPD’nin YK üyesi Solarz aynı zamanda APCO danışmanı ve Global Santa Fe petrol arama gereçleri şirketinin yöneticisi (1998) olarak çalışmıştı. Stephen Joshua Solarz’ın siyasal çalışmayı ticaretle harmanlama becerisi Ege-Akdeniz kıyılarında yeni ufuklar açtı ve ticaret uluslararası siyasetle ve örtülü işlerle iç içe geçti.



ANTALYA İLİNDE LİKYA FEDERAL DEMOKRASİSİ


Türkiye’de başta NED ve ABD partililerini örgütleri NDI, IRI, Amerikan Ticaret Odası’nın “sivil” ilişki örgütü CIPE, Amerika’nın yayılma örgütlenmesini sendikalara bağlayan ACILS’in demokrasiye katkısı ölçüsüzdür. 

Alman partilerinin örgütleri de özellikle gazeteciler, çevre ve kadın gruplarıyla özgürlük ve çevreyi korumak için çalışıyor. Örgütlerin tümü gençlerle bağlantılarını sağlamlaştırıyor. 
TÜRKİYE ANAYASASI’NIN FEDERATİF BİR YAPIYA UYGUN OLARAK DEĞİŞTİRİLEREK DİKTATÖRLÜĞE GEÇİLMESİ İÇİN UĞRAŞIYOR.

Tüm açılım örgütleriyle bağları güçlü olan TDV (Türk Demokrasi Vakfı)’nın kurucu başkanlarından Bülent Akarcalı, Patara’daki arkeolojik çalışmalara yardımcı olmaya karar verdi.

Stephen Joshua Solarz’ı Özal hükümetlerinde bakanken tanımıştı. Onu arkeolojik çalışmaları sürdüren Akdeniz Üniversitesi profesörleriyle tanıştırdı. Solarzlar Kalkan yöresini sevdiler. Patara yakınlarındaki yamaçta Akdenizin maviliklerine egemen bir villa yaptırdılar. 

Eski çağların kıyı site devleti Likya’nın demokrasisini Akdeniz kıyısından Washington demokrasisine ve ABD Kongresine bağlamakta gecikmediler.

Amerikan Anayasası’nın Patara merkezli Likya devletinin demokratik ve federatif yapısından esinlediği propagandasını dillendirdiler.

Kalkan’da yabancılara mülk satışını destekleyenlerle, emlakçılarla ahbaplığı ilerleten Stephen Joshua Solarz, Likya-Patara tasarımını adım adım uyguladı. Kongre’nin Dış İlişkiler Komisyonu’nda federe demokrasinin en eski örneğidir denilerek Likya yasaları ile Amerikan Anayasası arasındaki köklü ilişkiler anlatıldı. AB çevreleri de bir kampanya ile bilgilendirildi. Viyana’da konferans düzenlendi ve Fazıl Say’a siparişle bir PATARA bestesi yaptırıldı.

TBMM’de hazır bir kuvvet olarak Demokrasi Komitesi vardı. Komite, yerli sivillerin aracılığıyla ve Sivil Örümcek Ağı çekirdek örgütlerinden NDI tarafından destekleniyordu. Komite üyeleri Washington’a dek giderek kendilerini tanıtmışlardı.

Komite, Likya Demokrasisi tasarımına dört elle sarıldı. Akdeniz Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof.Dr.Havva Işık’ın yıllar süren yoğun çalışmasıyla ayağa kaldırılan Patara anfi-tiyatrosundan ABD senatörlerinin ve TBMM üyelerinin katılacağı bir demokrasi meclisi toplanması kararlaştırıldı.

Olağanüstü bir tasarımdı Patara Oyunu. Sonunda bir türlü demokrasi yolunu bulamayan Türkiye, köklerine dönecek ve Likya demokrasisini, Likya federe özgürlüğünü öğrenecek; demokrasinin önderi Amerika ile Akdeniz kıyılarında bütünleşecekti. Türkiye medyası fırsatı kaçırmadı ; ABD ve AB’ye uygun Anayasa yapı değişikliğini sonuna dek savunan yazarlar, sanatçılar işe koyuldular.


LİKYA DİYEREK SATMAK

Bu arada Kalkan ve çevresinde arsa fiyatları yükseldi. Zaten Ege kıylarında yabancı uyrukluların sitelerine İngiliz bayrakları çekenler oluyordu. 

