Translate

khojaly etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
khojaly etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2016 Pazar

Birleşmiş Milletler Hocalı Utancını Daha Ne Kadar Taşıyacak?






Hocalı Soykırımı'nın 24.yılını andığımız bu yılda ne yazık ki vahşice katledilen bine yakın Azeri Türkü ile ilgili Birleşmiş Milletler (BM) halen herhangi bir ciddi adım atmış durumda değildir. Aynı durum işgal altındaki Azerbaycan toprakları için de geçerlidir. Dağlık Karabağ Savaşı devam ederken BM Genel Kurulu'nun 1993'de almış olduğu 822, 853, 874 ve 884 sayılı kararlar ile Azerbaycan topraklarının işgal altında olduğu ve "Ermenilerin" acil işgal ettiği topraklardan çekilmesi gerektiğini vurgulamıştır.


Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, kararda "Azerbaycan topraklarının işgal edildiği" ifade edilirken ülke ismi belirtilmektsinin işgalin "Ermenilerce" sona erdirilmesinin istenmesidir. Böylece, bu işgalden Ermenistan devlet olarak suçlanmaktan kurtulmaktadır. Ayrıca Ermenilerin işgal ettiği topraklardan çıkmaması durumunda herhangi bir yaptırımın öngörülmemesi (Irak'ın Kuveyt'i işgalinde olduğu gibi) sorunun çözümsüz kalmasında etkili olmuştur.


Aslında BM'nin İslam Dünyası'na yönelik çifte standardını daha önce de Srebnitza Soykırımı ile ilgili alınan kararda açıkça görülmüştü. Bilindiği gibi Yugoslavya iç savaşı devam ederken BM tarafından güvenlikli bölge olarak ilan edilen ve silahsızlandırılmış binlerce Boşnak Müslümanın sığındı Srebrenitza, burayı korumakla görevli Hollandalı askerler tarafından Sırplara teslim edilmiş ve 10 bine yakın Boşnak erkek Sırplar tarafından vahşice öldürülmüştü. Gözü dönmüş Sırplar tarafından görüntüleri dahi çekilen bu olay BM'nin başlıca yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı'nın 2007'de aldığı kararla "soykırım" olarak değerlendirilmiş ancak aynen Dağlık Karabağ'ın işgali ile ilgili BM Genel Kurulu'nun aldığı karar gibi, bu olaydan "Sırbistan" devlet olarak suçlanmamış yalnızca bu soykırıma katılan bazı Sırp askerler ceza almıştır.


Bu noktada bazı sorular akla gelmektedir. Eğer Ermenistan (Srebrenitza'da Sırbistan) devlet olarak bu olaydan sorumlu değilse, bu olaya katılan askerler ve kullanılan silahlar kimin? Karabağ Savaşı'nın çıkmasını tetikleyen en önemli olay 20 Şubat 1988'de Azerbaycan'a bağlı Dağlık Karabağ Yerel Konseyi'nin Ermenistan'a bağlanma konusunda aldığı karardır.(*) Bir an Ermenistan'ın bu kararda herhangi bir desteğinin olmadığını varsayalım. Bir ülkenin (Azerbaycan) belli bir bölümü (Dağlık KArabağ) başka bir ülke ile birleşme yönünde karar veriyor ve bağlanılmak istenilen ülke (Ermenistan) buna karşı çıkmıyorsa, bu ülkenin bu işgalden sorumlu olmadığı düşünülebilir mi?


İran dışında tüm komşularından toprak talebi olan Ermenistan'ın dün olduğu gibi bugün de saldırgan  tavırları devam etmektedir. Ekonomik bunalım yaşayan, nüfusu her geçen gün azalan, sınırları dahi Rusya tarafından korunan Ermenistan, mütecaviz tavırları ile kendisini her geçen gün kendi ördüğü duvarlara hapsetmektedir. Çözülemeyen ekonomik sorunlara ek olarak radikal grupların ülke idaresinde yıllardır bulunması Ermenistan'ı gün geçtikçe yalnızlaştırmaktadır. 1991-1994 yılları arasında Dağlık Karabağ Savaşında Ermeni askerilerini bizzat yöneten günümüzdeki Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ın 17 Mayıs 2001'de yaptığı konuşmada " İşgal ettiğimiz topraklar var. Bunda utanılacak bir şey yok. Güvenliğimiz için yaptık. Biz bunu 1992'de de söylüyorduk, şimdi de söylüyoruz" şeklindeki itirafı veya 2011 yılında "Karabağ'ı bizim neslimiz aldı, Ağrı'yı da size bırakıyoruz" şeklindeki sözleri Erivan'ın saldırgan ve ütopik düşüncelerin bir yansıması niteliğindedir.


Sonuç olarak, Sırbistan'ın devlet olarak suçlanmaması çok büyük bir eksiklik olmakla birlikte en azından Srebrenitza BM tarafından Soykırım olarak değerlendirilmiştir. 23 yıl geçmesine rağmen faili belli, mağduru belli, görüntüleri çekilmiş, tanıkları halen hayatta olan Hocalı Soykırımı'nın BM tarafından hala dikkate alınmaması, tarihe büyük bir Kara Leke olarak geçmiştir.


Bununla birlikte Ermenis lobisinin tüm çabalarına rağmen bugün dünyada 9 ülkenin Hocalı'da yaşananları "soykırım" ( Azerbaycan, Pakistan, Bosna Hersek, Meksika, Kolombiya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Peru, İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamentoları arası Birliği ve Honduras), ABD'nin 13 eyaletinin ise (Massachusetts, Teksas, New Jersey, Georgia, Maine, New Mexico, Arkansas, Oklahoma, Tennessee, Pensylvanya, Batı Virginia, Connecticut ve Florida) katliam olarak kabul etmesi çok önemli bir başarıdır.


Bu noktada Pakistan'ın üzerinde biraz daha fazla durmak gerekmektedir. Bilindiği gibi, Milli Mücadele döneminde (Pakistan 1947 de kurulmuştur, ondan önce Hindistan'dı-SB) ve sonrasında Türkiye'ye büyük yardımlarda bulunan Pakistan, bugün aynı desteği Azerbaycan'a da vermektedir. Azerbaycan'ı Türkiye'den sonra tanıyan ikinci ülke olan Pakistan, Bakü'de temsilcilik açan ilk ülkeler arasındadır. İslamad Dağlık Karabağ Sorununda her zaman Azerbaycan'ın yanında yer alırken, mütecaviz ülke Ermenistan'ı Dağlık Karabağ'daki işgal sonlandırana kadar tanımayacağını açıklamıştır. 


