Translate

arşiv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arşiv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2016 Pazartesi

Hangi Gazeteci?





İndigo Dergisi'nde 18 Nisan 2015'te bir makale yazan Deniz Alan Held'e cevap:



Daha baştan "Bu belge, bilgiye dayalı değildir" diyerek bilgisiz ve önyargılı olduğunuzu beyan etmiş oldunuz. Bir kere böyle bir makale bilgi ve belgeye dayanarak yazılmalı, duygulara göre değil. Ucunda bir itham var, bir milleti suçlamak var! Medya Bilimi okuyorsunuz, yani insanların nasıl yönlendirilebiliceğinin eğitimini alıyorsunuz ve bunu da çok güzel yapıyorsunuz....



Dediğiniz gibi, Almanya'da Hitler "sistematik bir şekilde" katletmişti, bu yüzden de mahkeme onu soykırım suçu işlemekle hükümlendirmişti. Ardından da "Türk yöneticilerin emriyle, sistematik" diyorsunuz. Hangi belgeye dayanarak bunu iddia ediyorsunuz? Böyle bir belge yok, hatta İstanbul işgal altındayken, yani Türk arşivlerini İtilaf Devletleri araştırabiliyorken, hatta Amerikalılara bile başvurmuşken, 18 Ocak 1919'da tutuklanıp Malta'ya götürülen hiçbir Türk yargılanamamıştır. Suç yoktur ve dava kapanmıştır. Bu bile sistematik olmadığını, soykırım denilemiyeceğini kanıtlar (Malta Mahkemeleri). Ermeniler sözde "haklarını" Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde aramamış, politik çevrelerde, nüfusunu ve parasını kullanarak meclislerde aramıştır. Bu da, bu sözde Ermeni soykırımın siyasi olduğunun göstergesidir.



"Ermeni köyü yakıldı ve yüzbinlerce vatandaşı öldürüldü" derken bile taraflı olduğunuzu gözlemleyebiliyorum. Yakılan Türklerden, Türk köylerinden, kuyulara atılıp üstü örtülen Türklerden hiç bahsetmiyorsunuz. Belgeler bize en çok zararı Türk köylerinde yaşandığını gösteriyor. Justin McCarthy'nin de dediği gibi İLK KAN'ı kimin döktüğü önemlidir. Ölen Ermenilerin kaçı açlıktan, kaçı hastalıktan ölmüştür? Kaçı, bu Ermeni çetelerine katılmak istemediği için kandaşı tarafından öldürülmüştür? Peki, kaç tane Ermeni toplu mezarı bulunmuştur? SIFIR. Ya Türk toplu mezarları? BİR ÇOK. Ermeni Özel talimatından haberiniz var mı? Okuyun lütfen.



Sırtından bıçaklanan Türkler tabi ki bir önlem alacaktı ve cevap verecekti, sonuçta bu bir savaş , soykırım olarak nitelendirilemez. Sistematik öldürülme Türkler için geçerlidir, Ermeniler için değil. En basitinden "Ermeni Özel Talimatı" Ermenilerin sistematik olarak Türkleri öldürme girişiminde olduğunun kanıtıdır. Bu özel talimatın 6.maddesi :"Cephe gerisinde 2 yaşına kadar olan bütün Müslümanları gördükleri yerde ve her fırsatta öldüreceklerdir." ve 8.maddesi: "Terk edecekleri ev, tarım ürünleri, kilise ve hayır kurumlarını yakıp bunları Müslümanlar yapmış gibi propaganda yapacaklardır." fazla bir yorum istemiyor, gayet net! (Hasan Kundakçı-Emperyalizmin Maşası Ermeniler , ya da Prof.Dr.Ümit Özdağ'ı okuyun lütfen. Hatta Özdağ hocanın anlatımıyla Ay'da Petrol var!)



Sizin kendi kelimeleriniz ile "bilgi ve belgeye dayanmıyor", lakin belge veriyorsunuz "Sevr ve Mondros anlaşmaları". Afedersiniz ama siz tarihi geriden takip ediyorsunuz galiba. Bu anlaşmalar Lozan'da yırtılmıştır, lağv edilmiştir. Yani, örnek olarak vermiş olduğunuz : "Savaş Suçları (madde 226-230): Savaş döneminde katliam ve tehcir suçları işlemekle suçlananlar yargılanacak." BİR SEVR MADDESİDİR ve de GEÇERSİZDİR. Sevr'in bile ne olduğunu bilmeyen, arkasından da LOZAN'ın geldiğini bile kavrayaman bir gazeteci!



Sürekli Türkiyeli diyorsunuz, bu konuda da bilgisizsiniz, emperyalistlerin ve onların dalkavukluğunu yapanların ağzından alıntılayarak da kendinizi deşifre ediyorsunuz. Anayasa'nın 66. maddesine göre, "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür". Türkiyeli diye bir tabir yoktur. Ama İskandinav milleti yerine Norveçli ya da İsveçli diyebilirsiniz. Ya da şöyle açıklayayım; Amerikan milleti denmez Amerikalı denir, çünkü aslı Avrupalıdır.  Biraz Türk Tarihi okuyun (merak etmeyin incileriniz dökülmez!). Türklerin tarihi yaşadığınız ülke Norveç'teki "Norveçli"lilerin tarihinden daha eskidir. 



Ortada sizin tabirinizle "büyük bir Ermeni katliamı" yoktur, büyük bir Türk katliamı vardır, Justin McCarthy'in "Ölüm ve Sürgün" kitabında da bu açıkca görülüyor. "Ermeniler, masum köylüleri, insanları öldürdüler" diyor McCarthy. Ayrıca yurtdışındaki tarih kitaplarına girmesi de birşeyi kanıtlamaz, bunların hepsi siyasi ve önyargıdan kaynaklanıyor. Hiç biri mahkemede onaylanmış bir veriye dayanmıyor. Önüne gelen ders kitaplarına yazıyor zaten!



"İki görüşü destekleyen belge" diyorsunuz ama, Ermeni görüşünü destekleyen belgelerin sahte olduğu, birçok defa, birçok yerli ve yabancı akademisyen tarafından kanıtlanmıştır. Türk görüşünü destekleyen belgelerde ortadadır. Okuyun efendim okuyun.



"ne Ermenistan ne de Türkiye, arşivlerini henüz açmadı" diyorsunuz ama Türkiye'nin arşivleri açıktır, bunu da birçok yabancı akademisyen dile getirmiştir. Aksine Ermeni arşivleri kapalıdır ve Türk görüşünü destekleyen araştırmacıları da içeri sokmazlar. Arşiv derken de, Rus, Alman, İngiliz ve Amerika arşivlerinde bile Türkleri destekleyip diğer yandan da  Ermenileri yalanlayan belgeler mevcuttur. Burada da bilgisizliğiniz ortaya çıkmıştır.



"Toprak bütünlüğünü savunan Atatürkçüler red eder" diyorsunuz, yalan mı peki? Evet Sevr'i uygulamak isteyen dış güçler vardır. Türkiye'yi bölmek isteyenler bu sözde soykırımı destekler. Ayrıca Atatürkçü diyerek Atatürk'e de saygısızlık yapmış oldunuz. Atatürk öyle alalede bir Komutan-Devlet Adamı değildir, siz O'nun büyüklüğünü kavrayamamışsınız. Atatürk'ün izinden gitmek de sizi küçültmez, aksine, bir komutan olmasına rağmen gerçek bir hümanist olduğunu, demokrasi ve özgürlükten yana durduğunu ve barışı savunduğunu anlardınız.



