Translate

güneydoğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güneydoğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2016 Perşembe

Kayıp Türkler





"200 kadar aşiret için başlık açtım. Ancak kitabın akışı içerisinde temas ettiğim aşiretlerin sayısı herhalde 300’ü aşar. Bir de bunların kabileleri var. Diğer taraftan Osmanlı belgeleri üzerinde yapılacak kapsamlı çalışmalarla bu sayının daha fazla artacağı muhakkaktır." - Röportaj, 2013:







Kayıp Türkler
Etnik Coğrafya Bakımından Kürtleşen Türkmen Aşiretleri
Zazalaşan ve Kürtleşen Türkmen Aşiretleri

Abbasan - Abdalan - Acem - Adamanlı - Aduvan - Ağalar
Alaaddinli - Alan - Alikan - Alişan - Allahverdi
Anter - Arabanlı - Asiyanlı - Atmalı - Az - Azizbeği
Baban - Baba Mansurlar - Badıllı - Badikanlı
Bahtiyari - Balabanlı - Balçık (Baluşağı)
Balik - Balkanlı - Bamiran - Bane - Başhan
Batan - Baykan - Bayki 
Bazeki/Bazıki/Bazuki/Pazuki
Beleki/Belekan - Berazi - Beritanlı
Bilikan - Bahtan - Bucak/Bucaklı
Burukiler - Butikan
Caf - Canbeğli/Cihanbeğli - Cebbari
Celali - Celikan - Canikli - Cibran
Cimikan - Cubur/Culur/Cumur
Cunanlı - Çakallı - Çarekli - Çermikan
Çukur - Çuruklu
Davudiyan - Dekurt/Dekort
Dekşuri - Dere/Dari - Desimli
Dımılt/Dönbelli - Didan - Diri - Divan
Döğer/Düğer - Duderan/Dudırt
Elmalı - Elmanan - Elmanlı
Ertuşi - Eyna - Ezdinan/Ezdini
Gacanlı - Gani - Gazili - Gaziyan - Gelt/Gelot
Genco - Gerdi - Göçer - Gökdere - Guran
Gülabioğulları - Gürmanç/Kurmanç
Hacıali - Halefbey - Harki - Haruni/Harunan
Haseman - Haydaran - Helacan - Herki
Hıdırı - Hormekli - Hüveydi
İzollu
Kaganlu - Kalan - Kalender/Kalenderan
Kalkanlı - Karabalı - Karakeçili - Karsan
Kaskan/KAski - Kazaniye/Kazanlu
Keloçanlılar - Kemanlı - Kevan - Kılıçlı
Kızkapanlı - Kiçi
Kiki Çarikan - Kiki Halecan
Koçan/Koç uşağı - Koçekan
Koçgiri/Koçkırı - Kotan/Kotanlu
Kubat/Kubatlı - Kudan - Kurdan/Kurdanlı
Kureyşan - Kürdi/Kürdili - Küresinli
Laçin Uşağı - Lala - Lek/Lekvanik
Lolan - Lor/Lur
Maksut Uşağı - Meman - Mamikan - Mendan
Mersini - Mestanlı/Mestan Uşağı
Metinan - Milli/Milan - Mirdas/Merdisi
Mukri/Mukriyan - Musan/Museman
Nasran/Nasranlı
Okciyan - Omeran/Ömerli
Parçikanlı - Pinyanişi - Pirebat - Pirsultanlı
Resulanlı - Rişvan - Rofki
Rumyan/Rumiyan
Sakan/Sakalar - Sarı Saltıklar
Salmanlı - Sendi - Seydiyanlı - Sinemili
Sisan - Sofiyevend/Sofiyanlu - Soran/Suran
Surbahan - Süveydi - Şabak - Şadıllı/Şadilü
Şaman - Şarkiyan - Şatiri - Şavaklı
Şavelan - Şeddadi - Şemsikan/Şemsikanlı
Şerefani - Şeyh Hasanlılar
Şeyh İsmaili - Şeyh Mahmutlu
Şeyh Mehmedan - Şeyhan/Şeyhanlu
Şırnak - Şikak - Şevit - Şirvan
Tatar - Tavuslu - Torun/Torin
Türkan/Terkan - Türkmen
Üstürkün/Üstürki
Yakubi
Zahuri/Zahuran - Zengan - Zeravi
Zevikan - Zeydan - Zeyve - Zıkti - Zilan - Zirikanlı



Ali Rıza Özdemir
Kayıp Türkler
Etnik Coğrafya Bakımından Kürtleşen Türkmen Aşiretleri (kitap)














Turkish tribes, Turks of origin, call themselves today Kurds = Kurdization!




24 Ağustos 2016 Çarşamba

Provoking nuclear war by media - John Pilger





The exoneration of a man accused of the worst of crimes, genocide, made no headlines. Neither the BBC nor CNN covered it. The Guardian allowed a brief commentary. Such a rare official admission was buried or suppressed, understandably. It would explain too much about how the rulers of the world rule.


The International Court of Justice (ICJ) in The Hague has quietly cleared the late Serbian president, Slobodan Milosevic, of war crimes committed during the 1992-95 Bosnian war, including the massacre at Srebrenica.


Far from conspiring with the convicted Bosnian-Serb leader Radovan Karadzic, Milosevic actually "condemned ethnic cleansing", opposed Karadzic and tried to stop the war that dismembered Yugoslavia. Buried near the end of a 2,590 page judgement on Karadzic last February, this truth further demolishes the propaganda that justified Nato's illegal onslaught on Serbia in 1999...


This was the justification for Nato's bombing, led by Bill Clinton and Blair....


The nuclear risk is obvious, though suppressed by the media across "the free world". The editorial writers of the Washington Post, having promoted the fiction of WMD in Iraq, demand that Obama attack Syria. Hillary Clinton, who publicly rejoiced at her executioner's role during the destruction of Libya, has repeatedly indicated that, as president, she will "go further" than Obama.


What is most remarkable about the war propaganda now in floodtide is its patent absurdity and familiarity. I have been looking through archive film from Washington in the 1950s when diplomats, civil servants and journalists were witch-hunted and ruined by Senator Joe McCarthy for challenging the lies and paranoia about the Soviet Union and China. Like a resurgent tumour, the anti-Russia cult has returned.


If war with Russia breaks out, by design or by accident, journalists will bear much of the responsibility.


"Trump would have loved Stalin!" bellowed Vice-President Joe Biden at a rally for Hillary Clinton. With Clinton nodding, he shouted, "We never bow. We never bend. We never kneel. We never yield. We own the finish line. That's who we are. We are America!"


Provoking nuclear war by media - John Pilger/to read more
23 August 2016








"We don't submit to terror. We make the terror."
House of Cards
are they wrong?! NO!















***



"Her şey kötüye doğru tırmanıyor. Abd , Pentagon Suriye ve Rus uçaklarını tehdit ediyor. Vururuz diyerek. Hem de işgalci oldukları ülkede. Ülkenin resmi ordusu ve resmi olarak davetlisi onlara yardım eden ülkeye karşı çok ciddi bir adım bu. Önemli.. " Serap Balaman M.

haber linki "US ready to target Russian, Syrian jets in Syria: Pentagon" 

On what ground? İnvasion of USA - have no borders here!



