Translate

Arslan Bulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arslan Bulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2021 Perşembe

İklim Değişikliği ve 5G

 

"Havayı kontrol eden Dünya'yı kontrol eder."

Lyndon B.Johnson
ABD eski Başkanı
"The Dimming" belgeselinden



Arslan Bulut / Florida'da aşı yerine antikor tedavisi

28 Ekim 2021 / Yeniçağ-link

Türkiye'yi yöneten kadro ise aşı ve iklim konusunda küresel dayatmaları harfiyen uyguluyor. Öyle ki Çevre Bakanlığı'nın adı "Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı" diye değiştirildi! Paris İklim Andlaşması onaylandı. Derken Tayyip Erdoğan, "Bir süredir müzakereleri yürütülen, ülkemize Yeşil İklim Fonu'ndan 3 milyar 157 milyon dolar kaynak sağlanmasıyla ilgili mutabakat zaptının geçtiğimiz günlerde imzalandığının müjdesini sizlerle paylaşmak istiyorum." dedi.

Bu para, tarım ve hayvancılıkta yeni dayatmaların pilot bölge olarak önce Türkiye'de uygulanacağını gösteriyor. Zira parayı veren düdüğü çalar! Bu süreç, büyükbaş hayvanların uydurma bir sebeple itlaf edilmesi gibi girişimlere, su kaynaklarının kullanımına sınırlama getirilmesine, dolayısıyla tarım üretimin azalmasına ve gıda krizine kadar gider. Su ve gıdayı kısıtlarsanız, dünya nüfusu azalır! Aşıların hedefi de son olarak Fethiye'de görülen Bill Gates'e göre dünya nüfusunu azaltmak değil miydi? İnanmayan, birazcık araştırsın! ///



Suçu "ineklere" atıyorlar, oysa gelecekteki küresel sıcaklığın sebebi 5G; Yeryüzündeki baz istasyonları ve uzaydaki uydular, "Sera Gazı"nı yaratacak! Ayrıca hayvancılığı bitirmek istemeleri "Yapay Et" üzerinden kazanç sağlamak içindir!


Corona semptomları da aynı değil mi?
Soru: Deneysel gen-bazlı sıvılar (aşı-adayları) ile 5G ve iklim değişikliği arasındaki bağlantı nedir?

* Why are scientists worried about 5G?

5G & Oxygen / video

"Bilim adamları, oksijen moleküllerinin özelliklerindeki bu değişikliğin artık kanımızdaki hemoglobinle etkili bir şekilde bağlanmalarına izin vermeyeceğinden endişe ediyorlar.

> bu muhtemelen solunum sıkıntısına yol açabilir.

> korona ile yaşanan artan solunum sıkıntısını açıklayabilir."


"Scientists worry that this change in the propersties of oxygen molecules will no longer allow them to effectively bond with the hemoglogib in our blood.

> which could possibly lead to respiratory distress

> may explain the increased respiratory distress experienced with corona" ///





Mikrodalgafırınları (2.5ghz) gıdanın içindeki su moleküllerini (H2O) titreştirir, ortaya çıkan enerji ısıya dönüşür. Frekans arttıkça atmosferdeki gazlar zayıflar. 60ghz de oksijen emilir ve zayıflar, 5G 2.6-60ghz arasındadır. Yeryüzündeki su buharlaşır. Sıcaklık artıkça nem oranı artar.


ÖNEMLİ: Yaşa göre vücudumuzun %45-75'i sudan oluşur. 20ghz ve üstü frekansların etkisi insan hayatını tehlikeye atar! Oksijen yetersizliği! Yani, gelecekte HAVAyı da satacaklar, çünkü Oksijen maskesi olmadan yaşayamayacak!



* 60-GHz oxygen band: precise broadening and central frequencies of fine-structure lines, absolute absorption profile at atmospheric pressure, and revision of mixing coefficients / PDF

M.Yu.Tretyakov, M.A.Koshelev, V.V.Dorovskikh, D.S.Makarov, P.W.Rosenkranz

Published 2005, Journal of Molecular Spectroscopy / https://doi.org/10.1016/j.jms.2004.11.011

Abstract

The 60-GHz band of 16O2 was studied at room temperature and at low (up to 4 Torr) and atmospheric pressures. Precision measurement of central frequencies, self-broadening, and N2-broadening parameters of fine-structure transitions up to N = 27 was performed by use of a spectrometer with radio-acoustic detection (RAD). The measured parameters are compared with GEISA/HITRAN databanks, MPM92, and other known data. An improved set of the oxygen fine-structure spectroscopic constants is obtained. The absorption profile was recorded in the range 45–96 GHz for laboratory air and pure oxygen at atmospheric pressure by use of a resonator spectrometer with noise level of about ± 0.05 dB/km, and used for deducing the first-order line mixing coefficients and for quantitative assessment of second-order mixing effects. A refined set of MPM parameters is derived from the new data and presented here.




"Paris İklim Anlaşması" ihanettir, soykırımdır!

Nüfus azaltması > "AŞI" diyen de bu, Yapay et ve gıda kontrolü diyen de bu, Havayı kontrol etmek isteyen de bu.



Bill Gates, kripto para değil, Trakya'da toprak alıyor!

Arslan Bulut, 23 Nisan 2021/Yeniçağ-link

Türkiye Kanal İstanbul güzergahının iki tarafındaki toprak satışlarını konuşurken, Bill Gates'in, Edirne ve Kırklareli'nde 22 bin dönüm tarım arazisi satın aldığı bildirildi. Trakya 2000 Sitesi'nin haberine göre Gates'in Türkiye'de toplam 56 bin dönüm arazi aldığı öğrenildi. ///



Trakya'da 5G ?

Türkiye 5G istasyonlarının Faz 1 ve Faz 2 durumları: link


Dünyada 5G istasyonlarının haritasında Türkiye'de sadece İstanbul görülüyor! /link




* "In Historic Decision, Federal Court Orders FCC to Explain Why It Ignored Scientific Evidence Showing Harm From Wireless Radiation"

16 April 2021 /Enviromental Health Trust / link

“Cep telefonları bir ilaç olsaydı, yıllar önce yasaklanırlardı. 5g'nin piyasaya çıkmasına asla izin verilmezdi. FCC tarafından göz ardı edilen yayınlanmış çalışmaların giderek artan bir gövdesi, kablosuz radyasyona maruz kalmanın, özellikle çocuklar için çok sayıda sağlık etkisine yol açabileceğini açıkça göstermektedir. Araştırmalar, kablosuz radyasyonun kanser riskini artırdığını, hafızaya zarar verdiğini, beyin gelişimini değiştirdiğini, üreme sağlığını etkilediğini ve çok daha fazlasını gösterdiğini gösteriyor. Ayrıca, fcc'nin cep telefonu ve hücre kulesi radyasyonuna günlük maruz kalmamızı ölçme şekli ölümcül derecede kusurlu ve yanlış bir güvenlik duygusu sağlıyor.”

“If cell phones were a drug they would have been banned years ago. 5G would never have been allowed to market. An ever mounting body of published studies — ignored by the FCC — clearly indicates that exposure to wireless radiation can lead to numerous health effects, especially for children. Research indicates wireless radiation increases cancer risk, damages memory, alters brain development, impacts reproductive health, and much more. Furthermore, the way the FCC measures our daily exposure to cell phone and cell tower radiation is fatally flawed and provides a false sense of security.” ///


 Kanda pıhtı gibi insan üzerindeki etkileri - 5G link


Dr.Devra Devis; (link) (link)

Kablosuz radyasyon frekansları daha hızlı ve daha yüksek hale geldikçe, penetrasyon* derinliği azalır, ancak emilim oranı artar.

[*Penetrasyon derinliği, elektromanyetik radyasyonun nüfuz edebileceği bir malzemedeki derinliktir. Elektromanyetik radyasyon bir nesneye çarptığında, bir kısmı nesneden sıçrar, ancak bir kısmı emilir.]

Çocuklarda daha düşük frekanslar beyinlere ve bedenlere derinlemesine emilir, çünkü kafatasları yetişkininkinden daha incedir. Gelişmekte olan beyinlerinin nöronları tamamen miyelinli* değildir ve beyinleri daha fazla sıvı içerir. Sonuç olarak, çocuklar beyne maruz kalma başına yetişkinlere göre orantılı olarak daha fazla kablosuz radyasyon emeceklerdir.

[*Birçok nöron, aksonları etrafında, hücre dışı sıvıdan izole eden beyazımsı bir maddeye sahiptir. Bu madde miyelindir. Bu miyelin kılıfları sinir sistemimizde çok önemli bir işleve sahiptir: sinir impulslarının hızlı ve etkin bir şekilde sinir hücreleri arasında iletilmesini sağlar; beyin ve omurilik.]

5G'nin 30 ila 300 GHz arasındaki daha hızlı mm dalga frekansları cilt yüzeyinin içine ve hemen altına emilir. Maruz kalan biyolojik olarak etkililenir. 

ABD Savunma Bakanlığı, yüksek güçlü mm dalgalarına sahip silahlar geliştirdi. Ağrı Işını olarak da bilinen Aktif İnkar Sistemi (ADS) Afganistan'a konuşlandırıldı, hapishanelerde test edildi, Somali'de korsan caydırıcı olarak kabul edildi.

Bu frekanslar ter kanalları tarafından çok daha yüksek oranlarda emiliyor ve uzmanlar 5g'nin güvenliği konusunda uyarıyor. Bu ter kanalları EMF antenleri olarak görevi görür.

5G frekansları sıcaklık artışlarında büyük artışlara neden olabilecek. Maruz kalanlarda kalıcı doku hasarına neden olabilir.

Arılar ve böcekler 5g'den üç kat daha fazla güç emer, bu da polenlemede büyük değişikliklere yol açar.


Arılar kaybolursa, ekosistem çöker, insan nesli tükenir.

5G ile sıcaklık artar. Hayvanlarda davranış bozuklukları, genetik hasar, üreyememesi ve göç. İnsanlarda beyin, sperm, göz, bağışıklık sistemi ve genetiğinde hasarlar, davranış değişiklikleri, demans/alzheimer, kanser. Bakteriler direnç kazanır. Bitki&ağaçlar kurur, ekosistem bozulur!


İklim değişikliği, kıtlık, susuzluk, ölüm > Nüfusun azalması...


* 5G: THE UNREPORTED GLOBAL THREAT

Dr Devra Davis

May 19, 2019 by ES-Ireland /link



Lloyd Burrell - 5G Radiation /link

5G Up in the Air: Do manmade wireless radiation transmissions threaten the earth’s atmosphere? - 15 July 2021



* Elektromanyetik (EM) Kirlilik – Tablet Kullanımı ve Çocuklarımız

Elektromanyetik Alanların Sağlık ve Biyolojik Etkileri var mı?

Gazi Üniversitesi - link




* THE MICROWAVE ABSORPTION SPECTRUM OF OXYGEN - PDF

M. W. P. STRANDBERG, C. Y. MENG, J. G. INGERSOLL

TECHNICAL REPORT NO. 87, NOVEMBER 19, 1948

RESEARCH LABORATORY OF ELECTRONICS

MASSACHUSETTS INSTITUTE OF TECHNOLOGY



!!! "Ancak, saldırgan hava şartlandırma çabaları kesinlikle ABD güçleri tarafından büyük bir titizlikle üstlenilse de, bir düşmanın özel bir hava durumu değiştirme yeteneği elde etmesine izin veremeyeceğimiz açıktır."  !!!

* Weather as a Force Multiplier: Owning the Weather in 2025

A Research Paper Presented To Air Force 2025

by Col Tamzy J. House, Lt Col James B. Near, Jr., LTC William B. Shields (USA), Maj Ronald J. Celentano, Maj David M. Husband, Maj Ann E. Mercer, Maj James E. Pugh

August 1996 /PDF

Conclusions

The world’s finite resources and continued needs will drive the desire to protect people and property and more efficiently use our crop lands, forests, and range lands. The ability to modify the weather may be desirable both for economic and defense reasons. The global weather system has been described as a series of spheres or bubbles. Pushing down on one causes another to pop up.

We need to know when another power “pushes” on a sphere in their region, and how that will affect either our own territory or areas of economic and political interest to the US.

Efforts are already under way to create more comprehensive weather models primarily to improve forecasts, but researchers are also trying to influence the results of these models by adding small amounts of energy at just the right time and space. These programs are extremely limited at the moment and are not yet validated, but there is great potential to improve them in the next 30 years.

The lessons of history indicate a real weather-modification capability will eventually exist despite the risk. The drive exists. People have always wanted to control the weather and their desire will compel them to collectively and continuously pursue their goal. The motivation exists. The potential benefits and power are extremely lucrative and alluring for those who have the resources to develop it. This combination of drive, motivation, and resources will eventually produce the technology. History also teaches that we cannot afford to be without a weather-modification capability once the technology is developed and used by others. Even if we have no intention of using it, others will. To call upon the atomic weapon analogy again, we need

to be able to deter or counter their capability with our own. Therefore, the weather and intelligence communities must keep abreast of the actions of others.

As the preceding chapters have shown, weather-modification is a force multiplier with tremendous power that could be exploited across the full spectrum of war-fighting environments. From enhancing friendly operations or disrupting those of the enemy via small-scale tailoring of natural weather patterns to complete dominance of global communications and counter-space control, weather-modification offers the war fighter a wide-range of possible options to defeat or coerce an adversary. But, while offensive weathermodification efforts would certainly be undertaken by US forces with great caution and trepidation, it is clear that we cannot afford to allow an adversary to obtain an exclusive weather-modification capability."



* Climateviewer Maps / link


"It's Easier to Kill than Control a Million People" Brzezinski

* GeoEngineering Watch "Waging Weather Warfare On World Populations"

2 January 2018 Video:


Havaya bırakılan alüminyum gibi ağır metaller/elementler, aşıların içindeki ağır metaller, güneşi perdeleme, dünyayı zehirliyorlar.

Isıyı atmosferde hapsediyorlar! Havadaki Oksijen değerleri düşüyor! Alzheimer/Demans'ı yaratan Alüminyum!

"We are dealing with Sociopathic and Psycopathis personalities!"

Dane Wigington - GeoengineeringWatch - watch THE DiMMiNG to ;

İnsanlığın Dünya'nın iklimini ve yaşam destek sistemlerini manipüle etme girişimi, dizginlenmemiş kibirlerin mutlak özüdür. Devam eden küresel jeomühendislik saldırısı gezegenimizi kuşatma altına aldı. Eskiden bildiğimiz gelişen dünya artık yok, tamamen yeni ve hayal edilemeyecek kadar zorlu bir gerçekliğe doğru kör edici bir hızla hızlanıyoruz. Hava harp saldırısını açığa çıkarmak ve durdurmak için ne yapabiliriz? Devam eden cezai iklim mühendisliği işlemleri aşağıdaki PowerPoint sunumunda açıklanmaktadır. “İklim Mühendisliği, Hükümet Suçluluğu Ve Aşı Tehlikeleri" başlıklı Kuzey Kaliforniya etkinliğinde verildi.

