Translate

gaziantep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gaziantep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2017 Pazartesi

İstiklal Harbi'nde ETNİK İHANET



Türk Kurtuluş Savaşı boyunca azınlıklar Türk ordusu ve Türk milleti ile mücadele halinde idiler. Kuva-yı Milliye ile mücadele halinde idiler. Biz Türklerle birlikte yaşamak istemediklerini defalarca ilan etmişlerdi. İstanbul'un işgali üzerine şehrin her gün başka bir frenk semtinde tertiplenen çılgın sevinç gösterilerini toprak taleplerinin netleştirilmesi takip etti. Mademki, Türkler mağlup olmuştu, o halde imha edilmeli idiler.


Mütarekeden bir ay, bir hafta sonra idi, 6 Aralık 1918'de Rum ve Ermeni kiliseleri, Rum-Ermeni Birliği Komitesi'ni kurdular. Türklere karşı birlikte hareket edeceklerdi. Bu komitenin kuruluşundan sonra azınlık gazetelerindeki Türk aleyhtarı neşriyat disiplinli bir saldırı haline geldi. Bu gazetelere göre İttihatçılar katil, bütün Türkler katillerin suç ortakları, Türkiye de cinayet mahalli idiler!


Aslında Türklere yaşama hakkı verilmemeliydi! Türkiye diye bir devlet olmamalıydı! Türkler geldikleri yere gönderilmeli veya imha edilmeli idiler!


26 Şubat 1919'da Ermeni sözcüsü Bogos Nubar Paşa ile Ermenistan Cumhurbaşkanı Ahoronyan, Paris'te toplanan Barış Konferansı'nda Van, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Sivas, Erzurum, Trabzon, Maraş ve İskenderun dahil Adana'nın Ermenistan'a verilmesini istediler. Halbuki Ermeniler bu vilayetlerin hiçbirinde çoğunluğu teşkil etmiyorlardı. Ermeniler ele geçirmek istedikleri vilayetlerde nüfusun ancak %15'ini teşkil ediyorlardı. (...) [Rumların hak iddia ettikleri Trabzon yüzünden (de) araları açılacaktı.]


Ermeni liderleri Karadeniz ve Akdeniz'de limanları bulunan büyük bir devlet hayali ile oyalanırken Çanakkale savaşlarına Sion adını verdikleri bir alayla katılarak Türk askerine kurşun sıkan Yahudiler ihanetlerinin ödüllendirilmesini istediler.


Konferansa katılan Yahudi delegeler kendilerine Filistin'de özerk bir vatan verilmesini talep ediyorlardı. Londra Konferansı sırasında L'loyd George'a bir telgraf gönderen Amerikalı Yahudiler de parçalanan Türk yurdundan hisse istediler.


Yahudiler Rumlarla işbirliği halinde idiler. Hahambaşılık Patrikhane ile birlikte çalışmayı prensip olarak kabul etmişti. İzmir işgal edildiği gün "Ey Türkler! Ay yıldızı artık göklerde göreceksiniz" diye bağıran Yahudiler de olmuştu. Durduoğlu adındaki bir Yahudi İzmir'i işgal eden yüksek rütbeli Yunan subaylarına ziyafetler verdi.


Şüphesiz Osmanlı azınlıklarının en küstah ve şımarık olanı Rumlardı. Patrik Mamelis, 9 Mart 1919'da bir açıklama yaparak Patrikhane'nin Osmanlı Devleti ile herhangi bir ilişiğinin kalmadığını söyledi ve Rumları vatandaşlık görevlerinden afetti! Bu, Osmanlı Devleti'ne vergi vermeyeceksiniz, askerlik yapmayacaksınız, verilecek emirlere ve kanunlara riayet etmeyeceksiniz, Osmanlı Mahkemeleri'ni, Osmanlı Jandarması'nı, Osmanlı Polisi'ni tanımıyacaksınız demekti.


Osmanlı Hükümeti bir süre sonra Yüksek Komiserliklerin baskısıyla Rum ve Ermenilerin askerlik hizmetinden muaf tutulduklarını ilan etti.


İşte bu sırada Hahambaşı'nın Yüksek Komiserlerle temasa geçtiği görüldü. Bu temas sonunda Osmanlı Bakanlar Kurulu demek olan Vükela Meclisi, Rum ve Ermenilerin silah altına davet edilmemeleri hususunda uygulanan kararın Yahudileri de kapsamasına karar verdi.


Görüldüğü gibi, devletin nimetlerini paylaşmak için en ön safta sıraya girenler, külfet bahis konusu olunca bir kolayını bulup kaçıyorlardı.


Fener Rum Patrikhanesi'ne bağlı papazlar, Kurtuluş Savaşı'nın başından sonuna kadar Yunan ordusunu desteklediler. Batı ve Orta Anadolu ile Doğu Karadeniz bölgelerindeki hemen bütün Rum ayaklanmalarında aktif olarak yer aldılar. Aynı işi Doğu ve Güneydoğu'da Ermeni papazlar yaptı. (...)


Yunan ordusu Trakya topraklarında ilerlerken Çorlu Metropoliti, Patrikhane'ye başvurarak Çorlu'nun Yunanistan'a bağlanması gibi tuhaf bir taleple ortaya çıkacak, ayrıca Atina, Londra, Paris ve Washington'a başvurarak bağımsız bir Türk Devleti'nin kurulmasına engel olunmasını isteyecektir! Oysa Çorlu'da 17 bin Türk'e mukabil sadece 3 bin Rum vardır! Daha sonra Metron ve Kayseri metropolitleri Trakya'ya gidecek, Yunan Başkomutanı'nın huzuruna çıkacak ve Yunan ordusunu bütün Trakya'yı işgale davet edeceklerdir. (...)


