Translate
japonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
japonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Ağustos 2016 Çarşamba
Kıssadan Hisse: Düşmanınız atılımını yaparken...
Kılıç kullanma sanatında en önemli olan şey ‘yerinden oynatılamaz bilgelik’ diye adlandırabileceğimiz bir zihinsel tutumdur. Bu tür bilgelik pek uzun uygulamalı eğitimden sonra sezgi yoluyla kazanılır. ‘Oynatılamazlık’ bir kaya gibi ya da bir kütük gibi kaskatı ağır ve cansız olmak anlamında değildir. Bunun anlamı merkezi hep durağan durumda kalan en yüksek derecede canlılık, hareketliliktir. Zihin en üst düzeyde bir uyanıklık içinde dikkati gereken her yöne çevirmeye hazır durumdadır —sağa, sola, her nereye yöneltmek gerekiyorsa oraya.
Eğer düşmanın sizin kılıcınıza vuran kılıcına dikkatiniz takılıp kalırsa hemen ondan sonraki atılımı sizin yapmanız fırsatını kaçırmış olursunuz. Duraklarsınız, düşünürsünüz ve böylece kararsızlığınız sürer gider. Düşmanınız kılıcını üzerinize indirip sizi biçmeye hazırdır. Bütün sorun ona böyle bir olanak vermemektir. Siz düşmanın elindeki kılıcın hareketlerini izlemelisiniz, düşünceler araya girmeden karşı atılımınızı yapabilmeniz için zihniniz özgür kalmalıdır. Düşmanınız atılımını yaparken siz de atılımınızı yapmalısınız ki onun atılımı yenilgiyle sonuçlansın.
Takuan’ın Yogiu Tajima-no-kami’ye kılıç kullanma sanatı konusunda öğrettiklerinden...
Zen Budizm
D.T.Suzuki'den Seçme Yazılar
Çeviri İlhan Güngören
6 Ağustos 2016 Cumartesi
EMPERYALİZME KARŞI ÇIKMAK ve HİROŞİMA
6 Ağustos 1945 sabahında Amerika Birleşik Devletleri’ne ait ‘Enola Gay’ adlı B-29 savaş uçağından Japonya’nın Hiroşima kentine ‘Little Boy’ (küçük oğlan) adı verilen 14 kilo ton gücünde olan Uranyum 235 tipi atom bombası atıldı.
İkinci Dünya Savaşı’nın son aşamasında yapılan Hiroşima’ya atom bombası saldırısı, ABD’nin insanlığa karşı yaptığı toplu katliamlardan biri olarak tarihe geçmiştir.
ABD istihbarat birimleri önceden Japonların hayat ve hareket tarzlarını araştırarak, onların en çok dışarıda oldukları saati saptamıştır. Buna göre saldırı saati sabah 08.15 olarak kararlaştırılarak, bombalama eylemi yapılmıştır.
Saniyenin on binde biri kadar kısa bir sürede gerçekleşen patlamanın ilk etkisi gözleri kör eden bir ışıktı. Ardından gelen yaklaşık 300.000 derecelik ısı etkisi, 3 km çapındaki her şeyin yanmasına neden oldu. Daha sonra ise patlamanın etkisiyle başlayan ve saatte 1800 km ile esen alev rüzgarı çevredeki tüm yapıları yıktı, ağaçları söktü.
Ancak asıl kalıcı etkiyi patlamadan bir kaç dakika sonra başlayan bir yağmur gerçekleştirdi. Yağmur ile tüm radyoaktif serpinti bölgeye inmiş oldu. Saniyelerle ölçülebilecek bir zaman dilimi içerisinde Hiroşima’yı yok eden bu korkunç bombanın bilançosu yaklaşık 150.000 ölü ve 100.000 yaralı olarak belirlenmiştir.
Hiroşima’ya atom bombası atan uçağın pilotu Albay Paul Tibbets (1915-2007), bu olaydan sonra her gece rahat uyuduğunu söylemiştir. Bu bombayı taşıyan uçağın adı, pilotun annesinin adından (Enola Gay Tibbets), bombanın adı ise, annesinin oğluna hitabından (Little Boy) gelmektedir.
Emperyalist ABD, insanlığa karşı işlediği bu suçta kullandığı ‘Enola Gay’ adlı uçağı, hiç sıkılmadan ve utanmadan Ulusal Havacılık ve Uzay Müzesi’nde sergilemektedir.