İklim mühendisliği matematiksel olarak biyosferde açığa çıkan en yıkıcı antropojenik aktivite şeklidir. Jeomühendislik programları, gökyüzümüze yayılan yüksek derecede zehirli maddeler nedeniyle biyolojik savaş olarak da düşünülmelidir. İklim mühendisliğini açığa çıkarma ve durdurma mücadelesi yaşam mücadelesidir, daha az değil. Alarmın çalmasına yardımcı olmak için hepsine ihtiyaç vardır, güvenilir bir kaynaktan güvenilir verilerin paylaşılması çaba için esastır. Hala bir fark yaratabilirken sesini duyurun. ///




* Küresel 5G kablosuz ağlar hava tahminlerini tehdit ediyor

Yeni nesil mobil teknoloji, önemli uydu tabanlı Dünya gözlemlerine müdahale edebilir.


Global 5G wireless networks threaten weather forecasts

Next-generation mobile technology could interfere with crucial satellite-based Earth observations.

Alexandra Witze / 26 April 2019 /nature com link

doi: https://doi.org/10.1038/d41586-019-01305-4



Bu küresel ısınma sorununu halletmeliyiz. Küresel ısınma teorisi YANLIŞ OLSA BİLE,
ekonomik ve çevre politikası açısından doğru olanı yapıyor olacağız.


Önceki paylaşımlar:

Baz istasyonları

Arılar ölüyorsa

Salgın ve 5G

Ani Kuş ölümleri, 5G ve Event201



15 Ağustos 2020 Cumartesi

Salgın ve Aşı - 3

 

3 - BUGÜNE DEK

ARSLAN BULUT'UN SALGIN VE BEŞ G. İLE İLGİLİ 

TÜM MAKALELERİNİN OKUNMASINI ÖNERİRİM....



AŞILAR...


* Virüsü üreten ekibin, aşısına güven olur mu? - 14 Nisan 2020 / link

Haberlerde, "Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yapılan araştırmalar sonucunda corona virüsüyle savaşan antikorları üreten bir aşı geliştirildi. Aşının fareler üzerinde denendiği belirtildi." deniliyordu. Haberlere göre aşıyı, Pittsburgh Üniversitesi'nden Dr. Andrea Gambotto ve ekibi bulmuştu!

Aynı Gambotto, bundan 14 yıl önce, 26 Ocak 2006'ta, kuş gribinin ölümcül H5N1 virüsünün DNA profiline dayanarak elde ettiği aşının, fare ve tavukları koruduğunu ve çok yakında insanlarda deneyeceğini duyurmuştu.

Bu bilgiyi ise adli tıp uzmanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, 29 Ocak 2006 tarihi Hürriyet Gazetesi'nde, Türk kamuoyuna duyurmuştu. Atasoy, "Biyoterör, komplo teorisi değil gerçeğin ta kendisidir" başlıklı yazısında, "Önümüzdeki 20 yıl içerisinde, özellikle biyoteknoloji ve nanoteknolojideki ilerlemelerle, 'Aptamer' adı verilen, kısa nükleik asit zincirleri kullanılarak, nefes almamız ya da hareket etmemiz için yaşamsal önemi olan, bazı hücre reseptörleri etkisiz hale getirilebilir. Hücrelerin belirli işlevlerini etkileyecek, DNA'yı değiştirip, parçalayacak, hastalıklara karşı direnci ortadan kaldıracak nano partikül boyutlarında 'moleküler zehirler' kullanılabilir." bilgisini de vermişti. Atasoy, "Belirli genetik özellikleri taşıyan kişilere karşı 'genetik silahlar' üretilebilir." de demişti! 

Başka bir haberde ise Andrea Gambotto'nun araştırmalarının, "Journal of Virology" dergisinde yayınlandığı, aşıların tavuk yumurtası içinde hazırlandığı ama insan hücrelerinden alınan parçalarla desteklendiği belirtiliyordu.

Araştırmada, bütün grip virüslerinin yüzeyinde görülen bir proteini kontrol eden hemagglutinin geninin DNA kodlarının yapay olarak üretildiği, daha sonra bu yapay DNA'nın yaygın bir nezle virüsü olan adenovirüse eklendiği, genizden hayvanlara verildiği ve hayvan vücutlarının bu virüse karşı antikor ürettiği bildiriliyordu. (28 Ocak 2006, Zaman)

Fakat bu çalışma, "Katil Grip Tartışması: Mutant H5N1 Yaratılmalı mı?" diye tartışılmaya başlandı. (link) https://www.livescience.com/17623-deadly-h5n1-virus-recipe-debate.html'den ayrıntısını okuyabilirsiniz. Wynne Parry imzalı, 23 Aralık 2011 tarihli haberde şu korkunç sorular soruluyordu:"Tartışmalı yeni araştırmalarla, kuş gribinin, bütün memeliler arasında kolayca yayılmasını sağlamanın bir yolu bulundu. H5N1, insanlar arasında yayılabilecek bir forma dönüşebilir mi? Ve eğer öyleyse, nasıl?"

Uyarıyorum! "Virüsü yapay olarak ürettik" diyen ekibin, "aşısını da bulduk" açıklamasına güven duyulamaz. Üstelik Gambotto da Bill Gates gibi bu aşıya "terapötik aşı" diyor. Yani ciltten vücuda verilebilen moleküller...İstifa tartışmasından daha önemli değil mi? 




Sinir Sistemi tahribatı ve akıl tutulması - 06 Ağustos 2020 / link

Ordu'da Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Ayyayla, ikiz bebeklerine zorunlu olan aşıyı yaptırmadığı gerekçesiyle idare tarafından hakkında açılan davayı Yargıtay aşamasında da kazandı.

Savcı Hüseyin Ayyayla, sekiz sayfalık savunmasında, ABD başta olmak üzere İngiltere ve Danimarka gibi AB ülkelerinde cıvanın aşılardan çıkarıldığını, ancak Türkiye'de aşıda bulunan cıvanın otizme yol açtığını ileri süren herkesin tıp dünyası tarafından "aşı düşmanı" ilan edildiğini belirtti.

Ayyayla, savunmasında, "Kronik cıva zehirlenmesi, kalp hastalığı, otizm, konuşma bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, havale gibi çok sayıda hastalığı sebep olmaktadır." dedi ve özellikle karma aşı yoluyla iki yaşındaki bir çocuğun aldığı cıva miktarının 237.5 mcg oranına yükseldiğini ifade etti.

Ayyayla, "Cıvadan en büyük zararı beyin ve sinir sistemi görmektedir. Aşılardaki bir başka sorun da genetiği değiştirilmiş mikroplarla aşı hazırlanmasıdır. ABD'de aşılardan cıva çıkarıldı ama yerine cıvadan hiç de masum olmayan alüminyum konuldu. Otizm de artmaya devam etti." dedi.

Şimdi, bu bilgileri, bir savcıdan mı öğrenmemiz gerekirdi? Hıfzısıhha Enstitüsü'nü kapatan iktidarlar, yıllardır, Türk çocuklarına neden cıvalı veya alüminyumlu aşı vurulmasına yol verdi?

İngiltere'de ise bilim adamlarının, bir sinir hücresi tahribatı hastalığı olan ve halen tedavisi bulunmayan MS konusunda, bir şeker hastalığı ilacını kullanarak olumlu netice aldığına dair haberler var.

İlginç olan şu ki, MS'de de sinir hücrelerinin koruyucu tabakası patlıyor! Yani hastalığa yol açan etki neyse, sinir hücrelerini öldürüyor!

Washington Devlet Üniversitesi Biyokimya ve Temel Tıp Bilimleri Profesörü Martin L. Pall, 17 Aralık, 2019'da, elektromanyetik dalgaların insan vücuduna etkisi üzerinde bilimsel bir makale yayınlamıştı. Pall, "En kötü altı kâbusum" başlığı altında, şu uyarıları yapmıştı:

1-Hızlı ve geri döndürülemez bir çarpışma olursa, insan üremesi sıfıra yakın dereceye kadar düşebilir.

2-Kollektif beyin fonksiyonlarımız çökebilir.

3-Çok erken bir şekilde Alzheimer ve demanslar başlar.

4-Küresel çapta otizm ve hiperaktivite yaygınlaşır.

5. İnsan gen havuzunda büyük bir bozulma meydana gelir.

6. Bütün yaş aralıklarında ani kalp ölümleri gerçekleşir.

Görüldüğü gibi bahsedilen hastalıkların ortak özelliği sinir sistemini tahrip etmesi! Sebepleri ise cıva, alüminyum ve elektromanyetik radyasyon!

Tıp dünyası, bu bilimsel iddiaları tartışamıyor bile…





* Ghebreyesus, aşı ve terör virüsü - 05 Ağustos 2020 / link

Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Doktor Tedros Adhanom Ghebreyesus, Cenevre'de, kurumun merkezinde yaptığı basın toplantısında "sorunu çözecek sihirli anahtar henüz yok belki de hiçbir zaman olmayacak" dedi.

Ghebreyesus, bağışıklık sistemi üzerindeki çalışmalara ilişkin şunları söyledi:

"Birden fazla aşı çalışması şu anda klinik testlerdeki üçüncü aşamaya geçmiş durumda. Hepimiz, enfeksiyonları önleyecek birden fazla aşıya sahip olmayı umuyoruz. Ancak sihirli bir anahtar henüz bulunmuş değil, belki de hiçbir zaman bulunmayacak."

Biz 2 Haziran 2020'de "Yalan virüsünün aşısı bulunabilir mi?" başlığı altında şu tespitlerde bulunmuştuk:

"Küresel ölçekte tıp dünyasının çare bulamadığı bir durumla karşı karşıyayız. İlaçlar denendi, oksijen takviyesi denendi olmadı. Şimdi 'aşı' diyorlar ama aşı da hiçbir işe yaramayacak!

Bunu nereden mi biliyorum? Çünkü bu öyle bir hastalık ki insan hücrelerini patlatıyor ve vücuttaki hücre ölümünü hızlandırıyor. Bünye, ölen hücrelerin yerine yenisini koyamadığı ve bu suretle organlar arasında haberleşme kesildiği için hayat sona eriyor.

Akciğerinizi kaybederseniz, vücudunuz yeni akciğer üretemez! Bütün mesele, hızlı hücre ölümünü durdurabilmektedir. Bu da ilaçla veya aşıyla değil, belki vücutta eksilen veya çoğalan neyse onu eski haline getirmekle mümkün olabilir. Tabii dış etkinin bir virüs olduğu ispat edilmiş değildir. Bu sebeple o dış etkinin ne olduğu, bilimsel olarak açıklığa kavuşturulmalıdır ki hastalığa kesin bir tedavi geliştirilebilsin. Fakat dünyada bu tespitlere bile tahammülü olmayanlar var ki asıl virüs, gerçekleri örtbas etmeye çalışan sansürcü zihniyettir."

Şimdi de aynı görüşteyim. Hastalık, kontrol altına alınmış değil. Virüsün kaynağı bile tespit edilemedi. Bütün dünyanın belirli merkezlerden yapılan açıklamaları kabul etmesi isteniyor!

"Hayvan pazarından çıktı" masalına inanan kaldı mı?

Oysa virüsün hangi sebeple insan vücudunda etkili olduğu veya hangi sebeple insan vücudunda aktif hale geldiği tespit edilse, o sebep ortadan kaldırıldığı an, hastalık kontrol altına alınabilir. Aşı diye tutturdular. İngiltere, Hindistan'a aşı ürettirecek. Almanya, "iyi haberler var, aşıyı bulmak üzereyiz" diyor, Rusya ise bulduğu aşıyı insanlar üzerinde denemeye başlayacağını açıkladı. Bu açıklamaların hiçbiri inandırıcı değil. Çünkü hiçbiri, zaten var olan virüsün neden aktif hale gelerek, insan vücudunun bağışıklık sistemini altüst ettiğini bilimsel olarak söyleyemiyor. Bu soru cevaplandırılmadığı sürece, aşı ile ilgili hiçbir çaba sonuç vermeyecek.

İnsana yönelik virüs saldırısı, Türkiye gibi ülkelere karşı kullanılan terör virüsüne benziyor. Türkiye, 40 yılda, PKK'yı yok edemedi! Çünkü terör virüsünün aktif hale getirilmesi işini Batılı ülkeler nöbetleşe üstleniyorlar. En son gözümüzün önünde, zaman zaman Türk hava sahası da kullanılarak, Suriye'nin kuzeyine 30-40 bin TIR silah gönderildi. Gönderen, Türkiye'nin müttefiki ABD!

Bu durumda, terör virüsünün ABD ve Batı Avrupa kaynağı kurutulmadan, silah, istihbarat, eğitim, insan kaynağı kesilmeden elbette terör bitirilemez.

Koronavirüs de terör gibi... Aslında devletler, bu belânın kaynağını biliyor olmalı. Zira bilimsel istihbarat, şimdi daha güçlü imkânlarla yapılıyor. Fakat tıpkı terörün kaynağını bildikleri halde kurutamadıkları gibi virüsü insan vücudunda aktif hale getiren sebebi de biliyorlar ama bütün insanlığı oyalıyorlar.

Türkiye'de kamuoyu, yandaşlar tarafından, "terör koridoru kapatıldı" diye uyutulmak isteniyor. Neresi kapatıldı? Adamlar Türkiye'nin güneyinde devlet kurdu devlet!

Ghebreyesus bile hiç değilse aşı konusunda doğruları söylemeye başladı; Türkiye'ye gerçekleri, resmen kim açıklayacak?





* Aşı haberlerinin hepsi yalan! - 12 Mayıs 2020 / link

Bütün insanlara moleküler parçacıklar yerleştirmek istediğini ve bu çerçevede 7x2=14 milyar doz "aşı" üretilmesi gerektiğini söyleyen, bizzat Bill Gates'tir. Yine atmosfere 42 bin uydu yerleştireceğini söyleyen de Elon Musk'tır; komplo teorisyenleri değil. Uygulamaya da başlamıştır. 

Biyolojik bir varlık olan virüse karşı üretilecek aşı, insanların vücuduna moleküler parçacık yani verici yerleştirmek midir, yoksa aşının da biyolojik olması mı gerekir? Türkiye'de aşı üretimi yapan Hıfzısıhha'nın kapatılmış olması ve şimdi de Bill Gates'in yönettiği küresel aşı projesine katılmaktan söz edilmesi, yeterince endişe verici bir durum değil midir?



* Yalan virüsün aşısı bulunabilir mi? - 02 Haziran 2020 / link

Fransa'da Dr. Michel Schmitt ve ekibi, 2019'un son aylarında çekilen binlerce göğüs filmini incelerken korona virüs ile benzer iki bulgu belirledi. Yani hastalık Fransa'da 2019 sonunda başlamış!Biz de "Bu hastalık, Çin'de ortaya çıkmış ve İran'a sıçramış gibi görünse de ABD ve İtalya'da 2019'un son aylarında yaygındı" diyorduk...Peki bu konuda elimizde bilimsel bir araştırma mı vardı? Hayır, sadece haber takibi yapıyordum. Konuyla ilgili çok sayıda haber Avrupa, ABD ve Japonya medyasında çıkmıştı.

Deutsche Welle, yani Almanya'nın Sesi, "Koronavirüs Avrupa'ya 2019'da ulaşmış olabilir mi?" başlıklı haberde şu bilgiler vermişti: "Prof. Adriano Decarli, 2019 yılının son üç ayında Milano ve Lodi arasındaki bölgede zatürre ve grip teşhisiyle hastaneye kaldırılanların sayısında ciddi artış olduğunu belirlediklerini söyledi."