Türkiye'de ise sivil toplum örgütlerinin ve üniversitelerin öncülüğünde yapılan çalışmalar dışında Hocalı'nın "soykırım" olarak tanıtılmasına yönelik ciddi bir adım atılmaması oldukça üzücüdür. Ne yazık ki cesetlerin üzerinde dahi işkence yapıldığı, çocukların derilerinin yüzüldüğü, hamile kadınların karınlarının deşildiği bu olay sadece Türkiye'de değil diğer Türk Cumhuriyetleri'nde de halen soykırım olarak tanınmamaktadır.


Büyük bir Türk Dünyası sevdalısı olan Atatürk gibi "Azerbaycan'ın sevinci sevincimiz, üzüntüsü üzüntümüzdür" idyerek Hocalı'yı soykırım olarak tanıyacağımız günlerin gelmesi dileğiyle; Hocalı'da şehit edilen tüm soydaşlarımızı ve bu soykırımın dünyaya tanıtılmasında büyük emeği geçen Azerbaycan'ın milli kahramanı şehit gazeteci Cengiz Mustafayev'i saygı ve rahmetle anıyorum



Esma Özdaş , 26 Şubat 2016
Güney Kafkasya-İran-Pakistan Araştırmaları Merkezi










EKLER ve NOTLARIM:

Acı olan; Türkiye daha kendi topraklarında yaşanan soykırımı "Soykırım Günü" olarak ilan etmemişken .... Van'a, Ahtamar Adası'na, yabancı diplomatların ziyaret ettiği Ankara'ya "Soykırım Anıtı" dikilmemişken...


(*): Dağlık Karabağ Cumhuriyeti, hukuken Azerbaycan'a ait Dağlık Karabağ ve çevresindeki 7 Azerbaycan ilini kapsayan topraklar üzerinde işgal sonrası kurulmuş fiilen bağımsız olan bir ülkedir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra yükselen etnik gerilim, Ermenistan'ın desteklediği Ermeni militanlarla Azerbaycan arasında çatışmaların çıkmasına neden oldu. Ermeni güçlerinin bölgeye girişiyle birlikte Azerbaycanlılara yönelik başlattıkları katliamlar halkı göçe zorlamıştır. 10 Aralık 1991'de "Azerbaycanlıların boykot ettiği" ve "yalnız Ermenilerin katıldığı" halkoylaması sonucuna göre bağımsızlık kararı alındı ve 6 Ocak 1992'de de bağımsızlık resmen ilan edildi. Fakat Ermenistan dahil, hiçbir ülke veya uluslararası kuruluş Dağlık Karabağ'ın bağımsızlığını tanımadı. 20 Şubat 1988'de Dağlık Karabağ Özerk Oblastı Ulusal Konseyinin "Ermeni temsilcileri" bölgenin Ermenistan ile birleşmesi için oy kullanmışlardır. 


(**) 15 milyon değil 45 milyon (2015).
(***) Azeri değil, Azerbaycan Türkleri.










- Çingiz Mustafayev (1960-1992) Karabağ Savaşı Şehidi....
Dünya onu daha çok Hocalı'da çektiği filmle tanıdı. Cengiz Mustafayev'in Hocalı'da Ermeni askerlerce yapılan katliamı gözler önüne sermesi ile de Ermenistan'ın imajı sarsıldı. 15 Haziran 1992 tarihinde Hocalı rayonunun Nahçıvanlı Köyü'nde Azerbaycan Türkleri ile Ermeni askerleri arasında çıkan çatışmayı görüntüleyen Cengiz Mustafayev, kamerası kayıttayken vuruldu, son sözü "Öldüm" olurken, kamerası çekim yapmaya devam ediyordu....anısına açılan sayfa:








-  Türkiye ve Azerbaycan’ın Ermenistan ile Sorunları
Karabağ Sorunu - Ömer Engin LÜTEM
E. Büyükelçi, ASAM Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Başkanı.

"Karabağ sorunu bir çözüme kavuştuğu taktirde Rusya Federasyonu’nun Ermenistan üzerinde halen sahip olduğu büyük nüfuz giderek azalacaktır. Bu çerçevede Ermenistan’daki Rus askeri üstlerinin kapanması da beklenebilir. Buna karşılık, Karabağ sorununun çözümlenmesinin yaratacağı barış atmosferinin, bölgenin Abhazya, Güney Osetya ve Çeçenistan gibi diğer anlaşmazlıkları üzerinde psikolojik alanda olumlu bir etki yapması da mümkündür. Bu durumdan Rusya Federasyonu olduğu kadar Gürcistan da yararlanacaktır.

Iran, ülkesinde yaşayan on beş milyon (**) kadar Azeri’nin (***) Azerbaycan ile birleşmesi olasılığından endişe duyduğu için Karabağ sorununda Ermenistan’ı desteklemiştir. O itibarla Karabağ sorununun çözümlenmesi ve Azerbaycan’ın refah düzeyine ulaşması İran’da memnunlukla karşılanmayacaktır. Ancak bu anlaşmazlık sonsuza kadar sürmeyeceğine göre İran etnik sorunlarını, başka usullerle, mesela Azerbaycan’la iyi ilişkiler kurmak ve ülkesinde Farisi olmayan halklara geniş kültürel haklar tanımak suretiyle aşmaya çalışmalıdır. "




- "BM Genel Kurulu "Sırbistan"ı devlet olarak suçlamamış yalnızca Srebrenitza Soykırımı'na katılan bazı Sırp askerlere ceza vermiştir." Bu açıklamaya göre Türkiye'ye de çifte standart uygulanmaktadır. Çünkü, Uluslararası platformlarda sözde soykırım ile Türkiye ülke olarak , tüm Türklerde millet olarak suçlanmaktadır. Türk tarafından (Cumhuriyet kurulmadan önce) bazı vahim olaylarda, sorumlu olan kişiler cezalandırılmıştır (sorumlu olmayanlarda dahil!). Halbuki, Türk Soykırımı yapan Ermeniler, Ruslar  ve diğer milletlerden olan sorumlulardan hiçkimse cezalandırılmamıştır. (bk.Justin McCarthy-Canberra Parlamentosu konuşması - İngilizce)











12 Şubat 2016 Cuma

Endless Corridor - Khojaly Massacre





"The only thing necessary for the triumph of evil is for good man to do nothing"
Edmund Burk










For the first time, the truth is revealed about the massacre of defenseless Azerbaijani civilians perpetrated by Armenian and Russian soldiers in the small village of Khojaly in the Caucasian mountain region. Nearly 700 people were murdered and 10,000 were rendered homeless when their houses were destroyed during one night in 1992. The bloody conflict is shown but at the same time a story of bravery, sacrifice and redemption is depicted in this spectacularly filmed documentary. 


