Translate

zahide uçar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zahide uçar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2016 Salı

Türk Milleti İkinci Yolu Seçip Başaracaktır...




ME-LE Türk Halkını BELE (uyut)


1-Fethullah Gülen’in Onursal Başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından düzenlenen 28. Abant Platformu’nun sonuç bildirgesinde, “Devlet, tüm din ve mezheplere eşit mesafede olmalı. Bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalı veya statüsü tarafsızlık ilkesi ışığında yeniden tanımlanmalı” denildi. (YeniÇağ)


2-Öcalan görüşmelerinden sızan tutanakta gözden kaçan önemli bir bilgi var.
“-Öcalan: Kürtlerin yaşadığı gizli bir İslam var.
– Altan: Tarikatlar da örgütlendi.
– Öcalan: Geliştirin benden daha iyi biliyorsun.”


3-“Erdoğan Güneydoğu’da meleler ile görüşecek” diye bir haber geçti. 2012 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı, Doğu ve Güneydoğu’da imam ve Kur’an öğreticisi olarak çalışacak bin kişiyi mele olarak atamıştı. Mele Kürtçe bir kelime, Türkçeye ‘imam’ olarak çevriliyor. Aynı zamanda ‘molla’ kelimesinin de eşanlamlısı olarak kabul ediliyor. Doğu ve Güneydoğu’da varlığını koruyan medreselerde yetişiyorlar.


4-“Organ bağışına Diyanet darbesi” başlıklı haberde, “Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, organ naklinin caiz olmadığı belirtilirken, sadece zaruret durumunda böylesi bir adım atılabileceği belirtildi.”


Bilimle kavgalı Eş’ari İslam’a hoş geldiniz. Emevi dini… Gene dini kullanarak bir devleti daha yıkmaya niyetlendiler öyle mi?İspanya’da Beni Ahmer Devleti(1232-1492) cemaatler-tarikatler nedeniyle yıkılmıştır. Yıkıldığında devlet içinde 1400 adet cemaat ve tarikat vardı. İngilizler yetiştirdikleri ajanlarına Osmanlı Devleti içinde tekkeler kurdurmuştu.

Dr. Ramazan Kurdoğlu “Evanjelizm- Dünya İmparatorluğu ve Türkiye” adlı kitabında, “Osmanlıların Avrupa masonluğunda kendi tarikatlarını bulduklarını ve bu aşinalığın masonluğun Osmanlı İmparatorluğu’na yerleşmesini kolaylaştırdığını biliyoruz” diyor.

Ve Kurdoğlu devam ediyor, “İslamiyet ile masonluk bağdaşır mı? Cengiz Özakıncı’nın dediği gibi: ‘Ülkeyi perde gerisinden masonlar, perde önünden İslamcılar yönetiyorsa, bu durumda perde gerisindeki masonların ülkeyi perde önündeki İslamcılar aracılığıyla yönettikleri düşünülebilirdi.’


Masonluk milli değerlere karşıdır. Evrensel değerleri savunduğunu iddia eder. Bazı siyasi ümmetçiler-İslamcılar da milli değerlere karşı aykırı görüşleri her fırsatta dile getirmiyorlar mı?


Şimdi sözümüzü bir soru ile bitirelim. Günümüzde, İstanbul’daki camilerimizden birinde, Cuma günü Müslümanlara, Cumartesi günü Sabataylara vaizlik yapan hem tarikat mensubu, hem de mason locası üyesi bir hoca efendi var mıdır? Cevabı evet..” diye yazıyor.


Yavuz Sultan Selim’im Mısır’ı alması ile birlikte oradan Eş’ari din alimlerini İstanbul’a getirmesiyle Türklerin bilimle barışık aydınlık yüzü olan Maturidi İslam Eş’ari alimlerinin baskısıyla karşılaştı. Öyle ki; Yunus’un dizelerini okuyanların kelleleri vuruldu.


Günümüzde Ömer Dinçer’in Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde Yunus’un; “Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni” Dizelerinin sansürlendiği gibi… Molla Kasım’ın varisleri…



Gelelim 4 haberin yorumuna:


Atatürk Cemaat ve tarikatlerin Beni Ahmer Devleti’nin yıkılışındaki rolünü incelemişti. Osmanlı’nın yıkılışı sürecindeki rollünü de iyi biliyordu. Kurtuluş savaşı sürecinde birçok tarikat şeyhi İngiliz, Amerika ve Yunanistan gibi işgalcilerin safında yer almış, iç isyanlar başlatmışlardı.


Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda, Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Böylece İslam Kur’an dini haline getirilerek, her biri ayrı bir din haline gelen tarikatlerin-cemaatlerin saltanatına son verildi.


Fettullah’ın Onursal Başkanı olduğu Abant Platformu’nun sonuç bildirgesinde, “Devlet, tüm din ve mezheplere eşit mesafede olmalı. Bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalı veya statüsü tarafsızlık ilkesi ışığında yeniden tanımlanmalı” denilmesinin arkasında amaç, süreci 1920 öncesine döndürerek, İslam’ı Evanjelizmin hizmetine verecek biçimde dönüştürmektir. Papa ile “hiçbir resmi sıfatı olmamasına rağmen” boşuna dinler arası diyalog başlatmadı. Kelime-i Şahadet’ten Peygamberimizin adını çıkararak Evanjelist Müslümanlığa adım attılar.


Altan’ın Öcalan’a; “Tarikatlar da örgütlendi” demesi, Tarikatların yabancı istihbaratların kontrolünde, Türkiye Cumhuriyeti Devletine savaş başlatarak, 100 yıl önce başaramadıkları Sevr projesini hayata geçirebilmek için çalıştıklarının itirafıdır aslında.


“Molla” kelimesinin de eşanlamlısı olarak kabul edilen meleler, Doğu ve Güneydoğu’da varlığını koruyan resmi olmayan medreselerde yetişiyor. İkbalini bebek katilinin ipine sarılmakta gören Erdoğan, meleler ile neyi görüşmüş olabilir? Bu adamların zihniyeti nedir? Konuşulmayan, yazılmayan üstü örtülü karanlık konular.


Organ bağışı “caiz değil” diyen diyanet, Eş’ari İslam anlayışı ile bana 433 yıl önce rasathanenin yıkılma fetvası veren şeyhülislamı hatırlattı: 3.Murad’ın emriyle şeyhülislam ; “Gözlem yapmak uğursuzluk getirir. Meleklerin sırlarını küstahça anlamaya çalışmanın vahim sonuçları çok açıktır. Gözlem yapılan hiçbir memlekette işler yolunda gitmemiş ve devlet yapısı mutlaka zelzeleye uğramıştır” diye fetva verdi. Bu fetvayla Tophane’deki rasathane yerle bir edildi.


Tophane’de rasathane yıkılırken, Avrupa’da Galilei, Kepler, Pascal, Leibniz, Newton gibi bilim adamları Uluğ Bey’in açtığı yoldan yürüdüler.


Mavi kitabın yazarı Arnold Toynbee 1960’lı yıllarda şöyle bir uyarıda bulunuyor: “Batı için Güney Müslümanlığı (Suudi Arabistan – Kahire ekseni) tehlike olmaktan çıkmıştır. (Bir şeyhi satın alıp diğerlerini yönetebilirsiniz.) Ancak Kuzey Müslümanlığı (Semerkant – Buhara İstanbul ekseni veya Türk Müslümanlığı) mutlaka kontrol altına alınmalıdır. Batı için her daim tehlike oluşturabilir. (Daima Atatürk gibi bir asi çıkarma potansiyelleri vardır.) Dr. Ramazan Kurtoğlu”


Merve Kavakçı Erdoğan’ı eleştirirken, “Rejimin hedefinde Kürtler ve muhafazakarlar vardı. Bugün İmralı ile görüşme aşamasına gelindi fakat 28 Şubat’la yüzleşme bir türlü tam anlamıyla olamıyor” dedi.


1919 ve sonrası yıllarda yabancı istihbaratların kontrolündeki tarikat ve cemaatlerin Kürtçülerle yaptığı ittifak günümüzde yeniden ortaya çıktı.