Japonya'nın Asahi 21 adlı televizyon kanalı ise 21 Şubat 2020 günü yaptığı yayında "ABD'de yaşanan ve taç virüsünün sebep olduğu gripten 14 bin kişi öldü, 26 bin kişi de tedavi gördü. Amerikan Sağlık Bakanlığı'na göre ise ölü sayısı 10 bin ile 20 bin arasında." bilgisini vermişti. Oysa resmi olarak, o tarihte virüs ABD'de görülmemişti!

Türkiye'de de aynı dönemde, bilinen gripten çok ağır vakalar yaşandığını örnekleriyle bu sütunda incelemiştim.

ABD'de ölü sayısının yüksek görünmesinin sebebi, ilan edilen destek politikasıdır. Hastaneler, her vaka için devletten 13 bin dolar alıyor. Yoğun bakım yapılmışsa ücret üç katına çıkıyor!

Diğer taraftan, bütün dünyada, hukuka aykırı olarak, bilinen her türlü ilaç ve yöntem, hastalar üzerinde uygulandı. Kobaylar üzerinde de aynısı yapılıyordu zaten! Hastalığın kan pıhtılaşması yüzünden ölüme sebep olduğu ise vakalar inişe geçtiği zaman anlaşıldı. Bu sebeple şimdi kan sulandırıcılar üzerinde duruluyor ama…

"Bu hastalık, grip veya zatürreye değil, hızlandırılmış bir kansere benziyor. Kanser nasıl hızlandırılabilir? Radyasyonla değil mi? Akciğer hücreleri, aniden şekil değiştiriyor. Bazı bilim adamlarına göre virüsü, hücreler üretiyor! Halk diliyle vücut kurtlanmaya başlıyor! Bağışıklığı güçlü olanlar, virüsleri öldürüp dışarı atıyor, zayıf olanlar atamıyor... Öyleyse neden kimse hastalığın bu yönü üzerinde durmuyor da herkes sicili bozuk Dünya Sağlık Örgütü'nün açıklamalarına boyun eğiyor?" diye sormuştum. Şimdi de aynı soruyu soruyorum.

Küresel ölçekte tıp dünyasının çare bulamadığı bir durumla karşı karşıyayız. İlaçlar denendi, oksijen takviyesi denendi olmadı. Şimdi "aşı" diyorlar ama aşı da hiçbir işe yaramayacak! Bunu nereden mi biliyorum? Çünkü bu öyle bir hastalık ki insan hücrelerini patlatıyor ve vücuttaki hücre ölümünü hızlandırıyor. Bünye, ölen hücrelerin yerine yenisini koyamadığı ve bu suretle organlar arasında haberleşme kesildiği için hayat sona eriyor. Şöyle izah etmeye çalışayım.

Elinizi kaybederseniz, vücudunuz yeni el üretemez! Akciğerinizi kaybederseniz, vücudunuz yeni akciğer üretemez! Bütün mesele, hızlı hücre ölümünü durdurabilmektedir. Bu da ilaçla veya aşıyla değil, belki vücutta eksilen veya çoğalan neyse onu eski haline getirmekle mümkün olabilir. Tabii dış etkinin bir virüs olduğu ispat edilmiş değildir. Bu sebeple o dış etkinin ne olduğu, bilimsel olarak açıklığa kavuşturulmalıdır ki hastalığa kesin bir tedavi geliştirilebilsin. Fakat dünyada bu tespitlere bile tahammülü olmayanlar var ki asıl virüs, gerçekleri örtbas etmeye çalışan sansürcü zihniyettir.




* Beyni hacklenenler ve keklenenler! - 16 Haziran 2020 / link

BBC, "Koronavirüs antikoruna sahip bir seçkinler sınıfı ortaya çıkar mı?" başlıklı analiz haberinde "Dünya genelinde hükümetler, vatandaşlarını Covid-19 geçirip geçirmediklerini anlamak için, antikor testlerinden geçiriyor" bilgisini paylaştı. Bilindiği gibi Türkiye'de de, 150 bin kişiye antikor testi yapılmasına başlandı. BBC, Reuters kaynaklı haberinde antikor testi ile birlikte bazı ülkelerde "bağışıklık pasaportları" adını verdikleri bir uygulama başlatıldığını hatırlatarak, "Diğer insanlar kısıtlamalar altında yaşarken randevulaşabilen, istediği gibi seyahat edebilen bir antikor taşıyıcısı seçkinler sınıfı yaratılabilir mi?" sorusunu sordu.

Amerika'nın Sesi ise Fransa, Almanya, İtalya ve Hollanda'nın, AstraZeneca laboratuvarıyla yılbaşından önce tüm AB yurttaşları için, Covid 19'a karşı 400 milyon aşı tedariki için anlaşma imzaladıklarını hatırlattıktan sonra firmanın sahibi Pascal Soriot'un sözlerine dikkat çekti. Soriot, Ekim ayından itibaren dağıtıma geçeceklerini ve aşıyı "kâr amaçsız olarak, maliyet fiyatına, yaklaşık 2 Euro'ya satacaklarını" söyledi! Soriot, virüsün mutasyona uğraması ihtimaline dönük olarak İngiltere'de incelemelerin devam ettiğini, ABD'de 30 bin Brezilya'da 5 bin kişi ve Kenya, Güney Afrika, Hindistan ve Rusya'da da gönüllüler üzerinde aşı denemelerinin devam ettiğini bildirdi. Yani henüz insan üzerinde denemeler yeterince yapılmamış ve virüsün mutasyon geçirmesi de mümkünken, dört ülke, bir firmadan 400 milyon aşı için anlaşma imzaladı! Avrupa Birliği ülkelerinin toplam nüfusu 445 milyon olduğuna göre herkesi aşılamayı planlıyorlar!




* İlaç şirketleri Amazon ormanlarında ne arıyor? - 22 Haziran 2020 / link

Salgının sebebi, bilimsel olarak halen aydınlatılmış değildir. Sebep bilinmeden, tespit edilen virüse karşı aşı geliştirmek hiçbir işe yaramayabilir. Çünkü virüsün doğal yollardan bin yılda geçireceği mutasyonun şimdi günlere düştüğü söyleniyor. Bundan da Covid-19'un bir laboratuvar virüsü olduğu sonucu çıkıyor. Kısacası aşılar, daha üretilmeden faydasız hale gelecektir. Bu itibarla, aşıdan ziyade ilaç üzerinde araştırma yapmak, daha etkili olabilir. Bir de ABD merkezli ilaç şirketleri, kendilerine dünyada hiçbir güven olmadığını biliyor ve bu sebeple, daha şimdiden aşıyı Hindistan gibi ikinci ülkelerde ürettiriyor! "Şimdi aynısını Türkiye'ye de yaptırabilirler." diye derin bir kuşku var. Bu kuşku, iktidarların, ekonominin hatta kültürün her alanında küresel şirketlerle işbirliği yapması ve onların taleplerini yerine getirmesinden kaynaklanıyor. Şeker fabrikalarını kim kapattırdı? Yeşilçam film sektörünü kim öldürdü? Aşı üreten Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü'nü kim kapattırdı? Dolayısıyla, aşı konusunda da 7'den 70'e herkes uyanık olmak zorundadır.

Amazon ormanlarındaki yerlilerin durumu ile ilgili haberde çok ilginç bir veri var. Anadolu Ajansı'nın Amazon Watch adlı kurulan aldığı bilgilerle derlediği habere göre Brezilya'nın ve dünyanın en büyük yağmur ormanlarından Amazonlar'da, ormansızlaşma devam ederken, yerli halk arasında 2 bin 640'tan fazla vaka ve en az 252 can kaybı bulunuyor.

Kâr amacı gütmediği, yağmur ormanlarını ve yerli halkların haklarını korumak için kurulduğu söylenen "Amazon Watch" programının yönetim koordinatörü ve Brezilya'nın kuzeydoğusundaki Tuxa halkının bir üyesi olan Dinaman Tuxa, "Tuxa halkı, kendini izole etti. Dışarıdan kimsenin girmesine izin verilmiyor ve herhangi bir kişinin dışarı çıkmasını da engellemeye çalışıyorlar." dedi. Gelecekteki bir salgının tedavisinin kendi topraklarından çıkabileceğini ileri süren Tuxa, yerli toplulukların geleneksel bilgisine işaret ederek "Büyük ilaç şirketleri topluluklarımıza giriyor, haklarımızı tanımadan geleneksel bilgi ve bitkilerimizi öğreniyor ve onları şehirlere götürerek kendi keşifleri olduğunu söylüyor..." yorumunu yaptı.

Yani o büyük denilen ilaç şirketleri, araştırma orduları kurmalarına rağmen, yerli kabilelerin binlerce yıl içinde geliştirdiği doğal ilaçları kendilerine mal ediyor! Fikri mülkiyet hırsızlığı yapan bu şirketlere güven olur mu? 




*****


* Heated Vaccine Debate : Kennedy Jr. vs Dershowitz / video

 "You have no right to not wear masks.." "You have no right to not to have vaccine..." - Dershowitz

"They obliged you!" " Mandatory !!!" -  Kennedy Jr.


"We are going to kill everyone!..."




Dr.Stanley Plokin itiraf ediyor! / video




MMR Aşısıyla ilgili iki adet belgesel yapımı film var, hem de doktorların ağzından...

Ancak Youtube sürekli "sansür" uygulamakta !

Sanki aşı yaptırıp, yaptırmamak özgürlüğümüz yokmuş gibi, seçim yapamazmışız gibi, izlememizi istemiyor.

Bulursanız izleyin.

"Vaxxed: From Cover-Up to Catastrophe (fragman)",

"Vaxxed II: The People's Truth (fragman)"

MMR aşısının Otizme sebep olduğu...

Rahim Ağzı Kanser Aşısının, kanser ettiği...

Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi'nin (CDC) bunu örtbas ettiği...

Aşı olmayanların aşı olanlardan daha sağlıklı olduğu....

(aslında bu gayet anlaşılır, çünkü çocuk, aşı olan anne ve babadan bağışıklık kazanır)



MMR aşısı Otizm'e sebep...

Aileler çocuklarındaki aşı öncesi-sonrası farkını gözlemliyor... KORKUNÇ...

Bu hızla giderse 2032'de erkek çocukların %80'i otizm olacak...

Kanada yasaklıyor, imha edildiği düşünülüyor, yok İngiltere'ye gönderilmiş. Çocuklara aşı yapılıyor yan etkiler yüzünden o da yasaklıyor. İmha etti sandınız değil mi? Hayır Afrika'ya gönderiliyor....

Araştırmacılar MMR değil de aşının teke düşürülmesini öneriyor, yanaşmıyorlar...

Aşı olan-olmayan araştırması yapılması istendi ki fark görülebilsin... Yapmadılar...

Senatoya geldi, soruldu, ancak CDC çalışanı tanık çağırılmadı...

CDC kanıtları yok etti... Ve başındaki da ödüllendirildi....

Basına çıkacak bu iddialar denildi, hiçbiri yayınlamadı, hatta üstünü örtmek ve aşı yapılmasının önemini vurgulamak için Kızamık salgını haberini verdiler...

Ve.. Ahlaksızlar dünyayı yönetmeye devam ediyor!...

Cehennemden önce Dünyada yanın!...😡


We lied about the scientific findings. The CDC can no longer be trusted to do vaccine safety work. Can't be trusted to be transparent. The CDC can't be trusted to police itself.

The film they don't want you to see...


Ve bunları "komplo teorisi", "yalan haber" diye de haber yapıyorlar!

Oysa, gerçek insanlar dertlerini anlatıyor!... Politikacılar değil!..


Vaxxine II'den:


Buna neden olan insanlar sosyopatik, psikopatik şeytani kötü insanlardır!... SB

"CDC bunu biliyordu, Gardasil aşısının üreticisi Merck bunu biliyordu..."


Robert F.Kenndy Jr ; "İnanılmaz derece tehlikeli olan aşı için  lisans alabildiler!"


* People who are causing this are sociopathic, psychopathic and demonic bad people! - SB


"The CDC knew about this... Merck, the manufacturer of the Gardasil vaccine knew about this..."

Robert F.Kenndy Jr ; ; They were able to license something that is insanely dangerous !"


"HPV aşılarının bu kadar çok zarara neden olmasını başka hiçbir aşıda görmedim."


" ABD'de üretilmiş olan Gardasil aşısı diğer aşılardan daha çok zarar veriyor."

"Anekdot olsun ya da olmasın, bu aşıdan hemen sonra, ilk dozdan sonra bile, nörolojik şikayet vakaları çok fazla."


Robert F.Kenndy Jr

"Çocuk Sağlığını Savunma"nın kurucusu

"Gardasil muhtemelen şimdiye dek gördüğümüz en kötü toplu aşıdır.... Bu aşı, serviks kanserinden ölme riski sıfır olan milyonlarca genci hedefledi... Klinik literatürünü okuyan aklı başında hiç kimse bu aşıyı yaptırmaz."


"Doktorlar bu aşıyı yaptırmam için sürekli baskı yaptı."

"Kanser kelimesi bile korkutucuydu."


"Burada gördüğümüz şey, hareketli gençlerin hayatları tekerlekli sandalyede bitiyordu, hatta bazıları ölüyor ya da intihar ediyordu."


"CDC (ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri) bunu biliyordu.... Gardasil aşısının üreticisi Merck bunu biliyordu..."

Nedir bu HPV aşısı?


Gardasil (HPV aşısı) canlı virus taşımayan bir aşı olup 6 aylık süre içerisinde 3 doz şeklinde uygulanmaktadır. Rahim ağzı kanseri ve genital siğillere neden olan 4 tip viruse karşı yüksek derecede etkin bir aşı olarak kabul edilmektedir.... HPV aşısı 12-26 yaş arasında genç kızlara ve en erken 9 yaş başlangıç olarak yapılabilmektedir. (https://www.florence.com.tr/hpv-asisi)


"CDC bunu biliyordu, Gardasil aşısının üreticisi Merck bunu biliyordu..."


Robert F.Kenndy Jr ; "İnanılmaz derece tehlikeli olan aşı için lisans alabildiler!"

VE Türkiye'de de yapılmakta !!!!!




ENG:

"I had never seen a vaccine cause so much devastation as I had with the HPV vaccines."

"The Gardasil vaccine is among the most injurious of any vaccination that's ever been manufactured in the United States."


"Be it anecdotal or not, way too many cases and complaints of having neurological insults, soon after that vaccine is given, even with the first dose."


Robert F.Kenndy Jr

Founder Children's Health Defense

"Gardasil is probably the single worst mass vaccine that we've ever seen... This vaccine targets millions of pre-teens and teens for whom the risk of dying from cervical cancer is zero.... Nobody in their right mind would ever take this vaccine, if they actually read the clinical literature."


"She pushed my buttons just enough trying to make me feel like a bad mother if I didn't give Caitlin the shot! Like 'Do you want your daughter to get cervical cancer?'... Who wants their child to get cancer?..."


"The word cancer is scary..."


"So what we were seeing was these really high-functioning teenagers ending up in wheelchairs and some of them actually ending up dying or killing themselves."

"The CDC knew about this... Merck, the manufacturer of the Gardasil vaccine knew about this..."