9 Ağustos 1945 günü ise saat 11.02′de Japonya’nın Nagazaki kentine ‘Bockscar’ adlı B-29 savaş uçağından, ‘Fat Man’ (şişman adam) adı verilen 20 kilo ton gücünde olan Plütonyum 239 tipi atom bombası ile ikinci saldırı gerçekleştirildi.
Bu şehirdeki insanların daha önceden uyarılması buradaki ölümlerin daha az olmasını sağladı. Nagazaki’ye atılan bombanın bilançosu yaklaşık 100.000 ölü ve 80.000 yaralı olarak belirlenmiştir. Ancak, her iki şehirde de radyasyondan kaynaklanan ölümler 15 Ağustos 1945 tarihinden sonra görülmeye başlandı.
Radyasyondan kaynaklanan ölümler, bombanın patladığı anda meydana gelen şok, ısı ve yıkım etkisiyle gerçekleşen ölümlerden fazla olmuştur. Her iki atom bombasının atılmasından sonraki ilk beş yıl içinde bilanço çok acıdır. Radyasyonun toprağa ve suya verdiği zararların sonucunda, yüz binlerce genetiği değişmiş sakat insanın yanında yaklaşık 350.000 ölü vardır. Bu iki kentte hala insan hayatını etkileyen bu radyoaktif saldırılar, günümüzde bile Japonların genetik yapısında kendisini göstermekte ve bombanın atıldığı yerde herhangi bir şey yetiştirilememektedir. Bu sonuç atom bombasının insanlık için ne denli tehlikeli bir silah olduğunu ortaya koymaktadır.
İlk kez İkinci Dünya Savaşı sonlarında kullanılan nükleer silahlar için ABD’nin gösterdiği resmi gerekçe komikti: “Almanya’nın teslim olmasından sonra Japonya’nın teslim olmasını sağlamak ve İkinci Dünya Savaşı’nı sona erdirmek.”
Ancak yaygın bir görüşe göre atom bombası Sovyetler Birliği’yle başlatılan soğuk savaş ilişkilerinde ABD silah üstünlüğünü göstermek için kullanılmıştır.
Emperyalizmin öncüsü ABD’nin, İkinci Dünya Savaşı’ndan günümüze olan insanlık suçları çok ürkütücüdür.
*1950-1953 yılları arasında yüz binlerce yurtsever Kore’liyi katletti.
*1954 yılında binlerce Guetemala’lıyı öldürdü.
*1956-1959 yılları arasında Küba’da 60.000 kişiyi, ABD’li danışmanların ve Batista’nın birlikte yürüttüğü operasyonlarda katletti.
*1965 yılında Dominik’e paraşütçülerini indirerek, binlerce Dominik’liyi katletti.
*1969-1975 yılları arasında Vietnam’da beş milyondan fazla kişiyi ölü ve sakat bıraktı, işkenceden geçirdi.
*1973 yılında Şili’de CIA’nın düzenlediği darbe ile binlerce kişiyi katletti.
*1975 yılında Arjantin’de faşist generallerle yaptığı işbirliği sonucu, binlerce kişi öldürüldü ve kayboldu.
*1983 yılında Lübnan’a operasyon düzenlenerek, binlerce Lübnan’lı yurtsever katledildi.
*1989 yılında Panama’ya asker çıkararak, binlerce Panama’lıyı öldürdü.
*1991 yılında Irak’ın Kuveyt’e girişini bahane ederek, Irak halkına bomba yağdırdı ve yüz binin üzerinde insanı katletti.
*2001 yılında ise demokrasi getirme oyununu Afganistan’da sergiledi ve yüz binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına yol açtı.
*2003 yılında yine Irak’ta yapılan katliamlar sonrasında yaklaşık bir milyon kişi öldürülmüştü.
ABD, demokrasi getirme adına sömürmek istediği ülkeleri işgal etmekte, bombalamaktadır. Saddam’ın elinde nükleer silah var bahanesiyle, Irak’ta milyonlarca insana zulüm yapıldı. Daha sonra CIA, nükleer silah olmadığını açıkladı. Şimdilerde Suriye’nin elinde kimyasal silah olduğu söyleniyor. İsrail’in elindeki nükleer silahları görmeyen Hiroşima ve Nagazaki sabıkalısı ABD yönetimi, kendi yaptıklarının hesabını verememektedir.