Ülkemizde sadece Türklüğe operasyon yapılmıyor. Türk Müslümanlığı olan bilimle barışık Maturidi(Kur’an İslamı) Müslümanlığına da operasyon yapılıyor. Müslüman Türkler uyanmasın diye “Müslüman maskeli bir parti” kullanılarak operasyonu gerçekleştiriyorlar.


“Koalisyondan Kan Damlıyor” başlıklı yazımda; 10 Kasım 1938’den sonra T.C. Devleti’ni dönüştüren emperyalist devletler, kullandıkları yerli siyasetçileri bir sevgili itinası ile kullanıp deşifre etmezken, bu yeni işbirlikçileri “tepe tepe bir metres gibi” neden kullanıyor acaba? Diye sormuştum. Sorunun cevabını bu yazımda vereyim:


Kuzey Müslümanlığı (Semerkant – Buhara İstanbul ekseni veya Türk Müslümanlığı) operasyona uğruyor. Eş’ari Müslümanlığa evrilerek emperyalizmle uyumlu hale getiriliyor. Müslüman maskeli siyasetçilerin ülkeyi parçalanma noktasına getirmesi ve emperyalizmin elinde oyuncak olması, sadece siyasi iktidarı değil, destekçilerinden de nefret edilmesine neden oldu. Milli, vatanın birlik ve bütünlüğünden yana olan kesim, bu mandacı zihniyetten her gün daha fazla nefret ederken, temsil ettikleri bütün simgelere de soğuk bakmaya başladı.


Bir değeri dönüştürmek, yok etmek isterseniz, o değeri en itibarsız kişi ve kurumların kullanımına verirsiniz. Bu yeni işbirlikçileri “tepe tepe bir metres gibi” kullanmalarının nedeni, muhalif olan kesimin işbirlikçilere olan nefretini artırmaktır. Çünkü o kişi ve kurumlara olan nefretiniz, “fark etmeden” savundukları bütün kavramlara karşı da yönelecektir.


Bir lise müdürü öğrencilerin arasında ateistliğin arttığını söyleyerek bir gözlemini aktardı. Mevcut siyasi uygulamalara, yolsuzluklara, talana kızan öğrenciler aralarında şöyle konuşuyormuş: “Allah varsa, bunların yaptığını görmüyor mu? Olsaydı bunlara izin vermezdi.”


AKP siyaseti sadece ülkeyi bölünmeye götürmüyor, bütün değerleri parçalıyor. Yıldırımlara gebe gerilimler yaratıyor. Egemen Bağış Amerika’da; “Biz Osmanlı’nın 1860 misyonunu temsil ediyoruz” demişti.


1860 ile başlayan süreç Duyun-i Umumiye’yi getirdi. Devlet en verimli topraklarını kaybetti. Atatürk’ün adını kazımak isteyen mandacı siyasiler, son Halife Abdülmecit’e “dedemiz” demişti. Biz de; “PKK’nın kirli parası 50-60 milyar doları pazarlık konusu yapan” AKP’ye yakışır diyoruz. Tarihçi Sinan Meydan’ın verdiği bilgiye göre; dedeleri Abdülmecit Efendi halifeliğini satışa çıkartıp Mısır ile pazarlığa oturmuş(!).. Herkes kimi seveceğini iyi biliyor(!)..


Bize gelince, önümüzde iki yol var:

Ya olanlara teslim olup yok olacağız, ya da “bütün hainlerin işaret fişeği çakılmış gibi” ortaya çıkmasını fırsata dönüştürüp bir “ARINMA” sürecine girip, 1938 tarihinde yarım kalan T.C. Devletinin oluşumunu tamamlayacağız. Bir defa daha emperyalist canavarlar arkasına bakmadan kaçacak.


Türk Milleti ikinci yolu seçip başaracaktır.



Zahide Uçar
İLK KURŞUN 12 Mart 2013










15 Ocak 2016 Cuma

Türk Halkına Uyarımdır!..



Türkiye ürkütücü bir savaşa sürüklenmiştir. Önce ülkenin bütün kolon direklerini yıktılar. Bütün halkı borç batağına sürüklediler. Dış ticaretimiz Libya’dan Rusya’ya kadar yok edildi. Elde kalan turizm gelirleri de terör ile kurşun yedi. 

Yani, Türkiye üzerinde emelleri olanlar gırtlağımıza sarıldı. 78 milyon insanımızın 25 milyonu kredi batağında kendi derdine düşürülmüştür. Olup bitenden haberi yoktur. 

Adalet yok, hukuk yok!!. Dilimize, dinimize savaş açıldı. İlkokullarda Latin harfleri Arapça söylenişe uydurularak okutuluyor. Ülkede satılmayan bir şey kalmadı. Dış borç gırtlakta… Kısacası;

Ekonomik bağımsızlığımızı hepten kaybettik. Bir hatırlatma yapayım:

Rusya çözüldüğünde Almanya borcuna karşılık Rusya’dan sınırda bir yeri, yani resmen toprak istemişti. O olmazsa Gazprom’u verin demişti. Bu durumda köşeye sıkıştırılan Türkiye’den neler istenir, siz düşünün artık. 

ABD ve müttefikler Irak’a girdiğinde asıl hedefin Türkiye olacağı belliydi. Çünkü Türkler uyumsuzdur. Durur durur, oyun bozar. Emperyalizm çizdiği yenidünya haritasına her ülkeyi ve birçok ırkı kolay monte edecek hale getirebiliyor ama, Türklere güvenemiyor. Türkler o tabloyu bozabilir diye tedbirini aldı. 

Erdoğangiller familyasının hastalıklı ruh hallerini maymuncuk olarak kullanıp ülkemize girdi. Muhalefeti hadım etti. 

Erdoğangiller Familyasının mecburiyetleri ülkeyi batağa sürükledi. AKP ve Erdoğan’ın mecburiyetleri; Türk Halkını, “yılan-çıyan-akreplerle” bir yatağa soktu. O yatağa sokarken de millet her türlü psikolojik operasyonla narkoz odalarına hapsedildi.

Soros’un 8 milyon dolar para dağıttım dediği vesikalı gazeteciler ve medya organları Soros’un bir bölüğü gibi Türk Milletinin bütün değerlerine saldırdı. Bilgisi zayıf olanlar kendini koruyamadığı için beyin işgaline uğradı. Televizyonlar milletin üzerine sürekli psikolojik operasyon kustu.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütün etrafı boşaltıldı. Suriye’den Irak’a terör bataklığı oluşturuldu. Ülkemizin içinde uyumaya bırakılan yüzlerce terör örgütü elemanı uyanmaya hazır bekliyor. Yabancı istihbaratlar cirit atıyor. Daha vahimi; Başbakanlığa bağlı Kamu Müsteşarlığında yabancı istihbarat elemanları çalıştırılıyor. Sayılarının 150 kadar olduğu söyleniyor.

Türk Ordusu her şeye rağmen Güneydoğu’da;

AKP’nin PKK’ya terk ettiği yerleri temizlemeye çalışıyor. AKP Güneydoğu’yu Yemen’e çevirdi. Giden adeta gelmiyor. PKK’ya teslim edilen yerlerde PKK rahat rahat savaşa hazırlanmış. Silah depolamış. Tüneller kazmış. PKK’lı belediyeler bu aziz milletin parasını PKK’ya sebil etmiş. Valiler bu durumu MAL gibi seyretmiş.

Dün “iyi ki bunlarla savaşa girmemişiz” diyenler, üzerinde tepindikleri Türk Askeri nin canı üzerinden bugün sahte milliyetçilik oynuyor. Oynuyor da; “Tavuk götü tövbe tutmaz” der büyüklerimiz. Vatansızlar-bayraksızlar çoktan kıvırmaya başladı bile... AKP içindeki bölge vekillerinin baskısıyla(AKP içindeki bölge vekilleri BDP ‘li vekillerin ruh ikizidir), askeri operasyonları bitirmeye hazırlanıyor. Aldığım duyumlara göre;

Askere operasyonları durdurun diyorlarmış. Asker de “ne kadar temizlik yaparsak kardır diyerek “canı pahasına” operasyonları Ocak sonuna kadar uzatmaya çalışıyormuş... 

AKP buzdolabına “kokmasın(!)” diye sakladığı hain saçılımı, buzdolabından çıkarmaya hazırlanıyor.