Karşı taraftakiler "yedek vatanı olanlar" demişsiniz. Yedek vatanı olanın burada ne işi var? Niye burada? Hazır bu konuya gelmişken, soralım: "Madem Türkler 'soykırım' yaptı, o zaman binlerce Ermenistan Ermenisi niye Türkiye'de yaşayıp çalışıyor? Niye başka bir ülkeye gitmiyor da Türkiye'ye geliyor? Peki niye Türkler yaşamak ve çalışmak için Ermenistan'a gitmiyor? Gidenler varsa da onlar niye sözde soykırımı savunanlar oluyor?...



Yine "Türkiyeliler" ile başlayarak "neden davalarında ısrarcı?" diye soruyorsunuz. Kim ısrarcı Türkler mi? Yanılıyorsunuz, ısrarcı olanlar Türkler değil Ermenilerdir. Sistemli bir şekilde kıyım yapan ve de atalarından utanç duyması gerekenler Ermenilerdir. Türkler acılarını içlerine gömmüştür. Bu katliamların hiçbiri okul kitaplarına da girmemiştir. Diğer yandan Ermeniler çocuklarını nefret tohumları ekerek büyütür. Genelkurmay Başkanlığının 2000-2005 yılları arasında yapmış olduğu bir araştırmaya göre, dış ülkelerin ders kitaplarında, ilkokuldan başlayarak üniversite kadar, her yerde Türkiye Cumhuriyeti ve Türkler aleyhindeki hususlar ortaya çıkarılmıştır. Bu tip bilgiler daha okul öncesinde, aile içinde o körpecik beyinlere işlenir. Türk düşmanlığı ekilir ve zamanla o "çocuk" büyür, ama nefret ve öfke dolu olarak, kime karşı? Türklere karşı. Siz hiç bizim balaların bir Ermeni bayrağı yaktığını gördünüz mü? Hayır. Ama internette Ermeni çocuklarının bir Türk veya Azerbaycan bayrağını yakmasını görebilirsiniz.  


"Bir medeniyetin ilk çürümeye başladığı yer kafası değil, kalbidir" der Aime Cesaire. Bu fikirlerle büyüyen kişi artık azılı bir Türk düşmanıdır,  aksini bile düşünemez, çünkü kalbi çürümüştür ve buna uluslararası hukukta "Hate Speech" yani "Nefret Söylemi" denir. Ermenilerin bu kadar ısrarcı olmalarının bir başka sebebi de , eğer nefreti ortadan kaldırırlarsa acıya katlanmak zorunda olmalarıdır. Biz ise acılarımıza katlanıyoruz, gerçeklerden kaçmıyoruz, kabulleniyoruz, kendi suçlarımızı da başkalarının üstüne atmıyoruz. Başkalarının yapmış olduğu suçları da üstlenmeyeceğiz. Vatanın dört bir yanı savaş içindeyken, karşılıklı kayıplar verilmiştir evet. Ama, Türkler soykırım yapmamıştır, aksine Türkler soykırıma maaruz kalmıştır. Bu yüzden de, Türklerin sözde Ermeni soykırımını kabul etmemelerini  inkar olarak değerlendirmek saçmalıktır. Çünkü ortada mahkeme tarafından tespit edilmiş, kanıtlanmış bir suç yoktur. Hatta tam tersi mevcuttur. Siz makalenizi yazarken (Nisan 2015) bu dava görülüyordu! Yani haberdar olmamanızı düşünemiyorum. Aksine, dava henüz sonuçlanmadan, önyargılı bir şekilde kaleme aldınız! Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde görülen davada "parlamentoların soykırım olaylarına karar veremeyeceğini, Yahudi soykırımı ile bir tutulamayacağını" açıkça belirtmiştir! (Ekim 2015)


"Sadece köy isimlerini Ermeniceleri ile değiştirilip her şeyin tatlıya bağlanacağını düşünmek biraz naif olmaz mı?" diyorsunuz ki çok doğru. Naiflik. Büyük Ermenistan peşinde olan bir ülke, Türkiye topraklarını kendi toprağı gibi gösteren haritaları tarih müzelerine bile asacak kadar küçülen bir ülke varken karşımızda, sadece isimlerin değişeceğini düşünmek naifliktir. Tarihin hiçbir devrinde bir Ermenistan devleti görülmez, hep prenslik olarak görülür. Bizans altında ezilen bir millet olan Ermeniler, Türklerin vasıtasıyla huzura kavuşmuştur. Ermeniler tarihi de kurgu ve sahtekarlıklarla doludur. Bir kere kendilerine Ermeni demezler Hay derler. Birçoğu da Hazar ve Kıpçak Türkleriyle karışmıştır. Acaba bugünkü Ermenilerin yüzde kaçı gerçekten Hay'dır? Bu konuda Prof.Firudin Ağasıoğlu'nun bir makalesi vardır, okumanızı öneririm.



Türkiye'nin hiçbir borcu yoktur. Geçmişte Ermenilerin mal-mülk tazminatları verilmiştir, ama nedense hiç bahsedilmez. Bu konuda, Rus Devlet arşivlerinde araştırma yapan Mehmet Perinçek'in söylemine bakalım:


"Savaş bittikten sonra geri dönenlerin mal varlıklarıyla ilgili Osmanlı hükümetinin verdiği kararlar var. Mülkleri geri veriliyor. Daha sonra Lozan'da Ermeniler diye açık olarak belirtilmemekle birlikte, Lozan Antlaşması'nda da dönmüş olanlara mallarının geri verilmesi kabul ediliyor. Yine bazı geri dönenler oluyor, mallarını, gerek taşınmazlarını geri alıyorlar. Daha sonra tabii, geri dönmeyenler açısından da bir zaman aşımı söz konusu, yani mülkiyet hakkı zaman aşımı ile ortadan kalkabilecek. O hakkı değerlendirmediğiniz, kullanmadığınız zaman zaman aşımı ile ortadan kalkar. İşin ilginç tarafı, bu Amerika'daki Ermeniler açısından da önemli, 1923 yılında Amerikan hükümeti Türkiye'ye diyor ki : Benim Amerikan vatandaşı olan Türkiye'den göç ettirilmiş, veya işte Amerika'ya yerleşmiş olan , benim Ermeni kökenli vatandaşlarımın mallarıyla ilgili bize tazminat verin diyor. Türk hükmetiyle Amerikan hükümeti arasına uzun süreli müzakereler devam ediyor ve 1937 yılında Türkiye bu konuda , şimdi tam rakamı hatırlamıyorum ama 800 bin küsürat , yaklaşık 900 bin dolar Amerika'yaya veriyor , oradaki Ermeniler için. Ve bu mesele orada bitiyor zaten. Yani Türkiye bu konudaki, Ermenilerin Türkiye'deki taşınmazları konusunda tazminatını vermiş. Bu hak tanınmış, kullananlar kullanmış, kullanmayanlar açısından bir zaman aşımı oluşmuş, ve özellikle Türkiye ile Amerika arasında imzalanan 37 yılındaki anlaşma ile tazminat verilmiş. Dolayısıyla artık uluslararası hukuk açısından, gelip oradaki malları, gayri menkulleri, taşınmazları tekrar alma şansları bulunmuyor."