Emperyalizme karşı çıkmak için, dünyada ilk kez atom bombasının atıldığı gün olan 6 Ağustos gününün, Emperyalizm Karşıtlığı Günü olarak ilan edilmesi gerekir.
Terörün destekçisi ABD’den yardım bekleyenlerin, yalakalık yapanların, ABD’ye şirin gözükmek isteyenlerin, ABD’nin sözünden çıkmayanların, delikten süpürülmekten korkanların emperyalizmin kirli yüzünden gereken dersleri çıkartabilmesi dileğiyle..
Suay Karaman
İLK KURŞUN,2012
VE 2016 AĞUSTOS'UNA KADAR DAHA NİCE SUÇLARI...
"Amerika, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu ve 56 kişinin yaşamını yitirdiği bir Suriye köyünü vurdu."
Temmuz 2016
***
Uluslararası Ceza Hukuku
Uluslararası ceza Hukuku, devletlerde Ceza Hukuku kurallarının uygulanmasını inceler. Örneğin, bir İspanyol vatandaşı, İsviçre'de bir İngiliz’i yaralıyor. Bu suça hangi devlet'in Ceza Kanunu uygulanacaktır, sorusunu, Uluslararası (Devletlerarası) Ceza Hukuku inceler. Bir de, devletlerin suç oluşturan eylemleri olup olmadığını bu ceza hukuku inceler. Örneğin, ikinci Dünya savaşından sonra galip devletler, Nürnberg Mahkemesini kurarak Alman Devletinin sorumlu kişilerini yargıla-mış ve suçlu bulunanlar çeşitli cezalara çarptırılmıştır . Bu çerçevede;
a) Barışa karşı suçlar (savaşın planlanması, hazırlanması ve icrası diğer adıyla saldırgan savaş suçu),
b) Savaş suçları, örneğin savaş esirlerinin öldürülmesi,
c) İnsanlığa karşı suçlar (milliyet, ırk, din, etnik köken gibi nedenlerle insan onurunun asgari garantilerinin ağır biçimde ve sistematik (planlı) ihlali) biçiminde üç asli suç tipi ortaya çıkmıştır. Son yıllarda benzer mahkemeler özellikle ad-hoc ceza mahkemeleri Lahey, Arusha, Eski Yugoslavya ve Ruanda’da kurulmuştur.
Uluslararası alanda gerçekleşen gelişmeler sonucunda 15–17 Temmuz 1998'de Roma'da yapılan uluslar arası konferans sonucunda 1 Temmuz 2002 tarihinde yürürlüğe giren, 139 ülke tarafından imzalanan Roma Statüsü ile Lahey’de bir Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) kuruldu. Türkiye bu statüye çekimser oy kullanmıştır.
Uluslararası Ceza Mahkemesi
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, soykırım suçları ve saldırı suçlarına bakan uluslararası bir mahkemedir.
1 Temmuz 2002 tarihinde kurulmuş ve 11 Mart 2003 tarihinde çalışmaya başlamıştır. Mahkeme binası "Ev Sahipliği Anlaşması" yaptığı Hollanda'nın Lahey kentinde bulunmaktadır.
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kurulması için ilk çalışmalar 1998 yılında Birleşmiş Milletler'in önderliğinde Roma'da toplanan bir konferansta başladı. 17 Temmuz 1998'de Uluslararası Ceza Mahkemesini kuran Roma Statüsü 7 ret oyuna karşılık, 120 kabul oyuyla ve oyçokluğu ile (21 çekimser) kabul edildi. Roma Statüsü suçları, mahkemenin nasıl çalışacağını ve devletlerin mahkeme ile işbirliği için ne yapmaları gerektiğini tanımlar.
Statü gereğince, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin faaliyete geçebilmesi için 60 ülkenin onayı beklendi ve 11 Nisan 2002 tarihinde sözkonusu 60 onaya ulaşıldı. 15 Temmuz 2008 tarihi itibariyle Roma Statüsü, 139 devlet tarafından imzalamış ve 107 devlet tarafından onaylanmıştır. Roma Statüsünü imzalamak onaylamak anlamına gelmemektedir.