Başbakan R.T.Erdoğan yabancıya arazi satışının bırakılmasını sağlayan yasaya karşı çıkanları “Toprağı kamyona doldurup gidecekler (gidecek) değil ya!” diyerek azarladıktan sonra Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, kendisinin de Likyalı olduğunu söyleyerek Likya’da demokrasi girişimlerini yerinden destekledi.

Kalkan, Kaş ve Patara hareketlendi. Solarz bir villa daha yaptırdı ve uluslararası pazara sundu. Her yıl birçok Amerikalı Solarzlara konuk oluyor.

Bu arada yörenin tüm taşınmazlarının alım-satım işleri internette Likya adı altında pazarlanıyordu. Patara tasarımıyla İstanbul’daki holdingler ve kiliseler de uyanmaya başladı. Koç Holding tasarımı destekledi. Ermeni Kilisesi Patriği de İstanbul’dan topladığı gençleri Kalkan’a getirdi ve dinsel kaynaklarını Likya topraklarında araştırmaya başladı. Patara projesi yöneticisi Prof.Fahri Işık da! “Stephen Solarz’ın Türk sevgisinden kuşku duyulamaz” dedi.

Türkiye sevgisinden kuşku duyulmayan ve siyaset-ticaret-din-ulusal güvenlik ve etnik sorunlar işlerini başarıyla sürdüren Stephen Joshua Solarz, Likya’yı Washington ve Tel Aviv’e bağlamaya çalışırken bir yandan da ABD’nin ustalarıyla dünyada çatışmaları önlemek için uğraşıyordu.

Solarz, George Soros’un da önemli katkısıyla Morton Abramowitz ve Fred Cuny ile birlikte ICG (Uluslararası Bunalım Grubu)’yi kurdu. ICG, ABD-İsrail ve Ermenistan’ın stratejik çıkarlarını yönlendirmek üzere sürdürülen resmi “istikrar” çalışmalarının arkasındaki “sivil” gruplarından biridir.

Fred Cuny ise uzun yıllar CIA ve AID hesabına çalışmış; dünyanın neresinde çatışma varsa orada devreye girmişti. Bosna, Türkiye – Kuzey Irak operasyonlarında önemli görevler üstlenen Cuny, sonunda Çeçenistan’a giderek Dudayev ile çalışmaya başlamıştı; ancak kendisinden bir daha haber alınmadı.

Likya-Türkiye-ABD demokrasinin başarılı aktörü Stephen Joshua Solarz, 20 Mart 2007’de düzenlenen “ICG Günüénde “Fred Cuny” adına verilen ödülle onurlandırıldı. Abdullah C.Gül de ICG Günü’ne bir iletiyle katıldı.

Solarz’ın girişimleri ve çevresinde gelişen siyaset-ticaret ilişkileri sayısız örnekten biridir. Türkiye’yi yönetenleri Batı ile Doğu arasında köprü olmaya meraklı birçok entelektüel bu girişmleri bilerek destekliyorlar.

Bu işleri anlamak için çabalayan ortalama yurttaşlar “Türkiye’yi satıyorlar” diyerek Ege-Akdeniz kıyılarından binlerce dönümlük satış istatistikleri hazırlayanları anlamakta güçlük çekiyorlar; çünkü Türkiye toprakları, Antalya, Muğla, Fethiye, Marmaris, Bodrum, Çukurova arazileri değil Likya, Kapadokya, Karia, Nikea, Kaledonya toprakları olarak satılıyor. Yabancıların konut siteleri geniş bölgelere yayılıyor.

Ayrıca yöre esnafı, köylüler ve kıyı kasabalarında yaşayanlar, yazlıkçılar gelişmelerden mutluluk duyuyorlar. Amerikan başkanın Patara açılışına geleceğine ve gökten dolarlar yağacağına inandırılanlar, zenginlik düşlerine kapılıyorlar ve uluslararası kirli oyunları görmekten kaçınıyorlar.

Türkiye’nin özellikle Ege Bölgesi’nde toprakların Likyalıları, İyonyalılara ait olduğu düşüncesi giderek yerleşiyor. Özellikle Alman vakıflarının avukatlığına soyunanlar, Alman vakıflarıyla içli dışlı çalışan kadın dernekleri yöneticileri, çevreciler, uluslararası doğa kıyımına, kıyılardaki yıkıma karşı seslerini çıkarmıyorlar.