PKK baharda iç savaşa hazırlanıyor. En büyük dayanakları İKİZ YASALARDIR… 

Doğu PKK ile, Batı hem PKK, hem de İŞİD, Nusra, Hizbullah ve diğer terör örgütleri ile vurulacaktır. Bunların hepsini ülkeye AKP soktu. Türkiye bu terör örgütleri için adeta bir üs haline getirildi. Artık kontrol edemiyorlar. 

Bir uyarım da Benzin istasyonları konusundadır. Öcalan yakalanmadan önce PKK’ya;

“Bütün yol boylarındaki benzinlikleri alın, yol boylarına benzinlik kurup üs haline getirin” diye talimat vermişti. Bu talimat gereği yol boylarında kurulan veya satın alınan benzinlikler bir üs olarak kullanılacaktır. Türk Halkı o benzinliklerden avlanacak, araçlarına yakıt alamayacaktır.

5-6 yıl önce Yalova’dan Alanya’ya gelmiştim. Yol boyunda benzin almak için girdiğim benzinlikler hep Güneydoğu kökenliydi. Doğrusu Öcalan’ın talimatını hatırlamadan edemedim.

Milli bir MİT’imiz olsaydı, bu durumdan bu kadar endişe etmezdim ama durum ortada… Oslo’da PKK ile masaya oturan, oturmakla kalmayıp şehirlerimizin ağır silahlarla donatıldığını itiraf eden MİT Müsteşar Yardımcısı (Afet Güneş) ve Öcalan’a methiyeler düzen MİT Müsteşarı Hakan Fidan gibiler varken, vatandaş olarak bizler düşünmek zorunda kalıyoruz. Olası bir iç savaşta bu durumu göz ardı etmeyin. İŞİD ile PKK mutlaka iş birliği yapacaktır. Çünkü efendileri aynıdır.

İç savaşa nasıl hazırlanılması gerekiyorsa öyle hazırlanın!!. Yoksa 1915 öncesinde Ermeni örgütlerin silahsız, yoksul ve çaresiz Türkleri avladığı gibi av oluruz. 

Ve, Türk Ordusu’na operasyonları bırakması söylendiğinde hep birlikte ayakta olalım. 

Artık bizim sorunumuz Türk Sorunudur. Adımızı, varlığımızı, VATANIMIZIN varlığını devam ettirme savaşı verecek miyiz? Yoksa Türk adıyla birlikte varlığının da Anadolu topraklarından yok edilmesini seyredecek miyiz?

Karar Türk Milletinin olacaktır ve verdiği kararın sonuçlarına KATLANACAKTIR!!.


Zahide UÇAR
14 Ocak 2016

Senin seviyene henüz hiç kimse erişemedi ATAM



Tarihte hiçbir şekilde siyasi varlık göstermemiş, para basmamış, sınırı olmamış, dili diğer dillerden bozma, alfabesi yok, tarihi eseri, sanatı, arkeolojik kalıntıları yok, ki halk bile diğer halklardan kopanlardan oluşturulmuş bir topluluk ve diğer halkların gelenek ve göreneklerini kullanırken "sen işgalcisin, ben devletimi kuracağım" demesi aklı olana terstir. Sahte tarih ve uydurulmuş dil ile de bir yerlere gelinemez. Zahide Uçar'ın Uygur Türkleri ile ilgili olan yazısını da okuyun, çünkü bazıları kendilerini onlarla eş tutuyor. Biz bu ülkenin işgalcisi değil asli unsurlarıyız. Tıpkı Kıbrıs'ta asli unsur olmamız gibi...


Bölücüler bir yana, vatansever yurttaşlar bir yana....
Zaten insanlar ikiye ayrılır, İYİ-KÖTÜ; VATANSEVER-VATANHAİNİ...
gerisi boştur.SB













25 Mayıs 2014 Pazar

SOMA-MADENCİLİK-KÖLELİK-CİNAYET






"SENSÖR GAZI ALGILAYIP ELEKTRİK SİSTEMİNİ KAPATTI"

"Patlamadan 24 saat önce metan gazı çok arttı. Sensör gazı algılayıp elektrik sistemini kapattı. Ancak galeriyi havalandırıp üretime devam ettiler Isı inanılmaz artmıştı.

"MADENDE SICAKLIK 10 GÜN ARTMIŞTI"

Madendeki sıcaklık patlamadan 10 gün önce artmaya başlamıştı. Galerilerde inanılmaz derecede ısı vardı. Zor nefes almaya başlamıştık. Kömürün içten içe yandığını tahmin ediyorduk. Durumu herkes biliyor, kimse önlem almıyordu. Bir olay yaşanacağından korkuyordum. Bu kaçınılmazdı.

"GAZ DAĞILINCA ÜRETİME DEVAM ETTİLER"

Patlamadan bir gün önce o galeride metan gazı aşırı yükseldi, sensör gazı algıladı, elektrik sistemi kendi kendini kapattı. Ancak galeriye çift fan koyup hava giri şi sağladılar. Gaz dağılınca da üretime devam ettiler. Çünkü oradan çok kömür çıkarılıyordu. Ama galeride sıcaklık hiç düşmedi.

"8 SAATTE 5 DAKİKA MOLA VERİYORLARDI"

Sürekli kömür istedikleri için 8 saat boyunca 5 dakika mola yapmadan çalışıyordu. Yemek yememize bile 10 dakika müsaade ediliyordu. Sürekli üretim yapmamızı istiyorlardı.

"4 YILDIR MADENDE EĞİTİM, TATBİKAT YAPILMADI"

Eğitim, tatbikat hiç yok 4 yıldır madendeyim. Bu süre zarfında hiçbir şekilde eğitim almadım, tatbikat görmedim, denetleme yapan müfettişe de rastlamadım.

"VERDİKLERİ MASKELERİN ÜRETİM YILI 1950"

Verdikleri hayat kurtarıcı maske hiçbir şekilde bakıma girmedi. Sadece dış yüzeyini çamurundan arındırıp temizleyip bize iade ediyorlardı. Üretim yılı 1950. Bu sıcaklıkla ilk kez karşılaştım."


Vatan Gazetesi 20 Mayıs 2014

....


HANİ MADENLERDE ÇOCUK İŞÇİ ÇALIŞMIYORDU? 


TÜRKİYE Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), Soma kazasıyla beraber gündeme gelen madenlerdeki çocuk işçiliği araştırdı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine dayanılarak yapılan araştırmaya göre, kömür ve linyit madenlerinde çalışanların yüzde 4.2’si çocuk. Sadece kömür ve linyit madenlerinde 2 bin 76 çocuk çalışan var. 

Bu çocuklar 15-19 yaşında. Madendeki çocuk işçilerin yüzde 85.5’lik bölümü kayıtdışı, ellerine geçen aylık gelir de sadece 226 lira. TÜİK’in 2012 yılı hane halkı işgücü anketinin alt detaylarına inerek çalışmayı gerçekleştiren TEPAV Analisti Güneş Aşık, “Hane halkı işgücü anketinde 15 yaşın altındaki çocuklar görülmüyor. Bu nedenle söz konusuu istatistikler yalnızca 15 yaşından büyüklerin durumunu göstermektedir” notunu düştü. Araştırmada “madenlerin çocuk çalışanlarıyla” ilgili olarak ortaya çıkan rakamlar şöyle oldu:


YÜZDE 14.5’İ KAYITLI

Verilere göre, kömür ve linyit çıkaran işçilerin 164’ü 15 yaşında, 334’ü 16 yaşında, 274’ü 17 yaşında, 916’sı 18 yaşında ve
388’i 19 yaşında. Bir başka acı gerçek ise kömür ve linyit çıkarılmasında çalışan 18 yaşın altındakilerin yalnızca yüzde 14.5’i kayıtlı istihdam ediliyor. TÜİK’in mikro veri setine göre, çocuk çalışanların aylık ortalama net geliri ise sadece 226 lira. 18 yaş ve üstündeki çalışanların çalışma süresi 51 saat olarak görünürken, 18 yaşın altındakilerin çalışma saati süresi 32 saat. Bu da günde 6 saatten fazlaya tekabül ediyor.