Amerika Birleşik Devletleri ve UCM
1995'ten 2000 yılına kadar ABD hükümeti UCM'nin kurulmasını destekledi ancak Amerikalılar UCM'nin BM Güvenlik Konseyi tarafından kontrol edilen veya Amerikalı yetkilileri ve Amerikan vatandaşlarını mahkemenin yargı yetkisi dışında tutacak bir mahkeme olması için çaba harcadılar; bu çabalar başarısız kaldı.
Clinton yönetimi döneminde 31 Aralık 2000 tarihinde Amerikan Büyükelçisi David Scheffer hükümeti adına Roma Statüsü'nü imzaladı.
2001 Yılında Bush yönetimi UCM toplantılarına katılmamaya başladı ve 6 Mayıs 2002 tarihinde ABD Roma Statüsü'nden imzasını çektiğini resmen açıkladı.
O zamandan beri ABD, gerek İkili Dokunulmazlık Anlaşmaları (İDA) (Bilateral Immunity Agreements-BIAs) vasıtasıyla; gerek UCM'yi destekleyen müttefiklere yaptırımlar öngören yasalar çıkararak; gerekse BM Güvenlik Konseyi'nde barış güçlerinde görevli Amerikalıları UCM'nin yargı yetkisi dışında tutacak girişimleri yoluyla UCM'yi yönelik çok yönlü saldırılarına devam etmektedir.
UCM Andlaşması'nda yer alan net güvencelere rağmen ve son derece nitelikli UCM yetkililerinin böyle bir durumun oluşmasına karşı gereken tedbirleri alacağını gözardı ederek, Bush yönetimi UCM'nin siyasi motivasyonlardan kaynaklanan yargılamalar için bir platform oluşturabileceğini iddia etmektedir.
ABD Dışişleri Bakanlığının verilerine göre 2 Ağustos 2006 itibariyle ABD ile IDA'ları imzalayan devlet sayısı 101'dir (ülke isimlerinin yer aldığı listelerdeki sayı ise 99); 99 tane İDA'nın 21'i ulusal parlamentolarca onaylanmış; 18'nin ise onay gerektirmeyen yürütme anlaşması olduğu söyleniyor.
UCM'ye taraf ülkelerden IDA imzalayanların sayısı 45; bunların 13'nün parlamentolarca onaylandığı; 9'nun yürütme anlaşması niteliğinde olduğu belirtiliyor.
53 Ülke ABD ile ikili dokunulmazlık anlaşması imzalamayı açıkça reddediyor. UCM'ye taraf 102 ülkeden 57'si İDA imzalamadı (bunların 24'ü, 2005 Mali Yılında ABD'den yardım alamadı).
"The atomic bombing of Hiroshima and Nagasaki was a criminal act on an epic scale."
"The memory of Hiroshima requires an answer."
The lies of Hiroshima are the lies of today by John Pilger
"Yazılmış yasalar örümcek ağlarına benzer, sadece fakir ve zayıfları tutar, zengin ve güçlüler onu kolayca kırıp kurtulabilir."
İskit Filozof Anacharsis (MÖ.6.yy)
ABD KANUNSUZ İŞLER YAPSA DA KİMSE ONU YARGI ÖNÜNE ÇIKARAMIYOR-ÇIKARTMIYOR..!
YARGILANDIĞI GÜN EMPERYALİZMİN SONU OLACAK.
SB.
ilgili:
Pearl Harbor saldırısı süpriz değildi, BİLİYORLARDI!"
"Franklin Roosevelt (FDR) Knew Japan Would Attack Pearl Harbor"
Etiketler:
ABD,
america,
Amerika,
atom bombası,
Emperyalizm,
hiroshima,
hiroşima,
japan,
japonya,
john pilger,
nagazaki,
suay karaman,
usa,
war,
war crimes
16 Mayıs 2014 Cuma
ÇANAKKALE'DE ZEHİRLİ GAZ KULLANILDI
![]() |
| ÇANAKKALE |
1.DÜNYA SAVAŞINDA HER YERDE ,
ZEHİRLİ GAZLARI İLK KEZ
ALMANLARIN KULLANDIĞINDAN BAHSEDERLER.
ATATÜRK DIŞINDA KİMSE
İNGİLİZLERİN ÇANAKKALE'DE KULLANDIĞI
ZEHİRLİ GAZLARDAN BAHSETMEZ..!
