Translate

katliam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
katliam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2025 Salı

Fransa ve Ermeniler 2

 



Fransa’nın Anadolu’da Yaptığı Katliamları Gizleme Politikası -2

Gürbüz Evren


Fransızların, İskenderun’a asker çıkarmalarının ardından 11 Aralık 1918 tarihinde Dörtyol’u işgal etmeleriyle birlikte, Urfa, Antep, Maraş, Adana, Mersin’i kapsayan, Niğde sınırındaki Pozantı’ya dayanan bir bölgeye uzanan egemenlik girişimleri Ermenileri cesaretlendirmiş ve harekete geçirmişti. Nisan 1921’de imzalanan Ankara Anlaşması’na kadar bölgede kalan Fransız ordusu içindeki Ermenilerin ve yerel Ermenilerin yüzlerce camiyi yakması, binlerce Türk’ü öldürmesi, topraklarından evlerinden sürmesi, mallarına el koyması kayıtlara geçmiştir. Ermenilere ilk tepkiyi, Türklerin kâfir olduğuna inandırılan ve İslam düşmanlarıyla savaşacakları yalanı anlatılan Fransız ordusundaki Cezayirli ve Senegalli Müslüman askerler vermiştir. Yoğun bir Ermeni nüfusunun bulunduğu Kozan (Sis) çevresindeki Türk köylerinin ateşe verildiğini, camilerin yakıldığını gören Cezayirli ve Senegalliler, isyan etmiş, başlarındaki Fransız komutanların emirlerini dinlemeyerek, Ermenilere ateş açmıştır.

Bu konu, Adana’daki Fransız karargâhında görevli Binbaşı Vincent Beaumont tarafından Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na rapor edilmiştir. Binbaşı Beaumont, 24 Mart 1919 tarihli ve 27/231 sayılı raporunda, 

“3 Mart’ta Kozan yakınındaki 4 Türk köyüne yerel Ermeni güçlerin yaptığı baskında, çoğunluğu kadın ve çocuk 197 Türk öldürülmüştür. Katliamdan kaçan Türklerin bölgedeki Fransız müfrezelerinden yardım istemeleri üzerine Teğmen Louis Durant komutasındaki bir birlik baskına uğrayan köylere gitmiştir. Çamlıca köyüne girildiğinde Ermenilerin camiyi ateşe verdiğini gören Cezayir ve Senegalli Müslüman askerler çok sinirlenerek duruma müdahale etmiştir. Ermenilerin karşılık vermesi üzerine ise Müslüman askerler ateş açarak 8’ini öldürmüştür. Aynı Fransız birliğinde görevli 6 Ermeni asker ise Teğmen Durant’ın tüm çabalarına rağmen Müslüman askerlere ateş açmıştır. Kısa süreli bir çatışma yaşanmış ve Müslüman askerlerin sayıca üstün olması nedeniyle Ermeniler geri çekilmiştir. Birlik komutanı Ermenilerin bölge halkına yaptığı baskı ve zulümden sürekli şikâyetçidir” demektedir. 

Bu olaydan sonra, Adana’nın, Mersin’in ve Hatay’ın değişik bölgelerinden benzeri haberler gelince Adana’da bulunan 1. Fransız Tümeni karargâhından bir müfettiş görevlendirilir. Daha önce Beyrut’ta görev yapmış Yüzbaşı Denis Leroy, Fransız işgal bölgesindeki olayları mercek altına alır. Ermenilerin saldırılar düzenlediği, katliamlar yaptığı yerleşim birimlerini ziyaret eder. Aynı yılın Aralık ayında raporunu yazmaya başlayan Yüzbaşı gördükleri karşısında dehşete düşmüştür. Ocak 1920’de yazmaya başladığı raporunu 4 Şubat’ta tamamlayarak, Kara Kuvvetleri, Sömürgecilik Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’na gönderir. Yüzbaşı Leroy, 7 Şubat 1920 tarihli 33/489 sayılı raporunda öncelikle 5 madde sıralamıştır;


“1) Cezayir ve Senegalli Müslüman askerler, bölge halkının dinsiz kâfirler değil de Müslüman Türkler olduğunu anladıktan sonra işimiz çok zorlaştı.

2) Ermenileri gereğinden fazla şımarttık. Türkleri gördükleri yerde öldürmekten çekinmiyorlar. Öldürülen Türk sayısı 7 bin civarındadır. Bize intikal etmeyen olayları da dikkate alırsak sayı çok daha fazla olabilir.

3) Avrupa kamuoyunda katliamcıların Türkler, öldürülenlerin de Ermeniler olduğu yönündeki düşüncenin yanlışlığını gösterecek çok sayıda kanıtla karşı karşıyız.

4) Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’da başlattığı direniş hareketi başarılı olma yolunda hızla ilerliyor. Bölgemizdeki direnişçi gruplar çoğalıyor ve çoğu yerden çekilmek zorunda kalıyoruz.

5) Mustafa Kemal Paşa başarılı olursa, gelecekte, gerçekler ortaya çıkar ve Ermenilerin bizden aldıkları güç ve destek sayesinde yaptıkları katliamların ortağı durumuna düşeriz. Bölgedeki durumumuzu ve sonraki yıllarda insanlık önünde sıkıntıya düşmemizi önlemeye yönelik politikalarımızı Fransa’yı yönetenler yeniden belirlemelidir.”


Bu rapora Fransız Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen 30 Mart 1920 tarihli 7 sayfalık yanıttaki ifadeler, Fransa Devleti ve Cumhurbaşkanlarının tutumunu çok iyi anlatmaktadır. Adana’daki Fransız 1. Tümeni karargâhına ulaşan belgede özetle, “Ermenilerin sadece bölgenizde değil Anadolu’nun farklı alanlarında da Müslümanlara karşı savunulamayacak işler (toplu katliamlar, halkı sürgüne zorlamalar) yaptığı bilgilerine sahibiz. Fransız birliklerinin, böylesi olayların çoğalmaması için tedbirler alması, ama Ermenilerin de desteklenmesinin sürdürülmesi öncelikli beklentimizdir. Ancak unutmayınız ki, Türklerin sesi Avrupa’ya ulaşacak durumda değildir. Türklere yönelik bir acıma duygusunun Avrupa’da yayılması aleyhimize olacaktır. Bu nedenle ölenlerin Türkler değil Ermeniler olduğunu yaymak zorundayız. Dikkatleri üzerimizden çekmenin ve olaylardaki sorumluluklarımızdan kurtulabilmenin yolu şimdilik budur. Belki gelecekte de böyle olacaktır.” denilmektedir.

