Translate

bilim adamları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilim adamları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2018 Cuma

Biz Kaybettik ! Nedim Çakmak





BİZ KAYBETTİK!


50 yıl önceki lise mezunları bilim adamı formatındaydı,
şimdiki profesörler bile neden eski lise mezunları
kadar bilim adamı değildir? Film adamıdır !..
Biz Kaybettik !
Karanlıklar kazandı...
Vatanımızda sadece üç üniversite varken,
Aydınlar vardı..
Şimdilerde 150 üniversite ile,
neden ve nasıl karanlıklar geldi?
Kendi hayatımın kısa romanını okuyunca anlarsınız...

*
Türkiye'nin Geri Kalmışlığın Tarihi...

Kendi başıma gelenler:
Köy öğretmeni olarak hayata başladım.
Babamın çiftliğinde daha yedi yaşında iken,
traktörlerle çift sürüyordum, 
traktör parkındaki makine ve ekipmanlar kendimi erkenden
yetiştirmemi teşvik etmişti...
İzmir Sanayi Bölgesinde,
ilk gençlik yıllarımda,
ne tür faaliyetler varsa hepsine katıldım.
Çınarlı Meslek Lisesinin Radyo-Elektronik
bölümünün gece eğitimini de Öğretmen Okulu ile birlikte bitirdim.
Elektroniğin piri Celal Dutar benim hocamdı...
Öğretmen Okulu'nda her türlü eğitim kolları,
faaliyetleri vardı, ama teknoloji kolu yoktu...
Sonradan senatör olan,
Öğretmen Okulumuzun müdürü Tevfik Elmas Bey'in
teşvikleri ile,
tarihte ilk defa Radyo-Elektronik olunu kurdum...

19 Yaşında bir dağ köyüne Öğretmen oldum.
Bilgilerimi hayata geçirmek için can atıyordum.
O yıllarda Grunding marka transistörlü
Radyolar 900 TL idi..
Öğretmen maaşı 450 TL...
Yani, iki Öğretmen maaşına bir transistörlü radyo..
Bugünkü değeri 6.000 TL'sına bir Transistörlü Radyo satılıyordu !
Bu millet öyle soyuluyordu...
Bu duruma çok içerlemiştim..
İzmir-Çankaya Caddesinde elektronik hurdacıları vardı,
atılmış radyo kondansötörleri aslında radyonun kalbidir,
gerisi kolay...
Hurdacıdan aldığım parçalarla bir transistörlü
radyo 30 TL'sına mal oluyordu...

Öğretmenlik yaptığım dağ köyünün muhtarı İrfan,
Muhtarlık binasını verdi, Burası senin, dedi..
Muhtar marangozdu, çok özel bir çalışma masası yaptı,
çalışmaya başladık...
Radyo elemanlarını monte ettim,
en son hoparlörü kalmıştı..
Muhtara, "Hazır ol", dedim,
"Tut şu kablonun ucunu, hoparlörün gibine değdir"...
Değdirdiği gibi oyun havaları patladı,
Ankara Radyosu çalıyordu..
Muhtar sevinçle dışarı fırladı,
"Öğretmenimiz radyo icat ettiiii !" diye
Köy meydanındaki kahveye koştu.
Köylü merakla muhtarlığa doluştu,
"Uleen 900 gaymelik iş bu muymuş" diyorlardı...
Onlar "Öğretmenimiz radyo icat etti" dedikçe,
"Öyle değil, başkaları icat etti, ben imal ettim" diye
uyarıyordum.
Ama onlar sen icat ettin diye ısrar ediyorlardı...
İlk önce muhtara, azalara ve kendime,
sonra köylülerime 900 TL'lik radyoları,
30 Türk Lirasına mal ediyordum...
Marangoz muhtar özel radyo kutularını yapıyor,
hoparlör çıkışının deliklerini açıyordu...
Kutunun yan tarafındaki kondansatör düğmesinden,
İstasyon araması yapılıyordu...
Iskala yoktu, ama olsun ses kulağa gelince
İstasyon tamamdı...
Para da almıyordum ama onlar da beni özel bakıma alarak,
Maneviyatlarını tamamlıyorlardı,
HERKES ÇOK MUTLUYDU...