......Mustafa Kemal 8 Ağustos 1915'te Anafartalar Grubu Kumandanı oluyor. İşte bu savaşlar esnasında bir gün subaylar ve askerler arasında şu havadis yayılıyor:
''Düşmanlar zehirli gaz kullanacakmış.''
1. Cihan Savaşı'nda bu en korkunç maneviyat bozucu bir haber niteliğindedir.
Mustafa Kemal diyor ki:
''Ben düşündüm, buna karşı koyacak herhangi bir tedbire ve vasıtaya o zaman Türk ordusu malik değildi. Derhal şu fikri ileri sürdüm. Düşman zehirli gazı kullansa da bize tesir etmez, çünkü onlar deniz kenarındaki düzlük ovada, biz ise daha yükseklerdeyiz. Bu haber ordu birlikleri arasında yayıldı. Hakikaten düşman ufak bir deneme yaptı ise de, o sırada rüzgâr istikametinin değişmesi de bize yardım ederek, bu gaz belasından kurtulmuş olduk, böylece de erlerimizin maneviyatı, bize inançları kuvvetlendi.'' .......
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN
KARLSBAD ANILARINDAN...
....
Winston Churchill'in notlarının yer aldığı
Churchill Archives Centre'dan edinilen belgelere göre,
dönemin savaş bakanı Churchill,
Türkler'in 'insan değil, barbar olduklarını ve
bu nedenle de üzerlerinde zehirli gaz kullanılabileceğini' savunmuştur.
Hem Gelibolu da, hem de Gazze'de kimyasal silah kullanmışlardır.
* * *
Always talking about Germans who used chemical weapons, but never of Britain's shocking use in Gallipoli / Türkiye-1915, which is mentioned by Ataturk in his memories.
They used also in Gaza, which was Ottoman lands at that time.
Churchill was a racist "the Turks are not human, they are barbarians and we can use it on them..."
They used also in Gaza, which was Ottoman lands at that time.
Churchill was a racist "the Turks are not human, they are barbarians and we can use it on them..."
"The British were no strangers to the use of chemical weapons. During the third battle of Gaza in 1917, General Edmund Allenby had fired 10,000 cans of asphyxiating gas at enemy positions, to limited effect. But in the final months of the first world war, scientists at the governmental laboratories at Porton in Wiltshire developed a far more devastating weapon: the top secret "M Device", an exploding shell containing a highly toxic gas called diphenylaminechloroarsine. The man in charge of developing it, Major General Charles Foulkes, called it "the most effective chemical weapon ever devised".
The use of chemical weapons in Syria has outraged the world (which is not used by Assad, the "rebels" (TERRORIST) used who is supported by the enemy! of this region- wake up! SB).
"But it is easy to forget that Britain has used them –
and that Winston Churchill was a powerful advocate for them".....link
The use of chemical weapons in Syria has outraged the world (which is not used by Assad, the "rebels" (TERRORIST) used who is supported by the enemy! of this region- wake up! SB).
"But it is easy to forget that Britain has used them –
and that Winston Churchill was a powerful advocate for them".....link
* * *
Barbar Türklere karşı zehirli gaz kullanalım
Eski İngiltere Başbakanı Sir Winston Churchill'in Birinci Dünya Savaşı sırasındaki aldığı notlar ortaya çıktı. İşte Churchill'in utanç verici sözleri ve çirkin gerçekler....
Irak işgalinin ardından ABD ve İngiliz kuvvetlerince yakalanarak duruşmaya çıkartılan Saddam Hüseyin, Felluce'de zehirli hardal gazı ile katliam yapmaktan dolayı idam edildi...
Ancak, hardal gazını Saddam'dan çok daha önce, İngiltere 1'inci Dünya Savaşı'nda sırasında Çanakkale'de kullanmıştı...
Üstelik de Türklere karşı!
Savaşın üzerinden geçen bunca yıldan sonra ortaya çıkan belgelerde yer alan bu çirkin gerçeğin perde arkası ise daha da utanç verici....
İKNA MEKTUBU YAZDI
İngiltere'de eski Başbakan Sir Winston Churchill'in notlarının yer aldığı "Churchill Archives Centre"dan edinilen belgelere göre, dönemin Savaş Bakanı Churchill, Türkler'in 'insan değil, barbar olduklarını ve bu nedenle de üzerlerinde zehirli gaz kullanılabileceğini' savunuyor...
