Translate

hocalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hocalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2016 Pazar

Birleşmiş Milletler Hocalı Utancını Daha Ne Kadar Taşıyacak?






Hocalı Soykırımı'nın 24.yılını andığımız bu yılda ne yazık ki vahşice katledilen bine yakın Azeri Türkü ile ilgili Birleşmiş Milletler (BM) halen herhangi bir ciddi adım atmış durumda değildir. Aynı durum işgal altındaki Azerbaycan toprakları için de geçerlidir. Dağlık Karabağ Savaşı devam ederken BM Genel Kurulu'nun 1993'de almış olduğu 822, 853, 874 ve 884 sayılı kararlar ile Azerbaycan topraklarının işgal altında olduğu ve "Ermenilerin" acil işgal ettiği topraklardan çekilmesi gerektiğini vurgulamıştır.


Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, kararda "Azerbaycan topraklarının işgal edildiği" ifade edilirken ülke ismi belirtilmektsinin işgalin "Ermenilerce" sona erdirilmesinin istenmesidir. Böylece, bu işgalden Ermenistan devlet olarak suçlanmaktan kurtulmaktadır. Ayrıca Ermenilerin işgal ettiği topraklardan çıkmaması durumunda herhangi bir yaptırımın öngörülmemesi (Irak'ın Kuveyt'i işgalinde olduğu gibi) sorunun çözümsüz kalmasında etkili olmuştur.


Aslında BM'nin İslam Dünyası'na yönelik çifte standardını daha önce de Srebnitza Soykırımı ile ilgili alınan kararda açıkça görülmüştü. Bilindiği gibi Yugoslavya iç savaşı devam ederken BM tarafından güvenlikli bölge olarak ilan edilen ve silahsızlandırılmış binlerce Boşnak Müslümanın sığındı Srebrenitza, burayı korumakla görevli Hollandalı askerler tarafından Sırplara teslim edilmiş ve 10 bine yakın Boşnak erkek Sırplar tarafından vahşice öldürülmüştü. Gözü dönmüş Sırplar tarafından görüntüleri dahi çekilen bu olay BM'nin başlıca yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı'nın 2007'de aldığı kararla "soykırım" olarak değerlendirilmiş ancak aynen Dağlık Karabağ'ın işgali ile ilgili BM Genel Kurulu'nun aldığı karar gibi, bu olaydan "Sırbistan" devlet olarak suçlanmamış yalnızca bu soykırıma katılan bazı Sırp askerler ceza almıştır.


Bu noktada bazı sorular akla gelmektedir. Eğer Ermenistan (Srebrenitza'da Sırbistan) devlet olarak bu olaydan sorumlu değilse, bu olaya katılan askerler ve kullanılan silahlar kimin? Karabağ Savaşı'nın çıkmasını tetikleyen en önemli olay 20 Şubat 1988'de Azerbaycan'a bağlı Dağlık Karabağ Yerel Konseyi'nin Ermenistan'a bağlanma konusunda aldığı karardır.(*) Bir an Ermenistan'ın bu kararda herhangi bir desteğinin olmadığını varsayalım. Bir ülkenin (Azerbaycan) belli bir bölümü (Dağlık KArabağ) başka bir ülke ile birleşme yönünde karar veriyor ve bağlanılmak istenilen ülke (Ermenistan) buna karşı çıkmıyorsa, bu ülkenin bu işgalden sorumlu olmadığı düşünülebilir mi?


İran dışında tüm komşularından toprak talebi olan Ermenistan'ın dün olduğu gibi bugün de saldırgan  tavırları devam etmektedir. Ekonomik bunalım yaşayan, nüfusu her geçen gün azalan, sınırları dahi Rusya tarafından korunan Ermenistan, mütecaviz tavırları ile kendisini her geçen gün kendi ördüğü duvarlara hapsetmektedir. Çözülemeyen ekonomik sorunlara ek olarak radikal grupların ülke idaresinde yıllardır bulunması Ermenistan'ı gün geçtikçe yalnızlaştırmaktadır. 1991-1994 yılları arasında Dağlık Karabağ Savaşında Ermeni askerilerini bizzat yöneten günümüzdeki Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ın 17 Mayıs 2001'de yaptığı konuşmada " İşgal ettiğimiz topraklar var. Bunda utanılacak bir şey yok. Güvenliğimiz için yaptık. Biz bunu 1992'de de söylüyorduk, şimdi de söylüyoruz" şeklindeki itirafı veya 2011 yılında "Karabağ'ı bizim neslimiz aldı, Ağrı'yı da size bırakıyoruz" şeklindeki sözleri Erivan'ın saldırgan ve ütopik düşüncelerin bir yansıması niteliğindedir.


Sonuç olarak, Sırbistan'ın devlet olarak suçlanmaması çok büyük bir eksiklik olmakla birlikte en azından Srebrenitza BM tarafından Soykırım olarak değerlendirilmiştir. 23 yıl geçmesine rağmen faili belli, mağduru belli, görüntüleri çekilmiş, tanıkları halen hayatta olan Hocalı Soykırımı'nın BM tarafından hala dikkate alınmaması, tarihe büyük bir Kara Leke olarak geçmiştir.


Bununla birlikte Ermenis lobisinin tüm çabalarına rağmen bugün dünyada 9 ülkenin Hocalı'da yaşananları "soykırım" ( Azerbaycan, Pakistan, Bosna Hersek, Meksika, Kolombiya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Peru, İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamentoları arası Birliği ve Honduras), ABD'nin 13 eyaletinin ise (Massachusetts, Teksas, New Jersey, Georgia, Maine, New Mexico, Arkansas, Oklahoma, Tennessee, Pensylvanya, Batı Virginia, Connecticut ve Florida) katliam olarak kabul etmesi çok önemli bir başarıdır.


Bu noktada Pakistan'ın üzerinde biraz daha fazla durmak gerekmektedir. Bilindiği gibi, Milli Mücadele döneminde (Pakistan 1947 de kurulmuştur, ondan önce Hindistan'dı-SB) ve sonrasında Türkiye'ye büyük yardımlarda bulunan Pakistan, bugün aynı desteği Azerbaycan'a da vermektedir. Azerbaycan'ı Türkiye'den sonra tanıyan ikinci ülke olan Pakistan, Bakü'de temsilcilik açan ilk ülkeler arasındadır. İslamad Dağlık Karabağ Sorununda her zaman Azerbaycan'ın yanında yer alırken, mütecaviz ülke Ermenistan'ı Dağlık Karabağ'daki işgal sonlandırana kadar tanımayacağını açıklamıştır. 