Yukarıdaki size aydınlatıcı gelmediyse İngilizce olarak Oxford Journals'dan başka bir kaynak göstereyim:


"The Republic of Turkey, which settled the issue of Ottoman debts in accordance with the Treaty of Lausanne, also paid US$899,840 (dollars of the 1930s) to the US government for distribution to its citizens on the basis of the Agreement of 24 December 1923 and Supplemental Agreements, concluded and implemented between the US and Turkey. The Supplemental Agreement of 25 October 1934 concluded by the two governments provided for the settlement of the outstanding claims of the nationals of each country against the other; Article II of the agreement is as follows: The two Governments agree that, by the payment of the aforesaid sum [$1,300,000], the Government of the Republic of Turkey will be released from liability with respect to all of the above-mentioned claims formulated against it and further agree that every claim embraced by the Agreement of December 24, 1923, shall be considered and treated as finally settled. The last US report in 1937 finally estimated that the principal and interest amounted to US$899,840.56 It is remarkable that not a single claimant with an Armenian name was considered by the American civil servants to have made a credible case of seizure and/or destruction of property." - (link:)



"Kabul ettirtilemez miydi?" diye soruyorsunuz. Savaş sonrasında Osmanlı Devleti yoktu  (yine tarihi bir hata) Lozan'ı imzalayan Türk Devleti vardı. Ve ne cüretle imzalayacakmış efendim! Olmayan bir soykırımı kabul etmeleri mantık dışıdır, Malta Mahkemelerini araştırdınız mı? Yukarıda paylaşmıştım.



Acılar 100 yıl taze kalır eğer nesilleri "nefret şartlı" yetiştirirseniz. Kim neslini nefretle yetiştiriyor, hangi nesil? Maddi ve manevi yıkımlarını Türkiye tarafında karşılanmasını yukarıda değinmiştim. Hangi maddi tazminat? Esas Türkler alacaklı, Erivan bir zamanlar Türk şehri idi, şimdi bir tane bile Türk yok! Rusların yardımıyla Türklere ait, Azerbaycan toprağında bir Ermenistan Devleti kurulmuştur. 



Bir de, "ne katliamları ne de soykırımı desteklemediğimi" derken bile, kendi yazdıklarınızla çelişiyorsunuz. Bu makalenin birçok yerinde Türkleri soykırım ile suçlarken, Ermenilerin "soykırıma" maaruz kaldığından bahsettiniz. Bir de bunun üstüne, "ikiyüzlülüklere duyarsız kalamadığınızdan" bahsediyorsunuz. Burada ikiyüzlü davranan esas sizsiniz!



Kürtlere de değinmişsiniz. İyi ki onun terör örgütü olduğunu kabul ettiğinizi belirttiniz, "silahlı faaliyet yapanlar" dediniz.  "Amerika yasalarına göre terörizmle eylem birliği içindeyseniz, o zaman baskı gurubunu kurup ta elinizi kolunuzu sallayarak kongreye gidip kendi düşüncelerinizi söyleyemezsiniz. Bu Amerika'daki yasalara aykırıdır." der Prof.Türkkaya Ataöv. Peki pkk/pyd terör örgütüyle ilişkisi olan milletvekillerine ne demeli?



Kürtler de diğer vatandaşlar gibi her hak ve özgürlüğe sahiptir. Bilmiyorsanız belirteyim Türkiye'nin 2'inci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Kürt'tür. Ayrıca, Kürt diye tanınan bir çok kişi de Türktür!  Bizim suçumuz mu hala ağalıktan emir alanların "özgür" olmayışı? Hala feodal bir yapı içinde yaşamaları? Türkiye'nin her yerinde yaşama, okuma, çalışma özgürlüğü olanlar, niye biz "özgür değiliz" diyor peki? Hangi özgürlük? Mesela, Türkiye'nin batısında esnaflık yapabiliyor, ama batısından bir vatandaş Doğu'da esnaflık yapamıyor, barındırmıyorlar çünkü! Kaldı ki "çok yakın tarihimizde yaşanan toplu cinayetler" diyerek yine Türkiye'yi suçlamaktasınız. Bunların bir iddiadan öteye gitmediğini herhalde duymadınız! Diyarbakır'da bulunan kemiklerin bir kısmı hayvan bir kısmı da en az 100 yıllık idi. (Şubat 2012) Yani, Hangi cinayet?


Herşey açık bir şekilde ortada iken "hiçbir zaman açıklığa kavuşamayacak" ne demek? Bazılarının olayları çarpıtmakta üstünü yok!



Ne güzel diyorsunuz "Sadece Türkler mi suçlu? Balkanlar'da Kafkaslar'da müslüman katliamları yaşanmadı mı?" diye. Evet doğru yaşandı, birçok Türk katledildi, hem Balkanlar'da hem Mora'da, hem de Kafkaslar'da. Çok acı değil mi? Ama hiç bahsetmiyoruz, ağlamıyor, sızlanmıyoruz. Yurdışındakiler bilmiyor, çünkü konferans vermiyoruz, poster asmıyoruz, para toplamıyoruz, kulis yapmıyoruz... Buraya ayrıca bir not düşmek istiyorum. Niye Türklere gelince "müslüman kıyımları" deniyor da, Ermenilere gelince "Ermeni kıyımı" deniyor da "hıristiyan kıyımı" denmiyor? Dünya'da Müslümanlık sadece Türklere mi özgü de, müslüman denilince Türkler anlaşılıyor?



Ayrıca 100 yıl önce Türk soykırımı yapanlar, daha taze olan, 92-Hocalı Soykırımı'nı red etmekte, Karabağ'da işgalci durumundadır, ki Başbakanları da bu işlenen suçun faillerindendir. Buna ek olarak ASALA terör örgütünün öldürdüğü Türk diplomatlarından, öldürülen akrabalarından, devlet görevlilerinden hiç bahsetmiyorsunuz, neden? Sonuçta onlar da, sözde Ermeni soykırımını dünyaya duyurmak için ASALA tarafından işlenen bir eylem değil miydi? Şiddete kim başvuruyor sayın Deniz Hanım? (Secrets of a Christian Terrorist State Armenia by Samuel A.Weems, okuyun)



Çok iyi bir tespit, hakkınızı yemeğim: Soykırımı kabul edenler Hıristiyan! Lakin eksik. Müslüman olan Lübnan'da bunların içinde, ne de olsa Ermeni diasporasının yoğun olarak yaşadığı bir ülke, oylara ihtiyaçları var! Soykırımı kabul edenler Türkiye'yi bölmek isteyen, Birinci  Dünya Savaşı'nda istediklerini elde edemeyen İtilaf Devletleri'nden oluşuyor. Evet, bunların kaçının eli temiz, tarihi temiz? Kimse kendi çöplüğüne bakmaz, ayrıca bu olay siyasi bir "malzeme"ye dönüşmüştür. Ve Ermeni diasporası da kendi cebini doldururken, Ermenistan'daki vatandaşlarının yoksulluk çekmesine göz yummaktadır. Bunu da en güzel anlatan Şükrü Server Aya'dır. (The Genocide of the Truth + The Genocide of the Truth Continues)



Makalenizde kendinizle çelişkiye düşmek uğruna da olsa, tarihi çarpıtarak, beyinlere bir Ermeni soykırımı varlığını sokarak, ama ya yoksa fikrine de basitçe değinerek, Goebels'in Öğrencisi olduğunuzu kanıtlamış oldunuz. Sizi alkışlıyorum, çünkü göçek,akçam,şafak gibilerden (bknz. tallarmeniantale.) hiçbir farkınız yok!



Prof.Harry G. Frankfurt'un da dediği gibi; "Günümüzde medya büyük bir ‘bullshit’ üreticisi olmakla birlikte, politikacılar hala bu konuda birinciliği ellerinde tutuyor... Her siyasi figür, 24 saatlik bir bullshit üreticisidir..." [‘On Bullshit’ (Boktanlık Üzerine)] ve bu makaleniz bir bullshit'tir. Ek olarak ta, İndigo Dergisi yönetimini kınıyorum!



