Translate

syria etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
syria etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2016 Cuma

Osmanlı - Rusya - Türkiye ve Emperyalizmin oyunları





Osmanlı İmparatorluğu’nun Yıkılışı



Amerikan emperyalistlerinin sömürgeci iştahları, her türlü düş gücünün üstündeydi. (Yakındoğu’da güçlü bir rakiple, ABD’yle derde girmek istemeyen İngiltere’nin çıkarınaydı) 


G.King ve C.Crane başkanlığındaki Amerikan komisyonu, 1919 yılı Haziran ve Temmuz ayları boyunca, Suriye, Filistin, Kilikya ve İstanbul’u ziyaret ettiler. Yakındoğu halklarının “korunması” maskesi altında King-Crane komisyonu ABD’nin işgalci planlarını geniş ölçüde yaygınlaştırdı. Yerli halkı kendi yanlarına çekmek için demogojik bir biçimde “Amerika’nın bir toprak isteği” bulunmadığını, Yakındoğu halklarının işlerine salt “adalet adına karışmak zorunda” kaldığını ileri sürüyorlardı.


Amerikan komisyonu, eğer böyle bir gereklilik doğarsa, Türkiye üzerinde Amerikan mandası kurulmasına razı olup olmayacakları konusunda, İstanbul’da ve ülkenin diğer bölgelerinde bulunan siyasal parti ve örgütlerle din dernekleri yöneticileri arasında soruşturma yaptı.


Paris’e dönen King-Crane komisyonu, “incelemelerinin” sonuçlarını geniş bir raporla açıkladı. Raporda, Suriye, Filistin ve Mezopotamya’ya Amerikan mandası verilmesi görüşü savunuluyor, gerekçe olarak bu ülkelerin ne Fransız ne de İngiliz mandası istedikleri gösteriliyordu.


Komisyon, Boğazlar ve Ermenistan içinde olmak üzere, Türkiye üzerinde de ABD mandası kurulması görüşündeydi. King-Crane raporu, konuyu şu sözlerle bağlıyordu: “Küçük Asya’da mandalara ilişkin olarak en iyi çözüm, her üç mandanın (yani Küçük Asya, Ermenistan ve İstanbul’a verilecek mandaların) tek bir manda olarak birleştirilmesi ve bunun tek mandatör devlet olarak Amerika’ya verilmesidir”.


Yakındoğu ülkeleri üzerinde kurulacak mandalara ilişkin olarak komisyonu oldukça ilerler varan sonuçları, emperyalizmin Lloyd George, Clemenceau gibi temsilcilerini bile şaşırttı ve Türkiye’nin paylaşılması konusunda emperyalistler arası savaşımı kızıştırdı.


General D.Harbord başkanlığında 1919 Ağustos’unda Transkafkasya ve Doğu Anadolu’ya gönderilen ikinci Amerikan komisyonunu da, tüm Türkiye, Transkafkasya ve İstanbul üzerinde tek bir manda kurulması gerektiği sonucuna vardı.


D.Harbord komisyonu, Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti’yle ve XV.Kolordu komutanlığıyla da bağlantı kurdu. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa komisyona “1.Kafkas Kolordusu’nun 1334 (1918) yılındaki hareketleri ve gözlemleri konusunda”, Türkiye’nin Kafkasya üzerine seferinin “haklılığını” kanıtlayan bir raporu sundu.


Fakat kısa bir süre sonra uluslararası durumda değişiklikler oldu ve bu ABD dış politikasını da etkiledi. 1919 yazında Kızıl Ordu, Petrograd’ı tehdit eden general Yudeniç’i bozguna uğrattı. 1919 Ekim’inde Oryol ve Voronej’deki kesin savaşlarda da, Sovyetler Birliği’yle savaşlarında İngiliz-Amerikan emperyalistlerinin baş kozu olan General Denikin’in birliklerine ölümcül darbe indirdi. 1919 sonunda, Kolçak’ın bozgunundan sonra ise Amerika’nın Sibirya’yı ele geçirme planları sonsuza dek suya düşmüştü.