Kendisine muhalefet eden Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne yazdığı ikna mektubunda da "Medeni olamayan barbar kabilelere karşı zehirli gaz kullanabiliriz. Üstellik, düşmanın bunu üretme ve kullanma kapasitesi yokken zehirli gaz kullanılmasından yanayım" diyordu.
Winston Churchill'in kendisine, bunun bir insanlık suçu olacağını söyleyerek itiraz edenlere cevabı ise Türkler'in insan olmadığı, barbar ve gelişmemiş bir kavim olduğu yönündeydi.
GAZ MASKESİ TALEBİ
Churchill'e göre zehirli gaz, İngiltere'nin elinde olan gelişmiş bir silahtı. Ve "Barbar bir kabileye karşı silahlarımızın bütün avantajlarından niçin yararlanmayalım ki?" diyordu...
Bu dönemde, Osmanlı'nın müttefiki Almanya'dan gaz alarak kendileri üzerinden kullanılmasından korkan Churchill, bölgeye gaz maskesi istemiştir. Yine arşivlerde yer alan bir başka belgede, Churchill'in kaleme aldığı savaş komitesi belgesinde, Çanakkale'deki İngiliz askerleri için "gaz maskesi istediği" yer almaktadır. Churchill Archives Centre, bu belgeyle ilgili açıklamasında şöyle demektedir:
"Çanakkale'deki askerleri için ilave gaz maskeleri istenmektedir. Bu, Türklere karşı gaz kullanıldığının kanıtıdır..."
Ayrıca, Churchill'in bu tavrıyla Kraliyet Bakanlarından Lord Gladstone'un "Türkler'in maymunla insan arası medeniyet yıkıcı barbarlar" olduğu görüşüne de destek verdiği söylenmektedir.
Dönemin Osmanlı belgelerinde de İngilizlerin Çanakkale Savaşı'nda gaz kullandığı detaylı olarak açıklanmaktadır.
Osmanlı Hariciye Nezareti (Bugünkü Dışişleri Bakanlığı) ise "Müttefik ordusunun Çanakkale'de boğucu zehirli gazlar kullandığını" belirtmiş ve İngiltere'den açıklama istemiştir.
Ancak, Almanlardan bu gazı temin etme şansı olan Osmanlı, düşmana karşı zehirli gaz kullanmamıştır. Ünlü yazar Noam Chomsky de Churchill'in "kimyasal silahlar ve zehirli gazları modern batı biliminin bir parçası" olarak gördüğünü, Araplar ve Afganlar üzerinde de deneysel amaçlarla bunların kullanılmasını onayladığını ifade etmektedir.
GÖKÇEN KESGİN,20 Mart 2007 Sabah
...
KİMYASAL SİLAHLAR
Kimyasal silahlar insan sağlığına ağır zararlar veren yada ölümüne yol açan genellikle zararlı bileşiklerdir. Genellikle askeri amaçlarla kullanılan bu bileşikler sinir sisteminin felç olmasına (sinir gazları); geçici körlük, sağırlık, felç yada kusmaya; deride, gözlerde ağır yanıklara ya da solunum güçlüğüne yol açar.
Düşmandan saklanmak yada düşmanı aşırtmak amacıyla kullanılan sis ve yangın bombaları ile düşmanın yerini saptamak amacıyla kullanılan kimyasal yaprak dökücüler ve ot dökücülerde kimyasal silah olarak kabul edilir.
Kimyasal silahların kullanımı, bunları yasaklayan Lahey Konferansları kararlarına karşın, ilk olarak Birinci Dünya Savaşında önem kazanmıştır. 1915 -18 arasında Alman’ların ard arda geliştirdikleri zehirli gazlar kısa bir süre içinde itilaf devletlerince de yapılıp kullanılmaya başlamıştır.
Ocak 1915’de Almanlar, ilk kez Polonyada Ruslara karşı kullandıkları klor gazı ile başarılı olmamışlar ama 22 Nisan’da Flandrea ‘da İngiliz ve Fransızlara karşı aynı gazı kullandıklarında beklentilerinin ötesinde bir taktik zafer kazanmışlardır.