Emmanuel Macron ve önceki Fransız cumhurbaşkanları da bu politikaya uygun davranıyorlar. Yani Ermenilerin Fransa yüzünden düştüğü durumu, yaşanan ölüm ve katliamların bıraktığı lekeyi gizlemek için dikkatleri sürekli Türkiye’ye yöneltme çabası içindeler. Fransız askeri birliklerinin 11 Şubat 1920 tarihinde, Maraş’tan çekilirken başvurdukları yöntem ise sömürgecilerin kullandıkları işbirlikçileri nasıl yüzüstü bıraktıklarının somut örneklerinden biridir. Kuvayi Milliye güçlerine karşı artık direnmeyeceklerini anlayan Fransız askerleri, Adana’daki General Dufieux’den gelen talimat üzerine 10 Şubat’ı 11 Şubat’a bağlayan gece, sabah saatlerinde Ermeniler uyurken, ses çıkarıp onları uyandırmasın diye atların ayaklarına keçe bağlayarak, çekip gittiler. Ertesi sabah uyanan Ermeni milisler, tek başlarına kaldıklarını gördüklerinde yapacak hiçbir şey kalmamıştı.

İşte bu olayı, Fransız arşivlerinde bulunan belgeler üzerinde bir başka yazıda anlatacağım. Maraş’taki Ermeni din adamı Ohennes ve Kozan’daki (Sis) Ermeni toplumunun liderlerinin bu duruma isyanına, Fransız yetkililerin verdiği yanıtları okudukça, taraflar arasındaki çıkar ilişkisinin nasıl bozulduğunu göreceksiniz.


Gürbüz Evren

Bütün Dünya Dergisi, Mayıs 2018



Fransa ve Ermeniler




Fransa’nın Anadolu’da Yaptığı Katliamları Gizleme Politikası -1

Gürbüz Evren


Öncelikle Adana’da bulunan 1.Fransız Tümeni karargâhında görevli Yüzbaşı Denis Leroy’un, 7 Şubat 1920 tarihli 33/489 sayılı raporundan “Mustafa Kemal Paşa başarılı olursa, gelecekte, gerçekler ortaya çıkar ve Ermenilerin bizden aldıkları güç ve destek sayesinde yaptıkları katliamların ortağı durumuna düşeriz. Bölgedeki durumumuzu ve sonraki yıllarda insanlık önünde sıkıntıya düşmemizi önlemeye yönelik politikalarımızı Fransa’yı yönetenler yeniden belirlemelidir” şeklindeki cümlelerini vererek başlayalım. 

Bu rapora Fransız Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen 30 Mart 1920 tarihli 7 sayfalık yanıttaki, “Ermenilerin sadece bölgenizde değil Anadolu’nun farklı alanlarında da Müslümanlara karşı savunulamayacak işler (toplu katliamlar, halkı sürgüne zorlamalar) yaptığı bilgilerine sahibiz…. Ancak unutmayınız ki, Türklerin sesi Avrupa’ya ulaşacak durumda değildir.” sözlerini de hatırlatalım. Bütün Dünya’nın Mayıs sayısında söz konusu raporu ve başka belgeleri de sunacağımı belirterek, konumuza geçelim.

Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, son aylarda Ermeni sorununu yeniden gündeme getirmeye başladı. Macron’dan önceki cumhurbaşkanları da, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının savunucusu olmuş, bu konuda Türkiye ile ters düşmekten, ağır ithamlarda bulunmaktan da çekinmemişlerdi.

Fransız devlet adamlarını diğer Avrupalı meslektaşlarından daha fazla Ermeni iddialarının destekçisi yapan nedir? Bu sorunun yanıtını, konuya ilişkin yayımladığım kitaplarda, Bütün Dünya’daki yazılarımda arşiv belgeleri üzerinden vermeye çalıştım. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki bağımsızlığını alamamış tek Hristiyan halk olan Ermenileri sömürgeci çıkarları için kullanan ülkelerin başında Fransa gelmektedir. Fransızlar, 1. Dünya Savaşı öncesinde Amerikan, İngiliz ve Rus politikalarının önüne geçmek için Ermenilere, Adana merkezli Kilikya Ermeni Krallığı’nı (Prenslik) ya da diğer bir tanımlama ile “Küçük Ermenistan’ı” yeniden kurma sözünü verecek kadar ileri gitmişti.

Biraz geriye dönecek olursak, Anadolu’da, 1890-96 yılları arasındaki Ermeni isyanları (en büyükleri Erzurum, Zeytun, Van) İngiliz, Fransız, Alman, Avusturyalı, Amerikan diplomatlar tarafından duyurulunca, Avrupa’da dayanışma komiteleri kuruldu. Bunlardan biri de Paris’te, 1896’da kurulan “Ermeni Dayanışma Komitesi”dir. Bu komitenin üyeleri arasında George Clemenceau, Anatole France, Jean Jaurés ve Francis de Pressensé gibi dünyaca tanınmış isimler vardı. Komite, Pro-Arménien (Ermeni Taraftarı) adlı bir gazete de çıkardı.

Komitedeki kamuoyu oluşturma gücü yüksek isimlerin çalışmaları sayesinde, birkaç yıl içinde Fransa’da büyük bir Ermeni lobisi meydana geldi. Böylece Paris, Ermeni davasının önde gelen isimlerinin buluşma noktası oldu. 

Ermeni Dayanışma Komitesi’nde yer alan isimlere bakıldığında çoğunun siyasetçi ve devlet adamı olduğu görülecektir. Bu da, Fransızların, sömürgeci çıkarları için Ermenileri kullanma anlayışının bir devlet politikası olarak belirlendiğinin göstergesidir. O döneme kadar Kraliyet arşivleri, Dışişleri, Sömürgecilik Bakanlıklarının resmi belgelerinde Ermeniler için “Pis Ermeni” ifadesini kullanan Fransa, neden böyle bir politikaya yöneldi sorusunun yanıtı ise İngiltere ile giriştiği sömürgecilik alanlarını büyütme ve buna bağlı olarak ekonomik çıkarlarında gizlidir.

1890’lı yıllardan itibaren Avrupa’da tekstil endüstrisi büyük bir gelişme içine girmiş, ama bu sektörün hammaddesi olan pamuğa erişim konusunda sorunlar başlamıştır. Pamuk deposu olarak bilinen Çukurova ile Suriye’yi kapsayan ve büyük bir Ermeni topluluğunun yaşadığı Kilikya adlı bölge Osmanlı topraklarındaydı. Kendi pamuğuna sahip olmak ve İngiltere ile rekabet etmek isteyen Fransa için bölgeye ulaşmanın yolu, buradaki Ermeni nüfusu kullanmaktan geçiyordu. Ama Ermenilerin de Fransızlar ile işbirliği yaparak, hedeflerine ulaşma politikası izlediklerini de unutmamak gerekiyor. 