Türkiye'de ise sivil toplum örgütlerinin ve üniversitelerin öncülüğünde yapılan çalışmalar dışında Hocalı'nın "soykırım" olarak tanıtılmasına yönelik ciddi bir adım atılmaması oldukça üzücüdür. Ne yazık ki cesetlerin üzerinde dahi işkence yapıldığı, çocukların derilerinin yüzüldüğü, hamile kadınların karınlarının deşildiği bu olay sadece Türkiye'de değil diğer Türk Cumhuriyetleri'nde de halen soykırım olarak tanınmamaktadır.


Büyük bir Türk Dünyası sevdalısı olan Atatürk gibi "Azerbaycan'ın sevinci sevincimiz, üzüntüsü üzüntümüzdür" idyerek Hocalı'yı soykırım olarak tanıyacağımız günlerin gelmesi dileğiyle; Hocalı'da şehit edilen tüm soydaşlarımızı ve bu soykırımın dünyaya tanıtılmasında büyük emeği geçen Azerbaycan'ın milli kahramanı şehit gazeteci Cengiz Mustafayev'i saygı ve rahmetle anıyorum



Esma Özdaş , 26 Şubat 2016
Güney Kafkasya-İran-Pakistan Araştırmaları Merkezi










EKLER ve NOTLARIM:

Acı olan; Türkiye daha kendi topraklarında yaşanan soykırımı "Soykırım Günü" olarak ilan etmemişken .... Van'a, Ahtamar Adası'na, yabancı diplomatların ziyaret ettiği Ankara'ya "Soykırım Anıtı" dikilmemişken...


(*): Dağlık Karabağ Cumhuriyeti, hukuken Azerbaycan'a ait Dağlık Karabağ ve çevresindeki 7 Azerbaycan ilini kapsayan topraklar üzerinde işgal sonrası kurulmuş fiilen bağımsız olan bir ülkedir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra yükselen etnik gerilim, Ermenistan'ın desteklediği Ermeni militanlarla Azerbaycan arasında çatışmaların çıkmasına neden oldu. Ermeni güçlerinin bölgeye girişiyle birlikte Azerbaycanlılara yönelik başlattıkları katliamlar halkı göçe zorlamıştır. 10 Aralık 1991'de "Azerbaycanlıların boykot ettiği" ve "yalnız Ermenilerin katıldığı" halkoylaması sonucuna göre bağımsızlık kararı alındı ve 6 Ocak 1992'de de bağımsızlık resmen ilan edildi. Fakat Ermenistan dahil, hiçbir ülke veya uluslararası kuruluş Dağlık Karabağ'ın bağımsızlığını tanımadı. 20 Şubat 1988'de Dağlık Karabağ Özerk Oblastı Ulusal Konseyinin "Ermeni temsilcileri" bölgenin Ermenistan ile birleşmesi için oy kullanmışlardır. 


(**) 15 milyon değil 45 milyon (2015).
(***) Azeri değil, Azerbaycan Türkleri.










- Çingiz Mustafayev (1960-1992) Karabağ Savaşı Şehidi....
Dünya onu daha çok Hocalı'da çektiği filmle tanıdı. Cengiz Mustafayev'in Hocalı'da Ermeni askerlerce yapılan katliamı gözler önüne sermesi ile de Ermenistan'ın imajı sarsıldı. 15 Haziran 1992 tarihinde Hocalı rayonunun Nahçıvanlı Köyü'nde Azerbaycan Türkleri ile Ermeni askerleri arasında çıkan çatışmayı görüntüleyen Cengiz Mustafayev, kamerası kayıttayken vuruldu, son sözü "Öldüm" olurken, kamerası çekim yapmaya devam ediyordu....anısına açılan sayfa:








-  Türkiye ve Azerbaycan’ın Ermenistan ile Sorunları
Karabağ Sorunu - Ömer Engin LÜTEM
E. Büyükelçi, ASAM Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Başkanı.

"Karabağ sorunu bir çözüme kavuştuğu taktirde Rusya Federasyonu’nun Ermenistan üzerinde halen sahip olduğu büyük nüfuz giderek azalacaktır. Bu çerçevede Ermenistan’daki Rus askeri üstlerinin kapanması da beklenebilir. Buna karşılık, Karabağ sorununun çözümlenmesinin yaratacağı barış atmosferinin, bölgenin Abhazya, Güney Osetya ve Çeçenistan gibi diğer anlaşmazlıkları üzerinde psikolojik alanda olumlu bir etki yapması da mümkündür. Bu durumdan Rusya Federasyonu olduğu kadar Gürcistan da yararlanacaktır.

Iran, ülkesinde yaşayan on beş milyon (**) kadar Azeri’nin (***) Azerbaycan ile birleşmesi olasılığından endişe duyduğu için Karabağ sorununda Ermenistan’ı desteklemiştir. O itibarla Karabağ sorununun çözümlenmesi ve Azerbaycan’ın refah düzeyine ulaşması İran’da memnunlukla karşılanmayacaktır. Ancak bu anlaşmazlık sonsuza kadar sürmeyeceğine göre İran etnik sorunlarını, başka usullerle, mesela Azerbaycan’la iyi ilişkiler kurmak ve ülkesinde Farisi olmayan halklara geniş kültürel haklar tanımak suretiyle aşmaya çalışmalıdır. "




- "BM Genel Kurulu "Sırbistan"ı devlet olarak suçlamamış yalnızca Srebrenitza Soykırımı'na katılan bazı Sırp askerlere ceza vermiştir." Bu açıklamaya göre Türkiye'ye de çifte standart uygulanmaktadır. Çünkü, Uluslararası platformlarda sözde soykırım ile Türkiye ülke olarak , tüm Türklerde millet olarak suçlanmaktadır. Türk tarafından (Cumhuriyet kurulmadan önce) bazı vahim olaylarda, sorumlu olan kişiler cezalandırılmıştır (sorumlu olmayanlarda dahil!). Halbuki, Türk Soykırımı yapan Ermeniler, Ruslar  ve diğer milletlerden olan sorumlulardan hiçkimse cezalandırılmamıştır. (bk.Justin McCarthy-Canberra Parlamentosu konuşması - İngilizce)











12 Şubat 2016 Cuma

Endless Corridor - Khojaly Massacre





"The only thing necessary for the triumph of evil is for good man to do nothing"
Edmund Burk










For the first time, the truth is revealed about the massacre of defenseless Azerbaijani civilians perpetrated by Armenian and Russian soldiers in the small village of Khojaly in the Caucasian mountain region. Nearly 700 people were murdered and 10,000 were rendered homeless when their houses were destroyed during one night in 1992. The bloody conflict is shown but at the same time a story of bravery, sacrifice and redemption is depicted in this spectacularly filmed documentary. 