İznik Başpiskoposu Vassilios şöyle diyordu: "Geride bir tek fert kalmamak üzere Türklerin tümüyle yok olmasını nasıl da isterdim!" (...)


Rumların Türk düşmanlığı söylemden ve bazı girişimlerden ibaret kalmamıştır. Rumlar, Türkiye topraklarında Türkleri yok etmek için eyleme de geçmişlerdir. Yunan askerlerinin İzmir'e çıkışını takip eden günlerden itibaren Rumlar ve Ermeniler düşman ordusuna katılıp, silahsız, öndersiz ve teşkilatsız kalan Türklere karşı savaşmışlardır.


22 Nisan 1921'de Denizli'nin batısındaki Yeniköy istikametinden saldırıya geçen ve ellerinde Yunan ordusunun verdiği makineli tüfekler bulunan düşman kuvvetinin tamamı Rum ve Ermenilerden oluşuyordu. Sakarya Savaşı'nda ve önceki muharebelerde esir alınan Yunanlılar arasında çok sayıda Anadolu Rumuna rastlanmıştı, bunlar İstiklal Mahkemeleri'nde yargılanıp ölüm cezasına çarptırıldılar. Seyitgazi'de esir edilen 28 vatan haini Rum, Ankara İstiklal Mahkemesi'nin kararı ile vatana ihanet suçunun failleri olarak 30 Temmuz 1921'de Karaoğlan Çarşısı'nda asılarak idam edildi.


Bilal Şimşir'in İngiliz arşivlerinde rastladığı bir belgeye göre Yunan ordusunda 35 bin Türkiyeli Rum, Türkiye'ye karşı çarpışıyordu!


Bu rakama, bu kitabın kapsamı dışında kalan Pontus çetelerini, Trakya ve Batı Anadolu'daki diğer Rum çetelerini, Mersin, Adana, Maraş, Gaziantep, Urfa yöresinde Fransızların emrinde Türkleri yok etmekte olan Ermeni çetelerini ve Kürt ayaklanmalarına katılanları ilave edersek ürkütücü rakamlarla karşılaşırız ki, bu rakamlar kendilerini Türk hissetmeyenlerin bu vatanla hiçbir ilgilerinin olmadığını ifade eden somut göstergelerdir.



Necdet Sevinç
İstiklal Harbi'nde ETNİK İHANET
(okuyalım, okutalım-SB)






ilgili:



İstiklalin Bedeli - Necdet Sevinç
kitaptan:


* Anteplilere;

1- Niçin taşıdığını tahkik etmeye bile lüzum görmeksizin üzerinde silah bulunduranlar kurşuna dizilecektir!

2- Kargaşalık çıktığında ölecek veya yaralanacak bir Fransız askerine karşılık yerli halktan iki kişi kurşuna dizilecek, 
kurşuna dizilecek olanlar kur'a ile belirlenecektir!

3- Bir evden silah atılırsa o ev yakılacaktır!

4- Böyle bir durum zuhur ettiğinde Osmanlı Hükümeti memurlarının idari ve egemenlik hakları derhal sona erdirilecek, 
sokaklar mitralyoz, bomba ve gazlı mermilerle ateş altına alınacaktır!

General Geret.
kaynak: Hüseyin Beyaz, Antep Savunması Günlüğü, İstanbul 1994


* 8 Türk, 400 Obüs! 8 Türk, 400 Obüs!


Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne ve bütün Antep milletvekillerine;

Aylardan beri bütün varlığı ile düşmana karşı fedakarca mücadele eden Antep halkının daha fazla direnme gücü kalmamıştır. Halk kurtuluşu beklerken ikibin kişilik bir birlikle takviye edilen işgal kuvvetleri şehri yeniden çepeçevre kuşatmıştır.

Yirmi günden beri ağır toplarla devam eden bombardıman sebebi ile şehrin Türk bölgeleri ağır şekilde tahrip edilmiştir. 
Antep son bir- iki gün içinde yüzlerce yaralı ve şehit vermiştir.

Halk güneş ışıklarından ve temiz havadan yoksun, yeraltı mağaralarına sığınmıştır. Devrilen duvarların altında yatan mübarek şehit cesetleri ve parçalanmış insan vücutları, çocukların ve kadınların ruh sağlığını bozmuştur, 
bulaşıcı hastalıklar hızla yayılmaktadır.

Halkta para kalmamıştır. Üretim durmuştur. Açlık tehlikesi başgöstermiştir. Düşmanın düzenli birliklerine karşı topçularla takviye edilmiş muntazam milli kuvvetlerin Antep'e gelmesini sağlayamazsak, düşmanın Antep'ten kovulması mümkün değildir.

Azami yardımın bir an evvel ulaştırılmasını arz ederiz.

Heyet-i Merkeziye
31 Ağustos 1920
Kaynak: M.Birol Güngör, Antep Harbi,2004



ek:
Kürt Mulla diye bilinen Karayılan, Atmalı aşiretine mensup bir vatanseverdir.