Fransız belgeleri arasında bulunan 21 Kasım 1914 tarihli gizli mektup, Fransa’nın Mısır’daki elçisi Defrance’dan Fransa Dışişleri Bakanı Delcassé’ye başlığını taşıyor ve Ermenilerin Fransızlara hizmet etmek istediklerini şu cümlelerle ortaya koyuyordu:

“Ermeni liderlerden Bogos Nubar Paşa beni görmeye geldi. Adana ve Mersin’de nüfusun yüzde 40’nı Ermenilerin oluşturduğunu, İskenderiye bölgesinden yapılacak bir saldırıda, Ermenilerin İtilaf devletlerine yardımcı olabileceklerini söyledi….”

Bulgaristan’ın başkenti Sofya’daki Fransız Büyükelçisi’nin, Fransa Dışişleri Bakanı Delcassé’ye gönderdiği 3 Mart 1915 tarihli rapor da, benzer içeriktedir.

“Rus meslektaşımın isteği üzerine, Ermeni komitelerinin temsilcisi Vartanyan ile görüştüm. Kendisi, müttefiklerin Anadolu’ya çıkartma yapması durumunda Ermenilerin işbirliğini önermek için beni görmeye gelmiş…. İngiliz ve Fransız hükümetleri Adana ya da İskenderun Körfezi’ne çıkartma yapmaya karar verirlerse, bölgenin kurtarılmasına Ermeni kardeşlerimin de katılmasına izin verilmesinden mutluluk duyarım dedi. Vartanyan’a göre, 20.000 Ermeni savaşmaya hazırdır. Kıbrıs’ta toplanarak, gerekli askeri eğitim alabilirler. Silahları İngiltere ve Fransa temin etmelidir.. Vartanyan, benzeri bir girişim de İngiliz Büyükelçisi nezdinde yaptı. Böylesine ısrarcı bir işbirliği önerisini değerlendirmek Fransız çıkarları için hayati önemdedir….”

Paris’teki Ermeni komitesi yöneticisi Arşag Çobanyan’ın, Fransız Dışişleri Bakanı Delcassé’ye gönderdiği 13 Haziran 1915 tarihli mektup ise, sömürgecilerin çıkarlarına hizmet etme anlayışının ve Türk düşmanlığının hangi seviyeye ulaştığını kanıtlamaktadır.

“Fransa’nın, Kilikya’da çıkarları vardır ve onları korumak ister. Bu çıkarlara saygı göstermeyecek kadar akılsız bir Ermeni olabilir mi? Kilikya’da barbar ve cahil Müslümanlara karşılık, entelektüel, tüccar ve sanayici unsurlardan oluşan 400 binden fazla Ermeni vardır. Fransız ve Amerikan okullarına öncelikle Ermeniler giderler.... Sayın Bakan, size bu çağrıyı yaparken, dikkatinizi Adana Ovası’nın zenginliklerine çekmek istediğimi sanmayın.”

Çukurova’daki pamuğa ulaşmak isteyen Fransa, bölgenin işgali için bir lejyon birliği kurmaktadır. Söz konusu birlik daha sonra Fransızlar tarafından gizlenen büyük katliamlara imza atacaktır. Ermeniler de, Fransız üniforması altında bu lejyonda görev almak istemektedirler. Mısır-İskenderiye’deki Ermenilerden, Fransız diplomatlarıyla ilişkileri yürüten Ermeni Milli Delegasyonu Başkanı Bogos Nubar Paşa’ya gönderilen 18 Ekim 1917 tarihli gizli dosya, lejyon konusunu açıkça ortaya koymaktadır.

“Doğu lejyonunun oluşturulmasının nedeni küçük bir Ermeni ordusu kurmak ve Kilikya topraklarında çarpışmaktır. Kafkasya’da oluşturulan gönüllü Ermeni alayları Büyük Ermenistan’ı kurmak için çarpışırken, hedefimiz Küçük ve Büyük Ermenistan’ın kurulmasıdır.”

Söz konusu lejyon kurulmuş, Kıbrıs’ta Fransız ordusu tarafından eğitildikten sonra Çukurova bölgesine gönderilmiştir. Fransız üniforması altında görev yapan Ermenilerin bölgedeki katliamları, emirlere uymamaları, karıştıkları yağma olaylarının yankıları Paris’e kadar gitmiştir. Fransız subaylarının yazdığı raporlar, Ermenilerle yapılan işbirliğine yönelik itiraflar ve uyarılarla doludur. Bunları da Mayıs sayısında paylaşacağız.


Gürbüz Evren

Bütün Dünya Dergisi, Nisan 2018


İlgili

Haçlı Frankların Ermenilere Yaptığı İşkenceler / Prof.Dr. Işın Demirkent



22 Ağustos 2024 Perşembe

Taşkent Katliamı

 


Taşkent Katliamı 14 Ağustos 1974
Sabahattin İsmail / KKTC
16 Ağustos 2021


Türk askerinin plan hedefi dışında olan Taşkent köyü Türk ve Rumların birlikte yaşadığı güneyde kalan karma nüfuslu bir köydü Etrafı Rum köyleri ile çevriliydi. Köydeki Mücahit sayısı ve silah cephane çok azdı. Takviye gelemezdi.

BM Barış Gücü köyün Türk bölgesine gelerek Rumların saldırı hazırlığı içinde olduğunu, silahları teslim ederlerse saldırmayacaklarını, Türk askerinin kendilerini kurtarmaya gelemeyeceğini, BM Barış Gücü'nün kendilerini koruyacaklarını belirttiler. Çaresizdiler, kabul ettiler.

Köydeki 15-20 Mücahit binlerce Rumun saldırısına direnemezdi.
Barış Harekatı'nın 2. Aşaması Kuzeyde başlayınca BM Barış Gücü köyü terk etti. Kuzeyde Türk askerine karşı direnemeyen Rum katiller köy Rumlarının öncülüğünde Türk evlerini gezerek Türk komşularını evlerinden topladılar.

15 yaşından 70 yaşına kadar 84 Türk erkeğini aldılar. Terazi köyünden de 7 Türkü aldılar. 91 Türkü Limasol esir kampına götürme yalanıyla otobüslere bindirdiler. Ancak dağlık bir alana saptılar. TÜRKLERİ indirdiler ve kurşuna dizdiler. Baba, oğul, kardeş, yeğen üst üste düştüler. Yaralıları tek tek vurdular.



