Translate

ırak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ırak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2024 Perşembe

Askeri-Endüstriyel ve Düşünce Kuruluşları

 "Askeri-endüstriyel komplekse dikkat edin!"

D. Eisenhower, 1961

"Watchout for military-industrial complex!"


* Why We Fight? Military Industrial Complex Documentary.

(Neden Kavga Ediyoruz? Askeri-Endüstriyel Kompleks Belgeseli)

Yönetmen: Eugene Jarecki,2005 -YT video

_______________________

"Babam da bu askeri-endüstriyel kompleksin kontrolden çıkmasına izin verilmemesi konusunda uyarıda bulunuyordu."

J. Eisenhower


"Bilirsiniz, insanlar bazen savunma bütçesini birlikleri silahlandırmak, ulusal savunma olarak düşünürler. Ancak bu işin içinde olan çoğu insan için bunun bir iş, çok büyük şirketler arasındaki sözleşme rekabeti olduğunun farkındasınız. Sektörün kara bir sonuca sahip olması gerekiyor, aksi halde hissedarlar bundan hoşlanmaz. Bu nedenle, ürünü satın almaya devam etme konusunda hükümetin ilgisini çekmenin yollarını bulmaları gerekiyor." - Albay Wally Saeger, ABD Hava Kuvvetleri


"11 Eylül'den sonra, tespit edebildiğimiz en az 71 şirketin Afganistan ve Irak'a girmek üzere sözleşmeler almaya başlandığına dair anlık bir fotoğrafımız var. En büyük 10 şirketin hepsinin Pentagon'da veya ABD hükümetinin diğer bölümlerinde, yönetim kurullarında veya üst düzey yönetici olarak çalışmış eski ABD'li yetkililer vardır. Döner kapı olarak biliniyor ve insanlar her zaman para kazanıyor. Kamu görevlileri şirketlerde çalışıyor ve eskiden kamu hizmetinde kazandıkları paranın üç, dört katı, hatta on katı kadar para kazanıyorlar.... Kurumsal çıkarların siyasi güçlerle o kadar iç içe geçtiği ve mali elitlerle siyasi elitlerin aynı insanlar haline geldiği, kusursuzluğu olan bir sürecimiz var." - Charles Lewis, Center for Public Integrity


"Kongre Dick Cheney'nin Halliburton'un bir milyar kazanmasına yardım edip etmediğini sorguluyor." (Basın)

"FBI, Halliburton şirketinin Irak'taki sözleşmeli işleri için vergi mükelleflerine nasıl fatura kestiğine ilişkin soruşturmasını genişlettiğini açıkladı." (Basın)

"Ve şimdi bu sözleşmelerden bazılarının Başkan Yardımcısının bilgisi ve onaylıyla verildiği anlaşılıyor ki bu da onun daha önceki açıklamalarıyla çelişiyor gibi görünüyor." (Basın)


"Başkan Yardımcısı olarak sözleşmelerin hiçbir şekilde, şekil veya biçiminde hiçbir etkim, katılımım veya bilgim yoktur!" - D.Cheney




"İki buçuk yıl süren, 600.000 dolarlık bir raporu, altı kıtadan on araştırmacı muhabirin de aralarında bulunduğu 33 kişiyle, özel askeri şirketleri inceleyerek ve dünyanın her yerindeki savaşları dış kaynaklardan temin ederek hazırladık. Ve 1992'de Kellogg Brown & Root adlı bir şirkete şu fikri incelemek için 9 milyon dolarlık bir sözleşme verildiğini fark ettik: Pentagon, bazı destek tipi işlevleri yerine getirmek için özel sektörü kullanmaya başlamalı mı? Yemek servisi, tuvalet görevi, ama belki bazı askeri şeyler de olabilir?... Ve o zamanki Savunma Bakanı Dick Cheney idi. Bu yüzden Cheney sözleşmeyi veriyor ve Kellogg & Root geri geliyor ve şöyle diyor: Bu harika bir fikir... Önümüzdeki 10 yılda tam da bunu yapmak için 700 veya 800 sözleşme alıyorlar." - Charles Lewis


"Ben Halliburton'u yönettim. Bununla gurur duyuyorum."


"Halliburton mükemmel bir örnek. Bu şirket, eski bir ABD'li Rolodex elemanını işe aldı; Eski kongre üyesi, Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı [D.Cheney].. Yalnızca Washington'da değil, dünyanın her yerindeki başkentlerde kapılarının açılmasını sağlamak için. Ve evet, bundan dolayı net serveti beş yıl içinde bir milyon dolardan veya daha azından 60 veya 70 milyon dolara çıktı... Bu yüzden bir hükümet yüklenicisini (devlet yüklenicisini) başkan yardımcısı olarak seçtik! Bu Endonezya olabilir, Rusya ve Nijerya olabilirdi. Hayır, burası Amerika Birleşik Devletleri'ydi. Ve az önce söylediğim her şey tamamen yasal ve bu bizim yasal yolsuzluk sistemimiz! " - Charles Lewis


"Parayı takip ederseniz Halliburton'un savaş istemesinden çok Dick Cheney'e gidip kendileri için bir savaş almasını söylemeleri söz konusu değil. Öyle değildi, ama savaş gitme isteği var." - Lt.Col. Karen Kwiatkowski, US Dept. of Defense (ret.)


"Açıkçası, son 50 yıldır her askeri maceramızda bize yalan söylendi. Ya da 60 yıl boyunca, istisnasız. Muhtemelen Vietnam'dan daha iyi bir örnek yoktur. Burada Amerika Birleşik Devletleri Başkanı ve Pentagon'daki üst düzey generaller Tonkin Körfezi olayı hakkında açık açık yalan söylerle ve biz savaşa girdik. Kayıplar hakkında, savaşın nasıl gittiği hakkında, Vietnam Savaşı'na yakından bakan herkes halkın ve medyanın büyük ölçüde manipüle edildiğini görebilir. Kendimizi militan bir ulus olarak düşünmeyiz, ama aslında biz inanılmaz derecede militan ve militarist bir ulusuz. Taşımak istediğimiz kendimize dair bir görüş değil, ama gerçek şu ki  öyleyiz. Eğer başkan ve askeri-endüstriyel kompleks ve savunma teşkilatı, eğer hepsi aniden bir yerde bir sorun olduğuna, bir ülkede bir bomba atmamız, hatta kara kuvvetleri göndermemiz gerektiğine karar vermişse, bu onlarca yıldır gördüğümüz bir ritüeldir... 


Guatamala 1953, İran, Lübnan, Haiti, Küba, Laos, Tayland, Vietnam, Kongo, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, Kamboçya, Şili,  Angola, Afganistan, Libya, Nikaragua, El Salvador, Lübnan, Grenada, Çad, Bolivya, Panama, Irak, Somali, Yugoslavya, Makedonya, Irak, Bosna, Sudan, Yemen, Filipinler, Kolombiya, Irak (2002), Liberya, ...


Hükümetleri devirdik, darbe detaylarını yaptık, istihbarat servislerini gizli amaçlarla kullandık ve dünya çapında korkunç şeyler yaptık.  İnsan haklarını en iğrenç şekilde ihlal eden ülkelere kullandık. Onları destekledik. Hatta onlara insan hakları ihlallerinin  nasıl yapılacağını bile öğrettik. Bugünün iblisi, dünün dostuydu. Hepsi ya Soğuk Savaş adına ya da ticari nedenlerle.


Temelde ekonomik sömürgeciliktir. Kimse sömürgecilik kelimesini kullanmıyor. Ama ülkeleri ele geçirmek yerine, daha iyi bir yolumuz var. Sadece içeri giriyoruz ve serbest piyasamız var. İster ürünlerimizi vatandaşlarına satmaya çalışıyoruz, ister kaynaklarını çıkarmaya çalışıyoruz. Bir sebepten dolayı o ülkede olmamız gerekiyor. Bu nedenle serbest piyasalardan, serbest ticaretten bahsedeceğiz. Ama gerçekte olan şu ki, şirketlerimizin sizin ülkenizde zenginleşmesini istiyoruz." - Charles Lewis (Making a Killing. The Business of War) = Kamu Dürüstlüğü Merkezi (Öldürmek. Savaşın İş Dünyası)


"Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en büyük fosil yakıt tüketicisidir. Petrol her ülkenin askeri makinasını çalıştıran şeydir. Yani uçağa, gemiye, tanka, kamyona yakıt sağlıyor. Petrolün kontrolü vazgeçilmezdir. Bittiğinde ordunuz durur. 50 yılı aşkın bir süre önce yaşanan olaylarla bugünkü Irak Savaşı arasında doğrudan bir bağlantı var. 1953'te İran Başbakanı Muhammed Musaddık son derece sinirlendi. İngilizler ülkesinin ulusal kaynaklarını yağmalıyordu. Bundan daha büyük bir pay almak istiyordu. İngilizler yeni başkan Eisenhower'a gelerek bu konuda yardım istedi. Eisenhower çok rahat bir şekilde Musaddık'ın komünist olduğunu ilan etti ve ardından da CIA'yı onu devirmeye ayarladık.



