Translate

mustafa mutlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mustafa mutlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Memleketin Hali....Zilleri takıverip oynayıverin gari



SO , FUCK THE SYSTEM





Paralar oldu yeşil mani
Tanımıyor engel mani
Yok insafı imanı
Bol keriz bol enayi

Gemisini kurtaran
Fedakar ve cefakar
Kaptanın yüzdüğü deniz
Biziz abicim biziz
Yüzdürmeyin gari

Dul hakkı yetim hakkı
Palavradır palavra
Niyazidir şehitler
Sızlamaz mı o kemikler
İnilerler gari

Yeşili inekler yedi
Hazineyi yamyamlar
Memleketin içine
Ediverdiler gari
Ne şiş yansın ne kebap
Diye diye olduk harap
Kalmadı başka örecek çorap
Yarab bizim başlara
Akıl veriver gari
Şimdi eller havada
Oylar yandı tavada
Yok eksilme cakada
Cek caklı vaatlere
Tok karnımız gari
Kıl olmadan dinleyiverin gari
Hayret birşey oluvermeyin gari
Zilleri takıverip oynayıverin gari

MEMLEKETİN HALİ !






.....



Kılıçdaroğlu’nu asla affetmeyeceğim; çünkü…

“Elhamdülillah şeriatçıyız!”

“Laik Müslüman olunmaz!”

“Tutturmuşlar bir ‘Laiklik elden gidiyor’ diye… Yahu, millet istedikten sonra laiklik tabii gidecek…”

“Her 10 Kasım’da sap gibi dikiliyorlar!”

“Mayo reklamı şehvet sömürüsüdür.”

“Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim!”

“Ananı da al git buradan!”

“Gemi var, gemicik var…”

“Ayakların başları yönettiği yerde kıyamet kopar…”

“Ben çevrecilerin daniskasıyım!”

“Hazmettire hazmettire ilerlememiz gerekiyor!”

“Önemli olan, boy değil soy…”

“Askerlik, yan gelip yatma yeri değildir.”

“Bu heykel, sanat eseri falan değil, ucube…”

“Sayın Öcalan düşüncelerinin değil, şu anda almış olduğu ‘kellelerin’ hesabını veriyor.”

“Alevi kültüründe bile böyle bir anlayış yok…”

“Kız mıdır, kadın mıdır bilemem…”

“Facebook filan falan, yahu bunlar çirkin teknoloji…”

“Ben Alevilerin başbakanı değilim.”

“Dindar değil de tinerci mi olsunlar?”

“Çanak çömlek çıktı diye Marmaray ertelendi…”

“Alkol içmeyin, üzüm yiyin.”

“Gençler, bakınız, her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şey yok.”

“İki ayyaşın yaptığı yasa…”

“Benim başörtülü bacımı ve bebeğini 80-100 deri giysili adam çevirip üzerine affedersiniz idrarını yapmak suretiyle…”

“Camiye ayakkabılarıyla girip içki içtiler, âlem yaptılar!”

“Her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına alırım!”

“Niye kaçıyorsun ulan İsrail dölü?” (Soma maden faciasında kendisini yuhalayan birine söylediği söz.)




Bu sözleri söyleyen kişi, önce bu ülkenin en büyük şehrini dört yıl boyunca yönetti.

Sonra on bir yıldan fazla bir süre, Başbakanlık koltuğunda oturdu.

Şimdi de Cumhurbaşkanlığı’na aday oldu.





Ona ve onu destekleyenlere sözüm yok, “Tencere-kapak” der geçerim.

Benim sözüm, düdüklü tencereye…

Yani; Kılıçdaroğlu’na!

“Laik Müslüman olunmaz” diyerek “laiklik yanlısı olmadığını” söyleyen bu kişinin adaylığına karşı bizi, “Laik Müslüman olunmaz” diye düşünen bir başka adayla cezalandırdı…

Elimizi kolumuzu bağladı.

Çaresiz ve umutsuz bıraktı!





Dua et Kemal Bey, Emine Ülker Tarhan için imza veren milletvekili sayısı yarın akşama kadar 20′ye ulaşsın…

Yoksa bizi karşı karşıya bıraktığın bu çaresizliğin hesabını 10 Ağustos akşamı siyaset sahnesinden silinip giderek vereceksin…

Hoş; o saatte ülke o kadar çok şey kaybetmiş olacak ki; sen, aklımıza bile gelmeyeceksin!



PESPAYELİK!

Gürsel Tekin’in özel gazetecisi Barış Yarkadaş, dünkü yazısında bana çatmış…

Süheyl Batum’un Emine Ülker Tarhan için benim programımda imza atmasını yanlış bulmuş…

Bunun, sulandırma ve magazinleştirme operasyonu olduğunu iddia etmiş…

Benim bazı vekil dostlarıma, “İmzaları geri çekin, yoksa kalbinizi kırarım” dememi de “pespayelik” olarak nitelendirmiş…

Sözü uzatmaya gerek yok; Barış, pespayeliğin uzmanıdır; ne diyorsa doğrudur!



GÜNÜN SORUSU

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Belli olmaz, cumhurbaşkanı adayı için ters köşe yapabiliriz” demişti… Bazı saflar da bunu gerçek sanıp, “O olmazsa kim olur?” diye soruşturmaya başlamıştı. Sorum o saf arkadaşlara:

Başbakan, on bir yıl boyunca sizinle kafa buldu; hâlâ anlamadınız mı?



