Translate

kürtçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kürtçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2015 Cumartesi

TÜRK OLAN KÜRTLER !




* Karakeçili aşireti
* Avşarlar
* Begdili aşireti
* Hınıslu aşireti
* Küresinliler
* Lekler
* Batıkan aşireti
* Herkiler
* Kılıçlı aşireti
* Kürdili aşireti
* Mukriler
* Türkan aşireti
* Şadıllı aşireti
* Çapanoğlu aşireti
* Ertuşiler
* Rişvan aşireti
* Brukan aşireti
* Babat aşireti
* Dersimli aşireti
* Karaçoban aşireti
* Tanas aşireti
* Izzeddinliler aşireti
* Hörmekli aşireti
* Karaballı aşireti
* Pınarlı aşireti
* Kubatlı aşireti
* Deli budak oymağı
* Kara güne aşireti
* Şeyhbizin aşireti
* Aygut oymağı
* Çemişgezeklü aşireti
* Kureyşan aşireti
* Beskan aşireti
* Badıllı aşireti
* Milli aşireti
* Modanlı aşireti
* Burukan aşireti
* Şavak aşireti
* Abbasan aşireti
* Ağuçan aşireti
* Kırgan aşireti
* Zerikan aşiretI

Dr. Otto Blau'dan Kürtleşmiş Türk aşiretlerin daha fazla örnekler:

* Hagilü
* Menemenlü
* Qajalü
* Nadirlü
* Afşar
* Caqallü
* Celikanlü
* Sinamenlü
* Qiliglü
* Atmalü
* Millü
* Kawillü
* Bariklü
* Badlü
* Baljan
* Aljatlü-Riswani
* Qoçköprü
* Geiranlü
* Heideranlü
* Zilanlü
* Zibar
* Sürigi
* Ketkanlü
* Seichanlü
* Oqgi-Izziddinlü
* Delikanlü



Kitap 
Dr. Otto Blau. Nachrichten über kurdische Stämme: 
1. Verzeichniss der kurdischen Stämme unter türkischer Oberhoheit. Zeitschrift der deutschen morgenländischen Gesellschaft, Leipzig, Cilt 16, 1862. sayfa 607 - 627.















_____________



10 Aralık 2014 Çarşamba

SEYYİD AHMET ARVASİ VE DOĞU ANADOLU GERÇEĞİ






Seyyid Ahmet Arvasi, 1985 yılında başlayan ve bugüne kadar gelen, binlerce insanımızın ölmesine, binlerce insanımızın evsiz, yurtsuz kalarak göç etmesine sebep olan, önlemek için yapılan harcamaları bir ülkeyi inşa edecek kadar para tutan hain terörü önceden görmüş ve 1986 yılında yayınladığı “Doğu Anadolu Gerçeği” adlı eseriyle problemi ortaya koymuştur.

O dönemde birkaç çapulcu, eşkıya hareketi olarak değerlendirilen PKK terörünün aslında dış destekli olduğunu Arvasi bu eseriyle ortaya koymuştur. Eserinde, terörü önlemek ve milli bütünlüğü sağlamak için alınması gereken tedbirleri de belirtmiştir.

Doğu Anadolu Gerçeği ilk olarak 1986 yılında Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü tarafından yayınlanmıştır. 12 Eylül Harekatı sonrası hapse atılan, MHP davasından Askeri Mahkemece yargılanan ve beraat eden Arvasi’nin bu kitabını zamanın genelkurmay başkanlığı taltif ederek Güneydoğu bölgesinde teröre ve bölücülüğe çare olarak dağıttırmış, okutturmuş ve tavsiye etmiştir. (1)

S. Ahmet Arvasi’nin Doğu Anadolu Gerçeği adlı kitabı başlı başına ele alınarak bir tez çerçevesinde değerlendirilirse, 8 başlık altında ortaya koyduğu “Doğu meselesinin faktörleri’nden 8 ayrı kitap çıkarmak mümkün olacaktır. Biz burada kendimizce önemli gördüğümüz bir iki maddeyi ele almaya çalışacağız.

Arvasi, kitabının giriş kısmında şöyle der: “Esefle belirtelim ki, bugün ülkemizde ister istemez bir şark meselesi vardır. Devletimizin ve milletimizin düşmanları, bu konuyu istismar ederek vahim boyutlara ulaştırmak için ne mümkünse yapmaktadırlar.

Kitabımızı yazarken meseleyi bir antropolog, bir etnolog, bir tarihçi, bir dilci gibi değil, bir eğitimci ve eğitim sosyologu olarak inceleyeceğiz. Türkiye’de şark meselesine vücut veren olumsuz faktörleri ortaya koyacak ve problemin çok boyutlu olduğunu göstermeye çalışacağız.”

Arvasi daha sonra bu faktörleri şöyle sıralıyor:

1. Tarihi faktörler: Yerli ve yabancı ilim, siyaset ve fikir adamlarının bu bölgede yaşayan vatandaşlarımızın kökeni hakkında öne sürdükleri teoriler.

2. Kültür Faktörü: Bu bölgede konuşulan ağızlar, farklı inançlar, milli kültüre yabancılaşma ve bunu farklılık olarak kullanan güçler.

3. Sosyal faktörler: Bölgedeki konargöçer halk aşiretler, aşiret sistemi ve bunun doğurduğu sebepler.

4. Coğrafi faktörler: Sert arazi yapısı ve sert iklimin sonucunda ulaşım ve irtibat sorununun milli irtibatı zayıflatması

5. Ekonomik faktörler: Bölge halkının üretim alanında geri kalması ve komşu ülkelerle ticari ilişkiler.

6. Psikolojik faktörler: Kürtlük kompleksi.

7. İdari ve Siyasi faktörler: Bazı idareci ve siyasetçilerin hatalı davranışları, tecrübesiz ve yetersiz kadroların hataları ve oy avcılığı uğruna yapılan hatalar.

8. Milletlerarası çatışmalar ve Emperyalizmin oyunları: Türkiye ve Ortadoğu üzerine oynanmak istenen emperyalist oyunlar.

Biz, kitaptan bazı bölümleri Arvasi’nin gösterdiği istikamette yorumlayacağız.