Witness the human story of the musician who saved the lives of 50 neighbors but lost his wife and then spent months in torturous captivity. Meet a mother who gave birth and almost lost her newborn daughter if it had not been for the help of a Russian newspaperwoman who covered the war but became a hero. The filmmakers have brought together for the first time the heroes and the victims, the aggressors and the witnesses to the event. The lessons of ENDLESS CORRIDOR are more relevant to today’s worldwide conflicts and prejudices than ever before!








Khojaly Massacre Documentary ‘Endless Corridor’ Wins Humanitarian Award From Global Film Awards - link to read












"Hayasala"ysa Ermenilerin "Ermenistan'ın Özgürlüğü Uğrunda Ermeni Gizli Ordusu" 
(Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia, ASALA) 
terör örgütünün Suriye'deki birimidir. 
















31 Ocak 2015 Cumartesi

KHOJALY GENOCiDE





THE FORGOTTEN GENOCIDE 















THE BLOODY SLAUGHTER IN KHODJALY - KHOJALY


Justice For Khojaly 









British reporter Thomas De Waal interview with Sarkisian .
Serge Sarkisian, long-time Defense Minister and 
Chairman of Security Council of Armenia 
who is the current president of Armenia:

“Before Khojali, the Azerbaijanis thought that were joking with them, 
they thought that the Armenians were people who could 
not raise their hands against the civilian population. 
We were able to break that." 

De Waal : "Serge Sarkisian does not deny !"


* * *




The Khodjaly genocide is one of the most horrible events in the history of the Azerbaijanian-Armenian and Upper Garabagh conflict commencing in 1988. This bloody massacre might be considered as one of the most malicious tragedies happened in the 20th century. The name of Khodjaly, an Azerbaijanian town stood in the sad row of the names of Baby-Yar, Khatyn, Lydice, Songmy…

Until the February tragedy happened in 1992 Khodjaly had seven-thousand people. There were also refugees moved from Khankendy on 18th of September 1988 from Khankendy and the Azerbaijanians moved from Armenia in the same November as well as mesheti-turks moved from Fergana in 1989 also had settled in Khodjaly.

At the night from 25th to 26th of February 1992 the Armenian armed divisions with direct participation of the shooting regiment No. 366 dislocated to Khankendy attacked the Khodjaly town.

The brutal chasteners attacked the peaceful town with professional refinement: Firstly the town was shot by artillery and heavy armored weapons. Khodjaly began to blaze. The fire covered all houses turning them into ash. The protectors of the town and the local inhabitants were obliged to leave the town. At five o'clock a.m. the town was occupied.

The inhabitants spearing themselves from the brutal gangs run to mountains, suburb forests trying to reach the Aghdam town. Near the Nakhchivanyk village on an open location a part of refugees were met by hail of bullets; Armenians shot and murdered everybody.

Khodjaly inhabitants left for forests and waste grounds in the night darkness suffered huge torments and crucifixions. A desponded mother constricted own six-month infant… A yearold child was crying and sucking bloody mixture from cut breast of his mother…

Girls were taken prisoners and as hostages. The people obliged to hide in forests during weeks got died of cold and starvation.

Among the persons were those becoming an alive target trying to pass over tillage…

As a result of barbarity of the Armenian armed formations 613 peaceful people were killed, 487 people were mutilated, 1275 Khodjaly inhabitants including old men, women, children, taken as hostages were subject to inconceivable tortures, humiliation and mockery. Fate of 150 inhabitants is unknown yet.

Among those killed 106 people are women, 63 people are infants, 76 people becoming invalids are underage boys and girls. Eight families have been entirely destroyed, 24 children have become completely orphans and 130 infants have lost one of the parents. Only 335 dead people succeeded to be buried. Memories of that horrible night are mortification of frozen legs of two-hundred people and mutilation of thousands Khodjaly inhabitants.

Everybody has to know and remember the tragic account of
the Khodjaly sacrifices:

613 people were killed including
106 women,
63 children,
70 old men,
487 people were wounded, including
76 children.
1275 people were taken as hostages,
150 people disappeared without a trace.
25 children lost both parents and
130 ones lost one of the.
8 families were completely disturbed.


* * * 




Khojaly Tragedy Evidence from independent Sources - pdf

Echo of Khojaly - pdf

The Forgotten Genocide - ebook
with okumaq you can open pdf

Armenian Aggression and Tragedy of Azerbaijanian Refugees - ebook

Turks, Azerbaijanians, Armenians: genocide of historical truth - ebook

Khodjaly: Martyrs and Witnesses - ebook

Vandalism: Genocide Against the Historical Names - ebook










* * * 



















23 Ocak 2015 Cuma

HATE SPEACH - NEFRET SUÇU VE SOYKIRIMI KABUL EDEN ÜLKELER




ULUSLARARASI hukukta “Hate Speach” diye bir suç tanımı var. 



Tam çevirisi “nefret söylemi...” 

Bir milleti, tümüyle bir toplumu “nefret odağı” haline getiren söylemler suç. 

Bu bağlamda “Türkler Ermeni Soykırımı yaptılar” iddiasının da o kapsamda yorumlanması gerekiyor. İki örnek daha... 

“Almanların Yahudi soykırımı... Sırpların Müslüman Boşnaklara katliamı...” 

Bu insanlık suçlarını bütünüyle Alman milletinin ya da bütünüyle Sırp ulusunun üstüne yüklemek yanlıştır. 

“Nefret suçunu” oluşturur. 

Nurnberg mahkemesinde yargılanan ve hüküm giyen Alman ulusu değil, devleti yöneten ve soykırımı yaptıran Nazi büyükleriydi. 

Savaş Suçları Mahkemesi’nde sanık sandalyesine oturtulan, yargılanan ve hüküm giyen de katliamın başı olan “kasap” lakaplı Miloseviç ve onun kasap yamaklarıydı. (Hâlâ yakalanmamış olanları var.) 

Sonuç... 

“Ermeni Soykırımını Türkler yapmıştır. 1 buçuk milyon Ermeni’yi Türkler öldürmüştür” söylemi bir ulusu hedef alan “nefret” suçudur. 

Bu hukuk sınırları sözde soykırımı kabul edenler tarafından bir çok kez çiğnenmiştir.


Martin Luther, Voltaire, Victor Hugo, Lord Byron, hatta Engels “Türklerin barbar olduklarını, Avrupa’dan sökülüp atılmalarını, yok edilmeleri gerektiğini” satırlarıyla haykırmışlardı!

Bunlardan bazıları “hümanist olmama rağmen birkaç Türk öldürmek isterim” bile demiş. (*)

“Soykırım” iddiasıyla Türkleri suçlayan Avrupa uluslarının köklerinde “soykırım azmettiricisi” genleri var.

Aslında kök daha da derinlerde…

Haçlı Seferleri İslam’a karşı Avrupa’dan dalga dalga Ortadoğu’ya akmıştı. 
“Hilal’e” karşı “haç”...