8 Kasım 2015 Pazar

Fransızların Ermeni Lejyonu ve Artın Penik



"Biraz fazla Ermeni yanlısı politika izliyoruz ve Müslüman halk, gerek sivil gerek asker Ermenilerin kötü hareketlerini şikayet etmekte haksız değil. Antep'in işgali için bir Ermeni lejyonu göndermekle hata ettik. " Binbaşı Jean Labonne 7 Kasım 1919 raporu


"Topraklarını savunmaktan, bağımsızlıklarını kazanmaktan başka bir şey düşünmeyen vatansever Türklerin, isyancı gösterilip, Fransız askeri makamları tarafından kurşuna dizildiklerini itiraf etmek gerekir. Bu gerçekler daha fazla gizlenemez" Milletvekili Maurice Daladier 25 Haziran 1920


Avrupa Parlamentolarında Mustafa Kemal Tartışmaları
Gürbüz Evren











14 ŞEHİT ANITI

Şehirdeki Ermeniler, Fransız askerlerine hem yiyecek temin ediyorlar hem çeşitli yalanlarla şehirdeki insanlara saldırtıyorlardı. Beğendikleri evlerin, dükkanların, bağ ve bahçelerin kendilerine ait olduğunu söylüyorlar ve Fransız askerlerinin de desteğini alarak Türklere ait olan bu yerlere sahip olmaya çalışıyorlardı.


Ermeniler o kadar çok ileriye gitmişlerdi ki çocukların silah taşıdıklarını, muhbirlik yaptıklarını ileri sürüyorlardı. Fransız askerleri, yaşları 12-14 arasında değişen 14 çocuğu önce ellerini arkalarından bağlayarak diz çöktürürler ve kurşuna dizerler. Daha sonra hırslarını alamayarak çocuk şehitlerin vücutlarını süngüleyerek delik deşik ederler. Yapılan bu anıt Fransızlara ve onların işbirlikçilerine bir ders olacak niteliktedir.


14 MARTYRS  :
14 children from Gaziantep between 12-14 years, their hands tied behind, on their knees, an shot to dead by French soldiers. 
ŞAHİNBEY :
DEFENCE OF ANTEP:













"Ermeniler adına cinayetler işleyen ASALA katillerini protesto etmek için kendimi yaktım. Öleceğim ama pişman değilim. Şimdi kurtulacak olsam ASALA'yı protesto etmek için kendimi bin kez daha yakarım. Türkler ve Ermeniler kardeştir. Başta Fransa olmak üzere Ermenilerle Türklerin arasını açmak isteyenlere lanet olsun. Ben Ermeni kökenliyim ama Türküm, Atatürkçüyüm. Türk yurttaşıyım!" Artin Penik,1982


"İsviçre Medeni Yasası benimsenirse biz de Lozan'daki azınlık haklarımızdan vazgeçeriz Türk yurttaşı oluruz." 1925'de önce Musevi cemaati, ardından Ermeni cemaati ve sonra da Rum Ortodoks cemaati böyle demişlerdir. Türkiye'deki azınlık kendi iradeleriyle Türk yurttaşı olmayı yeğlemişlerdir. Emperyalistler kendileri dışında hiçbir ülkenin aşiret ve ümmet aşamasından kurtulup yurttaşlık aşamasına ulaşmasını istemezler.



Kandaşlık, Dindaşlık, Yurttaşlık
Cengiz Özakıncı




___________________________







5 Haziran 2015 Cuma

Arşiv Belgeleriyle Tehcir Ermeni İddiaları ve Gerçekler - Necdet Sevinç








"... 8 metre çapında bir çukur açmışlar. İçi çoluk çocuk her yaştan ve cinsten Türk ölüleriyle dolu! Vurmuşlar, süngülemişler, soymuşlar ve bir çukura doldurmuşlar. Mamahatun'da yalnız bir ev halkı dağlara kaçıp kurtulabilmiş."
Kazım Karabekir


"... aç bir köpeğin, Ermeniler tarafından öldürülmüş, yolun kenarına bırakılmış bir Türk cesedini parçalaya parçalaya yediği görülüyor. Kâh köpeklerin önünde dişleri sırıtmış çocuk kellelerine tesadüf ediliyordu. Duvar dipleri, viraneler, yangın yerleri hep Türk ölüleri, kol parçaları, kafatasları, yağlı bacak kemikleri, henüz çürümemiş insan gövdeleriyle doluydu." 
Ahmet Refik






Prof. Mc Carthy, 19. yüzyılın son çeyreği ile 20. yüzyılın ilk çeyreği arasındaki 50 yılda, Osmanlı coğrafyasındaki etnik çatışmalarda; 40 bin Yunanlı ve 580 bin Ermeniye mukabil, 5 milyon 5 yüz bin Türk'ün hayatını kaybettiğini yazıyor.



Ermeni meselesini tarihi süreç içinde inceleyen bu kitap, Mc Carthy'nin tespitine rağmen Türkiye'de Ermeni tezlerini savunanların yüzünde patlayan bir Türk sillesidir.

(Tanıtım Bülteninden)






Arşiv Belgeleriye Tehcir, Ermeni İddiaları ve Gerçekler, ''Türk Ermeni İlişkileri'', '1915 Zorunlu İskan Yasası', 'Ermeni İsyanları' gibi son derece önemli ve tartışmalı kavramları ele alıyor ve Ermeni iddialarını olabildiğince tarafsız bir yaklaşımla irdeliyor. Çalışmanın bir diğer özelliği ise şu ana kadar açılmış arşiv belgelerini mümkün olduğu kadar kullanarak iddiaları dönemin belgeleri ışığında ele almaya çalışması. 

Yazar, Osmanlı Ermenilerinin, diğer ülkelerin ve radikal grupların teşvikiyle nasıl ayaklandıklarını, yüzlerce yıl birlikte yaşadıklarını komşularına nasıl saldırdıklarını ve tüm bu hatalarının bir sonucu olarak nasıl bir bedel ödediklerini tarafsız bir gözle anlatıyor. Osmanlı yönetimine atılan ''katliam, soykırım' iddiaları da çalışmanın konuları arasında. 