Onlar da değişimi kabullendiler. Antalya ilinin adı anılmaz dolu, onun yerini “Likya” aldı ; Denizli ili yerine “Karia”, Muğla ili yerine Lidya” , Adana ili yerine “Klikya”nın geçtiği gibi.

Ege Denizi elbette bir barış gölü, kıyılar da özgürlük ve demokrasi yurdu olmalıdır; ama barış tek yanlı olmuyor. Tek yanlı barışı ve kardeşliği geliştirme çabalarında Likya demokrasisinin yanı sıra hayırsever Yunanlıların ve Onassis Vakfı’nın payını da unutmamak gerekiyor.



Ortağın Çocukları – Mustafa Yıldırım


Dipnot:
324-Morris J.Amitay ve oğlu Mike Amitay Kürdistan devleti kurma girşiminin bir numaralı aktörleridir. Mike Amitay aynı zamanda Quantum bankerlerinin danışmanı George Soros’un Açık Toplum Enstitüsü’nün yöneticisidir. Amitayların Kürt milliyetçi hareketi ilişkileri için Yılmaz Polat’ın “Washington’da Akrobası” “CIA’nın Muteber Adamı” ve “CIA Pençesinde Açılım” kitaplarına ve Sivil Örümceğin Ağında kitabına başvurabilir.


………….



Washington’da Turkish Cultural Foundation (Türk Kültür Vakfı) niçin kurulmuş, finansmanı nereden sağlanmaktadır?
Türk Kültür Vakfı:
İşbirlikçileri:
AFS Gönülleri Derneği
AFS İntercultural Programs
Işık Okulları
Efil European Federation for İntercultural Learning
TC.İstanbul Kültür Üniversitesi
Özyeğin Üniversitesi
link
Facebook adresi:



.............



Yusuf Yavuz’un makalesi: PATARA DOSYASI


Bu arada Fahri Işık’a Patara’daki gelişmelerden söz ediyorum. New York Times’ta yer alan haberden, kutlamalardan ve yapılacak çalışmalardan ayrıntılar soruyorum. Önce heyecanla projeden söz eden ve bunun Patara ve Türkiye için ne denli önemli bir fırsat olduğundan söz eden Prof. Işık, kendisine ABD’li eski senatör Solarz’la görüştüğümü ve bununla ilgili bir haber hazırlığı içinde olduğumu söyleyince heyecanını yitiriyor. Kendisinden de konuyla ilgili bir görüş almak istediğimi belirtiyorum, “şimdi daha erken. Bu devletin projesi, meclisle birlikte yapılacak kutlama. Zamanı gelince konuşuruz” şeklinde bir yanıt veriyor. Bir kez daha yineliyorum görüş alma konusundaki düşüncemi. Ancak yine benzer bir yanıt veriyor Işık.

Türk devletinin Amerika’daki Ermeni lobisine karşı resmi lobiciliğini üslenen ve bu çalışması karşılığında kendisine Türk devleti tarafından her yıl 1. 800 milyon dolar ödenen Solarz, bununla da yetinmemiş, Kalkan sırtlarında, o günkü değeri 2.5 milyon YTL’yi bulan toplam 6600 metrekare arsayı da servetine eklemişti. Kaş Tapu Müdürlüğü kayıtlarına göre Stephan Joshua Solarz adına, Kalkan’da 91, 92 ve 93 Ada numarasıyla kayıtlı arsalar ve Kalkanlıların “Beyaz Saray” adını verdiği büyük bir villaya sahip olan Solarz’ın kayıtlarına o günlerde ulaşamadığımız daha büyük başka bir arazisi de Kalkan’ın 2009 yılında yağmalanan ve haberleştirerek kamuoyuna duyurduğumuz Kalamar Koyundan çıkacaktı.