Arvasi, Kürtlerin bir Türk boyu olduğunu, Batılıların ileri sürdükleri gibi ayrı bir kavim olmadıklarını belirtir. Bunları ifade ederken de birçok batılı kaynağı delil olarak gösterir. Ayrıca Kürt kelimesinin ilk kez Yenisey (Elegeş mezar taşları) yazıtlarında geçtiğini ifade eder. Bu kitabe şöyledir:

“Kürt El-kan Alp Urungu, altunlug keşigim bantım belde. Elim tokuz kırk yaşım. (Kürt ilhanı Alp Urunguyum. Altunlu okluğumu bağladım belime. Elim/ devletim otuz dokuz yaşımda öldüm.) (2)

Kürtlerin kökeninin Medler’e, Guttiler’e, Karduklar’a, Mervanoğulları’na vs. dayandırılamaya çalışıldığını halbuki bu milletlerin dillerinde “Kürt” kelimesinin hiç geçmediğini, ayrıca Kürt aşireti olarak ifade edilen Zaza, Kurmanç, Lur ve Kalhur ağızlarında da böyle bir kelimenin olmadığını ifade eden Arvasi, “Kürt” kelimesinin Türk boyları arasında kullanımını da bize aktarır:

Kazakçada ….. kürt ….. kalın kar yığını
Kürtlük….. yeni yağmış kar
Kazan Tatarcasında….. Kört….. kar yığını
Çuvaşçada….. kürt….. kar yığıntısı
Uygurcada ….. körtük….. kar yığını
Kırgızcada….. Körtük….. kar yığını
Yakutlarda ….. Kürtçük ….. kar yığını
Tarançilerde….. kürt….. yeni yağmış kar
Şor Türkçesinde ….. Kürt….. çığ

Arvasi, Osmanlı döneminde “Kürdistan” kelimesinin bilinçsizce kullanıldığını, o dönemde sınırları belli bir Kürdistan olmadığını ifade eder. Gerçi belli bir dönem sonra bu tabir özellikle kullanılır hale gelmiştir. Ama kanaatimizce Osmanlı döneminde kullanılan Kürdistan kelimesinin Kürt halkının yaşadığı bölge olarak kullanılması söz konusu değildir.

Yukarıdaki Türk boylarında Kürt sözcüğünün anlamlarına bakarsak bunu daha rahat anlarız. Hepimizin bildiği gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kışlar uzun sürmekte, kar yağışı fazla olmaktadır.

Hatta Van’ın Bahçesaray ilçesi (eski adıyla Müküs) on bir ay kış, bir ay yaz yaşar. Aylarca yolu açılamaz. Sürekli kar yağışı vardır. Aylarca ulaşılamadığı için  Vanlılar Bahçesaray ilçesine “Müküs Gezegeni” derler.

Eskilerden duymuşuzdur adam boyu karların yağdığını, bugün küresel ısınma nedeniyle eski kar yağışı yok belki, ama o zamanlar özellikle doğu ve güney doğuya iyi kar yağarmış. Böyle bir kar yığını altında kalan bölgeye Türk lehçelerindeki Kürt kelimesinin anlamıyla Kürdistan demek belki o dönemlerde doğru bir ifadeydi.

(başka bir araştırmada Kürdistan ile Ermenistan'ın coğrafik isim olarak kullanıldığı yazar, dağlık bölge- SB)

Arvasi, Kürtçe diye bir dil olmadığını, bölgede konuşulan ağızların Türkçe-Farsça-Arapça kırması garip bir ağız olduğunu ifade ederek önemli bir noktaya dikkat çeker:

“Herkesin rahatça müşahade edeceği üzere bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’muzda yaşayan halkımızın çoğunluğunun konuştuğu dil kesin olarak Türkçedir. Ancak, yol ve okul götüremediğimiz ve kültür merkezlerimizle irtibat sağlayamadığımız bazı vatan topraklarındaki vatandaşlarımız, bazen Kurmançi, bazen Zazaki, bazen Gorani, bazen Sorani, bazen Lorani denen ve hepsine de ortak olarak Kürtçe tabiri yakıştırılan ağızla konuşmaktadırlar. 

Ancak hemen belirtelim ki bu ağızları konuşan gruplar birbirlerini anlamamaktadırlar. Hepsinde ortak olan tek şey: “Yek, dü, se, çar, penç…” diye başlayan ve devam eden Farsça sayı sistemidir. Oysa etnolojik araştırmalar göstermiştir ki en ilkel dilin bile kendine mahsus bir sayı sistemi vardır. Herkes rahatça müşahede etmektedir ki emperyalistlerin ve bölücülerin “Kürtçe” diye tabir ettikleri ağzın böyle bir hususiyeti yoktur. Bu durum bile zorlama bir dil ihdas etme gayretlerini ortaya koymaya yeter. Bize göre Kürtçe tabir edilen ağız, kültür temaslarımızın emperyalizme dönüşmesinin acı bir meyvesidir.” (3)

Arvasi, Kürtçe diye tabir edilen ağızdaki bazı kelimelerle bunların Türkçe karşılığını vererek “Kürtçe, Hint Avrupa dil grubundandır.” İddialarına da cevap verir. İşte birkaç örnek:

Aşiret ağzı….. Türkçe
Acar….. acar (yeni)
Baci….. bacı
Bibi….. bibi (hala)
Bizav….. buzağı
Bori….. boru
Çakuç….. çekiç
Dengiz….. deniz
Donguz….. domuz
Dışıman….. düşman
Eze….. teyze
Guleş….. güreş
İsot….. ıssı ot (biber)
Kantır….. katır
Kırtık….. kırıntı
Lepe….. lapa
Nene….. nene (nine)
Pembuk….. pamuk
Pıçuk….. küçük
Sobe….. soba
Vare….. var (gel)
Vardek….. ördek

Bunlar bizim Doğu Anadolu Gerçeği adlı eserden aldığımız sadece birkaç örnektir. Arvasi yöre halkının sesine de kulak verir ve şöyle der: “Doğu ve Güneydoğu Anadolu’muzda uydurma ve Türkten ayrı bir millet ihdas etmek isteyen hainlere bir Doğu Anadolu çocuğu olan ve 17. asırda yaşayan Ercişli Emrah’ın şu mısralarını hatırlatmak gerekir:

Bize Emrah derler, Karakoyunlu
Yiğitler içinde yiğit oyunlu
Kaz gibi pısmazık, erkek boyunlu
Biz Türküz, Türklükten fermanımız var.”

Arvasi, bu bölgedeki tehlikenin farkına ilk varan Osmanlı padişahının Yavuz Sultan Selim olduğunu belirtir ve alınan tedbirlerden bahseder. Bu tedbirlerden en önemlisi şüphesiz bölge halkının eğitilmesidir. Arvasi bu noktada şunları söyler:

“Esefle belirtelim ki imparatorluk dönemi dahil, ülkemizde asırlar boyunca bütün cemiyeti içine alan, planlı, programlı ve hedefleri belli bir talim ve terbiye teşkilatı yoktu. Dolayısıyla kuvvetli ve başarılı bir dil ve din eğitimi gerçekleşmiyordu. İş, mahalli idarelere ve halka bırakılmıştı. Bu yüzden birçok vatan evladı daha yakın olduğundan dini talim ve terbiye için İran’a, Irak’a, Suriye’ye ve Mısır’a gidiyordu.”

Arvasi’ye göre bu ülkelere, din eğitimi almaya giden Türk gençleri misyonerlerin cirit attığı okullarda eğitim görmüş ve birçok konuda beyni yıkanmış olarak ülkeye dönmüştür.