Sovyet Rusya’ya karşı müdahale politikasının çökmesinden ve Uzakdoğu’da Çin’in paylaşılması konusunda emperyalistler arası çelişkinin alabildiğine keskinleşmesinden sonra, Amerikan emperyalistleri bir süre için Avrupa işleriyle ve bu arada Türkiye’nin paylaşılması konusuyla ilişkilerini gevşettiler. ABD senatosunun 1919 Kasım’ında Versailles Antlaşması’nı onaylamayı reddedişinden sonra ise, Amerikan kurulu, sadece gözlemcilerini bırakarak Paris Barış Konferansı’ndan ayrıldı.


Amerikan emperyalistlerinin Yakındoğu politika alanından bir süre için ayrılmaları, İngilizlerin konumunu önemli ölçüde güçlendirdi. Fransız ve İtalyan emperyalistlerinin amansız direnişlerine karşın, İngiltere, eski Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm alanlarında ve bu arada Karadeniz boğazlarında adım adım egemenliğini kurmaya girişti. Fakat İngiltere, Fransa ve İtalya arasında ciddi görüş ayrılıkları nedeniyle, Türkiye’yle barış antlaşmasının imzalanması daha bir yıl uzadı.


22 Mayıs 1919’da, Sykes-Picot Antlaşması’na açıklık getirilmesi konusunda İngiltere ve Fransa arasında yeni bir antlaşma imzalandı. Buna göre, Filistin ve Musul illeri, İngiltere’nin etki alanına girmekteydi. Buna karşılık, İngiltere de, Fransızların işgal etmesi için askeri birliklerini Suriye ve Kilikya’dan çekecekti. İngiltere ayrıca Zonguldak kömür havzasının ve Bandırma bölgesinin de Fransa tarafından işgal edilmesini kabul ediyordu. Zonguldak kömür havzası, antlaşma öncesinde 1919 Nisan’ından beri Fransız işgali altında bulunmaktaydı.


29 Temmuz’da, İngilizlerin de katılmasıyla, İtalya ve Yunanistan’ın Anadolu’da ve Balkanlar’daki etki alanlarının sınırları konusunda İtalyan-Yunan Antlaşması yapıldı.


12 Eylül’de İngiltere, Türkiye’ye barış konferasında çıkarlarını “koruyacağı” ve ülkede ekonominin yeniden kurulmasına “yardım edeceği” gerekçesiyle kendi koşullarını dayattı. Bu antlaşma, Türkiye’yi sıradan bir İngiliz sömürgesi durumuna getirmek amacını taşıyordu.


1919 yılı sonunda, İtilaf güçleri arasında özellikle boğazlar sorunu üzerinde ciddi görüş ayrılıklarına karşın, Türkiye’nin yazgısı kararlaştırılmıştı. Uzmanlar kurulunca hazırlanan Türkiye’yle barış antlaşması tasarısı; 

- Filistin ve Mezopotamya’da İngiliz Suriye ve Kilikya’da Fransız mandası kurulmasını; 
- Güneybatı Anadolu’nun İtalyan etki alanına bırakılmasını; 
- İzmir ili ve Doğu Trakya’nın Yunanistan’a verilmesini;
- Güneydoğu Anadolu’nun İngiltere’nin koruyuculuğu altında özerk bir Kürt yönetimi kurulmasını;
- Anadolu’nun doğusunda bulunan yedi ilin ABD mandası altında Taşnak Ermenistanı’na verilmesini;
- Boğazlarda uluslararası bölge;
- Orta Anadolu’da padişahlık yönetiminde küçük bir Türk “devleti” kurulması – fakat gerçekte bu devlet İtilaf Devletleri’nin denetimi altında bulunacaktı.


İtilaf güçleri bu planın gerçekleştirilmesi için Türkiye’de ve Musul ilinde (100 000’in üstünde insandan oluşan) işgal birliklerini tutmaktalardı. 1919 yılında; 

- İngiltere’nin, 30.000’i İstanbul’da, 3.000’i Çanakkale Boğazı’nda, 5.500’ü Bağdat Demiryolu’nda ve 3.000’i Musul ilinde olmak üzere, Türkiye’de 41.500 asker ve subayı vardı.
- İtalyanların 17.500 kişilik askeri birlikleri İstanbul, Antalya, Isparta, Muğla, Söke, Megri, Finike, Akşehir, Afyonkarahisar ve Konya’ya yerleşmişti. İstanbul’da 4.000 kadar İtalyan bulunmaktaydı.
- Fransızların sayıları 49.000 asker ve subaya ulaşan Türkiye’deki askeri birliklerinin 24.000’i Çatalca ve İstanbul’da, 4.000’i Çanakkale Boğazı’nda, 1.000’i Rumeli Demiryolu hattında, 20.000’i Kilikya’da (Adana, Tarsus, Mersin) bulunuyordu.