Robert F.Kennedy, Jr. " The entity that is actually performing this study and paying for this study is Merck. Merck got to decide which injuries were being caused by Gardasil and which were just bad coincidences. And because it had that power, it just wrote them, all off as bad coincidences. You can do that when there's no placebo ! Because the injuries they were seeing in the control group, which where the girls were getting aluminum neurotoxins, were identical to the injuries they were getting in the Gardasil group. So they said, well, we don't have to report any of these as vaccine injuries!... They were able to license something that is INSANELY DANGEROUS !"


"The aim is to force everybody to be vaccinated. And the primary reason for that is to get rid of the unvaccinated control group so that nobody can see how healthy unvaccinated children are in comparison with vaccinated children..."

"They're not a source of infection. They're the healthiest children you could ever meet. So this whole notion, as I said of herd immunity, of community immunity, whatever that means, is based upon a complete fabrication. It's a lie..."


"Our media is trying to make people hate unvaccinated families, unvaccinated children. Making you terrified of the measles and the reason of the measles is spreading is those people that aren't using the vaccines. But what's scary is the language. The language to hate children to hate people. To say that they are putting us all at risk."


"We have had multigenerational indoctrination with fear. Because people don't understand that measles is a fever, a cough, a rash, and maybe some diarrhea, in the vast majority of people. And autism really is a disease, because it is something that's permanent, life changing, and lasts a really long time. So would you rather have a cold or a flu, or would we rather have a lifelong travesty, because you're so afraid of getting an infection?


Robert F.Kennedy, Jr : " They're not doing vaccinated versus unvaccinated studies, because they're frightened of the results. If you did a vaccinated versus unvaccinated study, we know what's gonna happen. The entire vaccine program would come into question."


"To see the number of children in these unvaccinated populations that have never even had an ear infection. I mean, I can't imagine that. My son was walking ear infection! All we did was toss antibiotics down his throat in order to keep the ear infection at bay. And now you have these children who are unvaccinated and the significant large, large proportion of them have never, never seen an ear infection." (His son had autisme after MMR vaccine, and he is a Dr. in healthcare)


"Now that I've seen so much of it, and seen so many vaccinated/unvaccinated family members with the same thread, It's undeniable that an unvaccinated child's immune system is going to be that much more functional, that their brains actually function better. And when you understand how vaccines work, and what the components of vaccines, including aluminum and all of the inflammation do to anybody, no matter what your age, it makes complete sense that in the long run that child's going to be much more functional, and much healthier, and able to do battle against any disease that comes along, the ajority of which have no matching vaccine."


"When you get out into the population and you start to meet people who, because they've heard of our stories, have not vaccinated their children and you see these wonderful, healthy, happy, robust children, then it just makes all the difference in the world."


"And these are the children that actually now we need to protect above all others, and not force them to be vaccinated by rule of law,  but to protect them because they're going to be looking after the damaged children in the future."

"There's no question about what we saw, what we all collectively saw was the same thing. Health, health, health, which the unvaccinated; injury, injury, injury with the vaccinated. Same story."


"It's no like we're gaining anything by speaking out, you know. Losing friends and family members, people won't talk to us, you're getting kicked out of mommy groups, you're getting kicked out of doctor's offices.. It's not to our benefit to speak out, but if my story or if any of our stories will help save one child from being injured or dying, then it's worth it. Because you can't walk away from something like this, and know the truth and not say anything. You can't..."

"You are not alone..."


"What have we done to all these people? We've taken their lives as they should have been. We've destroyed the brains of countless people around the world..."

"It can change and it will change, and we will win this battle if that's what it is. and we will win it through the parents' stories. We will win it through the parents telling their truth, we will win it through the doctors and nurses standing up and saying 'This is what I know to be true'..."


"If I had seen that vaccines can cause injury, outside of autism, injury beyond belief, If I heard that the doctors, the medical professionals had no training in vaccines, and if I had seen the health of the unvaccinated, there is no way I would have feared measles, mumps, rubella, chicken pox, all these things, that we vaccinate our children for. I wouldn't have feared them." (mother of a boy which have autisme after the MMR vaccine)


"And we'll look back at this experience in 10 years' time and we'll say, 'what were they thinking?'..."

"That vaccine has to go!...."


The Vaxxed Bus: "To date, there are 7.044 names signed on the bus. The Vaxxed team toured 45 states in the USA, and visited Canada, England, Scotland, Ireland, Australia and New Zealand. Everywhere we went, the stories were the same...."



Callers Talk About 'VAXXED: From Cover-up to Catastrophe' / video



Aşı karşıtı değilim, ancak Edward Jenner'dan sonra gelişen aşılama sistemi "güvenli" değil.

Çünkü DNA'ları ile oynandı ve tehlikeli hale geldi!...

Oysa aşılar "güvenli" olmalıydı!

Buna neden olan insanlar sosyopatik, psikopatik şeytani kötü insanlardır!...

Aşıların içinde ne var?

Tüm bunlar ortada iken aşı karşıtı olarak bizi yaftalayanlar asıl sizin hesap vermeniz gerekiyor!...

Sözde salgının sözde aşısına da HAYIR!...

Aşılar mecbur kılınamaz!...

Zaten gribin aşısı da olmaz!...


SB



Dünya, ruh hastası insanlar tarafından yönetiliyor!..



Salgın ve Beş g - 2

 2- BUGÜNE DEK

ARSLAN BULUT'UN SALGIN VE BEŞ G. İLE İLGİLİ

TÜM MAKALELERİNİN OKUNMASINI ÖNERİRİM....



* Tarihin en büyük siyasi aldatmacası ! - 30 Nisan 2020 / link

28 Nisan 2020 tarihli Washington Times gazetesinde Cherly K. Chumley imzasıyla yayınlanan analizde, "Yeni korona virüs gerçek ama zamanla bu işin tarihin en büyük siyasi aldatmacası olduğu ortaya çıkacak" denildi. Yazıda özetle şu bakış açısı sergilendi:

"Salgın hakkında, Amerikalıları eve ve dünyaya kapalı tutacak veriler mevcut değildir. Karantinayı teşvik edenler, Mart ayında Amerika'da 100 bin ilâ 250 bin arasında kişinin öleceğini tahmin ediyordu. Bu tahminleri, bilgisayar modellemesine dayandırıyorlardı. Ancak, sağlık sisteminin başındaki Fauci, 'Bilgisayar modellemeleri, her zaman problemlidir' diyerek konuyu kapattı ama toplum bununla korkutuldu. Diğer taraftan Amerika'da korona virüs nedeniyle yaklaşık 56.000 kişi öldüğü söyleniyor. Bu veriler de dayanaksız. Hükümet, hastanelere haftalar içinde öngörülen sayıda korona virüs hastasına yol açmaları için 'diğer ameliyatları durdurun' diye emir verdi. Ve böylece klasik hastanelere gelir akışını kesti. Kongre de korona virüs hastalarını tedavi etmek için hastanelere milyarlarca dolar veren bir yasa çıkardı. Böylece zaten kusurlu olan korona virüs sayımlarına başka bir hata eklendi. Her ölüm korona virüs diye kaydedilmeye başlandı. Çünkü sistem, kovid tedavisini finanse ediyor. Üstelik eve kapatılan insanların, korkudan ve hareketsizlikten bağışıklık sistemleri de zayıflıyor. Doktorlar, ölüm raporlarını yazarken COVID demeleri için baskı görüyor. Amerika'nın hala kapanma modunda olmasının tek sebebi politiktir. Ya politikacılar kendilerine zarar verecek bir adım atmaktan çok korkuyor ya da bu korona virüsü siyasi avantaj olarak kullanıyor. Meselâ, eski Başkan Yardımcısı Joe Biden, ekonominin yıkılması sayesinde seçimi kazanmayı umuyor. Zaman geçtikçe gerçek daha da belirgin hale gelecektir." 

Gerçekte dünyada neler olup bittiğini, bilimsel verilere dayalı olarak kimse izah etmiyor. Virüsün nereden yayıldığı bilinmediği gibi bu konuda kimse bir araştırma içinde değil. Sadece ABD ve Avustralya'da, Çin hakkında uluslararası araştırma yapılması isteniyor. Kimse, böyle bir salgının, nerede ne zaman ve nasıl başladığını öngören organizasyonları sorgulamayı düşünmüyor. Medya da bu işin üzerine gitmiyor. Tam aksine, korona virüs salgını ile ortaya atılan verileri sorgulayan bütün yayınlar, sosyal medya kurumlarının arşivinden siliniyor. Gerçekleri araştıranları yalanlamak için kurulan yeni medya takip şirketlerine dünya çapında çok büyük bir fon ayrıldığı, dağıttıkları paralardan anlaşılıyor. Hepsinin tek merkezden yönetildiği belli oluyor.  

Türkiye'de medya uydurma gündemlerle meşgul. Diyanet-Baro tartışması gibi… Dünya, büyük bir sorunla karşı karşıya ve komployu gazeteciler ortaya çıkarmalı! Fakat bunun için çaba sarf eden kurum yok. Herkes, Dünya Sağlık Örgütü'nün açıklamalarını haber diye sunuyor. DSÖ, 2019'da, "uydurma domuz gribi" skandalıyla insanlığa karşı suç işlerken suçüstü yakalandığı halde şimdi de benzer bir operasyon yapıyor ve medya bir suç örgütünün sözcülüğünü yapmış oluyor.

Virüsü, 2015 yılında laboratuvarda nasıl ürettiklerini, bilimsel makale ile açıklayanlar var. Hatta, "Fransız virolog Prof. Luc Montagnier, korona virüsün AIDS'e yol açan HIV virüsünden özel transfer edilmiş gen dizileri taşıdığını söyledi. Virüsün Wuhan'daki Biyolojik Araştırma Enstitüsü'nde üretildiğini iddia etti" deniliyor. Evet ama bütün bunlar virüsün ne kadar tehlikeli olduğunu göstermek için ileri sürülmüş de olabilir! "Virüs bu kadar tehlikeli ise insanların eve kapatılması da doğrudur" denilsin diye... Hedef zaten insanları eve kapatmak, sistemi durdurmak ve yeni bir sistem başlatmak değil mi?



* Yakında, benzim gibi hava da satılabilir ! - 02 Mayıs 2020 / link

Dünyanın asıl gündemi korona virüs değil. Korona virüs, kurulmak istenen yeni dünya düzeninin aydınlatma fişeği ama insanlar anlamak istemiyor...Vücudunuza çip yerleştirmek istemelerini bir kenara bırakın, yediğiniz her şeyin yapısını değiştiriyorlar, içtiğiniz suya ve ciğerlerinize çektiğiniz havaya bile müdahil olmaya çalışıyorlar. Suyu ele geçirmeleri için az kaldı. Yakında, benzin istasyonları gibi istasyonlar kurarak hava satmaya bile başlayabilirler! İnsanoğlu ise şimdi eski çarpık düzenini geri istiyor.

Türkiye, bu şartlarda neler yapıyor? Kısır siyasi çekişmeler azalacağına daha fazla körükleniyor. Siyasi tartışmalar, polemikler, incir çekirdeğini bile doldurmuyor. Muhalefet iktidarın kurduğu tuzaklara düşüyor hatta zokayı yutuyor. Belki bu oyunun senaryosunu kimin yazdığın biliyorlar, hepsi kendi rolünü oynuyor ama taraftarlar, tartışmaları gerçek zannediyor. Bu tartışmalar bir gün biter de bittiği zaman yeni bir dünya kurulmuş olur, o dünyada milletlere yer olmaz! Dolayısıyla, herkes, küresel akıl dayatanların esiri olur...

Konuyla ilgili bir mektup paylaşmak istiyorum:

“Öncelikle sizi korona virüs hakkında  yazdığınız  cesur ve akıllı  yazılarınızdan  dolayı tebrik etmek istiyorum. Ben 30 yılı aşkın yurt dışında, İngiltere ve İsveç’te yaşayan ve şimdi Türkiye ile Hollanda arasında gidip gelen bir kişiyim. ürkiye’de ekonomi,  İngiltere’de bilgisayar mühendisliği ve sonrasında  proje müdürlüğü üzerine master yaptım. Fujitsu, TCS, Dassault Systems şirketlerinde 23 yıl Proje ve Program Direktörlüğü yaptım. Benim korona virüs konusunda yapılanlara, dünyanın sessiz kalmasının mantığım almıyor, alamıyor. Avrupa ve Amerika’da bütün istatistikler, virüsü olduğundan daha korkunç göstermek için saptırılıyor. Bu olay, sizin de belirttiğiniz gibi Bill Gates'in başını çektiği milyarderlerin projesi gibi görünüyor.. Virüs, aşı,  uzaya fırlatılan yeni uydular, insansız araçlar, robot polisler, elektronik para ve insanların  elektronik olarak çiplenmesi, 5G, 6G, 7G, insanların bilgisayarlara bağlanması, genetiği bozulmuş yiyecekler, hepsi bu büyük projenin parçası gibi duruyor.

Elon Musk’ın şirketi, toplam 30 bin uydu atacak. Amazon ve diğerleriyle beraber 57 bin uydu atma lisansları var, yakında yıldızları göremeyeceğiz.  Şu an dünyada 2,5 milyar insanın banka hesabı yok. Bill Gates, bu insanlara elektronik kimlik ve elektronik banka hesabı vermek istiyor. Bir de süper pirinç projesi var. Bulmacanın parçaları, bu projelerle yerine oturuyor. Çin ile Bill Gates’in ortak nükleer reaktör projesi de vardı. Neyse ki ABD izin vermedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün finansının yüzde 20’sini Bill and Melinda Gates Foundation  ile GAVI sağlıyor. Örgütün başı Tedros, Bill Gates in eski adamı...

Üç yıl önce Politico gazetesi, Bill Gates ve WHO ile ilgili bir yazı yayınlamıştı. ‘Dünyanın en güçlü doktoruyla tanışın, karşınızda Bill Gates’ diye... Test kiti üzerinden gelecek para yalnızca İngiltere’de 14 milyar sterlin. Aşı ise İngiltere’ye 30 milyar sterline mal olacak. Başlangıçta aşı başına 455 sterlin gibi yüksek bir maliyet söz konusu. Bill Gates, 7 milyar kişi için çifte aşı üretilmesini istiyor, ilk aşı yeterli olmazsa ikinci aşıya gerek duyulacağını söyledi. Yani 14 milyar aşı üretiminden söz ediyor. Aşıdan gelecek olan parayı düşünün. Benim tahminim en ucuz aşı 50 dolar civarında olacaktır, bunun lojistik masraflarını da düşünürsek 100 doları bulacaktır.  Bill ve Melinda Gates Foundation’a 700 milyar dolar civarında bir para getirecek. Tabii, insanların bilgisayarlara bağlanması yanında bu proje bile küçük kalıyor. Sağlıcakla kalın.” - Hakan Kınacı 




* Virüse karşı Trump Pazarlama şirketi! - 04 Mayıs 2020 / link

İlginçtir, bu mesajlardan hemen önce, Türkiye'de Oktay Sinanoğlu'nun önsözüyle yayınlanan, F. William Engdahll'ın "Ölüm Tohumları" kitabını okumuştum. Rumsfeld'in, Gilead şirketine ortak olduğu orada da belirtiliyor ama daha önemlisi, Gilead şirketi, sadece AİDS ve SARS'ta değil, Mers'te, kuş gribinde ve domuz gribinde de rol almıştı!

