Translate

kıraç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kıraç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2016 Perşembe

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK







Atatürk'ün "gençliğe hitabe"sindeki tavrı "Bilge Kağan" tavrıdır ve Bilge Kağan'a özenmiştir. "Ey Türk Budunu" ile, "Ey Türk Gençliği" arasında hiçbir fark yoktur.

"Ne mutlu Türk'üm diyene" ifadesinde, "Bunca yerlere Türk adını, Türk şanını alıştırdım" politikası saklıdır. Atatürk'e göre, Türk istikbâlinin evlâdı, muhtaç olduğu kudreti, damarlarındaki "asil kan"da bulacaktır. "Bir Türk dünyaya bedeldir" ifadesinde de Bilge Kağan'ın "Türk beğleri, millet işitin! Üstte gök çökmedikçe altta yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir? Ey Türk Milleti! Öykün (örnek al) ve kendine dön" ifadesi vardır...

Esasen Bilge Kağan'ın yazıtları da Atatürk'ün gençliğe hitabesi de Türk Milleti için siyasi vasiyettir. İki vasiyetin ortak özelliği "devletin, ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bütünlüğü"dür.

Arslan Bulut - Atatürk'ün soyadı ve siyasi vasiyeti!
10 Kasım 2016 - Yeniçağ







ON KASIM GELDİĞİNDE YERLER GÖKLER ÜŞÜYOR
ÖYLE SOĞUK Kİ İZİNDE YEŞİL YAPRAK ÜŞÜYOR
HER GÜN KOCATEPE DEN YOLA ÇIKAR ATATÜRK
EN YÜCE MERTEBEDEN BİZE BAKAR ATATÜRK
HER YILIN ON KASIMI DEPREŞTİRİR YASIMI

KALEMLER ONU YAZAR ONU SÖYLER DİLİMİZ
OTUZ SEKİZE UZAR ISLANAN MENDİLİMİZ
BAYRAKLAR İNER İNER ÖPMEK İÇİN KABRİNİ
HİÇBİR KİMSE HİÇBİR EL DOLDURAMAZ YERİNİ
HER YILIN ON KASIMI DEPREŞTİRİR YASIMI

KIRAÇ













Prof. Naim Hazim Onat'ın torunu Günel Başer Atatürk'ün soyadı ile ilgili olarak şu açıklamalarda bulundu;

"Naim bey, 2-8.dönem Konya mebusu olup, Ankara, Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde Arapça ve Farsça dersleri vermiş, Türk Dil Kurumu daimi üyesi ve Atatürk'ün Dil Sofralarının sürekli davetlilerinden bir zattır. 1953 yılında vefat etmiştir.Bu konunun ayrıntılarını rahmetli annem ve babamdan çeşitli vesilelerle dinlemiştim, evimizde böyle bir Dil Sofrasının orijinal fotoğrafı da bulunmaktadır fakat en ilginci, daha Atatürk Soyadı Kanunu, 24 Kasım1934 tarihinde çıkmadan önce Atatürk'ün kendi el yazısiyle dedeme hitaben yazdığı ve ona Onat soyadını verdiği yazısının altına 8 Kasım1934 tarihini düştüğü ve Kemal Atatürk olarak imzaladığı belgedir ki, evimizdeki en değerli bir anıdır. 

Öte yandan bu konuda, bir zamanların meşhur Hayat dergisinin 11 Kasım 1976 tarihli ve 46 sayılı nüshasının 4-5 sayfalarında yine Türk Dil Kurumu eski üyelerinden M. Ş. Ülkütaşır'ın kaleminden çıkmış olan ve " Atatürk'e bu soyadı nasıl verildi ve kim buldu " başlıklı ayrıntılı makalede konunun gelişimi tüm aşamalarıyla belirtilmiş ve Çankaya'daki bir toplantıda, sunulmuş olan çeşitli önerilerden sonra ve Atatürk'ün söz vermesi üzerine dedemin Atatürk soyadını ne şekilde önerdiği ve kabul gördüğü, Ülkütaşır'dan aynen nakledeceğim şu sözleriyle ifade edilmiştir ki, bu sözler benim de daha önce rahmetli annem ve babamdan duyduklarımla tamamen örtüşmektedir:

'Arkadaşlar biliyorsunuz, tarihimizde bir 'Atabey' sözü, ünvanı vardı. Anlamı da, yine biliyorsunuz; Bey'in, Emir'in, Şehzade'nin, hatta Hükümdar'ın ilimde, idarede, askerlikte mürebbisi, müşaviri, hocası demektir. Atabey, kullanılmış, tarihe geçmiş bir ünvan-ı resmidir... Bu ünvanı taşıyan bir çok Türk büyüğü vardır. Binaenaleyh biz de, Türk'e her alanda atalık etmiş, Türklüğü kurtarmış, istiklaline kavuşturmuş olan büyük Gazi'mize Atatürk diyelim, bu soyadını verelim. Bu bana, şivemize de daha munis, daha uygun gibi geliyor demiştir.Gazi, Naim Hazim hocanın açıklamasını daha yerinde bulmuş, hatta üstada teşekkür etmiş, böylece 'Atatürk' soyadı üzerinde ittifakla durulmuştur......'" (SABAH-17 Ocak 2011)






Yani, Atatürk’e soyadı verilmesinde eski Milli Eğitim Bakanı SAFFET ARIKAN ile NAİM HAZIM ONAT’ın önerileri söz konusudur. Öğretilenin aksine Agop Dilaçar değildir..... Cengiz Özakıncı'nın "Türkiye’nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı" kitabı için: link






MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
TEK BAŞKOMUTAN







BÜYÜK BAŞBUĞ ATATÜRK'ÜN İSTANBUL VE ANKARA'DAKİ CENAZE TÖRENİ FOTOĞRAFLARI
Fotoğraf albümünü 26 parça halinde... 