Arvasi’nin işaret ettiği bu nokta çok önemlidir. Hatta bana göre Doğu meselesinin temelidir. İngiliz casusu Hampher anılarında şöyle diyor:

“1710 yılında Sömürgeler bakanlığı beni Müslümanları parçalamak için gerekli bilgileri toplamak ve casusluk yapmak üzere Mısır, Irak, Hicaz ve İstanbul’a gönderdi. Aynı tarihte aynı vazifeyle dokuz kişiyi daha görevlendirdi. Bize lazım olacak para, bilgi ve haritaların yanında bir de devlet adamlarının, kabile reislerinin ve alimlerin listesi verildi. Ben önce İstanbul’a geldim. Asıl vazifemin yanında Türkçeyi de çok iyi öğrenmem gerekiyordu. Londra’da Farsça, Arapça, Türkçe dil eğitimi almıştım ama bu dilleri o halklar gibi konuşmalıydım. (4)

Hampher anılarının ilerleyen bölümlerinde diğer ajanlarla birlikte Osmanlı topraklarında yaptıkları bölücülük ve kafa karıştırıcılığı faaliyetlerini anlatıyor. Özellikle Muhammed bin Abdülvahhab Necdi ile tanışmasını, onu muta nikahının mübah olduğuna ikna etmesini, şarap içmenin mahzuru olmadığına ikna etmesini ve bunun gibi İslam’ın temel prensiplerinden uzaklaştırarak Vahhabiliği kurdurmasını ve Arapların Osmanlı’ya karşı kışkırtılmasını nasıl planlayıp gerçekleştirdiğini anlatıyor.

Hampher bir örnektir. Bu çalışmayı yaparken bir kitap geldi aklıma. 1993 baskılı, Yrd. Doç. Dr. İlknur Polat Haydaroğlu’nun “Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Okullar” adlı çalışması. Arvasi’nin değindiği eğitim meselesine bu kitaptan alıntılar yaparak devam edelim.

Osmanlı’da ilk yabancı misyoner okulu 1853′te İstanbul’da kurulan Saint-Benoit Fransız okuludur. Bu okulu Saint-George, Saint-Luis, Saint-Pierre, Notre Dame de Sion, Saint-Joseph…. İzlemiştir. 1853-1925 arasında İstanbul’da 72 Fransız okulu vardır.

1917 tarihli bir belgede de bu tarihte İstanbul’da İngilizlere ait 83 okul ve hastane olduğu ifade edilir.

1904 tarihinde Osmanlı topraklarında 465 Amerikan okulu vardır. Bu okulların bugünkü Türkiye sınırları içerisindeki dağılımına bir göz atalım.

İstanbul….. Robert College (1863)
İstanbul….. Gedikpaşa Girls School
Adapazarı….. Girls Hing School
Bursa….. Girls Hing School
İzmir….. American Collegiate İnstitute For Girls
İzmir….. İnternational College
Kayseri….. Talas Boys School
Kayseri….. Talas Girls School
Sivas….. Girls Hing School
Merzifon….. Anotolia College
Merzifon….. Anotolia Girls School
Harput….. Euphrates College (1859)
Harput….. Girls Hing School
Diyarbakır….. Protestant School
Mardin….. Teachers School
Mardin….. Girls Hing School
Bitlis….. Girls Boarding School
Van….. Boys School
Van….. Girls School
Erzurum….. Girls Boarding School
Erzurum….. Boys Boarding School
Antep….. Seminary for Girls
Maraş….. Central Turkey College For Girls
Adana….. Seminary For Girls
Saimbeyli….. Hodjin Hom School For Girls
Tarsus….. Saint Paul’s İnstitute For Boys
Urfa….. İndustrial Training School


Dikkat ederseniz Amerikan okullarının büyük bir çoğunluğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde kurulmuştur. Bir tek Amerikalının yaşamadığı bu topraklarda Amerikalılar herhalde bizim kara kaşımıza, kara gözümüze hayran oldukları için okul açmamıştır. Nitekim adı geçen eserde yapılan inceleme sonunda bu okulların üç şeye önem verdikleri tespit edilmiştir:

1. Eğitim: Modern eğitim sistemiyle hiçbir fedakârlıktan kaçınılmaksızın eğitim verilmiş, bu yönüyle Türk eğitimine ve diğer devletlere örnek olmuşlardır.

2. Siyasi faliyetler: Azınlıklar sorununa eğilmiş, onları desteklemiş hatta azınlık sorunlarının çıkış nedeni olmuşlardır. Özellikle Ermeni sorununda etkileri büyüktür.

3. Dine ve mezhebe din kardeşi kazandırma girişimi: Yazara göre bu düşünce okulların başlangıçtan beri en büyük hedefidir ve Osmanlı’nın çöküşünde başlıca etkendir.

Üçüncü maddeyle ilgili bir not aynı eserde şöyle yer alıyor:

“1928′de Bursa Amerikan okulunda üç kız Hıristiyan olmuş, bir arkadaşlarının milli eğitim müdürlüğüne şikayeti ile durum ortaya çıkmış, basının Amerikan okulları aleyhine yaptığı yayın neticesinde okulun izni iptal edilmiştir. Hayat Dergisi 2 Şubat 1928 tarihli sayısında “Hıristiyanlaştırma Faciası” diye olayı duyurmuş ve şu soruyu sormuştur: “Neden bir tek Amerikan ailesi dahi olmayan Bursa’da bir Amerikan okulu bulunmaktadır?” (5)

Bu “Neden?” sorusunun temeli aslında bizim konumuzdur. Bugünkü “Kürt sorunu” diye önümüze sürülen mesele, aslında İngiltere, Amerika, Fransa, İtalya ve Almanya gibi ülkelerin 1700′lü yıllardan beri uyguladığı bu eğitimdeki haçlı seferinin sonucudur.

İ. Polat Haydaroğlu bu “Neden?” sorusunun hepimizin bildiği cevabını bakın nasıl veriyor:

“Yabancı okulların siyasi faaliyetleri doğrultusunda günümüzde de huzursuzluğu hissedilen “Kürtleri” etkileme çabaları okulların zararlı çalışmalarından sadece biridir.

Selçuklular döneminden başlayarak Osmanlı devletinde Anadolu’da sistemli bir Kürt-Türk ayrımı yapılmış değildi. Kaynaklarda zaman zaman “Kürt beyi” ve “Kürdistan” deyimine rastlanmaktadır. Ama Osmanlı topraklarında sınırları belli “Kürdistan” diye bir birim yoktur.

Yabancı devletlerin Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için İmparatorluğa bağlı halkaları kışkırtmaya başladıkları 19. yüzyılda artık ayrı bir birim olduklarını düşünmeye başladılar. Yine bu dönemde siyasi alana bir “Kürdistan” deyimi getirildi. Osmanlı İmparatorluğu 1831′de yapılan sayımda ve daha önceki tahrirlerde İslamiyet dışında Kürtler ve Türkler diye bir ayrım yapmış değildi. 