Daha sonraları bir İslam Devleti olarak Osmanlı’nın Avrupa’da fetihleri ve yerleşmesi Haçlı Seferleri’yle Ortadoğu’ya taşınan “İslam’a nefret” psikolojisini “Türk’ten nefrete” dönüştürdü.

Avrupalı için Osmanlı, İslam’ın simgesiydi.

Avrupalının göğsüne dayanmış hançer olan Türkler Avrupa’dan kovulmalıydı.

Hatta Victor Hugo Osmanlı’nın Sırbistan’ı işgali konusunda şöyle yazmış:

“Bu kahraman küçük ulusun (Sırpların) çırpınışı ne zaman sona erecek? Sırbistan’da yaşananlar Avrupa Birleşik Devletleri’nin gerekliliğini gösteriyor. Bu katil imparatorluktan (Osmanlı) yakamızı kurtaralım.”

Bakınız daha o tarihte -belki de ilk kez- “Avrupa Birliği” telaffuz edilmiş.

Yani...

İleride “Avrupa Birliği’ne” varacak “Avrupa Birleşik Devletleri” fikri Türklere karşı toplu savunma amaçlı olarak düşünülmüş.

Avrupa Birliği’nin “bekleme salonunda” yıllardır Türkiye’nin oturtulması, bir türlü salon kapısının açılmaması, yüzeydeki diğer nedenlerin yanı sıra bu ilginç söylemde de izah buluyor.

HUNTİNGTON’DAN İŞARET FİŞEĞİ

ULUÇ Gürkan gazeteciliği ve politikacılığı ötesinde Avrupa Konseyi Türk ParlamentoGrubu’nun başkanlığını da yaptı.

Son yıllarda okuduğu en iyi donanımlı araştırma kitaplarından biri.

Tarihin jeoloji katmanlarından numuneleri gün ışığına çıkartırken güncelle bağlantılarını buluyor, teoriler oluşturuyor.

Örneğin...

Prof. Huntington’un “Medeniyetler Çatışması 21. Yüzyıl’da dinler arası (Hıristiyanlarla Müslümanlar) savaşlarla olacak” öngörüsünü hatırlayalım.

Bu öngörüyle Ermenisorununun arasında bir ilişki var mı?

Uluç Gürkan bu olasılığın yüksekliğine işaret ediyor.

Huntington şu mesajları vermişti:

“21’inci Yüzyıl’da savaşın tarafları ‘hilal’ ve ‘haç’ olacaktır.

İslam’ın sınırları kanlıdır.

Bir uygarlık olarak Hıristiyanlığın tarihi düşmanıdır.

Türkiye’yle Ermenistan’ın Kafkaslar’daki ilişkileri de bu düşmanlığın ve İslam’ın sınırlarının kanlı olmasının kanıtıdır.”

Bitmedi...

Huntington’dan satırlara devam: 
“Çok uluslu bir imparatorluk fikrini reddeden Kemal (Mustafa Kemal Atatürk) homojen bir ulus devlet meydana getirmeyi amaçlamış, bu süreçte Yunanlıları ve Ermenileri ülkeden zorla kovmuş ve öldürmüştür.”

Çirkin bir çarpıtma...

“Soykırım” iddiasının bir sonraki adımının Türkiye Cumhuriyeti dönemini hedef alacağı görünmekte. 

ASALA ’DAN YASALA

PEKİ, Huntington’un bu satırları yazdığı 1993 yılından sonra neler oldu? 
Ermenilerin 1915’te yaşadıkları ve Türklere yaşattıkları çok uzun süre, “artık gerilerde kalmış acı olaylar” olarak görüldü.

Ancak...

1970’lerde Ermenileri temsil ettiği iddiasıyla ASALA adlı bir terör örgütü ortaya çıktı. 
1973-1984 yılları arasında çoğunluğu yurtdışındaki diplomatlarımız olmak üzere ASALA, 42 Türk vatandaşını öldürdü.

ASALA “geçmişi unutturmamak” ve “geçmişin intikamını almak” gibi açıklamalar yapıyordu.

Son eylemini 1983’te Paris Orly Havaalanı’ndaki THY bürosunda koydu. 
Patlattığı bombayla 2 Türk, 4 Fransız, 1 Amerikalı ve 1 İsviçreli yaşamını yitirdi.

10 yıl boyunca bir sessizlik.

Ermeni iddiaları ne silahlı, ne silahsız gündemde yok.

Ve...

Huntington’un büyük yankılar yapan makalesi ve kitabından sonra yabancı parlamentolardaki “ Ermeni Soykırımı’nı tanıma” kararları bir patlama yapıyor.

Parlamentolarda “soykırımı tanıma” kararlarının 5’te 4’ü 1990’lı ve 2000’li yıllara ait. 
Zamanlamanın örtüşmesi için “bu kadar tesadüf olmaz” dedirtiyor.

Ermeni lobisimi Prof. Huntington’dan esinlendi?

Yoksa oyun çok yönlü ve çok daha büyük bir senaryonun Huntington’a yazdırılması mı? 

(*) Uluç Gürkan’ın “ERMENİ SORUNU’NU ANLAMAK- Önyargıları Aşmak ve Nefretten Arınmak” adlı kitabı / Destek Yayınevi...


Güneri Cıvaoğlu, Milliyet,4 Şubat 2012



_______________




Soykırım yapacak adam kendi adamını asar mı?



Önce şuna bir bakalım: Osmanlı, Ermeniler için neden tehcir (zorunlu iç göç) kararı aldı?

Talat Paşa, bir sabah kalkıp Ermenileri göç ettirin mi, dedi?

Hayır...

1915 yılı Birinci Dünya Savaşı’nın en şiddetli yılıydı. Osmanlı dört cephede savaşıyordu. Doğu’da Rus işgali tehdidiyle karşı karşıyaydı.

Aralık 1914’te Van’daki Ermeniler isyan ettiler. 27 Şubat 1915’te Ermeni çeteleri, Adilcevaz Van arasında 300 kişilik bir Osmanlı birliğine saldırmış, bu arada Van’da Varida Osmanlı Bankası, Duyün-u Umumiye, Reji, Posta ve Telgraf binaları ile Türklere ait çok sayıdaki evi bombalamışlardır. Mart 1915’te Rus birliklerinin Van’a doğru hareket etmeleri üzerine Van ve çevresindeki Ermeni çeteleri, Rusların yolunu açmak üzere harekete geçmişlerdir. 11 Nisan 1915’te Van’daki Türk askerleri ve siviller şehrin iç kalesine sığınmışlardır. 21 Nisan 1915’te Rus Çarı Nikolay II, Van Ermeni Devrim Komitesi’ne telgraf çekerek Ruslara hizmetleri nedeniyle teşekkür etmiştir. 24 Nisan 1915’te Van iç kalesinde Ermeni muhasarası altında bulunan Vali Cevdet Bey, İçişleri Bakanı Talat Paşa’ya telgraf çekerek civardaki Türk ve Kürtlerin barınaksız kaldığını, bu nedenle onların batı vilayetlerine naklinin gerektiğini bildirmiştir.(Uluç Gürkan, Ermeni Sorununu Anlamak,s. 79-93)

İşte Ermenilerin “soykırımgünü” diye andıkları 24 Nisan 1915’te Osmanlı yönetimi, Van’daki olayların Ermenilerin bulunduğu diğer vilayetlerde olabileceği düşüncesiyle Türklere karşı savaş yanlısı Ermeni örgütlerini kapatma ve (27 Mayıs 1915) tehcir kararı alır.