Bunun üzerine İtilaf devletleri de bir yandan koruyucu aygıtlar ve gaz maskeleri geliştirirken bir yandanda klor gazı üretmişlerdir. Almanlar’ın öldürücü bir gaz olan Fosgen’i ve toplarla atılan gaz mermilerini ortaya çıkarmasından bir süre sonra İtilaf devletleri de aynı silahları geliştirmiş ve gaz maskelerini daha üstün bir hale getirmişlerdir.
1917’de Almanlar son derece zehirli bir gaz olan hardal gazını İngilizlere karşı kullanmış ve binlerce insanın ölümüne neden olmuştur.
1918’de her iki taraf da bu zehirli maddeyi büyük ölçüde kullanmışlardır.
İki savaş arası dönemde milletler cemiyeti öncülüğünde gerçekleştirilen Cenevre Protokolüyle (1925 ) bu konuda daha kapsamlı yasaklar getirilmiştir.
Ne var ki 2. Dünya Savaşı sırasında yeni kimyasal silahlar hava bombardımanı gibi yeni uygulama yolları geliştirilerek yaygın biçimde kullanılmıştır. Bu savaşta iki taraf da büyük ölçüde koruyucu aygıt üretmiştir.
BİYOLOJİK VE KİMYASAL SİLAHLAR KRONOLOJİSİ
ANTİK ÇAĞ
M.Ö. 600:
Aktif dienoller cinsi kimyasallar içeren Helleborus bitkisi köklerinin Kirrha kuşatması sırasında Atinalı diktatör Solon tarafından içme suyunun kirletilmesinde kullanılması.
M.Ö. 431-404:
Peloponnesos Savaşı'nda Spartalılar tarafından sülfür ve yanmış ziftin kullanılması.
M.Ö. 190:
Kartaca İmparatoru Hannibal'in Bergamalıların gemilerine yılan zehri içeren kil yığınları fırlatması.
M.Ö. 200:
Kartacalılar'ın, bugün, içerisinde birtakım alkaloidler içerdiği bilinen "kankurutan" (Mandrake) bitkisinin köklerini düşmanlarını uyuşturmak için şaraplara katmaları.
ORTA ÇAĞ
M.S. 960-1279:
Çinliler tarafından arsenik buharının kullanılması.
M.S. 1155:
Romalılar tarafından kadavralarla düşman içme sularının kontaminasyonu.
M.S. 1346-1347:
Moğollar'ın Cenevizliler'e veba mikrobu taşıyan kadavraları mancınıkla fırlatması; Avrupa'daki veba salgınının, bu saldırıdan sonra ortaya çıktığına inanılmaktadır.
M.S. 1570:
Avusturyalı Şövalye Voit VVulff von Senftenberg, Belgrad savunması sırasında Türkler'e karşı arsenik dumanı kullandıklarını rapor etmiştir.
M.S. 1710:
Ruslar'ın biyolojik silah olarak kullanılmak üzere veba mikroplu kadavraları isveç yakınlarında yığınak halinde depolamaları.
MODERN ZAMANLAR
1914:
Fransız kuvvetlerince tahriş edici etkili "Etilbromoasetaf'ın ilk kullanımı.
1914:
Hapşırtma ve öksürtme ajanı olan "o-dianizin klorosülfonat" maddesinin Alman kuvvetlerince ilk ve (şimdiye kadarki) tek kullanımı.
1914:
Alman kuvvetlerince akciğer hasar etkili klor gazının kullanımı. Bu olay, daha ölümcül etkili kimyasal silahların kullanımını hızlandırmış ve klor gazının kitle imha silahı olarak sınıflandırılmasına neden olmuştur.
1915:
İlk defa Almanlar tarafından akciğer hasarına neden olan "fosgen" kimyasalının kullanılması; Birinci Dünya Savaşı boyunca solunarak ölümlere neden olan kimyasal ajanlar "fosgen" ve "fosgen/klor" karışımları idi.
1916:
Kanı zehirleyici ve öldürücü etkiye sahip hidrojen siyanür (HCN) ve "Siyonojenklorür"ün ilk kez Fransızlar tarafından kullanımı; HCN maddesini kısa bir süre sonra ingiltere ve Rusya da kullanmıştır.
1917:
Cilt ve deri yoluyla harabiye-te neden olan kimyasal madde "Bis-2-kloroetil sülfit"in (sülfür mustard) ilk defa Alman kuvvetlerince kullanılması; bu maddeler, hem akciğer hem de cilt ve deri harabiyetine neden olan ilk kullanılan kimyasal madde olması bakımından önemlidir. Almanlar'dan sonra Fransız ve İngilizler de aynı kimyasalı kullanmışlardır. O zamanlar, askerler bu tür saldırılara karşı gaz maskesi kullanıyorlardı, fakat vücutları koruma altında olmadığı için oldukça fazla sayıda deri ve cilt harabiyeti vakası ortaya çıkmıştır.
1918:
Amerika'nın resmi olarak kimyasal silah yapımını başlatması.
1935:
İtalyanlar'ın Etiyopya'da göz yaşartıcı gaz ve hardal gazı kullanması.
1937:
Japonya bu tarihte savunma amaçlı biyolojik silahlar programını başlattı. Bu program kapsamında yapılan denemelerde 10 bine yakın suçlu kobay olarak kullanıldı.
1939:
Japonlar'ın Moğolistan sınırındaki Sovyet sularını tifo bakterisi ile kontamine etmesi; bazı kaynaklarda bu olay Japonlar tarafından biyolojik silahların ilk defa kullanıldığı olay olarak geçmektedir.
1940:
Japonlar tarafından Çin ve Mançurya'ya veba mikrobu taşıyan pirelerle dolu pirinç ve buğday atılması; bu olay kitle imha silahı olarak kullanımın yanı sıra bitki ve toprak örtüsünün tahribatını da kapsayan ilk biyolojik silah saldırışıdır.
1942:
Amerika'nın savunma amaçlı biyolojik silahlar programını başlatması.
1942:
Nazilerin gaz odalarında toplu ölümler için HCN (zyklonB) gazı kullanması.
1963-1967:
Mısır'ın Yemen'e karşı fosgen ve hardal gazı içeren kimyasal silahları kullanması.
1961-1970:
ABD'nin birçok kimyasal silahı Vietnam'da kullanması.
1979:
Sovyetler Birliği'ndeki Sverd-lousk şehrinde aniden şarbon vakasının ortaya çıkması; 1992 yılında dönemin Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, bu vakanın Sovyet Askeri Mikrobiyoloji Servisi'nden kaza sonucu şarbon sporlarının salıverilmesiyle ortaya çıktığını söyledi.
1983-1988:
Irak'ın İran'a karşı, tabun, sarin, HCN gibi kimyasal silahları kullanması.
1985-1991:
Irak'ın savunma amaçlı biyolojik silah kapasitesini şarbon, Bo-tulium toksinleri ve aflatoksinleri içerecek şekilde artırması.
1987-1988:
Sülfür hardal ve sarin gazı kullanılarak Irak'ın Halep'te gerçekleştirdiği saldırı.
1990 VE SONRASI
1990 ve sonrasında kimyasal ve biyolojik silahların askeri ve savunma amaçlı olarak kullanılmasının yerini farklı amaçlar doğrultusundaki terörist kullanımlar almıştır.
1990-1995:
Japonya'da Matsuma-to ve Tokyo'daki terörist saldırılarında butilinal toksinler, şarbon mikrobu ve sarin gazı kullanımı.
2001:
ABD ve Avrupa'da şarbon mikrobu ile kontamine edilmiş isimsiz mektuplar gönderilmesi.
Kaynak:
‘Bilimin ve teknolojinin karanlık yüzü:"Kimyasal ve Biyolojik Silahlar’
Doç.Dr. Erol Akyılmaz
Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyokimya Bölümü
.......
World War I in Photos: Technology
Industrialization brought massive changes to warfare during the Great War. Newly-invented killing machines begat novel defense mechanisms, which, in turn spurred the development of even deadlier technologies. Nearly every aspect of what we would consider modern warfare debuted on World War I battlefields.
Alan Taylor
MAY 11, 2014
___________
Etiketler:
Almanya,
Amerika,
antikçağ,
Atatürk,
çanakkale,
İngiltere,
japonya,
karlsbad,
kimyasal silahlar,
kurtuluş savaşı,
mezopotamya,
ortaçağ,
sarin gazı,
Türkiye,
vietnam
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