Kitap, suçlunun sesinin daha çok çıktığı ortamlarda masumun 'katil', katilinse nasıl 'masum' gösterildiğini akıcı bir dille anlatıyor. Arşiv belgeleriyle Tehcir, Ermeni İddiaları ve Gerçekler bir büyük yanlışın düzeltilmesi için ortaya konulmuş gayretlerin en yenilerinden.





"Türk Kurtuluş Savaşı boyunca azınlıklar Türk ordusu ve Türk milleti ile mücadele halinde idiler. Kuva-yı Milliye ile mücadele halinde idiler. Biz Türklerle birlikte yaşamak istemediklerini defalarca ilan etmişlerdi. İstanbul'un işgali üzerine şehrin her gün başka bir frenk semtinde tertiplenen çılgın sevinç gösterilerini toprak taleplerinin netleştirilmesi takip etti. 
Mademki, Türkler mağlup olmuştu, o halde imha edilmeli idiler."

""Yunan Ordusu Bizim Ordumuzdur"

Anadolu'nun derinliklerinde ilerleyen Yunan Ordusu için "bu ordu bizim ordumuzdur''984 diyebilecek kadar Türk Milleti'ne düşman ve saygısız bir bakan vardı. Boşnak Ali Rüştü Efendi adındaki bu Adliye Nazırı, 10 Temmuz 1920 tarihli Peyam-ı Sabah'a verdiği demeçte Yunanperestliğinin gerekçesini şöyle açıkladı: - "Çünkü Yunan Ordusu bizim programımıza dahil olan Mustafa Kemal'e ceza verme işini yapıyor! Mustafa Kemal'in ordusu haydutlardan, yağmacılardan kuruludur."

Etrafı yakıp yıkarak, ırza, namusa saldırarak ilerleyen Yunan Ordusu'nun başarısı için halkın dua etmesini dahi isteyebilecek kadar alçaklaşan Ali Rüştü Efendi, kaçıp gittiği Saraybosna'da, Sivas Kongresi'ni basmaya yeltenen Ali Galip at canbazlığı yaparak ekmek parasını kazanmaya çalıştığı Köstence'de, Selanik ve İzmir'i bir tek mermi atmadan düşmana teslim eden 
Ali Nadir Paşa Mısır'da sefalet içinde ölmüşlerdir. 
Gizli celsede 150'likler meselesi görüşülürken Ertuğrul Mebusu Dr. Fikret Bey'in "Yunan bayrağını öptü!' dediği adam, 
işte bu adamdır.

150 kişilik listenin 102'inci sırasına kaydedilen Neyir Mustafa adında bir kaymakam vardır. Bir Hürriyet ve İtilaf militanı olan bu kaymakam, Yunan işgal kuvvetlerine sunduğu hizmetlerin karşılığı olarak Yunan parlamentosuna Edirne milletvekili olarak girer. Neyir, Alman işgali sırasında Almanlarla işbirliği yaparak, Türkiye'den sonra Yunanistan'a da ihanet edince ülkeden kovulacak, oğlu Muammer iç savaşta Yunan çeteciler tarafından öldürülecektir."

Necdet Sevinç
İstiklal Harbi'nde ETNİK İHANET





Asırlardır Anadolu toprakları üzerinde hoşgörüye mazhar olan bu etnik gruplar, Osmanlı İmparatorluğu’nun âdeta can çekişmesinden istifade ederek ve bir takım tarihi tezler öne sürerek Türkiye’nin çeşitli noktalarına hâkim olmak ve ilerleyen süreçte bu noktalarda kendi hâkimiyetlerini kurabilmek için harekete geçtiler. Amaçlarını gerçekleştirebilmeleri, bireysel teşebbüslerden ziyade organize olmuş örgütler temelinde projelerini uygulamalarına bağlıydı.

Nitekim Rumlar tarafından Mavri Mira, Pontus Rum ve Etnik-i Eterya; Yahudiler tarafından Alyans İsrail ve Makabi; Ermeniler tarafından Hınçak, Taşnak cemiyetleri kurularak siyasi ve askerî alanlarda, imparatorluğun içine düştüğü vahim durumdan istifade ederek önemli kazanımlar elde edilmeye çalışılmıştır.

Görünen gerçek o ki Osmanlı ülkesinde yüzyıllardır ticaret, zanaat ve diğer meslek kollarında rahatça hayatlarını kazanan ve dinî hususlarda Osmanlı İmparatorluğu’nun sağladığı muazzam hoşgörü politikasıyla ibadetlerini istedikleri gibi sürdüren azınlıklar; aynı hoşgörüyü Türkler adına Mondros Mütarekesi’nden sonra ortaya çıkan karanlık dönemde göstermeyeceklerdi.

Nitekim 13 Kasım 1918’de İtilaf Devletleri donanmasının İstanbul’u fiilen işgal altına almasıyla özellikle Rumların âdeta kaplarından çıktığı görülmüştü. Öyle ki ev ve iş yerlerini Yunan bayraklarıyla donatan Rumlar, İtilaf Devletleri donanmasındaki Yunan baş gemisi Averof adlı zırhlıyı âdeta kutsal bir ziyaretgâh hâline getirmişlerdi. Ayasofya’yı tekrar kilise hâline getirmek için teşebbüslerde bulunmaya başlamışlardı. Anadolu’nun çeşitli coğrafyalarında kurmuş oldukları çetelerle katliam faaliyetlerine girişmişlerdi.