1 Kasım 2005'te, "Grip Salgını Strateji Planı" adlı 381 sayfalık bir rapor açıklayan dönemin ABD başkanı George W. Bush, "Bilim adamları H5N1 veya kuş gribi salgını olacağı konusunda endişeliler." dedi ve bu gribe karşı Tamiflu adlı ilacın kullanılacağını bildirdi. İlacı Dünya Sağlık Örgütü öneriyordu ve Roche tarafından üretilmişti. Ancak ilacın patenti, Gilead şirketine aitti ve Bush'un hükümetinde yer almadan önce Rumsfeld bu şirketin yönetimindeydi! ABD, Sağlık Bakanlığı 2 milyar dolarlık Tamiflu aldı ama ilacın hiçbiri faydası yoktu. Çünkü zaten kuş gribi diye bir salgın yoktu!

Bu arada, bütün dünyada, 15-20 tavuğu bulunan köylülerin tavukları itlaf edilirken, Amerikan şirketleri, Türkiye'de bile tavukçuluk sektörüne giriyordu!

Bush, kuş gribinden yüz binlerce insan öleceğini hatta sadece ABD'de 2 milyon insanın kaybedilebileceğini söylüyordu. 2009 domuz gribinde de aynı senaryoyu uyguladılar ama dünyaya korkutmayı başaramadılar. Korona virüs salgınında ise ABD'yi yöneten şirketler, hedeflerine ulaşmış oldu. Şimdi "Remdesivir" denilen ilacın pazarlanması için de Tamiflu senaryosuna benzer bir senaryo, yine Gilead şirketi tarafından ve Trump pazarlama üzerinden uygulanıyor. 



* Salgın projesinin hedefi netleşiyor! - 05 Mayıs 2020 / link

- Türkiye, bu projeye devlet olarak direnecek mi? Öncelikle belirteyim ki, şu anda bilim kurulunda görev yapan akademisyenlerden biri, alenen, Bill Gates'in ürettireceği moleküler aşıların propagandasını yapıyor! Bu, ne demektir? Devlet, çocuk değil ki kandırılsın? 

Peki ya salgın bahanesiyle, Atatürk Havaalanı pistlerinin yok edilmesi ne demektir? Salgından birkaç yıl önce, Türkiye'nin aşı üretme kapasitesine sahip Hıfzısıhha Enstitüsü'nü kapatmak ne demek?



* Korona virüsü yok eden milli ürün geliştirildi! - 06 Mayıs 2020 / link

Gates, 19 Mart 2020'de "etkili bir tedavi ne zaman mümkün olabilir?" sorusuna cevap verirken, "Vakıf, endüstrinin tüm yeteneklerini devreye sokarak bir terapötik hızlandırıcı düzenledi. Bahsettiğim 'test parçacığı' iyi geliştirilirse sonunda tekrar açılabiliriz. Tüm dünyada terapötikleri test etme ihtiyacı var. Virüs ulusal sınırları tanımıyor." demişti. Diğer taraftan businessinsider.com'da, Lydia Ramsey adlı muhabirin 14 Mart 2020'da yayınlanan haberine göre "Bill Gates tarafından desteklenen Chicago merkezli bir biyoteknoloji enstitüsü, mutasyona uğramış genleri; RNA veya ribonükleik asitleri etkileyen ilaçlar geliştirdi."

Haberde, "Geliştirilen ilaçların, istenilen hücrelere ulaştırması için de nanopartiküller ve DNA veya RNA'dan oluşan parçalar geliştirildi. Amaç, DNA veya RNA'ya ulaşmak, bunun için doğrudan cildinize, akciğerlerinize, gözlerinize yani doğrudan hücrelerinize bu yapıları göndermektir." deniliyor. Bill Gates, korona virüsün doğal mutasyon geçirmiş bir virüs olduğunu kabul ediyor ama biyolojik bir varlık olan virüse karşı, insanların vücuduna, moleküler parçacık, yani "verici" yerleştirmek istiyor. Oysa aşının da biyolojik olması gerekmez mi? Aşının mantığı bunu gerektirmez mi? 

 



* CIA mensupları niye maske takmıyor? - 07 Mayıs 2020 / link

"Düşünmedim" veya "düşünemedim" diye mazeret olur mu? Başkan Yardımcısı çocuk mudur?

"POLITICO" da yayınlanan "Maske takmak kendini beğenmiş liberaller içindir. Reddetmek ise pervasız Cumhuriyetçiler için" başlıklı yazıda ise şöyle deniliyor: "Maske, kültürel ve politik bölünmenin sembolü haline geldi. Kimileri için maskeler, salgını ciddiye aldığınızı ve hayat kurtarmak için kişisel bir fedakârlık yapmaya istekli olduğunuzu gösteren bir işaret haline geldi. Bu sebeple takmayan tanınmış insanlar sosyal medyada yerden yere vuruluyor.

Televizyon programcısı Laura Ingraham ise 'büyük kitleler üzerindeki sosyal kontrolün, korku ve gözdağı ve özgür düşüncenin bastırılması yoluyla elde edildiğini' söylüyor ve 'halkı propaganda yoluyla şartlandırmak da önemli, yeni dogmalar eski sağduyunun yerine geçti.' diye halkı uyardı." Makalede, "Beyaz Saray'da birçok kişinin maske takmadığı dikkat çekicidir. Gazetecilere sıcaklık kontrolü yapan personel bile maske takmıyor. Binanın içinde nispeten maskesiz bir bölge var. Bu hafta özel kalem müdürü Mark Meadows ve gizli servis ajanları da dahil olmak üzere 20 Beyaz Saray yetkilisinin katıldığı bir toplantıda, Beyaz Saray'dan hiç kimse maske veya başka bir yüz örtüsü takmadı." bilgisi de verildi. 

Herkese sorum şu: Yoksa korona virüsle ilgili gerçekleri gizli servisler biliyor da dünya maskeli balo mu yaşıyor? "Dijital insan"a geçişi devletler kabul etti de "korona virüs adlı korku kampanyası", yeni sistemi insanlara kabul ettirmek için mi başlatıldı?



* Öldürülen Dr.Liu, korona virüsünün sebebini mi bulmuştu? - 08 Mayıs 2020 / link

ABD'de Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi Bilgisayar Destekli Sistem Biyolojisi Bölümü'nde asistan olarak görev yapan ve korona virüsle ilgili çalışmalar yürüten ekipte de yer alan 37 yaşındaki Doç. Dr. Bing Liu evinde öldürüldü. Katil de evin dışında ölü bulundu. Dr. Liu'nun, arkadaşlarına "Çok önemli bulgular keşfettim" dedikten sonra öldürülmüş olması cinayeti daha önemli hale getirdi.

Polis, saldırganın cinayet sonrası intihar ettiğini ve cinayetin Dr. Liu'nun çalışmalarıyla hiçbir bağlantısı olmadığını katiliyle Liu arasında özel bir ilişkiden kaynaklanan ve uzun süredir devam eden bir anlaşmazlık bulunduğunu açıkladı ama bu açıklamadaki kesinlik ve hız da dikkat çekti. Olayın hemen ardından böyle bir açıklama yapılmış olması manidar…

Pittsburgh Üniversitesi, geçtiğimiz hafta Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi Üyeliğine seçilen ilk Türk bilim kadını olan Prof. Dr. İvet Bahar'ın kurucu başkanı olduğu Bilgisayar Destekli Sistem Biyolojisi Bölümü'nün web sayfasında Dr. Liu ile ilgili bir başsağlığı mesajı yayınladı. 

Mesajda şöyle denildi: "Bing Liu, alanındaki birçok meslektaşının saygısını ve takdirini kazanan ve bilime benzersiz katkılar yapan seçkin bir araştırmacıydı. Uzmanlık alanı biyolojik sistem dinamiklerinin hesaplamalı modellemesi ve analizi idi. Karmaşık hücresel etkileşimlerin zaman gelişimini, Bayes ağ modellerini ve yöntemlerini ve istatistiksel model kontrol ve duyarlılık analizlerini modellemek için yüksek performanslı hesaplama teknikleri ve gelişmiş makine öğrenme yaklaşımları geliştirmiştir.

Bing üretken bir araştırmacıydı. Kariyeri boyunca, bir kitaba ek olarak, 2020'de dördü de dahil olmak üzere 30'dan fazla yayında yazarlık yaptı. Bahar Laboratuarı'nda kritik bir rol oynamıştır ve Ivet ve laboratuarı için sistem biyolojisi araştırmalarında liderdir. Tek başına hepimize ve buradaki ve diğer kurumlardaki klinisyenler de dahil olmak üzere birçok işbirlikçiye yardımcı oldu, çalıştığı konular, bağışıklık sinyal olayları, apoptotik ve ferroptotik hücre ölümü, otofaji, redoks lipit programlama, radyasyona yanıt ve radyasyon tedavisi, sistemler (poli) farmakolojik tedavileri idi. Bing, SARS-CoV-2 enfeksiyonunun (korona virüsün) altında yatan hücresel mekanizmaları ve aşağıdaki komplikasyonların hücresel temellerini anlamaya yönelik çok önemli bulgular elde etmek üzereydi. Bilimsel mükemmelliğine saygı göstermek amacıyla başlattığı şeyi tamamlamak için çaba göstereceğiz."

Bu açıklamadan da anlaşılıyor ki Dr. Liu, korona virüs salgını sırasında, insan hücresinin nasıl ve ne sebeple değiştiğini ve öldüğünü keşfetmişti. Gerçi, elektromanyetik radyasyonun apoptotik yani "programlanmış hücre ölümü"ne yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Martin. L. Pall gibi Amerikalı bilim adamları da var ve onlar yaşıyor ama Bing Liu'nun, çok net sonuçlara ulaştığı sanılıyor. Liu'nun araştırmalarını önemli kılan, doğrudan doğruya korona virüsten meydana gelen hücre ölümlerini incelemiş olmasıdır. 

Tabii Dr. Liu'nun araştırdığı "programlanmış hücre ölümü", vücudun normal işleyişi sonucu hücrelerin ölmesi değil, dış etki sonucu, doğal programın dışına çıkarak hızlı veya yavaş ölmesi olsa gerek... İkincisi kansere sebep oluyor. Normalde bir insan vücudunda günde 50-70 milyar hücre, doğal program sonucu ölmekte, yerlerine yenisi gelmektedir. Bu denge, dış etkiyle değiştirilirse, değişimin hızına göre ani ölümler bile gerçekleşebilir. Ani organ yetmezliği meydana gelebilir veya radyasyonla tedavi edildiği söylenen kanser gibi hastalıklar hızlandırılabilir. Bunlar, grip ailesinden bir virüsün başaracağı işler midir? Konuyu araştıran Dr. Liu'nun öldürülmesi, insanlığın kaderini etkileyecek kadar önemlidir.




* Medya bu fotoğrafları neden görmek istemiyor? - 11 Mayıs 2020 / link

Bütün dünya bu haberle çalkalanıyor ama gazeteler ve televizyonlar görmüyor! Tanzanya Başkanı John Magufuli bir basın toplantısı yaptı ve ithal test kitlerinin kesinlikle güvenilir olmadığını gösteren sonuçlar açıkladı. John Magufuli, keçiden, koyundan, papav adlı tropikal bir meyveden örnekler aldırarak yaş ve cinsiyet de belirterek insan isimleriyle laboratuvarlara gönderilmesini sağladı. Testlerden bazılarının sonuçlarına göre; bir keçi ve papav adlı bir meyve pozitif çıktı! Magufuli bu olaydan sonra halka sesleniş konuşması yaptı ve şunları söyledi:

"Keçilerden örnek aldık, koyunlardan, papavdan, hatta otomobil yağından ve daha birçok değişik kaynaklardan örnekler aldık ve laboratuvara götürdük. Hatta bütün örnekleri tek tek isimlendirdik. Örneğin,  Jack Fruit (tropical bir meyve) den örnek aldığımızda onu Sarah Samuel olarak etiketledik, 45 yasında, bayan... Sonuç 'kesinleşmemiş' olarak geldi. Papav'dan aldığımız örnek için Elisabeth Ane ismini koyduk. 26 yaşında bayan olarak etiketlendi, sonuç 'pozitif' geldi. İşte burada koronadan söz ediyoruz. Bu demek ki bu meyveden alınan sıvı pozitif, yani korona virüsü taşıyor.

Bir kuş çeşidi olan Kvore'den örnek aldık 'pozitif' çıktı. Keçiden örnek aldık ve sonuç 'pozitif' geldi. Görüyoruz ki örnekler alıp, bunlar insanlardan geliyor dediğimizde test sonuçları pozitif geliyor, yani 'Covid-19 hastalığı var' deniliyor. Bu test kitlerinin ardında kirli bir oyun olduğunu görüyorsunuz.  Tanzanyalılara bir tavsiyem var: Endişelenmeyin, panik olmayın. Birbirimizi korkutmayalım. Politikacılar da bunu bir politik gündem olarak kullanmayı durdurmalı."

Tanzanya Başkanı'nın bu konuşmasının dünya basınında gündemin birinci sırasında olması gerekmez miydi? Adam, sadece devlet başkanı olarak değil bilimle uğraşmış bir kişi olarak dünya çapındaki "bir kirli oyun"dan bahsediyor.... Çıt yok!

Almanya'da ise başta Frankfurt olmak üzere birçok şehirde protesto gösterileri düzenledi. Türkiye'de bir televizyon, bu haberi, "karantinayı protesto ettiler" diye verdi. Evet, göstericilerin sloganları ve yapılan konuşmalar arasında "Almanya, özgürlük demektir" gibi sözler vardı ve devletin uygulamalarına tepki göstermişlerdi ama, asıl tepkileri Bill Gates'in bütün insanlara çip yerleştirmek istemesi konusundaydı…  Alman devletini uyarıyorlar, "Bill Gates'in çiplerine hayır" diyorlardı. Frankfurter Allgemeine Zeitung, bu haberi fotoğraflı ve görüntülü olarak yayınlarken bile Bill Gates ile ilgili pankartı gösteren fotoğrafın altına "komplo teorilerini yansıtıyor" diye yorum yaptı.

 



* Tecrit koronadan tehlikeli hale geldi! - 13 Mayıs 2020 / link

"Korona gerçeği" diye bir İnternet sitesi kuruldu. Sosyal medyada da faaliyet gösteriyorlar. Yalnız bütün dünyada olduğu gibi, bu sitenin videoları da Youtube tarafından yayından kaldırıldı. Gerekçe olarak bu videolarda Dünya Sağlık Örgütü verilerine aykırı yayınları kaldırmaya karar vermiş olmalarını gösteriyorlar. Facebook ve Twitter'ın da benzer uygulamaları var. Öncelikle Bill Gates hakkındaki iddiaların yaygınlaşmasını önlemeye çalışıyorlar ama bu çabalar, iddiaların doğruluğuna delil sayılıyor.

Biz, korona gerçeğine geri dönelim. Grup, dünya çapındaki araştırma ve incelemeleri yayınlamaya çalışıyor, Bunlardan biri, İsviçreli bir doktora ait olduğu bildirilen bir rapor:

*Hastalığın en iyi çalışıldığı ülkeler ve bölgelerden gelen verilere göre, Kovid-19'un ölümcüllüğü, şiddetli bir influenza (grip) aralığında olup, ortalama yüzde 0,2'dir ve Dünya Sağlık Örgütü'nün başta varsaydığından yaklaşık 20 kat düşüktür.