Bundan başka, Türk kara sularında, İngiltere, Fransa, ABD, İtalya ve Yunanistan’ın çok sayıda deniz piyade birliklerine sahip savaş filoları bulunmaktaydı. İzmir ve Aydın iline Dört Yunan Tümeni (40.000) yerleştirilmişti.


İşte böyle bir barıştı Türkiye’yle yapılacak olan. Fakat Türk halkı, onu tutsaklaştıracak ve devletini yok edecek olan böyle bir geleceğe boyun eğmedi; özgürlük ve bağımsızlık savaşını başlattı.




Ekim Devrimi’nin Türkiye’ye Etkisi


Ekim Devrimi, sömürgelerde ve bağımlı ülkelerde kurtuluş devrimlerinin yeni bir dönemini başlattı. Bu devrim dünya emperyalizminin, gövdesinde ölümcül bir yara açmak ve dünya ekonomisinin birleşik kapitalist sistemini parçalamakla kalmadı; Sovyet devletinin kişiliğinde Doğu’nun ulusal kurtuluş devrimlerine bir dayanak yarattı.


Sovyet hükümeti kuruluşunun daha ilk günlerinden, Doğu ülkelerinin paylaşılması konusunda çarlık hükümetlerinin ve geçici hükümetlerin büyük devletlerle imzaladıkları gizli diplomatik belgeleri ve gizli antlaşmaları yayımlamaya başladı. 


Bu yayınlar, doğunun irili ufaklı halklarının yazgıları üzerinde pervasızca pazarlık yapan dünya emperyalizminin soyguncu planlarını tüm dünyanın gözü önüne serdi. Eski Dışişleri Bakanlığı Arşivinden Gizli Belgeler adıyla yayımlanan kitabın ikinci fasikülünde, Türkiye’nin paylaşılması konusundaki gizli antlaşmalar yer almaktaydı.


Türkçe’ye çevrilen ve İstanbul’da yayımlanan bu belgeler kitabı, ülke kamuoyuna büyük ölçüde etkiledi. Tanınmış gazeteci Yunus Nadi, Türkiye’deki Sovyet Elçisi S.İ.Aralov’a bu konuda şunları söylemişti: “Türkiye’nin parçalanmasına ilişkin gizli çarlık antlaşmalarının Sovyet hükümetince yayımlanması; Çarlık Rusyası, Fransa, İngiltere ve İtalya’nın Türk halkına karşı emperyalist tasarılarını ortaya çıkardı.”


Rus SFSC Halk Komiserleri Sovyeti’nin “Rusya ve Doğu’nun Tüm Emekçi Müslümanlarına” çağrısında şöyle denilmekteydi: “ Doğu Müslümanları, İranlılar ve Türkler, Araplar ve Hintliler! Kafaları ve varlıkları, özgürlükleri ve anayurtları yüzlerce yıldır Avrupa’nın açgözlü yırtıcılarınca alınıp satılanlar; savaşı başlatan soyguncularca yurtları paylaşılmak istenenler! 


İstanbul’un ele geçirilmesi konusunda devrik çarın yaptığı ve devrik Kerenskiy’ce onaylanan gizli antlaşmaları bugün yırtılıp yok edildiğini bildiririz! Rusya Cumhuriyeti ve onun hükümeti, Halk Komiserleri Sovyeti, yabancı toprakların ele geçirilmesine karşıdır!”


Sovyet hükümeti, Türkiye’nin paylaşılması konusunda çarlık antlaşmalarını geçersiz sayışının yanı sıra, zamanında Çarlık Rusya’sının Türkiye’den eşit olmayan antlaşmalara (kapitülasyonlar) bağlı olarak elde ettiği ekonomik, ticari ve hukuki bağışıklıklardan da vazgeçti. Eşit olmayan antlaşmalardan vazgeçmekle, Sovyet Rusya, Türkiye’nin dünyada sadece siyasal değil, ekonomik bağımsızlığını da tanıyan ilk ülke oldu.




Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923
A.M.Şamşutdinov
Çev:Ataol Behramoğlu, 1999
Orijinal Adı: Osvoboditelnaya Voyna Turtsii, 1966










ilgili:
A.M.Şamsutdinov






NOT: 
Yakın tarihte de buna benzer bir olay (Rusya Türkiye'yi Uyardı - İstanbul / Darbe) olunca aklıma geldi, paylaşayım dedim..! SB,19 Ağustos 2016





*



Amerika'nın istihbarat birimi CIA'in direktör eski yardımcısı Michael Morell, Suriye'deki Rusların "bedel ödetmek üzere" gizlice öldürülmesi gerektiğini söyledi./ link



Speaking on the TV channel CBS News, former deputy director of the CIA Michael Morell said that the settlement of the Syrian conflict needs “covertly” killing of Russians and Iranians.

According to Morell, Washington should support the militants in Syria more actively.

“When we were in Iraq, the Iranians were giving weapons to the Shia militia, who were killing American soldiers, right? The Iranians were making us pay a price. We need to make the Iranians pay a price in Syria. We need to make the Russians pay a price,” he said.

“We will make the Russians and the Iranians pay by killing them?” CBS co-host Charlie Rose asked Morell again.

“Yes. Covertly,” the former deputy director of the CIA confirmed. /news link / link / link





Bir de:"ABD'den Türkiye, Rusya Yakınlaşması Yorumu: Endişeli Değiliz, Onların Kararı" demişler. Yalanlarınızı yesinler!!! (link)





"The election of Trump or Clinton is the old illusion of choice that is no choice: two sides of the same coin. In scapegoating minorities and promising to "make America great again", Trump is a far right-wing domestic populist; yet the danger of Clinton may be more lethal for the world.... In a radio broadcast, Cohen referred to critical questions Trump alone had raised. Among them: why is the United States "everywhere on the globe"? What is NATO's true mission? Why does the US always pursue regime change in Iraq, Syria, Libya, Ukraine? Why does Washington treat Russia and Vladimir Putin as an enemy?"








OF COURSE THEY WILL KILL AMERICAN SOLDIERS. 
WHAT ARE YOU DOING HERE, SO FAR FROM YOUR "HOME"? 
DO YOU HAVE BORDERS TO ANY OF THESE STATES? 
THIS IS INVASION. 
AND THEY HAVE EVERY RIGHTS TO DEFEND THEIR HOMELAND... 
THE BIGGEST TERRORIST IS THE USA STATE.
THEY BROUGHT THE TERRORISM.
GO HOME YANKEE!!!
KEEP YOUR HANDS OFF OUR COUNTRIES.
SB.










4 Nisan 2016 Pazartesi

Is it any "coincidence" ISIS never attacks Israeli soil?





The security for the Brussels airport was run by the same Israeli company (based in Holland) that ran the 9/11 security at all involved airports, and that for the "underwear bomber" among other recent false flag attacks.

The person verifying that "ISIS claimed responsibility" for the Brussels attack is none other than Rita Katz- an Israeli, who provides "proof" that most recent False Flag attacks have been claimed by ISIS, or Al Qaeda or whoever. Her "proof" comes from Twitter accounts, and "ISIS websites" which are often linked back to Saudi Arabia, and the UK.

The iconic television images of people running away from the Airport terminal are also apparently owned by Israelis i24 television station.

Zionist Olav' Thon's employees were seen surround the alleged victims outside the metro station- the same man who had his empty buildings blow up during the Oslo Attack (buildings he was denied a demolition permit for on historic grounds).

The agenda of this attack only goes to help create a state of "Greater Israel", as 4 days after this False Flag, like clockwork, Belgium sent warplanes to go and bomb "ISIS" in Syria and pledge more military assistance.

Is it any "coincidence" ISIS never attacks Israeli soil?

When you start to add all these things up, and because these themes keep re-occurring, one can only deduct that Israeli forces are behind these False Flags and Hoaxes as well as ISIS, with the agenda of destabilizing competing nation-states near Israel and in the region, as well as the ultimate goal of the creation of a state of "Greater Israel".