SEKTÖRDE SAYI 5 BİN

Madencilik sektörü sadece kömür ve linyit çıkarılması işlerinden ibaret değil. Söz konusu sektörde ham petrol ve doğalgaz çıkarımı, metal cevherleri madenciliği, diğer madencilik ve taş ocakçılığı ile madenciliği destekleyen hizmet faaliyetleri de bulunuyor. Tüm bu sektörlerin toplamı çerçevesinde madencilik sektörüne bakıldığında ise, 113 bin çalışanı olan sektörde 15-19 yaş arasında çalışanların sayısı 5 bin 308 olarak görülüyor. Tüm madencilik sektöründe çalışanların 361’i 15 yaşında, 519’u 16 yaşında, 508’i 17 yaşında, 2 bin 949’u 18 yaşında ve 971’i 19 yaşında. 18 yaş altındaki çalışanların kayıtdışılık oranı madencilik sektörü itibariyle yüzde 47.1. 18 yaş üstündekilerde ise bu oran yüzde 12.3. Madencilik sektörü itibariyle 18 yaş altında çalışanların aylık geliri net 467 TL iken; 18 yaş üstündekilerin geliri 1172 TL.

ÇOCUK ÇALIŞAN SAYISI 1.3 MİLYON

TÜİK’in 2012 tarihli hane halkı işgücü istatistikleri, Türkiye’de çalışanların yüzde 5.39’unun 15-19 yaş arasında olduğunu gösteriyor. Yani 24.8 milyonluk toplam istihdam rakamının 1.3 milyonu 15-19 yaş arasında. Bu rakamın 149 binini 15 yaşındaki çocuk çalışanlar oluşturuyor. Yine istatistiklere göre 18 yaş altındaki çocukların yalnızca yüzde 17’sinin sosyal güvencesi var.

Yasalar ne diyor?

ÇOCUK işçilerin çalıştırılmasına ilişkin hukuki çerçeve, 14 yaşını doldurmuş çocukların okullarını aksatmaması koşuluyla güvenli iş ortamında hafif işlerde çalıştırılmasına izin vermekle birlikte, çok açık bir biçimde maden ocakları, kablo döşemesi, kanalizasyon ve tünel inşaatı gibi alanlarda çalıştırılmasını yasaklıyor.

Toplam çocuk işçi sayısı* Madende çalışan çocuk işçi sayısı*

15 Yaş 149 bin 164
16 Yaş 216 bin 334
17 Yaş 288 bin 274
18 Yaş 340 bin 916
19 Yaş 345 bin 388
Toplam 1.34 milyon 2.076

Kaynak: TUİK, 2012 Hane Halkı İşgücü Anketleri
* Yaklaşık Rakamlar


YÜZDE 85’İ KAYITDIŞI

Çocuk işçiler Madende çalışan çocuk işçiler

Kayıtdışı Çalıştırılma Oranı 83% 85,50%
Haftada Çalışılan Ortalama Saat 47 saat 32 saat
Aylık ortalama net kazanç 410 TL 226 TL


Kaynak: TUİK, 2012 Hane Halkı İşgücü Anketleri





Soma’da Cinayet Gibi Maden Kazası
Zahide Uçar yazısı için:



Madenci Konuşuyor
Halk Arenası - Kınık



ÜLKEDEKİ YABANCI SERMAYE ve TÜRKİYE’DE ÇIKARILAN ÖNEMLİ MADENLER
VE ATATÜRK'ÜN MİLLİ EKONOMİ İÇİN DÜŞÜNDÜKLERİ YAPTIKLARI
KAAN TURHAN




KADER DEĞİL, İHMAL!
ECEL DEĞİL, CİNAYET!
DEVLET DEĞİL, HÜKÜMET!









26 Nisan 2014 Cumartesi

NİYE ŞAŞIRDINIZ?





Erdoğan 23 Nisan 2014 tarihi itibariyle “Ermeni” konusunda bir açıklama yaptı.

Başbakan açıklamasında : 
“Her din ve milletten milyonlarca insanın hayatını kaybettiği
 I. Dünya Savaşı esnasında,
 tehcir gibi gayr-ı insani sonuçlar doğuran hadiselerin 
yaşanmış olması…” 
gibi bir tanımlama yaparak Ermenilerin torunlarına 
taziye mesajı yolladı. 

Osmanlı dört cephede savaşırken; 
Fransız askeri elbisesi giyerek, 
Rusları-İngilizleri arkasına alarak 23 yerde isyan çıkaran, silahsız kadın-çocuk-yaşlı Müslümanları işkencelerle öldüren, 
tecavüz eden Ermenileri temize çıkardı. 
Ermeni çetelerince katledilen 518 bin Türk ve Müslüman’ı 
ise hiç ağzına almadı.

 (Kaynak: T.T.K. Eski başkanı Yusuf Halaçoğlu)





Hiç şaşırmadım. Hatırlatırım;

Orhan Pamuk ve Elif Şafak’ın dava edildiği dönemleri hatırlıyorum. Orhan Pamuk bir röportajında “Türkler, 30 bin Kürt ve 1milyon Ermeni’yi öldürdü” demişti.

Kendisine haklı olarak tepki verilince Erdoğan ve Gül Pamuk’a sahip çıktı. Pamuk köşke davet edildi.
Elif Şafak’ın Baba ve Piç adlı kitabında yazdıklarından bir kesit hatırlatalım:

“Toprağımızdan kovulduk, eşyalarımızdan olduk, hayvan muamelesi gördük, koyun gibi kesildik. Doğru düzgün haysiyetli bir ölüm bile esirgendi bizden.”

“Silah arama bahanesiyle Ermeniler’in evlerine girip sonra da yağmalıyorlar… Sıradan Türklerle ne konuşacaksın, eğitim görmüşler bile ya milliyetçi ya cahil…”

“1909 Adana katliamlarından ya da 1915 tehcirinden.. Bunlar sana bir şey hatırlattı mı? Ermeni soykırımı diye bir şey duydun mu? Erkek bırakmıyorlar ortada…”

“Ayaş’ta sağ kalan olmamış. Çankırı’ya götürülenler de peyder pey öldürülmüşler. Sopalarla, balta saplarıyla dövülmüşler. Bazıları açlıktan ölmüş,bazıları da öldürülmüş.”

“Orada yerleşik milyonlarca Ermeni’ye ne oldu peki? Asimile edildiler! Eridiler!Y etim bırakıldılar. Sürüldüler. Mal mülklerinden oldular. Türkler’di 1915’te bunları yapanlar.”

“Sen kalk gel Orta Asya’dan, dal dosdoğru Anadolu’nun bağrına… Bütün akrabalarını 1915’te kasap Türklerin ellerinde kaybetmiş soykırımzede bir sülalenin torunuyum.”

Elif Şafak’a göre
“Türkler, Ermenilerin evlerini basıp yağmaladılar, sopalarla balta saplarıyla dövdüler, aç bırakıp öldürdüler, asimile ettiler, yetim bıraktılar, mallarını mülklerini ellerinden aldılar, soykırım uyguladılar; Türkler tam bir kasap!”

Elif Şafak da dava edilmişti. Her iki davada AB’li yandan çarklı dostlarımız(!) hemen düşünce özgürlüğünü hatırladı ve müdahil oldu.

Her iki devşirme yazarcığa gösterilen tepkilere Recep Bey tepki gösterdi. Davalara dolaylı müdahil olundu. Elif Şafak beraat edince Erdoğan kendisini “geçmiş olsun(!)” diye aradı. Şafak Köşkün de gözdesiydi(!)..


Mehmet Bora Perinçek bir akademisyen. Sovyet Rusya arşivlerinde yaklaşık 8 yıl ısrarla sürdürdüğü çalışmalarının sonunda Ermenistan’ın ilk başbakanı Kacaznuni’nin 1923 yılında Taşnak Partisi kongresine sunduğu rapora ulaşır.


KAÇAZNUNİ’NİN 1923’TE TAŞNAK PARTİSİ KONGRESİNE SUNDUĞU ÇARPICI RAPOR
“İngiliz himayesindeki Ermenistan devleti kurulduğu zaman, 1918 Temmuz ayından 1919 Ağustos ayına kadar hükümeti yöneten, ilk başbakan Kaçaznuni, 1923 yılında Bükreş’te toplanan Taşnak Partisi Kongresi’ne sunduğu raporunda, şu saptamalarda bulunuyor:

- Savaştan önce ve savaş koşullarında Rus Çarlığına kayıtsız şartsız bağlandık.