"Israil Suriye'yi topa tuttu. Serseri bir havan topu kendi sınırından içeri girdiği için. Üstelik buralar kendi sınırı değil. İşgal ettiği, Suriyen'in Golan tepeleri. ne hakla ?? kendi sınırımış!!!"...Serap Balaman M.

haber linki : "israel strikes Syrian"
On what ground? İnvasion of Israel. Golan is OCCUPiED by Israel




"Üst derecede Amerikalı komutan Suriye ve Rusya'yı uyardı: " Daha da yaklaşırsanız şiddetli karşılık veririz"... Suriye Halk Ordusunun PYD güçlerini/teröristlerini ABD birliklerinin yakınında vurmasından sonra Washington sert çıkıştı...


İşgalcı güc olan ABD, İŞGAL ETTİĞİ ÜLKENİN YASAL ORDUSUNA VE DEVLETİNE VE DE ONLARIN DAVETLİSİ OLARAK ORADA BULUNAN RUSYA'YA KAFA TUTUYOR. SANKİ KENDİSİNE (ABD'YE) SALDIRAN VAR!!!"  Serap Balaman M.

haber link: Top US commander warns Damascus & Moscow against operations near American positions


The invader warns the legal government and its legally invited ally?... invasion of America in Syria lands. The country's legitimate government and army. Syrian state invitation to Rusia, and America threatened Russia and Syria??


Çin de Rusya'ya Suriye yanında katılınca, Suriye III Dünya Savaşı için barut fıçısı noktasına dönüştü ... Başlık bu.

Sizi gidi hoyrat abd-nato "vatanseverleri" Sizlerin, III Dünya savaşına doğru giden sonsuz tırmanmanızı böyle mi haklı göstermeye çalışıyorsunuz? İnsanlığı ve Biosferi neredeyse yok edeceksiniz....   Serap Balaman M.


haber linki: "Syria Becomes World War Powderkeg As China Joins Russian Alliance With Assad"



Hillary Clinton: "I want the Iranians to know, that if I'm the president, we will attack Iran" - video




bu arada


Assange’s Lawyer and Human Rights Activist Killed in London Underground…/link

'ABD'nin İncirlik'teki nükleer silahları Romanya'ya taşınıyor' iddiası / link














SB








10 Ağustos 2016 Çarşamba

ŞEHİTLER VARKEN....




Mardin ve Diyarbakır da saldırı, Şehitlerimiz var...


* 15 Temmuz'dan 3 Ağustos'a kadar 36 Şehit ve sayı artıyor...

"Terör örgütü PKK, 15 Temmuz’daki darbe girişiminin ardından saldırılarını artırdı. İlk hain saldırıyı 19 Temmuz’da Trabzon’da yapan PKK, o günden bugüne 36 güvenlik görevlisini şehit etti. En fazla şehit verdiğimiz il Hakkari oldu.


TRABZON’DA 3 ŞEHİT - 19 Temmuz
DİYARBAKIR’DA 3 ŞEHİT - 22 Temmuz
TUNCELİ’DE 1 ŞEHİT - 24 Temmuz
MARDİN’DE 3 ŞEHİT - 25 Temmuz
VAN VE DİYARBAKIR’DA 2 ŞEHİT - 26 Temmuz
SİİRT VE HAKKARİ’DE 5 ŞEHİT - 27 Temmuz
HAKKARİ’DE 8 ŞEHİT - 29 Temmuz
ORDU VE HAKKARİ’DE 4 ŞEHİT - 31 Temmuz


devamında:
SİİRT VE DİYARBAKIR 3 ŞEHİT - 9 Ağustos (1/2 basın)



10 Ağustos: .... 
Diyarbakır'ın Sur ilçesindeki tarihi On Gözlü Köprü yakınlarında polis servis aracına PKK'lı teröristlerce saldırı düzenlendi.


10 Ağustos: ..... 
Mardin'in Kızıltepe ilçesinde polis servis aracının geçişi sırasında PKK'lı teröristlerce yol kenarına park edilen bomba yüklü aracın infilak ettirilmesi sonucu çok sayıda polis ve sivil yaralandı.



Eksiği vardır, fazlası yoktur!
Bizim ŞEHİTLERİMİZ....
Güneydoğu kaynıyor, "nöbet"e gidecek misiniz? 
Ama kimin umrunda!






TOPLANTI SALONLARINDA ŞAKALAR YAPIP SIRITAMAZSINIZ!












31 Mayıs 2016 Salı

Uyanın!..






"Yakın bir tarihte, bu soruşturma kapsamında İŞİD'e akan maddi ve manevi desteğin sorgulanacağından, artık emin oldum. Ama İŞİD'i besleyen ve o terör örgütünden nemalananlar, ülkeyi daha tehlikeli bir noktaya çekiyor. Son Suriye saldırıları sonucu İŞİD, Türkiye sınırına sıkışacak gibi. İşte bu nokta da Ankara, bu kelle kesen teröristlere, sıkıştıkları an, kapıyı açacak mı, göreceğiz. Açarsa -ki ben açmasını bekliyorum- vay başımıza geleceklere. Yani çilemiz bitmemiş demektir."

31 Mayıs 2016





"ABD Başkanı Obama, 2 Ekim 2015'de başarısız olan "eğit-donat programını" "bundan sonra Kürtler ile devam ettirmeliyiz" dedi. Bunun anlamı, ABD'nin PKK/PYD'ye silah ve eğitim vermesi demek. PKK/PYD'ye silah ve eğitim vermek ise sonunda Suriye'de PKK'nın bir devlet kurması anlamına gelecek. Rus Dış İşleri Bakanı Lavrov ise 2 Ekim 2015'de Rusya'nın "Suriye Kürtlerine silah yardımı yapıyoruz" açıklaması yayınlandı. Bunun anlamı Rusya, PKK'ya askeri yardım yapıyor demek. Lavrov, Rusya'nın PKK'ya silah yardımını açıklarken, Erdoğan ve Davutoğlu'na  da "Siz, Esadsız çözüm diye diretirseniz, PKK'nın elinde daha ne silahlar göreceksiniz bakalım" mesajını veriyor.

Bütün bunları sadece seyreden Erdoğan ve Davutoğlu ise hala sadece "basit ve ilkel bir gurur meselesi ile" Esad'lı geçiş dönemine karşıyız noktasındalar. Oysa, Suriye'de çözümden geçen her gün PKK'yı daha güçlendirirken, Türkiye'nin pozisyonunu daha da zayıflatıyor.  Esad'lı bir geçiş dönemi  üzerinde anlaşılması durumunda, hem Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağlanması noktasında bir şans belirecek hem de Türkiye'nin pozisyonu güçlenirken PKK'nın pozisyonu zayıflayacak. PKK, Suriye'deki belirsizliği her geçen gün biraz daha başarı ile lehine kullanmayı başarıyor.  Esad'ı devirme histerisi içindeki Erdoğan/Davutoğlu ikilisi,  önce PKK'ya Suriye'nin kuzeyinde Lübnan büyüklüğünde bir alan hediye ettiler. Sonra, ABD ile müttefik olmasının yolunu açtılar şimdi de Moskova-PKK ilişkilerinin alt yapısını hazırlıyorlar."