Saygılar

S.Bayraktar


Yukarıda bahsettiğim kaynaklar dışında bazı kaynaklar:

- ARŞİV BELGELERİYLE ERMENİ FAALİYETLERİ 1914-1918 - (8 cilt) . Genelkurmay ATASE ve Genelkurmay Denetleme Başkanlığı Yayınları, ANKARA
- Norman Stone
- Prof.Dr.Ata Atun
- Ahmed Rüstem Bey
- Kazım Karabekir
- Prof.Dr.Fahrettin Kırzıoğlu + kitabı
- Necdet Sevinç
- Ermenistan'ın ilk başbakanı O.Kaçaznuni + kitabı
- Tallarmeniantale 
- TURKS, AZERBAIJANIANS, ARMENIANS: GENOCIDE OF HISTORICAL TRUTH
- Do you want to know what happened, or have you already decided to take part in running this political game?
- Prof. Justin McCarthy's speech at the Federal Parliament in Canberra - Part1: 
- Bruce Fein ve Justin McCarthy Kanada'da ki basın konferansı 







Ben hiçbir şey bilmiyorum! Sadece araştırıyor ve okuyorum!


*



indigo dergisine 18 Nisan 2015'te yazan Deniz Alan Held'in makalesi ise aşağıdaki gibidir:



II. Dünya Savaşı’nda Almanya Hükümeti seçimle başa gelmiş diktatörünün emriyle, yani seçmenlerinin onayı ve bilgisi dahilinde, milyonlarca Yahudi’yi sitematik olarak öldürüldü. Almanya savaşı kaybedince, tüm kaybedenler gibi önüne gelen her şeyi imzaladı ve dolayısyla yaptığı Yahudi katliamlarının da bir “soykırım” olduğunu kabul etti. Bedel olarak İsrail’e çok büyük bir miktarda tazminat (yıllık 20 milyar Dolar) ödemeye mahkum oldu.


O zamana kadar milliyetleriyle övünmekte olan Almanlar, Hitler taraftarı olsun olmasın, 1945’ten sonra milliyetçi ya da ulusalcı hislerini saklamaya başladı, çünkü ırkı yüz kızartıcı bir suça imza atmıştı. Bu tür duygular doğal olarak içlerinde olmasına rağmen, bugün dünyada, az sayıdaki Neo-Nazi faaliyetleri dışında, Alman milliyetçiliğine rastlanmaz. Almanlar kendileriyle duyduğu gururu belirgin şekilde sadece futbol karşılaşmalarında gösterebilir. Muhtemelen bu yüzden Almanya futbol sporunda dünya liderlerinden biri, Alman futbol seyircisi de en heyecanlı olan taraftarlardandır.


1915


Birinci Dünya Savaşı’nın süregeldiği 1915 yılında ise, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında Türk yöneticilerin emriyle Kürt aşiretleri tarafından, gene sistematik olarak, birçok Ermeni köyü yakıldı ve yüzbinlerce Ermeni vatandaşı öldürüldü.


Bugünkü Türkiye Devleti’nin atası Osmanlı İmparatorluğu bu savaşı kaybetti ve kazanan devletlerle  yapılan anlaşmalar gereği kapitülasyonları ve İmparatorluk’un çöküşünü hazırlayacak başka birçok maddeyi kabul etmek zorunda kaldı. Serv ve Mondros anlaşmaları uyarınca Osmanlı toprakları üzerinde İngiltere kontrolünde  Ermenistan ve Kürdistan devletleri kurulması da karara bağlandı. Ermeni katliamlarının süregeldiği veya hemen akabinde yapılan bu anlaşmalarda (1918-1920) “Soykırım” lafı pek geçmese de aşağıdaki madde sabitlendi.


“Savaş Suçları (madde 226-230): Savaş döneminde katliam ve tehcir suçları işlemekle suçlananlar yargılanacak.


Bu maddeye rağmen, olmuş ise ispatlanma ihtimali varken Ermeni Soykırımı o yıllarda resmi olarak kabul edilmedi. Bugün birçok yabancı ülke yetkilisi ve Türkiyeli vatandaş 100. yıl dolmadan Türkiye’nin soykırımı yaptığı gerçeğiyle yüzleşilmesini istiyor. Olayın üzerinden tam 100 yıl geçti ama, Türkiye bunu resmi olarak kabul etmemekte hala ısrarlı. Türkiye üzerindeki baskılar özellikle son yıllarda çok daha belirginleşti.


Ortada büyük bir Ermeni katliamı olduğu aşikar. Zaten bunu kimse inkar etmiyor. Nüfus sayımları ve toplu mezar belgeleri bu katliamları kanıtlar nitelikte. Birçok ülke zaten uzun zamandır tarih kitaplarında 1915’te Anadolu’da yaşananları “soykırım” olarak nitelendiriyor.


Taraflar ve olası sonuçlar


Mantıken her olay, bulunduğu zamanın ve ortamın şartları göz önüne alınarak değerlendirilmelidir. Ne var ki; çoğumuz olaylara bugün bulunduğumuz yerden ve yaşanmışlıklarımızın bize hissettirdikleriyle bakarız. Bu durum da genellikle olayı tarafsız olarak görmemizi engeller.


Birçok kişi için 1915’te Anadolu’da yaşanan olay bir ırkı ortadan kaldırmaya yöneliktir, ama bir o kadar insan da bunun bir ‘Soykırımı’ olmadığından emin. İki görüşü de destekleyen mevcut birçok belge ve araştırma bulunmakta, fakat ne Ermenistan ne de Türkiye, arşivlerini henüz açmadı. Muhtemelen arşivler açılsa bile, insanoğlu genelde inanmak istediğine inandığı için, görüşler pek değişmeyecek.


Olayın soykırım olup olmadığında anlaşamayan Türkiyeliler, başka konularda da birbirinden farklı düşünüyor. Örneğin; bunun bir soykırım olmadığını iddia edenler genelde ulusalcı görüşe yakın, Atatürkçü, “vatan”ın toprak bütünlüğünü savunan ve Türkiye’nin dış veya iç güçler tarafından parçalanmaya çalışıldığını düşünenler. Soykırımı savunanlar ise,  Türkiye’deki tarihsel veya sosyal olaylardan yara almış, bu yüzden ülkesine küskün ve kendini bir miktar ötekileştirilmiş hissedenler. Ayrıca prensip olarak Atatürk karşıtı ve muhtemelen de yedek bir “vatan”ları var.


Peki bunu kabul etmeyen Türkiyeliler neden davalarında bu kadar ısrarcılar? Belki artık oynanan oyunlara alet olmak istemedikleri, belki de Ermeni komşusunun dedesinin kendi dedesi tarafında öldürülmüş olma ihtimalini kabul edemeyişlerindendir. Böyle bir ihtimal varsa bile dedesinin günahının vebalinin ona ait olmadığını düşündüğü de olabilir sebep.


Türkiye, Ermeni Soykırımı’nı kabul ederse ne olacak?


Ya ısrarlara ve suçlamalara dayanamayıp kabul ederse ne olacak? Türkiye resmi olarak Soykırımı yaptığını imzalarsa bu durumdan karlı çıkacaklar kimler? Sadece köy isimlerini Ermeniceleri ile değiştirilip her şeyin tatlıya bağlanacağını düşünmek biraz naif olmaz mı?