4 kurşun yarası alan Suat Hüseyin bir akrabasının üzerine düşmesi sonucu fark edilmedi. Toplu mezarı açmak için dozer getirmeye gittiklerinde Suat Hüseyin yaralarına rağmen kalktı, oradan uzaklaştı.3 gün 3 gece dağlarda yürüyerek bir Türk köyüne ulaştı.



Gizlice İngiliz üs bölgesine götürüldü. Orada Limasol 'dan sığınan binlerce Türk vardı. TMT'ci doktor Ayten Berkalp da oradaydı.14 yaşındaki Suat Hüseyin'i tedavi etti. Katliamın tek tanığı olduğu için yaşatılmalıydı. Özel korumaya alındı. İngiliz helikopteri ile Lefkoşa'ya getirildi.



Katliamı anlattı. Dünya bu vahşeti ondan öğrendi. Bu arada köyde yalnız kalan kadınlarımız aşağılık tacizlere uğradılar, aşağılandılar. Durumlarını gizlice liderimiz Denktaş'a bildirdiler. Yoğun girişimler sonucu otobüslerle Lefkoşa'ya getirildiler, psikolojik tedavi gördüler.

Beşparmak Dağları'ndaki dev bayrağımızın altındaki eski bir Rum köyüne yerleştirildiler. Köye eski köylerinin ismi olan Taşkent adı verildi. Halk arasında "şehit eşleri köyü" diye de bilinir. İlk zamanlar köyde hiç erkek yoktu. Her evin salonunda 5-6 şehit fotoğrafı vardır.

Baba, eş, kardeşler, oğullar, yeğenler. Gözyaşlarını, acılarını içlerine gömdüler, hayata tutundular, evlenmediler katliamdan kurtardıkları küçük çocuklarını büyüttüler ,evlendirdiler. O kahraman analara selam olsun, şehitlerimizin ruhu şad olsun..

Dünya bu soykırıma gözlerini yumdu !

Türkiye ve KKTC de bu vahşeti yeterince anlatamadı.
Geçen yıl toplu mezar açıldı.40'dan fazla Türkün kalıntılarına ulaşıldı, DNA testiyle kimlikleri belirlendi köydeki şehitliğe defnedildiler.




Katiller biliniyor.
Yazık ki Savaş Suçları mahkemesinde Yargılanmalarını bile sağlayamadık.






EK:
"Savaş sonrası mağdurun saldırgana tazminat ödediği dünyadaki tek örnek KKTC’dir"
Sabahattin İsmail 27 Nisan 2024, VERYANSIN

!!!

4 Ekim 2022 Salı

İnsanlık nereye gidiyor?

 

"İnsanlar hacklenebilen hayvandır" diyen WEF (Dünya Ekonomi Forumu) danışmanı Harari (Humans are now hackable animals), 

"Hiçbir şey güçten daha afrodizyak değildir... Petrolü kontrol edersen ülkeleri, gıdayı kontrol edersen halkı kontrol edersin" diyen Kissinger (1974) ve

"Hiçbir şeye sahip olmayacaksınız ve mutlu olacaksınız" diyen Kissinger'ın öğrencisi WEF kurucusu Schwab...





“They own everything….They got you by the balls.”

George Carlin



Ve GERÇEKLER

* The Big Reset Movie (video) Truth of the "Pandemic", by İnicio İngles

* Uninformed Consent (video), Written & Directed by Todd Harris, Matador Films.(or link)

* Covid War Crimes: A United Nations Bio-Weapon by Dr. Fleming (video)

* Dr. Paul Alexander "This is bioweapon" (video), (or link) (or link)

* Dr. Zelenko (video)

* Dr. Mike Yeadon and Dr. Paul Alexander (video)

* Mind Control Neuroweapon In The Vaxx: Hidden Document Exposes Jab Can React To 5G Towers (video)

* 5G Apocalypse - The Extinction Event (video), A Full-Length Documentary by Sacha Stone

* The Age Of Transitions - Eugenics, Transhumanism, Post-Humanism (video). The Age Of Transitions Is A Documentary About Converging Technology, Transhumanism, Artificial Intelligence, Life Extension, Brain Implants, Social Science, Propaganda, Nanotechnology, Eugenics, Geopolitics, World Revolution, And More.

* Dr. Peter McCullough, MD, MPH, Jun 27, 2022 Texas Senate HHS Testimony (video)

* Dr.Naomi Wolf: The American Medical Association Lied To Pregnant Women About The Covid Vaccine's Effect on Them and Their Baby (video)

* Dr. Byram Bridle, leading viral immunologist and vaccinologist on COVID-19 vaccines (video)

* Dr. Geert van den Boosche and Dr. Paul Alexander "Do not jab your children with these C-19 V !" (video)

* Financial System - Lawless Criminal Control Syndicate – Catherine Austin Fitts (video)

* Dr. Jane Ruby: Jabbed Are Now A New Human Species: Homo Borg Genesis (video)


** VAXXED: From Cover-Up To Catastrophe (video)

** VAXXED II: The People's Truth (video) (or link)



Adverse Events of Pfizer ! (pdf) ! 9 pages !










9 sayfa yan etki mi? Hem de hayatını riske atan, ölümcül olan!




Dr. Eli David (Link)


Önemli linkler:

* Dr. Korry - FLCCC

* The Epoch Times

* Biyolojik Laboratuvarlar

* BIOTECHNOLOGY: GENETICALLY ENGINEERED PATHOGENS

by Joel O. Almosara (2010) - PDF

* Great Game İndia

* Renz Law

The Defender / Kennedy

* VigiAccess (Avrupa yan etki takip)


!

Küresel çapta yalan söylendi,

Küresel çapta işbirlikçileriyle birlikte aldattılar,

Küresel çapta suç işlediler.

!

6 Eylül 2018 Perşembe

Van - Türk / Ermeni



Su altı yönetmeni Tahsin Ceylan, Van Gölü'nün ekolojik-arkeolojik sırlarını görüntülemiş, yüzyıllardır suyun altında gizli kalmış, bilinmeyen çok sayıda yaşamı, eseri, hikayeyi gün yüzüne çıkarabilmek için bir kitap hazırlamış: Van Gölü'nün Sırları. Kitap, bugün Van Gölü'nün ortasındaki Akdamar Adası'nda, Gevaş Kaymakamlığı himayesinde düzenlenen etkinlikle tanıtılacak. Güzel iş. Emeği geçenleri tebrik ederim.