Ancak Kalamar koyunda ortaya çıkan çarpıcı bir başka gerçek daha vardı ki, Patara’da sürdürülen çalışmaların amacı konusundaki tartışmaya son noktayı koyacak nitelikteydi. Haberlerimizin ardından meclise taşınan, valilik ve savcılık soruşturması başlatılan uluslararası imar vurgunu kısaca şöyleydi… Kalamar koyundaki imar alanı dışındaki zeytinlik 130 dönüm tarım arazisine, yasalar dolanarak 34 tane villa yapılmış, bununla da kalmayıp yasal düzenleme olmadan ilk yüz metreye çivi dahi çakmanın yasak olduğu kıyıya tecavüz edilmiş, villaların kıyıya doğru uzanan bölümlerine havuzlar ve iskeleler yapılarak kıyı yasası da delinmişti. Tarım arazisi niteliğinde olan imar dışı alanlarda, yalnızca ‘tarımsal amaçlı yapı’lara izin verilmesini hükme bağlayan yönetmelikler de hiçe sayılarak; kümes, mandıra, tarım ürünlerin işlenebileceği küçük üretim atölyeleri ve çiftlik evi gibi yapılar olması gerekirken Kalamar koyuna mesken ruhsatı verilerek 34 tane villa yapımına başlanmıştı.


10 BİN METREKARELİK ARAZİ ABD’Lİ ORTAKLARA

Buraya kadar bildik bir yağma görüntüsünü andırıyordu Kalamar skandalı. Ancak araştırmalarımız sırasında incelediğimiz tapu kayıtları arasında dikkatimizi çeken ‘Solarz’ ve ‘Bernstein’ soyadları olaya farklı bir boyut kazandırıyordu. Patara kutlamalarının merkezindki isim olan Solarz’ın, Kalamar Koyunda yağmalanan imar dışı alanda toplam 10 bin metrekarelik arazisi bulunuyor, üzerinde trilyonluk villa inşaatlarının yükseldiği arazinin hissedarları ise; Stephan J. Solarz: %34, Jehuda Reinharz: %11, Richard Paul Bernstein: %22 ve Margaret Marygriele: %33 olarak sıralanıyordu.


DÜNYA DERİN DEVLETİ KALKAN’DA

Solarz’ın parsel ortakları şaşırtıcıydı. ‘Dünyayı yöneten örgüt’ ya da dünyanın derin devleti olarak bilinen CFR’nin (Council on Foreign Reletions-Dış İlişkiler Konseyi) yöneticisi Jehuda Reinharz, uzun süre Amerikan Brandeis Üniversitesi rektörlüğünü yürütmesinin yanında, önemli Yahudi tarihçilerinden biri ve Siyonist hareketin en ateşli savunucularından kabul ediliyordu. Öyle ki, Reinharz’a bu çalarından dolayı İsrail Cumhurbaşkanlığı ve parlamentosu özel ödüllerine layık görülmüştü.

Tapu kayıtlarında adı “Margaret Mary Griele” olarak geçen Amerikalı kadının asıl adı
‘Margaret M Grieve’di ve uzun yıllar Bank of America’nın Genel Hukuk Danışmanlığı görevini yürütmüştü. Grieve’in Solarz’la olan bağlantısı, Solarz’ın bir dönem başkanlığını yürüttüğü Asya Fonu’na, ya da diğer bilinen adıyla Orta Asya-Amerikan Girişim Fonu’na (CAAEF) dayanıyordu. Grieve’in bir kartviziti de Asya Fonu’nun yönetim kurulunda görev almasıydı.

Kalamar Koyun’daki imar vurgununda adı öne çıkan en dikkat çekici isim ise, Solarz’ın davetiyle bölgeye gelen ve 19 Eylül 2005’te New York Times’da Patara’yla ilgili ünlü haberi yapan Richard Bernstein’dı. Bernstein, Solarz’ın önerisiyle yazdığı bol fotoğraflı Patara haberinde, “Amerikan demokrasisinin köklerinin Patara”da olduğunu öne sürmüş, haber, o günlerde Türk basınında sevinçle karşılanmıştı.

YÖNETİCİLER DEĞİŞİYOR, PROJE DEĞİŞMİYOR

Yusuf Yavuz Haberi için




Kalkan'lılar büyük bir dostlarını kaybetti'!!!!! 
Haberi: Solarz’ın vefatı
Dostu mu , sinsi Düşman mı? - SB

Likya Haber için



Fahri Işık Hoca belki de bu yüzden görevden alındı! Kitaplarına ulaşımda, net dahil, zorluk çekiyoruz, villalara tepki gösteriyordu, İyonların , Makedonlu B.İskender’in Grek olmadığını ve uygarlığın Anadolu’da doğdunu dile getiriyordu. "Yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen bulgular, Yunan medeniyetinin Anadolu medeniyetinden etkilendiğini gösteriyor. Sanıldığının aksine, batı uygarlığının temelinde Yunan medeniyeti değil, Anadolu medeniyeti vardır" diyordu.  Artık bilmiyorum...SB






"Esir bir şehirde Dost kim, Düşman kim bilinmez!"