Divan-ı Harp’te yargılama

Ermeniler yıllardır tehciri bir soykırım olarak kabul ettirmeye çalışıyorlar. Tehcir sırasında acı olaylar yaşandığı, Türkler, Ermeniler ve Kürtler arasında karşılıklı saldırılar olduğu, insanların öldürüldüğü, köylerin basılıp yakıldığı biliniyor. Ancak Ermenilerin isyan ettikleri, çetelerinin Türk ve Kürt köylerini basıp köylüleri öldürdükleri, köyleri yağmaladıkları, Osmanlı askerlerine saldırdıkları, Ruslarla işbirliği yaptıkları unutuluyor. Bu acılar ortak acılardır.

Karşılıklı saldırıların ise, “Türkler, Ermenilere soykırım yaptı” biçiminde sunulması ise tarihi gerçeğe uygun değildir. Bu konuda mahkeme kararı olmadığı gibi Malta soruşturmasında, İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın dava açmayı gerektirecek kanıt bulamadığı ve takipsizlik kararıaldığını dün yansıtmıştık.

Bugün soykırım iddiasının neden doğru olmadığına ilişkin bir başka kanıtı sunalım.

Ermenileri katlettiği gerekçesiyle bir Ermeni tarafından öldürülen Talat Paşa, tehcir sırasında Ermenileri öldüren, kötü muamele yapan, mallarını yağmayan asker ve sivil kamu görevlileri ile halktan kişileri mahkeme karşısına çıkarmıştır. Bu mahkeme Divan-ı Harp’tir. 

Savaşın bütün şiddetiyle sürdüğü bir yılda Talat Paşa’nın tehcir sırasında görevini kötüye kullandıkları gerekçesiyle asker ve sivil görevliler hakkında soruşturma komisyonları kurdurması ve Divan-ı Harp’te yargılatması bile bir soykırım niyeti olmadığının kanıtıdır. 

Tehcir bölgelerinde inceleme yapan soruşturma komisyonlarının verdikleri raporlara dayanılarak 1673 kişi tutuklu yargılanmıştır. Yargılananların 528’i güvenlik görevlisi, 170’i kamu görevlisi, 975’i ise halktan kişilerdir. Bu kişilere yöneltilen suçlama ise adam öldürme,yaralama, Ermenilerin mallarına zarar verme, çalma, zorla para ve eşya alma, rüşvet, yağma, yankesicilik, Ermeni kızlarıyla izinsiz evlilik ve görevi suiistimaldir. 1916 yılına kadar Divan-i Harp’te verilen cezalar şöyledir: 67ölüm cezası, 524 hapis cezası, 68 kürek, para, kale hapsi, pranga ve sürgün cezası, 224 beraat ve yargılamanın reddi(Gürkan, s. 94).

Ermeni cephesini destekleyenler bu yargılamanın sadece yolsuzluklarla ilgili olduğunu iddia ederek çürütmeye çalışıyorlar. Ama bu doğru değil. Divan-ı Harp yargılamalarında adam öldürme ve yaralama suçlamaları da vardır ve bu nedenle idamcezaları verilmiştir.

Soykırım niyeti

Şimdi şunu sormak gerekiyor:

Eğer Talat Paşa’nın, Osmanlı yönetiminin Ermenilere soykırım uygulama gibi bir niyetleri olsaydı, kendi askerlerini, sivil kamu görevlilerini ve halkı yargılayıp 67’sine idam olmak üzere, pranga, kürek, hapis cezaları verir miydi?

BM Soykırım Sözleşmesi’nin, soykırım iddiasında bulunabilmek için aradığı koşullardan biri “soykırım niyetiyle bir grubu yok etme”dir. Soyunu yok etme niyeti bir yana, Osmanlı, tehcir sırasında görevini kötüye kullananları ağır savaş koşullarında yargılamış ve idam dâhil cezalandırmıştır.

Soykırım iddiası öyle her önüne gelenin sallayacağı basit bir iddia değildir.


Fikret Bila, 29 Ocak 2012



...



İttihat ve Terakki liderleriyle ilgili olarak çoğu kişinin kulağına çalınmış bir, 
“ Maltasürgünleri” olayı vardır, ama pek üzerinde durulmaz.


Osmanlı savaşı kaybedince İttihatçıların sürgüne gönderildiği yer olarak bilinir Malta...

Oysa Malta olayı bir sürgün gibi görülse; dillere ve belleklere öyle kazınmış olsa da, esas itibarıyla Ermeniiddialarıyla ilgili bir soruşturmadır.

Fransa ’nın, “Ermenilere soykırım uygulanmamıştır” demeyi bile suç saydığı bugünlerde, İttihatçıların Malta’ya niye götürüldükleri ve orada ne olduğunu belgeleriyle açıklamak Türkiyeaçısından bir ihtiyaç haline geldi.

Eski TBMM Başkan Vekili Uluç Gürkan’ın, bu konuda üzerinde durulması gereken bir önerisi var.

Gürkan, “Türkiye Malta belgelerini İngiltere ’den istesin” diyor. “İngiltere bu belgeleri ya Türkiye’ye versin ya da açıklasın” önerisinde bulunuyor. Bu sağlanırsa Ermeni soykırımıiddiasının geçersiz olduğunun, İngiliz Kraliyet Başsavcılığı tarafından da nasıl tespit ve kabul edildiğinin görüleceğini vurguluyor.

Malta nedir?

İttihatçılar Malta’ya neden götürüldü? Malta olayı nedir?

İngilizlerin, İttihat ve Terakki’nin 141 asker ve sivil yöneticisini Malta’ya götürmesinin nedeni Ermenileri toplu olarak katlettikleri iddiasıdır. 

Malta olayı bugünkü deyimiyle Ermeni soykırımı iddiasını araştırmak üzere İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturmadır.

Önde gelen İttihatçılar, 1919-1921 yılları arasında Malta adasında tutulmuş ve iki sene boyunca Ermenilere soykırım uyguladıkları iddiası araştırılmış, bu yönde kanıtlar bulunmaya çalışılmıştır.