Bu dönemde, Osmanlı Devleti’ne karşı dostça davranmamaya başlayan ve Türkler için belalı bir dönem olan mütareke döneminde “ne koparabilirsek kâr” mantığıyla hareket eden Yahudiler, fırsattan istifade ederek İtilaf Devletleri denetimine giren Filistin topraklarından nasıl bir pay alabiliriz mantığıyla zaman zaman da Rumlarla işbirliği yaparak İtilaf Devletleri nezdinde çeşitli teşebbüslerde bulunmuşlardır.

Yüzyıllar önce II. Bayezid döneminde İspanya’da büyük bir katliamdan kurtarılarak Batı Trakya civarlarına getirilip yerleştirilen Yahudiler yaklaşık dört yüz elli yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu’na teşekkürlerini bu şekilde bildiriyorlardı.

Türkler için mütareke döneminin olumsuz koşullarını kendisi için avantaja çevirmeye çalışan bir diğer azınlık grubunu da Ermeniler teşkil ediyordu. Gerçi Ermenilerin özellikle 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında giriştikleri örgütlenme ve bu örgütlerin desteğiyle gerçekleştirdikleri kanlı eylemlerle istek ve arzularını Yahudi ve Rumlara nazaran çok daha açık bir biçimde belirtmişlerdir.

Özellikle I. Dünya Savaşı yıllarında Doğu Anadolu, Rus ordusunun arkasına sığınarak gerçekleştirdikleri kanlı faaliyetler mütareke sonrası dönem adına da Ermenilerin emellerine ulaşabilmeleri için gözlerini dahi kırpmadan bilerek, isteyerek ve arzulayarak Türk kanı dökebilecekleri hususunda çok önemli ipuçları sunuyordu. 


Bununla birlikte; Osmanlı İmparatorluğu’nun üzerini kaplayan karanlık tablonun içerisinde yer alan önemli temaları sadece Yahudiler, Ermeniler ve Rumlar gibi azınlıklar oluşturmuyordu.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra Mondros Mütarekesi’nin ülke topraklarına üzerine yaydığı karanlık bulutlar bir taraftan İtilaf Devletlerini ve bu devletlerin desteğini alarak şımaran azınlıkların iştahını kabartırken; kimi devlet adamı, kimi edebiyatçı, kimi bilim adamı olmak üzere bazı Osmanlı ileri gelenlerini çaresizlik içinde büyük devletlerin merhametine müracaat etmeye itiyordu. 

Nitekim İngiliz Muhipleri, Wilson Prensipleri adlarıyla kurulan ve millî varlığa zararlı faaliyetlerde bulunan cemiyetler bizzat Türkler ya da Osmanlı tebaası bireyler tarafından vücuda getirilmişti. Umutlarını yitiren aralarında Sait Molla, Refik Halit Karay, Halide Edip Adıvar, Celal Nuri İleri, Ahmet Emin Yalman, Yunus Nadi Abalıoğlu gibi aydınlar bu cemiyetlerin teşekkülü ve gelişiminde önemli roller oynadılar.

Kimisi daha sonradan yaptıkları yanlışın farkına vararak Ankara Hükümeti lehine faaliyette bulunmakla birlikte azımsanmayacak bir kısmı da Millî Mücadele yılları boyunca Anadolu’da Ankara merkezli gelişen harekete oldukça ağır eleştirilerde bulunarak yaptıkları çeşitli resmî faaliyetler ve matbuat yoluyla bu hareketin önünü kesmeye çalışacaktır.

İşte, Osmanlı topraklarını bir uçtan diğer uca kaplayan karanlık tablonun içinde yer alan diğer önemli temalardan bir kısmını da bizzat Türkler tarafından oluşturulan zararlı cemiyetler oluşturmaktaydı. Kısacası tablo Türkler için can yakıcı bir hâl alırken aynı zamanda zengin bir kompozisyon olarak tarihteki yerini alıyordu.

Keskin kalemi ve tartışılmayacak enerjisiyle 1970’li yılların başından günümüze basın-yayın faaliyetlerinin içerisinde bulunan Necdet Sevinç, akademik alanda faaliyet göstermese bile özellikle Millî Mücadele tarihi alanında kaleme almış olduğu eserleriyle adından söz ettirmiş usta bir kalemdir.


Yrd.Doç.Dr.Yenal Ünal ,2013











Türk çocuklarının, başlarını kartallar gibi gökyüzünün yüce katmanlarında dolaştırarak yaşamaları için kendilerini fedâ eden kahramanların aziz hâtıralarına armağan edilen bu kitap, efsanevî Antep Harbinin yegâne belgesel romanıdır.

Bayrağına düşman eli uzandığı anda, hiç kimsenin uygun görmesine lüzum görmeden şeref ve haysiyetini kurtarmak için silâha sarılan bir şehrin yaşanmış hikâyesidir, bu kitap. Bir kutsal isyanın, bir başkaldıranın, savaşın galiplerine meydan okuyuşun hikâyesidir. 

Fransızlar; topları, tankları ve uçakları ile halk ibadet hâlinde iken camileri vurmuştur! Çarşıları vurmuştur! Hanları, kervansarayları, bedestenleri vurmuştur! Evleri vurmuştur! Yalnız Kozanlı Mahallesinde 2 bin 657 ev obüs mermileri ile çökmüş, kasabadaki 10 bin evden 8 bini harâbe haline gelmiştir! Tespit edilebilinen şehit sayısı 6 bin 317, yaralı sayısı 11 bindir!