04 Ekim 2015





"10 ayda 483 ve her gün bu sayı ne yazık ki üçer-beşer artıyor. Türk Ordusu Kıbrıs Barış Harekatı'nda bile bu kadar şehid verilmedi. Sonuç olarak bu ağır bilançonun tek sorumlusu hükümettir. AKP hükümeti içinde terörle mücadelede bir tane samimi kişi göstermek de mümkün değil. Onlar günü kurtarma, koltuklarını koruma derdinde. Oysa ortada binlerce yıllık devlet geleneği var. Neredeyse 40 yıldır terörle mücadelede oluşan ciddi bir tecrübe var. Lafa gelince Milli güvenlik Kurulu var… Lafa gelince İstihbaratın inlerine girme iddiası var… Ama devlet çatırdıyor. "

28 Mayıs 2016





"Dünya İnsani Zirvesi'ne, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Anastasiadis'in insanlık dışı ve ırkçı tutumu damga vurdu. BM'nin organizatörlüğü ve Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenen Dünya İnsani Zirvesi için İstanbul'a gelen Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın zirveye katılanlar onuruna verdiği yemeğe KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı'yı da davet etmesi üzerine tepki gösterdi ve yemeğe katılmadı.Haberi "Başkan Çarptı... Akıncı'yı Gizlice İstanbul'a Aldılar, Anastasiadis Tepki Gösterdi" başlığıyla aktaran Fileleftheros gazetesi, Cumhurbaşkanı Akıncı'nın Türkiye tarafından yükseltilmeye çalışıldığını ancak bu çabanın Anastasiadis'in tepkisiyle karşılaştığını yazdı. 

Gazete haberi "Akıncı ile Türk Kalleşliği… Kendisini zirve için alelacele İstanbul'a aldılar, Başkan anında cevap verdi" başlığıyla iç sayfasında detaylandırdı. Gazete "Türk tertibine ve işgal rejiminin yükseltilmesi çabasına Anastasiadis anında cevap verdi. İşgal lideri Mustafa Akıncı'nın dün geceki yemeğe katılmak üzere (İstanbul'a) varmasıyla birlikte yetkililere, yemeğe katılmayacağını bildirdi, ayrılışını da hızlandırdı" ifadesine yer verdi.Anastasiadis'in bu davranışı hakikaten kabul edilir cinsten değildir. Aslında tepki göstermesi gereken Kıbrıs Türkleridir.Yakın tarihimizde Eoka'cı Rum teröristlerin Kıbrıs'ta akıttıkları kanların izleri kurumadan, Kıbrıs Türklerine reva görülen insanlık dışı, çağdışı muamelelerin hatıralardaki izleri silinmeden ve üstelik bütün bu yapılanlar için henüz bir tek özür bile dilenmeden Rum lider Anastasiadis Türkiye'de tüm devlet adamlarına uygulanan protokol kuralları çerçevesinde ağırlanmıştır. … 

Anastasiadis çözüm istediği konusunda rol yapmaktadır. Değil 2016'da 3016'da dahi çözüm istememektedir. Megali İdea ve Enosis hedefinden vazgeçmemiştir. Rum tarafında geçtiğimiz Pazar günü  yapılan seçimlerde faşist ve ırkçı aşırı milliyetçi parti Elam Rum Meclisi'ne 2 milletvekili sokma başarısı göstermiştir. En iyi Türk ölü Türktür diyenlerin sayısı artmaktadır. Daha geçtiğimiz günlerde Güney Kıbrıs'a giden Türklere saldırılarda bulunulmuştur.Anastasiadis'in İstanbul'daki şovunun Kıbrıs'ta ve Yunanistan'da savunucuları ve destekçileri oldukça çoktur. Kıbrıs'a dönüşünde "Türk'e Meydan Okuyan Konstantiopulos Fatihi" diye karşılanırsa hiç şaşırmayınız. Bize düşen bu riyakar ve samimiyetten yoksun Rumla daha fazla vakit kaybetmemektir."

25 Mayıs 2016





"Gözlerimizi,Alman Parlamentosu'nun  perşembe günü oylayacağı sözde soykırım tasarısına çevirdik. Pontuslular da  kendilerine soykırım  uygulandığının tanınması için  başvuruda bulunmuş!..Almanya'da olup bitenler, Suriye'de YPG amblemli Amerikan askerlerinin PYD/PKK ile tamamlamak üzere olduğu  Suriye Kürt devleti, terör bölgesinde yaşananlar ve her gün verilen onlarca şehit, PKK'nın Karadeniz eylemleri,Gaziantep'e Kilis'e düşen roketler, PKK'nın sivil sözcüsü Selahattin Demirtaş'ın Türk devletine çektiği restler, çapulcu başı Barzani'nin hamleleri...Bunların hiçbiri rastgele meydana gelmiyor. 

Aynı zamana denk düşmeleri tesadüfi değil. Leş kargaları, Akbabalar üstümüze çöktü. İktidar ise  İstanbul Belediyesinin zabıtaları ile fetih şölenleri (!) düzenleyip milleti afyonlamaya devam ediyor. Her şey Yahudi kaftanlı Halifelik için.. Kod adı başkanlık sistemi.. Kamuoyunun dikkati Almanya'ya odaklandığı sırada hemen yanı başımızda gerçekleşen ihaneti duymuyoruz,görmüyoruz!.. Ege ve Akdeniz'de  vatan topraklarımızı kaptırdığımız Yunanistan'ın basınından öğreniyoruz ilginç (!) gelişmeyi; " Erdoğan ile Çipras arasında 'kırmızı hat' olarak bilinen direkt iletişim hattı kuruldu." İstanbul'un  fethi için düzenlenen "görkemli kutlama"ların, "hesaplaşma bitmedi" lerin gerçek perde arkasına bakalım mı?.. Hem bu sayede "kırmız hat"tın hikmeti hakkında fikir sahibi oluruz!..

Tarih; 22 Mayıs 2016...Yunanistan'ın başkenti Atina'da, sözde Pontus Rum soykırımı ve Sözde Ermeni soykırımı anma töreni düzenlendi. Törene, Yunan Savunma Bakanı Kammenos da katıldı. Kammenos'un anma töreninde yaptığı sefil konuşma Yunan Savunma Bakanlığı resmi internet sitesinde  duruyor.

Anma törenine Yunan Genelkurmay Başkanı ile birlikte Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları,Yunan milletvekilleri de katıldı. Daha da ilginç olanı bu şer töreninde,Rus astronot Fedor Yurchikhin, Ermenistan Meclisi Başkan Yardımcısı Edward Sharmazanov, Ermenistan'ın Atina Büyükelçisi, Ermeni Ortodoks Başpiskoposu da vardı. Şer törenine katılanlara plaketler takdim edildi. Bitmedi!. .Aynı gün Ermenistan Meclisi Başkan Yardımcısı Edward Sharmazanov tarafından, Yunan Savunma Bakanı Kammenos'a, Ermenistan Ulusal Meclisi Liyakat Madalyası verildi.