Gevaş Kaymakamlığı madem bir işe el attı, tamamına erdirsin; Van Gölü'nün bahsi geçen kitapta yer almadığı aşikar "öteki sırları"nı da dünyaya duyuracak bir adım atsın; Van Gölü'nün "Kan Gölü" olduğu o "karanlık çağı"nı da yazsın, yazdırsın, anlatsın, anlattırsın... Kimseyi bulamazsa ben gönüllüyüm bu "vazife"ye!

Ermenilerin işkenceleri sonucu aklını kaybeden Nezo Hatun'a...

Ermeni zulmünden kurtulmak için kendilerini ateşe verip pervane gibi döne döne; "Gelin kızlar, bizim düğünümüz var. Bugün bizim düğün günümüzdür..." diye ölüme giden Zeve'li genç kızlara...

Yaşadıklarını "Akşam oldu mu bizim içimize Ermeniler gelirdi. 150 tane kadar kadın içinden 10-11 tanesini seçip götürürlerdi. Sabaha kadar bu kadınlara tecavüz ederlerdi. Bu kadınlar öyle olurdu ki kan revan içinde kalır, bırakıldıklarında bacaklarını gere gere yatar, oturamayacak durumda kalırlardı" diye anlatan Seher'e...

Defalarca tecavüze uğrayan 7 yaşındaki Fatma ve 9 yaşındaki Güfaz'a...

Zorla götürülürken kendilerini köprüden Mermit Çayı'na atan iki taze gelin; Zahide ve Fatma'ya...

Derviş Efendi'nin, gözleri önünde tecavüze uğrayan kızları Hayriye ve Şadiye'ye...

Van'ın o mezalim kurbanı biçare, şehit kızlarına, kadınlarına, çocuklarına karşı birikmiş olan saygı borcumuzu ödemek bir "vazife" çünkü bence!

Üstelik...Şehirlerini basan Ermeni çetecilerden kaçabilmek için Van Gölü'ne yönelen Türklerin... Onlara "kurtarıcı" kılığında vapurlarını açan, Van-Akdamar arasında taşımacılıkla meşgul Ermeni zenginlerin... Van Gölü'nün ortasına gelindiğinde bu vapurların nasıl birden zulümhanelere dönüştüğünün... Katledilen erkekler göle atılırken, kadınların Akdamar'daki o "adanın turizm anahtarı diye pamuklara sarılan kilisesinde" nasıl "ömür boyu tecavüz"e mahkûm edildiğinin... Bu akıbete uğramamak için kendilerini göle atan Türk kadınlarının ve Van Gölü'nün nasıl kan rengine döndüğünün hikayesini "ortaya çıkarmak" için hiç öyle suyun metrelerce altına dalmaya filan da gerek yok.

Akdamar'a, iğdiş edilmiş o malum canlının trene baktığı gibi değil de, "harikalar diyarı" olmadığını görecek gibi bakmak kafi!
Ben bunu bir "millî vazife" addediyorum ama...

Konuya "tamamen duygusal" yaklaşanlar; şehre girecek paranın hesabını yapanlar, Akdamar'ı dünyanın her yerinden ziyaretçinin akın edeceği bir "turizm cennneti"ne dönüştürmek niyetinde olanlar varsa... Kolayı var... Dünyanın birçok turistik şehrinde, en çok ziyaret edilen yerler arasında "işkence müzeleri", "soykırım kampları" var... Akdamar Kilisesi'ni de bir "sanat şaheseri" filan diye cilalamak yerine bu yüzüyle çıkarırsanız vitrine, emin olun, insanlık tarihinin eşine az rastlanır işkencelerinden, kırımlarından birine mekan olduğu için de gelir insanlar burayı görmeye!

Kaymakam Bey... Kimsenin değilse bile ağzına balta sapı büyüklüğünde bir kazık çakılan, dili koparılıp bu kazığın üstüne çivilenen 70 yaşındaki Gevaş müftüsünün hatırasının hatırına bunu bir düşünün bence... 


Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU
Sıra Van Gölü'nün "Öteki" Sırlarında
Yeniçağ / 06 Eylül 2018 





"2007 yılında uluslararası törenle “Anıt Müze” olarak açılarak yılda bir gün ayin izni verilen kilisede, 19 Eylül 2010 tarihinde 95 yıl aradan sonra ilk ayin yapılmıştı. Daha sonra güvenlik gerekçesiyle iptal edilen ayin, 3 yıl aradan sonra ilk defa 9 Eylül'de gerçekleştirilecek. Bu ayine hükümetten de üst düzey isimler katılacak. Türkiye Ermenileri Patrikhanesi Patrikvekili Başpiskopos Aram Ateşyan:  "Türkiye değişiyor, Türkiye eski Türkiye değil artık. Hem güçlü hem de azınlıkların haklarını veren bir devlet, bir hükümetimiz var" dedi." Basın / 05 Eylül 2018


A - Azınlıkların her TC. vatandaşı gibi tüm hakları mevcuttur! Ayrıca, Türkiye'de "Azınlık" terimi kullanılmaz, "müslüman" ve "gayri-müslim" diye ayrılır! Fransa'da "Ermeni kökenli Fransızım" diyebiliyor musunuz? Hayır, "Fransızım" diyebilirsiniz ancak!
B - Evet Türkiye değişiyor, ama bu "Türklerin" aleyhine gelişen bir değişimdir!
C - Akdamar Hıristiyan Türklerine Aittir!
D - Bu ayinlerde "sözde Ermeni soykırımı"nın anılmayacağını düşünenler %100 yanılmaktadır. Yani Türkiye ve Türkler lanetlenecektir!
E - Akdamar ve Van Gölü çevresindeki Türk Katliamları anılmalıdır ve hatta "Türk Soykırım Anıtı" dikilmelidir!

SB.




* Bir de eski tarihli makalelere bakalım *

Fatih Erboz
Ermeni tatil köyü işin görünen yüzü
Yeniçağ, Mayıs-2008

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu:" Arşiv kayıtlarına göre, Aktamar'daki haçın, Rusya'dan çetesi ile birlikte Van'a hırsızlığa gelen Michellian adlı bir Ermeni tarafından çalındığı biliniyor."

Özkaya, Van’da Akdamar Kilisesi’nin bulunduğu alana kurulması düşünülen Ermeni tatil köyü projesine sert tepki gösterdi. “Tatil köyün projesindeki ana  hedefin Akdamar Kilisesi olduğu herkes tarafından biliniyor” dedi.