- Emperyalistlerin önümüze koyduğu “Denizden denize Ermenistan” gibi hayali bir amacın peşine düştük.
- Silahlı gönüllü birlikleri oluşturmamız hataydı.
- Terör eylemlerimiz batı kamuoyunu kazanmaya yönelikti.
- Karşılıklı Müslüman ve Ermeni kırımları oldu.
- Güç dengesi Türklerin lehineydi, macera yaptık.
- 1915 yılı yazında ve güzünde uygulanan tehcir (zorla göçettirme) Avrupa’lı diplomatların bize söz verdiği bağımsız Ermenistan hayalimizi suya düşürdü. Türkiye ne yaptığını çok iyi biliyordu. Bugün pişmanlık duyması için hiçbir neden yok.
- Sevr Antlaşması gözlerimizi kör etmişti. Türklerin anlaşma önerilerini reddederek vahim hata işledik. Sevr yerine, Türklerle anlaşsaydık, çok şey kazanırdık.
- İngilizler karşılıklı katliamları kışkırttı.
- Müslüman bölgelerinde düzeni sağlayacak idarî önlemler alamadık, silaha sarılmak zorunda kaldık, ordular gönderdik, 
yıktık ve katliamlar gerçekleştirdik.
- Türkler savunma güdüsüyle hareket ettiler.
- Övünülecek hiçbir işimiz yok. Kendi dışımızda suçlu aramayalım
- Evet, intihar etmeyi öneriyorum, Taşnak Partisi’nin artık yapacağı hiçbir şey yok. Partiyi dağıtalım. Bu kararı almazsak, 
bizi yıkım ve şerefsizlik bekliyor.”

Rapor bu.


Peki, Mehmet Perinçek’e ne oldu?

ERGENEKON TERTİBİ İLE ZİNDANA TIKILDI. Çalıştığı üniversite işine son verdi.

Bu durum bile her şeyi apaçık ortaya koymuyor mu?


*** 

Van Akdamar adası… Bir diğer adı; Tecavüz adası… Ermenilerin Müslüman kadınları götürüp tecavüz ettiği ada… 40 Müslüman kadının namuslarını korumak için Van Gölüne atlayarak intihar ettiği ada… İşte o adada bulunan tecavüz kilisesi bu milletin cebinden onarıldı. Tepesine HAÇ dikildi. Açılış için Ermenistan’a davetiye yolladılar. Kilise ayine açıldı.

ASEF(Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Derneği) Akdamar Adasına şehitlerimizin anısına bir anıt dikmek istedi. AKP siyaseti izin vermedi. Gerekçe ise; “Ermenistan ile iyi ilişkiler kurulması(!)…”


***


“Büyük Yahudi Kürdistanı” Projesi BOP’un en önemli ayaklarından biridir. Büyük Kürdistan projesi adı altında; vaat edilen topraklar, Nil’den Fırat’a Büyük İsrail Devleti hedefleniyor. Bu hedefi artık bilmeyen kalmadı. Bu projenin ikinci ayağı ise pek dillendirilmedi. İtilaf devletlerinin yarım kalan Sevr projesini tamamlamak… PKK açılımından Büyük Ermenistan çıkarmak… 2005 yılında hükümet destekli başlatılan ‘Ermeni Konferansları’ tesadüf müydü sizce? Yusuf Halaçoğlu Türk Ermenilerin talebi üzerine Tarih Kurumu Başkanlığından Erdoğan Hükümeti tarafından alınmıştı. Halaçoğlu görevden alındığında bir grup Ermeni Londra’da kutlama yapmıştı(!)..

Erdoğan’ı ABD sıkıştırdığı için taviz veriyor zannedenler feci halde yanılıyor. Çünkü Erdoğan’ın kendisi ve partisi bir montajdır. Emperyalist devletlerin Anadolu ve Türkiye Cumhuriyeti devleti üzerindeki emellerini gerçekleştirmek üzere hazırladığı projeye Erdoğan ve partisi monte edilmiştir. Erdoğan-Gül ikilisi ve AKP siyaseti küresel şebekenin Türkiye’ye monte ettiği gayri milli bir yapıdır.

Hatırlayalım:

“2003 yılında Gül’ün Powell ile yaptığı gizli anlaşma Perinçek tarafından deşifre edilmiş, Gül cephesinden hiçbir itiraz gelmemişti. Bu günkü açılım-saçılım, PKK’ya af ve Ermeni açılımı gibi projenin ne olduğunu daha iyi anlamak için inkar edilmeyen anlaşmanın bazı maddelerini tekrar hatırlayalım:

7. Irak’ın kuzeyinde kurulmuş olan ve “Kürdistan” adı verilen devlet resmen ilan edildikten sonra Türkiye tarafından da resmen tanınacak. Türk devletinin böyle bir devletin kuruluşunu ‘savaş nedeni’ sayan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve bu yöndeki politika ve kararları kaldırılacak. (AKP gereğini yaptı. Kırmızı çizgilerimiz kalmadı. Hatta Kürdistan’ı Erdoğan siyaseti kuruyor.)

8. Abdullah Öcalan ve diğer dört lideri dışında bütün PKK/KADEK yönetici ve elemanlarına geniş kapsamlı af çıkarılacak. (Bu geniş kapsamlı affı da AKP yerine getireceğini zaten ilan etti.)

10. Kamu Reformu Yasası ve Yeni Yerel Yönetim Yasaları hızla çıkartılacak, Türkiye’deki Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı şehir ve kasabaların belediyelerinin özerkleşmesi süreci kararlı olarak yürütülecek. (AKP bu süreci de istikrarlı bir şekilde azimle tamamlıyor)

13. Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacak, Türk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak, sık sık ortaya çıkan ‘it dalaşı’ sorunu Yunanistan rahatsız edilmeden çözülecek. (Bülent Arınç Ege’de 20 mil kıta sahanlığı savaş nedeni sayılmamalı demişti. 2014 yılına geldiğimizde Ege’de 16 adamızın Yunanistan tarafından işgal edilmesine göz yumulduğunu öğrendik)

14. Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirilecek ve iyileştirilecek, sınır ticaretinde Ermeniler lehinde düzenlemeler yapılacak, Ermenilerin Türkiye’ye gezilerindeki bazı sınırlamalar kaldırılacak. (Bu gizli mutabakatın gereği de yerine getirildi. Bizzat ABDullah Gül’ün çabalarıyla, Erdoğan’ın el altından yürüttüğü politikalarıyla…)”

Erdoğan 2002 yılından bu yana Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve devletin bütün değerlerine savaş açmıştır. Erdoğan ve ekibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerinden zenginleşirken, Türk Milleti ile her alanda savaşıyor. Bu durumu görmemek için kör-sağır-ahmak olmak lazımdır.

Daha sırada Rum Pontus var. Hatırlayın!!.

Trabzon’da Sümela manastırı Kültür Bakanlığına bağlı bir müze iken 2010 yılında ibadete açıldı. 15 Ağustos 2010’da Sümela “kurtarılmış bölge” gibiydi. Üzerinde Rum Pontus İmparatorluğunun eski haritası bulunan tişörtler ile gelen çok sayıda Yunanlı gövde gösterisi yaptı. Tişörtlerdeki haritanın altında Yunanca “Pontus, vatanımız” yazılıydı… Yunan Milli Marşı okundu. Trabzon’da Pontus haritalı tişörtlerle gelenlere ayin izni verilirken Türk bayraklı tişörtler giymiş olan gençler tören alanına yaklaştırılmadı. Habertürk Gazetesi 16 Ağustos 2010′da aynen şöyle yazdı: “Türk bayrağı desenli 500 adet tişört ele geçirildi”. Rumlara ses çıkarılmazken, Türk Bayraklı tişörtler ile Sümela’ya gelen gençlerimiz tutuklanmıştı(!).. 2009 Yılında Sümela’da Ayin yapılmasını önlemeye çalışan T.C. Devletinin memuru kendi vatanında darp edilmişti.