*





In Syria, militias armed by the Pentagon fight those armed by the CIA !

Syrian militias armed by different parts of the U.S. war machine have begun to fight each other on the plains between the besieged city of Aleppo and the Turkish border, highlighting how little control U.S. intelligence officers and military planners have over the groups they have financed and trained in the bitter five-year-old civil war...... more latimes





*






Petri Krohn : WW3.5 – A SCENARIO FOR A LARGE REGIONAL WAR


The central axiom of war in the nuclear age is that the nuclear superpowers must never directly wage war against each other. Open warfare between the U.S. and the Soviet Union would immediately have escalated into a global war on all fronts, that would likely soon turn nuclear and escalate in to Global Thermonuclear War or MAD, Mutual Assured Destruction. Any war between the superpowers would thus have to be fought by proxies, as in the Vietnam War. If Russian and U.S. soldiers were killing each other, as in Korea, this would need to happen in secret or at least with plausible deniability.

The Russian strategy for MUTUAL security in Europe is to increase commercial and economic ties between Russia and the EU. A gas pipeline guarantees peace for both sides, as any increase in tensions would bring enormous economic loss to both.

The American interest in Europe is to make Europe less secure. Nato's value as a deterrent against Russian 'aggression' or action on the global chessboard is weakened if European countries are unwilling to wage war on Russia because of their mutual economic interests.

The U.S. seems to be making preparations for a war with Russia. Forces are being moved to Europe as part of Operation Atlantic Resolve. So far they have done little more than to irritate Russia. As Obama himself states in the interview in The Atlantic, Ukraine is not in America's vital interests. The U.S. would thus not engage Russia in Ukraine.

In Ukraine as in Syria the U.S. aim seems to be to provoke Russia to enter a war that Russia does not really want to be a part of. Russia may be successfully provoked, but I do not believe the U.S. or Nato want to take part in open hostilities against Russia.

The question to ask is this: What would be the maximal proxy war the West could force upon Russia without being itself directly involved? If all the wars, fronts and conflict that Russia and her allies are involved in were to ignite at once, this could lead to a large regional war in Eastern Europe and Western Asia. On one side would be the 'Turkish Axis' of Ukraine, Turkey and Saudi Arabia with the Islamic State, al-Qaeda and "FSA". The 'Anti-Turkish Alliance' would consist of the 4+1 group of Iran, Iraq, Syria, Hezbollah and Russia, with the addition of the Kurds, Yemen, Donbass or Novorossiya, and Armenia. These countries and parties are already actively involved in fighting.

Other fronts could easily ignite, starting with the Cyprus dispute between the Cypriot government and the Turkish occupation forces. Tensions would rise in the Aegean between Greece and Turkey. The conflict in Nagorno Karabakh would reignite as well as other hotspots in the South and North Caucasus. Bahrain and Saudi Arabia would see internal conflict between Sihas and Sunnis. Iran and Russia would openly start supporting Yemen against Saudi Arabia. The Balkans would be in flames with fighting between the pro-Western, pro-Russian, and pro-Turkish sides. People in the Baltic states will find little green men under their beds. The flow of refugees to Europe would double. The Islamic State would increase its terror activities in France and Belgium.

Even more fronts could open up in Asia, China could be attacked in the South China Sea. Korea could get hot. The only limitation in this scenario is that the U.S. must not openly wage war against Russia.

I believe Russia and Iran (and China) would likely emerge as the winners of this war. But for the West, winning is not the aim. The real purpose of U.S. policies is to cause maximum damage and disruption to Russia and Eurasia. The ultimate Western weapon against Russia's nuclear arsenal is the complete destruction of nation states in Russia's periphery. Nuclear deterrence is effective against a rational adversary, like the United States and the Soviet Union in the Cold War. Nuclear weapons are totally ineffective against terrorist armies based in failed states and embedded refuge flows. This regional Eurasian war could well be the end of Ukraine, Turkey and Saudi Arabia in their current forms, but destroying one's neighbours will only bring Russia more insecurity.