Günlerden bir gün,
Jandarma Başçavuşu devriyede iken,
Bizim Uzun Memet radyosunu armut ağacına asmış,
keyifle tarlasında çalışırken,
Başçavuş yakaladı:
- Nedir ülen bu?
- Radyo Baş Efendi..
- Böyle radyo mu olur ülen?
- Olur Baş Efendi, Öğretmenimiz icat etti.
- Neee, kaçak radyo yapmış, tut Onbaşı, zabıt Tut!..

Zaptı tutmuşlar...
O yıllarda Öğretmenlerin milletvekili gibi
dokunulmazlığı vardı, Jandarma veya Polis Karakoluna
çağıramazlardı.
Maarif müdürmüz ifade alır,
Savcılık soruşturmasına maarif müdürümüz
tavassut ederdi...
Maarif müdürümüz Ahmet Bey,
Öğretmenimiz bana bir uğrasın diyecek kadar kibardı...
Uğradım..
Maarif müdürümüz beni aldı Kaymakam Beyin
Makamına götürdü.
"O muhteşem mucit bu", dedi..
Dedi ama...
Kaymakam suçumu tebliğ etti, Savcılığa vermemek için bir yol,
yordam arıyorlardı...
Mevzuat hazretleri çok kesindi...
Radyoların yıllık vergisi vardı,
Vergi kaçakçılığı her radyo başına ayrı para cezası,
İzinsiz radyo imal etmek,
Casusluk gibi bir şeydi !
Yıllarca hapis cezası...
Bir yol buldular,
Önce takdir ettiler,
Sonra bir Sürgün cezası ile işi kapatarak,
Savcılığa kaptırmamak için,
Ödemiş Bozdağları'ndaki Kızılkeçili Köyü'ne Sürgün ettiler,
İş kapanmıştı...
ama Vatanımın geri kalmışlığının yaraları
Kapanmamıştı...

Bahar aylarında Bozdağlara geldim,
İsviçre gibi bir yer,
Burada ne yaparım, yaparım...
Artık sürülecek bir yer yok,
Bozdağlarının tepesinde Allah var,
son köy Kızılkeçili,
Oradan sürülecek yer yok...
Alabalıkların oynaştığı bir serin dere,
Dereboyunda keşfe çıktım,
Terkedilmiş üç su değirmeni vardı...
Kasabada elektrikli değirmenler çıktığı için,
Papucu dama atılmış su değirmenleri...
Birinin suyu aktif,
Kapağı kapatınca dikine tribün borusundan adamı
Bulsa parçalayacak Zaplı Su,
böyle boşu boşuna akar mı?
Olmaz öyle şey !
O yıllarda hiç bir köyde elektrik yoktu...
Hafta sonunu dar ettim, İzmir Sanayi Bölgesinde
Ahmet Beyi buldum, Manisa Sanayicisi büyük adam,
Ahmet Tütüncüoğlu abimizden yardım aldım...
Bir alternatör ve voltaj karalığı sağlayan
Kollektör ve konjüktör...
Jeneratörün miline kayışla monte edilecek,
Tirübün kanatlarını kendi ellerimle kaynak yaptığım,
Bir Değirmen Çarkı..
Parçaları sanayici Ahmet Bey Köyüme kadar 
kendi cipi ile getirdi..
Bir kaç günde montajı yaptım...
Köy kahvesine, okuluma, camiye ve köy meydanına,
Kılavuz aydınlatma için kablolar çektim...
İlk açılış için akşam karanlığını seçtim...
Köylü merakla toplanmış bakıyor,
Birden su kapağını açıverdim,
Ortalık gündüz gibi oldu...
Suyun gücü ONBEŞ KÖYÜ aydınlatacak elektrik
Üretebilirdi...
KÖYLÜ SEVİNÇTEN ÇIĞLIK ATIYORDU,
"Öğretmenimiz elektrik icat etti!" diye konuşmayın
Kardeşim, başıma iş açarsınız...
O gece devreyi kapatmadım,
Elektrik parası yok,
Sabaha kadar Efeler Diyarının Efeleri Zeybek Oynadılar,
Kimi dua ederek, kimileri rakı içerek kutladılar...