Witness the human story of the musician who saved the lives of 50 neighbors but lost his wife and then spent months in torturous captivity. Meet a mother who gave birth and almost lost her newborn daughter if it had not been for the help of a Russian newspaperwoman who covered the war but became a hero. The filmmakers have brought together for the first time the heroes and the victims, the aggressors and the witnesses to the event. The lessons of ENDLESS CORRIDOR are more relevant to today’s worldwide conflicts and prejudices than ever before!








Khojaly Massacre Documentary ‘Endless Corridor’ Wins Humanitarian Award From Global Film Awards - link to read












"Hayasala"ysa Ermenilerin "Ermenistan'ın Özgürlüğü Uğrunda Ermeni Gizli Ordusu" 
(Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia, ASALA) 
terör örgütünün Suriye'deki birimidir. 
















31 Ocak 2015 Cumartesi

KHOJALY GENOCiDE





THE FORGOTTEN GENOCIDE 















THE BLOODY SLAUGHTER IN KHODJALY - KHOJALY


Justice For Khojaly 









British reporter Thomas De Waal interview with Sarkisian .
Serge Sarkisian, long-time Defense Minister and 
Chairman of Security Council of Armenia 
who is the current president of Armenia:

“Before Khojali, the Azerbaijanis thought that were joking with them, 
they thought that the Armenians were people who could 
not raise their hands against the civilian population. 
We were able to break that." 

De Waal : "Serge Sarkisian does not deny !"


* * *




The Khodjaly genocide is one of the most horrible events in the history of the Azerbaijanian-Armenian and Upper Garabagh conflict commencing in 1988. This bloody massacre might be considered as one of the most malicious tragedies happened in the 20th century. The name of Khodjaly, an Azerbaijanian town stood in the sad row of the names of Baby-Yar, Khatyn, Lydice, Songmy…

Until the February tragedy happened in 1992 Khodjaly had seven-thousand people. There were also refugees moved from Khankendy on 18th of September 1988 from Khankendy and the Azerbaijanians moved from Armenia in the same November as well as mesheti-turks moved from Fergana in 1989 also had settled in Khodjaly.

At the night from 25th to 26th of February 1992 the Armenian armed divisions with direct participation of the shooting regiment No. 366 dislocated to Khankendy attacked the Khodjaly town.

The brutal chasteners attacked the peaceful town with professional refinement: Firstly the town was shot by artillery and heavy armored weapons. Khodjaly began to blaze. The fire covered all houses turning them into ash. The protectors of the town and the local inhabitants were obliged to leave the town. At five o'clock a.m. the town was occupied.

The inhabitants spearing themselves from the brutal gangs run to mountains, suburb forests trying to reach the Aghdam town. Near the Nakhchivanyk village on an open location a part of refugees were met by hail of bullets; Armenians shot and murdered everybody.

Khodjaly inhabitants left for forests and waste grounds in the night darkness suffered huge torments and crucifixions. A desponded mother constricted own six-month infant… A yearold child was crying and sucking bloody mixture from cut breast of his mother…

Girls were taken prisoners and as hostages. The people obliged to hide in forests during weeks got died of cold and starvation.

Among the persons were those becoming an alive target trying to pass over tillage…

As a result of barbarity of the Armenian armed formations 613 peaceful people were killed, 487 people were mutilated, 1275 Khodjaly inhabitants including old men, women, children, taken as hostages were subject to inconceivable tortures, humiliation and mockery. Fate of 150 inhabitants is unknown yet.

Among those killed 106 people are women, 63 people are infants, 76 people becoming invalids are underage boys and girls. Eight families have been entirely destroyed, 24 children have become completely orphans and 130 infants have lost one of the parents. Only 335 dead people succeeded to be buried. Memories of that horrible night are mortification of frozen legs of two-hundred people and mutilation of thousands Khodjaly inhabitants.

Everybody has to know and remember the tragic account of
the Khodjaly sacrifices:

613 people were killed including
106 women,
63 children,
70 old men,
487 people were wounded, including
76 children.
1275 people were taken as hostages,
150 people disappeared without a trace.
25 children lost both parents and
130 ones lost one of the.
8 families were completely disturbed.


* * * 




Khojaly Tragedy Evidence from independent Sources - pdf

Echo of Khojaly - pdf

The Forgotten Genocide - ebook
with okumaq you can open pdf

Armenian Aggression and Tragedy of Azerbaijanian Refugees - ebook

Turks, Azerbaijanians, Armenians: genocide of historical truth - ebook

Khodjaly: Martyrs and Witnesses - ebook

Vandalism: Genocide Against the Historical Names - ebook










* * * 



















2 Eylül 2014 Salı

AZERBAYCAN VE TÜRK SOYKIRIMI






Türkiye - Azerbaycan ve Soykırım / Türk Dünyası Araştırmaları

25 Şubat 2012 Cumartesi günü, Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsümüzde, Ermenilerin 26 Şubat 1992’de, Azerbaycan toprağı Dağlık Karabağ Hocalı’da Türklere uyguladığı Soykırımın 
20. yıldönümü çerçevesinde Anadolu Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, “Türkiye – Azerbaycan ve Soykırım” başlığı altında bir konferans verdi. Konferansa katılan Çağdaş Türk sairi yazarı ve Azerbaycan Milletvekili Sabir Rüstemhanlı ve Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Hasan Sultanoğlu Zeynelov da birer konuşma yaptılar.

İlk olarak söz alan Sayın Zeynelov, konu bağlamında bazı değerlendirmelerde bulunduktan sonra, özellikle son zamanlarda Azerbaycan Türkleri ile Türkiye Türklerinin arasını açmak yolunda sinsi faaliyetler yürütüldüğüne dikkat çekti. Türkiye’nin bizim yanımızda Azerbaycan’ın Türkiye’nin yanında durması yetmez, artık hareket zamanıdır. Uluslararası hukuk çerçevesinde Hocalı Soykırımını tanıtamıyorsak, Azerbaycan’ın artık Kısa sürede Erivan’a girecek ordusu vardır; Türkiye’nin de desteğiyle artık bu işi hâlletmeliyiz sözleriyle Karabağ Meselesinin ivedi çözüm beklediğini vurguladı.

Sayın Zeynalov’dan sonra söz alan saygıdeğer kadim dostumuz Sabir Rüstemhanlı, öncelikle son bir hafta içerisinde Türkiye’nin devleti ve milletiyle kardeş Azerbaycan’ın Hocalı Soykırımı ile ilgili haklı davasına sahip çıkıp yoğun bir şekilde gündeme getirmesinden duydukları memnuniyeti ifade edip teşekkür etti.