OKUYALIM
SİVİL ÖRÜMCEĞİN AĞINDA OLMAK BÖYLE BİR ŞEY İŞTE!






3 Kasım 2013 Pazar

SİZ HİÇ PARÇALANDINIZ MI?





SİZ HİÇ PARÇALANDINIZ MI? 
YUGOSLAVYA'YI IRKÇILIK BÖLMÜŞTÜR.
BUGÜN BİRGÜL AYMAN'A IRKÇI DİYENLERİN KENDİSİ IRKÇIDIR.! - 
Teoman ALİLİ


1950-80 arasında Avrupa’nın en büyük ekonomilerinden biri Yugoslavya. Yatırımlar yatırımları takip ediyordu. Gelirleri sürekli artıyordu. Hem SSCB ile hem Bağlantısızlar Hareketi üyesi ülkelerle ticareti vardı. Derken her şey tersine döndü… Batıda eğitilmiş, uzmanlar ortalığı kapladı.. 

Sinsice kurumlara el atmışlardı..

Dünyaya açılma programı uygulayacaklardı… Tito ölmüştü, Yugoslavya, halkları tutkallayan liderini kaybetmişti… Önce fabrikalar kapandı, rüşvet yolsuzluk çılgınca arttı. İşsizler ordusundan lumpenler çıktı… 

Ardından etnik ve dini bölünme oyunu sahnelendi.

Sendikalar bölündü. Yabancı sermaye sendikal hareketi etnik olarak örgütleyecekti… 1990'da yargıya el konuldu.. Anayasa'yı Koruma Mahkemesi kaldırılacak, denetim Adalet Bakanlığı'nın olacaktı.

Her yanı CIA ajanları kapladı. Siyaset ve ekonomiyi yönlendirdikleri gibi eğitime de el atmışlardı.. 

Yeni kuşaklar Soros kuşağı olacaklardı…

Medya tamamen ele geçirilecek, Yugoslavya yok olurken insanlara ‘pembe dizi’ izletilecekti!

Ordu bu süreçte paramparça edildi. Paramiliter etnik gruplar oluşturuldu sonra savaştırıldı…

Önce Sırplar Hırvatlarla kapışacak sonra Bosna’ya saldırılacaktı. 

Ayrılık ‘Din’ kullanılarak gerçekleştirildi. Bir referandumla Bosna ayrılık kararı aldı ardından katledildi. İşte bunun adı ‘birbirine kırdırma’ siyaseti!

Ve zamanı gelince, sahneye Birleşmiş Milletler çıktı. Önce katliamı seyrettiler sonra kendi oyunlarını sahnelediler.


SOROS ÇOCUKLARI ORADAYDI

Kılcal damar operasyonu Soros’un çocukları’nca yönlendirildi. Açık Toplum Vakfı, Otpor adlı örgütler süreci denetledi ve şekillendirdi…

Akıl hocaları emekli Amerikan generalleriydi…’Ordu köşesine çekilsin!’ diyerek Yugoslavya Halk Ordusuna karşı çıkanlar Amerikan generallerinin esiri oldular!

Sonra, Yugoslavya’nın yerle bir edilmesinde kullanılan, bir zamanların genç liderleri yavaşça sahneden silindiler, işleri bitmişti. Bazıları bölünüp parçalanmış ülkenin bir parçasının başına atandı… Bazılarının cesetlerine kenar mahallelerde rastlandı..Belki de sürecin sonunda, konuşmaya , neler olduğunu anlatmaya tevessül etmişlerdi…

Yugoslavya Derslerini en iyi Teoman Alili yazabilirdi… O, bu acıları ailesinin tüm fertleriyle yaşamış, olan biteni ‘içinden’ izlemişti. Önce paramparça olmuştu Yugoslavya, bağrından 8 ülke çıkmıştı, sonra tarihe karışmıştı.. Ondan ders alanlar ve aldıkları dersi anlatanlar, Teoman gibi cezalandırılmışlardı…

Belgrad’ta bir genç ‘hala Yugoslavya demek istiyorum!’ dedi bana. 
Bayan Yugoslavya olarak bilinen opera sanatçısı Jadranka, ‘Artık kim olduğumu bilmiyorum!’ demişti röportajda. Serebrenitza’nın bir işsizi ‘Artık vatanım yok, adam bile hissetmiyorum kendimi, kastrat edildim sanki!’ diye haykırmıştı kameraya…

Teoman, sürgünde, köklerinin olduğu ‘yokedilmiş’ bir ülkeden, doğduğu ve sürgün edildiği vatanına bir armağan yolluyor. İçi büyük acılar, derin bir hüzün ve çokca ders dolu bir armağan!