Bütün bunlara rağmen ne sitem edilmiştir, ne ah, aksine bir türkü söylenmiştir siperlerde her sabah:
Vurun Antepliler namus günüdür
Vurun Türk uşağı namus günüdür!











"Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki asli cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalınmasın."
M. Kemal ATATÜRK











26 Aralık 2014 Cuma

INDEPENDENCE WAR; AFTER WWI AND GALLIPOLI (ÇANAKKALE)




14 MARTYRS  :
14 children from Gaziantep between 12-14 years, their hands tied behind, on their knees, an shot to dead by French soldiers. 
and ŞAHİNBEY :


After the Armistice of Mondoros, the countries that had signed the agreement did not consider it necessary to abide by its terms. Under various pretexts the navies and the armies of the Entente (France, Britain and Italy ) occupied Istanbul, while the province of Adana was occupied by the French, and the British occupied Urfa and Maraş. In addition, British soldiers were in Merzifon and Samsun, and Italian soldiers were in Antalya and Konya. On the 15th of May 1919 the Greek Army landed in Izmir in accordance with the Allied powers. 

The Turkish War of Independence began under these difficult conditions on the 19th of May 1919 when Mustafa Kemal landed in Samsun. It is after this date, which marks the beginning of the Turkish War of Independence, that a national resistance arose across Anatolia. Mustafa Kemal  became the leader of the national struggle movement which quickly grew in strength. Once the congresses in Erzurum and Sivas were held in the summer of 1919, the objectives of the national pact were declared.


When foreign armies occupied Istanbul on the 23rd of April 1920, Mustafa Kemal inaugurated the Turkish Grand National Assembly and established a provisional new government whose center was Ankara. On the same day, Mustafa Kemal was elected President of the Grand National Assembly. The Greeks started to advance towards Bursa and Eskişehir. On the 10th of January 1921, the enemy forces were heavily defeated by the Commander of the Western Front, Colonel Ismet and his troops. On the 10th of July 1921, the Greeks launched a frontal attack with five divisions on Sakarya. 


After the great battle of Sakarya, from the 23rd of August to the 13th of September, the Greek Army was defeated. After the battle, the Grand National Assembly gave Mustafa Kemal the titles of Ghazi and Marshal. Mustafa Kemal, who was determined to drive the foreign occupiers out, ordered a decisive attack which was launched on the 26th of August 1922.  Enemy forces were surrounded, killed or captured on the 30th of August at Dumlupınar, and by the 9th of September 1922 the fleeing enemy forces were defeated in Izmir.


On the 24th of July 1923, with the signing of the Treaty of Lausanne (Lozan Antlaşması ) the independence of the new Turkish state was internationally recognized. On the 29th of October 1923, Atatürk declared the new Turkish state a Republic.


Turkish Serie "Karayılan", is about the invasion of Antep (Today Gaziantep), first  by British, one year later by French military...So began the defense of Antep....

6000 Turkish citizens, mostly civilians, were killed....
Turkish Grand National Assembly gave in 1921 March "Gazi-Veterans" title to Antep - Gazi-Antep.
After a treaty has taken , French military left Gaziantep on 25 December 1921.
This is a small part of the Independence war of Turkish people during the war......




We remember our Martyrs....
SB



DEFENCE OF ANTEP



30 Ekim 1918´de imzalanan Mondros Mütarekesi ile İtilaf Devletleri paylaştıkları topraklara sahip olmak amacıyla harekete geçerken, 17 Aralık 1918´de İngilizler Antep´e girmiştir. Bir yıl süren bu işgale Fransızlar tepki göstermiş, 1918 Eylül´ünde yapılan İngilizlerin Musul üzerindeki “Nezaret Hakkı” ndan vazgeçmeleri ile önce Suriye daha sonra Antep, Urfa ve Maraş boşaltılmıştır.


Bunun ardından Fransızlar 29 Ekim 1919´da Kilis´i, 5 Kasım 1919´da Antep´i işgal ettiler. 1920 yılının başında ise ünlü Antep Savunması başlamış oldu. 1 Nisan 1920´de başlayan Gaziantep savunması 11 ay sürdükten sonra açlık yüzünden sona ermiştir. Savunma süresince Fransızlar şehre 70.000 mermi atmış, 6.000 Antepli şehit olmuştur. 


Bu olağanüstü savunma sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi 6 Şubat 1921 tarihli toplantısında Antep´e "Gazi" ünvanını vermiştir. 15 Mart 1921 tarihinde Londra´da Türk Dışişleri Bakanı ve Fransız delegasyonu Antep, Adana ve çevrelerinin Türklere geri verilmesi hususunda mutabakat sağlamıştır. Nitekim bu antlaşma Ankara Antlaşması ile son şeklini almış ve 25 Aralık 1921´de son Fransız askeri Antep´ten ayrılmıştır.




ŞAHİNBEY (Mehmet Sait)

Şahinbey, 1877 yılında Gaziantep’te, Bostancı Mahallesi 55 numaralı evde dünyaya gelmiştir. Milli Mücadele yıllarında büyük yararlılıklar gösteren ve etrafına adeta ışık olmuş bir kahramandır. Asıl adı Mehmet Sait’tir. ‘Şahinbey’, yöre insanının kendinse verdiği takma adıdır.


Şahinbey, Sina cephesinde çarpışmış, gösterdiği başarılardan ötürü terfi ettirilmiş ve döndüğünde Memleketi olan Gaziantep’in Nizip ilçesine Askerlik Şube Başkanı olarak atanmıştır. Gaziantep’in işgal edilmek istenmesi üzerine, Ayıntap Heyet-i Merkeziye’ye müracaat eden Şahinbey, düşmanın şehre giriş istikametinde bulunan cephelerde görevlendirilmiştir.