19. yüzyılın ikinci yarısında konsolosluklar ve okullar Anadolu’ya yayılmaya başladığında onların düzenlediği raporlarda cemaatlerden söz edilirken Kürt, Türk, Arap gibi kısımlara ayrıldığı görülmektedir.

Avrupalılar koruyuculukları altında Kürtleri de bir azınlıkmış gibi ele aldılar. ….. Kürt olduğu öne sürülen halkın yaşadığı bölgelerde başta İngilizler olmak üzere Amerika ve Fransa’nın da okul açtığı görülmektedir. Örneğin Diyarbakır ve Bitlis gibi yerlerde okul açılması yalnız ekonomik nedenlerle açıklanamaz. 

Bu, bir rastlantı da değildir. Bütün bu çabaların sonunda Kürtler için çalışan dernekler yanında basın yoluyla da faaliyetler sürdü.

II. Meşrutiyet döneminde basın sansürünün kalkmasıyla sayıları artan gazeteler arasında iki Kürtçe gazetenin bulunması dikkat çekicidir. İstanbul’da haftalık olarak yayınlanan bu iki gazetenin birinin ismi “Kürt” adını taşımakta olup Süleymaniyeli Tevfik Bey tarafından, “Kürdistan” adını taşıyan ise Bedirhanzade Ahmet Süreyya Bey tarafından yayınlanmıştır.” (6)

Tekrar Seyyid Ahmet Arvasiye dönelim ve son bir alıntıyla konumuzu bitirelim:

“Bir öğretmen arkadaşım anlatmıştı. 1950′li yıllarda Doğu Anadolu’da bir ilk öğretmen okulunda Türkçe öğretmeni olarak çalışıyormuş. Sınıfına bir idareciyle birlikte Amerikalı bir barış gönüllüsü gelmiş. Barış gönüllüsü, bir müddet verilen dersi dinledikten sonra, bir hayli güzel konuştuğu Türkçesiyle Öğretmenden izin isteyerek öğrencilere bazı sorular sorup soramayacağını bildirmiş. Öğretmen “buyurun” demiş.

Barış gönüllüsü de sınıfı dolduran masum Doğu Anadolu çocuklarına şu soruyu sormuş:

“Çocuklar, siz Türkçeden başka bir dil biliyor musunuz?”

Çocuklar cevap vermiş:
“Şimdilik bilmiyoruz. Ama okulumuzda İngilizce, Almanca, Fransızca okutuluyor. Biz de öğrenmeye çalışıyoruz.”

Barış gönüllüsü, sorusunu açmak zorunda kalmış:

“Öylesi değil… Mesela siz, evinizde başka bir dil konuşmuyor musunuz?”

Çocuklar şaşkın:
……..?

Barış gönüllüsü artık gizlemeye gerek duymamış:

“Canım, mesela Kürtçe bilmiyor musunuz?”

Öğretmen, idareci ve öğrenciler iyice şaşırmışlar. Barış gönüllüsü riyakar bir tebessümle zehirli dişlerini göstermiş:

“Niçin şaşırdınız? Kürtçe bir dil değil midir?”


Evet, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bugünkü yaşadığımız sıkıntının nedenleri büyük ölçüde yukarıda adını saydığımız ülkelerin yaptığı bölücü misyonerlik faaliyetleridir.

Bugün ülkeleri barış getirme vaadiyle istila eden Amerika, gelecekte Türkiye’yi istila etmenin alt yapısını 1862 yılında Harput kolejiyle oluşturmaya başlamış, bugün artık belli bir kıvama getirmiştir.

Ülkemizdeki Kürt sorunu bugün o hale gelmiştir ki Türk insanı artık Doğu ve Güneydoğu’yu verip bu beladan kurtulma düşüncesine sokulmuştur.

Yine öyle bir duruma getirilmiştir ki, ülkemizde tüm Kürtler hain olarak algılanır olmuştur. Bu durum bir iç savaşın kaçınılmaz olduğunun göstergesidir. Terör masum insanların canına kıymakta, canlı bombalarla kalabalık meydanları hedef almakta, evinde sessiz sedasız oturan insanların arabalarını ateşe vermektedir. İşte bu durum Türk insanının gözünde tüm Kürtleri suçlu duruma sokmakta ve iç savaşın ayak seslerini duyurmaktadır.

Bugün özgürlük isteyenlerin hangi özgürlükten bahsettiklerini hiçbir zaman anlayabilmiş değilim. 

Birkaç yıl önce bir esnafın dükkanına gitmiştim, alışverişimi yaparken yaşlı dükkan sahibinin yanındaki yaşlı misafiriyle sohbetine kulak misafiri oldum: Dükkan sahibi soruyordu misafirine:

“Bak, sen Muş’tan gelmiş, burada iş yeri açmışsın, kaç yıldır dükkanın var Balıkesir’de?”
“Yirmi yıldır.”
“Peki, sen dükkan açarken kimse sana sen Muşlusun, burada dükkan açamazsın dedi mi?”
” Demedi.”
“Şimdi niye burada dükkan açtın diyen var mı?”
“Yok.”
“Peki, ben şimdi gitsem, Muş’ta dükkan açmak istesem açabilir miyim?”
“Açamazsın, seni orada çalıştırmazlar.”
“Kim, devlet mi?”
“Hayır, Muş halkı, esnafı….”
“Peki, siz daha ne özgürlüğü istiyorsunuz, hangi özgürlükten bahsediyorsunuz, size burada bu kadar özgürlük verilmişken daha ne özgürlüğünden dem vuruyorsunuz?”

Misafirin söyleyecek sözü kalmamıştı artık!



Ülkemizde durum budur. Bu konuda elbette söylenecek çok söz vardır. Buraya aldığımız konu Arvasi’nin çerçevesinden sadece küçük bir kesitti. Sorunun ortaya çıkış yoluna değindik. Çözüm yollarını elbette devletin ilgili birimleri düşünüyordur…



1. Hakkı Öznur, Seyyid Ahmet Arvasi, Alternatif Yay. S. 39, Ank. 2002
2. W. Radloff, Arberiten der Orchun, Expedition Atlas des Alterthümer der Mongolei, Saintpetersburg, 1893
3. Seyyid Ahmet Arvasi, Doğu Anadolu Gerçeği, s.32, Burak Yay, İst. 1993
4. M. Sıddık Gümüş, İngiliz Casusunun İtirafları, Hakikat Kitabevi, İst. 2004
5. Yrd. Doç. Dr. İlknur Polat Haydaroğlu, Osmanlı İmparatorluğu’nda Yabancı Okullar, s. 138, Ocak Yay. Ank. 1993
6. Yrd. Doç. Dr. İlknur Polat Haydaroğlu, Osmanlı İmparatorluğu’nda Yabancı Okullar, s. 138, Ocak Yay. Ank. 1993

Balıkesir Aydınlar Ocağı Seyyid Ahmet Arvasi Anma Programı Konuşma Metni  (alıntıdır)








Ülkemizin gündemine ışık olması düsüncesiyle ,












TÜRKİYE’DE ETNİK MOZAİKTEN BAHSEDİLEMEZ…




"Bir ülkenin etnik mozaiğinden bahsetmek için o ülkedeki etnik grupların nüfusa 
oranının % 35 olması gerekir. 

