Translate

28 Ağustos 2015 Cuma

Atatürk ve Ömer Muhtar








Tarihçi Koloğlu, İtalyanlar'la savaşan Ömer Muhtar'ın 1927'de Atatürk'ten yardım istediğini 
ancak mektubun İtalyan komutanda olduğunu açıkladı.



Libya lideri Muammer Kaddafi'nin, bir zamanlar ülkesini işgal eden İtalya'ya yaptığı ziyarette, göğsüne fotoğrafını astığı Libyalı direnişçi Ömer Muhtar'ın Atatürk'ten yardım istediği ortaya çıktı. Ancak Muhtar'ın yardım mektubu, İtalyan komutanın eline geçtiği için Atatürk'e ulaşmamış. 1911'de İtalyanlar Trablusgarp'ı işgal edince, Osmanlı subayları Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla gerilla harbi için buraya gitti.


Bunlardan biri de halı tüccarı kılığında Trablusgarp'a giden Mustafa Kemal'di. Mustafa Kemal burada yerel aşiretleri örgütledi ve İtalyanlar'a karşı savaştı. O dönemde Osmanlı subaylarıyla omuz omuza İtalyanlar'a karşı mücadele edenlerden biri de Sunusi aşiretinden Ömer Muhtar'dı. Libya'da başbakanlık da yapan Sadullah Koloğlu'nun oğlu, tarihçi-yazar Orhan Koloğlu, Ömer Muhtar'ın 1927'de, İtalya'nın Antalya'ya da göz diktiği yıllarda, ülkesini işgal eden İtalyanlara karşı mücadelesini sürdürdüğü dönemde, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin lideri Mustafa Kemal'e mektup yazdığını açıkladı.


"Ömer Muhtar'ın 50'inci şehadet yılı, Atatürk'ün 100. doğum yılı" anısına 1981'de "Mustafa Kemal'in yanında iki Libyalı lider" isimli kitabının kapağında Mustafa Kemal'le Ömer Muhtar'ın resimlerini kullanan Koloğlu, şunları anlattı: "Ömer Muhtar ile Mustafa Kemal, 1911'de belki aynı dönemde savaşmışlardır.


Çünkü o dönemde Ömer Muhtar'ın Sunusi aşireti içinde direnişe katıldığı bilinir. Ancak buna dair bir belge yok. 1964-1965 yıllarında Roma Büyükelçiliği'nde basın ateşesiydim. Tarihe meraklı olduğum için araştırdım. Bir gün orada eski kitaplar satan bir yerde gezerken, Muhtar'la uzun süre mücadele eden faşist İtalyan komutan Mareşal Rodolfo Graziani'nin bir kitabı elime geçti. Komutan bu kitabında, Muhtar'ın Mustafa Kemal'e mektup yazarak, 'Bize yardım edin' dediğini, ancak mektubun kendi eline geçtiğini anlatıyor."

Sabah,2009










24 Mart 2011 tarihinde, TBMM’den çıkan “tezkere” ile Türkiye, NATO kapsamındaki Libya operasyonuna 
“askeri güçle” katılmayı kabul etti.


1911’de İngiltere ve Fransa’nın da onayını alan İtalya, Osmanlı toprağı olan Libya’ya (Trabkusgarp) saldırmıştı. İtalyanların saldırı gerekçesi, “Osmanlı’nın Libya’yı iyi yönetemediği ve Libya’da özgürlüklerin kısıtlandığı” biçimindeydi. İtalya’nın asıl amacı ise Libya’yı sömürmekti: 1911’de Libya’ya yapılan emperyalist bir saldırıydı.


Aradan tam yüzyıl geçti. 2011 yılında ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya yine Libya’ya saldırdı. Bu seferki saldırı gerekçesi, “Libya lideri Kaddafi’nin halkını öldürmesi ve Libya’da özgürlüklerin kısıtlanmasıydı.” Müttefiklerin asıl amacı ise yine Libya’yı sömürmekti: 2011’de Libya’ya yapılan yine emperyalist bir saldırıydı. 


Yüzyıl önceki 1911 Libya saldırısında Batı emperyalizmine direnen Türkiye, tam yüzyıl sonraki 2011 Libya saldırısında, bugün Batı emperyalizminin yanında yer almıştır.


Ne diyelim, “One Minute”ci Başbakanımızın ve “Hoca” lakaplı Dışişleri bakanımızın bir bildiği vardır elbet! Milletimiz onlara güveniyor, biz de güvenelim!...


Benim aslında Türkiye-Libya ilişkisinde altını çizmek istediğim başka bir nokta var. Libya’daki olayların patlak vermesinden beri Türkiye-Libya ilişkileri tartışılırken, nedense hep tarihsel arka plandan yoksun, sadece bugünkü ve yarınki “ekonomik çıkarlara” odaklı olarak tartışılmaktadır. Neymiş efendim! Türkiye’nin Libya’yla iş yapan müteahhit firmaları varmış, Libya’daki Türk yatırımlarının akıbeti ne olacakmış, Türkiye büyük paralar kaybedecekmiş, vs. vs… Kimse de çıkıp, “Libya halkına ne olacak, oradaki insanların canları, malları nasıl korunacak, oradaki çocukların, hastaların, yaşlıların, sakatların ihtiyaçları nasıl karşılanacak, en zor zamanlarımızda, örneğin Kurtuluş Savaşı’nda bize destek olan Libya’ya ve Libyalılara nasıl yardım edebiliriz? diye sormayı aklından geçirmiyor. 