I have called ongoing 4th Generation Warfare fought from Libya to Ukraine as 'World War 4'. War is fought on three continents U.S. forces involved on all fronts. The number 3 for 'World War 3' is best reserved for the Cold War, or the hypothetical nuclear war that might have at any moment ignited between the superpowers. The trouble with WW4 is that it can escalate into a hotter war and degrade into World War 3. WW3.5 is World War Lite, not quite global or nuclear, but almost.






via S.Balaman











20 Ekim 2015 Salı

GÖÇMENLER TÜRKİYE AVRUPA - REFUGEES TURKEY EUROPE






"Irak birliklerinin Körfez Savaşı'ndan hemen sonra kuzeye yönelik bazı operasyonlarından kaçan 450.000 kişi türkiye'ye sığındı. Bu Türkiye açısından büyük ekonomik ve insani sorunlara yo laçtı. Daha önce de Halepçe saldırıları sırasında binlerce Iraklı Türkiye'ye sığınmıştı. Türkiye bütün bu mültecilerin güvenliğinin ve barındırılmasının sorumluluğunu üstlendi. Bunların büyük çoğunluğu Kürt asıllıydı.


O tarihlerde Batı dünyasında bölgedeki Kürtlerin sorunlarına büyük ilgi gösteriliyordu. Siyasi şahsiyetler bu konuda sık sık beyanatta bulunuyor, bölgedeki devletlerin neyi nasıl yapmaları gerektiği konusunda akıl veriyorlardı. Bu nedenle bu büyük göç harekatının yaralarının sarılması için bu ülkelerin aynı duyarlılığı göstermeleri beklenirdi. Nitekim bazı Batılı ülkelerin dışişleri bakanları ve diğer üst düzey yetkilileri kalabalık bir gazeteci ordusuyla Türkiye'nin güneydoğusunda bu miltecilerin barındırıldıkları kampları gezdiler, nakliye uçaklarıyla bazı insani yardım malzemelerini bölgeye ulaştırdılar.


Ama bu, Türkiye'nin üzerindeki yükün sadece küçük bir bölümünün kaldırılmasına yetti. Türkiye bu göçmenlerin ihtiyaçlarının çoğunu, bu arada sağlık ve eğitim gereksinmlerini kendi bütçesinden karşıladı. Bu iş için 200 milyon dolardan fazla para harcandı.


Göçmenlerin büyük bir bölümü Batı ülkelerine yerleşmek için başvuruda bulundular. Türkiye bu talepleri ilgili ülkelere iletti. Ne yazık ki, gelen cevaplar pek iç açıcı değildi.


Bu insanlarla uzakta oldukları sürece ilgilenen, merhamet gösteren, Türkiye dahil bölge ülkelerini zaman zaman haksız ölçülere varacak biçimde eleştiren bu ülkeler, mesele göçmen almaya gelince pek de cömert olmadıklarını gösterdiler. Batılı ülkelerin tümünün kabul etmeye hazır oldukları göçmen sayısı 1.000'i geçmedi. Onları da iyi eğitilmiş, doktorluk, mühendislik gibi alanlarda diploma sahibi olanlar arasından seçeceklerdi. Gerisi Türkiye'ye kalacaktı.


Onur Öymen
Silahsız Savaş; Bir Mücadele Sanatı Olarak Diplomasi
kitabından





// Tanıdık geliyor mu?
// O 450bin oldu sana 1,5milyon ve de bölücü!
// Suriyeli göçmenlerin 50 yıl sonra ne gibi talepleri olabilir acaba diye düşünüyor musun peki?






Brüksel'de önceki gece yarısına kadar süren AB zirvesinde, Suriyeli mültecilerin masrafı için AKP hükümetinin istediği o zavallı miktar, yani 3 milyar eurocuk hemen onaylandı. Ancak hala anlaşma sağlanamayan iki nokta ise şu:

Ankara ayrıca Türklere vize şartlarının bir an önce gevşetilmesini istiyor ( seçim yatırımı). AB ise bunun için, önce Türkiye`nin, Avrupa`ya sığınacak mülteciler için hemen geri gönderilecekleri ülke statüsünde olmayı kabul etmesinde dayatıyor. Mültecileri, geldikleri ülkeye gönderme politikası Avrupa`da yaklaşık 25 yıl önce başlatılmış, ama uygulamaya konulamamıştı. Kimbilir belki Ankara bu talebi kabul eden ilk baskent olacak! 