Türkiye’de bu oran sadece % 10'dur. 

Hatta ;
AB’nin araştırmalarında resmi olarak deklare edilen oran % 7. 

Fransa’da etnik yapı nüfusun % 20’sidir. (bir AB ülkesi olan Fransa'da toplam nüfusları ülke nüfusunun yaklaşık +- %22'sini oluşturan 116 etnik grup mevcuttur)

Ancak Fransa’da etnik mozaikten hiç bahsedilmiyorken, Türkiye’de bahsediliyor.

Bu sadece ülkemizi bölmek isteyen iç ve dış güçlerin bir oyunu” derken,

Türkiye’de etnik grupların sayısı hakkında bilgisizce yorum yapıldığını ileri sürüyor ve “ farklı kökenlerin oluşması yüzyılları bulabilirken her kafasına esen Türkiye’nin etnik grupları hakkında bilir bilmez sayılar üretiyor” .

Türkiye’nin etnik yapısını kaşıyanların, ülkeyi bölme planlarının parçaları olduğuna dikkat çeken A.Tayyar Önder,“bu oyunlara karşı milli bir devlet olduğumuzu dosta düşmana göstermeliyiz. Bu oyunlar karşısında birleşmeliyiz, örgütlenmeliyiz ve bunlarla mücadele etmeliyiz” diyerek Türk Milleti’nin bölünmezliğini bir kez daha vurgulamaktadır.




BODRUM'DAKİ KONFERANS'tan (Aralık 2005)

Ali Tayyar Önder ,Türkiye’yi parçalamak amacıyla etnik mozaik söyleminin nasıl kullanıldığını anlatırken, Türkiye’nin bu ve benzeri konularda zaafiyet gösterdiğine dikkat çekti. 

Bazı basın kuruluşlarının Abdullah Öcalan’ın içinde bulunduğu çözüm önerilerine sıcak davranmalarına anlam veremediğini kaydeden Önder, “Vatanları için canlarını veren şehitlerimizin yerine cevap vermek onlara mı kaldı?” şeklinde konuştu...

Türkiye’yi Serv ile bölmek isteyen güçlerin Lozan’dan sonra farklı arayışlara girerek içerden parçalama politikaları sürdürdüğünü belirten Önder, “Türkiye Etnik Mozaiktir” söyleminin bu politikaların en birincil sırasında yer aldığına dikkat çekti. 

Yaklaşık 40 yıl önceki devlet anlayışının Avrupa’nın ortaya attığı bu görüşü savunarak müdafaya geçme çabalarını eleştiren Önder, Türkiye’de sadece 6 etnik gurup bulunduğunu ,ancak devlet yönetimlerinin bu sayıyı arttırarak savunma politikası izlediklerini dile getirdi. 

Önder, “Adeta açık arttırmaya çıkartılan etnik guruplar 47 olarak açıklanmış, daha sonraki dönemlerde 27,36 ve 54 gibi gerçekten uzak rakamlarla abartılmış bugün ise bu sayı 27’e düşürülmüştür” şeklinde konuştu. 

Bahsedilen azınlıkların 16 tanesinin Türk olduğuna dikkat çeken Önder, “Irkları bir, dinleri bir, soyları bir bir millet nasıl 16 parçaya bölünerek azınlık denilebilir ?” 

"Uzun seneler önce başlayan planlar işliyor. Bizim hükümetlerimiz de etnik mozaik kavramını kabul ederek 'biz herkese eşit davranıyoruz' sistemiyle siyaset yapmaya çalışıyor. Bu oldukça tehlikeli" şeklinde konuştu...










1927 yılından 1965 yılına kadar yapılmış olan genel nüfus sayımlarında 
"anadil" Kürtçe olanların sayısının genel nüfus oranları şöyledir.

1927 % 8.7
1935 % 9.2
1945 % 7.9
1950 % 8.8
1955 % 7.0
1960 % 6.7
1965 % 7.1


Kürtçe'yi 2.dil olarak konuşanların tamamını Kürt olarak kabul etmek mümkün değildir. Çünkü Kürtçeyi 2.dil olarak konuşanlar arasında büyük bir kitle olarak Türkler, Zazalar, Araplar, Süryaniler de mevcuttur. Genel ortalama olarak Türkiye'deki Kürt kökenli nüfus yaklaşık %8 olarak kabul edilebilir. 


BİR ÜLKENİN ETNİK BİR MOZAİK OLARAK TANIMLANABİLMESİNİN 
ÖN ŞARTI NÜFUSUN GENEL NÜFUS İÇİNDEKİ ORANIN 
EN AZ % 35'İNİ OLUŞTURMASIDIR. 
BU BİR ULUSLARARASI ÖLÇÜTTÜR. 
(Prof.Dr.Marin Lipset)


Türkiye'nin mozaik tanımlamasında :  Türkler, Türkmenler, Aleviler, Yörükler, Azeriler, Uygurlar, Özbekler, Kazaklar, Krıgızlar, Balkarlar, Karapapaklar, Nogat Tatarları, Kırım Tatarları, Kürtler, Zazalar, Araplar, Rumlar, Ermeniler, Lazlar,  vs.... derken sayılan etnisitelerin büyük bir çoğunluğu Türk'tür, ki Alevilik bir etnisite değildir. Ama bunu bilinçli bir şekilde ayrıştırıyorlar.




Ali Tayyar ÖNDER - Türkiyenin Etnik Yapısı



//




İlk nüfus sayımı II.Mahmut döneminde yapılmış, yalnız erkekler ve hayvanlar sayılmıştı.

*
Genel nüfus : 13.648.270 
Erkek : 6.563.879 
Kadın : 7.084.391
Şehir nüfusu : 3.305.879 (% 24.22)
Köy nüfusu   : 10.342.391 (%75.68)

Nüfusu 100.000'in üzerinde iki şehir var : İstanbul ve İzmir

* Nüfusun anadillere göre dağılımı şöyle:
Türkçe  : 11.777.810
Kürtçe  :   1.184.446
Arapça :       134.273
Rumca:        119.822 (İstanbul Rumları)
Çerkezce:       95.901
Yahudice :      68.900
Ermenice :      64.745 (Hani Ermenilerin kesip bitirmiştik?! - T.Ö.)
(Prof.Dr.Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi,3/1.c,s276)

Yoksul, çağdaşlaşmaya çalışan gelişme yolunda bir köylü devlet. 
Kadınlar erkeklerden fazla. Anadolu nüfusu birkaç cephede 10 yıl süren savaşlardan dolayı azalmış.
Kalanı da tam sağlıklı değil. Bir bölümü sakat gaziler.

Nüfusumuz 1935'e kadar %21 oranında artar ve 16.158.18 olur.