Türkiye-Libya ilişkisine yönelik bu “kapitalist” bakış açılarını gördükçe hep aklıma, Atatürk’ün Birinci Meclis’te söylediği, “Bizi mahvetmeye çalışan emperyalizme ve bizi yutmaya çalışan kapitalizme karşı mücadele ediyoruz” sözleri geliyor. Ve maalesef geldiğimiz noktada bugün, emperyalizmin bizi mahvettiğini ve kapitalizmin de bizi yuttuğunu görüyorum…


Her neyse!...Gelelim asıl meseleye…


Ben, Libya tezkeresine “evet” oyu veren bütün milletvekillerine, bugün adı unutulmuş bir Libyalıdan söz etmek istiyorum. 1920’de Atatürk’ün çağrısıyla Ankara’ya gelip Türk Kurtuluş Savaşı’na destek olan gerçek Türkiye dostu bir Libyalı’dan; Şeyh Ahmet Sünusi’den söz etmek istiyorum…



Şeyh Ahmet Sünusi’nin Kurtuluş Savaşı’ndaki Misyonu

Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı fotoğraflarından birinde, üniformaları içindeki Atatürk’ün biraz arkasında, boydan boya beyaz bir örtüye bürünmüş, beyaz sakallı, güzel yüzlü bir adam vardır. O adam, Anadolu’ya gelip Kurtuluş Savaşı’na katılan Libyalı Şeyh Ahmet Sünusi’dir.


Atatürk, İngiltere’nin, Fransa’nın ve ABD’nin “ayrılıkçı Kürtleri” Milli harekete karşı kışkırtmak için her yolu denedikleri Kurtuluş Savaşı günlerinde, Kürtleri Milli harekete kazanmak için Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları Güneydoğu Anadolu bölgesine ve Kuzey Irak’a, Kürt-Arap-İslam dünyasında çok iyi tanınan Şeyh Ahmet Sünusi’yi göndermiştir. 


Şeyh Ahmet Sünusi, Libya’daki Sünusiye tarikatının şeyhidir. Bu tarikat 1837 yılında Libyalı Muhammed Bin Ali Sünusi tarafından kurulmuştur. Aktivizmi ve Sufizmi savunan Sünusiye tarikatı, Batılı güçlerin istilasına karşı çıkan “antiemperyalist” bir çizgiye sahiptir. Sünusiler, 1911’de İtalya’nın Trablusgarp’ı (Libya’yı) işgal etmesi üzerine, oradaki Osmanlı ordusunda İtalyanlara karşı savaşmışlardır. 


1911’de İtalya Trablusgarp’a (Libya’ya) saldırınca Atatürk, Enver Paşa, Yakup Cemil, Kuşçubaşı Eşref, Ali Fethi (Okyar) gibi bazı gönüllüler, gizli yollarla Libya’ya giderek orada bölge halkını İtalyanlara karşı örgütleyerek “gerilla savaşı” vermişlerdir. 


Atatürk, Libya’da olduğu günlerde, daha sonra milli bir kahraman olacak olan Libyalı Ömer Muhtar’la ve daha sonra Anadolu’ya gelip Kurtuluş Savaşı’na katılacak olan Libyalı Şeyh Ahmet Sünusi’yle tanışıp dost olmuştur.


Şeyh Ahmet Sünusi, ilk olarak I. Dünya Savaşı sırasında Sultan Mehmet Reşat’ın davetini kabul ederek, 1918’de bir Alman denizaltısıyla gizlice İstanbul’a gelmiştir. Enver Paşa, Afrikalı şeyhlerle birlikte İstanbul’a gelen Şeyh Ahmet Sünusi’yi, Halife’nin “cihat fetvasını” İslam dünyasına duyurması ve İslam dünyasını Türklerin yanında olmaya çağırması amacıyla Arap-İslam ülkelerine göndermek istemiştir. Ancak bu sırada Vahdettin’in padişah olmasıyla bu planlar bozulmuştur. Enver Paşa’dan hiç hazzetmeyen Vahdettin, İngiltere’ye ve Fransa’ya karşı İslam dünyasını kışkırtıp onların düşmanlığını kazanmaktansa, bu ülkelerle anlaşıp birlikte hareket etmek gerektiğini belirterek, Enver Paşa’nın “Şeyh Ahmet Sünusi’nin Arap-İslam dünyasına gönderilmesi” görüşüne karşı çıkmıştır. Ahmet Sünusi’nin İngiliz karşıtlığından çok rahatsız olan Vahdettin, ayrıca İttihatçıların, kendisinin yerine Şeyh Ahmet Sünusi’yi Halife yapacaklarından kuşkulanmıştır. 