Ermeni tatil köyü projesi büyük tartışma yarattı. Van’da Akdamar Kilisesi’nin bulunduğu yere yapılacak olan tatil köyünün, Türkiye açısından olumlu sonuçlar vermeyeceğini belirten Tapu Kadastro eski Genel Müdür Yardımcısı Orhan Özkaya, bunun bir hıristiyanlaştırma projesi olduğunu kaydetti. Özkaya, yabancıların ve vakıfların yeni toprak satışları yasası çıkmadan önce bölgede toprak alabilmek için büyük çaba sarf ettiklerini ifade ederek, “Yeni yasa muhtemelen Anayasa Mahkemesi’nden dönecek. Yabancılar bunu bildiğinden yasa yüksek yargıdan dönmeden amaçlarına ulaşmak istiyorlar.Bu nedenle  projeyi hayata geçirmek istiyorlar” diye konuştu. 

Van’ı ele geçirecekler

Burada oynanan oyuna dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden Özkaya, şöyle devam etti: “Ermeni tatil köyü projesi demek bu bölgede bir Ermeni cemaati yaratmak anlamına gelecektir. Bunun içinde dinler arası diyalog kavramından yararlanacaklar” şeklinde konuştu. Vakıflar yasası ile birlikte vakıfların şirketlerle ortaklık yapabileceklerini ve  istedikleri kadar toprak satın alabileceklerini kaydeden Özkaya, “Bu sınırsız toprak alabilecekleri anlamına gelmektedir. Van ilinin imar planlı alanının yüzde 10’u  yabancıların eline geçecek” dedi.   


*

Tolga Akiner
Akdamar manzaralı tatil köyü geliyor!
Milliyet, Kasım-2010


İki Ermeni işadamı Van’ın Gevaş ilçesinde tatil köyü kurmak için Van Ticaret ve Sanayi Odası (VATSO) ile temasa geçti. Ermeni işadamları, villa tipi, bahçeli ‘tatil köyü’ projelerini hayata geçirmek için VATSO’dan destek istedi. “Akdamar’a çok yakın bir bölgede bulunan Gevaş ilçesini incelediler.  Burası Akdamar’a çok yakın, Gevaş ilçesi. Ayine gelenler otellerde yeteri kadar rahat edemiyorlar. Burada kuracakları tatil köyünde hem huzurlu bir tatil geçirecek hem de ibadetlerini yapabilecekler” dedi.



*

Van'a Ermeni Yatırımı
Yeniçağ / 19 Kasım 2010

Yatırımcıların vergi indirimlerinden yararlanabileceklerini de belirtirken, hazırladıkları projeyle Avrupa Birliği’nden (AB) fon yardımı alabilecekler de....

AKP iktidarı, Türkiye’ye ”soykırımcı“ diyen Ermenistan’ı memnun edebilmek için devletin kasasından 3 milyon lira harcayıp Akdamar Kilisesi’ni onarıp törenle hizmete açmıştı. Ayrıca yine devletin fonlarıyla Türkiye’de tek taşı kalmış bütün kiliseler elden geçirilmişti. Van’da ki Akdamar Kilisesi’ne 3 milyon harcayan AKP, Belek’teki Dinler Bahçesi için 1.4 milyon, Edirne’de ki Büyük Sinagog için de 3 milyon 700 bin lirayı gözden çıkardı. Tarsus’taki Aziz Paul Kilisesi ve Trabzon’daki Sümela Manastırı da yine milyonlar harcanarak ayinlere açıldı.

Hıristiyanlaştırma projesi

Van’da Akdamar Kilisesi’nin karşısına yapılacak olan tatil köyünün, Türkiye açısından olumlu sonuçlar vermeyeceği dile getirildi. Tapu Kadastro eski Genel Müdür Yardımcısı Orhan Özkaya, bunun bir Hıristiyanlaştırma projesi olduğunu kaydetti. Burada oynanan oyuna dikkat edilmesi gerektiğini, bölgede bir Ermeni cemaati yaratılmaya çalışıldığını vurgulayan Özkaya, ”Bunun için dinlerarası diyalog kavramından yararlanacaklar“ 


Vakıflar yasası ile birlikte vakıfların şirketlerle ortaklık yapabileceklerini ve istedikleri kadar toprak satın alabileceklerini kaydeden Özkaya, ”Bu sınırsız toprak alabilecekleri anlamına geliyor. Van’ın imar planlı alanının % 10’u yabancıların eline geçecek” dedi. 


*

internet sitesinden:

 I.Dünya savaşının başladığı yıllarda, Rus kuvvetleriyle birlikte hareket eden Ermeniler, 1915 yılında, bölgeye girmiş ve bir çok yeri işgal etmişlerdir. Ermeni çetelerinin işgal ettiği yerlerden, biriside Gevaş'tır. İşgal süresince bölge halkına insanlık dışı eziyet, işkence ve zulüm yapılmıştır. 

Gözü dönmüş caniler, çoluk, çocuk, kadın ve yaşlı ayrımı yapmaksızın, binlerce insanımızı acımasızca katletmişler ve, yine Ermeni zulmünden kaçan binlerce vatandaşımızın ise evini, barkını, malını ve sevdiklerini geride bırakıp, doğduğu topraklardan göç etmek zorunda bırakılmışlardır. Göç esnasında, yine birçok vatandaşımız, çeşitli sebeplerden dolayı canlarından olmuşlardır. O katliam dolu yılları yaşamış ve görgü tanığı olan Gevaş-Dereağzı köyünden Salih DEĞİRMENCİ oğlu, yaşanan o yıllara ait bildiklerini ve duyduklarını şöyle anlatmıştır.

"Kimisi ağır hastalarını, kimisi anne ve babasını götürmek için, binek hayvanı veya aracı olmadığından, köyde bırakmış, hatta kimi anneler ise, 1-2 yaşındaki çocuklarını yanlarında götürmelerine rağmen, onları dağ başında, ıssız yerlerde bırakmak zorunda kalmışlardır. Ermenilerin; silahlarınızı teslim ettiğiniz takdirde, size zarar vermeyeceğiz sözlerine inanarak, köylerini terk etmeyerek kalan halk da, ağaçlara bağlanarak, acımasızca katledilmişlerdir."




*

"Van Gölü kan gölü oldu ve askerler uzun süre Van Gölü kıyılarından  masum Türk insanının cesetlerini toplayıp gömdüler." ... "Bu gün dahi ne Türk, ne de Batı Dünyası, Van ili ve çevresindeki 509.707 Müslüman’dan sadece  1500 kadın ve çocuğun kaldığını bilmiyorlar. Van’ı ele geçiren Ermeniler bütün Türk mahallelerini yaktılar.  Şehirde kalanları ve yollarda yakaladıkları kişilerin yaşlarına bakmadan toptan kitle halinde katlettiler.  Bundan maksatları, Van’daki Türklerden bir iz bırakmamak ve bölgede sayısal üstünlük sağlamak istemeleriydi."