Yunan Savunma Bakanı Kammenos anma töreninde yaptığı konuşmada Türkiye'ye kin kustu. Kammenos, Yunan Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Tellidis'in, Pontus Rum kökenli bir general olduğunu vurguladı. Korgeneral Tellidis, işgal edilen Türk adalarına sık sık gelerek Yunan bayrağı altında poz vermişti.Bakan Kammenos konuşmasında, 1909-1923 yılları arasında, Jön Türkler tarafından 350 binden fazla Pontuslu Rum'un ve 1,5 milyon Ermeni'nin toplu halde öldürüldüğünü iddia etti. Kammenos, Yunan Parlamentosunun, Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkış tarihi olan 19 Mayıs'ı, Pontus Rum soykırımı anma günü olarak ilan ettiğini de belirtti.Eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri emekli  Kurmay Albay Ümit Yalım, YENİÇAĞ'a şer töreni ile birlikte Yunan Bakan'ın kin kustuğu konuşmayı  değerlendirdi;

"Bakan Kammenos yalan söylüyor. 1923 Tarihli Lozan Antlaşması'na bakıldığında, Bakan Kammenos'un ne kadar yalancı olduğu görülecektir. Yunanistan'ın da imzaladığı Lozan Antlaşması'nın hiçbir yerinde Pontuslu Rumların soykırımı ile ilgili hiçbir kayıt yok. Aksine Lozan Antlaşmasının 59'ncu maddesinde, Yunan Ordusunun Anadolu'da yaptığı katliamlar açık bir şekilde yazılmış ve katliam bizzat Yunanistan tarafından tescil edilmiştir. Bakan Kammenos'un Türk Milletine iftira atmaya hakkı yoktur, haddine de değildir. Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili olarak bugüne kadar uluslararası geçerliliği olan bir belge sunulamamıştır. Buna karşılık 1914-1923 yılları arasında Ermeniler tarafından katledilen 518 bin 105 Türk'ün soykırımı tek tek belgelenmiştir. Ermenistan Meclisi Başkan Yardımcısı Edward Sharmazanov tarafından, Yunan Savunma Bakanı Kammenos'a, verilen  Ermenistan Ulusal Meclisi Liyakat Madalyası , Ermeni-Yunan işbirliğinin somut bir göstergesidir. Yunan Savunma Bakanı Türk Milletine ve Türkiye'ye açık bir şekilde saldırırken, Başkomutan olduğunu iddia eden Erdoğan'ın, Başbakan Yıldırım'ın ve Türk Dışişleri Bakanlığı'nın sessiz kalması da hayret ve üzüntü vericidir."

Başkanlıkta başkanlık...Başkanlıkta başkanlık!... Görkemli fetih şöleni, öylemi?... Gerçek olan; Aynı anda sahneye konulan görkemli Sevr tiyatrosu!.. Korku imparatorluğunun gerçek yüzü!.."

31 Mayıs 2016






"Rusya’ya sığınan Amerikalı ajan Snowden, IŞİD’in arkasında Müslümanları birbirine kırdırmak hedefiyle ABD, İngiltere ve İsrail istihbaratı olduğunu söylemiş, IŞİD lideri Bağdadi’yi de MOSSAD’ın eğittiğini bildirmişti. IŞİD, Irak’ta ilk iş olarak Musul, Telafer ve Tuzhurmatı’yı işgal ederek Türkmenleri bölgeden tasfiye etti. IŞİD, Barzani’ye Kerkük’ü işgal etmesi için İsrail’e de Gazze’yi bombalayıp iki bin kişiyi öldürmesi için fırsat tanıdı. IŞİD, son olarak da PYD’ye de Türkmenlerden boşalttığı alanlara yerleşmesi için zemin oluşturdu! David Cameron, geçen yıl IŞİD örgütünün amacına ulaşması halinde dünyanın “Akdeniz’in sınırlarına kadar gelmiş bir terörist devletle” karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunmuştu. Cameron, bu sözlerle, IŞİD’e verdikleri görevin, ilk hedefini itiraf etmiş oluyordu: Büyük Kürdistan kurmak için coğrafyayı hazırlamak!"

21 Temmuz 2015







“Irak'ı, Suriye'yi karıştıran ABD, şimdi Türkiye'yi karıştıracaktır. Yöneticilerimiz artık uyanın uyanın…”

29 Mayıs 2016






"Yani hakikaten gazan mübarek olsun, fetih müsamerene limon sıkmak istemem ama… Fatih kim, sen kim be birader!"

29 Mayıs 2016







EK:


ALMANYA DERS KİTAPLARINDA TÜRKLER VE TÜRKİYE

İlköğretim Yardımcı Yayını Coğrafya Atlasında;
-Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi “Armanisches Hochland” (Ermeni Dağlık Alanı) olarak gösterilmiş,
-Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir kısmı “kürdistan” olarak gösterilmiş,
-Haritanın Kıbrıs’ı gösteren kısmında “Türkiye tarafından işgal edilmiştir.”
yazmaktadır.

İlköğretim Coğrafya Kitabında;
Bir halk milliyeti için savaşıyor (Kürtler). 5000 yıldır yaşadıkları bölgede
Osmanlı ve Perslerin değirmen taşları arasında kalmışlardır. Onların bölgesi Birinci Dünya Savaşı’nda birçok ülkeye paylaştırıldı. O ülkelerden hiçbiri Kürtlere bağımsızlık ya da dil özgürlüğü vermedi. Bölgede petrol olması durumu gerginleştiriyor. Kürtlerin bağımsızlığı hedefleyen tüm girişimleri Türkiye ve Irak tarafından çoğunlukla kanlı bir şekilde bastırılmıştır.

İlköğretim Coğrafya-Çevre Bilgisi Kitabında;
(Kürtler)16-20 milyonluk bir topluluktur. Türkler bölgeye gelmeden önce de
burada yaşıyorlardı. Toplam beş bölge ülkesinde yaşayan Kürtler devlet kurma arzusundadırlar. Türkiye ve Irak’ta, askerler ve Kürtler arasında silahlı çatışma olmaktadır. Türk Askerleri aileleri bölmekte, işkence yapmaktadır.

İlköğretim Tarih-Coğrafya Kitabında;
-Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Bölgesindeki bazı iller “kürdistan”,
-Karadeniz Bölgesi’ndeki Canik Dağları “Pontus Gebirge” (Pontus Dağları)
olarak gösterilmiştir.

İlköğretim Coğrafya Kitabında;
-Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi “Armanisches Hochland” (Ermeni Dağlık Alanı),
-Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir kısmı “kürdistan” olarak gösterilmiştir.
-Kıbrıs’ı gösteren kısmında “Türkiye tarafından işgal edilmiştir.” yazmaktadır.