(Basın... Üç gün süren askeri darbeyle sonuçlanan kanlı isyan)

Sonuç olarak Şah'ı iktidara getirdik ve o son derece baskıcı bir rejim yarattı ve 20 yıl içinde kendisine karşı bir devrime yol açtı. Ayetullah Hümeyni şiddetle Amerikan karşıtı bir hükümet kuruyor. CIA'nın 1953'te İran'da yaptıklarına ilişkin Eylem Sonrası Raporu'nda şöyle diyorlardı: 'Bundan biraz ters tepki alacağız'.

Daha sonra Irak'ta dostumuz olan Saddam Hüseyin'i kukla yaptık. CIA'nın kayıtlarında önemli bir varlıktı! İran karşıtı olduğu için bunu yaptık. İran'daki devrimin ülkesine yayılmasından çok korkuyordu. Bu nedenle İran'la savaşa girdi. Savaş son derece kanlıydı ve 1980'ler boyunca devam etti. Ne yazık ki Saddam Hüseyin savaşı kaybetmeye başladı. Tam o sırada ABD devreye giriyor. Başkan Reagan'ın Saddam'a gönderdiği Donald Rumsfeld, "Size istihbarat sağlayacağız. İhtiyaç duyabileceğiniz silahları size gizli yollardan sağlayacağız", mesajını iletiyor. Washington'daki şüphecilerin  "Saddam'ın kitle imha silahlarına sahip olduğunu biliyoruz, makbuzlarımız elimizde!", söylemesinin nedeni de budur.

"Geri Tepme" derken bunu kastediyoruz. 1990 yazında Kuveyt'i işgal edene kadar dostumuz olarak kaldı. Kuveyt'i işgal ettiğinde, dünyanın en büyük petrol rezervi olan Suudi Arabistan'ı da işgal edebileceğinden endişelendik. Suudi Arabistan'a asker yerleştirdik. Terimin her anlamıyla bir hataydı.

Hatırlayın, Usame Bin Ladin şöyle demişti: "Suudi Arabistan'ı Irak'a karşı savunmak için Amerikalıları kullandığı için Suudi Arabistan hükümetine kızıyorum."

O noktada Suudi Arabistan'daki konumuzu kaybedeceğimizden korkmaya başladık. Kanıtlanmış rezervlerin en büyük ikinci kaynağı Irak'ta. Bu da bizi eski müttefikimizi şeytanlaştırmaya ve Amerikan kamuoyunu onu alt etmemiz gerektiği düşüncesine hazırlamaya yöneltiyor." 


"Eisenhower'ın dediği gibi, askeri-endüstriyel kompleks aslında üç bileşenden oluşuyor; Askeri profesyoneller, savunmaya sanayi ve kongre. Artık dördüncü bir bileşen daha var, o da "Düşünce Kuruluşları". - Gwynne Dyer, Military Historian (Askeri Tarihçi)


"Bilirsiniz, Washington'un az bilinen sırlarından biri, politikanın aslında "siyaset içerisinde" pek fazla üretilmemesidir. Fikirlerin büyük bir kısmı hükümet dışından, Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi gibi çeşitli düşünce kuruluşlarından geliyor olmasıdır... Ve bu insanların hepsi birbirini tanıyor. Bush yönetiminden önce hepsi birlikte çalışmışlardı. - Joseph Cirincione, Carnegie Endowment for Peace


"ABD'yi tehdit eden, kimyasal, biyolojik veya nükleer silah arayan teröristleri ve rejimleri engellemeliyiz." - Bush


"2002 Birliği Durumu mesajında Başkanın düşmanlarımızı kötülük ekseninde isimlendirmesinin, Irak, İran ve Kuzey Kore'yi de kapsaması hiç de tesadüf değil." -


"Yani gerçek anlamda düşünce kuruluşlarının artık askeri-endüstriyel kompleks olarak düşündüğümüz şeyin ayrılmaz bir parçası oluğu yeni bir olguyla karşı karşıyayız." - Joseph Cirincione


"Eisenhower, eğer askeri-endüstriyel komplekse dikkat etmezsek, onun deyimiyle, yanlış yerleştirilmiş gücün feci yükselişini göreceğimizden bahsederken bu insanlardan bahsetmiş olabilir. Seçmenlere karşı sıfır sorumluluk sahibi politika yapan insanlar. ... Bu adamlar kamuoyunu manipüle ediyorlardı, Amerikan halkına korku salmak için, yalanlar ve fanteziler yaratıyorlardı. Böylece kendi savaşlarını gerçekleştirebilirlerdi." -  Lt.Col. Karen Kwiatkowski, US Dept. of Defense (ret.)


"Bir ülkeyi savaşa sokmanın o kadar da zor olmadığı ortaya çıktı. Amerika Birleşik Devletleri gibi bilgi edinme özgürlüğünün ve birden fazla medya kanalının olduğu bir ülkede bile bir yönetimin tartışmayı domine etmesi, tartışmayı domine etmesi çok da zor değil." - Joseph Cirincione


"Elimizde çok fazla bilgi olduğu fikrine sahibiz. Elimizde olmayan çok şey de var ve "gerçeğin" büyük bir kısmı, yaptıklarının dünyanın görmesini istemeyen siyasi aktörler tarafından gizleniyor." - Charles Lewis


"Üzgünüm ama, kamuoyunun bilmesine gerek olmayan bir inanç mı var? Erişimin sınırlandırılması, bilginin sınırlandırılması, savaşın sorumlularının arkalarını kapatacak şekilde sınırlandırılması son derece tehlikelidir ve kabul edilemez, edilmemelidir!" - Dan Rather, CBS News


"Pentagon, Vietnam'dan bu yana uzun yıllardan beri haberleri ve medyanın bu haberleri nasıl aktardığını şekillendirmek için çok çalıştı. İnsanları belirli şeyleri, belirli bir şekilde söylemeleri için eğitiyoruz. "

- Lt.Col. Karen Kwiatkowski, US Dept. of Defense (ret.)


"Vietnam'dan en çok öğrendikleri şey, savaşı Amerikan halkından gizleyemedikleri için kaybettikleriydi. Vietnam Savaşı'ndan sonra Pentagon, Amerikan oturma odalarında artık ceset torbası olmadığından nasıl emin olabileceğimizi araştırmaya başladı. Artık sahadaki muhabirlerin ölümü gerçekten görmelerine izin vermemenin bir yolunu bulmalıyız. "

"Yerleştirme adı verilen yeni tipik Pentagon jargonunu keşfettiklerinde Irak Savaşı'na geliyorsunuz."

"Gömülü haberde bayraklar ve pankartlar vardı, ama aslında hiç kimse içeri girmenin nedenleri ve gerekçeleri hakkındaki gerçeği öğrenemiyordu."

"Sahip olduğunuz şey, totaliter devletlerde sahip olduğunuz şeyin minyatür bir versiyonudur. Büyük liderin ne kadar büyük olduğunu ve her geçen gün nasıl daha da büyüdüğünü anlatan filmler çekiyorlar."


"İki oğlum var ve çocuklarımın hiçbirinin ABD ordusunda görev yapmasına izin vermeyeceğim. Eğer şimdi orduya katılırsan, Amerika Birleşik Devletleri'ni savunmuyorsun. Emperyal bir gündemin peşindesindir... Doğru soruları sormakta, Başkan'a hesap sormakta her bakımdan başarısız olan bir Kongremiz var. Kongremiz bizi fena halde yüzüstü bıraktı.  Bunun nedeni Kongre'deki pek çok kişinin askeri-endüstriyel komplekse bağlı olmasıdır." - Lt.Col. Karen Kwiatkowski




"Saddam Hüseyin'in 11 Eylül'le ilgisi olduğuna dair hiçbir kanıtımız yoktu." - Bush, ABD Başkanı


"Irak'ta olmamızın nedeni Amerikan halkına dürüstçe anlatılmadı. Kesinlikle Irak halkının kurtuluşuyla hiçbir ilgisi yoktu! Hiçbir zaman gündemin bir parçası olmadı, şimdi de gündemin bir parçası değil."


"Irak'ın işgalinden bir çıkış stratejimizin olmadığını biliyoruz, çünkü ayrılmaya niyetimiz yoktu! Şu anda Irak'ta 14.üncü kalıcı üs kurma sürecindeyiz."