Bu kabulün karşılığında Türkiye Ermenistan’a ya toprak verecek ya da para. 1915’te yakılan köyleri versek? Bugünkü Kürt aşiretleri büyük dedelerinden kalan köyleri terk etmek isteyecekler mi? Ya da Erivanlılar kendi evlerini bırakıp o köylere gelip yerleşmeyi düşünürler mi? Türkiye’nin Almanya kadar gelişmiş bir endüstrisi olmadığına ve açlık sınırında yaşayan milyonlarca insanı olduğuna göre, vergi verebilmesi durumu da şaibeli. Bu durumda Türkiye  mecburen ipleri başkasının eline verecek ve 1923 öncesi gibi boyunduruk altında yaşaması söz konusu olacak.


İç hesaplaşma


Yıkılmak üzere olan bir imparatorluğun böylesine sistematik bir katliam yapmış olması ve o anda ülkede hüküm süren dış güçlerin bundan haberi olmaması ne kadar mantıklı? Savaş sonrası tarihinin en zayıf dönemini yaşayan ve diğer bütün şartları kabul etmiş Osmanlı İmparatorluğu’na Ermeni Soykırımı da kabul ettirtilemez miydi?


Acılar 100 yıl sonra taze kalabilir mi? Zaman her şeyin ilacı değil miydi? Türkiye’nin 1915’i soykırım olarak tanıması yerine, bu olayın yol açtığı maddi ve manevi yıkımları gidermek konusunda ne yapılabileceği tartışılsa daha doğru olmaz mı? Yeni mağduriyetler yaratmak mı çare?


Ermeniler ile bir sorunum olmadığını, ne katliamları ne de soykırımı desteklemediğimi anlatmak için neden mantığımın almadığı delillerle soykırımı kabul etmem bekleniyor? Irkçı görüşten olmadığımı ama gördüğüm ikiyüzlülüklere duyarsız kalamadığımı nasıl anlatabilirim?


Ya da aynı şekilde Kürtler’in yaşamış olduklarından üzüntü duyduğumu ve onları ülkemdeki diğer vatandaşlardan farklı görmediğimi ispatlamak için neden 35 yıldır silahlı faaliyet yapan, uyuşturucu ticaretinden gelir sağlayan ve muhtemelen dünyanın en güçlü ve donanımlı yasa dışı topluluğunun terör örgütü olmadığını kabul etmem bekleniyor?


Tarih hep kanla yazıldı ve tarih kitaplarını hep kazanan taraf yazdı.


Bugün gözümüzün önünde cereyan eden olayların bile aslında göründüğü gibi olmadığı, paralellerin, MİT’in ya da Derin Devlet’in yapmış olabileceği düşünülürken, yüz yıl önce yapılanlardan emin olmak tarafsızlığın ihlali hatta çifte standart uygulamaktır.


1915’in büyük bir katliam mı, yoksa bir ırkın soyunu kırma teşebbüsü mü olduğu belki de hiçbir zaman açıklığa kavuşamayacak, çünkü zaman makinesi henüz icat edilmedi.


Kaldı ki çok yakın tarihimizde yaşanan toplu cinayetler, petrol uğruna çıkartılan savaşlar, bombalanarak yok edilen kültürel mirasların üstü örtülü beklemekte. Bunların failleri hali hazırda yaşamaktayken, hatta medyada ve göz önünde konuşmaya devam ederlerken, bütün dünyanın yüz yıl önce katliam yapanların torunlarına dedelerinin işlediği suçu kabul ettirmekten başka derdi yok gibi.


Ayrıca “mağdur olan masumdur” düsturu güdüldüğünden midir nedir, o günlerin savaş zamanı olduğu ve katliam yapanın sadece Türklerin olmadığı da göz ardı edilmekte. O karmaşa döneminin mağdurları sadece Ermeniler değildi, Balkanlar’da, Kafkasya’da tarihin en büyük Müslüman katliamları bu dönemde yaşanmadı mı?


Soykırımı kabul eden ülkelerin genelde Hristiyan dinine ait olmaları da manidar. Ermeniler Türkiye’deki en büyük Hristiyan çoğunluk değil de, misal Budist olsalardı, Hristiyan ülkeler “Soykırımı kabul edin” diye bu kadar baskı yapacak mıydı?


İkiyüzlülüklerimiz


Amerikalıların Kızılderililere , İngilizlerin Hindistan’a yaptığı katliamları soykırım olarak tanımlamayan ülkeler Türkler’e atalarının yaptığının “soykırım” olduğunu kabul etmeleri için ısrar ediyor. Soykırım inkarını seçim malzemesi olarak kullanan partiyi başa getirmiş “yetmez ama evetçiler” ve vakıf mallarının kendilerine geri verileceği vaadi üzerine aynı partiye oy vermiş Ermeniler, ülkeyi tarihiyle yüzleşmeye davet ediyor. Bir yandan 12 Eylül Darbesi ile hesaplaşacağız derken aynı zihniyeti üstüste iktidar yapmış bir ülkenin, 100 yıl önceki olayın üzerine bu kadar düşmesi, açıkçası, pek samimi görünmüyor.


Geçmişle yüzleşmenin bugün açısından anlam ve önemi nedir? Tarihle yüzleşmek, sadece geçmişte yaşanmış bir olay hakkında tavır almak mı demektir? Tarihte yaşanmış insan hakları ihlalleri konusunda ne yapmak gerekir? Bunlar üzerinde geniş çalışmalar yapılması gereken derin sorular. Ama önce düşünmemiz gereken başka bir şey var: Ermeni Soykırımı’nı kabul eden ülkelerin hangisinin tarihi temiz, kaçının elleri kanlı değil?










Hangi Gazeteci?


12 Şubat 2016 Cuma

Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi










Bir Taşnak subayının 1920 yılında Beyazıt-Varam Bölgesi'nden yazdığı rapordan


"Türklere karşı en etkili yol, çarpışmadan sonra sağ kalanları kuyuların içine tıkmak ve ağır kayalarla ezmek."


Basar-Geçar'daki Türk nüfusu ayırt etmeden imha ettim. Bazen kurşunlara yazık olmasın dersin ya. Bu köpeklere karşı en etkili yol, çarpışmadan sonra sağ kalanları toplayıp kuyuların içine tıkmak ve bir daha dünyada bulunmamaları için yukarıdan ağır kayalarla ezmek. Ben de öyle yaptım. Bütün erkekleri, kadınları ve çocukları topladım, benim tarafımdan atıldıkları kuyuların içinde kayalarla ezerek hepsinin hayatına son verdim.



Rus Devlet Arşivlerinden
100 Belgede Ermeni Meselesi
Mehmet Perinçek


































28 Nisan 2015 Salı

Armenian Activities in the Archive Documents of General Staff of the Republic of Turkey







Osmanlı Ordusu
Başkomutanlığı
Numara
108


3 ncü Ordudan: Başkomutanlığa gelen numarasız şifredir.

Cevap. 20 Mart 1916 tarihli İstihbarat Şubesi ... ve Ermeniler tarafından Erzurum’da yapılan mezalim hakkında 10 Mart 1916 tarihinde bilgi arz edilmişti. Düşman işgaline maruz kalan köylerden kaçan halka, düşmanın ve özellikle Ermeni askerlerinin pek canice ve vahşice davrandıklarını, genç çocuk ve kızları kaldırarak bilinmeyen bir tarafa götürdüklerini, mal ve canlarını yağmaladıklarını, zaman zaman katlettiklerini, ırza tecavüzün akla, hayale gelmeyecek derecede bulunduğunu söylemekte ve çeşitli kaynaklardan alınan bilgiler de bunu doğrulamaktadır.