Sümela’nın ayine açıldığı 15 Ağustos Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon Rum İmparatorluğunu yıktığı tarihtir. Ayin yapmak için 15 Ağustos tarihi Fatih Sultan Mehmet’in şahsında Türk Milletinden rövanş almak için özellikle seçilmiştir. Erdoğan hükümeti Yunanistan’ın Karadeniz üzerinde sürdürdüğü “Megali İdea” emellerinin hızlandırılarak sürdürülmesine katkı vermiştir. ” İstanbul’dan Rumları kovarak faşizanlık yapılmıştır” diyen Erdoğan, Türklerin çektiği acıları, Yunan mezalimini, Yunanistan’da Türklere yapılan zulüm ve baskıları ise adeta gizlemekte, üzerini örtmektedir. Yunanistan’da Müslüman Türkler kendi müftülerini bile seçemiyor.

Erdoğan ve ekibinin Osmanlıcılığı hikayedir. Onlar Türkiye Cumhuriyeti Devletini değersiz kılmak, meşruiyetini tartışır hale getirmek için Osmanlıcılığı da (tıpkı dini kullandıkları gibi) bir kılıf olarak kullanıyor.

O zaman adama sorarlar:

Sen kimsin be adam? Köklerin nereye kadar gidiyor? Haçlı savaşını kutsayan, temize çıkaran sen, Türk Devletinden ve Türk Milletinden neyin intikamını alıyorsun?

Bütün uğraşın, söylemlerin, uygulamaların;

Büyük Ermenistan, Büyük İsrail Kürdistanı, Ege’de Türk Devletini karaya sıkıştırmış bir Yunanistan, Kıbrıs adasının tamamına hakim Rum Devleti çıkarlarını önceliyor.

Sen Türkiye Cumhuriyeti Devletini İşgal etmekle görevli bir işgal komutanı mısın?

Bu milletin bayramlarını yasakladın. Milli kahramanlarını değersiz kılmak için her politikayı uyguladın. Topraklarını, yer altı kaynaklarını, maddi değerlerini yabancılara sattın. Mezopotamya, Iğdır ovasını İsraillilere sattın. Sahi kimsin sen? Köklerin adına mı bu millete savaş açtın?

Kurtuluş Savaşı Müzelerini 2010 yılında bir yasa çıkartarak yasakladın.

Ulu Önder Kemal Atatürk’ün, “fesat ve ihanet yuvası” olarak ilan ettiği Fener kilisesinin, 1925 yılındaki mübadele sırasında Yunanistan’a gönderdiği papazı 6. Konstantin’in kemikleri 86 yıl sonra getirildiği İstanbul’da gömüldü. AKP iktidarının verdiği özel izinle Türkiye’ye getirilen papaz Konstantin’in kemikleri için, Fener kilisesi ve Balıklı Rum Kilisesi’nde ayinler yapıldı. Türk Milleti’ne düşman olan kim varsa kol kola giriyorsunuz.

Neyin rövanşını alıyorsun?

Sen bir işgal ordusu kumandanı mısın? O nedenle mi ülkenin dağını-taşını-suyunu-ormanını-sit alanlarını talan ettiriyorsun? Kimsin sen?

Binlerce korumayla, İşgal Kuvvetleri Komutanı gibi dolaşmanın sırrı nedir?

Ey Türk Milleti; bu soruların cevabını acilen kendine sor ve araştır.

Örtülü işgal yaşadığını gör artık!!. Hatta açık işgal yaşadığını…

Bütün dünyada sözde soykırım yalanını tanıma yarışı AKP iktidarı döneminde neden zirve yaptı? Bu soruların cevabını arayın lütfen!..

Sonra 2003 yılında Gül’ün Powell ile yaptığı gizli anlaşmayı hatırlayın. O maddeleri tek tek gözden geçirin ve şaşırmayın.

Montaj, şantaj, İşgal arıyorsanız eğer;

Erdoğan, Gül ve Erdoğan’ın yakın çevresine iyi bakın.

Unutmayın, PKK aynı zamanda bir Ermeni projesidir!!.


NOKTA!!..


Zahide Uçar
25 Nisan 2014


Günün sözü: 
“-Ben milliyetini açıktan açığa söyleyenlerden değil,
 damarlarındaki kanın cinsini zaman ve muhite göre 
değiştirenlerden çekinirim.
 (Portreler, 293.s. Ötüken Neşriyat, İstanbul 2005) 
Hakkı Süha Gezgin”
____________



The Armenian Revolutionary Federation (Dashnagtzoutiun) 
has nothing to do any more....

The 1923 Manifesto of Hovhannes Katchaznouni, 
Armenia's First Prime Minister

Translated from the Original by Matthew A. Callender
This is truly an invaluable source... 
coming from such a high Armenian official, 
contradicting many of the manipulated Armenian claims 
that are now widely accepted as the truth.


(this book is censored by the Armenian diaspora !)

 a link:

Download as pdf:


_

TAŞNAK PARTİSİ'NİN YAPACAĞI BİR ŞEY YOK -
 OVANES KAÇAZNUNİ
ERMENİSTAN'IN İLK BAŞBAKANI
1923 Parti Konferansı'na Rapor- Bükreş

BATI EMPERYALİZMİNİN 
BİR ALETİ OLARAK TAŞNAKLAR

Çarlık Rusyası’nın yıkılmasının ardından Taşnaklar, bu sefer Batılı emperyalistlerin güdümünde hareket etmişler ve İngiltere, Fransa, ABD gibi devletlerin bölgedeki çıkarlarının hizmetine girmişlerdir.

Taşnak hükümetinin başbakanı Kaçaznuni, 7 Şubat 1919 tarihinde İngiliz işgal kuvvetleri komutanı General F. Wocker’la yaptığı görüşmede Ermenilerin, İtilaf Devletleri’nin zaferiyle ve Kafkasya’ya gelmeleriyle durumlarının iyiye doğru değişeceğinden kesinlikle emin olduklarını belirtmiştir.

Bu görüşmenin raporu, Ermenistan İçişleri Bakanlığı Arşivi’nde saklanmaktadır. 1923 yılındaki Parti kongresine sunduğu raporunda I. Dünya Savaşı’nın İttifak Devletleri’nin kesin yenilgisiyle sonuçlanmasının ardından gelişen olaylara değinen Kaçaznuni, o dönemi şu şekilde aktarır:

“Ay sonunda (Kasım-MP) İngiliz orduları, yani müttefiklerimizin orduları Batum’a yerleşti. Yeniden yeni umutlar beslemeye başladık. Transkafkasya’daki durumumuz iyiye doğru kökten değişecekti. Tabii ki zafer kazanan ve Tiflis’teki Alman ordularının yerine geçen bizim müttefikimiz olacaktı. Ne de olsa yan yana ortak düşmana karşı savaşıyorduk. Kesinlikle İngilizlerin dostluğundan ayrıcalıklı olarak yararlanmalıydık. 

Öyle ki Gürcüler Almanlarla dostluk kurmuş, Azeriler ise açık olarak Türk tarafını tutmuştu.“Ancak yine yanıldık. İngilizler, hiçbir ayrıcalık göstermediler. Sanki onların müttefiki olduğumuzu bilmiyorlardı ya da unutmuşlardı.”

Taşnakların ilk başbakanı Kaçaznuni, raporunda Taşnak Partisi’nin diplomatik faaliyetlerini de değerlendirken 1919 sonbaharındaki Paris Konferansı’na değinir ve ileri sürdükleri “Büyük Ermenistan” projesinin emperyalist bir talep olduğunu vurgular. “Denizden denize Ermenistan” gibi saçma bir projenin kendi akıllarına gelmediğini, Batı devletlerinin baskısıyla Ermeni diasporasının ileri sürdüğünü belirtir.

Kaçaznuni’nin ifadesiyle Amerika’nın küçük bir Ermenistan’ı mandası altına almayacağının, dolayısıyla “Büyük Ermenistan” projesinin gerçekleşmemesi durumunda mandayı unutmaları gerektiğinin kendilerine bildirilmesiyle bu emperyalist talep Ermenilere dayatılmıştır. Böyle sorumluluk gerektiren temel bir meselede yine kendi iradelerini kullanamadıklarını belirten Kaçaznuni, amaçsız ve abartılı taleplerin doğal olarak acı bir hayal kırıklığıyla sonlandığını sözlerine ekler.