Dr.Galip BAYSAN
Van Türk Katliamı


*

"50 Türk Anası tecavüz edilmek üzere Akdamar adasına götürülürken Ermeni çeteciler tarafından, kendilerini Van Gölüne atmışlar ve boğularak ölmüşlerdir. Benim teklifim, bu anaların isimleri elimizde var, Akdamar Adası'na bir Anıt dikelim ve bu 50 Asil Türk Kadınının adlarını oraya yazalım. Van şehri Ermeni çeteciler tarafından yok edilmiştir. Bu anlamda TBMM, Gaziantep ve Kahramanmaraş gibi, Van şehrine de bir isim vermeli ve bu isim "Şehit Van" olmalıdır ki, tarihsel bilincimizde Van'a ne yapıldığını tekrar ve tekrar hatırlayalım."

Prof.Dr.Ümit ÖZDAĞ / "Ay'da Petrol Var" Psikolojik Hareket



* Doğu Anadolu'nun Türklüğü *
Türklerin Havzaya ilk gelişleri binlerce yıl öncesine dayanır.
Ermeniler gelmeden önce Doğu Anadolu'nun Subar, Kimmer, İskit/Saka Türklerine kadar inen bir tarihi vardır.

"Selçuklular Van Gölü havzasına geldiklerinde bölgede yaşayan Ermeni ve Gürcü nüfus oldukça zayıflamış durumdadır. Gürcüler Kafkasya'ya çekilmiş, Ermenilerse Doğu Roma tarafından imparatorluğun çeşitli yerlerine dağıtılmış ve nüfusları azaltılmıştır.
Rum nüfus ise şehir merkezlerinde toplanmıştır.
Bu nüfus azlığı da Selçukluların bu bölgeye rahatça yerleşmesine imkan sağlamıştır."

"Ermeni krallarının gerek Gürcülerin de, yok olduğunu, bu dönemde zayıfladığını, çoğunun yok edildiğini görüyoruz.
Yani Anadolu boştu. Bunu açıkça söylemek lazım. "
Prof.Dr.Ahmet Taşağıl.







THE POPULATION OF THE OTTOMAN ARMENIANS / PDF
by Prof.Dr.Justin McCarthy

"There were 1,465 million Armenians in Ottoman Anatolia in 1912, before the wars began. (This does not include the 28,000 Armenian residents of Southern Haleb Province, which became part of Syria after the world war nor the Armenians of İstanbul Province and Ottoman Europe, who were neither killed nor deported during World War I, although some were conscripted.) At wars' end, 881,000 remained alive, a loss of 584,000, or 41%.21 Most of these were victims of the war fought between the Muslims and Armenians between 1915 and 1920, directly or indirectly through starvation and disease. To put the Armenian loss into perspective, it should be noted that the Muslims of the war zone suffered equally horrific loss: The Muslim population of the Van Province decreased by 62%, that of Bitlis by 42%, that of Erzurum by 31%. Not coincidentally, these were the provinces of greatest conflict between Ottoman and Russian armies and between Muslim and Armenian civilians. The massive mortality in Anatolia was the product of total war in which no quarter was given, as well as years in which no crops were harvested and disease ravaged populations already ravaged by hunger. All shared starvation and disease; each side killed the other mercilessly. It is no wonder that death tolls were so high. Those who elevate the mortality of one group or ignore the mortality of another mistake the lesson of the times, which is not of persecutors and the oppressed, but of general inhumanity."





ilgili:


Armenian Massacres in Van, Bitlis, Muş and Kars Interwiev With Witnesses / e-book
by Süslü Azmi, Öğün Gülay, Serdar Törehan

Genocides Commis par les Armeniens a Van, Bitlis, Mus et Kars - Interview des Temoins Vivants / e-book
Süslü Azmi , Öğün Gülay , Serdar Törehan

The Massacres the Armenians Commited in Adana Province and the French-Armenian Relations / e-book
by Bildirici Yusif Ziya





// Van - Akdamar'a bir "Türk Soykırım Anıtı" dikilmelidir..! //

8 Aralık 2017 Cuma

Ermeni İddiaları ve Gerçekler - Necdet Sevinç



KIZARTILAN ÇOCUKLARINI YEMEYE ZORLANDILAR

Bahsedegeldiğimiz bu soykırımla ilgili tüm vahşet tabloları, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı'nın verileriyle, rahmetli dostum Mehmet Hocaoğlu' nun eserinden alınmıştır. Arşivdeki belgeler, ilim adamlarının doğruluğundan şüphe etmediği bilgilerdir. Bayburt' lu olması sebebiyle, birçok yakını Ermeniler tarafından şehit edilen Mehmet Hocaoğlu da arşivdeki vesikalara istinad etmektedir. Hatta 1976'da kitap haline gelmeden, bir kısmı, Genel Yayın Müdürü olarak görev yaptığım Bizim Anadolu Gazetesi' nde yayınlanan bu son derece kıymetli eserin arşivde yazıldığını bile söyleyebiliriz. Çünkü rahmetli dostum, her sabah gazetede "Çok şekerli açık çayını" içtikten sonra, Gülhane'deki eski arşiv binasına gider, akşam üzeri ile ertesi günün yazılarını getirip teslim ederdi. Hatta o'nun 1973- 1974 yıllarında yayınladığı belgelere. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün 2001 yılında neşrettiği kitaplarda aynen rastlamak mümkündür. 


Bu bilgileri, tüyler ürperten adam öldürme usullerini buraya naklettiğim için vermek ihtiyacını duydum. Bu gibi insanın inananası gelmeyen, ancak Ermeninin yapabileceği denaetlerden bir kısmı da Genelkunnay Askeri Tarih ve Stratejik Etüdler Başkanlığı tarafından yayınlanan Askeri Tarih Belgeleri Dergisi' nin muhtelif sayılarında yeralmıştır.


Türklerin, kendi yurtlarında nasıl yokedildiklerine, bir karar gereğince, bir plan ve program dahilinde nasıl vahşice imha edildiklerine, yani nasıl soykırıma uğradıklarına dair sadece bir köydeki cinayetleri dikkatlerinize sunuyorum.