İKİ GÜN SONRA BASILDIK,
Tüm İlçe Jandarması Terör Örgütünü basar gibi
KÖYÜ BASMIŞTI..

EMİR ALDIK :
-- SÖKÜN BUNLARI YOKSA FENA OLUR !

Söktük...
Kasabaya indim, istifa ederek...

SİZİN MEVZUATINIZI DA,
PALAVRA EĞİTİMİNİZİ DE,
EŞEKLER DİKSİN DEDİM,
HALA EŞEKLER DİKİYOR !..
BEN DENİZLERE KOŞTUM,
DENİZLERE AÇILDIM...
ÖNCE TELSİZ VE GV. VARDİYA ZABİTİ,
SONRA SÜPER TANKER SÜVARİLİĞİ...
YILLAR SONRA DÖNDÜĞÜMDE GÖRDÜM Kİ,
SIĞIRLAR AYNI YERDE OTLUYORLARDI !.. 


Nedim Çakmak





* Beyin göçü neden oluyor sanıyorsunuz? 
Eğitim düzeyinizi düşürün ve iş alanı yaratmayın siz çünkü...

Zeki ve de Akıllı olanlarınızı bize gönderin, zaten onlar sizin değil bizim hakkımız, eğitimini biz verelim ki icat ettikleri bizim üniversite adımızla dünyaya duyurulsun, patenti bizde kalsın, biz gelişelim size satalım, ve her iki durumda da biz kazanalım, 
siz istediğimiz düzeyde kalın ki sizi sömürebilelim, sizlere hükmedebilelim... 
Zaten sizin topraklarda casuslarımız vasıtasıyla kışkırtarak desteklediğimiz ve çıkardığımız savaşlarla uğraşmaktan eğitime ve bilime vakit ayıramayacaksınız. Sizler medeniyet düzeyine çıkamıyacak, geri kalacak ve hatta daha da gerilere düşeceksiniz. 
Her konuda bana muhtaç olacaksınız. Böylece tüm arzularımız gerçekleşecek... 
Efendilerinizin önünde diz çökün!

SB



9 Haziran 2014 Pazartesi

ATATÜRK'ÜN ETKİLEDİĞİ HAYATLAR






MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ETKİLEDİĞİ HAYATLAR
Ord. Prof. Dr. SADİ IRMAK - İDİL BİRET/SUNA KAN 

"İstanbul Üniversitesi'nde öğrenci olduğum sıralar, okul duvarında bir ilan gördüm: "Avrupa'ya talebe yollanacaktır. "

Allah Allah, dedim! Ülke yıkık dökük, her yer virane, Lozan yeni imzalanmış, bu durumda Avrupa'ya talebe... Lüks gibi gelen bir şey...

Ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına Atatürk, "Berlin Üniversitesi'ne
gitsin." diye yazmış.

Vakit geldi, Sirkeci Garı 'ndayım; ama kafam çok karışık.
Gitsem mi, kalsam mı? Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı?

Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta müvezzi ismimi çağırdı.
"Mahmut Sadi! Mahmut Sadi! Bir telgrafın var."
"Benim" dedim.

Telgrafi açtım, aynen şunlar yazıyordu:
"Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz."

İmza
Mustafa Kemal



Okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım. "Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme." dedim.

"Düşünün 1923'te o kadar işinin arasında 11 öğrencinin nerde, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi?"

Çok başarılı oldum. Ülkeme alev olarak döndüm. Önce Istanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü'nü kurdum.
Kürsü başkanı oldum. Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım. 

Ben kim miyim?
Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamıyım.. 

Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak

...


"Atatürk'e olan babamın aşkı korkunç boyutlardaydı, ama çokta bilinç bir aşktı bu, rastgele bir aşk değil...Doğrusu bir yaşa gelinceye kadar ben bunu çok abartılı bulurdum. Yani ancak bir yaşa geldikten sonra yavaş yavaş , babamın bu konuda ne kadar haklı olduğuna inandım. Ve son yıllarında babam hayatında , hep bir öğütü bana tekrarlamıştı. 