Özellikle o dönemdeki ruh hallerini gözler önüne sermek amacıyla Sevr Antlaşması’na ve ABD Başkanı Wilson’un Ermenistan haritasına bile kimi zaman burun kıvırdıkları, beğenmedikleri zamanları örnek verir.

31 Temmuz 1919 tarihinde Taşnak temsilcisi Agaronyan’ın, Taşnak bakanı Hatisyan’a yazdığı mektuptaki şu satırlar da Taşnakların kaderlerini emperyalizme nasıl bağladıklarını göstermesi açısından öğreticidir:“Halkların siyasi kaderi gerçekte, Paris Barış Konferansı’na bağlıdır, yoksa bizim istek ve kararlarımıza değil.

”Ermenistan Devlet Arşivi’nde saklanan başka bir belge, Adana’daki Ermenilerin Fransız işgal kuvvetleri komutanı General Diffe komutasında “intikam birlikleri” adıyla silahlandırıldıklarını ve Fransız üniformasıyla savaştıklarını anlatmaktadır.

İngiliz ve Fransız emperyalizmine itaat, diğer taraftan Yunan işgaline de bel bağlamayı beraberinde getirmiştir. Taşnak hükümeti Dışişleri Bakanı’nın Tiflis’teki temsilcisine gönderdiği telgraf, buna örnektir:“Cephedeki durum çok ağır. Bir an önce Luck ve Corbeille’e başvurarak, Türk birliklerinin ilerlediği konusunda hükümetlerine telgraf çekmelerini ve gerekli tüm önlemlerin alınmasını istemelerini sağlamak mutlaka zorunlu (…)

Yunan temsilcisinden de, hükümetine hemen bir telgraf çekerek her şeyi bildirmesini ve Yunan birliklerinin bir saldırıya geçerek Türk hareketini güçsüz düşürmelerinin olanaklı olup olmadığını öğrenmesini isteyin.
”Taşnak temsilcileri, Yunan hükümetine gönderdikleri bir mektubu ise “Tanrı Yunan kralını ve muzaffer ordularını korusun” ifadeleriyle sonlandırmaktadır.

Hınçak Partisi’nin Paris seksiyonu sorumlularından hukuk doktoru Gurgen Tahmazian da Sovyet Ermenistanı’na gönderdiği mektupta Avrupa diplomasisinin içyüzünü ortaya koymaktadır:“Çıkarlarımızı devamlı ihlal eden Avrupa’dan hiçbir şey beklememeliyiz. Bugün Avrupa hiç olmadığı kadar bizim kanımızı petrol ve maden politikaları için kullanıyor. Türklerle dostluk kurmamız zorunlu. 


Türkçe ekitap






//GENOCIDE TO THE TURKS





8 Nisan 2014 Salı

Çadır Tiyatrosunda Yerel Seçim / TÜRKİYE GERÇEĞİ




Ankara’da bir çadır tiyatromuz var. Tiyatronun adı TBMM… Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak kurulmuş olsa da, son misyonu; “Türkiye’yi Batırma Mafya Meclisi”dir.

30 Mart günü oyuncularımız bir seçim tiyatrosunda oylandı.

17 Aralık 2013 günü patlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun sorumlu aktörü, yani esas oğlan; yolsuzlukları mağduriyete dönüştürdü. Sayılı zenginler arasına girerek de mağdur olunabildiğini bütün dünya gördü(!)..

“Deve iğne deliğinden geçer mi?” Geçti!.. Hem de hörül hörül…

30 Aralık yerel seçimin konusunu esas oğlan belirledi. Sağ olsun, yedek oyuncular ev ödevlerini iyi çalışmıştı(!).. Rollerini ezbere oynadılar. Esas oğlan zenginlikten mağdur oldu. Yedek oyuncular, esas oğlan mağdur değil diye sahnede tepindi. Bir de korsan oyuncular vardı. Onlar bölgesel mağduriyete oynadı. Öldüren, yakan, mayınlar patlatan, bombalayan terör örgütünün siyasi uzantıları olarak onlar zaten hep mağdurdu(!).. Katilin mağduriyetiyle, hırsızın mağduriyeti kabul gördü… PKK sınırlarını çizdi.

Yedek oyuncuların taraftar seyircilerine soruyorum. Çünkü oyuncuları ne zaman eleştirsem taraftarı hemen saldırıyor. O zaman cevabı da vermeleri gerekiyor.

1- Tiyatronun muhalefete oynayan oyuncuları, neden 12 yıldır Erdoğan’ın belirlediği gündemin dışına çıkamıyor?

2- Seçmene giderken eleştirdikleri konular hakkında çözüm önerisi de sunmaları gerekirdi. 12 yıldır muhalefetin çözüm önerilerini ben duyamadım. Duyanınız, bileniniz var mı?

3- Y-CHP ve MHP seçim meydanlarında Güneydoğu’da gelişen olayları halka neden duyurmadı? Neden anlatmadı? Bu milletten kaçırılan yapılaşma hakkında ne düşünüyorlar? İktidar olurlarsa bizzat AKP tarafından sorun haline getirilmiş Güneydoğu meselesini nasıl çözecekler?

4- Ülke rantı küresel şirketler ile yandaşın eline geçti. Devlet sosyal devlet olma niteliğini kaybetti. Tepede mafya, tabanda dilenci ekonomisi üretildi. Muhalefetin bu konuda çözüm önerisi nedir? Nasıl bir yol izleyecektir? Bu konuda bir söylem işittiniz mi? Yani, milletin birinci önceliği halini almış gırtlak meselesini nasıl çözecek?

5- 2B gasp yasası, HES projesi ile sularımızın küresel şirketlere devri, yerli tohumların satışının yasaklanıp Türk çiftçisinin kısır İsrail tohumlarına mahkum edilişi… Sahi, bu konularda sizin yedek oyuncular ne düşünüyor? Çünkü ben ne düşündüklerini, iktidar olurlarsa bu konularda ne yapacaklarını bilmiyorum.

6- Köle işçilik, taşeronlaşma, yoksulluğa mahkum edilen emeklilerimiz için ne düşünüyorlar bileniniz var mı?

7- Satılan topraklarımız, talan edilen ormanlarımız, yok edilen-yağmalanan sit alanlarımız hakkında ne düşünüyorlar? Bileniniz var mı?

8- Ege’de 16 adamız Yunanistan tarafından işgal edildi. Akdeniz’de bazı adalar Rumlar tarafından işgal edildi. Biz yazdığımız zaman AKP seçmeni inanmıyor. Muhalefet bu konuyu millete neden duyurmuyor? Bu işgaller konusunda sizler ne düşündüklerini biliyor musunuz? Tepkisizlik kabul etmek, saklamak anlamına gelmez mi?

9- Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gizli kapılar arkasında sinsice Rumlara devrediliyor. Bu konuda yedek oyuncuların seçim meydanlarında konuştuğunu duydunuz mu? Çünkü ben duymadım.

10- Anadolu’yu Hristiyanlaştırma süreci bütün hızı ile devam ediyor. Türkiye’de 52 bin Evangelist kilise açıldı. Ev kiliseler cabası. Misyonerliğin neden serbest bırakıldığını, amcını, Türkiye’deki hedefini millete anlatan insanlar Silivri’ye tıkılmıştı. Muhalefet bu sinsi planları ve hedeflerini millete neden anlatmıyor?

Her şeyden daha da önemlisi, rüşvet-yolsuzluk patlamasında trilyonlardan sorumlu tutulan bir adam ile onurlarına dokunmadan bir seçime nasıl gittiler? Bunu da bir düşünün isterseniz.

“Aklanmadan seninle seçime girmeyiz” deseler ne olurdu? Biraz da bu konuda beyin jimnastiği yapın.

Erdoğan ülkeyi bölünme noktasına getirdi. Milleti kara para-faiz-mafya ekonomisine mahkum etti.