21 Mart 1916
3 ncü Ordu Komutanı
Vehip



Ottoman Army
Office of the Commander-in-Chief
Number
108


Unnumbered code sent from the 3rd Army to the Office of Commander-in-Chief

Rejoinder. dated March 20, 1916 Information Bureau … We have previously presented an intelligence report about the atrocities committed by the Armenians [and] … in Erzurum on March 10, 1916. The people who ran away from the villages that were subjected to the atrocities committed by the enemy have been claiming that the enemy soldiers and especially the Armenian soldiers have been behaving murderously and brutally, and that they have raptured all the youth, children, and the girls to an unknown place, that they have pillaged the houses and the stocks, that they occasionally have committed massacres, and that they were committing rapes beyond any thought; all these information have been proven to be true by other sources.


March 21, 1916
3rd Army Commander
Vehip







Osmanlı Hükûmeti
İçişleri Bakanlığı
Emniyet Genel Müdürlüğü
Özel Kalem
2 nci Şube
Genel: 1382
Özel: 91
Gizlidir


Osmanlı Ordusu Başkomutanlığına
İzmit Amele Taburundaki Ermenilerin eşkıya çetelerine yataklıkları devam ettiğinden, 
bunların başka bir yere nakledilmesine dair

21 Mayıs 1917 tarih ve 1273 numaralı tezkereye Ek’tir. Ermeni çetesinin dolaştıkları alan olan orman içinden, köylerine giderlerken kaybolan ve arattırılmakta oldukları daha önce bildirilen, Serindere (Kocaeli, Bahçecik, Serindere) köyünden Hacı Bilâl’ın kızı Hatice ve Aksığın (Kocaeli, Bahçecik, Aksığın) köyünden Süleyman’ın kızı Gülfedar isimlerindeki iki kadınla, Servetiye ( Kocaeli, Bahçecik, Servetiye) köyünden 13 yaşındaki Ahmet oğlu Cafer’in cesetlerinin yarı çürümüş bir halde Efraziye ve Şefkiye köylerinin alt tarafındaki dere içinde bulunduğu ve yapılan keşif neticesinde bunların enselerinden kesilmek ve yaralayıcı aletlerle parçalanmak suretiyle çete tarafından katledildikleri; kadınların elbiselerinin başka bir yerde bulunmasından, soyularak ırzlarına geçildiği de kesin olarak anlaşıldığından, söz konusu çeteyi koruyan ve yataklık eden İzmit Amele Taburlarındaki Ermenilerin başka yere nakillerinin gerektiği, İzmit Mutasarrıflığından en son gelen yazıda bildirilmesine ve daha önce alınan bilgilere göre gerekenin süratle yapılması ve sonucun bildirilmesine çalışılması hususunda tezkere yazıldı efendim.


28 Mayıs 1917
İçişleri Bakanı
Mehmet Talat




Ottoman Government
Ministry of Internal Affairs
General Directorate of National Police Organization
Private Secretary’s Office
Second Division
General: 1382
Private: 91
Secret



Ottoman Army Command Headquarters
On the issue of the harboring of the gangs by the Armenians in the Izmit Workers Battalion, and their transfers to other places.

In attachment to the note dated May 21, 1917, and numbered 1273. The corpses of two women –Hacı Bilâl’s daughter Hatice from Serindere village, and Suleiman’s daughter Gülfedar from Aksığın village– and of a thirteen-year-old boy, Ahmet’s son Cafer from Şefkiye village, who were lost on their way to their villages and were being searched for ever since their disappearance in the forests near their villages, where an Armenian gang was prevailing. They have been discovered in the creek below Efraziye and Şefkiye villages, and after a close inspection of the corpses it has been observed that the victims were massacred by cutting their necks and by tearing them into pieces by means of piercing instruments. Finding of the women’s clothing in a different place it is concluded that they have first been raped and then massacred. Thus, under the light of the information received from the Office of the Governor of Izmit, it became evident that the transfer of the Armenians, who harbored the members of the mentioned gang in the Izmit Workers Battalion, to other places is necessary. A note has been issued for the acceleration of the legal procedures and dispatching of the final results of the issue.


May 28, 1917
Minister of Internal Affairs
Mehmet Talat









3 ncü Ordu Komutanlığı
Kurmay Başkanlığı                                          3 ncü Ordu Karargâhı
1 nci Şube                                                                       4 Ekim 1917
3 ncü Kısım
Numara
939

Başkomutanlığa
2 Eylül 1917’de 36 ncı Kafkas Tümenine iltica eden 156 ncı Alay 12 nci Bölük Komutanı Teğmen Nikola’nın, Ruslar ve özellikle Ermenilerin Müslümanlara yaptıkları kötülükler ve alçaklıklar hakkındaki dikkate değer ifadesi aşağıda arz olunur: Teğmen Nikola’nın bu konuda ayrıca Rusça olarak ifadesi de Ek’te sunulmuştur.

“Sarıkamış Harekâtı” sırasında Rusya’daki Müslümanlar arasında görülen karışıklıklardan dolayı Elizabetpol (Azerbaycan, Gence), Bakû, Ahıska (Gürcistan, Ahıska ) ve daha pek çok yerde Müslümanlar, Kazaklar tarafından katledilmişlerdir. Şimdi Rus ordusunda Ermeniler, kendilerinden nefret edilen kişiler durumundadırlar. Bunlar savaş sırasında genellikle geriye kaçıp, köylerde istirahat ederler ve yalandan hasta olurlar. Kendi kendilerini vururlar, fakat yağma fırsatını kaçırmazlar. Düşman geri çekildiğinde, ilerleyip ellerine geçen tüfek, bomba vesaireyi toplayıp saklarlar. Gerek Türk, gerekse Rus cenazelerini soyarlar. Savaşın başlangıcında, Horasan’da (Erzurum, Horasan) 39 ncu Tümene bağlı bir alaya ait olan ve Ermeniler tarafından toprağa gömülen altı makineli tüfek, araştırma neticesinde meydana çıkarılıp, suçlular askerî mahkemeye verilmek üzere geri gönderildi. Ermeniler, Türkçe bildikleri için Erzurum’da kendilerini Kafkas Müslümanı olarak tanıtarak, bitmek bilmez tecavüzlere karşı daima korunmaya muhtaç olan zavallı Türklerden kızlarla evleniyorlar, daha sonra da basit bahaneler ve kavgalarla zavallıları boşuyorlar. Gerek şehir, gerekse köylerde halktan, özellikle Müslümanlardan aldıkları malların parasını vermezler, ücra yerlerde ve köylerde her zaman namusa tecavüz ederler. Hatta asayişin sağlandığı zamanlarda bile Erzurum’un kenar mahallerinde birkaç defa bu gibi sarkıntılıklarda bulunmuşlar, fakat yakayı ele verenler cezalandırılmışlardır. Bunların köylerdeki tavır ve hareketleri insanlığa sığmaz. Geçen kış; Erzurum’da odun pahalı olduğu için, Ermeniler Müslüman köylülerin evlerini yıkarak, ağaç ve kirişlerini şehre götürüp satıyorlardı. Bu kirişleri yalnız sakinleri göç eden evlerden sökmüyorlardı. Ermeniler, bir köye gidiyor, herhangi bir eve girerek, evin sahibine, bu odayı bana ver diyor, ya da ev halkını tamamen dışarıya atıp, bir-iki gün oturduktan sonra damını sökerek, yine aynı evin kağnısı ile şehre götürüp satıyorlardı. Müslümanların güzel kızlarını ve gelinlerini, sen önce Ermeniydin diye yakalayıp götürüyorlar. Eğer, kız veya kadın Ermeni değilim diyecek olursa dövüp, tehdit ediyorlar. Şayet bunlardan bazıları idarecilere şikâyet etme fırsatını bulabilirlerse, idareciler bunları Ermenilerin ellerinden alarak ailelerine teslim ediyor. Ermenilerin köylerde ne gibi mezalim yaptıklarını aktarabilmek için, Erzurum’un içinde meydana getirdikleri kötülük ve yüz kızartıcı olaylardan bazılarını anlatmak yeterlidir.