Hocalı Soykırımını Pakistan ve Meksika dışında dünya ülkelerinin tanımamasının çok üzücü bir durum olduğunu, son dönemde kendisini de gayretleriyle İslam Konferansı’nda üye olan devletlerin bu soykırımı tanımaları yönünde bir tavsiye kararı çıkmasının iyi bir gelişme olduğunu belirten Sayın Rüstemhanlı, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı ve onun Başkanı Turan Hocanın ise her ortamda ve özellikle de Süleymaniye Kürsüsü’nde Hocalı Soykırımını 20 yıldır tanıdığını, sadece Hocalı’yı değil Azerbaycan’ın her türlü meselesini dile getirdiğini, bu sebeple Vakfa ve saygıdeğer başkanı Turan Yazgan Hocaya minnettar olduklarını ifade etti. 

Sözlerinin devamında, Ermenilerin son yüzyıl içinde Azerbaycan ve Türkiye Türklerine uyguladıkları zulüm ve soykırımlardan türlü kesitler vererek bunun siyasi ve ekonomik sebeplerine değinen Rüstemhanlı, Ermenilerin arkasında hep dünyanın bilinen emperyalist devletleri olduğunu ve onların politikaları ve maddi desteğiyle bu zulümleri yapıp Türkün haklarını gasp ettiklerini belirterek, kardeş Türkiye’nin bu davayı sadece Azerbaycan’ın davası olarak görmeyip, her fırsatta ve alanda Azerbaycan’ın meselelerinin arkasında olması gerektiğini vurguladı.

Son olarak söz alan konuşmacımız Prof. Dr. İbrahim Öztek, Türkiye ve Azerbaycan üzerinde Ermenilerin uyguladığı soykırımı, tarihi, siyasi ve ekonomik sebepleriyle etraflı bir şekilde anlatıp değerlendirdi. Sayın Öztek, konuşmasının sonunda ne yapmamız gerektiğini şu şekilde sıraladı:

Bugün Fransa devlet başkanı Sarkozy’nin Ermenilere şirin gözükme ve oylarını kazanma uğruna giriştiği aşağılık soykırım oyununa Güçlü Türkiye Cumhuriyeti devleti, yalnız Fransa’da değil, tüm dünyada kökten son vermelidir.

Arşivlerimizi açtık veya büyükelçilerimizi çektik demenin hiçbir faydası yoktur. Arşivler gözlerine sokulmalıdır.

Meclis başkanımız tarafından Birleşmiş Milletler Genel sekreteri sayın Muun uyarılmalı, böyle bir soykırım yaşanmadığına dair kararı, yeniden tüm Dünya devletleri parlamento başkanlarına göndermesi sağlanmalıdır.

Türkler, Ermenilere soykırım uygulamıştır diyen Fransız ve İsviçreliler için kanun hükmünde karar çıkararak, gerektiğinde onlar için uygulanmalıdır.

Ülkemizde çocuklarımıza dadılık eden ve Ermenistan’da yaklaşık yarım milyon Ermeni’nin verdiğimiz paralarla karnını doyuran kaçak işçiler hakkında işlemlere başlanmalıdır.

Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yalnız Ermeniler oy kullanmayacağına göre, Türkler ve Kuzey Afrikalı veya diğer Müslüman kardeşlerimizin kullanacakları oylar için yönlendirmeler yapılmalıdır.

Fransız gazetelerinde büyük boy reklamlarla, demokrasi havariliği yapan Fransız aydınlarının ruhuna hitap edilmelidir.

Devletimizin yöneticilerinin, Sarkozy’nin Ermeni’lerle ilgili davranışları konusunda vermiş oldukları beyanatlarını ve bu konudaki hassasiyetlerini tüm sivil toplum örgütleri, üniversiteler, basın, sanat ve edebiyat çevreleri, iş çevreleri ve tüm kurumlar desteklemelidir. Sözde Ermeni soykırımının gerçeklerini ortaya koyan belgelerle basın yayın organlarında yer alınmalıdır. En etkin araçlarla tüm dünyanın dikkati çekilmelidir.

Avrupa ve Amerika Ermenileri, Hem Türkiye’de hem de Ermenistan’da yaşayan Ermeni’lere en büyük düşmanlığı yapmaktadırlar. Her fırsatta Türk’lere karşı kinini kusan ve nefret söylemlerini terk etmeyen, Hocalı soykırımının elebaşılarından olan Sarkisyan’ın iktidarının sonlandırılması için gereken yapılmalıdır.

Bundan sonrası için de süreklilik gösteren önlemlerle, diaspora Ermeni’leri ile anlayacakları dilden usullerle aralıksız mücadeleye devam edilmelidir.

Ermenistan tükenmiştir. Diaspora Ermeni’leri de tükenmemek için bir soykırım masalına sarılmışlardır. Bunu dünyaya anlatmak için henüz geç kalmış değiliz.

Bu toplantının videosunu izlemek için  Vimeo adresi: 


Kaynak
Türk Dünyası Araştırmaları
(Yeniçağ Gazetesi-Kasım 2012)





Ağla karanfil

Karanfil şehit kanı
Ağla karanfil ağla
Ağlat inlet meydanı
Ağla karanfil

Cavanlara kıydılar 
Tanklar alta koydular
Kanım içip doydular
Ağla karanfil ağla

Her şehide bir düzüm
Abşeron kan denizim
Sen menim ağlar gözüm
Ağla karanfil

Uzak menzil, acı yol
Yoldu yol, elacı yol
Şehitlere bacı ol
Ağla karanfil ağla 

Ağla yürek boşalsın
Sesin göğe baş alsın
Ağla dağlar yumşalsın
Ağla karanfil

Bu günahsız kanlara
Bu didilmiş canlara 
Bu cansız Cavanlara
Ağla karanfil ağla


Hasan Sağındık
(Azerbaycan'ın işgali üzerine yazılmıştır)



Azarbaycan Milletvekili Qenire Pashayevanın









"13 Yaşındaki Türk Çocuğun Derisini Yüzdüm" 
 Ermeni Doktor Zori Balayan








ŞİMDİ KALKMIŞLAR DÜNYAYA 
SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMINDAN 
BAHSEDİYORLAR
YALANCI ve  SOYKIRIMCISINIZ


ERMENİ YALANLARINA KANMAYIN



!









26 Haziran 2014 Perşembe

WHO IS THE TERROSISTS ? AND THE TURKISH GENOCIDE







Arrest Obama Under NDAA For Supporting Terrorists in Syria. The evidence that FSA militants in Syria are being led by Al-Qaeda terrorists and are carrying out terrorist atrocities is overwhelming. 