*Çoğu ülkede, tüm fazladan ölümlerin yüzde 50 ila yüzde 70'i bakım evlerinde olmuştur. Bu insanların gerçekten Kovid-19'dan mı yoksa aşırı stres, korku ve yalnızlıktan mı öldükleri açık değildir. "Kovid-19 ölümleri" denilen ölümlerde bile, ölüm sebebi açık değildir.

*Kovid-19'dan ölen genç ve sağlıklı insanlara ait birçok medya haberi daha yakından incelendiğinde yanlış çıkmıştır.

*Birçok ülkede Kovid-19 ölümlerinin sayısı şiddetli grip mevsimlerinde yaşanan ölümlerin altında kalmıştır.

*Virüsün havadan veya kapı kolundan bulaştığına dair hiçbir kanıt gösterilememiştir. Maskelerin etkili olduğuna ilişkin de hiçbir bilimsel kanıt yoktur.

*Amerikan Güvenlik Kurumu'nu medyaya ifşa eden Edward Snowden, "korona krizi"nin, küresel gözetlemenin kitlesel ve kalıcı olarak yaygınlaştırılması için kullanılacağı uyarısında bulundu.

*Ünlü virolog Pablo Goldschmidt, bir "küresel medya terörü" ve "totaliter önlemler"den söz etti. Önde gelen İngiliz virolog Profesör John Oxford da bunun bir "medya salgını" olduğunu söylemiştir.

* Oxford Üniversitesi'ndeki Kanıta-Dayalı Tıp Merkezi Müdürü Profesör Carl Heneghan, yeni bir makalede tecritin yol açtığı tahribatın virüsün yol açtığından daha fazla olabileceği uyarısında bulunuyor. Profesör Heneghan, salgının birçok ülkede tecritten önce zaten en tepe noktaya ulaşmış durumda olduğunu ileri sürüyor.

*İsveçli uzman Profesör Johan Giesecke, İsveçli epidemiyoloji profesörü Johan Giesecke, bunun "hafif bir hastalıktan yaratılmış bir tsunami" olduğunu söylüyor.

* Şu anda, insanlığın üçte biri tecrit altındaki bu da İkinci Dünya Savaşı sırasında dünyada yaşayan insan sayısından daha fazladır.

Almanya'da bilim ve tıp konularında yazan gazeteci Robert Schröder, bir makalesinde mesleğinin mevcut krizde tümüyle sekteye uğramakta olduğunu belirtmiştir: "Eleştirel, tarafsız bir Dördüncü Güç olarak, erk sahiplerini denetlemesi gereken bir meslek; nasıl olur da izleyicilerinin içinde bulunduğu kolektif isteriye, ışık hızında ve neredeyse oybirliği ile yenik düşebilir; sahibinin sesi olmaya, hükümet propagandasına ve uzmanların tanrılaştırılmasına kendini böyle teslim edebilir. Bu benim için anlaşılmaz bir hal, midemi bulandırıyor, artık canıma yetti, utanç içinde bu değersiz gösteri ile aramdaki ilişkiyi kopartıyorum." 



* Virüs bahanesiyle verileriniz toplanıyor! - 14 Mayıs 2020 / link


* Korona diktatörlüğü ve Hitler'in yetki kanunu! - 15 Mayıs 2020 / link

Görüldüğü gibi düşünen insanların aklı başına geliyor ama azınlıkta oldukları hissi verilerek, marjinal gösterilmeye ve etkinlikleri kırılmaya çalışılıyor. Oysa insan sağlığıyla oynayanlar çok küçük bir azınlık ve gerçekte hiçbir güçleri de yok!



* Asıl sorun, devletleri yönetenlerin ruh sağlığı! - 16 Mayıs 2020 / link

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, ruh sağlığı sorunları olan her yaştan bireyin pandemi sürecinde daha fazla risk altında olduğunu söyledi.Guterres, “Hükümetleri, sivil toplumu, sağlık yetkililerini ve diğerlerini, bu pandeminin ruhsal sağlık boyutunu bir an önce ele almaya çağırıyorum’” dedi. 



* Kanser yapan bebek pudrası, aşı ve medya! - 22 Mayıs 2020 / link

Dünyanın korona virüs salgını olarak bildiği süreç ile ilgili olarak bütün dünyada şüpheler var. Şüphelerin artmasına aşı çalışmaları yaptığı söylenen şirketlerle ilgili haberler sebep oluyor. Doğal mutasyon sonucu geliştiği söylenen virüse karşı geliştirildiği söylenen maddelerin, aşı mantığına tamamen aykırı, haberleşme amaçlı moleküller olduğu anlaşılıyor. Bu da aşı ile ilgili haberlerin, insanları aldatmaya yönelik olduğunu gösteriyor.

Aşı haberleri, bazen doktorlara da soruluyor. Bir iki doktor, sanki yurt dışındaki bu aşı çalışmalarının içinde kendileri de varmış gibi "bilgi"ler veriyor! Gerçekte yaptıkları ise ilaç şirketlerinin propagandasını yapmak! Göz göre göre yalan söylüyorlar! Ve kimse bunlara, "Neden halkı kandırıyorsunuz?" diye hesap sormuyor.

Yurt dışından bağlanan bir Türk akademisyen ise hiç çekinmeden pazarlamacılık yaparak şirket ismi de veriyor ve Johnson and Johnson'ın aşı geliştirmeye çok yakın olduğunu söylüyor. Yalnız, söz konusu şirketle ilgili bir haber, ABD ve Kanada'da bomba gibi patladı. Amerika'nın Sesi'nde yayınlanan habere göre Johnson and Johnson şirketi, kansere yol açtığı öne sürülen ve hakkında binlerce tazminat davası açılan talk pudrasının ABD'de ve Kanada'da satışını durdurma kararı aldığını açıkladı. Şirket, bu kararın, yanlış bilgilerden dolayı ürüne olan talebin düşmesinden kaynaklandığını belirtti. Habere göre şirket, bebek pudrasına kanserojen asbest (amyant) maddesinin karıştığı iddiasıyla tüketiciler tarafından açılan 19 binden fazla davayla mücadele ediyor. Davaların çoğu Amerika'nın New Jersey eyaletinde görülüyor. Şirket "Johnson bebek pudrasının güvenli olduğundan kesinlikle eminiz" diyerek ürünle ilgili iddiaları reddederken bilimsel çalışmaların da ürünün güvenliğini desteklediğini açıkladı.

Dikkat ederseniz haber, şirket ağzından verilmiş, dava açanlara soru bile sorulmamış…

Tabii şimdi parayla hukuki mütalaa satın alır gibi, bilimsel rapor almak da mümkün. Asbestin ise maruz kalındıktan yıllar sonra kansere yol açtığı biliniyor. Firmaya dava açanların çoğu, bebek pudrasına karışan asbest yüzünden akciğer zarında ve diğer organlarda meydana gelen ve tedavisi olmayan mezotelyom kanserine yakalandıklarını iddia ediyor.

Şimdi ABD kamuoyu gibi bütün dünyanın, aynı zamanda aşı çalışmaları da yapan şirketin bebek pudrasını piyasadan çektiğini bilmesi gerekli değil mi? Peki bu bilgiyi Türk kamuoyuna herkesten önce kimin sunması beklenir? Söz konusu şirketin aşı çalışmalarını bir Türk profesör üzerinden halkın gözüne sokmaya çalışan televizyon kanalının değil mi? Fakat onlardan ses çıkmıyor nedense! Yahu bu bebek pudrası Türkiye'de da kullanılmıyor mu? Türk bebeklerinin sağlıklı gelişmesi, Amerikalı veya Kanadalı bebekler kadar haklarının korunması, bunun için de bebeğine bakan bütün annelerin gelişmelerden haberdar edilmesi gerekmez mi?

Bir defa iddialar doğru çıkarsa, bebek pudrası yoluyla, insanların kanser edilmesi gibi bir katliam hatta bir soykırım söz konusu demektir. ABD'deki bu tartışmayı bildiği halde, aynı şirketin geliştirmekte olduğu aşının propagandasını yapmak ne demek oluyor peki? Bir Türk profesörün dışarıdan, bir diğerinin de içerden, Türkiye medyasını da kullanarak bu tür şirketlerin üzerinde çalıştığı sözde aşılara daha şimdiden kefil olması, kamuoyunu yanıltmanın ötesinde insanlığa karşı işlenen bir suç değil midir? Türk çocuklarının sağlığı, Amerikalı ve Kanadalı çocuklar kadar değerli değil midir?



* Kırılma noktaları üzerinde deneyler! - 23 Mayıs 2020 / link


* Erdoğan seçim kaybederse ne olur? - 25 Mayıs 2020 / link

Diğer taraftan, korona virüs bahanesiyle alınan önlemlerin, temel insan haklarını ihlal ettiği yönünde, özellikle Almanya’da ciddi itirazlar var. Başbakan Angela Merkel, buna karşı Almanya Anayasası’nın birinci maddesinde yer alan “İnsan onuru dokunulmazdır” ilkesinden hareketle bu önlemlerin alındığını söyledi. Oysa insan onuru, her gün Almanya dahil bütün devletler tarafından çiğneniyor. İnsanlık bu cendereden, bilimin ışığında ama insan onuru çiğnenmeden kurtarılmalıdır.



* Asıl tehdit virüs değil uygulanan sağlık sistemidir! - 26 Mayıs 2020 / link

Küresel salgın, nasıl oluşur hiç düşündünüz mü? Küresel bir salgının, bütün ülkelerde neredeyse eş zamanlı olarak başlaması mümkün müdür? “Çin’de başladı İran’a geçti” deniliyor ama bu doğru değil. ABD, İtalya, İngiltere, Fransa, Almanya ve Türkiye dahil bütün dünyada 2019’un Eylül, Kasım, Aralık aylarında, boğazda tahriş ve hırıltı ile başlayan bir hastalık var! Peki bu hastalığa sebep olan virüs, Güney Amerika’da, Amazon ormanlarında yaşayan ve şehirlerle teması olmayan yerli kabilelere rüzgârlarla mı ulaştı?

“Virüsün şeması çıkarıldı” deniliyor ama ortaya çıkarılan virüs resmi bilgisayarda çizilmiş bir figürden ibaret! Üstelik virüs resmi diye çizilen bu figür, insan ve hayvan hücresinde bulunan eksozomlar ile aynı! En azından böyle bir iddia var! Yani bize virüs diye gösterilen resim, insan vücudunda doğal olarak bulunan, hücre içindeki bir maddenin resmi olabilir! Bu maddenin elektromanyetik dalga etkisiyle hücreyi patlatarak dışarı çıktığı ve kanı zehirlediği, önce akciğerleri etkilediği için solunum yoluyla temasta bulunulan diğer insanlara da bulaştığı belirtiliyor. İnsan metabolizmasını değiştiren ve doğal hücre ölümlerinin dışında hücre ölümüne yol açan bir dış etken var ama Türkiye’de şu günlerde bu konuları tartışan ve halkı bilgilendiren bir bilim adamı yok! Daha önceleri, bu konularda bilimsel çalışma yapan, bilimsel makale ve kitap sahibi olanlar ise hiçbir televizyon kanalında konuşturulmuyor. Neden? 

Çünkü Türkiye’de sağlıkla ilgili bilimlerde araştırma yapmak bile artık bakanlık iznine bağlanmıştır. Sağlık Bakanlığı ise Dünya Sağlık Örgütü’nün kurallarına göre çalışıyor. Peki Dünya Sağlık Örgütü kimin kurallarına bağlı? Bir defa DSÖ’nün kuruluş sermayesini veren Rockefeller Vakfı’dır. Dolayısıyla, DSÖ, ilaç kartellerinin örgütüdür. Türkiye’deki sağlık sistemi de bu kartellerin istediği şekilde düzenlenmiştir. İtiraz eden sistemin dışında kalır, doktorsa ruhsatı bile elinden alınır!

Gazeteler sokağa çıkma yasağı günlerinde çıkmıyor. Dolayısıyla bu yazı kâğıda basılı gazetede yayınlanmayacak. Yazı biraz uzun olacak ama İnternet’te yer sıkıntısı yok. Bu itibarla, sağlık sisteminin ne halde olduğunu, uzman tespitiyle bilginize sunmak istiyorum.

Emekli genel cerrah Uğur Yılmaz’ın “Sağlığın Karanlık Yüzü” diye 700 sayfalık bir kitabı var. Yılmaz daha kitabın girişinde Ivan Illich imzalı bir söze yer veriyor: “Sağlık kuruluşları insan sağlığı için büyük bir tehdit haline gelmiştir. Tıbbi uygulamalar üzerinde mesleki denetimin sakatlayıcı etkisi bir salgın hastalık boyutlarına ulaşmıştır.” Mesele bu kadar vahim aslında...

Uğur Yılmaz devam ediyor:

*Sağlık sistemi deyince toplum hekim ve hasta arasında olan ve hastanelerde verilen bir hizmeti anlamaktadır. Soruna böyle yaklaşıldığı zaman 'sistem' anlaşılamaz. Sistemin ön planında ABD'nin emperyalist küreselleşme stratejilerine uygun olarak ülkelerde uygulanacak sağlık sistemlerini belirleyen DTÖ, Dünya Bankası, OECD, İMF gibi küresel örgütler vardır. 

*Türkiye cephesine baktığımız zaman sağlık politikaları ile ilgili bütün kurum ve kuruluşların yöneticileri sistemin içindedir. Sağlık sistemi, hiç de bilimsel ilkelere göre, hasta veya insan yararına, kusursuz ve düzgün işleyen bir sistem değildir. 

*Aksine sistem, arkasında Dünya Bankası gibi ABD'nin küresel egemenlik örgütlerinin olduğu, her seviyede ilgili kişilerin ve çalışanların bu kirli ilişkilerde kendilerine verilen rolleri oynadıkları, kirli, mafyatik, nitelikli dolandırıcılık ve soygun sistemidir. * Bu kişiler toplum karşısında, TV ve basında yüzlerine masum-temiz bir maske geçirmektedir. Sağlık sisteminin bir de bilinmeyen, bilinmek ve görülmek istenmeyen, değiştirilmek istenmeyen karanlık bir yüzü vardır. 

* Kovid-19 salgını münasebeti ile Türkiye'nin sağlık sistemi bütün toplumu aldatacak bir şekilde övülmektedir. Bu sistemin Atatürk'ün kurduğu sistemin devamı olan kamucu bir sistem olduğu propagandası yapılmaktadır. 

* Sağlık haberciliği yalan haberciliğin en fazla uygulandığı bir habercilik şeklidir. Bu şekilde kitleler yönlendirilir, aldatılır, belli bir hedefe doğru yönlendirilir. Medyada maalesef sağlık ile ilişkili konularda doğru haberlere rastlamıyoruz. 

* Sağlıkta Dönüşüm sistemi, ABD’nin kurmak istediği yeni dünya düzeninin sağlık alanında uygulamasıdır. Atatürk’ün kurduğu sistemle bir ilgisi yoktur. Bu uygulama devletin sağlık alanından tasfiyesi, ABD emperyalizmi tarafından düzenlenen işletim sistemi ile tıp kartelinin çıkarlarına uygun bir sağlık piyasası oluşturulması, sağlık kuruşlarının özelleştirilmesi ve bu iş tamamlanıncaya kadar mülkiyeti devlete ait olan sağlık tesislerinin işletmesinin SGK sistemi vasıtası ile oluşturulan sağlık piyasasına dâhil edilmesidir.