Geçen yılın Haziranında [1916] Müslüman elbiseleri giyinmiş birkaç kişi, bir iki tüfek ve bir mitralyöz ile Karskapısı civarındaki yüksekçe bir evin üzerine çıkarak, buradan Erzurum Müstahkem Mevki Komutanının oturduğu yere ateş etmeğe başladılar. Tabiî yakalandılar. Bunlar kendilerinin Müslüman olduklarını, din ve devlet uğrunda her türlü fedakârlığı yapacaklarını, bütün Müslümanların isyan ederek Rusları perişan edeceklerini, maksatlarının temini için gereğinden fazla asker ve silâhları olduğunu, bir kahraman edasıyla söylediler. Ruslar, bunların bu hareket ve ifadelerinden dehşete düştüler. O sırada Erzurum’da bulunan Yekastritagoravski Polk hemen Müslüman evlerini aratmaya başladı. Ermeniler de güya silâhları meydana çıkarmak ve aranacak yerleri göstermek bahanesiyle rasgelen evlere girdiler, bütün şehri yağma ettiler. Para, gerdanlık, kemer, bilezik, halı, kumaş ne buldularsa götürdüler. Birçok kadına tecavüz ettiler. Arama neticesinde kalemtıraş ve ekmek bıçağından başka bir şey bulunamadı. Aramalar tamamlanınca Müslümanlar toplanarak komutanın yanına gittiler. Talandan, tecavüzlerden şikayet ettiler. Komutan Ermenilerin gasbettikleri mallardan bir kısmını geri alarak sahiplerine iade ettirdi. Türklerin isteği üzerine komutanın karargâhına ateş edenlerle Türkler yüzleştirildi. Haydutlardan birinin, zamanında Erzurum’da kuyumculuk yapan bir Ermeni olduğu anlaşıldı. Erzincan ve Trabzonlu iki Müslüman da diğer iki kişinin Ermeni olduğunu ispat etti. Bunun üzerine Rus idarecileri, Erzurum’da bulunan bütün Ermenilerle civarda bulunan Türkiye Ermenilerinden birçoğunu geri taraflara sürdü. Silâh kullanan söz konusu şahıslara ne yapıldığını iyi bilmiyorum. Erzurum civarındaki köylerde Rus birlikleri bulunuyor. Ermeniler, Kân köyünde (Bayburt, Arslandede.) geceleyin bir Rus nöbetçisini öldürdüler. Cenazeyi parça parça ederek sabahleyin çuval içine koyup, bir Müslüman hamala verdiler. Bu çuvalı, Müslüman ve memleketin ileri gelenlerinden biri olan belediye reisinin evinin önüne bırakmasını tembih ettiler. Hamala yolda rasgelen iki Rus askeri, çuvalda ne olduğunu sorarlar. Hamal, içinde ne olduğunu bilmediğini, götürüp belediye reisinin evinin önüne bırakacağını söyler. Askerler çuvalı açmasını, içinde kendilerine yarayacak şeyler varsa satın almak istediklerini söylerler. Fakat hamal kendisine ait olmadığı için buna razı olmaz. Askerler, sen bize satmak istemiyorsun, götürüp Müslümanlara satacaksın diye çuvalı indirip açarlar. Hamal tutuklandı. Fakat yapılan soruşturma neticesinde katillerin Ermeni olduğu anlaşıldı ve askerî mahkemeye verilmek üzere geri gönderildiler.

Rusların, Erzurum’da gösterdikleri muhalefet ve dikkate rağmen işgalin başlangıcında son derece önemli yağma ve katliam yapıldı. Namusuna tecavüz edilmedik ancak bir-iki yüz kız kaldı desem abartmış olmam. Şu olayı asla unutamam: Erzurum’un güneyinde bir mahallede bir eve giren Ermeniler, genç bir anneyi direğe, babayı da diğer bir direğe bağlayıp, bunların bir yaşında olan çocuklarını da sofa ortasına çaktıkları kazığa geçiriyorlar. Çocuğun cenazesini ben bizzat gördüm. Annesi delirmiş, Erzurum’da başıboş geziyordu. Bu durumundan dolayı kadını evine almak istemeyen kocasını, idareciler eve almaya mecbur ettiler.

Bizim Alayla Hasankale’ye (Erzurum, Pasinler) gideceğimiz sırada, kasabanın doğusunda yol üzerinde rastladığım, insanlık için silinmez leke olan, utanç verici bir manzarayı istemeyerek söyleyeceğim. Cinsel organına kocaman bir kazık çakılmış olarak yerde yatar vaziyette bulduğumuz, güzel ve genç bir Türk kadının cenazesini, gözlerden uzak olacak şekilde yolun uzağına götürüp bıraktık.

Ermenilerin bu hareketleri, Müslüman Türklere karşı duydukları kinden çok, yaratılışlarından kaynaklanmaktadır. Rus ordusundaki yolsuzlukların tamamını Ermeniler yapmışlardır. Meydana gelen kavga, hırsızlık, öldürme, fuhuş gibi olayların failleri mutlaka Ermenilerdir. Ruslar da bu düşüncededir. Herhangi bir Rus’a, hatta Kazak’a, Türk ile Ermeni mukayese ettirilse, Türk’ü daha ılımlı, medenî ve saygıdeğer bulur. Ermenilerin bu hallerinden bıkmış olan Kazaklar, şayet bir Ermeni’ye tenha bir yerde rastlar ve yakalanmayacaklarını da akılları keserse hemen öldürürler. Rus ordusunda Ermeniler hakkında, istisnasız şu şekilde lanet okunduğunu duyarsınız: “Ermeniler Cehenneme” . Bu konuda elde edilecek bilgilerin, sırasıyla görüşlerinize sunulacağı arz olunur.

3 ncü Ordu Kumandanı emriyle
Lojistik Destek Hizmet Müfettişi
Albay Muhittin






3rd Army Command Headquarters
Staff Office                                                   3rd Army Headquarters
1st Division                                                               October 4, 1917
3rd Branch
Number
939


To: General Headquarters
Following is the testimony of Lieutenant Nikola, commander of the 12th Company of the 156th Regiment, who has taken refuge in the 36th Caucasus Division on September 2, 1917. Especially the parts about the Russians’ and Armenians’ vile atrocities directed to the Muslims are worthy of mentioning. Lieutenant Nikola’s testimony in Russian is also attached.

During the “Sarıkamış Campaign,” Cossacks taking the tumultuous events between the Muslims in Russia for granted have massacred a lot of Muslims in Elizabetpol, Bakü, Ahıska, and else where. Now the Armenians in the Russian Army are abhorred. They generally run away from the fronts and stay in the villages pretending to be ill during the war. They shot themselves, but they never miss the opportunity of pillaging. When the enemy withdraws they gather the guns and ammunitions and hide them away. They loot both the Turkish and Russian corpses.