Teoman eline sağlık diyorum… Bu da geçecek, biliyorsun!


Banu Avar:makale






...............


Yugoslavya bir çalışma masasıydı. Emperyalistler, dünyaya bağımsız yaşamanın mümkün olduğunu gösteren bir ülkeyi yok etti. Çok öğreticidir; Almanya’da Berlin Duvarı yıkılıp sınırlar kaldırıldığında yıl 1989′du. 

1990′da ise Almanya, dönemin Dışişleri Bakanı Gencher’in liderliğinde Sırp ve Hırvat milliyetçilerini Almanya’da toplamaya başladı, onları silahlandırdı. Berlin Duvarı yıkılırken Yugoslavya’ya sınır duvarları dikildi. Bağımsız yaşamanın mümkün olduğunu gösteren ülke bilinçli bir biçimde kan gölüne çevrildi. Bence aynı hileleri Türkiye’de de yapıyorlar. PKK’nın Almanya’da ne kadar örgütlü olduğunu herkes biliyor mesela…

Etnik ve dini farklılıklar önemli tabi, ancak sadece bunlar değil başka nedenler de var. Bütün nedenleri bir ropörtaja sığdırmak mümkün değil. Yugoslavya Dersleri isimli kitabımı okumanızı öneririm. Bence Yugoslavya’nın parçalanması sırasında ırkçılık öne çıkarıldı. Etnik farklılıkları öne çıkarmak bence ırkçılığın ta kendisi.

Miloşeviç, Sırp milliyetçisi tutumuyla büyük hatalar yaptı ve batının ekmeğine yağ sürdü bu bir gerçek. Üstüne Srebrenitsa Katliamı gibi açık bir Gladyo operasyonunu da ekleyince Batı istediğini aldı. Savaş Bosna’da değil Slovenya ve Hırvatistan’da başladı, bunu unutmamak lazım. Yani başta bir müslüman katliamından falan bahsetmek mümkün değildi; ancak Bosna Savaşı “Kanlı Düğün” adı verilen, bir Boşnağın Sırp düğününü basmasıyla başlamıştı. Bu olay Sırpları kışkırttı ve vahşi Sırp milliyetçileri katliamlara başladı.



Teoman Alili’den Yugoslavya Dersleri: makale


..........................


AKİL ADAMLAR !!!!!


abdullahöcalan için Nelson Mandela modeli - EVHAPSİ istiyorlar!
Nelson Mandela evhapsinden sonra Devlet Başkanı olmuştur.!


Teoman Alili - konuşması:



Bahsi geçen : theelders:




...........................



Yugoslavya Dersleri 

Gazeteci Teoman Alili, J.B. Tito'nun ölümünden sonra emperyalistlerin oyunlarıyla paramparça edilen Yugoslavya topraklarında yaşananları anlattığı bu kitabında alınması gereken dersleri önümüze koyuyor.

Makedonya'nın AB'ye uygun yeni pasaportu çok güzel, mikroçipli, rengi kırmızı, sayfaları kalın... Üsküp'ten çıktık ve 50 Km. yol yaptıktan sonra karşımıza otoban gişesi gibi bir yer çıktı. Meğer Makedonya-Sırbistan sınırıymış. Pasaportu verdim. Polis bana Slavca hoşgeldiniz deyip yine Slavca güle güle diyerek pasaportuma mühür vurdu. 

Biraz daha gittik Bosna'ya girdik yine pasaport, yine Slavca hoşgeldiniz, güle güle ve yine mühür. Ardından Hırvatistan, pasaport ve mühürler. Slovenya, pasaport ve mühürler... 

Eski Yugoslavya Federasyonundan çıkana kadar sekiz mühür vurulmuştu. Slovenya'dan sonra ise artık AB'ye girdiğimiz için hiçbir yerde durmadan Hannover'e ulaştık. Yani AB kendi arasındaki sınırları kaldırmışken Yugoslavya'ya hudutlar koymuştu. 