"Şu anda yenilmez olduğumuza ve dünya gezegenindeki en üstün güç olduğumuza dair inanılmaz bir kibir var. Amerikan gücü ve Amerikan imparatorluğu aslında dünyanın her yerindeki insanların yüzlerinde gösteriş yapıyor; ayakkabımız yüzlerine sürüyoruz ve onlara en iyi Top-Dog* olduğumuzu söylüyoruz. Ve sen, bizimle çalışacaksın, çünkü kesinlikle bize karşı olmak istemezsin!" Charles Lewis


[*Top-Dog; ifadesi patron ya da lider için kullanılan bir deyim. Bir baskınlık hiyerarşisi için kısaltılmış bir deyim. SB]


"İnce buz üzerinde yürüyoruz. Batı Dünyası'nda yaratılan ilk demokratik rejimin, yani Roma Cumhuriyeti'nin izlediği yolda yürüyoruz. Roma Cumhuriyeti istemeden dünya çapında bir imparatorluk edindi. Daha sonra bu imparatorluğu sürdürmek, genişletmek ve korumak için sürekli ordulara ihtiyaç duyduklarını keşfettiler. Daimi ordular, George Washington'un veda konuşmasında bizi uyardığı şeydi; Emperyal bir başkanlığın yükselişini engellemek için anayasamızda oluşturmaya çalıştığımız hükümet yapısını yok edeceklerdi. Anayasamızın en önemli maddesi, savaş gitme hakkını münhasıran halkın seçilmiş temsilcilerine, yani Kongre'ye veren maddedir. Kongremiz Ekim 2002'de, her iki mecliste de, eğer isterse nükleer silah kullanımı da dahil olmak üzere, bu yetkinin tek bir kişiye verilmesi yönünde oy kullandı! Ve elbette altı aydan kısa bir süre sonra bunu Irak'ta uygulamaya kara verdi!"


"Bence Amerika Birleşik Devletleri'nin tarihi devam eden bir çalışma olarak ve bizim burada demokrasiye yönelik girişimlerimiz, kapitalizm ile demokrasi arasında sürekli bir mücadeledir. Ve demokrasinin kazanıyormuş gibi göründüğü iniş çıkışları oldu. Bu kuvvetli güçleri dizginliyorsunuz, ancak temel gerçek şu ki, bugün hükümetin kararlarının çoğu büyük ölçüde güçlü kurumsal çıkarlar tarafından belirleniyor. Açıkça görülüyor ki kapitalizm kazanıyor!" - Charles Lewis


“Bu davranışları nedeniyle Amerika başarısız olacak. Ülkeler arasında tamamen başarısız olacak. Ve başka bir ülke yükselecek ve Amerika'nın yerini alacak. Ben siyaset adamı değilim, ama sıradan bir insan olarak analizim bu. Amerika kaybedecek çünkü davranışları büyük bir ulusun davranışları değil!” - Bir Iraklı


"Hayatım boyunca, Nazilerin, Japon İmparatorluğu'nun, İngiliz, Fransız, Hollanda ve Rus İmparatorluğu'nun çöküşüne tanık oldum. Oldukça kola bir şekilde aşağı iniyorlar. Bugün Amerikalıların anlamasını istediğim şey özgürlüğün bedelinin sonsuz uyanıklık olduğudur. Ve biz Dwight Eisenhower'ın 1961'de askeri-endüstriyel kompleks biçimindeki izinsiz gücün tehlikeleri konusunda bize yaptığı uyarıdan bu yana uyanık değiliz."


"Hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmemeliyiz. Yalnızca tetikte ve bilgili vatandaşlar, devasa endüstriyel ve askeri savunma makinelerinin, güvenli ve özgürlüğün birlikte gelişebilmesi için barışçıl yöntem ve hedeflerimiz ile uygun şekilde birleştirilmesine zorlayabilir." - Eisenhower


"Şunu anlamalısın ki, orduda geçirdiğim 20 yıl boyunca her zaman otoriteye saygı göstermek ve takım oyuncusu olmak üzere eğitiliyorsun. Irak'ta savaş başladığında bir subay olarak değerlerimin farklılaştığı bir dönüm noktasına ulaştım. Temelde kendimi çıkarmak zorunda kaldım. Peki neden kavga ediyoruz? Sanırım kavga ediyoruz, çünkü birçok insan ayağa kalkıp 'bunu artık yapmıyorum' demiyor!


Why We Fight? Military Industrial Complex Documentary.

(Neden Kavga Ediyoruz? Askeri-Endüstriyel Kompleks Belgeseli)

Yönetmen: Eugene Jarecki,2005, YT videonun hepsi için





Askeri-Endüstriyel-Düşünce Kuruluşlarıyla işbirliği içinde olan Siyasetçiler savaş çıkarır, ama kendi gitmez, ekrandan izler. "Devlete" "güvenen" fakirler vardır gönderebilecekleri, oysa halk savaş istememektedir... Ardından da kazançlarının hesabını yapıp, golf oynamaya giderler!


SB


27 Eylül 2017 Çarşamba

Irak - İngiltere - Türkiye





"Kendi ulusal kimlik duygularına sahip olmayan Kürtlerin...."
"İngilizlerin 1918 yılından beri ulusal kimlik duygusu aşılamaya çalıştıkları..."



* Irak Meclisi yeni yasayı 18 Ocak 1926 tarihinde onayladı.

- Yeni yasa, Yasin Paşa'nın başında bulunduğu Halk Partisi'nin bütün engelleme çabalarına karşın, 58 kabul oyuyla Irak Meclisi'nden geçti. Bu sayı, önceki antlaşmanın onaylandığı 10 Haziran 1924 tarihli kritik oylamada ulaşılan 37 kabul oyunun hayli üzerindeydi.


* Yasa, İngiliz Avam Kamarası'nda 18 Şubat 1926 tarihinde görüşülerek kabul edildi. İngiliz hükümeti, 23 Şubat'ta yeni antlaşmayı Millet Cemiyeti'ne iletti; 2 Mart 1926 tarihinde de, kendisinden istenen koşulları yerine getirdiğini belirten bir yazıyla ve gereğinin yapılması istemiyle örgüte başvurdu. Başvuru yazısının ekinde, Bağdat'taki İngiliz Yüksek Komiser Vekili B.H.Bourdilon ile Irak Başbakanı Abdulmuhsin es-Sadun'un imzalarını taşıyan ve Kürtlere tanınmış olan hakların kapsamını gösteren bir andırı yer alıyordu.

- Bourdillon ile Sa'dun'un ortak andırısında, İngiltere Sömürgeler Bakanı Leo Amery'nin 13 Eylül 1925 tarihli Konsey toplantısında yaptığı ve Kürtlerle ilgili koşulun, mevcut yönetim sistemi içinde zaten büyük ölçüde karşılandığını vurgulayan konuşmasına dikkat çekiliyordu. 

Bu bağlamda, Kürt bölgelerinde Maliye ve İçişleri Bakanlıkları adına görev yapan toplam 57 yönetim memurundan 43'ünün Adalet Bakanlığı adına görev yapan 13 yargıç ve başkatipten 10'unun Kürt olduğu; mahkemelerde davaların Kürtçe görüldüğü; ayrıca Süleymaniye ve Köysancak'ta kayıtların da Kürtçe tutulduğu belirtilmekteydi. Öte yandan, Kürt bölgelerindeki vakıflar, posta ve telgraf, kamu, adalet, sulama hizmetleri ile gümrüklerde ve Tarım Bakanlığı'na bağlı birimlerde çalışan 55 görevliden 38'i Kürt'tü. 20 senatörden 2'si, 88 milletvekilinden 14'ü Kürt'tü. Ayrıca, Maliye Bakanı ile İletişim-Hizmetler Bakanı da Kürt'tü. Kürtler Irak nüfusunun yüzde 17'sini oluşturmaktaydılar (ekte) ; polis gücünün yüzde 24'ü, ordunun yüzde 14'ü, demiryolu çalışanlarının yüzde 23'ü Kürt'tü. Her üç alanda görev yapan toplam 20 bin kişiden 4 bini Kürt'tü.

Kürt bölgelerinde toplam 25 okul vardı. Bunların 5'i Hıristiyan okuluydu; eğitim dili Keldanice ve Arapçaydı. Diğer 20 okulun 16'sında Kürtçe eğitim yapılmaktaydı; 4 okulda ise Hıristiyan ve Kürtler birlikte eğitim göremekteydiler ve bu okullarda eğitim dili olarak Arapça ve Kürtçe birlikte kullanılmaktaydı. Söz konusu okullarda görev yapan 52 okul müdüründen 44'ü Kürt, diğer 8'i ise Arap'tı ama Arap müdürler de Kürtçe biliyordu.

Savaştan önce Kürt dili ne resmi ne de özel yazışmalarda kullanılmazken, İngiliz görevlilerinin çabalarıyla Kürtçe yazının oluşması ve bunun bir iletşim aracına dönüşmesi sağlanmıştı. Daha önce yazı dili olarak Farsça, Türkçe ve Arapça kullanılıyordu. Vilayet genelinde Arapça ve Türkçe hala yaygın biçimde kullanılıyordu. Ancak, yoğun çabalar sayesinde Kürtçe'nin yazı dili olarak Erbil'e değin yaygınlaşması sağlanmıştı. Süleymaniye'de Kürtçe gazeteler bile çıkarılıyordu. Yönetim, Kürtçenin yaygın biçimde kullanılmasına izin vermekle kalmamakta; bunu teşvik de etmekteydi.