Şahinbey, Gaziantep’i işgal etmek isteyen Fransızlara engel olabilmek amacıyla, düşmanın şehre geliş istikameti olan Kilis yönünde üç müdafaa hattı kurmuştur. Yanına, yerel Kuvay-ı Milliye Teşkilatı’ndan aldığı yaklaşık 200 kişilik birlikle, direnişi örgütlemiş ve Fransız Kuvvetlerinin, şehre girmesini uzun süre engelleyebilmiştir.


Fransız Kuvvetleri Birliği, yaklaşık olarak 8000 piyade, 200 süvari, 4 tank, 1 batarya top, 16 ağır makineli tüfek ve çok sayıda otomatik tüfekten oluşmasına karşın, Şahinbey ve arkadaşlarından oluşan yaklaşık 200 kişilik Kuvay-ı Milliye kahramanları karşısında, bir adım bile ilerleyemeden, çakılıp kalmıştır.


Ancak, Fransızlar güçlerini bir şekilde aldıkları takviyelerle artırarak yüklendikçe, çetin çarpışmalar meydana gelmiştir. Çarpışmalar neticesinde, büyük kayıplar veren Şahinbey ve arkadaşları, sonunda 87 kişi kalmışlardır. Bu durumda bile, çarpışmalardan vazgeçmeyen Şahinbey, o dönemde Gaziantep için son müdafaa hattı olan Kilis tarafından girişte bulunan Elmalı köyü civarındaki çarpışmalarda 86 arkadaşını daha yitirmiş ve tek başına kalmıştır.


Şehit olmadan önce;

‘Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde şehit kanı karışmıştır. Bize; Namus, Din ve Bağımsızlık için ölüme atılmak, Ağustos ayı sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir. Bir an evvel topraklarımızdan defolup gidin. Yoksa kıyarız canınıza. Eğer, düşman buradan geçerse; Ben Antep’e ne yüzle dönerim, düşman ancak benim cesedimi çiğner de öyle girer Şehir'e’ ifadelerini söylediği dilden dile dolaşır.

Gerçekten de öyle olmuştur. Tek başına kalan ve cephanesi biten Şahinbey, Elmalı köprüsünü terk etmemiş, çarpışmaya yumruklarıyla devam etmiştir. Fransız Kuvvetleri, savaş adap ve ahlakına yakışmayan insanlık dışı hareketlerde bulunarak; Şahinbey’in üzerine adeta çullanmışlardır.


Şahinbey, yüzlerce süngü ile delik deşik edilerek, köprü başında şehitlik mertebesine yücelmiştir. Acı haber şehre tez zamanda ulaşmıştır. Şahinbey’in naaşını, yörenin diğer bir kahramanı olan Karayılan, kucağında şehre kadar taşımıştır. Bu hüzünlü olay, yöre halkını çok etkilemiş, Şahinbey üzerine ağıtlar yakılmıştır.


Şahin'i sorarsan otuz yaşında,
Süngüyle delindi köprü başında.
Çeteler toplanmış ağlar başında.
Uyan Şahin uyan gör neler oldu.
Sevgili Ayıntab'a Fransızlar doldu.




KARAYILAN (Kürt Mulla)
Karayılan, Atmalı** aşiretinden olup, 1888 yılında Maraş’ın Pazarcık ilçesi, Höcüklü Köyü, Elifler mezrasında doğmuştur. Babası Ermeniler tarafından şehit edilmiş, kendi kendine okuyup yazma öğrenmiş, köyünde imamlık yapmış çok zeki bir yurtseverdir.

I. Dünya Savaşı esnasında, Rus Cephesi’nde savaşmış ve yaralanmıştır. Bu cepheden köyüne dönen Karayılan, yaralarının iyileşmesinin ardından bir müddet sonra, hükümet kuvvetleri ile birlikte katıldığı bir çatışma neticesinde, halkı kırıp geçiren Balyan’lı eşkiya Bozan ağayı vurmuş ve adamlarını darmadağın etmiştir.


Karayılan, Gaziantep’in zor günlerinde, etrafında topladığı arkadaşlarıyla, Karabıyıklı diye bilinen mevkiide, Fransız Kuvvetlerine çok büyük darbeler indirmiştir. Böylelikle de Kuvay-ı Milliye saflarına katılmış, Şahinbey’in de dava ve silah arkadaşlarından birisi olmuştur.


Fransızlara karşı bir çok mücadeleden başarıyla çıkmış olan Karayılan, Elmalı Köyü köprüsünde şehit düşen Şahinbey’in haberini aldıktan sonra büyük bir sarsıntı geçirmiş olmasına karşın, Şahinbey’in cesedini şehrin merkezine kadar kucağında taşımıştır.


Ancak, zaman durma ve Şehitlere ağlama zamanı değildir. Mücadele tüm hızıyla sürdürülmüştür. Karayılan ve silah arkadaşları, amansızca saldıran düşmana karşı bir çok çarpışmaya katılmış, kimisinde yaralanmış, kimisinde ise ölümden döndüğü olmuştur. Ama, hiçbirinde mücadele etmekten yılmamış, çekinmemiştir.


Böylesi mücadelelerden birinde, kendisine verilen Şıhın Dağı (Sarımsak Tepe)’ndaki Fransız Kuvvetlerini geri püskürtme görevini yaparken, şehitlik mertebesine ulaşmıştır.