GÜL’ÜN SİYASİ HAYATI!

Recep Tayyip Erdoğan, dün Cumhurbaşkanlığı’na adaylığını açıklarken, “Kardeşim” dediği Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de ipini çekti.

Gül’ün AKP içinden çıktığını umursamayarak, “10 Ağustos’ta sadece cumhurbaşkanı seçilmeyecek. Ayrıca vesayetler dönemi de kapanmış olacak. Halkın seçtiği, halktan bir cumhurbaşkanı göreve gelecek, fark bu” dedi.

Yani Gül dahil önceki Cumhurbaşkanları’nın “vesayetten çıktığını” ve “halktan olmadığını” söylemiş oldu.

Bu sözler gösteriyor ki Abdullah Gül, Recep Tayyip’in boşalttığı koltuğa da oturamayacak…

Özal nasıl “güçsüz bir başbakan” modelini tercih ettiyse ve Yıldırım Akbulut’u Başbakan yaptıysa, büyük bir olasılıkla Erdoğan da aynı şeyi yapacak.

Böylece, Bakanlar Kurulu’nu bizzat yöneten “başkan” olacak!


Bu sistemin Türkiye’yi sürükleyeceği felaketleri aklıma bile getirmek istemiyorum.



GÜNÜN İSYANI

İktidar-Cemaat kavgasında tavrını Fethullah Gülen’den yana koyarak AKP’den istifayı seçen Hakan Şükür, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin şunları söylemiş: “Hayır işleri için hırsızlığı, rüşveti, komisyonu meşru gören dindar bir Cumhurbaşkanı adayı olmak…”

İsyanım kendisine:

Efendin kavga etmeseydi, yine bu sözleri söyleyebilecek miydin? Yoksa eskiden yaptığın gibi “Büyüklerimizin dediği doğrudur” mu diyecektin?



Mustafa Mutlu 
 02 Temmuz 2014




EMRE ULAŞ











15 Haziran 2013 Cumartesi

Avrupa, Türk halkından özür dileyecek mi?




Taksim Direnişi‘nin en önemli getirisi ne oldu biliyor musunuz?
Avrupa; nihayet uyandı.

Hangi Avrupa mı?
Yıllardır bu ülkede yaşananları görmezden gelen...
Demokrasi yolunda emin adımlarla gittiğimizi söyleyen...
Yargının üstünlüğü ilkesinin ayaklar altına alınmasını yok sayan...
Gazetecilerin, yazarların, hukukçuların, öğretim üyelerinin, sivil toplum örgütü yöneticilerinin, siyasetçilerin, askerlerin zorlama davalarla içeriye tıkılmasını seyreden...
Devletin, “din özgürlüğü” maskesi altında dinci bir yapıya bürünmesini bıyık altından gülümseyerek izleyen...
Duyarlı kesimleri “Kemalist” diyerek küçümseyen...
Tüm özgürlük alanlarının daraltılmasına, Türkiye‘nin bir “yasaklar ülkesi” hâline dönüştürülmesine destek veren...
Baskıya, zulme, polis şiddetine, işkenceye, “yaşam tarzı dayatmalarına”, yani padişahlık düzenine seyirci kalan Avrupa...
Düşünce, ifade ve basın özgürlüklerine yönelik her türlü saldırıyı iplemeyen Avrupa...
Ülkenin kutuplaşmaya götürüldüğünü söylediğimizde bizi “hayal görmekle” suçlayan Avrupa...

Daha düne kadar Türk halkını “barbar” diye küçümseyen, vize verirken bile canımıza okuyan, “ikinci sınıf insan” muamelesi yaparak insanlık suçu işleyen Avrupa!
Her seçimden önce iktidar partisini desteklediğini açıklayıp, Türk seçmenini yönlendiren Avrupa...

Şimdi çıkmışlar; “kardeş” diye bağırlarına bastıkları iktidar temsilcilerini kınamaya kalkıyorlar!

Neden?

Çünkü nihayet, küçümsedikleri, ciddiye almadıkları gerçek Türk insanını gördüler!
Meydanları dolduran milyonların verdiği “gerçek demokrasi” mücadelesine tanık oldular. Kimin demokrat, kimin baskıcı olduğunun farkına vardılar.

Bu yüzden de parlamentolarını toplayıp AKP iktidarını “azıcık eleştirmeye” kalktılar, yedikleri fırçayla kaldılar!Yıllardır bu ülkenin insanına, siyasetçisine, gazetecisine, aydınına, yurtseverine yönelen öfkenin hedefi oldular!

Unutmayacağız!

Yine de orta yol bulma çabasındalar...

Diyorlar ki, “İktidar, polisin Taksim Direnişi’ndeki orantısız güç kullanımı nedeniyle özür dilesin, o ağaçlar da kesilmesin, bu konu kapansın...”

Hadi oradan; Allah aşkına! Önce sen özür dileyeceksin Avrupa...

Çünkü bu ülkede biz tam 12 yıldır ne çekiyorsak, hepsinde senin parmak izin var...
Şimdi “Saksı düştü de aklım başıma geldi” ayağına yatma...
Senin bize yaptığın kötülükleri asla unutmayacağız!

Son söz de Avrupa Parlamentosu yetkililerine:

Önceki gün aldığınız karar konusunda “tırnak ucu” kadar içtenseniz; bu yazıyı İngilizceye çevirtip, ilk toplantınızda okutursunuz!

Ama... Nerede sizde o kalite?

Mustafa Mutlu.
15.06.2013






....