Andırıda Türklerden ve Türkçenin eğitim ve yazışmalarda kullanılmasından hiç söz edilmemekte, hatta mevcut kullanımın sınırlandırılmasına ve giderek tasfiyesine çalışıldığı da gizlenmemektedir. Kısacası, Musul Vilayeti'nde Türklere ve Türkçeye yönelik olarak kapsamlı bir yok etme politikası uygulanmaktadır.

* Milletler Cemiyeti Konseyi, 11 Mart 1926'da yeni antlaşmayı onayladı. Böylece Konsey'in 16 Aralık 1925 tarihli kararı resmen geçerlik kazanmış oldu. Öte yandan, İngiliz hükümeti, 19 Ocak 1926'da Irak'taki iki İngiliz piyade taburunun ülkeden ayrılma hazırlıklarına başlamasını kararlaştırdı. 3 Şubat'ta ise hazırlıkların sürmesini ama ayrılma işlemin geciktirilmesini karara bağladı. Bu arada, İmparatorluk Savunma Komitesi'ne konuyu değerlendirmesi ve Türk tarafının eylemlerini daha yakından izlemesi talimatını verdi.


İhsan Şerif Kaymaz
MUSUL SORUNU; Emperyalizm ve Kürtler
(dipnotlarla beraber syf.532-533)- Kaynak Yayınları






EK: 


Bilimsel ölçütle ve uluslararası kabulle, bir ülkenin etnik yapısının 'mozaik' olarak tanımlanabilmesi için 2 şartın birlikte var olması gerekir. Bu şartlardan biri, 'etnik çeşitlilik', diğeri, ülkeleri etnik grupların toplam nüfusunun, ülke nüfusunun %35'ini oluşturmasıdır. Etnik çeşitlilik, ülkede, genel etnik yapıyı etkileyen büyüklükte 'anlamlı' bir nüfusa sahip 'çok sayıda' grubun var olmasıdır. Bu gruplar 'asli' gruplar olarak tanımlanır. Ülkenin etnik yapısını değerlendirmede, nüfus olarak belirleyici bir etkisi olmayan 'küçük' nüfuslu gruplar, 'tali' gruplar kabul edilir ve topluca diğerleri olarak değerlendirilir.

Bu ölçütle, tüm resmi tespitler ve bilimsel veriler ortalamasıyla, bugün, Türkiye'de, 'yüzde' oranıyla 'anlamlı' büyüklükte nüfusa sahip kabul edilebilecek gruplar, yaklaşık %7 nüfus oranıyla Kürtler, bir ölçüde, %1 nüfus oranıyla Araplar ve yine %1 nüfus oranıyla Zazalardır.

Bunlar dışındaki gruplardan Çerkeslerin nüfusu yaklaşık %0.4 ve Lazların nüfusu yaklaşık %0.27'dir. Diğer grupların toplam nüfusu yaklaşık %0.4'tür (bindedört).

Bu oranlarla değerlendirildiğinde, bugün nüfusu yaklaşık 74 milyon kabul edilen Türkiye'de, etnik grupların nüfusları ve bu nüfusların oransal dağılımı yaklaşık olarak aşağıdaki gibi tespit edilmektedir;

Gruplar Nüfus Oranı (%) 
Türkler 66.650.000 yüzde 90.00. 
Kürtler 5.000.000 yüzde 6.76. 
Zazalar; 800.000 yüzde 1.08. 
Araplar 800.000 yüzde 1.08. 
Çerkesler 300.000 yüzde 0.40. 
Lazlar 200.000 yüzde 0.27. 
Diğer; 300.000 yüzde 0.41. Diğerleri içindeki Ermenilerin nüfusu 60.000, Yahudilerin nüfusu 25.000, Rumların nüfusu 1.800'dür.

Başta da belirttiğimiz gibi bir ülkenin etnik yapısının mozaik olarak tanımlanabilmesi için, toplam etnik nüfusun ülke nüfusunun en az %35'ini oluşturması gerekir.

Yani... Türkiye bir mozaik değildir! Adeta açık arttırmaya çıkartılan etnik guruplar 47 olarak açıklanmış, daha sonraki dönemlerde 27, 36 ve 54 gibi gerçekten uzak rakamlarla abartılmış, bugün ise bu sayı 27’e düşürülmüştür. Ayrıca bahsedilen azınlıkların 16'sı Türk'tür. Soyları bir olan bir millet nasıl 16 parçaya bölünerek azınlık denilebilir ki?


Ali Tayyar Önder 
'Türkiye'nin Etnik Yapısı' - 2005




*SB:  Bugün için Suriyeli "sığınmacı" ve "mülteci"ler ile nüfus yapımız ne durumdadır? Bir 30 yıl sonra nasıl olacaktır? Körfez Savaşı sonrası Türkiye'ye "sığınıp" vatandaşlık hakkı alan 450 bin Kürt "mülteci" bugün kaç milyon olmuştur? Bu "mülteciler" bu son 30 yılda ne yapmış, hangi taleplerde bulunmuştur?

Mülteci ; Ülkesinde ırk, din, sosyal konum, siyasal düşünce ya da ulusal kimliği nedeniyle kendisini baskı altında hissederek kendi devletine olan güvenini kaybeden, kendi devletinin ona tarafsız davranmayacağını düşüncesi ile ülkesini terkedip, başka bir ülkeye sığınma talebinde bulunan ve bu talebi o ülke tarafından 'kabul' edilen kişidir.

Sığınmacı ; Yukarıdaki nedenlerden dolayı ülkesini terkeden ve henüz sığınma talebi, kaçtığı ülkenin yetkilileri tarafından 'soruşturma' safhasında olan kişidir. İskan Kanunu Madde3/3'e göre "Türkiye'de yerleşmek maksadıyla olmayıp bir zaruret ilcasıyla muvakkat oturmak üzere sığınanlara sığınmacı denir".



***


"Türk tarihinin her döneminde çok büyük kahramanlıklar yaşanmış olmakla birlikte, ne yazık ki “ihanet” sözcüğünün anlamını zorlayan yüz kızartıcı davranışlara da tanık olunmuştur. Kale komutanının savunmakla görevli olduğu kaleyi para karşılığı düşmana satması, donanma komutanının başında bulunduğu donanmayı kaçırıp düşmana teslim etmesi, bir kısım halkın ülke topraklarını işgal eden düşman güçleriyle birlikte hareket etmesi ya da barış zamanında bir kısım insanımızın kendi ülkeleri aleyhine yabancılarla işbirliği yapması gibi olaylara bizim tarihimizde dönem dönem rastlanmıştır. Bunlar, “ihanet” kapsamına giren davranışlar olarak nitelense de, en azından münferit olaylardır. Daha acısı ve sindirilmesi zor olanı, “ihanet” kapsamında değerlendirilebilecek davranışların bizzat resmi hükümet eliyle örgütlenmesi, devlet kurumlarının bu tür davranışlara alet edilmesi ve ülke ’aydın “larının bu tür eylemlerin içinde fiilen yer ve rol almalarıdır."


Doç. Dr. İhsan Şerif Kaymaz
Arslan Tekin ,11.04.2013,"Tarihimizdeki İşbirlikçiler" yazı dizisi 5.


***


İngilizlerin alfabesini icat ettiği; İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların kendilerine bayrak hediye ettiği; Fransızların sırtlarını okşadığı; Fransanın Rusyanın tarih yazmanlığını yaptığı; 'müttefik görünümündeki düşmanlarımızın' bir yandan etrafa dinamitçi-barış Nobelleri verip, diğer yandan 'müttefiğimin düşmanı dostumdur' diyerek silah ve para yardımı yapıp eğittiği; İsveçin kucaklaştığı; İsrailin seviştiği; birbirlerini sırtlarından bıçakladıkları halde Ermenilerle canciğer olan ; içimizdeki hainlerin destekleyip, nayır nolamaz diyerek yan cebime koy tiriplerine girdiği; 250 yıllık olup, dünyanın dört bir yanından gelen değişik etnik ve milletten olan ve Yerlilerin ülkesini işgal edip soykırım yapan, 1861-1865 te eyaletlerin ayrılmak istemesi sebebiyle iç-savaş yaşayan ve kendilerine ne münasebet ayrılamazsınız diyerek başkalarını böldüren, ticaretini yapmasa da köleliği ancak 1964'te zenci-beyaz ayrımına son veren ki hala klu-kluxçuları var, uydurulmuş 'Amerikalı' etniği gibi; "karışık" uydurma bir etnik olarak ortaya çıkanlar, özgürleştiklerini sanıyorlar... Halbuki, herkes birbirine girecek... SB




ilgili:
Sadun KÖPRÜLÜ
Türkmen Aile, Aşiret, Oymakları, Boyları, Kolları Araştırması! 
(1) ve (2)




16 Ocak 2017 Pazartesi

Satın Alınan Gazeteciler!..