Under the terms of the National Defense Authorization Act that he personally signed into law, President Barack Obama should immediately be arrested and indefinitely detained for providing support to Al-Qaeda terrorists in Syria.

*Read more: infowars ALEX JONES




NOT ONLY AL-QAEDA BUT ALSO ISIS (İŞİD) 
WHO IS KILLING THE TURKS IN IRAQ
CHANGE BORDERS IN MIDDLE EAST
ONLY TO BUILD A BIG ISRAEL 
THEY DON'T GIVE A CRAP 
OF DEMOCRACY OR HUMANITY



ISIS AND AL-NUSRA MERGE ON SYRIA-IRAQ BORDER
In April it was reported the CIA transfers weapons from “moderate” mercenaries in Syria to al-Nusra. The delivery was revealed by Jamal Maarouf of the Syrian Revolutionary Front. Aaron Klein, writing for WND, reported last week that ISIS received training from the U.S. military in Jordan.


Read more: Infowars ALEX JONES












TURKMENS IN IRAQ / THE TURKS !



UYGHURS  /  THE TURKS !


SREBRENITSA - BOSNA / THE TURKS !


BULGARIAN TURKS / THE TURKS !



KHOJALY / THE TURKS !


KIRIM-CRIMEA / THE TURKS !


AKHALTSIKHE-AHISKA TURKS / THE TURKS  !


CYPRUS TURKS / THE TURKS


TURKISH GENOCIDE AND NOT ARMENIAN / THE TURKS !




TURKISH GENOCIDE IN TURKEY BY ARMENIAN
ENGLISH SUBT. VIDEO





THE ONLY CRIME WAS THAT THEY WERE  THE TURKS !





BU ÜLKEDE 1938' DEN BERİ NE ÇEKİYORSAK
HEPSİNDE SİZİN PARMAK İZİNİZ VAR...
BU MİLLET YÜZYILLARDIR NE ÇEKİYORSA
HEPSİDE SİZİN KISKANÇLIĞINIZ YÜZÜNDEN


EY AVRUPA,
EY ABD,
EY İSRAİL,
EY ÇİN,
EY RUSYA,
EY ERMENİSTAN,
EY YUNANİSTAN


TÜRK OLARAK
SİZİN YAPTIĞINIZ KÖTÜLÜKLERİ ASLA UNUTMAYACAĞIZ
SEN DE UNUTMA !


KESER DÖNER
SAP DÖNER
GÜN GELİR
HESAP DÖNER




______________________________________


DÜŞMANIM , 
DÜŞMANLIĞINDAN VAZGEÇİNCEYE KADAR 
BEN DE ONUN 
AMANSIZ DÜŞMANIYIM


M.KEMAL ATATÜRK 
(1881 - 193∞)

______________________________________













22 Şubat 2014 Cumartesi

SÖZDE "SOYKIRIMININ" İÇ YÜZÜ




"... Nasıl haşhaş uyuşturucu bağımlılığın ham maddesi ise, tarih de köktenci tavırların, etnik milliyetçiliğin ve ideolojilerin ham maddesi ... Eğer amaca uygun bir geçmiş yoksa, bu her zaman için yeniden icat edilebilir. Mazi meşrulaştırılır ve övünecek fazla bir şeyi olmayan şimdiki zamana şerefli bir arka plan sunar ... "

Marksist bir tarih felsefecisi olan Eric Hobsbawm'ın sözleri bunlar.






1930'lara kadar Pakistan diye bir sözcük yoktu. Ama profesyonel tarihçiler, İslamabad yönetimine "daha haşmetli bir geçmiş" sunabilmek için Pakistan'ın "Beş Bin Yıllık Tarihi" diye kitap yazabildiler.

Keza M.Ö.4. yüzyılda bir Yunan devletinin olmadığı, hatta
Yunanistan coğrafyasını kaplayan ortak bir siyasi yapı da bulunmadığı, dolayısıyla Makedonya İmparatorluğu'nun Yunan karakterinden ve üzerinde Yunan hakimiyetinden söz edilemeyeceği Atina'da taraftar bulmadı ve Yunan siyasetçilerin Makedonya devletinden ismini kullanma hakkını dahi esirgemelerine üniversite destek verdi 
(Tarihsel olarak Yunanlıların Makedonyalıları tıpkı bizim Moğollara bakışımız gibi barbarlar olarak gördüğü açık ... Atina'nın tavrı , Anadolu'yu işgal eden Moğollar'ı gözardı edip Avrupa'ya yürüyen Atilla'yı sahiplenmenin bizim ruhumuzu okşamasına benzer bir durum).


Kitap bombardımanına uğrayan Kürtler'e gidip de Med İmparatorluğu'yla ne alakalarının bulunduğunu sorarsak; ya da Berlin'e sığınmış göçmen Rus bilim adamlanna sipariş edilen araştırma sonucu Kürtler'in Totonik kavim ilan edilmesinin ardından Almanya'nın bölgeye akmasını manidar bulup bulmadıklarını ...


Ernest Renan da boşuna 
"Tarihi çarpıtmak ulus olmanın ilk şartıdır" dememiş .


Ermeni Meselesine gelince; 

Ermeni propagandası gerçekleri "Andronyan Belgeleri" türünden hayal mahsulü belgelerle gizlemeye çalışmakta, Ermeniler'in katliama maruz kaldıkları iddiası ile zihinlerde istifham bulutları oluşturmaktadır. 

Gerçekte bütün çabaları Ermeni çetelerince hunharca icra edilen "Türklerin uğradıkları katliamı" unutturmak içindir. Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Ermenilerce katledilen Müslümanlara ait toplu mezarlar dünya kamuoyunun gözleri önüne serilmektedir. Daha bilinmeyen niceleri de bulunmayı, soykırım müzelerinde sergilenmeyi beklemektedir.

Karanlık günler ne kadar unutturulmak istense yine de zihinlerden silinmemektedir. Asıl suçlu Ermeni toplumunu kışkırtan ve aldatan emperyalist devletlerdir. Günümüzde savaşların cephede değil, cephe gerisinde yürütüldüğü bir gerçektir. 

Ruslar'ın Doğu Anadolu'da açtıkları cephe de böyle bir cephe idi.
Rusya İmparatorluğu' nun 1877-1878 Rus-Türk savaşında 
Osmanlıların tam bir yenilgiye uğratılmış bulunmasıyla kanıtlanan gücü Ermeni ayrılmacılığını besleyen bir etkendi. 