* Devletin elinde gibi görülen sağlık tesislerine de kartelin ürünlerinin daha fazla satılması ve pazarlanması görevi verilmiştir. Bu amaca ulaşmak için tıbbi hizmet, tedavi, girişim, ürün ve cihazların satılması ve pazarlanmasında diğer komisyonculuk işlerinde olduğu gibi kâr payı dağıtılmaktadır.

* Şu anda Türkiye'de uygulanan sağlık sistemi, Dünya Bankası tarafından kurulmuş ve yönetilmekte olan bir sistemdir. Milli bir sistem değildir. En son “Başakşehir Şehir Hastanesi”nin açılışı vesilesi ile “Sağlıkta Dönüşüm”ün bu son uygulaması da tüm halka kamucu bir uygulama olarak yedirilmiştir. Başakşehir Şehir Hastanesi bir devlet hastanesi ve yatırımı değildir.

* Bu hastane Dünya Bankası ile ticari ortaklığı olan uluslararası Rönesans Holding'in Japon ortağı ile yap-işlet-devret yöntemi ile yaptığı bir hastanedir. Bu gibi hastanelerin milletin sırtına bindirdiği yük sıradan bir özel hastanenin yükünden çok fazladır. Çünkü şehir hastanelerine gelir ve kâr garantisi de verilmektedir. Hastane belirlenen geliri sağlayamazsa aradaki fark Orhangazi köprüsünde ve benzerlerinde olduğu gibi devlet tarafından ödenecektir.

* Bu sistem bir saat gibi düzenli işleyen bir ticari soygun sistemidir. Hem Dünya Bankası hem de onun küresel aktörleri, işbirlikçileri ve basını bu sistemi çok başarılı bulmaktadır. Bu tiyatro sahnesinde herkes nedense maymun rolünü oynamak istediği için sağlık sistemimizin daha bir süre böyle tıkır tıkır sorunsuz işleyeceğini söyleyebiliriz!

* Günümüzde yalnız Türkiye’de değil, dünyanın büyük bir bölümünde sağlık hizmetleri; tıbbi ürün, ilaç ve teknolojilerin pazarlanmasının bir aracıdır. Sağlık sistemi, insan sağlığını koruma ve hastalıkları iyileştirmeyi amaçlamaz.

* Toplum; tıbbi ürün, ilaç, teknoloji ve tanı yöntemlerinin gereksiz ve yaygın kullanımını “sağlık hizmeti” sanacak biçimde koşullandırılmış ve yönlendirilmiştir. Toplum bu nedenle, sağlığı koruma ve hastalıkları tedavi amacı taşımayan tanı ve tedavi yöntemlerinin uygulandığını, kendisine iyilik değil kötülük yapıldığını algılayamamaktadır.

* Bu bozulup yozlaşmanın sebebi hekimlerden değil, sistemden kaynaklanıyor. Yozlaşmanın tıp ve ahlâk eğitimiyle düzeltilmesi, yaşanan aksaklıkların, sistem içinde çözülmesi olanaksızdır. Kaldı ki; sistem içinde kimse bu işleyişten rahatsız değildir ve düzeltilmesini istememektedir.

* Perde önünde veya satış tezgâhında görev alanlardan çok, perde arkasında ipleri ellerinde tutan tıp kartelini görmek ve iyi tanımak gerekmektedir. En önde görülen kişiler sadece kendilerine verilen rolleri oynamaktadır, oyunun senaryosu başka yerlerde hazırlanmış ve Türkiye’de sahneye konulmuştur.

* Ünlü İngiliz tiyatro yazarı Shakespeare, Dünya’yı bir tiyatro sahnesine benzetir ve tüm insanları bu sahnede oynanan oyunun oyuncuları olarak görür. İşte, sağlık piyasası da böyle bir tiyatro sahnesidir. Bu sahnede herkes sistemin kendisine verdiği rolü oynamaktadır. Daha doğrusu oynamak zorundadır. Oynanan bu oyunda sevinç, hüzün, komedi, trajedi, entrika, cinayet, kan, üzüntü, ölüm, aldatma, kandırma, dolandırıcılık ve çeteleşme dâhil her şey bulunmaktadır. 

BİRİNCİ TESPİT

* Kitapta anlattığım yaşanmış hikâyelerde birinci tespitim, halkın sağlık, tıp ve tedavi konularında derin bilgisizliği ve cahilliği olmuştur. İnsanlar her tür yalan ve dolana kolaylıkla inanabilmekte veya inandırılabilmektedir. İnsanları inandırmak için hem modern hem modern olmayan tıbbi uygulamalar hakkında değişik yalanlar ve efsaneler uydurulmaktadır.

* Kişilerin eğitimli olup olmaması ve hatta hekim bile olması bu yalanlara inanmalarını engellememektedir. Bu yalanlar, insanların gereksiz tedavi, ilaç kullanımı ve operasyonlar yapılması için sistemli olarak uydurulmakta ve yayılmaktadır. * Neredeyse herkesin ortak görüşü ve inancı haline gelen yalanlar, bireyleri kötü işletilen sağlık sisteminde korumasız bir duruma düşürmektedir. Hatalı uygulama, tedavi ve operasyonların yaptırılmasında insanları ikna etmede uygulanan birçok farklı yöntem bulunmaktadır.

* Halkın zararlı sağlık sisteminden kendisini kurtarmak için okuyup bilinçlenmesi de yeterli olmamaktadır. Ortada bir sistem varsa ve bu sistem herkese nasıl uygulanıyorsa size de yakınlarınıza da aynı biçimde uygulanacak demektir.

İKİNCİ TESPİT

* Tıp kartelinin bilim diye sunduğu dogmalar ve hipotezler, akademik çevrede ve tıp dünyasında  doğa yasaları sanılmaktadır.

*Yapılan çalışmalarda çoğu zaman neyin bulunmak ve gösterilmek istendiği bile belli değildir. Bilim, bir öneri ve uygulamanın onaylanması ile değil, çürütülmesi ile gelişir, gerçeğe bu yoldan ulaşılır.

* Oysa üniversite öğretim üyeleri, tıp kartelinin bilimini bir dogma veya din gibi kabul etmektedir. Bunun dışında bir şey duymaya ve görmeye tahammülleri yoktur, eleştiri ve farklı fikirlerin açıklanmasından hoşlanmazlar.

* Hekimlere tıbbi eğitimleri, ilaç ve malzeme firmaları tarafından verilmektedir! İlaç ve tıbbi malzemeler, firmaların yönlendirmesine göre tercih edilip pazarlanmaktadır. Hastalıklar ve sorunlar değiştiği halde tedaviler hepsinde hemen hemen aynı olmaktadır.

ÜÇÜNCÜ TESPİT

* Üçüncü tespitim, tıp bilimi diye bir bilimin olmadığıdır! Hiç kuşkusuz insanı ve hastalıklarını inceleyen anatomi, fizyoloji, patoloji gibi tıbbi ilimler vardır. Ancak unutulmasın ki, bu bilim dalları ile ilgili dersler, yardımcı sağlık çalışanlarına da verilmektedir. Dolayısıyla bu dersleri almak kişiyi bilim adamı yapmaz.

* Tıp fakültelerinde hastalığın ne olduğu, bunların nasıl teşhis ve tedavi edileceği değil, gereksiz ilaç, tedavi, girişim ve teknoloji kullanmak için toplumun nasıl taranacağı, uygulanacak tedavi ve girişime bağlı olarak nasıl hasta yaratılacağı öğretilmektedir.

* Günümüzde hastalıkların başlıca nedeni, gereksiz ve zararlı tedavilerin uygulanmasıdır. Gereksiz ve zararlı tedavi uygulamanın neden olduğu hastalık ve tıbbi sorunlara “iatrojenik hastalıklar” denilmektedir. Yani, hekimlerin uyguladığı tedavi ve yöntemlerin neden olduğu hastalıklara bu ad verilmektedir.

* Hekimlik eğitiminde, iatrojenik hastalıkların neler olduğu, nasıl oluştuğu, bunlardan kaçınılması için hekimlerin nerede durması gerektiği ve hangi durumlarda belirli bazı tedavi ve girişimleri yapmaması gerektiği öğretilmemektedir.

* Tıp bilimi olarak sunulan; tıbbi cihaz, malzeme, ilaç ve diğer ürünlerin geliştirilmesidir. Çarpıcı gerçek şudur, bu ürünleri üreten ve geliştirenlerin hiçbirisi hekim değildir!

* Geliştirilen tıbbi tanı araçları ile yeni teşhisler, klinik durumlar ve algoritmalar tanımlanmakta, daha sonra bu tanımlara göre tedaviler ve ilaçlar tasarlanmaktadır. Geliştirilen bir ürün, ilaç veya cihaz ya her hastada aynen uygulanarak ve kullanılarak moda olmakta ya da bunlar için yeni tıbbi durumlar ve hastalıklar icat edilmektedir.

* Yeni hastalık icadında kullanılan başlıca yöntem istatistiktir. Vücutta bulunan bir madde veya özellik ölçülür, önce bir normal değer belirlenir ve bunun dışındaki değerler hastalık göstergesi olarak tanımlanır. Zamanla normal değer aralığı daraltılarak hasta sayısı artırılabilir.

* Devlet, kendi denetiminde olan sağlık kuruluşlarında yeterli bir sağlık hizmeti verilebilmesi için üzerine düşeni yapmamıştır. Hastanelerin çoğunda, asepsi antisepsi kurallarına uyulmamaktadır. İşin daha vahimi, hepsi tıp fakültelerinden mezun olan hekimlerin bu temel kavramlardan habersiz olmalarıdır. Devlet, sağlık hizmetlerindeki yolsuzluk, usulsüzlük ve kötü uygulamaları görmezden gelmekte ve bunları yok saymaktadır. Bu konularda yapılan uyarı başvuruları gereği gibi inceleneceği ve soruşturulacağı yerde, kötü uygulamalarda bulunan kişiler korunmakta ve sorunlar görmezden gelinmektedir.

* Bununla kalınsa neyse, çoğu zaman yolsuzlukları ve usulsüzlükleri ortaya çıkarıp duyuranların üzerine gidilmekte, bu kişiler cezalandırılarak susturulmaya çalışılmaktadır. Öyle anlaşılmaktadır ki; denetleyenlerin görevi, sistemin kusursuz işlediğini ve bir sorun bulunmadığını göstererek milletin gerçekleri görmesini engellemektir.

* Kitapta kanser hastalığı hakkında bir anlayış oluşturmak amacıyla bazı hastalardan örnekler verdim. Hastalara çoğu zaman zarar veren tedavilerin ve belki yararı olur diyerek yapılan uygulamaların, giderek temel tedavi yöntemleriymiş gibi uygulandığı görülmektedir.

* Bazı kanser türleri öldürücü değildir, bir tedavi ya da aşırı tedavi gerekmez. Lenfoma ve lösemi gibi bazı türler hariç, geliştirilen diğer tedavi yöntemleri ile daha iyi sonuçlar sağlanamamıştır.

* Toplum hem kanser endüstrisinin geliştirdiği teşhis ve tedavi yöntemleri, hem de kanseri tedavi ediyoruz diye ortaya çıkan sahtekârların yaptığı uygulamalar konusunda bilinçsiz ve korumasızdır.

* Türkiye’de sağlık sistemleri ve özellikle muayenehanecilik sistemi bilimsel olarak incelenmemiş ve eleştirilmemiştir.

* Kişiler, çoğunlukla rahatsızlıkları nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvurmaktadır. Dile getirilen rahatsızlıklar çoğu zaman bir hastalık gibi ele alınarak gereksiz girişim ve tedaviler uygulanmakta ya da hastalar ameliyat edilmektedir. Kitapta, doğal doğum olayının nasıl sezaryen endüstrisine doğru dönüştüğünü örneklerle gösterdim. Aynı durum kalp cerrahisi ve kardiyoloji girişimleri ve kanser tedavileri için de geçerlidir. Bilinen ve alışılan her ameliyat türü için hemen bir ameliyat bandı açılmakta ve bu ameliyat sadece hastalara değil tüm topluma uygulanmaktadır.

* Devlet, sağlık hizmetinde kendisini sorumlu görmemekte ve gereğini yapmamaktadır.

* Sağlık sistemindeki ana sorunlar hep görmezden gelinmiş ve sağlıkla ve tıpla ilgili olmayan konular önemli sağlık sorunu olarak sunulmuştur.

* Mevcut sağlık sistemi bu durumdayken dış güçlerin etkisi ile küreselleşme gereği sağlık alanının özelleştirilmesi ve bu alandan devletin tasfiyesi gündeme gelmiş ve bu yapılmıştır.

* Sağlıkta dönüşüm olarak bilinen bu süreci neredeyse tüm siyasi partiler, sendikalar ve sağlık çalışanları gönülden desteklemiştir. Dönüşüm olayı da tarafsız ve bilimsel yöntemlerle incelenmemiş ve eleştirilmemiştir. Bu konuda yapılan tüm yayınlar, sağlıkta dönüşümü öven ve destekleyen yazı ve raporlardan oluşmaktadır.

* İnsan sağlığı alanında gördüğümüz sorunların aynısı veya benzerleri tarım ve veterinerlik alanlarında da mevcuttur. Veterinerlikte ve tarımda bitkilere kullanılan ilaçlar da kartelin etki alanındadır. Bu alanlarda da tıpkı insanlarda olduğu gibi, pazarlanan ilaçlar gereksiz bir biçimde kullanılmaktadır.

* Artık bu konularda, toplumun tamamı olmasa bile, bir bölümünün düşünmeye ve bir şeyler yapmaya başlamasının zamanı gelmiştir.

Yazıyı, yine Uğur Yılmaz’ın hatırlattığı, İbni Sina’nın bir sözü ile bitirelim:

“Hiç kimse, görmek istemeyen kadar kör değildir.”




* Salgın, küresel itaat operasyon aracıdır! - 27 Mayıs 2020 / link

Michel Chossudovsky, yıllar önce "Yoksulluğun Küreselleşmesi"  adlı eserinde, başta tarım, hayvancılık ve su kaynakları olmak üzere IMF politikaları uygulanan yüz ülkenin topraklarının nasıl ele geçirildiğini, sağlık sistemlerinin nasıl bozulduğunu incelemişti. Chossudovsky, küresel ekonominin toplam 750 kuruluş tarafından kontrol edildiğini ve ulusal devlet kurumlarını etkisizleştiren bir uluslararası alacak tahsilatı sürecine bağlandığını, küçük ölçekli bireysel mülkiyetin silinmekte olduğunu, ancak kamu açıkları sebebiyle, küresel mali sistemin de tehlikeli bir kavşağa geldiğini belirtmiş ve bütün insanlığı uyarmıştı.

Chossudovsky şimdi, "Küresel Kapitalizm, Dünya Hükümeti ve Korona Krizi" başlığı altında yapılan işin küresel bir operasyon olduğunu yazdı.

Chossudovsky, özetle şu tespitleri yaptı:

* Dünya, korona krizinin sebepleri ve sonuçları konusunda yanlış yönlendiriliyor.