Alman gazeteci Udo Ulfkotte 56 yaşında dün (14 Ocak 2017) bir kalp krizi sonucu yaşama veda etti. Dünya çapında büyük ses getiren bir açıklaması olmuştu. Gizli servislerin kendi adı ile imzalayarak yazmasını istedikleri konuları önüne koyduklarını ve bütün dünyada ana akım gazeteciliğin böyle olduğunu açıklamıştı. Gazetecilerin satın alındıklarını ve asla özgür olmadıklarını söylemişti. Irak'ta kaldığı sürece kansere yakalandığı söylenen gazetecinin bu üçüncü ve son kalp krizi olduğu söyleniliyor! Arkasında büyük bir gerçeği haykırmış olan bir kariyer bırakarak.

Aktaran Serap Balaman.



"I’ve been a journalist for about 25 years, and I was educated to lie, to betray, and not to tell the truth to the public. But seeing right now within the last months how the German and American media tries to bring war to the people in Europe, to bring war to Russia — this is a point of no return and I’m going to stand up and say it is not right what I have done in the past, to manipulate people, to make propaganda against Russia, and it is not right what my colleagues do and have done in the past because they are bribed to betray the people, not only in Germany, all over Europe."



Basından- 2014:


Dr. Udo ULFKOTTE:  Dış ülkeler ile Almanya arasında büyük farklar var. Dış ülkelerden muazzam reaksiyonlar alıyoruz. Ama Almanya’daki reaksiyonlar tam tersi. Benim için deli diyorlar. Yahut bütün bunların yalan olduğu, uydurulmuş hikaye olduğu söyleniyor. Daha bugün bir İsviçreli Haber Magazinine uzun bir röportaj verdim. Aynı tepkiyi alınca… İşte bütün bunların yalan olduğu vs. Kendisine ”bakın ne yapalım şimdi biliyor musunuz? Kitabımda “Gizli” olarak belirtilen, dünya kamuoyunun görmediği bir fotoğraf ve bir kaç fotoğraf ve belge göstereyim size!” Bunu da yaptım. Ardından beni geri aradı ve: “Böyle birşey olamaz. Siz “gizli belgeler” olarak belirtilen fotoğraf ve dokümanlar üzerine bir kitap yazıyorsunuz ve bunun üzerine yalan, uydurulma hikâye deniyor!” dedi.

Bilmiyorum haberiniz var mı? Uzun bir süre önce, 1988 Temmuz’unda Türkiye’nin komşusu İran’daydım. Amerikalıların kontrolü altında ve Alman gazıyla İranlıların nasıl zehirlendiğini görüntüledim. Bunu da görüntülemem istendi; ama Almanya’da bunun hakkında yazmama izin verilmedi. Görüntüleri başka dergi ve gazetelere vermem de yasaklanmıştı.

Biliyorsunuz 1980’den Temmuz 1988’e kadar sürmüştü. Iraklıların Kürtlere Halepçe’de Mart 1988’de uyguladığı gazlı saldırı herkes tarafından bilinirken, Temmuz 1988 de Alman gazıyla İranlılara uygulanan gazlı saldırıdan kimsenin haberi olmamıştı.

Ve bakın Alman gazeteciler bile bu olaya yalan ve uydurma diyorsa benim bir Alman olarak bu sorumluluğu yüklenmem gerekiyordu. Nasıl oluyor da, bu Alman gazeteciler böyle davranabiliyor? Almanlar Yahudileri gazlarken kendilerini suçlu görmeleri gerekiyor, çünkü Yahudileri gazlamışlardı. Nasıl oluyor da, onlarca yıl sonra İranlılar gazlanıyor. Hiçbir Alman devlet başkanı Tahran’a gidip diz çökerek özür dilemez tabiî. Bu önemsiz bizim için, hem Amerikalıların kontrolü altında olmuş, sorun yok o zaman.

Ben bunu resimlerle belgeleyen ilk gazeteciyim. Hatta CIA bir internet sitesi üzerinden Irak’ın zehirli gazları hakkında belgeler yayınlıyor, bu linki dilerseniz size gönderebilirim. Orada başka meseleler ile birlikte 1988 Temmuz’unda Zübeyde Cephesinde, yani benim bulunduğum bölgede, zehirli gaz kullanıldı. Tabii Amerikalıların kontrolü altında ve Alman gazı olduğu yazılmıyor. Öyle ortaya koyuyorlar ki sanki Kötü Saddam bu olayı gerçekleştirdi.

Sonradan canavar ilan edildi. 1990 Ağustos ayından sonra… O zamanlar Saddam iyiydi ve biz Almanlar finans ve politik nedenlerle Saddam ne istiyorsa gönderiyorduk. Silahlar, örnek olarak silah yapımı için teknik donanımlar…

Dr. Udo ULFKOTTE:  Ve aniden Saddam Hüseyin kötüdür denildi. Aptalca olan Ağustos 1990’a kadar Alman halkı için iyi olan Saddam Hüseyin’in bir gecede televizyon izleyicilerine neden Kötü olduğunu anlatmak zorunda kalmaktı. Bu sebeple uydurma bir hikaye bile yazdılar. Bilmiyorum o dönemi yaş olarak hatırlıyor musunuz? O dönemler kuvöz kutularıyla ilgili bir hikaye uyduruldu. Amerikalı bir reklam ajansı -Ellen Norten- tarafından uydurulan bu hikayede, Saddam Hüseyin’in 02 Ağustos 1990’da Kuveyt’te girdiği zaman hastanelerdeki kuvözleri alabilmek için, bu kuvözlerin içinde bulunan bebekleri yerlere attırdığı ve öldürdüğü anlatılıyordu. Bu görüntülere ait fotoğraflar yayınlanmıştı. Ama bu fotoğraflarda aslında oyuncak bebekler bulunuyordu ve ketçapla süslenmişti.


UDO ULFKOTTE: ABD ÇIKARLARI İÇİN YAZAN, 
SATILMIŞ “TÜRK” GAZETECİLER VAR


Dr. Udo ULFKOTTE:  Mesela Türk gazetecilerin isimlerini Almanya’da bulunan Amerikan yanlısı Vakıf ve Organizasyonların senelik raporlarını takip ederek çıkarabilirsiniz. Mesela Atlantik Brücke, Esmunt Institut, German Marshall Fund… Bunların hepsini kitabımda da belirtiyorum zaten. Bunların senelik raporları yayınlanıyor. Bu senelik raporların içinde hangi gazetecilerin Amerika’ya davet edildiği ve finansal olarak desteklendiği görülebilir. Ve geçmişe yönelik olarak bu raporlar incelendiğinde, orada ne kadar Türk gazetecinin bu davetlere iştirak ettiği tespit edilebilir. Birde hangi bu vakıf ve organizasyonlar CIA’ye yakın, bakmamız lazım.

Mesela Atlantik Brücke CIA’ye cok yakın. Bu Vakıf “Vernon A. Walters Award” adli bir Ödülü veriyor. Yani “Vernon Walters Ödülü”. Bu Varnen Walters tanınmış bir CIA üst yöneticisiydi. CIA’ye yakın olanlar fazla da gizli yapmıyor bu işi. Eğer Türk gazetecilerinin isimlerine meselâ Atlantik Brücke Vakfının raporlarında rastlarsanız, Amerikalıların bu gazeteciler üzerinde baskı veya kazanma çalışmaları uyguladığını anlayabilirsiniz. Tabii hangilerinin satılmış olduğunu söyleyemem, bilmiyorum, ama sonuçta sadece Amerikan yanlısı yazmaya başlıyorlarsa, Türkiye’nin çıkarlarına değil de, Amerikalıların istediği gibi Amerikan Askerlerinin Türkiye’deki NATO Üs’lerinde bulunmasına yönelik haberler yayınlıyorlarsa satılmış olduklarını söyleyebilirim. Elbette Amerikalıların etkilediği birçok satılmış Türk gazetecisi vardır denilebilir. Bunlar Türkler için ve Türkiye için değil, sadece Amerikan çıkarları için, NATO bakış açısıyla, Amerikan silahlarının satın alınmasına yönelik sırf Amerikalıların istediği doğrultuda yazarlar.


ABD askerlerine yapılan protestolar ile ilgili:


Dr. Udo ULFKOTTE:  Evet, bu tip aksiyonlar sadece Türkiye’de olmuyor. Örneğin Almanya’nın Eifel bölgesinde ister dinci olsun, ister sağcı ya da solcu halkın çoğu Amerikan askerlerini ülkemizde istemiyor. Çünkü Eifel bölgesinde önceden beri, Alman Halkının rızası olmadığı halde, Amerikan Atom Silahları konuşlandırılmış durumda. Ama buna karşı bir protesto yürüyüşü veya politik bir faaliyet burada yasak. Hemen radikal olarak damgalanıyor insanlar. Aynen Türkiye’de olduğu gibi burada da düşünce özgürlüğü yok.