In the beginning of the war, six machine guns that were hidden away by the Armenians affiliated to the 39th Division, in Horasan, were unearthed after the investigations; the felons were caught and were sent to Martial Court. Since the Armenians could speak Turkish, by introducing themselves as Caucasian Muslims they were marrying the poor Turkish girls who are desperately in need of protection from the never-ending attempts of rape. Then, by making up simple pretexts they are divorcing them. They never pay for the goods they take either in the town or in the villages, especially for the goods they take from the Muslims, and they always rape people living in the remote areas, and in the villages. Even at the times when the public order was established, they have attempted rapes at the outskirts of Erzurum; however, those who were captured have been punished.

Their behaviors and actions in the villages cannot be considered humane at all. Last winter, because the wood was expensive, the Armenians were pulling down the Muslim houses and were selling their timber and beams in the town. They were not taking the beams from the deserted houses only. When the Armenians went to a village they would enter a house and claim a room for a night or two, or they would throw the household out, stay there for coupe of days; and as they leave they would pull down the roof, load it on the oxcart of the house, take it to the town and  sell it there. They were taking away the beautiful Muslim girls by saying that they were previously Armenians. If they were to resist, the Armenians would beat them to death, or threaten them. If those women could find a way to complain about the events to the administrators, they are returned to their families by rescuing them from the hands of the Armenians. In order to be able to narrate the atrocities committed by the Armenians in the villages better, it will be enough to mention some of the disgraceful events in Erzurum.

Last year, in June [1916], couple of people in disguise of Muslim climbed the roof of a house with two guns and a machinegun, and opened fire on the house where the Commander of Erzurum Fortified Rank dwelled. Of course they wee caught. They claimed in a despising manner that they were Muslims, that they were ready to make sacrifices to do anything for the government, that all the Muslims were ready to rebel against the Russians, and that they had more than enough soldiers and arms to achieve their goals. Upon hearing these Russians fell into despair. Yekastritagoravski Polk who was in Erzurum then started a search on the Muslims’ houses. Armenians under the pretext of showing where the weapons were hid entered the houses and pillaged the whole town. They took away everything they could find like money, necklaces, belts, bracelets, carpets, and fabrics. They raped a lot of women. Nothing except pencil sharpeners and bread knives were found during the searches.

When the searches were over Muslims gathered and visited the commander. They complained about the pillaging and the rapes. Commander by taking some of the stolen articles from the Armenians returned them to their owners. Upon the request of the Turks the ones who opened fire on the commander’s headquarters were brought before the Turks. It was understood that one of the bandits happened to be an Armenian jeweler in Erzurum previously. Two Muslims from Erzincan and Trabzon proved that the other two were also Armenians. Upon this, the Russian administrators sent all the Armenians in Erzurum and some of the Turkish Armenians away into the rear regions. I am not sure about what happened to those who opened fire on the headquarters.

There are Russian Army Units in the villages neighboring Erzurum. Armenians killed a Russian guard in Kân village. They tore his body limb by limb, put in a sack, and gave it to a Muslim porter. They told him to leave the sack in front of the mayor’s house, who was one of the leading men of the town and the Muslim community. Two Russian soldiers whom he met on the way asked him what was in the sack. He told them he was ordered to take the sack to mayor’s house and leave it there. The soldiers told him to open the sack and if there were something they could purchase they would buy it. The porter saying that the sack was not his, refused their wish. But the soldiers saying that he was taking the sack to the Muslims to sell, opened the sack. Porter was arrested. Upon an interrogation it was understood that the murderers were Armenians, and they were sent to Martial Court. Despite the Russians’ utmost opposition and attention there have been extremely important pillaging and massacring in Erzurum. I would not be exaggerating if I said there are only one or two hundred girls left untouched. I can never forget this incident. 

Armenians who entered into a house in southern Erzurum, having tied a young mother to a beam of the house, and the father to another beam impaled their child of only a-year-old. I saw the child’s corpse myself. His mother went mad, and she was wandering in Erzurum alone. Her husband who did not want to take her in the house was forced by the administrators to take her in.

I will not tell on a scene, which I believe is an inerasable shame for the mankind, we have met on the eastern part of the town with our regiment on our way to Hasankale. We found a body of a young and beautiful Turkish woman, lying on the road, who was impaled from her genitals at the site, and carried her off the way to somewhere out of side.

Those atrocities do stem not from Armenians’ hatred towards the Turks, but rather from their very nature. The Armenians committed all the impropriety in the Russian Army. The instigators of the fights, pillaging, murders, and prostitutions are the Armenians. Russians are in the same belief. If one asks for a comparison between a Turk and an Armenian to any Russian or even to a Cossack, they will find the Turk more moderate, more civilized and respectful. Cossacks, who had enough of these Armenians’ actions, would kill them without any hesitation at all if they find it plausible and meet them in lonely places. You can always hear a curse in the Russian Army on the Armenians. “Armenians to Hell” Further information to be received, will be presented to your considerations.

Upon the orders of the 3rd Army
Logistic Support Services Inspector
Colonel Muhiddin










Dokuzuncu Ordu Kumandanlığı Kars
Erkân-ı Harbiyyesi 29-8-34
1 nci Şu’be
4098
3445

Şark Orduları Grubu Kumandanlığına
Ermenistan dâhilinde firâr ederek Dokuzuncu Fırka Karargâhına gelen iki Müslimân’ın ifâdesine nazaran Antranik’in Zengezor havâlîsinde bulunan kuvvetleri on beş gün mukaddem Arpa mevkii şimâlindeki Savur ve Darlağıski havâlîsine gelmiş ve Malişki; Keşişkend; Hasankend köyleri mıntakasında bulunuyormuş. Antranik de şimdiki hâlde Hasankend köyünde imiş. Hudûd hâricine çıkartdığımız Ermeniler de Antranik kuvvetlerine iltihâk ederek havâlî-i mezkûrede İslâmlara her türlü zulm ve cefâ icrâ etmekde ve evlerinden çıkartarak açlığa mahkûm edilmekde ve muhâceretlerine de müsâade edilmemekdedir. Hatta bu iki adam otuz erkek kadar arkadaşlarıyla bu tarafa firâr ederken Antranik kuvvetleri bunların yollarını keserek üzerlerine âteş etmiş, ancak bu ikisi kurtulmuşlardır. Ve mütebâkîsinin ne olduğu belli değildir. Hatta köylerinden çıkmayan ve toplu bulunan İslâm ahâlîye karşı top isti’mâl etdiklerini mezkûr iki Müslimân söylemişdir. 

Binâen aleyh bu husus ve bi-l-hâssa bu mıntaka hakkında evvelce de arz edildiği vechle İslâmların Ermenistan dâhilinde vaz’iyyetleri fevk-al-âde elîm bir hâl almışdır. Ve Ermenilerin bu tarz hareketleriyle bir ay sonra memleketlerinde hiçbir İslâm bırakmamak ve dâhilen serbestledikden sonra zemîn-i fa’âliyyet ve teşebbüslerini hudûdun bu tarafına kadar tevsi’ etmek maksadını ta’kîb etdikleri anlaşılmakda olduğunu arz ederim.

 Dokuzuncu Ordu Kumandanı
 Mîr-livâ
 Şevkî 
(CİLT 2)








ARŞİV BELGELERİYLE ERMENİ FAALİYETLERİ 
1914-1918 - CİLT II
ARMENIAN ACTIVITIES IN THE ARCHIVE DOCUMENTS 
1914-1918 -VOLUME II

Genelkurmay ATASE ve Genelkurmay Denetleme Başkanlığı 
Yayınları, ANKARA








______________
______________









ilgili