Rusların eninde sonunda Türkleri yenip tüm doğuyu (Anadolu'nun doğusunu) zaptedeceği bekleniyordu. Doğuda bir Hıristiyan yönetiminin kurulmasından sonra bağımsız bir Ermenistan'ın kurulması sorununun çözümleneceğine inanılıyordu.

Ermeniler arasında, özellikle de genç kuşak, kentliler ve Ermeni papazları arasında ulusçu duygular belirgin biçimde gelişmeye başlamıştı. Bu duygular çoğu kez şaşılacak kadar açık biçimde ifade ediliyordu.

İstanbul Ermeni Patriği'nin kendisi, apaçık, "Ermenistan"ın Osmanlı İmparatorluğu' ndan ayrılmasını desteklemekteydi.

Tarih kitaplarının çoğunda, sadece Osmanlı'nın Ermeniler'i zorunlu göçe çıkarmasının sözü edilir. Tarihsel gelişmeler, geçmişinden soyutlanarak ele alınınca, Osmanlıların Ermenileri zorunlu göçe çıkartma kararı (elbette ki) akla aykırı, sadece bir azınlık toplumuna karşı duyulan nefretten kaynaklanmış bir karar gibi görünür. 

Aslında, Balkanlarda ve Kafkasyada olanların tarihçesinden, Osmanlılar, Doğu Anadolu'da (bir azınlığın çıkaracağı) ulusçu ayaklanmadan ve Rus istilasından neler beklemek gerektiğini öğrenmişlerdi. Bulgaristan'da, Yunanistan'da ve Makedonya'da, aynı süreçler Türklerin kıyımdan geçirilmesiyle sonuçlanmıştı. 

Osmanlılar, Anadoluda farklı bir hal gerçekleşmesini bekleyebilirler miydi?

100 yıldan beri Ruslar, Müslümanları yurtlarından zorla uzaklaştırarak, yayılmış durmuşlardı. Kırım Tatarlarını ve Çerkesleri göçe zorlamışlardı. Güney Kafkasyada, Türkleri uzaklaştırıp ülkeye Ermenileri yerleştirmişlerdi. 

1915'te Ruslar bir kez daha ileriye doğru yayılmaya girişmişlerdi. Ermeni ayaklanmacı toplulukları daha o zamandan baş kaldırma hareketini bütün Doğu Anadolu kapsamında başlatmışlardı, Müslüman köylüleri kıyımdan geçirmeye koyulmuşlardı ve hatta Van kentini ele geçirmişlerdi. Doğunun Müslümanları , bir Rus istilası durumunda, başlarına ne gelmesini bekleyebilirlerdi? 
Bulgaristan ve Makedonya Türklerinin başına gelenlerin
aynısını tabii ki.


VAN


Osmanlı hükümeti, Osmanlı tarihinin öğrettiği dersleri bilmezlikten gelemezdi. Tarihsel gelişmeler bütünü içinde, Osmanlı Ermenilerinin zorla göçe çıkartılması, akla uygundu. 

Bunu söylemek, zorla sürgüne çıkartmaları ahlaksal açıdan da uygun görmek anlamına gelmez; Birinci Dünya Savaşı dönemindeki bütün yanların eylemleri öylesine insanlık dışı özellikler gösterir ki, bunlardan hiçbiri, ilk taşı atacak durumda değildir. Ne var ki, Türklerin ve diğer Müslümanların uğradığı zorla göç ettirilmelerin ve ölüm telefatının tarihçesini incelerseniz, tarihsel süreç içinde bir bölüm olarak Ermenilerin zorla göç ettirilmesinin açıklamasını bulabilirsiniz.

Peki, zorunlu sevk ve iskanın başka ülkelerde örnekleri yok mu?

Zorunlu göç uygulamasına bazı büyük devletlerin de başvurduğunu gösteren pek çok örnek vardır ve bazı devletler savaş koşullarının dayatması karşısında vatandaşlarının bir kısmını zorunlu göçe tabi tutmuşlardır. 

Bazı örneklere bir göz atalım:

Ermenilerin 301 yılından itibaren Hıristiyanlığı kabul etmeleri üzerine onların Zerdüştiliği muhafazası için Sasaniler, Hıristiyanlığı benimsemeleri için de Romalılar büyük baskılar yapmışlar ve II. Şapur birçok şehri yakıp yıktıktan sonra 70.000 civarındaki Ermeniyi Partiyaya sürmüştür.

V. asrın son çeyreğinde İran'ın bölgedeki Ermeniler üzerinde yoğunlaştırdığı dini savaşlar sonunda da bölge, Ermenilerden tamamen temizlenmek maksadıyla feodal aile reisIeri uzaklaştırılmış, yerlerine Bizanslı memurlar yerleştirilmiş ve Ermeniler Trakya'ya sürürerek yerlerine başkaları getirilmiştir.

VI. yüzyılın sonlarından VII. yüzyıl başlarına kadar Bizans İmparatoru Maurice bu sürgün faaliyetini devam ettirmiştir. 639-640'larda Sasani İmparatorluğunu yenerek Nahçıvan'a kadar ilerleyen Araplar, 642'de Dwin'i ele geçirmiş ve 35.000 kadar Ermeni 'yi sürmüşlerdir.

VIII. yüzyıl başlarından itibaren Araplar hakim olmakla ve bölge Arap valiler tarafından idare edilmekle birlikte, Bizansla olan kavgalar sona ermemiştir

Bizans İmparatoru II. Basileios, İmparatorluğun Müslüman devletlerle yapmakta olduğu mücadelelerin önemli bir cephesini oluşturan, Doğu Anadolu bölgesinde vasal Ermeni krallıklarının isyankar hareket ve davranışlarını hoş karşılamamakta idi. Bu nedenle, Basileios söz konusu Ermeni memleketlerinin yönetimini doğrudan doğruya Bizans'a bağlamak amacıyla kuvvetli ve kalabalık bir ordu ile harekete geçerek, Doğu Anadoluya gelip Van'ı ilhak ettiğini ilan ettikten sonra bu bölgede oturan 40.000 Ermeni'yi, Bizans'ın geleneksel siyaseti uyarınca göçe zorlamıştır.

Moğol istilası sırasında birçok Ermeni Kazan, Astrahan taraflarına götürülürken, Hulagü Han da bir kısmını Halep, Humus, Hama ve Şam seferlerine iştirak ettirmek üzere 1250 yılında Suriye'ye götürmüştür.