Karayılan der ki Harbe oturak,
Kilis yollarından kelle getirek,
Nerde düşman varsa orada bitirek,
Vurun ha yiğitler namus günüdür
Nazım Hikmet


CENGİZ ÖNAL



**ATMA / ATMALI AŞİRETİ: 
TÜRKMEN ve 12 oymaklı Kürt boyuna ayrılan Atmalar, Sünnî ve Alevî'dirler... 
İlk kez 1560 yılına ait Malatya tahrir defterinde rastlanmaktadır. Buna göre, birkaç neferden oluşan “Atmalu” cemaati, bir başka cemaatle birlikte, 1560 yılında Malatya’nın ‘Keder Beyt’ nahiyesinde meskundu. En eski ikinci kayıt ise, 1563 yılında Maraş topraklarında Alma Kuşağı Mezraı’nda başkalarıyla birlikte tarımla uğraştıklarını göstermektedir. Üçüncü olarak, Arapgir sancağına ait 1643 tarihli avârız-hâne defterinde Atma adlı köyün, Arapgir sancağının en büyük ya da kalabalık köyü olduğu görülmektedir. 

Boylar topluluğundan mürekkep bir konfederasyon olduğu anlaşılan Rişvav kabîlesine bağlı olan Atmalar Kurmançca konuşurlar. Harran Ovası'na yerleştirilenlerin Karakeçililer'le akrabalık kurdukları ve onların nesillerinden gelenlerin Atman olarak adlandırıldıkları da bilinmektedir. Atmalılar’ın Osmanlı tahrir defterlerinde bazen Türkmen Ekradı (Türkmen Kürtleri), bazen de Ekrad (Kürtler! - konar-göçer anlamındaki "Ekrad Taifesi" ifadesini "Kürt Ulusu" olarak tahrif etmişlerdir.) olarak anılmalarının, Bozok Türkleri’nin Beydili/Begdili boyunun “Kürtler” cemaatinden/aşiretinden olmalarından kaynaklanıyor olması muhtemeldir. 

Nitekim arşivlerde Beydililer için “Kürt Beğdilisu cemaati” tabirinin kullanıldığı da görülmektedir. (Bilindiği gibi Oğuzlar 12’si Bozok, 12’si de Üçok olmak üzere 24 boydan teşekkül etmekte olup, Beydili Boyu, Kayı Boyu gibi Bozoklar’dandır. Dulkadiroğulları ve Ramazanoğulları gibi beylikler Beydililer tarafından kurulmuştur.) 

Karayılan’ın Atmalılar’dan oluşan çetesi ile Antep’in kurtuluşunda oynadığı rolün yanı sıra, Pazarcıklı Atmalılar’ın reisi Yakup Paşa (Paşo Ağa / Yakup Hamdi Bey) da Maraş’ın savunulması ve kurtuluşu olayında 350 kişi ile yer almıştır. Turgut Özal'da bu aşirettendir....


Yani, Kürtlerin büyük bir kısmı TÜRK boylarındandır. Kürt ırkı ya da Milleti yoktur, zamanla Arap, Ermeni, Yahudi ve Farsilerle karıştıklarından öz-kimliklerini kaybetmişlerdir.




bununla ilgili makaleler/kaynaklar:

SEYYİD AHMET ARVASİ VE DOĞU ANADOLU GERÇEĞİ
DOĞU İLLERİ VE VARTO TARİHİ
TÜRKİYE’DE ETNİK MOZAİKTEN BAHSEDİLEMEZ…
KÜRTÇÜLÜK VE TARİHSEL GELİŞİMİ 1-3






EMPERYALİSTLERE VE BÖLÜCÜLERE ALET OLMAYIN!

ATALARINIZA LAİK OLUN!
KENDİNİ BU VATANIN BİR EVLADI OLARAK GÖREN VE 
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'Nİ KORUYUP KOLLAYAN HERKES BİZDENDİR!
DUY EY BATI...
SB.









14 ŞEHİT ANITI

Şehirdeki Ermeniler, Fransız askerlerine hem yiyecek temin ediyorlar hem çeşitli yalanlarla şehirdeki insanlara saldırtıyorlardı. Beğendikleri evlerin, dükkanların, bağ ve bahçelerin kendilerine ait olduğunu söylüyorlar ve Fransız askerlerinin de desteğini alarak Türklere ait olan bu yerlere sahip olmaya çalışıyorlardı.


Ermeniler o kadar çok ileriye gitmişlerdi ki çocukların silah taşıdıklarını, muhbirlik yaptıklarını ileri sürüyorlardı. Fransız askerleri, yaşları 12-14 arasında değişen 14 çocuğu önce ellerini arkalarından bağlayarak diz çöktürürler ve kurşuna dizerler. Daha sonra hırslarını alamayarak çocuk şehitlerin vücutlarını süngüleyerek delik deşik ederler.


Yapılan bu anıt Fransızlara ve onların işbirlikçilerine bir ders olacak niteliktedir.

link



6 bölümlük Belgesel (Türkçe): 
Kefen Bayraklı Kale - Gaziantep
Şahinbey ve diğer kahramanlarımız....



‘Ben Gazianteplilerin nasıl gözlerinden öpmem ki;
Onlar Gaziantep'i kurtardıkları gibi, Türkiye'yi de kurtardılar’ 

Mustafa Kemal ATATÜRK


Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. 
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! 
Kükremiş Sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. 
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. 

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar. 
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. 
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar, 
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar...


ilgili kitap
İstiklanin Bedeli - Necdet Sevinç