Önceleri tam bir Emperyalizm yanlisiydim ama bugün Anti-Emperyalist’im.... Emperyalist biri olarak, bu sekil büyütüldüm, eğitildim ve beyin yıkamasını yaşadım. Ve bu sistemin içine entegre edildim. Bu şekilde düşünmem için... artık tamamen NATO’ya ve emperyalizme karşıyım.

Rusya ile Avrupa Birliği arasındaki sürtüşme, Amerika’nın AB’yi sürekli kışkırtması… Ulfkotte cevabı çok net ve kestirmeden söyledi:

-Savaş istiyorlar… Resmen Savaş…



ek:
World Class Journalist Spills the Beans, Admits Mainstream Media is Completely Fake:(link) videolu
CIA hat seit 1975 Herzinfarkt-Pistole:(link)
CIA'nın Kalp Krizine yol açan Silahı: video ingilizce:




Satılmış Gazeteciler
Politikacılar, Gizli Servisler, Büyük Sermaye, Almanya'nın Kitle İletişim Araçlarını Nasıl Kullanıyor?




ilgili:

Alman medya grubu DW tepkiler üzerine özür diledi Almanya'nın önde gelen medya gruplarından Deutsche Welle Kayseri'deki hain saldırı üzerinden alçakça bir algı operasyonuna kalkışarak iç savaş çığırtkanlığı yapmıştı. DW, gelen tepkiler üzerine geri adım atarak özür diledi.  - 18.12.2016 /Haberiyakala


PKK terör örgütünün en büyük destekçilerinden Almanya'nın önde gelen medya gruplarından Deutsche Welle (DW) aşağılık bir algı operasyonuna kalkıştı. "Almanya'nın Sesi" olarak kabul edilen DW sebebi ve destekçilerinden biri oldukları Suriye'deki iç savaşın Türkiye'ye sıçradığını ileri sürecek kadar küstahlaştı.

İstanbul ve Kayseri'deki son terör saldırılarını bahane ederek internet sitesinde "Suriye savaşının yeni cephesi: Türkiye" ve "Suriye iç savaşı Türkiye'ye sıçradı" başlıklarıyla haberler yapan ve teröre hizmet etmekten başka hiçbir amacı olmayan bu haberleri sosyal medya üzerinden yayan DW'ye Türkiye'den çok sert tepkiler geldi.

YALANA SIĞINDILAR, Türkiye'den gelen haklı tepkiler üzerine Twitter hesabından açıklama DW, "Türkiye'yi karalamak için uydurma haber yaptıklarını" itiraf edercesine "haberlerinde uzmanların görüşlerine yer verdiklerini" yalanına sarılmaya çalıştı.



Yukarıdaki örnek ile "Medyanın nasıl "yalanla" halkı yönlendirdiğini, proveke ettiğini görüyoruz!..



* * *


Serap Balaman çevirisi…
10 Trilyon Dolar’a mal olan savaş
"Haber Tarihi 16 Mayıs 2016"


“15 Mart 2016 tarihinde neredeyse dünya savasına dönüşecek önemli bir bölgesel savaş olan Suriyedeki savaş altıncı yılına giriyor. Bu Riyad ve Ankara (ve onların müttefikleri) tarafından Suriye ve İrana karşı yeni bir saldırı başlatmak için seçilen tarih.

Birkaç gün içinde, hiç yoktan onlarca Arap uydu kanalları tarafindan İran’a karşı “ultra şahin” tarzı yayınlar ortaya çıkdı. Aynı zamanda, Suudi ve Batı Typhoon ve F-15 ler Türkiye’nin güneyindeki üsse konuşlandırıldı. (Sekiz NATO ve iki Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini hatırlatıyor)

Bu arada NATO sürekli biçimde Rusya’ya karşı tavrını sertleştirirken, Doğu Avrupa’da dolaylı provokasyonlarını artırıyor.

Moskova’da, Kremlin ilk kez bir dünya savaşından söz etti ve ve Suriye’ye karadan herhangi bir müdahalenin çatışmayı uzatmakla eşdeğer olduğunu vurguladı. Dikkat ederseniz, ne zaman gerçek bir tehlike olsa, Putin medya dünyasından çekilir ve yerini Başbakan Dimitri Medvedev’e bırakır.

Yemen’de bir çok güçlü ABD, İngiliz, İsrail askeri ve lojistik desteğine rağmen saplanıp kalan Riyad (Saudi Arabistan) Rus ruleti oynamaya kalkışdı. Petrol savaşı Rusyayı dizlerinin üstune çökertmedi ve İran’in Suriye’ye askeri ve ekonomik desteğini askıya aldıramadı.

Suriye’de hükümet güçleri Rus uçakları tarafından desteklenerek Riyad ve Ankara tarafından silahlandırılip, finanse edilen isyancıların yerleşim bölgelerine yaklaşıyorlar. Bu, imparatorluğun propaganda makinesinin paniğini açıklıyor.. Suudiler, imparatorluğun savaşlarının büyük karşılıyıcıları. Şimdi Rusya, İran ve Suriye’ye karşı bir savaşta 10 trilyon dolardan daha fazla harcamaya hazırlar. “Özgür” bir dünyada, mali ve ekonomik kriz sırasında, bu milenyumun fırsatıdır.

Birlesik Arap Emirligi Yemen’in bir adası olan Socotra’yı nakit para karşılığı Centcom’a (ABD’nin Birleşik Savaş Birimleri’ne) sunmak için satın aldı. Riyad daha çok ilerliyecek…. Önümüzdeki günlerde garip gelişmeler göreceğiz ”

Çeviren: Serap Balaman
Cumhuriyet Postası / Haberin kaynağı



* * *


Serap Balaman Yazdı…
Suriye Türkmenleri…
"Haber Tarihi 17 Aralık 2015" - Cumhuriyetpostası


Hassas Oyunlar, Hassas Dengeler arasında gerçek durumu okuyabilmeliyiz.

2011 Mart ayında Egemen Batı güçlerinin Muhalif kuvvetler adı altında önceden hazırlayıp kışkırttıkları Özgür Suriye Ordusu , 80 ayrı milleten oluşan paralı asker kadrosu ile Suriye de ayaklanmalar başlatıp, sivil halkı öldürdüler…

Özgür Suriye Ordusu kendisine bayrak olarak Suriye’nin Fransız sömürge tarihlerinden kalan sömürge bayrağını sembol olarak kullandı. Siyah Beyaz Yeşil renklerde olup içinde üç tane kırmızı yıldız olan bu bayrak « Muhaliflerin » sembolü oldu.

Özgur Suriye Ordusu daha sonra El–Kaide ve El–Nusra gibi ülkeye akan diğer cihatcı savaşçı özel ordular ile işbirliği ile büyüdü.

İlk zamanlar PYD ve tüm Kürt güçler Özgur Suriye Ordusu ile birlikte çatışıyorlardı. Suriye Halkını öldürüp, Suriye Halk Ordusuna karşı Siyonist- Evangelist patronlarnın isteği doğrultusunda,. NATO/ Londra/ Vatikan /Washington ve Israil aksında savaşıyorlardı .

PYD ve diğer Kürt güçler ve de Özgur Suriye Ordusu daha sonra 2013 yılında taraf değiştirerek Suriye Halk Ordusu ile anlaşdılar ve bu defa eski dost olduklarına karşı savaştılar.

Suriye Türkmenleri de bu cihatcı savaşçılara dahil edilindi ve hatta Türk Hükümetinin desteği ile, Ana Yurt dışında, Ana Ülkeye bağlı masum kardeşlerimiz kandırılarak EL Kaide ve El Nusra nın kucağına atıldilar ve onlarla birlikte içinde yaşadıkları ülkenin yasal ordusuna karşı savaştılar. İhanet ettiler.

2011 yılından beri bu konuyu her tartışma ortamında dile getirmeme rağmen şimdiye dek ciddiye alınmadım.

Suriye Türkmenleri kardeşlerimiz El kaide ile çok iç içe geçtiler. Su son haftalarda Suriye Devletinin davetlisi olarak Rus Askeri güçleri Suriyede IŞİD a ve tüm Terörist güçlere karşı savaşdalar. Koalisyon ülkelerinin varlıkları ve hava saldırıları yasa dışı. İşgal güçleri durumundalar ve kendi besleyip büyüttükleri terör gruplarını koruyorlar. Operasyon yaparmış gibi yapıyorlar.

Ne Suriye Ne de Rus Askeri güçleri Özel olarak Türkmen kardeşlerimizi öldürmüyorlar. Terörist unsurlar ile iç içe geçmiş ve birlikte yaşayan elemanlar hava saldırısına uğruyorlar ve bu ne yazık ki Türkmen kardeşlerimiz. Acılari bizim acımız. Fakat bu güne kadar kimse bu olup bitene ses çıkartmamış ve seyirci kalırken şimdi mi herkesin aklına geldi Suriyede Türkmenler olduğu?

Bir anda herkes anında tepki veriyor. Yeni mi uyandık??? Nato/ Vatikan/ Israil/ABD/ Londra aksı Kürt enerji koridorunu kurmak için BOP planı çerçevesinde hareket ederken , Bizden istenen Suriyeye karşı savaşa girmemiz. Bundan iyi bahane olmaz.