Cumhuriyet, 2.kitap,syf.732- Turgut ÖZAKMAN




//



Türkiye'nin Etnik Yapısı / Halkımızın Kökenleri ve Gerçekler
Ali Tayyar Önder


"A. Tayyar Önder'in 5 yıllık araştırması tüm malzemeyi önümüze koyuyor." 


"Farklı ülkelerden ünlü araştırmacıların savları incelenmiş. Bulgular  sergilenmiş..."  "Araştırmadaki bazı önemli noktaları Cumhuriyet okurları ile paylaşmak gerektiğine inanıyorum. Çünkü bunlar her bilinçli yurttaşın bilmesi ve üzerinde düşünmesi gereken şeyler." Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı




"Eseriniz, sadece şimdiki yaşayanlara değil, gelecek nesillere de ne olduklarını bilmeleri konusunda bir kaynak olarak hak ettiği yeri alacaktır. İnanılmaz derecede, gerçekleri çarpıtarak ülkemiz insanlarının kafasını bulandıran kasıtlı ve maksatlı yayınlarla geleceğimizi karartanlara büyük bir darbe vuracak olan eseriniz için sizi en samimi dileklerimle kutlarım." Prof. Dr. Lütfi Baş




"Bu konuda birçok kitap var. Fakat ilmi değeri olan ve aklı başında insanları tatmin edebilecek kitap sayısı malesef çok az. Biz size bu konuda iki isim verebileceğiz. Birincisi İçişleri eski bakanı E. Korg. Selahattin Çetiner'in Sorunlarıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu Gerçeği ve diğeri değerli araştırmacı Sn. Ali Tayyar Önder'in Türkiye'nin Etnik Yapısı Halkımızın Kökenleri ve Gerçekler isimli kitabı. İkinci kitap gerçek bir ilmi eserdir. " E. Org. Kemal Yavuz




"Türkiye'nin etnik yapısı hakkında yalanlarla dolu kitaplar bilimin berrak ışığında gerçeklerle çürüten, yüzyıllardan beri devam eden bağımsızlık mücadelemizin vatansever neferlerine meşale olan kitabınız için sizi kutluyorum." "Bitmeyen şark meselesinin bir evresinde, ülkemizin bu güzel köşesinde aklın ve bilimin ışığında hizmet veren Sb. Astsb. Erbaş ve erler, kamu yöneticileri ve öğretmenler adına sizi kutluyor, başarılarınızın devamını temenni ediyorum." Tuğ Gen. Zeki Durlanık




"Çok önemli bir eser. Bu hayati konuda, şimdiye dek, ne bir resmi kuruluşun ne de başka bir kişinin bu kadar kapsamlı ve derinlemesine bir çalışma yaptığını sanmıyorum." Altemur Kılıç




"Başta devlet yetkilileri olmak üzere, gençlerin, aydnların, hepmizin tekrar tekrar okuması gereken, sağlam bir bilimsel temele dayalı, başyapıt niteliğinde, fevkalade önemli büyük bir eser. Ansiklopedi değerinde bir kaynak." Cengiz Gökçek (Eski Sağlık Bakanı)




"Bu konuda bir çok araştırma yaptım, pek çok kitap okudum. Bu kitap kapsamlı, sistematik, bilimsel bir esere rastlamadım. Denilebilir ki, alanında abide bir eser. Her yurtseverin, özellikle de gençlerin, bu kitabı altını çizerek mutlaka okumaları gerekir." Nahsen Badeli (Malkara Kaymakamı)




"Yetmişbeş yıllık Cumhuriyet döneminde bu konuda, bu değerde hiçbir eser yazılmadı. Bu kitabın olmadığı her kütüphane eksiktir. Milli kültür, milli tarih, milli siyaset anlayışının tamamen yenilenmesini zorunlu kılan başyapıt niteliğinde akademik bir çalışma." Turgay Boduroğlu (TUDEV Eski Gen. Bşk.)






//




"KÜRT SORUNU VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ " adlı araştırmada 
KÜRTLERİN bir TÜRK BOYU olduğu kanıtlanarak, bilgimize sunuluyor.


...Türkiye, sahip olduğu coğrafya ve ekonomik kaynaklar sebebiyle, Dünya hâkimiyetini sürdürme peşinde koşan odaklar açısından son derece önemlidir. Türkiye’yi uysallaştırmak veya bir şekilde kontrol edilebilir hale getirmek için türlü yollar denenmektedir. Bu yollardan en güncel olanı, Anadolu coğrafyasında iç karışıklık yaratmaktır. Çıkarılmak istenen karışıklık, daha çok terör ve onun üzerinden geliştirilmek istenen Türk-Kürt düşmanlığı olarak kurgulanmaktadır. Terör sorunu, özellikle son zamanlarda “Kürt Sorunu” diye adlandırılmaya başlanmış ve böylece sorun etnik temellere oturtulmak istenmiştir. 

İşte bu çalışmada, varolan sorunun “Kürt Sorunu” olarak adlandırılmamasının neden daha mantıklı olduğunu tarihten de yararlanarak açıklamaya çalışacak ve günümüzde gelinen noktada meselenin nasıl çözülebileceğine dair birkaç öneri sunacağım...

..."Kürtçe’yle ilgili çok önemli sonuçlar çıkar. Şöyle ki, 1879 yılında St. Petersburg’da, Ferdinand Justi tarafından Kürtçe bir sözlük hazırlanmıştır. Daha sonra bu sözlükteki kelimeler, Vladimir Minorsky tarafından kökenler açısından incelenmiş ve ortaya çok çarpıcı bir sonuç çıkmıştır. 

Sonuçtaki dağılımlar şöyledir:

8378 kelimede; 3180 Türkçe, 2230 Farsça, 2000 Arapça, 220 Ermenice, 108 Keldanice, 60 Çerkesçe, 20 Gürcüce ve 500 civarı da menşei belli olmayan (yani Kürtçe) kelime bulunmuştur.

Bundan daha da ilginç olanı, De Groot’un benzer bir çalışmasında, 532 tane de Göktürkçe kelime tespit edilmesidir.

Çok basit bir örnek vermek gerekirse, Göktürkçe’de “kon”, Kürtçe’de de “kon” ve bunun Türkçe anlamı ise “konak yeri, çadır”dır...


Serhan ÜNAL
AKADEMİK BAKIŞ
Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi






Körfez Savaşı sırasında (1990-91) Irak'tan Türkiye'ye göçmen olarak gelen 500 bin Peşmerge/Kürt nüfusun 450bini vatandaşlık hakkını verilip Türkiye'ye yerleştirilmiştir. Oradaki Türk nüfus ve Irak Kürtleriyle anlaşamayan halk Batı'ya göçmüştür. Sistemli bir şekilde Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu boşaltılmakta ve arzu edilen şekilde yerleştirmeler yapılmaktadır. Toprak-Arazi ve mülk satışlarından da bölgemizde Yahudi ve Ermeniler dahil olmak üzere  yabancı uyruklu halkların yerleştirildiği de bilinmektedir.