Diyordu ki : 
Kızım ölümümden sonra beni anmaya bilirsin , bu benim için çok önemli değil, çünkü hayat ileri doğru akar. Ama, eğer her yazında, her makalende, her konferansında, dersinde Atatürk'ü minnetle anmazsan sana olan emeğimi, hakkımı helal etmem. Çünkü bir Türk kadını olarak bugün sahip olduğun herşeyi ona borçlusun."

Prof.Dr.Yakut Irmak Özden
Darülaceze Vakfı Başkanı
TARİHE İMZA ATANLAR BELGESELİ


....


Harika Çocuklar Yasası
Harika Çocuklar Yasası, 1948 yılında müzik alanında özel yetenekli çocuklar olan İdil Biret ve Suna Kan’ın yurtdışına devlet bursu ile gönderilip yetiştirilmeleri için özel olarak çıkarılan 5245 sayılı ile bu yasanın daha geniş kapsamlısı olan ve güzel sanatların her alanında özel yetenekli çocukların belirlenip devlet bursuyla yurt dışında eğitim görmelerine olanak veren 1956 tarihli 6660 sayılı yasanın kamuoyunda bilinen adıdır. “İdil Biret Yasası” veya “İdil-Suna Yasası” olarak da bilinir. Halen yürürlükte olan ancak işletilmeyen bir yasadır.

Ancak 1960'lı yılların sonunda Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, bir komisyon oluşturmadı ve yasa sekteye uğradı. 1976'da ise yasa kapsamında Devlet Konservatuvarı'nda yoğun eğitime olanak sağlayan "özel statü" yönetmeliği çıkartıldı. Yönetmelik sayesinde Burçin Büke, Fazıl Say, Çağıl Yücelen Akın, Şölen Dikener sanat dünyasındaki yerlerini edindiler.

BAKAN: HABERİM YOK 

'Özel statü yönetmeliği'nden en son yararlanan ise 1998 yılında 7 yaşında olan Emrecan Yavuz oldu. Piyanodaki yeteneğiyle göz kamaştıran Yavuz, dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay tarafından oluşturulan komisyon ile devlet himayesine alındı. Emrecan'ın ardından yasa bir daha işlemedi. Komisyon Milli Eğitim ve Kültür bakanlıkları tarafından tam 10 yıldır 'ödenek yetersizliği' nedeniyle oluşturulmuyor. Fikri Sağlar'ın Kültür Bakanlığı döneminde 'üstün yetenekli çocukların' eğitimleri için aldığı 2 piyano ise halen Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nde atıl durumda tutuluyor. Yaklaşık 60 yıl önce çıkartılan ancak son 10 yıldır uygulanmaz hale gelen Harika Çocuk Yasası ile ilgili konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "Yasanın uygulanıp, uygulanmadığı yönünde bir bilgiye sahip değilim. Herhangi bir dosya bana gelmedi. İtiraf edeyim bilmiyorum. Ancak şimdi inceleyeceğim" dedi.  (basın)




İDİL BİRET 
YALE SYMPHONEY ORCHESTRA - CHOPİN / PIANA CONCERTO NO:2 (1/3)- link


SUNA KAN
PRESİDENTAL SYMPHONİC ORCHESTRA,1994
ULVİ CEMAL ERKİN VIOLIN CONCERTO - 3rd MOUVEMENT
CONDUCTOR GÜRER AYKAL - link


 ("Gürer Aykal" "Köy Enstitüleri" - SB)



Prof.Dr. Sadi Irmak İlk Çalışma Bakanı olarak, işçilerin haklarını korudu, İşçi Sigortalarını (Bugünkü SSK/SGK) ve Hastanelerini kurdu.


BUGÜN İŞÇİLERE 'REVA' OLARAK GÖRÜLEN MUAMELELER ! = SOMA!
HARİKA ÇOCUKLARIN İHMAL ETTİRİLMESİ = BİZ FASONUZ, İCAT YAPAMAYIZ !
ÖDENEK YETERSİZLİĞİ = İMAM HATİPLERE AKSIN, DİNSİZİZ , AMA BİLİM ADAMIYIZ!

SB.





"Bir millet yetiştirdiği dehalar ile ölçülür."

Prof.Dr.Sadi Irmak


___________________.