Bu kitabı birgün Diyarbakır'dan Sivas'a, Sivas'tan Ankara'ya, Ankara'dan Bolu'ya, Bolu'dan Samsun veya Trabzon'a ya da İstanbul'da Fatih semtine girerken pasaport göstermek zorunda kalmayalım diye yazdım. 

Umarım "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına, Türk milletine" hayırlı olur.






................




Yugoslavya'nın parçalanmasına giden yol, 13 Mayıs 1990 tarihinde Dinamo Zagreb ve Kızılyıldız takımları arasında oynanan karşılaşmada çıkan olaylarla başlamıştı. Sırp polisi Hırvat seyircileri coplamaya başlamış, Dinamo Zagreb'in ateşli taraftar grubu "Bad Blue Boys", polise karşılık verince olaylar çıkmıştı. Polis, her iki taraftar grubunu birbirinden ayırmaya çalışırken, efsanevi Hırvat oyuncu Boban, polisten cop yemiş ve bunun karşılığında polise uçan tekmeyle cevap vermişti. Bu gelişmelere bağlı olarak olaylar sahaya da sıçramış ve maç iptal olmuştu. Sonrasında statta gelişen olaylar sokağa sıçramış ve iç savaş başlamıştı.





1954 YUGOSLAVYA PRİZREN



1991’de dağılan Yugoslavya’dan geriye kalanlar hiç de iç açıcı değil. Hâlâ çözülemeyen sınır anlaşmazlıkları, devam eden iç çatışmalar, birbirlerine düşmanlıkla bakan bir zamanların kardeş halkları, ekonomik krizler, bağımlılık…


Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti Devlet Başkanı Josip Broz Tito ile 35 yıllık devlet başkanlığı süresince bir araya gelen kraliyet ailelerinin Tito’ya sunduğu armağanlar Belgrad’daki *Yugoslavya Tarihi Müzesi’nde 21 Temmuz-25 Ağustos 2013 arası sergilendi .

*Geçtiğimiz günlerde Yugoslav Hava Yolları’nın (JAT) adının “Air Serbia” olarak değiştirilmesinden sonra, Balkanlar’da Yugoslavya adını koruyabilen birkaç kuruluştan biri “Yugoslavya Tarihi Müzesi”.






Yunanistan Kralı’nın Tito’ya hediyesi (1955)


...............................



Chp'li Birgül Ayman Güler'in Meclis Konusması:



AKPNİN TÜRK ULUSUNU TARİHTEN SİLMEYE, 
TÜRK VATANDAŞLIĞINI TARİHTEN 
SİLMEYE DÖNÜK OLAN GİRİŞİMLERİNDE 
BDP İLE NASIL İŞBİRLİĞİ YAPTIKLARINI 
ONUN KONUŞMALARINDA GÖRDÜK.

TÜRK VATANDAŞLIĞINI DEĞİL, 
TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLIĞINI ÖNERİYORSUNUZ.

BAŞBAKANINIZ, SALI GÜNÜ 
BİZİM TEMELİMİZ İSLAMDIR DİYOR, 
TÜRKLÜK IRKÇILIK DİYOR VE 
BİZ BUNU TARİHTEN SİLECEĞİZ DİYOR.

BURADA BÜYÜK TÜRK MİLLETİ ÖNÜNDE 
YEMİN ETTİNİZ.
O BÜYÜK ULUSA 
PARTİ OLARAK, 
TEK TEK ŞAHIS OLARAK 
İHANET EDİYORSUNUZ.

SOSYAL DEMOKRASİYE MİLİTARİZM DEMEK HA !

KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİ , 
BANA İLERİCİLİK VE BAĞIMSIZCILIK 
DİYE YUTTURAMAZSINIZ.

TÜRK ULUSUYLA KÜRT MİLLİYETİNİ EŞİT, 
EŞDEĞERDE GÖRDÜREMEZSİNİZ.

AKP VE BDP İŞBİRLİĞİNİN YAPTIĞI ŞEY TEKTİR.

TÜRKİYE'DE KÜRT SORUNU YOKTUR.

TÜRKİYE'DE SİZ , 
SORUNU TÜRK SORUNU YAPTINIZ.

BUNDAN SONRA BİZ SAVUNMADAYIZ, 
BUNDAN SONRA 
MEŞRU MÜDAFA HAKKI İÇİN 
SALDIRIDAYIZ.





_________NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE________