Translate

control etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
control etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2014 Çarşamba

Beynimizi Kimler ve Nasıl Yönetiyorlar




Beynimizi Kimler ve Nasıl Yönetiyorlar 
(Küresel Güçlerin Psikolojik Savaş Yöntemleri)


Türkiye'nin, dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda yapılandırmaya çalışan küresel güçlerin doğrudan hedefi olduğunu ve çok yönlü psikolojik savaş tehdidi ile karşı karşıya bulunduğunu biliyor musunuz?

-MGK Toplumla İlişkiler Başkanlığı, 21 yıl boyunca ne tür iç psikolojik harekatlar yaptı?

-Psikolojik harekat olarak kene, kuş gribi ve Metal Fırtına ve Kurtlar Vadisi ne anlam taşıyor?

- Halen 24 ülkenin planlı psikolojik savaş tehdidi altındaki Türkiye'nin bu saldırıları karşılayacak teşkilatının bulunmadığını ve küresel psikolojik tehditlere karşı toplumumuzun tamamen savunmasız olduğunu biliyor musunuz?

- Başdöndüren hızla gelişen kitle iletişim teknolojilerini kullanan küresel psikolojik savaş uzmanlarının beyninizi 24 saat kontrol altında tuttuğunu biliyor musunuz?

- Küresel odakların televizyon, bilgisayar, sinema ve basın vasıtasıyla evinizin en mahrem noktalarına kadar ulaşıp fikir ve düşüncelerinizi yönlendirdiğini ve sizi her istenileni yapacak birer robot haline dönüştürdüklerini biliyor musunuz?

- Günümüzde küresel güçlerin kendi tank, top ve askerlerini kullanmadan ülkemiz üzerindeki milli çıkarlarını sizi kullanarak kolaylıkla elde ettiklerini biliyor musunuz?

- Anadoluda bin yıldır birarada yaşayarak et-tırnak misali kaynaşmış milletimizin birbiri ile çatışmasının ve dökülen kardeş kanlarının arkasında küresel psikolojik savaş güçlerinin bulunduğunu biliyor musunuz?

- Küresel güçlerin Türk halkı üzerinde uyguladıkları psikolojik savaş yöntemlerini ve kullandıkları teknikleri biliyor musunuz?

- Psikolojik savaş tehditlerine karşı koymanın aslında çok kolay olduğunu, bunun en güzel örneğini milli mücadelede Atatürk'ün verdiğini, istenildiği takdirde halkımız bilgili ve bilinçli kılınarak bütün saldırılara karşı koyabileceğimizi biliyor musunuz?

Ve siz; sahip olduğu milli güç potansiyeli dolayısıyla oyun kurucu ve yönlendirici dünya devleti konumunda bulunan Türkiye'nin, kendi içinde kurgulanan ve çevresinde oynanan oyunlarda bugün sadece seyirci durumunda bulunduğunun ve küresel merkezlerden aldığı ödevleri yerine getirmekten başka bir işlevi olmadığının farkında mısınız?

Eğer bütün bu gelişmelerin farkında iseniz, kafanızda oluşan neden ve nasıl sorularının cevabını psikolojik harekat uzmanı Dr.Tahir Tamer Kumkale'nin hazırladığı "Beynimizi kimler ve nasıl Yönetiyorlar" kitabında bulacaksınız.

Basım tarihi 2006 !

...

Tarihten süzülüp gelen Türk seciye ve ahlakının yaşatılarak gelecek nesillere aktarılmasında çok önemli bir müracaat kitabı olabilecek bir kitap; Dr.Tahir Kumkale'nin ustalık eseri olarak değerlendirebilinir. 

Birçok kitabın yazarı olan, değerli asker ve fikir adamı olan Kumkale alışılmış ve sık rastlanan diğer "Toplum Mühendisleri"nden farklı olarak, konulara akademik gözlükle tarafsız bakabilecek bilgi ve tecrübededir. Bu bakımdan da çalışmanın muhtevası ilgililerce ayrıca dikkatele incelenmelidir.

Günümüz dünyasındaki mücadeleler istisnaları da olsa; sıcak savaş konseptinden uzaklaşma eğilimi sergilenmektedir. Artık ülke ve toplumlara fiziki zararlar vermek yerine daha ziyade zihni (mental) zararlar hedeflenmektedir. Rakip fert ve toplumların inanç sistemleri, duygu ve düşünceleri hedef alınarak, milli güç ve mücadele azimleri törpülenerek tahrip edilmektedir.

Dünya ve bölge güçleri hedef ve çıkarlarını gerçekleştirebilmek maksadıyla artık riski sıfır, başarı ihtimali yüksek ve maliyeti düşük olan savaşlara yönelmektedir.

Sadece bir tek "karikatür" örneği bile bu mücadele tarzının ne ölçüde başarılı olabileceğinin bir göstergesidir. Fransa'da yayımlanan bir karikatür;bütün İslam Dünyasını ayağa kaldırırken, totaliter bir yapı sergileyen İran'da yayımlanan diğer bir karikatür de bu ülkenin sosyal yapısı ve istikrarını altüst etmeye yeterli olmuştur.

Yaygın ve özgün örneklerini bu çalışmada göreceğiniz psikolojik savaş uygulamaları, artık senenin 365 günü ve günün 24 saati en mahrem özel alanlarımıza kadar sızmıştır.

Hepimizi ciddi bir tehdit altında bırakan bu mücadelede "beynimize" sahip olabilmek için; yeterli ve doğru bilgilerle donanmış, sadece maddeyi değil, beraberinde milli şuuru da özümsemiş nesiller yetiştirmek mecburiyetindeyiz.

Aksi halde eski de olsa gelişen teknoloji ile sınırsız güce ulaşan psikolojik savaş ve onun en güçlü silahı oalrak bilinen propagandanın hedefi ve mağduru olmaktan kurtulamayız.


Dr. Veysel GANİ


...


ATATÜRK DİYOR Kİ ;

Aciz ve korkak insanlar, herhangi bir felaket karşısında milletin hareketsiz kalmasına ve çekingen bir hale gelmesine yol açarlar. Beceriksizlik ve tereddütte o kadar ileri giderler ki, adeta kendi kendilerini küçük görürler. Derler ki, biz adam değiliz ve olamayız !
Kendi kendimize adam olmamıza imkan yoktur. Biz kayıtsız ve şartsız, mevcudiyetimizi bir yabancıya bırakalım. Balkan muharebesinden sonra milletin, bilhassa ordunun başında bulunanlar da başka tarzda ve fakat aynı zihniyeti takip etmişlerdir.
Türkiye'yi böyle yanlış yollarda batma ve yok olma vadisine sevk edenlerin elinden kurtarmak lazımdır.

Bunun için bulunmuş bir hakikat vardır, ona uyacağız.

O hakikat şudur;
Türkiye'nin düşünen kafalarını büsbütün yeni bir imanla donatmak. Bütün millete taze bir maneviyat vermek...

NUTUK s.637


Şurada acıklı bir hakikat olmak üzere arz edeyim ki, memleketimizde külliyetli ecnebi parası ile birçok propagandalar cereyan ediyor. Bundaki gaye pek aşikardır ki, milli hareketi neticesiz bırakmak, milli emelleri felce uğratmak, Yunan, Ermeni emellerini ve vatanın bazı mühim parçalarını işgal gayelerini kolaylaştırmaktadır.

Bununla beraber her devirde, her memlekette ve her zaman zuhur ettiği gibi bizde de kalp ve asabı zayııf, kavrayışsız insanlarla beraber vatansız ve aynı zamanda refah ve şahsi menfaatini vatan ve milletin zararında arayan adi kimseler de vardır.

Şark işlerini çevirmede ve zayıf noktaları arayıp bulmakta pek usta olan düşmanlarımız, memleketimizde bunu adeta bir teşkilat haline getirmişlerdir. Fakat mukaddesatını kurtarma gayesiyle çırpınan bütün millet, işbu azim ve mücadele yolunda her türlü güçlükleri muhakkak ve mutlaka kırıp süpürecektir.

NUTUK s.930

"İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yaraya hareket ve enerjidir." 1931

"Bir yurdun en değerli varlığı, yurttaşlar arasında ulusal birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık duygu ve kabiliyetlerinin olgunluğudur. Millet varlığını ve yurt bütünlüğünü korumak için bütün yurttaşların canını ve her şeyini derhal ortaya koymaya karar vermiş olmak, bir milletin en yenilmez silahı ve koruma vasıtasıdır. Bu sebeple, Türk milletinin idaresinde ve korunmasında milli birlik,milli şuur ve milli kültür en yüksekte tuttuğumuz idealdir." 1935

"Kendilerine bir milletin talihi bırakılan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakiki ve elde edilmesi mümkün menfaatleri yolunda kullanmakla görevli olduklarını bir an hatırlarından çıkartmamalıdırlar.

Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir memleketi zapt ve işgal etmek o memleketin sahiplerine hakim olmak için kafi değildir.

Bir milletin ruhu zapt olunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça, o millete hakim olmanın imkanı yoktur.

Halbuki asırların getirdiği bir milli ruha, hiçbir kuvvet mukavemet edemez.

Mahkum olmak istemeyen bir milleti, esareti altında tutmaya gücü yetecek kadar kuvvetli müstebitler artık dünya yüzünde kalmamıştır."

NUTUK s.81





"ASLA TESLİM OLMAYACAĞIM, HER NE OLURSA OLSUN MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİM"

FELSEFESİNİ YAŞAM SLOGANI OLARAK KABUL EDECEĞİZ.


T.TAHİR KUMKALE
Beynimizi Kimler ve Nasıl Yönetiyorlar 
(Küresel Güçlerin Psikolojik Savaş Yöntemleri) 





"Yıl 1954,Princton Üniversitesinde konuşan zamanın CIA başkanı diyor ki: Bundan sonra asıl hedefimiz beyinleri işgal etmektir. Mançurya kobayları yaratmaktır." M.Ünal Mutlu





______________________


Kanla, irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti
Cehennemler kudursa ölmez nigâhbanıyız



____MKA ve CUMHURİYET_____










26 Haziran 2014 Perşembe

UÇURUMA GİDİYORUZ....









Kahvede «Şırrak!...» diye bir tokat sesi duyuldu. Tavla, aznif, kâğıt oyunu, konuşma, her şey durdu. Başlar tokat sesi gelen masaya çevrildi. Tokadı yiyen iriyarı biriydi. Tokatı atan da tersine, ince, sıska, ufak tefek biri. İriyarı adamın sol yanağında, sıskanın beş parmağının izi yer etmişti. Polis bile, bu parmak izinden tokadı
kimin attığını bulabilirdi.

Kahvedekiler, iri adamın, kendisim tokatlayan küçücük adamı altına alıp yol keçesi gibi ezeceğini sandılar, öyle olmadı.
— Davacıyım! diye bağırdı.
Kimseden ses çıkmadı... Tokadı yiyen daha sonra,
— Hepiniz gördünüz, dedi.
Boyu omuzuna bile gelmeyen sıskaya döndü:
— Yürü karakola!
Tokatı atan, cevap yerine, sinek kovalar gibi eliyle bir hareket yaptı.
— Psssuurn!... diye de ağzından istim gibi bir ses çıktı.
iri adam dışarı fırladı.

Kahvedekiler yine oyunlarına, konuşmalarına daldılar.
İri adam biraz sonra, yanında bir polisle geldi. Polise sıskayı gösterdi:
— işte bu!
Sonra, oturanları tanık gösterdi:
— Bunlar da gördüler!

Polis, tokatı atan sıska ile, onların oturduğu yere yakın oturan dört tanığı, karakola götürdü.
Karakolda, iri adam hâlâ kızarık sol yanağını tutarak,
— Bu adamdan davacıyım, komiser bey, beni tokatladı. Bunlar da gördüler, dedi.

Komiser, ilkin dâvâlı ile davacının, sonra tanıkların kimliklerini daktiloda yazdırdı.
Davacı, kendisine tokadı atanı hiç tanımadığını söylüyordu. Tanıklar da,
• Biz bişey görmedik... dediler.

Davacı iri adam,
• Tokadın sesini de duymadınız mı? dedi.
Hayır, tanıklar ne bişey görmüşler, ne bişey duymuşlardı.

Kısacık boylu sıska adam,
— Evet, dedi, ben inkâr etmiyorum. Bu adamı tokatladım.

Komiser,
• Neden? diye sordu, aranızda bişey mi var?
Size hakaret mi etti?

• Aramızda hiç bişey yok. Kendisini tanımam bile.

• Peki, nasıl oldu?

Kısacık boylu sıska adam anlatmaya başladı:

— Dün akşam işten eve geldim. Baktım, elektriği kesmişler. Parasını
verememiştik. Bütün geceyi karanlıkta geçirdik. Gece uyuyamadım da. Üzerinize afiyet, annem iki senedir hasta. Mide ağrısı öldürüyor zavallıyı. Doktor bir ilâç veriyor. İlâcı alınca ağrılar duruyor. Ama ilâç şimdilerde nerede?
Sabahleyin yataktan kalktım, sol yanım hiç tutmuyor. Yattığımız odanın pencere camı üç ay önce kırıldı. Cam bulamıyoruz. O da gelmiyormuş. Pencereye yatak çarşafı gerdik. Ama faydası yok. Sabaha kadar rüzgâr, soğuk, içeride. Sol yanım tutulmuş. Yataktan kalktım, affedersiniz, helaya gittim. Sular kesilmiş. Dışarıda şakır
şakır yağmur, muslukta su yok.

Odaya girdim. Tirtir titriyoruz. Bize kömür ordinosu vermiyorlar. Biraz odun almıştık. Bitti. Şimdi de odun bulamıyoruz, yok.

Gazeteci gazete bırakmış. Her sabah işe gitmeden gazete okurum. Gazeteye baktım: «Güzellik Müsabakası», «Galatasaray lig şampiyonu oldu», «Gümrükteki 300 ton kahve ne olacak?», «Abidin Daver şilebinin teknesi dura dura çürüdü» gibi başlıklar.

Canımı evden dışarı atmak istedim. Tam çıkarken icra memuru ile avukat kapıya dayandı. Kirayı veremediğimizden ev sahibi bizi icraya vermişti. Evde haczedilecek eşya bulamadılar. Hiç bir zaman icra memurunun, haciz memurunun evime gelmelerini istemem. Haczedilecek bir şey bulamazlar, insan mahcup olur. Avukat,
— Bu kanapeyi alalım! diye saldırdı. Kanape diye elini atmasıyla, şeker sandıklarının üstündeki eskipüskü pantalonlar, paçavra parçaları, yırtık yorganlar ortaya çıktı.
Avukat bu sefer,
— Radyo... dedi.

Şu radyo belâsını başımdan alsalar da kurtulsam. Senenin on ayı tamirdedir. Kazan kazan, radyo tamirine ver. Zaten bizi bu hâle getiren radyo...

Kapıdan çıkarken karım,
• Kız mektebe gitmiyor, dedi.
• Neden?
• Jimnastik hocası şortla beyaz lâstik pabuç istiyormuş. Olmazsa derse almam,demiş.
• Peki, peki...
• Zeytinyağı da yok...

Kendimi sokağa attım. Nasıl olsa işe geç kalmıştım. Bugün de gitmem, dedim.
Şakır şakır yağmur. Bizim oradan tramvayı kaldırdılar. Otobüs geliyor yarım saatte bir. Binmenin imkânı yok. Tıklım tıklım dolu. Dolmuşlar dersen tıka basa dolmuş.
Arabalar vızır vızır geçiyor, ama hiç biri durmuyor. Ayakkabı su alır. Yağmur kovadan boşanır gibi. Sırıl sıklam oldum. Tirtir titriyorum. Bir delikanlı yanıma geldi,
• Affedersiniz amca, dedi.

Ben saati soracak sandım.
• Dünkü maçtan haberiniz var mı? demez mi!

Tövbe Yarabbi... Yürüdüm. Orada bir kahve var. Kahveye girdim. üstümden başımdan sular sızıyor. Kahveciye bir çay söyledim. Yanımda da işte bu tokat attığım adam oturmuş, gazete okuyor. Ben, kendi kendime,

• Yahu, bu benim halim ne olacak? Sonumuz nereye varacak? diye
düşünüyorum. Ben böyle düşünüp dururken, bu adam hırsla elindeki gazeteyi fırlatıp attı,
• Yahu, memleket uçuruma gidiyor! diye bağırdı.

Onu da benim gibi dertli sandım. Konuşur, birbirimize derdimizi dökeriz diye,
— Ne oldu beyefendi? Affedersiniz, karışmak gibi olmasın, neye kızdınız? dedim.

O, yine kızgınlıkla,
— Daha ne olsun yahu, dedi, memlekette hakem yok be!... Hakem yok, namussuzum. Dünkü maçta hakem yine taraftarlık etmiş...

Ondan sonra bana ne oldu, bilemiyorum. Vallahi ben de anlamadım komiser bey.
Hayatımda kimseye fiske vurmuş insan değilim. Sanki vücudumda bir düğmeye basılmış, elektrik kuvvetiyle kalkmış gibi, bu sağ elim birden havaya kalktı. Şu herifin suratına bir tokat çektim. Ben inkâr etmiyorum. Tokadı yapıştırdım. Ama isteyerek değil. Vallahi kastım yok. İrademin dışında bişey bu. Sonra aklım başıma geldi. Bu adam şimdi beni parçalar, diye de korktum. Ama oldu bir kere. Cenab-ı
Allah, bu sağ koluma, Zaloğlu Rüstem pehlivanın kuvvetini verip, şu herifin suratı budur, diye bir şamar çektim.

Komiser, tokadı yiyen iri adama baktı. Dişlerini gıcırdattı. Ayağa kalkar gibi yaptı. Sağ elinin ayasını kaşımağa başladı. İriyarı adama,
• Hadi, uzatmayın, barışın! dedi.
Tokadı yiyen,
• Barışmam! diye direndi.

Kızan komiser, daktilodaki polise,
— Yaz! dedi «Dâvâlı, memleket uçuruma gidiyor, demiş olup, memleketin yüksek menfaatlerine ve hükümetin manevî şahsiyetine...»

Bir daha iri adama döndü:
— Barışın hadi!

İri adam, elini hâlâ tokadın izi duran sol yanağında gezdirerek,
— Peki efendim, barışalım, dedi.

!!!

Aziz Nesin - Bay Düdük kitabından
















_______________