Ülkeye hakim olmuş bu şeytan üçgenini nasıl kıracaklar? Daha doğrusu kırmayı düşünüyorlar mı? Ben ne düşündüklerini, çözüm önerilerini bilmiyorum. Bilen var mı?

7 NİSAN 2010 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir yasa çıktı.. Bu yasayla Kurtuluş savaşını ANMAK-HATIRLAMAK yasaklandı... Kurtuluş Savaşı müzeleri kapatıldı... Kurtuluş Savaşı İbaresi, her yerden kaldırıldı...

İşte Resmi Gazete’de Yayınlanan Karar:

“Sayı : 275457.04.2010 BAKANLAR KURULU KARARI

Karar Sayısı : 2010/251 Kültür ve Turizm Bakanlığının taşra teşkilatında yer alan Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Müzeleri Müdürlüğünün adının Cumhuriyet Müzesi Müdürlüğü olarak değiştirilmesi; Devlet Planlama Teşkilatı ile Devlet Personel Başkanlığının görüşlerine dayanan Kültür ve Turizm Bakanlığının 24/2/2010 tarihli ve 398758 sayılı yazısı üzerine;

27/9/1984 tarihli ve 3046 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (d) bendine göre, Bakanlar Kurulu’nca 11/3/2010 tarihinde kararlaştırılmıştır.”

Yasanın amacı yeni nesillerin beynini resetlemektir. Yetiştirecekleri nesiller patates beyinli nesiller olacak, küresel sermayeye, küresel şirketlere ucuz işçi olarak hizmet verecektir. Tarihi hafızayı sıfırlarsanız, tehlike algısını da yok edersiniz. Tehlike algısını yok ederseniz, ülkeyi kolay ele geçirirsiniz.

Hatırlatırım. Bu yasa meclisten geçerken; CHP ve MHP'de o meclisin içindeydi...

İkiz Yasalar dediğimiz ihanet yasası… Yani; “ülkeyi bölmenin yasal dayanağını” oluşturacak olan yasanın AKP ile CHP’nin(CHP’nin başında Baykal olduğu zaman MHP o dönem mecliste değildi) birlikte çıkardığını biliyor musunuz?

Seçimden önce bunları yazsaydım, AKP’ye mi çalışıyorsun diye suçlama getirecektiniz. Şimdi siz söyleyin, AKP’nin yüklendiği misyona, yapılan ihanet operasyonlarına kim yardım ediyor?

Muhalefet örtme görevi yapıyor. Ülkeyi bölen, milleti dilim dilim dilimleyen, işgal güçleri gibi talan eden bir yapıyı kim meşrulaştırıyor iyi düşünün.

12 Senedir gündemi Erdoğan belirlerken, o gündem dışına çıkamayan, çıkmayan muhalefet neden sadece Erdoğan’ın verdiği ev ödevini çalışıyor? Muhalefeti neden “ev ödevleri” üzerinden sürdürüyorlar? Yandaş muhalefet Erdoğan’ın belirlediği gündemin peşinde koşarken, suni gündemler neleri perdeliyor?

Fetullah Meselesi

Erdoğan Gülen çetesi ile birlik olup yargı yolu ile milli unsurları esir aldı. Korku imparatorluğu yarattı. “Yolsuzluk-rüşvet” lağımı patlayınca, acilen bir düşman yarattı. Eski ortağını hedefe koydu. Bizim yedek oyuncular boş durur mu? Oyuna hemen dahil oldu. Orduya, Silivri, Hadımköy, Hasdal esirlerine tuzak kuran çeteye hemen sahip çıktı. Erdoğan herhalde çok eğlenmiştir. Çünkü muhalefetimiz F çeteye sahip çıkarak; Silivri, Hasdal, Hadımköy ve benzerlerine kurulan tuzağı da dolaylı olarak akladı iyi mi?…

Taraftar muhalefete kuvvetli bir alkış istiyorum(!)… Kendi kalene gol atmak buna denir. 2007 Yılından beri Fetullah çetesi hakkında bütün suçlamalarını yalayıp yuttular. Yandaş’a; “demek ki davalar gerçekmiş” dedirttiler.

O zaman Engin Alan, Haberal, Sinan Aygün, Balbay’ı neden aday gösterdiler? F tipi çeteye sahip çıkarken vekillerini de satmış oldular ya? Bravo(!)…

Şaşkın ördek geri geri yüzermiş…

30 Aralık yerel seçim ve öncesinde F çeteyi gören oldu mu? Daha önceki seçimlerde ev ev gezen abi ve ablalar nereye kayboldu?

Daha önce F çetenin bölüneceği ile ilgili haberler çıkmıştı. F tipi çete içinde miyadını dolduran yüzler temizleniyor da, algı yanılsaması yaratılarak geri kalanlar yer altına mı çekiliyor? Yer altına çekilmesi demek; CİA, MOSSAD, M16 ile birlikte çalışacak, ortak operasyon yapacaklar demektir. Gösterilene değil, perdenin arkasına bakmak gerekiyor…

Bu günler yeni ihanetin piyasaya farklı sürülen doğum sancıları gibi…

Bir de ulusalcı gibi görünüp tezgaha su taşıyan basın var. Onlar dış basında yolsuzluk haberleri diyerek haberleri servis etti. AKP tabanı ve Milli Görüşçüler yıllarca komplo teorileri ile yattı, komplo teorileri ile kalktı. Bu durumu bilen Erdoğan kendisine komplo kurulduğunu söyledi. Dış basından sunulan haberler olaylara vakıf olamayan kitlelerin komplo algısını güçlendirdi. Komplo kuruldu iddiası tabanda karşılık buldu. Kendi mideleri açlıktan guruldarken, milyarder mağdura(!) sahip çıktılar.

Sandık rezaleti başka bir durumu gözler önüne serdi. Seçmenin sandığa sahip çıkma azmi karşısında, muhalefetin yıllardır sandıkları SEÇ-SİS tuzağına ve AKP’nin inisiyatifine bırakmış olduğu da ortaya çıktı. Buradan çıkan sonuç;

“Türkiye’yi Batırma Mafya Meclisinde” roller paylaşılmış, kimin ne kadar muhalefet yapacağının sınırları belirlenmiştir.

NOKTA!!.

Amacım milleti umutsuzluğa sürüklemek değildir. Gerçekleri ne kadar çabuk anlarsak, çözümlere de o kadar çabuk odaklanırız.

Bir lider mi diyorsunuz?

Bizler hazır olduğumuzda, olağanüstü şartlar kendi liderini de bulur, hiç endişeniz olmasın. Yeter ki biz bu oyunu bozma azim ve iradesine sahip olalım.

DİPÇE 1: Milli Görüş tabanı, Refah Partililer AKP ile anılmaktan çok şikayet ediyordu. Bu seçimde açıkça şunu gördük. Refah Partililer seçilemeyecekleri illerde AKP’yi destekledi. Seçilemeyecekleri illerde BDP’de AKP’yi destekledi. Yani; AKP, BDP, RP aynı yerde birleşti. BDP’nin AKP’ye destek vermesi normal. Çünkü AKP’nin Diyarbakır vekili “PKK iktidar olsa bu kadarını yapamazdı” diyerek neye hizmet ettiklerini itiraf etmişti. Peki; AKP’ye destek vererek siz neye hizmet ettiniz? Ayrıca Referandumda da “evet” diyerek de destek vermiştiniz. Biz bir şey söylerken kimseyi karalamak için değil, elimizdeki verilere bakarak söyleriz. Görüyorsunuz, bu işler parti müridi olarak yürümüyor. Ancak hakikatin peşinde koşarak yürüyor. Tabii amaç HAKİKAT İSE(!)…

“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.”

DİPÇE 2: PKK hareketlendi. Saldırıda bulundu. Erdoğan PKK elinde rehindir. Bebek katili Öcalan’ın elinde rehindir. Verdiği sözlerin, mecburiyetlerinin rehinidir. Ya PKK’ya verdiği sözleri yerine getirecek ya da PKK yeniden saldıracak.


Zahide UÇAR, 7 Nisan 2014



 "Türkiyenin tehlike algılaması artık homojen değil. 
Sistemin stratejik düşünme mekanizması zayıf ve 
giderek parçalanmaya başladı." 
Joseph Biden, ABD Senatörü


.....




Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."