İlköğretim Coğrafya – Atlas Yardımcı Yayınında;
Haritada Türkiye-İran sınırı kürdistan olarak gösterilmiştir.

İlköğretim Tarih – Coğrafya Kitabında;
Ermenilerin Rus ordusunu desteklemesinden korkan Osmanlı İmparatorluğu onları göç ettirmeye başladı. Gerçekten de ulusal bağımsızlığı için mücadele eden Ermeniler vardı.
Göç oldukça kanlıydı; yüz binlerce Ermeni göç yolunda açlık ve yorgunluktan, kervanları soyan göçebelerin baskınlarından hayatlarını kaybettiler. Bu halkın ölüme terk edilmesi Talat Paşa Hükümetinin saf Türk ya da saf Müslüman Anadolu oluşturma hedefinin bir işaretiydi.

İlköğretim Tarih – Coğrafya Kitabında;
Ermenilerle ilgili: Türkler tarafından 1914-1918 yılları arasında soykırım yapılmıştır. Sevr’de garanti edilen bağımsız Ermenistan oluşturulamamıştır. Ermenilerin topraklarının büyük kısmı Türkiye’de kalmıştır.

İlköğretim Tarih Kitabında;
Kürtlerle İlgili: Türkiye’de resmi olarak Kürt yoktur, bunun yerine “Dağlı Türkler” vardır. Kürdistan Kürtlerin yaşadığı bölgedir. Burası Türkiye, İran, Irak tarafından paylaşılmıştır.

İlköğretim Hayat Bilgisi Kitabında;
Türkiye ile İlgili: Konuşulan resmi dil Türkçe ve Kürtçe’dir. Yönetim şekli 1982’den bu yana cumhuriyettir.

İlköğretim Tarih – Coğrafya Kitabında;
Kürtler, Türkiye ve Irak yönetimiyle çatışma içinde ve birçok insanlarını kaybetmiş durumdadırlar. Su sorunu çözülmeden bölgedeki Kürt probleminin de çözülmeyeceği ortadadır. Irak rejiminden kaçan Kürtlerden 6700 kişi Türk sınırında, kirli su ve buna bağlı hastalıklardan dolayı öldü.
Haritada: Halen Kürtlerin yaşadıkları bölgeler,
Planlanmış kürdistan (Sevr’e göre),
Bağımsız kürdistan cumhuriyeti (1946-1947) olarak gösterilmiştir.

İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;
Türkiye Cumhuriyeti milliyetçilik temelinde kurulmuştur. Ülkede yaşayan herkes kendini Türk hissetmeli ve Türkçe konuşmak zorundadır.

Fakat özellikle Doğu Anadolu’da çeşitli halk grupları geleneksel yapılarını koruyarak yaşamaktadır ve Türk Devleti’ni yabancı görmektedirler.

Birinci Dünya Savaşı galipleri Kürtlere kendi devletlerini kurma sözü vermişti.80’li yıllarda Kürdistan İşçi Partisi’nin bağımsızlık savaşı şiddetlendi. İki cephe arasında kalan Doğu Anadolu halkı bunun acısını çekti. *** savaşçıları kadınları, çocukları öldürdü. Türk Ordusu iki binin üzerinde köyü tahrip etti. Türk Ordusu işkencecidir.

İlköğretim Coğrafya Kitabında;
Türkiye, bölgede yürüttüğü proje kapsamında (GAP) 21 baraj, 17 santralle her iki nehrin suyunu kendi ülkesine kullanacak. Birçok insan bu proje kapsamında yurtlarını terk edecek, iklim değişimi hastalıklara yol açacaktır. Kürtler Türk Hükümetinin baskısı altındadır, uzun zamandır bağımsızlık istekleri vardır.

İmla Klavuzunda;
Eşanlamı Karşılığı
türken = Vortäuschhen Sahtecilik yapmak, aldatmak.

Sözlükte;
Eşanlamı Karşılığı
Türk = Manöver,Propaganda Manevra, abartma.
Werbung
türken = Vortäuschhen Sahtecilik yapma, aldatma.
Türken Bauen = Vortäuschhen Sahtecilik yapmak.

İlköğretim Coğrafya Kitabında;
İtalyanlar, Türkler ve Yunanlılar olmasaydı bizim ülkemiz ne yapardı? Kim bizim çöpümüzü toplar, caddelerimizi süpürür; büroları, hastaneleri, devlet dairelerini temizlerdi.

İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;
-İstiklal Marşı sırasında gülmek yasaktır.
-Sınıflar kalabalık ve öğrencilere temizlik kontrolü (tırnak, mendil) yapılmaktadır.
-Öğretmeler öğrencileri dövüyor.
-Okullarda ezberci eğitim yapılmaktadır.
-Sultan yerine gelen general tek eşli; eskiden erkekler dört kadınla evlenebiliyorlardı.

İlköğretim Tarih Kitabında;
Tarih dersi müfredatının “Savaş-Teknik-Sivil Halk” bölümünde, kapsanması mecburi olan konular içerisinde “İnsanlıktan Uzaklaşma” başlığı altında verilen “Savaşlardaki Dejenarasyon, Etnik Ayrımcılık, Toplu Katliam ve Soykırım” konusuna, sözde Küçük Asya’da (Anadolu’da) Ermeni nüfusuna yapılanlar soykırıma örnek olarak gösterilmiştir. Görsel öğrenme metodları olarak da mezarlıklar ve soykırım anıtlarının kullanılabileceği belirtilmiştir.

Genelkurmay araştırması, AB üyelerinin de içinde bulunduğu 27 ülkenin ders kitaplarında Türkler için hakaret içeren ifadeler kullanıldığını ortaya çıkarmıştı. (2000-2005) - link


// Siz yeni mi sanmıştınız?
// Yıllardır ders kitaplarında!..
// ve sadece Almanya da değil, hepsinde!...
// Saldırı her yerden
// Yurtta Barış, Dünyada Barış demek istiyorum ama...
// Savaş hiç bitmemiş!
// Türk ve Türkiye Düşmanlığı







"A world war has begun. Break the silence."












Kaldırın eli çekinmeden ve korkmadan
Meydanlar bizim unutmayın bu vatan bizim
Vazgeçermiyiz söyle bana..
Duman.

Bu Akan Kan Bizim...
SB





1 Mart 2016 Salı

BORDO








Ihlara vadisinin kenarında, başı dumanlı Hasan dağının kıyısında, Aksaray’da dünyaya geldi, 1988 yılında, Güzelyurt kasabasında.


1924’teki mübadele sırasında bugünkü Makedonya topraklarından göçen Türkler yerleştirilmişti oralara... O nedenle sarışındır hep Güzelyurt’un insanı, tıpkı Mustafa Kemal gibi... Enes de öyleydi.