Osmanlı Devleti medeniyetin doruğuna çıkarken Avrupa'da veya Avrupalının gittiği yerlerde XV.-XVI. yüzyıllarda din, mezhep kavgalarıyla veya katliamlarıyla meşgul olunmuş; Haçlılar Filistin' de Müslüman esirleri kılıçtan geçirirken, İspanya' da engizisyonun dehşetli ve Müslüman Arapların soykırımı devam ederken, Fransa' da Kralın emriyle Protestanlar katledilirken, İspanya ve İtalya' daki Museviler, Avrupalının zulüm ve vahşetinden tam bir dinler hürriyetinin yaşandığı Osmanlı Devletine sığınmışlar ve İstanbul, Selanik ve Tiberya gölü çevresine yerleştirilmişlerdir (1492).

1746'da çıkan Osmanlı-İran Savaşları sırasında İranlılar, ordunun önünü boşaltmak amacıyla 24.000 Ermeni'yi İran'a sürmüş ve bunların bir kısmı yolda helak olmuştur. Savaş devam ederken bir kısım Ermeni de Kırım, Lehistan ve Hazar Denizi' nin kuzeyine göç etmiştir. 1778'de Kırımda bulunan 75.000 civarındaki Ermeni ailesi Steplere sürülmüş ve bunların birçoğu soğuktan helak olmuştur.

Osmanlı Devletinin i. Dünya Savaşı sırasında 1.500.000 Ermeni'yi katlettiğini, 1.000.000'unu zorla Müslüman ettiğini ileri süren Ermeniler ve Batılı destekçileri, 1.000.000'dan fazla Müslüman'ın Doğu Anadoluda ve Kafkaslar'da katledildiğini ve bir o kadarının da yerlerinden, yurtlarından edilerek sürüldüğünü gözardı etmişlerdir. 


Bu sonunculardan İngilizler, Sudan'ı işgal ettiklerinde burada
eli silah tutan herkesin kökünü kazımaktan, 1849-1851 yıllarında İrlanda'dan gıda maddelerini dışarı çıkararak 400.000 insanı açlıktan öldürmekten ve 1841-1911 yılları arasında aynı İrlanda'nın nüfusunu 8.196.597'den 4.381.951'e düşürerek sadece 1846-1848 yılları arasında 3.000.000 İrlandalı'yı açlıktan ölüme terk etmekten ve 100 yıl süren Hıristiyan işgalinde yüzbinlerce Hintliyi katletmekten kendilerini alamamışlardır.

Yine Ermenilerin koruyuculuğunu yapan Fransa da Kuzey Afrika'daki Tunus ve Cezayir'in istiklal mücadeleleri sırasında 1.000.000'dan fazla Müslümanı öldürmekten geri durmamıştır. 

Aynı şekilde Ermenileri destekleyen, kışkırtan ve öne süren Ruslar ise 1878'de ve II. Dünya Savaşı'nda yüzbinlerce Kırımlı Türkü Sibirya'ya sürmüş, 1.Dünya Savaşı sırasında yüzbinlerce Kafkas Müslümanını güneye sürmüş ve ihtilal sonrasında da 3.000.000 insanı sürmüş ve rejime kurban etmiştir.

Diğer bir örnek; Radikal Sosyalist Fransız Hükümeti Almanca konuşan ve Fransa'nın Almanya sınırında yaşayan Alsazlar'ı (Alsace) 1939-1940 kışında Majino hattının doğusundan alarak Fransa'nın güneybatısına, özellikle de Dordognea'ya nakletmişti. 

Aynı şekilde Amerikan hükümeti de Japonya'nın gerçekleştirdiği Pearı Harbour baskınından sonra Japon asıllı Amerikan vatandaşlarını Pasifik bölgelerinden Missisipi vadisine göç ettirmiş ve İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar buradaki toplama kamplarında barındırmıştı.

Örnekleri yüzlere çıkarmak mümkündür. Her biri yüzlerce sayfalık araştırmayı gerektiren bu vahşetler dururken hayali "Ermeni Soykırımı"ndan söz eden ve 1.Dünya Savaşında öldürülen 1.000.000 ( Balkanlardan -Filistine- Kırımdan- Anadoluya kadar toplam 5 milyon Türk ölmüştür) civarındaki Müslümanı görmemezlikten gelenlerin bu tutumlarını Türkiye üzerindeki emperyalist emelleriyle açıklamak yerinde bir sonuç olacaktır.


Lozan Konferansı bünyesinde toplanan tali komisyona Osmanlı İmparatorluğu'nun eski Hariciye Nazırı Gabriel Norandukyan'ın Ermeniler lehine sunduğu rapora göre Tehcir sırasında Doğu Anadolu'da yaşayan Ermeniler'den 345 bin'i Kafkasya'ya, 140 bin'i Suriye'ye, 120 bin'i Yunanistan'a ve Ege Adalanna, 40 bin'i Bulgaristan'a ve 50 bin'i de İran'a olmak üzere toplam 695 bin'i Anadolu'dan göç etmişti.

Bir başka Ermeni Richard Hovannisyan ise Suriye dışındaki Arap ülkelerinden Lübnan' a 50 bin, Ürdün' e 10 bin, Mısır' a 40 bin, Irak'a 25 bin, Fransa ve Amerika'ya da 35 bin Ermeni'nin göç ettiğini belirtiyor.

Bu durumda tehcir uygulaması sırasında toplam 855 bin Ermeni'nin göçe tabi olduğu anlaşılıyor. Bu 855 bin, sayısı 1 milyon 250 bin olan 1914'teki toplam Ermeni nüfusundan çıkarıldığında, geriye yaklaşık 366 bin kişi kalıyor. 

Göçe tabi tutulmayan nüfusun ise 82 bin 880'inin İstanbul, 60 bin 119'unun Bursa'da, 4 bin 548'inin Kütahya Sancağında ve 20 bin 237'sinin de Aydın vilayetinde bulunmak üzere 167 bin dolayında tahmin ediliyor. 

Göçe tabi tutulmayanların sayısı 366 bin'den çıkartıldığında, geriye kayıp gözüken 200 bin kişi kalıyor. 

Bu sayı da Ermeni lobisinin 1,5 milyon Ermeni'nin öldüğü iddiasının ne kadar abartılı olduğunu gösteriyor.

Konuya Osmanlı Devleti'nin 1915-1918 yıllarını kapsayan dönemde cephelerde ve cephe gerisindeki ayıpları açısından bakıldığında ise karşımıza şu tablo çıkıyor: 

400 bin yaralı, 240 bin hastalık nedeniyle ölüm, 35 bin yeterli bakım sağlanamadığından ölen ve yaralı, 50 bin savaş alanında şehit.


Bugün, tarafsız ve yüzyıllık önyargılar ile zihni bulanmamış her kişi bilmektedir ki, 1.Dünya Savaşı'nın cereyan ettiği yerlerdeki Ermeniler (sözde kurbanlar), Müslümanların cellatları olmuşlardı. 