Malta soruşturması, kanıt bulunması halinde tıpkı Yahudi soykırımınedeniyle Almanları yargılamak üzere kurulan Nürnberg gibi bir mahkeme kurulması amacıyla yapılmıştır.

İngiliz Kraliyet Başsavcılığı, Ermeni soykırımı iddiasıyla ilgili olarak ABD’de,Mısır’da,Kafkasya’da, Irak’ta kanıt aramış, ancak bulamamıştır.

Takipsizlik kararı

Gürka n’ın “Ermeni Sorunu’nu Anlamak”isimli kitabında vurguladığı gibi İngiliz Kraliyet Başsavcılığı, “Ermeni soykırımı iddialarına ilişkin hukuken geçerli hiçbir kanıt bulunamadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiş, başka bir deyişle yargılamaya gerek olmadığı sonucuna varmıştır.

Herhalde İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın, bu kararı Türkleri sevdiği için vermediği ortadadır. Esasen Malta da Nürnberg gibi bir mahkeme kurulması hazırlıklarını yapmış; o zamanın Birleşmiş Milletler’i olan Milletler Cemiyeti’nde bu hazırlık kabul görmüştür. Milletler Cemiyeti’nin oturumlarında İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın dava açmaya karar vermesi halinde mahkemenin nasıl kurulacağı dahi konuşulmuştur. Milletler Cemiyeti, bu amaçla bir “Danışma Kurulu” da atamıştır.

Ancak dava açmayı gerektirecek bir kanıt bulunamadığı için İngiliz Kraliyet Başsavcılığı kovuşturmaya gerek olmadığına karar vermiştir. 

İki yıl boyunca soykırım suçu işledikleri varsayılarak Malta’da tutulan İttihatçılar, başsavcılığın bu kararı üzerine serbest bırakılmışlardı.

Aranan yargı kararı

Fransa, 2001 yılında Ermeni soykırımının yapıldığına dair bir kanunu kabul etti. Şimdi de ifade özgürlüğünü bir yana bırakarak “Ermeni soykırımı yoktur” demeyi suç sayan bir kanunu Senato’dan da geçirdi. Hem de hiçbir belgeye, bir kanıta dayanmadan...

Oysa Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’ne göre bir olayın soykırım sayılabilmesi için öncelikle bu yönde bir mahkeme kararının bulunması gerekiyor. 1915 olaylarının soykırım olduğuna ilişkin ulusal veya uluslararası hiçbir mahkeme kararı yok. 

Ama aksini kanıtlayan bir yargısal karar var. Soruşturma yargısal sürecin bir aşaması olduğuna göre Ermeni soykırımı olmadığını gösteren bir yargısal süreç ve karardan söz edebiliriz. Bu süreç ve karar, bizim “Malta sürgünleri” deyip geçtiğimiz, İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın takipsizlikle sonuçlandırdığı soruşturmadır.

Sevr’e dayanıyor

Malta süreci ve soruşturmasının Türkiye’nin tanımadığı Sevr’e dayandığını da belirtmek gerekiyor. Malta, Sevr’e göre yürütülmüş bir sorgulama sürecidir.  Türkiye’nin Sevr’i tanımamış olması, bu süreçte ortaya çıkan gerçeğin de görülmemesi anlamına gelmez.

Bu itibarla eğer Malta belgeleri İngiltere tarafından açıklanırsa, Ermeni soykırımı iddiasının dayanaktan yoksun olduğu da anlaşılır.


Fikret Bila,28 Ocak 2012




Uluç Gürkan bugün (23 Ocak 2015 Cuma) Ulusal Kanal'da 
"Nefret Suçu"na dönüşen Ermeni soykırım iddialarını cevapladı.
"Nefret Suçu"dur bu dedi.


Uluç Gürkan adresi





________________





Ermeni İddialarını Kabul Eden Ülkeler
Gözde Kılıç Yaşın  -  link

20 Ülke + ABD'nin 41 Eyaleti



...Ermeni iddialarının ilk kabul edildiği yer Dünya Kiliseler Konseyi (1983) ardından ilk tanıyan ülke Urugay ve sonra GKRY olmuştur. Hocalı'nın ilk kez soykırım olarak kabul edildiği yer İslam Konferans Örgütü ardından aynı gün tanıyan iki ülke Meksika/Pakistan olmuştur.

Ermeni iddiaları 1983'den bu yana 31 yılda 20 ülkenin parlamentosunda karşılık bulurken Hocalı'da yaşananlar sadece 4 yılda 9 ülke parlamentosunda karşılık bulmuştur.

ABD'de Ermeni iddialarını kabul etmeyen eyaletler Hocalı'yı soykırım olarak kabul etmiştir; ikisini de soykırım olarak kabul eden eyaletler de bulunmaktadır.

Böylesi bir karşılaştırma bakımından ilginç bir diğer husus ise Ermeni iddialarını tanıyan ülkeler arasında tek bir Müslüman ülke olmasıdır : Lübnan.

Aynı şekilde Hocalı'da yaşananların bir soykırım olduğunu kabul eden de tek bir Müslüman ülke bulunmaktadır : Pakistan.

Ermeniler iddialarını oluştururken "Cihat" kavramına da vurgu yapmakta ve bir anlamda 1915 olaylarını Müslüman Hıristiyanlara dönük yok etme girişimi olarak da lanse etmektedir. Bu nedenle iddiaları kabul edenlerin çoğunluğunun Hıristiyan ülkeler olmasında bu yaklaşımın etkisi düşünülebilir. Ancak Hocalı'da Müslüman bir nüfusa dönük yok etme girişimi bulunmaktadır ve burada yaşananları soykırım olarak kabul edenler yine çoğunlukla Hıristiyan ülkelerdir.

Konuya üç açıdan bakılması gerekir:

Birincisi kamuoyu üzerinde yaratılan etkidir. Yukarıda zaten sanki tüm devletler kabul etmiş gibi bir algı yaratıldığı ifade edilirken bu nokta vurgulanmıştır.

İkincisi hukuki açıdan parlamento kararlarının hiçbir mana ifade etmediğidir. Burada AİHM'nin Doğu PErinçek Davası hakkında verdiği karar son derece önemlidir. Mahkeme bir yandan parlementoların mahkeme ve tarihçilerin görevini üstlenemeyeceğini ifade etmektedir bir yandan da 1915 olaylarının Yahudi soykırımına benzemediğini vurgulamaktadır. 