Merkel önceki gece konuşmasında, Avrupa`ya geçiş ülkesi olan Türkiye`nin büyük mülteci sorunu yaşadığını ve şimdiye kadar 7 milyarı aşkın masraf ettiğini, dolayısıyla AB`nin bu sorunun yükünü Ankara ile paylaşması gerektiğini söyleyerek 3 milyar vermenin uygun olacağını savundu. "Çünkü" dedi Merkel hanım : " Türkiye olmadan biz mülteci sorununu çözemeyiz."

Bütün bunlar olurken, mültecilere karşı yürüyüşler başlayan Hollanda`da dün, Maliye Bakanı Jeroen Dijsselbloem, 40 bin mültecinin masrafını 1 milyar euro olarak hesaplıyor ve Suriyeli mülteci dalgasına dur diyordu! 

Hollanda`da da mülteciler topluca kamplara konuyor ve ufak tefek yardımlarla yaşıyorlar sefalet içinde! Bakanın hesabı doğruysa, yani 40 bin multecinin 1 Milyar Euro masrafı oluyorsa, o zaman Türkiye`deki 2,5 milyar Suriyeli mülteci için AB`nin EN AZ 60 MİLYAR EURO KATKIDA BULUNMASI GEREKİR!!!

3 milyar vererek `Yükü paylaşacakmış` Merkel hanım! Sevsinler! Ne kadar da yardımsever ve bonkörler! AKP hükümeti ise hangi hakla ve ne amaçla 3 milyarcığa teslim oluyor?

AB, Batı`nın yarattığı mülteci sorununu, yani yurtlarından ettiği o zavallı insanların sorununu, 3 milyar eurocuğa kapatmak istiyor!

DÜNYANIN EN MERHAMETSİZ İNSAN SATIŞI TÜCCARI BATI VE AVRUPADIR.

Ali Develioğlu,ulusal kanal









Onur Öymen, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye ziyaretindeki gündemini eleştirdi. Öymen, “Bize fazla yük olmayın, parayla sizi tatmin edelim. Bizim topraklarımıza fazla insanlar gelmesin’ diyorlar. Merkel’e, üzerimizdeki yükün yarısını Avrupa paylaşsın’ denmeliydi” dedi. Öymen, Merkel’in, PKK’yı Kürtlerin temsilcisi olarak gördüğünü de söyledi.

Merkel’in para teklifi gurur verici değil!

Almanya Başbakanı’nın, Erdoğan ve Davutoğlu ile görüşmesini değerlendiren Emekli Büyükelçi Onur Öymen “Merkel mültecileri Türkiye’ye satıyor” yorumu yaptı.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu ziyaret ederek, Türkiye’ye mülteciler konusunda maddi yardım yapmak istediğini söyledi. Merkel’in tavrını sert sözlerle eleştiren Emekli Büyükelçi Onur Öymen, para karşılığında Almanların istediği dış politikanın aşılandığını söyledi. Öymen, “Buna ‘check’ diplomasisi diyorlar. Yani ’Biz size belirli bir para verelim ve bunun karşılığında bizim istediğimiz politikaları takip edin. Bize fazla yük olmayın parayla sizi tatmin edelim. Bizim topraklarımıza fazla insanlar gelmesin.’Bunlar Türkiye hesabına göre çok gurur verici bir tablo değildir. Söylenecek cevap şudur. Biz sizin paranızın peşinde değiliz. Önemli olan bu yükü paylaşmaktır. Bize eğer katkıda bulunmak istiyorsanız, üzerimizdeki bu yükün yarısını Avrupa ülkeleri arasında paylaşsınlar. Avrupa 1 milyon mülteciyi alamayacak durumda mıdır? Ortak bir politika ile çözelim ki mülteci sorunu kendiliğinden halledilsin” dedi.

Kavgalı değiliz ki!