28 Mayıs 2016 Cumartesi

Atatürk’ün Türkiyesini İstiyorum





“Ben bu ülkede doğdum doğalı bir kontrolün içinde olduğumu biliyorum. Bir baskının içindeyim. Bu 10 senelik bir olay da değil. Bu Atatürk’ün ölümünden beri böyle. Atatürk öldükten sonra bu ülke bağımsızlığını yitirmiştir, kaybetmiştir. Mahalle baskısı da olur. Mahalle baskısından çok daha Amerika’nın bize ne kadar çok baskı uyguladığını düşünmeliyiz. Batı devletlerinin bize ne kadar baskı uyguladığını incelememiz lazım.”

“Bizim gerçek sorumuz ortada. Biz yüzyıllardır bu topraklarda yaşıyoruz. Bu topraklarda bir kültür oluşturduk. Öyle ya da böyle bir kültür oluşturduk. Bu kültürün sonunda Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduk. Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız bir cumhuriyet olduğunu düşünüyorduk, ama değilmiş onu gördük. Toplumumuzun her yerinde bağımsızlığımızı kaybettiğimizi görebiliriz. Eğitimden tutun sosyal yaşantımıza kadar her yerde bağımsızlığımızı kaybettiğimizi görüyoruz. Hepimiz günlük yaşantımızda bunların sıkıntılarını yaşıyoruz. Bunu nasıl çözeceğimizi bu saatten sonra bilemiyorum.”

“Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin kısa bir süre içinde var olma savaşına gireceğini düşünüyorum çok vahim bir şekilde. Dünya zaten savaş içinde. Türkiye, bu savaşın sonunda ya bağımsız bir ülke olacaktır ya da televizyondan seyrettiğimiz bir Ortadoğu ülkesi.”


24 Kasım 2012




Bundan yıllar önce demiştim ki “Türkiye şelaleden yuvarlanacak”. Türkiye bana göre uçurumdan yuvarlandı, şelaleden de düştü. Buna rağmen, ben Türk insanının bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Biz ne kadar kendi halkımızı çok eleştirsek de, cahil desek de bu toplumun binlerce yıllık bir birikimi var. Önsezilerinin kuvvetli olduğunu ve siyasetin çok üzerinde olduğunu düşünüyorum. Bizi kurtaracak olan da budur.

İstatistiksel olarak Türkler binlerce yıldır sürekli yok olma aşamasına gelmişler ama bu toplumun içerisindeki, bizim algılayamadığımız dinamik kendini bir şekilde gösterir. Bir Cem Karaca şarkısıyla bunu anlatmaya çalışayım : yüzbin kere tövbe eder, yine şarap içeriz biz ! Birazcık bir nefes almamız gerekiyor belki ama mutlaka kendi yolumuzu bulacağız.

Yurtseverleri, aydın insanları, 1960’lı yıllardan itibaren bilinçli olarak böldüklerini düşünüyorum ben. Bir şarkıcıdan bunları duymak biraz iddialı olabilir ama ! Ben bunu daha önce de söyledim “Atatürk’ün öldüğü gün Türkiye bağımsızlığını yitirmiştir.” Ondan sonra da Türkiye’deki sol ve sağ birbiri ile konuşamaz hale geldi. Önce Deniz’lerin idamı, sonra 80’li yıllarda darbe ve uygulamaları ile o aydınlık gençlik ve kadrolar yok edildi.

78 Maraş olaylarını yaşadım, darbede 8 yaşındaydım. Maraş Olayları hatırlanmayacak bir şey değildi zaten ! Sokakta oyun oynuyorduk. Silahların patladığı anı hatırlıyorum ben. Hiç korkmamıştık, bu önemli bir şeydir. Korkuyu bilmiyorduk çünkü ! Onun silah olduğunu düşünmüyorduk, helikopter filan geçiyor sanıyorduk. Bu çok önemlidir benim hayatımda, şu an saniye saniye hatırlıyorum bak. Anneler babalar çocuklarını korkuyla aldılar, onların gözlerindeki korkudan biz anladık durumu.

Anneyi sevmek gibi seviyorum ben Anadolu’yu. Koşulsuz. Başka nedenlerim de var tabi. Ben Atatürk’ün dediği gibi Türklerin en aşağı 7000 yıldır Anadolu’da olduğunu düşünüyorum. Ben Türk insanının, Türklerin, dünyayı aydınlatan  güneş olduğunu biliyorum. Dünyayı aydınlatan güneş, dünyaya medeniyeti getiren ülkedir, Türkler ve Türkiye. Türkler, yalnızca bir ırka indirilemeyecek bir medeniyet ve kültürün adıdır. Bu anlaşılırsa Türkiye’deki bazı etik tartışmalar da ortadan kalkar. Atatürk bunların peşindeydi. Batı’nın bu topraklardan Türkleri atmak için hangi oyunları tezgahladığını o kadar iyi biliyordu ki Atatürk.

Atatürk’ün Türkiyesini istiyorum. Ben CHP içindekilerin bile tartışmaya açtığı 1930’lu yılların aydınlık Türkiye’sini istiyorum.

Dünyada devletler var, bunlar birbiriyle savaşıyor filan ya… Ama birbiriyle pek iyi anlaşan bir yapı da var. Bunlar kim ? Sermaye.


KIRAÇ
22 Mayıs 2016, İlkkurşun







"ABD İŞİD inRakka’yı terk etmesi emrini verdi. İŞİD Rakka’yı terk ediyor fakat MUSUL’a yerleşiyor...
Musul bir Türkmen Şehri…."















“Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikelidir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına, giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir.” 
Mustafa Kemal Atatürk, Eskişehir-İzmit konuşmaları