Kendini bildi bileli subay olmak istiyordu. Sınava girdi, kazandı, Işıklar Askeri Lisesi’nin yolunu tuttu. Ailesine çok düşkündü. Çocuk yaşta hasret zordu ama, hayalini gerçekleştirdiği için çok mutluydu. 2007’de diplomasını alırken, mezuniyet yıllığına şunları yazdı:


“Beni yetiştiren ve bu kutsal yuvaya yollayan biricik anneme ve babama, mülakat sınavından önceki gece yüzüm yara olmasın diye gece boyunca başımda sinek avlayan dedeme, her türlü desteğini benden esirgemeyen anneanneme, yengelerime, dayılarıma, kardeşime ve yeğenlerime sonsuz şükran ve minnet duygularımı belirtmek istiyorum. Sizler çölde bulduğum çiçeklersiniz, bu çiçeklerin yaşaması için gerekirse kanımla sularım.”


19 yaşındaki delikanlının yüreği buydu. Sevdikleri için canını ortaya koymaktan çekinmeyen bir karakterdi.


Harp Okulu’na devam etti, üst seviyede başarıyla mezun oldu.


Hayata gülümseyerek bakardı. Herhangi bir zaman, herhangi bir konuda dargın, kırgın, üzgün veya umutsuz olduğunu hatırlayan yok. Sadece gözleri değil, sesi bile gülümserdi, daima neşeliydi.


Rock müzik severdi. Metallica’nın Duman’ın hayranıydı. Ama, Neşet Ertaş’ın Zeki Müren’in ve Zülfü Livaneli’nin yeri ayrıydı, rakının dibine vururlarken, kadeh kaldırırlarken illa onları dinlerdi.


Triatloncuydu. Üç branşın birarada yapıldığı, 1.5 kilometre yüzülen, 40 kilometre bisiklete binilen, 10 kilometre koşulan, mukavemet sporu... Yorulmak bilmezdi. Komando kurslarının dayanılmaz eğitimlerinde soluk alma güçlüğü yaşanırken, karda-yağmurda herkesin burnundan kan gelirken, bizimki şarkı söylerdi.


Elit birliğe seçildi, bordo bereli oldu. Yurtdışına kursa gitti. Elbette nerelerde görev yaptığını yazamam ama, Kıbrıs’ta Kuzey Irak’ta bulundu.


Kıbrıs’tayken Eljanna’yla tanıştı. Hollandalıydı. İki kız arkadaş tatile gelmişlerdi. Hani ilk görüşte aşk derler ya... Bizimki öyle oldu, adeta çarpıldı. Arkadaşlarına heyecanla anlatırken “sarı saçları çölden, mavi gözleri denizlerden çalıntı” diye tarif ediyordu. Gel gör ki, Eljanna’nın pek niyeti yoktu. Malum, Türk erkeklerinin tatil çapkınlıkları pek meşhurdu, Enes’in ilgisini de öyle zannetti, yüz vermedi, ülkesine döndü. Bizimki peşini bırakmadı. Allem etti kallem etti, mektup yazdı, internetten yazdı, telefon etti, sevimli sevimli fotoğraflarından gönderdi, çiçek gönderdi, şiir miir, bağladı... Atladı Hollanda’ya gitti. Eljanna Türkiye’ye geldi. Üç yıl böyle sürdü. Aşkları iyice alevlendi, ayrı yaşamaları artık mümkün değildi, evlilik kararı aldılar. Eljanna memleketini bıraktı, Türkiye’ye, Enes’in en sevdiği şehire, İzmir’e yerleşti. Enes bu taşınma sırasında güneydoğuda görevdeydi, gelemedi. Ankara’da yaşayan anne-babası İzmir’e geldi, müstakbel gelinlerinin taşınmasına, evi temizlemesine, eşyalarını yerleştirmesine yardımcı oldular. Düğün için, bu yaza niyet vardı.


Ve... Açılım ihanetinin kaçınılmaz neticesi olarak, şehir savaşı başladı. Enes, Cizre’deydi. Teröristlerin sözde karargahına 20 metre mesafede bir binaya konuşlanmışlardı. Aniden, hedef binadan “bixi” tabir edilen makineli tüfek kusmaya başladı. Enes’in bulunduğu odanın duvarları delik deşik oldu, tesadüfen vurulmadı. Gereken cevap verilip, hedef yokedildikten sonra, çıktı geldi arkadaşlarının yanına, sigara yaktı, her zaman olduğu gibi gülümsüyordu. “Dokuz candan sekizi gitti, tek canla counter strike oynuyorum” dedi.


Counter strike, teröristlerle mücadele edilen bilgisayar oyununun ismiydi. Henüz bir dakika önce ölümden dönmüştü ama, hâlâ espri yapıyor, can pazarını bilgisayar oyununa benzetiyordu. Korku denilen kavram, bu kahramanın yaradılışında yoktu.


Mermi yememişti ama, yüzüne, sol elmacık kemiğinin üzerine cam parçası saplanmıştı, gözü kılpayı kurtulmuştu. Bu çatışma nedeniyle “yara beratı, gazilik listesi” hazırlandı. Listede Enes de vardı. Duyar duymaz koştu komutanlarının yanına, ismini listeden sildirdi. “Asla kabul edemem, bu sıyrık için gazilerimizin suratına nasıl bakarım” dedi. Hakkı olan yaralanma iznini bile reddetti.


Cizre temizlendi.
Sur’a geçti.


Altı katlı bir binada keskin nişancı iki terörist vardı. Binanın konumu çok önemliydi. Dört sokağın kesiştiği köşe başındaydı, o bina alınmadan, o sokaklara girilemiyor, komşu binalara müdahale edilemiyordu. Tank atışı yapıldı. İki terörist öldürüldü. Bina ağır hasar almıştı. Ancak... O dört sokakta pozisyon alan teröristleri hareketsiz bırakabilmek için, o binaya mutlaka girmek, o binayı mutlaka elde tutmak gerekiyordu.


Enes’in başında bulunduğu tim, arka tarafına açılan delikten binaya girdi. 12 kişiydiler. Katlara dağılmaya başladılar.


O sırada... Çaprazdaki binadan roket fırlatıldı. Kolonlardan birine denk geldi. Tank atışıyla ayakta durmaya mecali kalmayan bina, kulakları sağır eden bir çatırtıyla çöktü. Mahalleyi toz bulutu kapladı.


Enes üsteğmen ve 11 bordo bereli astsubayımız, enkaz altında kaldı. Dokuzu kendi imkanlarıyla çıkmayı başardı. İki astsubayımız şehit olmuştu. Maalesef yazarken bile çaresizliği iliklerime kadar hissediyorum... Sol kolu beton blokların arasına sıkışan Enes kendinde değildi, ağır yaralıydı ama, nabzı atıyordu. Yaşıyordu.


Ne sağ kurtulan astsubaylarımız oradan çıkabildi, ne de Enes çıkarılabildi. Çünkü, binayı indiren roketin hemen peşinden, yoğun ateş açılmıştı. Binanın hakim olduğu dört sokaktan, mermi yağıyordu. Kafayı çıkarabilmek mümkün değildi. Zaten binaya yaklaşmak da yeterli değildi. Enes’i oradan alabilmek için, vinç gerekiyordu.