Çatışmaların durması halinde insanların evlerine geri döneceklerini dile getiren Öymen, silah zoruyla Esad’ı devirme politikası yerine, “Gelin siyasi bir çözüm arayalım denmesi gerekirken, bize para verecekler diye büyük bir sevinç içindeyiz” diye konuştu. Merkel’in Başbakan Davutoğlu’na söylediği, “Türkiye, Kürtlerle barışmalıdır” söylemlerini anımsatan Öymen, sözlerine şöyle sürdürdü: “Biz Kürtlerle kavgalı değiliz ki barışalım. Ama teröre o kadar çok tolerans gösterdiniz ki siz teröristleri Kürtlerin temsilcisi gibi gördünüz. Bu teröristler 40 bin kişiyi öldürdü. 40 bin kişiyi öldüren bir terör örgütünü Kürtlerin meşruiyet çizgisi mi sayıyorsunuz. Almanya’da uzun yıllar Kürtleri destekleyen sivil toplum örgütleri oldu. Alman hükümeti de 1993’e kadar beklediğimiz kararı göstermedi. Ancak ne zaman bir Türk vatandaşını Kürtler kahvede yaktılar, ondan sonra saklamak zorunda kaldılar. Hiçbir PKK militanını Türkiye’ye iade etmediler. Almanlara bu konuda çok söylenecek söz var.”

PKK’yı palazlandırdılar

Almanlarla birçok konuda anlaşılmasına rağmen bu konuda anlaşma sağlanamadığını anlatan Öymen, “Biz dedik ki ‘PKK Almanya’ya adam kaçırıyor.’ Bunu bir türlü anlatamadık. PKK’nın palazlanmasında Avrupa ve Almanların büyük katkısı oldu. Terör örgütünün öldürdüğü 40 bin insanın büyük çoğunluğu Kürt’tür. Bir şey söyleyecekseniz terör örgütü PKK’ya diyeceksiniz. Merkel’den silahları kayıtsız şartsız bırakın çağrısı geldi mi? Bunu söylemekten hep kaçındılar. Avrupa’nın fikrine göre, ‘PKK’nın verdiği mücadeleyi Türkiye taviz vererek durdurmalı, bu taviz de PKK’nın talepleri doğrultusunda olmalı’. Bu talepler de Almanya’nın senelerdir takip ettiği politikalardan da farklı değildir” şeklinde konuştu.

yeniçağ,20.1.2015









THE TRUTH ABOUT EUROPE'S MIGRANT CRISIS:
EUROPE and USA CREATED THE CHAOS IN MIGRANTS HOMELAND 
SO EUROPE MUST ACCEPT THE CONSEQUENCES !


Just as tellingly, the UK has welcomed just 187 Syrians through legal mechanisms at the last count. 
Turkey has around 2.6 million.


Turkey has risen to 1st in the rankings of refugee hosting countries, having been 59th just three years ago, because of the number of Syrian refugees entering the country. There are now 1.59 million refugees in Turkey. 
During 2014 there were 1 million Syrian refugees newly registered in Turkey.








Hungarian Camerawoman Apologizes for Kicking, Tripping Refugees!!! news 

Macaristan polisinin sınırdaki mültecilere gaz bombası ve coplarla müdahale etmesine 
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'dan tepki geldi.





It’s not about that Europe didn’t accept them or embrace them as refugees, it’s about not dealing with the cause. If you are worried about them, stop supporting terrorists. That’s what we think regarding the crisis. 
This is the core of the whole issue of refugees. 
Assad İnterview





3rd refugee shelter torched in Sweden in 6 days
"İsveç'te son 6 gün içinde yakılan üçüncü göçmen sığınağı" 






Refugees Camp in FRANCE - link

Refugees Camp in TURKEY














2 million more.....comes to Turkey!!!
2 Milyon daha geliyor ! haber linki
Alman basının iddiasına göre hali hazırda 2 milyon civarında Suriyeli'ye ev sahipliği 
yapan Türkiye 2 milyon Suriyeli daha alacak.





// AVRUPA'DA GÖÇMEN KRİZİ VARMIŞ !
// ŞİMDİ ANLADINIZ MI MERKEL NİYE GELDİ!




Demokratik ve hümanist geçinen "Avrupa"..... Sebep olduğu karmaşa ve kaostan doğan olayların sonuçlarına uzaktan bakmayı tercih eder. O uzaktan bakmada da sana sadaka verir, gerisini de senin sırtına yükler, Ayrıca kendisini de "seni eleştirebilecek bir konumda" zanneder!... SB.