İlki açısından bizzat mahkeme "sadece 20 ülkenin parlamentosu tarafından tanınmışsa da " diyerek ve ayrıca parlamento kararlarının hiçbir hükmü olmadığını belirterek "tanıma" kavramına yüklenen anlamı minimize etmektedir.  İkincisi açıdan ise Mahkeme, Holocoust ile yaptığı karşılaştırma neticesinde Ermeni olaylarının hukuken soykırım olmadığını net şekilde belirtmektedir. "Olduğunu söylemek kadar olmadığını söylemek de mümkündür" ifadesi ile de konunun tarih düzeyinde tartışılmasının "inkar yasaları" ile engellenemeyeceğine hükmetmektedir.

Konuyu incelerken ağırlık verilmesi gereken üçüncü alan ise Türkiye'nin siyasi ilişkileridir.  Türkiye'nin siyasi ilişkileri bağlamında , soykırımı tanıma kararı alan ülkelerle ticaret hacminin tanıma kararı sonrasında artış göstermesi de dikkat çekici hususlardan biridir....Yani AKP hükümetleriyle Türkiye'nin hızla yükselen güç olmasının inadına inadına ve komşularla sıfır sorun politikasına "rağmen" AKP döneminde tanımalarda çok hızlı bir artış yaşanmıştır.




....




İngiliz araştırmacı Thomas De Waal , dönemin Hocalı'da katliam gerçekleştiren ordunun komutanı, şimdiki Ermenistan Cumhurbaşkanı Serz Sarkisyan'la yaptığı röportajı :

Sarkisyan : 'Hocalı olaylarına kadar Azeriler onlarla şaka yaptığımızı sanıyorlardı. Onlar Ermenilerin sivil halka silah yöneltemeyeceğini zannediyorlardı. Biz bu düşünceyi kırdık.' 

De Waal : " Serge Sarkisian inkar etmiyor !"






ECHO OF KHOJALY - pdf


KHOJALY TRAGEDY - pdf










Ermeni yayılmacılığının haritası Türkiye’deki siyah bölge: Ermenistan Anayasası’nda bahsi geçen Büyük Ermenistan. Ambargonun gerekçelerinden biri Ermenistan’ın bu yayılmacı istekleri. 


Azerbaycan’daki siyah bölge: Ermenistan işgali altındaki topraklar. Azerbaycan’daki yeşil sınırlı bölge: Sorunun kaynağı olarak gösterilen Karabağ bölgesi. Görüldüğü gibi Ermenistan yalnızca Karabağ’ı değil, o bölgenin üç katını işgal etmiş. Sınırın açılması Ermenistan’ın siyah bölgedeki işgalini ve yayılmacı isteklerini kabullenmek anlamına geliyor.

1988 yılında başlayan işgal hareketi 1992’ye kadar sürdü. Azerbaycan’ın neredeyse dörtte biri işgal edildi. İşgal sırasında 20 bin Azerbaycan Türkü hayatını yitirdi. Hocalı, Ağdaban, Laçin, Kugark’ta “soykırım” yapıldı. Bu bölgelerde kadın-erkek, yaşlı-genç demeden bütün Türkler öldürüldü. 1 milyona yakın Türk göç etti.

Türkiye 1993’te bu işgalleri protesto ederek Ermenistan’a ambargo uygulamaya başladı ve sınırı kapadı.

Türkiye’deki “Altı Vilayet” (Vilayeti Sitte) Sevr Anlaşması’nda Ermenistan’a devredilmesi gereken vilayetler olarak geçmektedir. Osmanlı dönemi idari haritasına göre şu “altı” şehir kastedilmektedir: Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput ve Sivas.

Bugünkü haritamıza göre ise bu “altı” vilayet aslında tam 23 ayrı ilimize denk düşmektedir: Erzurum, Erzincan, Ağrı, Van, Hakkari, Bitlis, Muş, Şırnak, Batman, Siirt, Diyarbakır, Mardin, Elazığ, Tunceli, Malatya, Bingöl, Sivas, Amasya, Gümüşhane, Bayburt, Tokat ve Giresun’un Şebinkarahisar ilçesi! Buna bir de Sevr Anlaşması sırasında zaten Ermenistan’a ait olduğu kabul edilen Kars vilayetini ekleyin. Yani bugünkü sınırlarla Artvin, Iğdır, Ardahan ve Kars... 27 il!.. Kısacası Ermenistan bütün Doğu Anadolu’yu istiyor. 

Anlayacağınız Azerbaycan’ın “dörtte biri”ni işgal eden Ermenistan, bununla da yetinmiyor, Türkiye’nin de “dörtte biri”ne göz koyuyor.

Doğru, ambargo uygulanmaya başladığında Ermenistan’ın Türkiye üzerindeki yayılmacı isteklerinin kanıtı olan o “Bağımsızlık Bildirgesi” henüz ortada yoktu. Ancak Bildirge kabul edilince, Türkiye şiddetle protesto etti ve ambargonun resmi gerekçeleri arasına aldı. Bu yüzden ambargo, yalnızca Ermenistan’ın Azerbaycan’daki saldırganlığını değil, Türkiye üzerindeki emellerini de protesto etmektedir.

Peki yıllar sonra, Ermenistan’ın topraklarımız üzerindeki emellerinde bir değişiklik var mıdır? Hayır! Bakın, bayraklarında Ağrı Dağı hâlâ duruyor. Bir ülke, komşunun sınırlarındaki bir dağı, niye bayrağına koysun?







____________________

























2 Eylül 2014 Salı

AZERBAYCAN VE TÜRK SOYKIRIMI






Türkiye - Azerbaycan ve Soykırım / Türk Dünyası Araştırmaları

25 Şubat 2012 Cumartesi günü, Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsümüzde, Ermenilerin 26 Şubat 1992’de, Azerbaycan toprağı Dağlık Karabağ Hocalı’da Türklere uyguladığı Soykırımın 
20. yıldönümü çerçevesinde Anadolu Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, “Türkiye – Azerbaycan ve Soykırım” başlığı altında bir konferans verdi. Konferansa katılan Çağdaş Türk sairi yazarı ve Azerbaycan Milletvekili Sabir Rüstemhanlı ve Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Hasan Sultanoğlu Zeynelov da birer konuşma yaptılar.

İlk olarak söz alan Sayın Zeynelov, konu bağlamında bazı değerlendirmelerde bulunduktan sonra, özellikle son zamanlarda Azerbaycan Türkleri ile Türkiye Türklerinin arasını açmak yolunda sinsi faaliyetler yürütüldüğüne dikkat çekti. Türkiye’nin bizim yanımızda Azerbaycan’ın Türkiye’nin yanında durması yetmez, artık hareket zamanıdır. Uluslararası hukuk çerçevesinde Hocalı Soykırımını tanıtamıyorsak, Azerbaycan’ın artık Kısa sürede Erivan’a girecek ordusu vardır; Türkiye’nin de desteğiyle artık bu işi hâlletmeliyiz sözleriyle Karabağ Meselesinin ivedi çözüm beklediğini vurguladı.