Rus komutanlarının emri altında hareket eden bu gönüllü Ermeni çetelerince gerçek kırımlar yapılmış, eskiden mamur olan şehirler ve köyler bu eşkiya çetelerinin saldırılar sonunda harabeye dönmüş ve Müslüman halkın yokedilmesi planı da acımasızca sürdürülmüştür. Bu cinayetler her gün sadece istila edilmiş Türk vilayetlerinde işlenmemiş, yakıp-yıkma rüzgarlan bu güne kadar Müslümanlar'ın meskun bulundukları Rus eyaletlerinde de (Kafkasya, Azerbaycan-) esmiştir. 

Zalim düşmanın baskısı altında ezilen Doğu Anadolu'dan başka, son olaylara kadar Müslümanların nispeten rahat bir şekilde yaşadıklan bütün Batum bölgesi, Artvin, Acara, Hezor, Maradit, Maçakhel ve civarları, Rus resmi yetkililerinin kayıtsız bakışları altında Ermeniler tarafından işlenen tüyler ürpetici ve tasavvur edilemeyen cinayetlere sahne olmuştur.

Göründüğü gibi olaylar gözardı edilmiş, Türk Milletine mal edilmek suretiyle perdelenmek, gizlenmek istenmiştir.

Nitekim, 1. Dünya Savaşı'nı müteakip, İtilaf Devletleri İstanbul'u işgal ettikleri dönemde de "Ermeni Katliamı" iddiasını ispat edememişler, son bir ümitle sarıldıkları Amerikan arşivleri de bu konuda onlara bir şey verememiş, böylece hukuki açıdan "Ermeni Katliamı" iddiası daha o tarihlerde (1920) çökmüştü.

Bu konuya ilişkin bazı örneklere bir göz atalım:

ABD'nin Türkiye'deki ilk Büyükelçisi Amiral Mark Lambert Bristol 'ün 1921 yılında Amerikan Dışişleri Bakanlığı 'na Ermenilerle ilgili yazdığı itiraflarla dolu tarihi bir mektubu ... 

Kongre kütüphanesi arşivlerinde bulunan ve 28 Mart 1921 tarihinde ABD Dışişleri Bakanı James Barton'a yazılan tarihi mektupta Büyükelçi Bristol, katledildiği öne sürülen Ermeniler'in gerçekte Kürtler ve Türkler'i katlettiğinden bahsediyor. 

1919'dan sonra 1927 yılına kadar Türkiye'de kalan Bristol , Türk Cumhuriyeti tarihine en yakın tanıklık eden kişilerden biri olarak kabul ediliyor. 1921 yılında Burton'a yazdığı mektupta (veya raporda) Bristol, Ermeniler'in soykırım iddiaları ile ilgili raporların tamamen yanlış olduğunu Ermeni kırımı hakkında Avrupa basınında görülen son hikayelerin yanıltma amacına yöneldiğini ve İtilaf Devletleri 'nin bencil planlarının desteklenmesini sağlamak için yapılan propagandalar olduğunu belirtmekte idi.

Diğer bir örnek; 13 Temmuz 2000 tarihinde İngiliz Bakan Barones Asthal, Lordlar Kamarası'nda bir soruya cevaben, "Osmanlı yönetiminin Ermenileri yok etmek amacıyla bir karar aldığını gösteren kesin bir kanıt yokken, İngiliz hükümetleri (çoğul) 1915-1916 olaylarını soykırım olarak tanımamaktadır" , demişti.

Göründüğü gibi bu tür örnekler "Ermeni Soykırımı"nın Türk Milletine fatura edilmesi gayretlerinin boş olduğunu göstermektedir.

Doğru, katliam oldu, ama hangi milletin katliama uğradıkları tarih kitaplarında yazılı. On binlerce Ermeni'nin, on binlerce Türk'ün öldürüldüğünü biliyoruz. Ama malum meseledir ki, Ermeniler Türkler'e karşı taarruza başladıkları için karşı taraftan nasiplerini aldılar. Türkiye'nin doğu illerinde Ermeni milislerince öldürülen on binlerce Müslüman'ın toplu mezarı ortadadır.

Azerbaycan Devlet Arşivi'nde de çok sayıda Rusça belge, Ermeni milislerinin Azeri Türklerine de nasıl katliam yaptığını kanıtlamaktadır .

Komünist rejimi döneminde Ermenilerin Bakü'de 30 bin Türk'ü öldürdükleri bir gerçek. Ermenistan'ın Azerbaycan'ı işgali nedeniyle yaklaşık 1 milyon Azeri Türk'ü de 1992 yıllarından beri evsiz, barksız çadırlarda ve diğer yerlerde yaşamakta. 

1992 yılında Hocalı Kasabası'nda yaşayan 10 bin Azeri Türk'ü Ermeni saldırganlar tarafından katledildi. Ama yakın tarihteki bu soykınm ve işgali görmezden gelerek 100 yıl öncesinin hesabını soruyorlar. Açıkçası Ermenistan'ın maraza peşinde olduğu bir gerçek.

Ermenistan'ın kaynaklarını savaşa ayırması nedeniyle aç kalan 1,5 milyon Ermeni'nin ülkeyi terk ettiği bilinmektedir.

Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarını işgal edeceği ne Hazar Projesi'ne katılsa, İpekyolu Projesi içinde yer alacak adımları atsa, bölgesel ticaretten payalmak için dostluklar kursa halkı için çok daha olumlu olur.

Günümüzde de genç Ermeni nesli kin içinde, kan davası gütmek üzere yetiştirilmek istenmektedir. 

Batı'nın özgür ortamında bu olumsuz çabalar daha kolay sonuç verebilmektedir.

Bizlere düşen görev, gerçekleri doğruluk terazisinde tartarak en doğruyu bulmaktır.



EMİN ŞIKALİYEV (EMİN ARİFOĞLU ŞIHALİYEV)

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ, 2003

ERMENİ "SOYKIRIMININ" İÇ YÜZÜ 



AZERBAYCAN – ERMENİSTAN İLİŞKİLERİNDE 
RUSYA VE İRAN FAKTÖRÜ
(1828 – 2000)
EMİN ŞIHALİYEV / Doktora Tezi : 
ANKARA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TARİH (GENEL TÜRK TARİHİ) ANABİLİM DALI
PDF 



KİTABI DA MEVCUT :
Türkiye ve Azerbaycan Açısından Ermeni Sorunu Tarih, 
Gerçekler ve Olaylar
ERMENİ SORUNU - EMİN ARİF ŞIHALİYEV
TÜRKMEN KİTAPEVİ,2002



GERÇEKLER


SB.