Oysa ki Suriyeye karşı bu kanat ile birlikte hareket edersek, onların savaşını meşrulastırmış olup, kendi ellerimizle Kürt Koridoru, Barzanistan ve ileride olacak Büyük Israil’in kuruluşuna yardım etmiş olacağız ve karşımıza Suriye, Rusya Çin'i alarak.

Gerçekten istediğimiz bu mu ? Türkmenler konusunda ortalık yangın yerine dönüşürken soralım bakalım.. 2011 yılından beri Suriyeli Türkmen kardeşlerimizi çiğ insan ciğeri yiyen katil sürüsü ile işbirliği yapmalarından neden kurtarmadık? Neden şikayet etmedik?



SERAP BALAMAN
(başharflerimizin benzerliği yanıltmasın, yukarıdaki yazı ona aittir bana değil, Serap olayları net olarak değerlendirebilen çok değerli bir arkadaştır.)






ilgili:










5 Ağustos 2015 Çarşamba

IRAK TÜRKMENLERİ





TÜRKMENLER VE IRAK - ERŞAT HÜRMÜZLÜ

Irak hükümetleri Türkmen konusunu her zaman gündem dışında tutmak için özel bir özen göstermiştir.Türkmenlerin en doğal haklardan yoksun olarak yaşamlarını sürdürmelerine ve geçici anayasalarda onlara hiç değinilmemeye dikkat edilmiştir. Bu anayasalar ve resmi açıklamalar Araplara ve Kürtlere değinir belirgin çelişki ortaya çıkınca da ,öteki azınlıklar, olarak geçiştirilme yoluna gidilmiştir.

Aslında bu tutum uluslararası suskunluğun bir uzantısı olarak alışagelmiştir. Irak'ın yapılanmasında büyük rol oynayan İngilizler özel olarak Türkmenleri gündem dışı tutmaya onları her zaman politik çerçevenin dışında ve azınlık haklarından bile
mahrum olarak yaşatma yolunu çizmiştir.

Arap ülkelerinin tutumu da bundan pek farklı olmamıştır. Arap ülkelerinin toplu olarak ilan ettikleri Azınlık haklarına dönük teahhütleri ve kararları Türkmenler konusunda işlerlik kazanmamış ve Arap ülkelerindeki sivil toplum örgütleri dahil hiç bir cihetin Türkmenleri dinleme veya onlarla bir diyaloğa girme girişimi hiç bir zaman kaydedilmemiştir.

Türkmenlerin de bu konuda aksaklıkları ve sorumlulukları inkar edilemez. Irak Türkmenleri Arap dünyasına ve uluslararası camiaya kendilerini tanıtma çabaları çok yüzeysel olmuş doyurucu olmaktan uzak kalmıştır. Irak Türkmenleri konusunda Türkçe olarak çok kıymetli araştırmalar ve yayınlar Irak Türkmenlerinin tarihi yerleşim bölgeleri kültür akımları edebiyat ve folklorları konularını konu edinmiş ancak bu çalışmalar ne Arapçaya ne İngilizceye ne de öteki dünya dillerine çevrilmiş ve bu eserler hakkında uluslararası bilim kurumlarına veya politika merkezlerine ulaştırılmamıştır.

Aslında İngilizce ve Arapça olan bu çalışmayı bugün Türk kamuoyuna sunarken Irak Türkmenlerinin geleceğini kaygı ile izleyen bilim çevrelerine ufak bir uğraşla da olsa ışık tutmaya çalışmak istedik.Bu çalışmaların ileride Türkiyede bilim çevreleri tarafından daha da genişletilerek yapılması ümidini korumaktayız.

Erşat Hürmüzlü
2003





Irak Türkleri

BİRİNCİ CİHAN HARBİ'nden sonra, Misak-ı Milli'ye dahil olmasına rağmen,Türkiye hudutları dışında kalması önlenememiş Musul bölgesinde yaşamakta olan Türklerin karşılaştıkları zorluklarla çok fazla ilgilenmediğimiz bir vakıadır. Bidayette İngilizlerin, daha sonra da Irak hükümetlerinin, bu bölge Türklerinin, Türkiye Türkleri ile bir ilgisi bulunmadığı iddialarını kuvvetlendirmek maksadıyla, onlara ısrarla '' Türk'' yerine ''Türkmen'' deyişleri karşısında, Türkiye'de genç nesillerin bu konuda doğru bilgilere sahip olmadıkları dahi söylenebilir.

Uzun senelerdir yakından tanıdığım kıymetli dost Erşat Hürmüzlü, bu soydaşlarımızın yıllardır neler çektiklerini, her türlü zorluğa göğüs gererek geçmişlerini ve kimliklerini nasıl muhafaza ettiklerini, olayların içinde yaşamış bir kişi olarak canlı bir üslupla bizlere aktarmaktadır.

Irak'ta yeni bir düzen kurulması konusunun gündeme geldiği bu günlerde bu kitap, Irak Türklerinin haklarının korunmasında şimdiye dek gereğince yerine getiremediğimiz bir görevi bize hatırlatmaktadır. Bütün Türklerin okumalarını ümit ve temenni ettiğim böyle bir eseri bizlere kazandırdığı için Sayın Hürmüzlü'ye kendi hesabıma teşekkür ederim.

Kamuran GÜRÜN





Türkmenler ve Irak - Erşat Hürmüzlü
Birinci Bölüm : Türkmenler Kimdir?
İkinci Bölüm : Vatandaşlık
Üçüncü bölüm: Uluslararası Sözleşmeler
Dördüncü Bölüm: Türkmenlerin Siyasi Mücadelesi
- Irak Türkmenlerinin Siyasi Mücadele Tarihi
- 1959 Kerkük Katliamı
- Birinci Türkmen Öğretmenler Kongresi
- Türkmen Kardaşlık Ocağı'nın Kuruluşu
- 1963 Darbesinden sonra cereyan eden olaylar
- Arif Hükmü
- Irak Türkmenlerinin Kültürel Haklarının Kabulü
- Türkmen Liderlerinin İdam edilişi
- İkinci Körfez Savaşı

Beşinci Bölüm: Türkmenlerin Adedi
Altıncı Bölüm : Türkmen Bölgelerinin Etnik Konumu
Yedinci Bölüm: Irak Türkmenlerinin Dünya Görüşü






Türkmenler Kimdir?

Türkmenler Orta Asya'dan göç eden Oğuzlardır. Çoğu tarihçilere göre islamiyeti kabul ettikten sonra Türkmen ismini alan bu Türk kavmi islam ülkelerine yayılmış kurduğu devlet ve beyliklerle bu ülklerin kaderini çizmiş ve tarihinde çok belirgin bir rol oynamıştır.

Türkmenler Orta Asya'dan göç eden Oğuzlar olup bir kısmı kırsal alanda, diğer kısmı ise şehirlerde yaşamakta idi. Bunlardan konar-göçer olanlar Maveraünnehir (Seyhun Ceyhun arasında kalan bölge, özbeöz Türkçe olan adı Arap istilasından sonra değiştirilmiştir-SB) ve Hürasan bölgelerine yakın yerlerde bulunurlardı.

Oğuz boylarının ana vatanlarından yaptıkları göç bir hamlede meydana gelmemiş birbirini takibeden göçler uzun yıllar sürmüştür. Tarihçilerin görüşüne göre doğudan Maveraünnehir bölgesine göç eden Selçukların yanında Osmanlı hanedanının mensup olduğu Kayı Han aşireti de yer almış ve bir müddet orada kalmıştır. Daha sonra Sultan Gazneli Mahmut'un emri ile Horasan ve Merv'e göç ederek Mohan'da oturmaya karar kılmışlardır.

Oğuzların tarihi çok eskilere dayanır. Orhun Abidelerinin kitabelerine göre o dönemde Oğuzların Türk kavimleri arasında önemli yeri olduğu anlaşılmaktadır. Bu kitabeler Göktürk yurdunun kuzeyinde yaşayan Oğuzlara temas etmektedir. Oğuz boyları diğer Türk boyu olan Kırgızların baskısına maruz kalan kadar Anayurtları olan Orta Asya'da yaşadılar. Kırgızların tehdidi üzerine Oğuzlar Uygurlarla beraber anayurtlarını terketmek zorunda kaldılar.

Tarihi kaynakların çoğu 24 Oğuz boyunun efsanevi kimliği ile Türkler tarafından çok sevilen Oğuz han'a intisap ettiğine işaret etmektedir. Bilindiği üzere Oğuz Han milattan önce ilk Türk İmparatorluğunu kuran Mete Han'ın resmi lakabıdır.

Oğuz boyları da Oğuz Han'ın 24 torununa mensuptur. Selçuklu ailesi de Kınık boyuna mensuptur.