Sayın Zeynalov’dan sonra söz alan saygıdeğer kadim dostumuz Sabir Rüstemhanlı, öncelikle son bir hafta içerisinde Türkiye’nin devleti ve milletiyle kardeş Azerbaycan’ın Hocalı Soykırımı ile ilgili haklı davasına sahip çıkıp yoğun bir şekilde gündeme getirmesinden duydukları memnuniyeti ifade edip teşekkür etti.

Hocalı Soykırımını Pakistan ve Meksika dışında dünya ülkelerinin tanımamasının çok üzücü bir durum olduğunu, son dönemde kendisini de gayretleriyle İslam Konferansı’nda üye olan devletlerin bu soykırımı tanımaları yönünde bir tavsiye kararı çıkmasının iyi bir gelişme olduğunu belirten Sayın Rüstemhanlı, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı ve onun Başkanı Turan Hocanın ise her ortamda ve özellikle de Süleymaniye Kürsüsü’nde Hocalı Soykırımını 20 yıldır tanıdığını, sadece Hocalı’yı değil Azerbaycan’ın her türlü meselesini dile getirdiğini, bu sebeple Vakfa ve saygıdeğer başkanı Turan Yazgan Hocaya minnettar olduklarını ifade etti. 

Sözlerinin devamında, Ermenilerin son yüzyıl içinde Azerbaycan ve Türkiye Türklerine uyguladıkları zulüm ve soykırımlardan türlü kesitler vererek bunun siyasi ve ekonomik sebeplerine değinen Rüstemhanlı, Ermenilerin arkasında hep dünyanın bilinen emperyalist devletleri olduğunu ve onların politikaları ve maddi desteğiyle bu zulümleri yapıp Türkün haklarını gasp ettiklerini belirterek, kardeş Türkiye’nin bu davayı sadece Azerbaycan’ın davası olarak görmeyip, her fırsatta ve alanda Azerbaycan’ın meselelerinin arkasında olması gerektiğini vurguladı.

Son olarak söz alan konuşmacımız Prof. Dr. İbrahim Öztek, Türkiye ve Azerbaycan üzerinde Ermenilerin uyguladığı soykırımı, tarihi, siyasi ve ekonomik sebepleriyle etraflı bir şekilde anlatıp değerlendirdi. Sayın Öztek, konuşmasının sonunda ne yapmamız gerektiğini şu şekilde sıraladı:

Bugün Fransa devlet başkanı Sarkozy’nin Ermenilere şirin gözükme ve oylarını kazanma uğruna giriştiği aşağılık soykırım oyununa Güçlü Türkiye Cumhuriyeti devleti, yalnız Fransa’da değil, tüm dünyada kökten son vermelidir.

Arşivlerimizi açtık veya büyükelçilerimizi çektik demenin hiçbir faydası yoktur. Arşivler gözlerine sokulmalıdır.

Meclis başkanımız tarafından Birleşmiş Milletler Genel sekreteri sayın Muun uyarılmalı, böyle bir soykırım yaşanmadığına dair kararı, yeniden tüm Dünya devletleri parlamento başkanlarına göndermesi sağlanmalıdır.

Türkler, Ermenilere soykırım uygulamıştır diyen Fransız ve İsviçreliler için kanun hükmünde karar çıkararak, gerektiğinde onlar için uygulanmalıdır.

Ülkemizde çocuklarımıza dadılık eden ve Ermenistan’da yaklaşık yarım milyon Ermeni’nin verdiğimiz paralarla karnını doyuran kaçak işçiler hakkında işlemlere başlanmalıdır.

Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yalnız Ermeniler oy kullanmayacağına göre, Türkler ve Kuzey Afrikalı veya diğer Müslüman kardeşlerimizin kullanacakları oylar için yönlendirmeler yapılmalıdır.

Fransız gazetelerinde büyük boy reklamlarla, demokrasi havariliği yapan Fransız aydınlarının ruhuna hitap edilmelidir.

Devletimizin yöneticilerinin, Sarkozy’nin Ermeni’lerle ilgili davranışları konusunda vermiş oldukları beyanatlarını ve bu konudaki hassasiyetlerini tüm sivil toplum örgütleri, üniversiteler, basın, sanat ve edebiyat çevreleri, iş çevreleri ve tüm kurumlar desteklemelidir. Sözde Ermeni soykırımının gerçeklerini ortaya koyan belgelerle basın yayın organlarında yer alınmalıdır. En etkin araçlarla tüm dünyanın dikkati çekilmelidir.

Avrupa ve Amerika Ermenileri, Hem Türkiye’de hem de Ermenistan’da yaşayan Ermeni’lere en büyük düşmanlığı yapmaktadırlar. Her fırsatta Türk’lere karşı kinini kusan ve nefret söylemlerini terk etmeyen, Hocalı soykırımının elebaşılarından olan Sarkisyan’ın iktidarının sonlandırılması için gereken yapılmalıdır.

Bundan sonrası için de süreklilik gösteren önlemlerle, diaspora Ermeni’leri ile anlayacakları dilden usullerle aralıksız mücadeleye devam edilmelidir.

Ermenistan tükenmiştir. Diaspora Ermeni’leri de tükenmemek için bir soykırım masalına sarılmışlardır. Bunu dünyaya anlatmak için henüz geç kalmış değiliz.

Bu toplantının videosunu izlemek için  Vimeo adresi: 


Kaynak
Türk Dünyası Araştırmaları
(Yeniçağ Gazetesi-Kasım 2012)





Ağla karanfil

Karanfil şehit kanı
Ağla karanfil ağla
Ağlat inlet meydanı
Ağla karanfil

Cavanlara kıydılar 
Tanklar alta koydular
Kanım içip doydular
Ağla karanfil ağla

Her şehide bir düzüm
Abşeron kan denizim
Sen menim ağlar gözüm
Ağla karanfil

Uzak menzil, acı yol
Yoldu yol, elacı yol
Şehitlere bacı ol
Ağla karanfil ağla 

Ağla yürek boşalsın
Sesin göğe baş alsın
Ağla dağlar yumşalsın
Ağla karanfil

Bu günahsız kanlara
Bu didilmiş canlara 
Bu cansız Cavanlara
Ağla karanfil ağla


Hasan Sağındık
(Azerbaycan'ın işgali üzerine yazılmıştır)



Azarbaycan Milletvekili Qenire Pashayevanın









"13 Yaşındaki Türk Çocuğun Derisini Yüzdüm" 
 Ermeni Doktor Zori Balayan








ŞİMDİ KALKMIŞLAR DÜNYAYA 
SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMINDAN 
BAHSEDİYORLAR
YALANCI ve  SOYKIRIMCISINIZ


ERMENİ YALANLARINA KANMAYIN



!