Tıbbi yardım bile mümkün değildi. AFAD ekipleri, canlarını hiçe sayıp öne atıldılar ama, nafile... Hareket eden her şeye saldırılıyordu. Hava karardı, defalarca denendi, olmadı, belli ki teröristlerin gece görüş dürbünleri vardı, zifiri karanlıkta bile ateş kesilmedi.


Üç gün sürdü!


Bana göre, filmi çekilmesi gereken üç gündür.


O daracık köşebaşında üç gün çatışıldı. Enes’i kurtarabilmek için, dört şehit daha verdik orada, iki özel harekat polisi, bir uzman çavuş, bir uzman onbaşı... Nihayet mahalle temizlendi.


Maalesef...
Enes için çok geçti.


Dedim ya, kolu sıkışmıştı. Her taraftan ateş edilen o labirent gibi sokaklardan vinç getirilmesi, hiç kolay olmadı. Mahallenin temizlenmesine rağmen, şehitlerimiz bir gece daha orada kaldı.


Bir bina, dört gün, yedi şehit... Yılışık televizyonlarımızın ruhsuz ana haber bültenlerinde, lütfedilip, 30 saniye filan yerverildi.


Enes’in naaşını Diyarbakır’da üç kişi yıkadı. İmam, dayısı ve bordo bereli devre arkadaşı üsteğmen.


Devre arkadaşı, Enes’in kulağına eğildi, “seninle beraber okuduk, beraber eğitim aldık, omuz omuza görev yaptık, ömrümün sonuna kadar hep yanımda olacaksın kardeşim” dedi, sonra da sırasıyla, alnından, ellerinden, ayaklarından öptü. Yıkadılar... Abdestini aldırdılar. Enes her zamanki gibi gülümsüyordu. Her zamanki gibi huzurlu, her zamanki gibi muzip muzip bakıyordu sanki... Kuruladılar bedenini... Yüzünü sildiler. Gözünden yaş geldi. Bir daha kuruladılar, gene yaş geldi, bir daha kuruladılar, gene... Devre arkadaşı darmadağın oldu, kendini daha fazla tutamadı, onun da gözyaşları boşaldı. İmam, hıçkırarak ağlayan üsteğmenin omzuna elini koydu, merak etme dedi, gözü arkada kaldı sanma sakın, cennetlik alametidir bu, için rahat olsun, bırak gözündeki yaş kalsın, arkadaşınız size cennetin kapısını araladı... Bitirdiler yıkamayı... Devre arkadaşı tekrar eğildi Enes’in kulağına, bekle bizi kardeşim dedi, tekrar sırasıyla alnından, ellerinden, ayaklarından öptü. Kucakladı. Tabuta yerleştirdi.


Enes’i son görev için Ankara’ya getirdiler.
Kocatepe Camisi’ne.




Her şehit cenazesinde yaşanan protokol kepazeliği, Enes’in cenazesinde de yaşandı.


Ahmet Kiziroğlu geldi, 500 tane korumayla... Çünkü malum, Enes gibilerini Cizre’ye Silopi’ye Sur’a gönderen Ahmet Kiziroğlu gibiler, 500 tane koruma olmadan camiye bile gidemiyordu. Asrın liderimiz zahmet edip gelmedi, gelseydi, 500 kesmez, 1500 korumayla gelirdi. Bakanlar, parti genel başkanları, milletvekilleri geldi, 500’er korumalarıyla, şoförleriyle, yalaka danışmanlarıyla... Hepsinin çocuğu ya asker kaçağı, ya bedelli... Kameralara poz verdiler, üzülüyormuş gibi yaptılar.


Enes’in halası avluya giremedi iyi mi... Hem yer kalmamıştı, hem de caminin etrafı binlerce polis tarafından sarılmıştı, kadıncağızı ittirip kaktırdılar, avluya sokmadılar. Neyse ki, Enes’in devre arkadaşlarının haberi oldu, boğuşa boğuşa halayı avluya getirebildiler.


Daha hazini... Kocatepe camisinde Enes’ten başka iki cenaze daha vardı. Biri, çöken binada şehit olan astsubaylarımızdan Doğukan Tazegül’dü. Diğeri ise, Ankaralı bir vatandaşımızdı. Ne oldu biliyor musunuz? O rahmetli vatandaşımızın ailesi, avluya giremedi! Babalarının tabutu başında cenaze namazını kılamadılar! Ağlaya ağlaya, dışarda, sokakta cenaze namazı kıldılar. Siyasiler gittikten sonra, avlu boşaldıktan sonra girip, babalarının tabutunu omuzlayabildiler. Gazeteciler de siyasilerle birlikte gittiği için, bu ailenin dramına sadece Enes’in devre arkadaşları şahit olabildi.


27 yıllık kısacık ömrüne, destansı kahramanlıklar ve ölümsüz bir aşk sığdırmayı başaran Enes... Cebeci mezarlığına getirildi.


Babacığı dik durmaya gayret ediyordu ama, yüreğinin yangını sesine yansıyordu, “sarı saçlı yiğidim, sarı sakallı yiğidim” diye haykırıyordu.


O yiğide toprak atılırken... Duyguları tıpkı o çöken binanın enkazı gibi yerlebir olmuş bir genç kız, Eljanna... Uğruna memleketini terkettiği adamın ardından gözyaşlarıyla mırıldanıyordu.


“Bu bir veda değil sevgilim, bu bir teşekkür... Hayatıma girdiğin için, beni mutlu ettiğin için, teşekkür... Beni sevdiğin için ve sevgimi kabul ettiğin için, teşekkür... Sonsuza dek saklayacağım hatıralarımız için, teşekkür... Şu an, çok iyi bir yerde olduğundan eminim. Tanrı seninle, biliyorum. Meleğim ol, daima yanımda kal ve beni koru... Ölüm kazanamayacak. Aşkımız kazanacak. Seni çok sevdim, seni çok seviyorum Enes... Bekle beni.”



Yılmaz Özdil 
Sözcü / 01.03.2016





:(




15 Ocak 2016 Cuma

Türk Halkına Uyarımdır!..



Türkiye ürkütücü bir savaşa sürüklenmiştir. Önce ülkenin bütün kolon direklerini yıktılar. Bütün halkı borç batağına sürüklediler. Dış ticaretimiz Libya’dan Rusya’ya kadar yok edildi. Elde kalan turizm gelirleri de terör ile kurşun yedi. 

Yani, Türkiye üzerinde emelleri olanlar gırtlağımıza sarıldı. 78 milyon insanımızın 25 milyonu kredi batağında kendi derdine düşürülmüştür. Olup bitenden haberi yoktur. 

Adalet yok, hukuk yok!!. Dilimize, dinimize savaş açıldı. İlkokullarda Latin harfleri Arapça söylenişe uydurularak okutuluyor. Ülkede satılmayan bir şey kalmadı. Dış borç gırtlakta… Kısacası;

Ekonomik bağımsızlığımızı hepten kaybettik. Bir hatırlatma yapayım:

Rusya çözüldüğünde Almanya borcuna karşılık Rusya’dan sınırda bir yeri, yani resmen toprak istemişti. O olmazsa Gazprom’u verin demişti. Bu durumda köşeye sıkıştırılan Türkiye’den neler istenir, siz düşünün artık. 