* COVID-19 krizi, DSÖ himayesinde, dünya çapında bir ekonomik, sosyal ve politik yeniden yapılanma sürecini tetiklemek için bir bahane olarak kullanılmaktadır. Sosyal mühendislik uygulanmaktadır. Hükümetler, yıkıcı ekonomik ve sosyal sonuçlarına rağmen, karantina gibi uygulamaları genişletme baskısı altına alınmıştır.

* Çokça belgelendiği gibi mortalite dahil COVID-19 hastalığı tahminleri, büyük ölçüde manipüle edilmektedir.

* Dünya çapında uygulanan ulusal ekonomilerin kapatılması kaçınılmaz olarak yoksulluğa, kitlesel işsizliğe ve ölüm oranının artmasına sebep olacaktır.

* Pandemi, bir ekonomik savaş eylemi haline getirilmiştir.

* Politikacılar yalan söylüyor. Ulusal ekonomilerin kilitlenmesi ya da kapatılması halk sağlığı krizine bir çözüm oluşturmaz.

* Politikacıları kim kontrol ediyor? Politikacılar neden yalan söylüyor? Bunlar, "Ultra-zengin hayırseverler" de dahil olmak üzere finansal kuruluşların politik araçlarıdır. Görevleri, dünya çapında ekonomik faaliyetlerin dondurulmasından sonra oluşturulacak küresel ekonomik yeniden yapılandırma projesini yürütmektir.

* Koyunları ağıla sürükleyen "çoban köpekleri" gibi bütün insanlığı evlere sürüklediler.. Bu bir salgın değil, dikkatle planlanmış bir operasyondur. Kendiliğinden veya kazara olan bir şey yoktur.

* Ekonomik durgunluk ulusal ve küresel düzeyde tasarlanmıştır. Kriz ABD-NATO askeri ve istihbarat planlamasına da entegre edilmiştir. Çin, Rusya ve İran'ı zayıflatmakla kalmayıp, aynı zamanda Avrupa Birliği'nin istikrarsızlaştırılmasını da içeriyor.

* "Dünya Hükümeti" kavramı ise David Rockefeller tarafından, Almanya'da, Baden 1991 Bilderberg Toplantısı'nda gündeme getirilmişti.

* 2010'da Rockefeller Vakfı, "küresel yönetişim" ile birlikte dünya çapında bir virüs salgınıyla ilgili alınacak önlemleri senaryo olarak tartışmıştı!

* Bu simülasyonun, çok milyar dolarlık bir aşı programı geliştiren Big Pharma ile irtibat halinde ve DSÖ himayesinde tamamen yozlaşmış bir çaba olduğu ortaya çıkan 2009 H1N1 domuz gribi pandemisini izleyen yılda düzenlendiğini hatırlatmak gerekir.

* Talimatlar ulusal hükümetlere iletilmektedir! Korku kampanyası, bu "entelektüel seçkinlerin ve bankacıların uluslarüstü egemenliğine" hizmet etmektedir. "Küresel yönetişim", küresel çapta genişletilmiş bir "rejim değişikliği" biçimidir. Nihai hedefleri, ulus devletleri kendi kurumları ve ulusal ekonomileri ile birlikte "açık ekonomik bölgelere" dönüştürmektir.

* Küresel finansal elitler, tüm gezegene sahip olmak istiyor. Ulusal devletlerde, önemli siyasi atamalar, Wall Street, Askeri Sanayi Kompleksi, Big Pharma, Big Oil, Kurumsal Medya ve Dijital İletişim Devlerini temsil eden lobi grupları tarafından kontrol edilmektedir.

* Öte yandan, eve hapsetmeyle birleşen "sosyal uzaklaşma", "sosyal itaat aracı" olarak kullanılmaktadır. Bu sayede insanların bu yeni dünya düzenini protesto etmek için toplanmasını da engelliyorlar.

* Gerçekleri ortaya çıkarmak ve dayanışmak, bu gelgiti tersine çevirmek için organize olmak çok önemlidir. Dünya çapında bir hareketin ilk adımı "karşı propaganda"dır. 




* İşte kafatasınıza delik açacağım diyen Musk'ın projesi - 29 Mayıs 2020 / link

Bu bilgiler de nereden çıktı?" diyebilirsiniz? "Korona virüs" diyerek bütün dünyayı eve hapseden güç, ABD ve İngiltere merkezlidir. ABD'nin ulaştığı teknolojik seviyenin sembol isimlerinden biri olan ve uzaya 42 bin uydu gönderme projesini yöneten Elon Musk, "Kafatasınıza bir delik açacağım ve beyninize çip yerleştireceğim. Artık dillere gerek kalmayacak. İnsanlar birbiriyle frekans yoluyla anlaşacak" diyor da onun için. 




Trump'a bile sansür uygulanabiliyorsa! - 30 Mayıs 2020 / link

İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Ağaçfidan, "Bu testler ülkemizde yeni kullanılıyor. Dünya ile eş zamanlı olarak kullanıyoruz. Bu testlerin güvenilirliği, uygulanabilirliği yaptığımız test sayısının artmasıyla birlikte çok daha iyi sonuç verecektir. Bu testlerle eş zamanlı serolojik testler olacak diyebiliriz." dedi. 

Biliyorsunuz, Tanzanya'da yapılan PCR testlerinde keçide ve armutta bile pozitif sonuç çıktı! Bunlar elbette antikor testi değildi ama "yalancı pozitif" diye bir vaka var ortada!

PCR testini icat eden Amerikalı, "Bu test, salgın hastalıklarda kullanılamaz" kaydını düşmüştü ama kimse onu dinlemedi ve sonuçlar malum. Şimdi "antikor testi bu sorunu giderecek" deniliyor. Dünya ile eş zamanlı yeni bir teste başlamış olmak, bir garanti sayılamaz, zira dünyada hiçbir bilim adamı, gerek korona virüs konusunda gerekse testler hakkında neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyecek durumda değil. Kanda her zaman bulunan antikorlar ile korona virüse karşı etkili olan yeni antikorların ayırımını yapmak belki mümkün olabilir ama açıklamada belirtildiği gibi uygulama bütün dünyada daha yeni başlatıldı! Bu da ihtiyatlı olmayı gerektirir. Dünya Sağlık Örgütü de 24 Nisan 2020 tarihi itibarıyla yeni tip korona virüse karşı vücutta antikor bulunmasının, bu virüse karşı bağışıklık kazandırdığı sonucuna varan herhangi bir çalışma olmadığını açıklamıştı. Kamuoyuna bilgi verirken, bu son notu da eklemek gerekirdi!

Bu konuyu neden dikkatinize sunuyorum? Çünkü pozitif bilimlerdeki yanılgılar, zaman zaman sosyal bilimlerdeki yanılgıları geride bırakıyor. Bu da doğrudan, bütün canlıların hayatını etkiliyor.




* Elon Musk'ın Ejderhası! - 01 Haziran 2020 /link

Adam ABD adına, dünyayı parmağına dolamaya çalışıyor ama bazıları anlamak istemediği gibi kamuoyunu da yanlış yönlendiriyor! Elon Musk'ın uzaya gönderdiği uydular, elektromanyetik dalga ve lazer ışını kullanma yeteneğine sahip! Uzaya 42 bin uydu gönderdiği zaman, ABD Uzay Kuvvetleri Komutanlığı, bütün dünyayı, bütün devletleri, silâhlı-silâhsız bütün kuvvetleri, bu dalgalar sayesinde istediği an esir alacak farkında değil misiniz? İnsanlık adına bunun sevinilecek, takdir edilecek bir tarafı var mı? Doğanın dengeleriyle oynamak yüceltilebilir mi?

Uzaya gönderilen kapsülün adı bile "Dragon" yani ejderha! Bütün dünya, ejderhanın avını kollarıyla sarması gibi uydular üzerinden elektromanyetik dalgalar ve lazer ışınlarıyla kontrol altına alınırken, virüs tehdidiyle korkutulup evlerine hapsedilen, sonra da "maske takıp çıkabilirsiniz" denilen insanlar, ABD Uzay Kuvvetleri Komutanlığı'nın dünyayı avucunun içine almasına alkış tutuyor!

Oysa biz, Atatürk gibi "Biz, kimsenin düşmanı değiliz! Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız." demeliyiz. 





* Maskeli rejim ve milletin hukuku! - 10 Haziran 2020 / link

Büyük felaketler, ülke çapında bazen de dünya çapında dayanışmayı gerektirir. Ülke yönetiminde bulunanların görevi, halkı hedefte birleştirerek geleceğe doğru az kayıpla yürümelerini sağlamaktır. İktidar, dünyaya "korona virüs salgını" diye sunulan ancak kaynağı halen tartışmalı süreci, halkı hedefte birleştirmek için değerlendirmek yerine İstanbul, Ankara gibi muhalefetin elindeki büyükşehir belediyelerini çalışamaz hale getirmek için engel üzerine engel çıkardı. Bu arada uydurma darbe söylentileri ortaya atıldı... Baroların parçalanması, Atatürk'ün mirasına müdahale girişimleri derken muhalefeti baskılamaya yönelik söylem ve eylemler sahneye konuldu. Son olarak haber takibi yapan gazeteciler, casuslukla suçlandı. Öyle ki, "Virüs" olarak görülen gazeteciler alenen tehdit edilmeye de başlandı. 




* Ölenlere neden otopsi yapılmıyor? - 15 Haziran 2020 / link

"Covid-19 salgını" denilen korku kampanyası sırasında bütün dünyayı kaplayan yalanların oluşturduğu kalın sis tabakası dağılmaya başlayınca, somut ve net gerçekler ortaya çıkmaya başladı. Bütün dünyada, bilimsel gerçek diye dayatılan kabuller ve buna bağlı olarak uygulanan tedavi yöntemleri sorgulanıyor. Türkiye'de bu sorgulamayı yapanlardan biri olan kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Gülümser Heper, veryansıntv.com'da yayınlanan "Covid-19 Bilim Kurulu bilimsel midir?" başlıklı yazısında, Aging adlı dergide yayınlanan makaleden alıntılar yaparak şu bilgileri verdi:

* Covid-19 ölümlerinde eşlik eden kronik hastalıkları kalp hastalıkları, kanser, akciğer hastalıkları, felç, nörolojik hastalıklar, diyabet, böbrek hastalığı ve obezite şeklinde sıralayabiliriz. 

* Covid-19 ölümlerinde, vücudu ölüme götüren en önemli son noktanın kalp yetmezliği ve ritim bozukluğu olduğunu bilmek zorundayız.

* Yapılan çalışmalar, Covid-19 ölümlerinde en önemli sorunun miyokard (kalp adalesi) hasarı olduğunu ve enfeksiyonla gelenlerin yüzde 17'sinin kanında miyokard hasarının göstergesi olan troponin isimli kalp kaynaklı bir enzimin göründüğü tespit edilmiştir.

* Troponin-T yüksek bulunan hastalarda solunum yetmezliği, ventriküler taşikardi ve fibrilasyon gibi malign aritmiler (ölüme götüren aritmiler), akut pıhtılaşma bozuklukları ve akut böbrek yetmezliği geliştiği tespit edilmiştir.

* Buna karşılık Türkiye'de bilim kurulunun hekimlere gönderdiği koruyucu tedavi, standart tedavi ve takip şablonlarında standart EKG, Ekokardiyografi ve troponin seviyesine bakılması tavsiye edilmemiş ve kalpte aritmiyi tetikleyen Hidroksiklorakin ve Azitromisin gibi ilaçlar verilmiştir.

* Türkiye'de Covid den ölenlerin hangi komplikasyonlardan öldüğü, neden öldüğü, tedavi edici olduğu savlanan ilaçların etkinliği, etkisizliği, komplikasyonları bilinmemektedir. Bilim kurulu hastanelerdeki sonuçları toplayıp bir çalışma çıkarmamıştır. Uluslararası literatürden toplanan ve infial yaratan ifadeler halkla paylaşılarak güya bilim yapılmıştır.

* Niye böyle olmuştur? En önemli neden Üniversite özerkliğinin kaybı ve sağlık sisteminin kapitalist ekonomik politikalara teslimiyetidir. Sağlık sistemi özelleştirilerek halk sağlığı korunamaz, pandemilerle mücadele edilemez, tedavi süreçleri bile tartışmalı hale gelir. 

Almanya'nın Hamburg şehrinde ise Adli Tıp Enstitüsü'nde 170 cesede yapılan otopsi, hastaların büyük bölümünün tromboz veya akciğer embolisi nedeniyle öldüğünü ortaya koydu. Otopsi sonuçlarına göre hastaların büyük bölümünde tromboz (bir damarın trombüs yani damar içinde pıhtı tarafından tıkanması) ve akciğer embolisine (akciğerlerdeki damarların birinde pıhtı ya da başka bir materyal nedeniyle gelişen tıkanıklık) rastlandı. Haberde, UKE Adli Tıp Enstitüsü Başkanı Klaus Püschel ile Yoğun Bakım Kliniği Başkanı Stefan Kluge'nin bu nedenle COVID-19 hastalarında kan sulandırıcı ilaç tedavisinin olumlu etkisi olabileceğine dikkat çektiği belirtildi.Türkiye'de Covid -19 tedavisinde bir süredir kan sulandırıcı ilaçlar kullanılıyor ama yapılan hataların telafisi yok artık!

Hamburg Adli Tıp Başkanı Prof. Klaus Püschel, "Hamburg'da, daha önceden hasta olmayan tek bir kişi bile virüsten ölmüş değil, Şu ana kadar incelediğimiz kişilerin hepsinde kanser, kronik bir akciğer hastalığı, aşırı sigara tüketimi veya obezite vardı; diyabet veya bir kalp damar hastalığından muzdariptiler. Bu virüs adeta bardağı taşıran son damladır. Kovid-19 yalnızca sıradışı vakalarda ölümcül bir hastalıktır, ama çoğu vakada ağırlıklı olarak zararsız bir viral enfeksiyondur." dedi.

Durum böyle olduğu halde, daha aşı geliştirilmeden Avrupa'da 400 milyon kişinin aşılanmasından söz ediliyorsa, bu işin arka plânında başka bir proje olduğunu görmek gerekiyor. 




* Herkesin içtiği sudan içtiniz mi? - 17 Haziran 2020 / link

Bu arada bütün dünyada, virüsler üzerinden salgın üzerine salgın tezgâhlandı. Sonuncusunda herkesi eve kapattılar, ülkeler arası ticareti çökerttiler. Çözüm olarak sundukları aşılarla, insanların beyinlerini, akıllı moleküller üzerinden hacklemeyi böylece nüfusu azaltmayı planladıklarını da açıkça söylediler. İtiraz edenler, yani aklını, kimliğini, kişiliğini, havasını, içme suyunu, toprağını, vatanını korumaya çalışanlar, o sudan içmiş olanlar tarafından şimdilik "komplo teorisi üretmek"le suçlanıyor. 




* Virüslerle anlaşma mı imzalandı? - 18 Haziran 2020 / link

Almanya, Avrupa Birliği ülkeleri ve İsviçre ile sınırları açarken, Robert Koch Enstitüsü'nün yayınladığı listede Türkiye, "Korona virüsü risk bölgesi" olarak gösterildi. Oysa Avrupa ülkelerinin durumu Türkiye'den çok farklı değil.



 devam ediyor....