Ayrıca kendisini Kürt olarak tanımlayan bir çok aşiret ve boy da %100 Türk boyudur.



Atatürk ve Diyap Ağa - 
bilinenin aksine Diyap Ağa Kürt değil Avşar boyuna mensup bir Türk'tür.



Afşar Oymak ve Obalarından Koçgiri Aşireti : 


Zaza gruplarından biri olan bu aşiret, 1375’ten sonra Sis bölgesinden göç ederek Sivas-Dersim arasına yerleşen Sis Afşarları’nın bakiyeleridir. Nitekim Sivas’a bağlı Suşehri ilçesinin bir köyünün adı Sis’tir. 

Sivas’tan Erzincan’a uzanan bölgede Koçhisar, Zara, İmranlı, Suşehri, Refahiye, Kangal ve çevre köylerde yaşayan Koçgiriler, Alevi inançlı olup, Sivas ve Dersim’den yayılarak Kemah’a yerleşmiş, daha sonra Boz-Ok bölgesine ve Rumeli’ye de iskan olmuşlardır.

Bazı yabancı seyyahların Türk oldukları halde kasıtlı olarak Kürt oldukları propagandasını yaptıkları boylardan biri de işte bu Dersim-Sivas arasında yaşayan Avşarlardır.

Kurtuluş Savaşı sırasında Koçgiriler, Mustafa Paşa’nın oğulları İmranlı Bucak müdürü Haydar ile Alişan’ın liderliğinde isyan ederek (Ekim 1920-Haziran 1921) sorunlar çıkarmışlardır.

Ancak, bunların tamamının asi olduğunu düşünmek yanlış olur. Aşiretin bir kısmı, Diyap Ağa önderliğinde Atatürk’e destek vermişlerdir. Diğer taraftan Cumhuriyet döneminde Ağrı (1930) ve Dersim İsyanlarında (1937) Koçgirilerin aktif rol aldıklarını görüyoruz. Bu sebeple Koçgirilerin bir kısmı dağıtılarak muhtelif yerlere zorunlu iskana gönderilmiştir. Kayseri’nin Sarız ilçesindeki bazı köyler ile Develi ve Adana Tufanbeyli’deki Koçgiriler bunlardandır.



Türkmenlerin Kürtleşmesi Olayı ve Avşar 

Türk topluluklarından bazılarının ilişkiye girdiği milletlerle kaynaşarak eridikleri malumdur. Türk tarihi incelendiğinde, İran ve Afganistan’da olmak üzere Türk oymaklarının bir kısmının (Afşarlar da dahil) kültürel değişime uğradıkları görülür. Bunun gibi Türk boyları arasında da böyle karışımlar ve erimeler söz konusudur. 

Asırlar boyunca yaşanan boy mücadeleleri ve yapılan göçler esnasında kimi Türk boylarının başka Türk boyları arasına girerek ana boy adını unuttukları ve tabi oldukları boyun adıyla anıldıkları bilinmektedir. Kimi zamanda boyların birleşiminden yeni boylar teşekkül etmiştir. Avşarlarda da bu durum mevcuttur. Yaptığımız araştırmalarda aslını unutmuş Afşar kökenli kişi veya köylerin kendisini Türk, Türkmen, Yörük, Yerli, Köylü gibi adlarla tanıttıklarına, hatta bunlardan bazılarının aralarında geçen münasebetler dolayısıyle Afşarları pek sevmediklerine tanık olduk. 

Bursa’da yaşayan Maraş Elbistan’lı bir arkadaşım kendilerinin aslını anlatırken “Biz Türkmen’iz. Bizim köye Dodurlular denir, komşu köyümüz ise Afşar köyüdür.” demişti. Dodurluların Recepli Avşarlarının bir obası olduğunu söylediğimde çok şaşırmıştı. Bu köyün oba adını muhafaza etmesine rağmen ana boy adını unuttuğu görülüyor. Kimi yerlerde ise Avşarlar azınlıkta kaldıkları için yörede etki ve nüfus olarak baskın olan aşiretin adıyla anılmaya başlanmıştır. Adana’da Varsaklar, Antep’te ise Beydililer arasındaki Avşarlar buna örnek verilebilir. Diğer bir husus ta, Alevi Avşarların durumudur. Bunlar, Sünni-Alevi farklılaşmasından dolayı genel ad olan Alevi adını kullanmışlar ve boy adlarını muhafaza edememişlerdir.

Biz bu bölümde ülkemizde ve çevresindeki topraklarda yüzyıllar boyu meydana gelen Türk boyları arasındaki kaynaşmaya örnek olacak böyle bir olaydan bahsedeceğiz. 

Bu “Türkmenlerin Kürtleşmesi” hadisesidir. Peki, insanlarımızın kendisini yukarıda sıraladığımız isimlerle ifade etmesi mesele olmuyorda neden “Kürt” adını taşıyınca sıkıntı çıkarıyor. 

Bunun sebebi Kürtlüğün, Türk milletini ve devletini bölüp parçalamak isteyen mihrakların kullandığı bir unsur olmasıdır. Açık söylemek gerekirse Kürtlük, Türklükten ayrı bir şey değildir. Bu yüzden bir Türk’ün Kürtleşmesi veya bir Kürdün Türkleşmesi, biraz önce bahsettiğimiz Türk boyları arasındaki kaynaşmalara örnektir. Biz olaya böyle bakıyoruz ve işin aslı da budur. 

Ancak geriye dönüp baktığımızda tarihimizde Kürt olayı çok farklı cereyan etmiştir. Dış güçler, Kürtleri Türk devletinin başına bela etmek için inanılmaz oyunlar oynamışlardır. Ancak o dönemlerde ve günümüzde dahi bu oyunlara alet olmayıp erdemli davranan Kürt aşiretleri oldukça fazladır. Kürt konusunda bizim politikacıların da ihmalkar davrandığını belirtmek yerinde olacaktır. Yapılan bir çok araştırma sonunda Kürt adı ile tanınan insanların önemli bir kısmının Türk boylarından geldiğinin kanıtlanmış olması aslında sorunu halletmiş oluyor. Yani kimi kimden koparacaklar. Öz, aslına ihanet etmez. Edenlerin soyunu bir araştırın bakın neler çıkacaktır. Abdullah Öcalan’ın Ermeni asıllı olduğunu ilk kez rahmetli Türkeş ortaya çıkarmıştı. Öldürülen PKK militanları arasında çok sayıda sünnetsiz kişilerin olması da bu açıdan önemlidir. Bu kişiler Kürtlere de düşmandır unutulmasın.

Kürt olayının bu hallere gelmesinde hükümetlerin milli politikalarının olmaması, Kürtlerin Türklükleriyle olan ilgilerinin akademik bir tez olarak kabul edilmemesi ve politik kaygılar sebep olmuştur. Bütün bu sebepler zamanla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Türkmen cemaatlerinin ve konumuz itibariyle Avşar Türkmenleri’nin Kürtleşmiş olmalarına veya Kürtleşmeye doğru gitmelerine sebep olmaktadır. 