ABD ve müttefikler Irak’a girdiğinde asıl hedefin Türkiye olacağı belliydi. Çünkü Türkler uyumsuzdur. Durur durur, oyun bozar. Emperyalizm çizdiği yenidünya haritasına her ülkeyi ve birçok ırkı kolay monte edecek hale getirebiliyor ama, Türklere güvenemiyor. Türkler o tabloyu bozabilir diye tedbirini aldı. 

Erdoğangiller familyasının hastalıklı ruh hallerini maymuncuk olarak kullanıp ülkemize girdi. Muhalefeti hadım etti. 

Erdoğangiller Familyasının mecburiyetleri ülkeyi batağa sürükledi. AKP ve Erdoğan’ın mecburiyetleri; Türk Halkını, “yılan-çıyan-akreplerle” bir yatağa soktu. O yatağa sokarken de millet her türlü psikolojik operasyonla narkoz odalarına hapsedildi.

Soros’un 8 milyon dolar para dağıttım dediği vesikalı gazeteciler ve medya organları Soros’un bir bölüğü gibi Türk Milletinin bütün değerlerine saldırdı. Bilgisi zayıf olanlar kendini koruyamadığı için beyin işgaline uğradı. Televizyonlar milletin üzerine sürekli psikolojik operasyon kustu.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütün etrafı boşaltıldı. Suriye’den Irak’a terör bataklığı oluşturuldu. Ülkemizin içinde uyumaya bırakılan yüzlerce terör örgütü elemanı uyanmaya hazır bekliyor. Yabancı istihbaratlar cirit atıyor. Daha vahimi; Başbakanlığa bağlı Kamu Müsteşarlığında yabancı istihbarat elemanları çalıştırılıyor. Sayılarının 150 kadar olduğu söyleniyor.

Türk Ordusu her şeye rağmen Güneydoğu’da;

AKP’nin PKK’ya terk ettiği yerleri temizlemeye çalışıyor. AKP Güneydoğu’yu Yemen’e çevirdi. Giden adeta gelmiyor. PKK’ya teslim edilen yerlerde PKK rahat rahat savaşa hazırlanmış. Silah depolamış. Tüneller kazmış. PKK’lı belediyeler bu aziz milletin parasını PKK’ya sebil etmiş. Valiler bu durumu MAL gibi seyretmiş.

Dün “iyi ki bunlarla savaşa girmemişiz” diyenler, üzerinde tepindikleri Türk Askeri nin canı üzerinden bugün sahte milliyetçilik oynuyor. Oynuyor da; “Tavuk götü tövbe tutmaz” der büyüklerimiz. Vatansızlar-bayraksızlar çoktan kıvırmaya başladı bile... AKP içindeki bölge vekillerinin baskısıyla(AKP içindeki bölge vekilleri BDP ‘li vekillerin ruh ikizidir), askeri operasyonları bitirmeye hazırlanıyor. Aldığım duyumlara göre;

Askere operasyonları durdurun diyorlarmış. Asker de “ne kadar temizlik yaparsak kardır diyerek “canı pahasına” operasyonları Ocak sonuna kadar uzatmaya çalışıyormuş... 

AKP buzdolabına “kokmasın(!)” diye sakladığı hain saçılımı, buzdolabından çıkarmaya hazırlanıyor.

PKK baharda iç savaşa hazırlanıyor. En büyük dayanakları İKİZ YASALARDIR… 

Doğu PKK ile, Batı hem PKK, hem de İŞİD, Nusra, Hizbullah ve diğer terör örgütleri ile vurulacaktır. Bunların hepsini ülkeye AKP soktu. Türkiye bu terör örgütleri için adeta bir üs haline getirildi. Artık kontrol edemiyorlar. 

Bir uyarım da Benzin istasyonları konusundadır. Öcalan yakalanmadan önce PKK’ya;

“Bütün yol boylarındaki benzinlikleri alın, yol boylarına benzinlik kurup üs haline getirin” diye talimat vermişti. Bu talimat gereği yol boylarında kurulan veya satın alınan benzinlikler bir üs olarak kullanılacaktır. Türk Halkı o benzinliklerden avlanacak, araçlarına yakıt alamayacaktır.

5-6 yıl önce Yalova’dan Alanya’ya gelmiştim. Yol boyunda benzin almak için girdiğim benzinlikler hep Güneydoğu kökenliydi. Doğrusu Öcalan’ın talimatını hatırlamadan edemedim.

Milli bir MİT’imiz olsaydı, bu durumdan bu kadar endişe etmezdim ama durum ortada… Oslo’da PKK ile masaya oturan, oturmakla kalmayıp şehirlerimizin ağır silahlarla donatıldığını itiraf eden MİT Müsteşar Yardımcısı (Afet Güneş) ve Öcalan’a methiyeler düzen MİT Müsteşarı Hakan Fidan gibiler varken, vatandaş olarak bizler düşünmek zorunda kalıyoruz. Olası bir iç savaşta bu durumu göz ardı etmeyin. İŞİD ile PKK mutlaka iş birliği yapacaktır. Çünkü efendileri aynıdır.

İç savaşa nasıl hazırlanılması gerekiyorsa öyle hazırlanın!!. Yoksa 1915 öncesinde Ermeni örgütlerin silahsız, yoksul ve çaresiz Türkleri avladığı gibi av oluruz. 

Ve, Türk Ordusu’na operasyonları bırakması söylendiğinde hep birlikte ayakta olalım. 

Artık bizim sorunumuz Türk Sorunudur. Adımızı, varlığımızı, VATANIMIZIN varlığını devam ettirme savaşı verecek miyiz? Yoksa Türk adıyla birlikte varlığının da Anadolu topraklarından yok edilmesini seyredecek miyiz?

Karar Türk Milletinin olacaktır ve verdiği kararın sonuçlarına KATLANACAKTIR!!.


Zahide UÇAR
14 Ocak 2016

Senin seviyene henüz hiç kimse erişemedi ATAM



Tarihte hiçbir şekilde siyasi varlık göstermemiş, para basmamış, sınırı olmamış, dili diğer dillerden bozma, alfabesi yok, tarihi eseri, sanatı, arkeolojik kalıntıları yok, ki halk bile diğer halklardan kopanlardan oluşturulmuş bir topluluk ve diğer halkların gelenek ve göreneklerini kullanırken "sen işgalcisin, ben devletimi kuracağım" demesi aklı olana terstir. Sahte tarih ve uydurulmuş dil ile de bir yerlere gelinemez. Zahide Uçar'ın Uygur Türkleri ile ilgili olan yazısını da okuyun, çünkü bazıları kendilerini onlarla eş tutuyor. Biz bu ülkenin işgalcisi değil asli unsurlarıyız. Tıpkı Kıbrıs'ta asli unsur olmamız gibi...


Bölücüler bir yana, vatansever yurttaşlar bir yana....
Zaten insanlar ikiye ayrılır, İYİ-KÖTÜ; VATANSEVER-VATANHAİNİ...
gerisi boştur.SB