Mergehu Köyü'nde Ermeni Cinayetleri

Öldürülenlerin ismi    - Yok etme şekli
Abdi oğlu Hacı İbrahim  - Kurşun ve süngülenerek
Hacı İbrahim oğlu Abdi  -  Kurşun ve  süngülenerek
Abdi oğlu Reşo  - Dövülüp kesilerek
Ömer oğlu Oso  -  Dövülüp kesilerek
Reşo oğlu Oso  -  Dövülüp kesilerek
Canko oğlu Kulu  -  Gözüne süngü saplanarak
Canko oğlu Muso  -  Gözüne süngü saplanarak
Molla hamit oğlu Emin  - Gözüne süngü saplanarak
Hamit oğlu Molla Abdullah -  Gözüne süngü saplanarak
Hacı oğlu İbo  -  Gözüne süngü saplanarak
Hacı oğlu Sado  -  Gözüne süngü saplanarak
Canko oğlu Abdullah  - Kesilmek suretiyle
Ahmet oğlu İbo  - Karnı yarılmak suretiyle
İbo oğlu İsmail  - Ateşte yakılmak suretiyle
Ozü oğlu Musto  - Kurşunlanarak
Seyyo oğlu Mahmut  - Kesilmek suretiyle
Bırro oğlu Koçak  - Kurşunlanarak
Hüsnü oğlu Musto  - Kurşunlanarak
Alo oğlu Uso  - Kurşunlanarak
Peri oğlu Maksut  - Kurşunlanarak
Peri oğlu Hacı  - Kurşunlanarak
Hasanali oğlu Mahmut  - Süngülenerek
Hasanali oğlu İbo  - Süngülenerek
Mehmet oğlu Abdo  - Süngülenerek
Molla Süleyman  - Tandırda yakılarak
Abdullah oğlu Mazgi  - Karnı yarılarak
Hasan oğlu Suliş  - Kurşunlanarak
Mustafa oğlu Mahmo  - Bıçaklanarak
Hasan oğlu Murat  - Bıçaklanarak
Avcı oğlu Uso  - Süngüyle gözleri çıkarılarak
Mehmet oğlu Lesko  - Kama ile
Kasım oğlu Abdullah  - Kurşunlanarak
Çoban Abdullah  - Kurşunlanarak
Mümin oğlu Seymo  - Kurşunlanarak
Reso oğlu Muammer  - Kurşunlanarak
Merzi oğlu Pasa  - Kurşunlanarak
Bitor oğlu Gülü - Kurşunlanarak
Yusuf oğlu Murat  - Kurşunlanıp,süngülenerek
Hacı İbrahim oğlu Cedo  - Kurşunlanıp,süngülenerek
Fakı Mehmet  - Kurşunlanıp,süngülenerek
Abdulcebbar oğlu Sülo  - Kurşunlanıp,süngülenerek


Aynı Köyden Öldürülen Kadınlar:

Hacı İbrahim ei Kaşı, kızı Huso  - Kurşunlanarak
Aduz eşi Fatı kızı İso  - Kurşunlanarak
Reşo eşi Zerrşan kızı Amat  - Süngülenerek
İyso kızı Güllü - Memesi kesilerek
İbo eşi Sülü kızı Sülnü  - Karnını yarıp çocuğunu tandıra atmak suretiyle
İbo kızı Fatma - Kesmek ve tandıra atarak yakmak suretiyle
Fidan Hatun  - Tandırda yakılarak
Musto eşi Hacı Han kızı Gülfıraz  - Kesilerek
Halil eşi Mehmet kızı Rahime  - Kurşunlanarak
Molla Süleyman eşi Hacı Kerim kzıı Binefs - Tandırda yakılmak suretiyle
Derviş eşi Biro kızı Ruşi  - Tandırda yakılmak suretiyle
Sivno eşi Ali kızı Mahiye  - Kesilerek
Ahmet eşi Hacı kızı Hatı  - Kesilerek
Meho kızı Hacer  - Süngülenip,kurşunlanarak


Aynı köyden 4 kadın da ırzına tecavüz edilerek öldürülmüş. 3'ü kız, 5 kişi de feci surette yaralanmıştır.


Altında, "Mahmudin Kaymakamı Kemal" imzası bulunan 15 Mart 1915 tarihli bir başka belgede de Kavlit Köyünden Hacı Molla Sait'e kızını kendi eliyle boğazlaması için zor kullanıldığı, babanın her reddedişinde organlarından birinini kesilerek zavallı adamın şehit edildiği kayıtlıdır.


Şerefhane'de Cündi Ağa'nın hizmetçisi Ahmo'nun çocuğuyla birlikte tandıra atılarak yakıldığının, Bilecik Köyü'nde Mehmet Abdi adında bir adamın eşi Ayşe'nin üç yerinden yaralandıktan sonra kollarının kesilerek öldürüldüğünün anlatıldığı belgede bunlardan daha feci Ermeni vahşeti de tarihe intikal ettirilmektedir.


Yaman Bordo Köyü'nden Fato adında bir kadıncağız çocuğuyla birlikte tandıra atılarak yakılmış, Perkal Köyü'nde ise insaı ürpeten başka bir cinayet işlenmiştir. Şöyle ki;


Ermeniler, tandırda pişirdikleri iki çocuğun etini babasına ve anasına zorla yedirmek istemiş, ana-baba bu vahşi talebi reddedince öldürülmüş, nene Nezo Hatun da aklını kaybetmiştir.


Kaydetmek isteriz ki, tüyler ürpeten bu vahşi cinayetlerin failleri Meclis-i Mebusan üyesi Pastırmacıyan'la Meclis-i Mebussan üyesi Papazyan'ın buyruğu altındadırlar !


Talat Paşa hatıralarında bu çarpıcı gerçeğin sonradan öğrenildiğini yazar.


...



Erzincan'ı kurtaran birlik komutanı 16 Şubat 1918'de Osmanlı Orduları Başkomutanlık Vekaleti'ne gönderdiği raporda "Çardaklı Boğazı'ndan Erzincan'a kadar bütün köylerin bir tek kulübe sağlam kalmamak kaydıyla yakıldığı" belirtildikten sonra, Ermenilerin irtikap ettikleri vahşet şöyle anlatılmaktadır:


. . . Üç günden beri Ermeniler tarafından öldürülüp, meydanda kalan İslam cenazeleri toplattırılmaktadır. Şehit edilen bu günahsız ve masum halk arasında memeden kesilmemiş çocuklar, 90 yaşındaki ihtiyarlar, parçalanmış kadınlar vardır! . . .


Koca bir birliğin üç günden beri şehit cenazesi toplamakla oluşu bize bu Ermeni soykırımının boyutları hakkında fikir vermektedir.



Necdet Sevinç
Arşiv Belgeleriyle Tehcir, Ermeni İddiaları ve Gerçekler
Sayfa 219-221





These are just from one village; Turks, who was massacred by the Armenians....
not fabricated, prepared on the reports from the same time...