Bu sebeple Bazı bölgelerde Kurmanç adı altında Türk dilinden Bayat, Bayındır, Salur, Beydili, Döğer, Büğdüz, Yıva, Karkın, Küresinli (Kasımoğlu), Milli, Karakeçili, Türkan, Tilki, Atmalı, Kızkapanlı, Çakallı.... gibi Türkmen boylarıyla birlikte Avşar Türkmenleri de uzaklaşmış ve Türklüklerini unutmuşlardır. Kürt denilen bu insanların şahıs adları da Türkçe’dir. Sözgelimi, Milli aşiretine mensup kişiler arasında adı Avşar olanlar vardır. Bugün hala Kürtler arasında Avşar adlı obalara rastlanması önemlidir.



Avşar Türkmenleri Adnan Menderes Kaya.


//



YÖRÜKLER - Prof.Dr.MEHMET ERSÖZ



Türkmen Aşiretlerinin Kürtleşmesi:

Ziya Gökalp, (Aşiretler Hakkında Sosyoloji Tetkikleri) isimli eserinde Türkmen aşiretlerinin kürdleşmesi hadisesine temas ediyor.

"(Türkân) gibi esasen (Beydilli) boyuna mensup Türk olduğunu bilen, fakat Kürtçe konuşan bir Türk aşîreti...".

Bugün Kayseri (Sarız) ve Urfa havalisinde asıllarının Türkmen olduğunu söyleyen, fakat Kürtçe konuşan Beydilli’ler mevcut. (Badıllı) diye anılıyor. “Aslımız Türkmen; şimdi Kürdük'' diyorlar. Keza Urfa havalisinde (Karakeçililer) aynı halde.

Gaziantep havalisinde Kürdleşti Alevi (Tilkiler) aşiretinin aslı Türkmendir. Bunların diğer Türk boyları ile birlikte, ekaliyette kaldıkları İran’ın bazı mıntıkalarında kürtleştiklerini görüyoruz:

“Güney İran da farslaşan ve kürtleşen Şul (Eski Çur, Çul, Araplarda Sül), Kücat, Ağaçeri Khalac Ilak, Kürdüstan da Kürtleşen Bayat, avşar, Beğdili (Kürtlerde Bedelli) Eyva (Yiva) uruğları Hüzistanda Avşarlar, Luristan da beğdelli, Tilkü ve Uluğ-Çinliler bu cümledendir.

Bayat, Avşar, Khalac gibi kabilelerin, Fars vilâyetindeki Türkmenlerin dağlarda ayrı uruğlar halinde göçebe kalanları milliyetlerini muhafaza etmişlersede...

Gene Gaziantep havalisinde kürtleşen Alevî (Gızgapanlı Aşiretinin), Varsak’Iann bir kolu, bir oymağı olduğunu anlıyoruz'.

Kozan’ın beş köyüne (Kürt köyleri) diyorlar. Gittiğimizde halis Türkmenlerle karşılaştık. Tek kelime kürtçe bilmiyorlar. En eski Türk adetlerini yaşatıyorlar. Kendilerini Kürt bilen bu insanlar hakiki Kürtler arasında bulunsalardı şimdiye kadar çoktan erirlerdi.
Millî kültürümüzün hazin halini bu misal gösterir.

Birçok (Kürt) isimli Türk köyü bulunduğu gibi, Toroslar’da (Bağırsak Yaylası Tanrıdağı civarında, Akseki-Hadim arası) Kürtler diye anılan ve tanılan halis Türkmen, Yörük’leri gördük. Eski Türkler arasında ve Macarların içinde de (Kürt) isimli kabile bulunduğunu eski Türk kitabelerinden anlıyoruz. (Yazıtlar III,180-181)





//




Kürdoloji yalanlarının arkasındaki gerçekler



Tarihi kaynaklara dayanan ciddi araştırmaları ile tanınan D. Ahsen Batur, muazzam bir kitap daha ortaya koydu: “Kürdoloji Yalanları”.

Bugüne kadar Kürt etnisitesi üzerine araştırma yapanlar, ‘asıl kaynaklara’ inmemişler, çoğu ‘Türkler ile hesabı olan’ oryantalistlerin yazdıklarına itibar etmişler veya ‘siyasî gaye’ gütmüşlerdi.

…“Kürtçülük” üzerine yapılan araştırmaları tamamıyla “reaksiyoner tarihçilik” gören Ahsen Batur, şu tespiti yapıyor: “Ben buna militan tarihçilik de diyorum. Kürt gençleri de galiba gerçekleri değil, gururlarını okşayan kitapları okumaktan zevk duyuyorlar. Tipik bir kimlik arayışı…

…“Onlar her şeyi iddia ediyorlar, ama sadece iddia ediyorlar. ‘Belge göster, delilini ortaya koy’ dediğin zaman ortada kimseyi bulamıyorsun. Çünkü yalan söylüyorlar. Biz eski coğrafyacıların kayıtlarına dayanarak 1071’den önce Kürtlerin nerelerde bulunduklarını kitapta detaylı olarak gösterdik. Çok merak edenler bunları kitaptan takip ederler.” 

kitaptan bir bölüm:
“Karduk kelimesi. Minorsky, Nikitin ve Marr ve hatta başkaları bu kelimeyi Kartlı ile ilişkilendirerek Karduklarla Kartlileri yani Gürcüleri özdeşleştirdiler. Siyasi Kürtçülerse Xenofon’un anlattıklarına istinaden ve ikna edici bir delil göstermeden Kardukların Kürtlerin atalarından olduğunu ileri sürdüler. Ama kimse Karduk=Karluk yakınlığı ve hatta aynîliği üzerinde durmak istemedi. Hâlbuki bugün Kazak ve Kırgızlara giderseniz, onlar hiçbir zaman “Karluk” demezler ve aksine “Karduk” derler. Çünkü d-l değişimi onlarda ve Altaylara doğru gittikçe hâlâ canlı olarak muhafaza edilmektedir. 

Diğer yandan dağlı halklar ok-yay yerine mızrak ve sapan kullanırlar. Ayrıca Xenofon’da gözden kaçan bir detay var. Xenofon, Kardukların attıkları okları toplayıp tekrar atmak istediklerinde Karduk oklarının yayları için kısa kaldığını fark ediyorlar ve ayrıca kendi yaylarının menzili Karduklara yetişmiyor. Demek ki Karduklar M tipi uzun menzilli yaylar kullanıyorlardı ki, M tipi yayların kökeni Orta Asya’dır. Daha başka detaylar da var ve biz onları kitapta etraflıca anlattık. Ama siyasî Kürtçüler için bir halkın adında söz gelimi bir “K” harfinin bulunması dahi, onu sahiplenmek için yeterlidir.”


“Kürdoloji Yalanları” mutlaka elinizin altında bulunması gereken bir kitap. Selenge Yayınları,


İsrafil KUMBASAR,basın
















________________________
________________________