İslam ansiklopedisine göre Türkmenler Orta Asya'da oturan bir Türk kavmidir. El-Burini, Kaşgarlı ve diğer eski müellifler uygarlıkta ileri giden yerleşik Oğuzlarla Karluklar ve tarımla uğraşan Halaçlara Türkmen adını vermişlerdir.

Abul-Fevz Muhammed emin Bağdadi türklerin Yafes oğlu Kumer oğlu Türk'e intisap ettiklerini yazar. Barthold ise Hazar denizinden Çin hududuna yayılan türk boylarının Türkmen, Oğuz, Karluk ve Dokuz-Oğuz olduğunu söyler . Barthold tarihte en büyük iki Türk imparatorluğu olan Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarının bu Türkmenlerin eseri olduğunu yazar.


Türkmen isminin aslı ve anlamı:

1.Görüş : Bazı tarihçilere göre Türkmen deyimi "Türk" ve Farsça "Manend" kelimelerinin birleşerek Türk'e benzer anlamına gelen Türkmanend'den doğmuştur. Bu görüşü benimseyenlere göre müslümanlığı kabul eden Türkler bu adla anılmışlardır. Dorblue'nun ileri sürdüğüne göre Horasan yakınlarına göçeden Oğuz Han'a mensup bazı boylar kendilerine mahsus lehçelerini korumuşlardır. Bu yüzden Horasanlılar tarafından kendilerine Türkmanend = Türk'e benzer adı verilmiştir.

2.Görüş: Prof.Dr.Faruk Sümer'in de benimsedği başka bir görüşe göre Türkmen adı 11.yüzyıldan itibaren islam ülkeleri ile kurulan ticari ilişkiler sonucunda çoğunlukla islam dinine giren Oğuz boylarına verilmiştir. Bu tarihten iki yüzyıl sonraki dönemden itibaren Türkmen sözü Oğuz kelimesinin yerini alarak yaygınlaşmıştır. 

Türk tarihçisi Yılmaz Öztuna'ya göre Türkmen adı müslümanlar tarafından İslamiyeti kabul eden Türkler anlamında Oğuzlara için kullanılmıştır. Ancak 11.yüzyıldan itibaren Türkmen sözü Oğuz kelimesi ile beraber eş anlamda kullanılmış ve bu ad göçebe Oğuz boylarına verilmiştir.

3.Görüş:  İbn-i Kesir ve Mehmet Neşri gibi yazarlara göre ise Türkmen sözünün Türk ve İman kelimelerinden meydana gelmiş bileşik bir deyim olduğu da düşünülebilir.

4.Görüş : Ebul-Fida'ya göre Horasan ve Maveraünnehir bölgesinde yaşayan Türklerin müslüman olanlarına Türkmen denilmiştir. İslam dinini benimseyen bu Türklere Araplar arasına karıştıkları bunlarla henüz müslüman olmamış Türkler arasında tercümanlık etmekle tanındıkları için önceleri, Tercüman adı verilmiştir. Böylece Tercüman kelimesi ağızlarda zamanla Türkman biçimine dönüşmüştür.

5.Görüş: Deguignes'e göre Selçuklu Türkleri İran, Suriye ve Anadolu'yu ele geçiren birçok Türk boyları yanında Kumanlar da bulunuyordu. Kıpçak bölgesinden akıp gelen Kumanlar iki bölüğe ayrılmışlardır. Bunlardan bir bölüğü İslam imparatorluğu ile Erminya ve Horasan sınırına dayanan Maveraünnehir bölgesine yayılmışlardır. Diğer Arap tarihçilerinin Ğuz dediği ve öbür bölüğü oluşturan Uzlar ise Avrupa'ya doğru yönelmişlerdir. Deguignes'e göre Turkuman (sonradan Türkmen'e dönüşmüştür) kelimesi adı geçen Kuman boyundan kaynaklanmıştır.

6.Görüş: Necip asım ise Türkmen sözünün Türk insanını veya Türk savaşçısını ifade eden (Türk+men) kelimelerinden oluştuğunu ileri sürmüştür.

7.Görüş : Önem kazana diğer bir görüş de J.Deny tarafından ileri sürülmüştür. Türk gramerine dayanılarak ele alınan bu görüşte, men veya man takısının yücelik, ululuk veya sonsuz çoğunluk ifade ettiği üzerinde durulmuştur. Kısacası birleşik bir kelime olan, türkmen'in asil veya safkan Türk insanını ifade ettiği savunulmuştur.

8.Görüş: Buna benze bir görüşü de Türk müelliflerinden Hüseyin Hüsamettin ileri sürmüştür. Bu da man takısının yüzelik veya büyüklüğü ifade ettiğini böylece Türkmen kelimesinin büyük veya yüce Türk anlamına geldiğini benimsemiştir.

9.Görüş: Osmanlı Türkiyesi adlı eserinde Claude Cahen Türkmen kelimesinin Türklerin İslamlaşma döneminde ortaya çıktığını ve böylece müslüman olan göçebe Türkleri bu kelime ile henüz müslüman olmayan ve yerleşik düzende yaşayan medeni Türklerden ayırdedebilmek için kullanıldığını söylemektedir.

10.Görüş: Türkmen kelimesi hakkında ortaya atılan çeşitli görüş ve düşüncelerin bulunmasına rağmen biz Prof.Dr. İbrahim Kafesoğlu'nun bize daha sağlıklı görülen görüğüne katılıyoruz. Kafesoğlu Türkmen deyiminin yine dil gramerine dayanarak ortaya çıkış ihtimalleri üzerinde durmuş ve bu durumda Türkmen tabirinin ancak halis, asil, büyük, üstün, sağlam Türk manasına gelebileceğini benimsemiştir. Biz de bu görüşün doğruluğuna inanıyoruz.


Aslında özetlemek gerekirse, Türkmenler Orta Doğu Anadolu ve Kafkaslarda yaşayan Oğzulara verilen isimdir. Zaman zaman siyasi çevreler Türkiye Türkleri ile hudut aşırı yaşayan Türkleri ayırmak için özel bir çaba harcamışsa da bu bir yeniliği getirmemiştir. Zaten şu and Türkiye'de yaşayan Türkler de Türkmen Oğuz boylarına mensuptur.






Türk Asıllı Kürtler! 
Av.Saadun Köprülü (1957-2014) araştırması
Irak Türkmen cephesi Türkiye temsilcisi en son görevi ise Türkmen araştırmaları ve proje başkanı ve Türkmen şanı Türkiye temsilcisi. 







* Başbakan el_Maliki: Türkiye, Türkmenlere Kerkük kuzey Irak Kürt bölgesel yönetimine bağlanırsa itiraz etmemelerini istedi!...basın 2013

* Türkmen ilçesi Kifri'de, pkk Irak Türkmen Cephesi binasına saldırdılar binanın kaplarını kırıp yukarıdan Türkmeneli bayrağını indirip yaktılar.....Basın 2015



* Acaba Meclisimiz hangi Milletten?

____________________________






2 Mayıs 2015 Cumartesi

TÜRK OLAN KÜRTLER !




* Karakeçili aşireti
* Avşarlar
* Begdili aşireti
* Hınıslu aşireti
* Küresinliler
* Lekler
* Batıkan aşireti
* Herkiler
* Kılıçlı aşireti
* Kürdili aşireti
* Mukriler
* Türkan aşireti
* Şadıllı aşireti
* Çapanoğlu aşireti
* Ertuşiler
* Rişvan aşireti
* Brukan aşireti
* Babat aşireti
* Dersimli aşireti
* Karaçoban aşireti
* Tanas aşireti
* Izzeddinliler aşireti
* Hörmekli aşireti
* Karaballı aşireti
* Pınarlı aşireti
* Kubatlı aşireti
* Deli budak oymağı
* Kara güne aşireti
* Şeyhbizin aşireti
* Aygut oymağı
* Çemişgezeklü aşireti
* Kureyşan aşireti
* Beskan aşireti
* Badıllı aşireti
* Milli aşireti
* Modanlı aşireti
* Burukan aşireti
* Şavak aşireti
* Abbasan aşireti
* Ağuçan aşireti
* Kırgan aşireti
* Zerikan aşiretI

Dr. Otto Blau'dan Kürtleşmiş Türk aşiretlerin daha fazla örnekler:

* Hagilü
* Menemenlü
* Qajalü
* Nadirlü
* Afşar
* Caqallü
* Celikanlü
* Sinamenlü
* Qiliglü
* Atmalü
* Millü
* Kawillü
* Bariklü
* Badlü
* Baljan
* Aljatlü-Riswani
* Qoçköprü
* Geiranlü
* Heideranlü
* Zilanlü
* Zibar
* Sürigi
* Ketkanlü
* Seichanlü
* Oqgi-Izziddinlü
* Delikanlü



Kitap 
Dr. Otto Blau. Nachrichten über kurdische Stämme: 
1. Verzeichniss der kurdischen Stämme unter türkischer Oberhoheit. Zeitschrift der deutschen morgenländischen Gesellschaft, Leipzig, Cilt 16, 1862. sayfa 607 - 627.















_____________