Kurtuluş Savaşı başladığı sırada Bursa’da bulunan Ahmet Sünusi, Bekir Sami Bey aracılığıyla Atatürk’e haber göndererek Milli harekete katılmak istediğini bildirmiştir. Bunun üzerine Atatürk, Ahmet Sünusi’ye bir mektup yazarak onu Ankara’ya davet etmiştir:

“Şeyh Sünusi Hazretlerinin milli mücahadelere yardım hususunda gösterdikleri hissiyata şükran arz eyleriz. Hilafet makamının fiilen işgali karşısında Şeyh Hazretlerinin duydukları infial hissinin İslam alemine tebliği pek ziyade lazım ve faydalı olacaktır. Bu konuda icab eden görüşünüzü ayrıca arz ederiz. Şeyh Hazretlerinin Ankara’da bulunmalarını arz ederiz…” 


15 Kasım 1920’de Ankara’ya gelen Şeyh Ahmet Sünusi onuruna Atatürk, 23 Kasım’da Meclis’te bir yemek vermiştir.


Ahmet Sünusi, burada yaptığı konuşmada: “İslamiyetin yok olmasının muhakkak görüleceği bir halin meydana çıkması üzerine Müslümanların ümitleri kesildiği bir sırada Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, arkadaşlarıyla beraber din uğruna savaşmaya başladılar. Ve siz de beraber savaştınız, cihat ettiniz. Bu hizmet bütün İslam aleminin devamına, İslam aleminin kurtuluşuna ait mukaddes bir vazifedir” demiştir. 


Atatürk, cevabi konuşmasında Sünusilerden ve Şeyh Ahmet Sünusi’den şu övgü dolu sözlerle söz etmiştir:

“Sünusi teşkilatı diğer teşkilatlar gibi sadece bir tarikat değildir; bu tarikat insanlığı İslamiyetin saadet yolunda yürütmeye yönelik esaslı bir teşkilattır. Bu gece huzurlarıyla müşerref olduğumuz zat, İslam aleminde büyük bir esasa dayanan mukaddes bir teşkilatın başında bulunan yüce bir zattır. (…) Dolayısıyla bundan sonra kendilerinin İslam alemine yapacakları hizmetler, şimdiye kadar olan hizmetlerini taçlandıracaktır. Ve bu sayede Türkiye devletinin, bütün İslam cihanının dayanak merkezi olan Türkiye devletinin de sağlamlaştırılmasına hizmet etmiş olacaklardır. Seyid Ahmet Şerif Sünusi Hazretlerinin gelecekteki hizmetlerine şimdiden gerek şahsım ve gerek TBMM namına teşekkür arz eylerim.” 



Atatürk, Şeyh Ahmet Sünusi’ye, aynı amaca hizmet eden üç farklı görev vermiştir:


1. İslam dünyasındaki antiemperyalist hareketleri Ankara’nın etkisi altına almak.

2. Arap-İslam dünyasında, özellikle de Irak ve Suriye’de Hilafet propagandası yaparak bölgedeki Müslüman Arapları İngiltere ve Fransa’ya karşı harekete geçirmek.

3. Türkiye içinde, özellikle Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Doğu ve Güneydoğu’da, Milli harekete katılımı arttırmak ve ayrılıkçı Kürtçü propagandasına, karşı propagandayla yanıt vermek. 


Şeyh Ahmet Sünusi, Atatürk’ün kendisine verdiği bu üç görevi yerine getirmek için hemen harekete geçmiştir.


İstanbul’daki Amerikan temsilcisi, 26 Ocak 1922 tarihli raporunda, Şeyh Ahmet Sünusi’nin, muhtemel bir Kürt ayaklanmasını önlemek için Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgeye gönderildiğini bildirmiştir. 


Atatürk, Şeyh Ahmet Sünusi’nin doğudaki ününden yararlanmak istemiştir. Bu öyle bir ündür ki, o günlerde Antep’te, “Şeyh Sünusi Hazretlerinin geçtiği toprağı düşman istila etmezmiş!” gibi söylentiler dolaşmaya başlamıştır. 


Şeyh Ahmet Sünusi ile Atatürk arasında çok yakın bir ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Şeyh’in gördüğü rüyaları sık sık Atatürk’e anlatması, bu yakın ilişkinin kanıtlarından sadece biridir. Örneğin, bir keresinde Ahmet Sünusi rüyasında Hz. Muhammed’i görür. Hz. Muhammed, Ahmet Sünusi’nin elini sol eliyle sıkınca, Ahmet Sünusi, Hz. Muhammed’e, “Ey Allah’ın Resulü, neden sağ elini uzatmadın?” diye sorar. Hz. Muhammed, bu soruya “Sağ elimi Anadolu’da Mustafa Kemal’e uzattım” diye cevap verir… 


Atatürk, Ahmet Sünusi’yi, “genel vaiz” olarak görevlendirmiştir. Ahmet Sünusi’nin görevi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da il il gezerek camilerde vereceği vaazlarla Kürtleri Milli harekete katılmaya çağırmaktır. Ahmet Sünusi görevini eksiksiz yapmıştır. Her gittiği yerde verdiği vaazlar ve hutbeler çok etkili olmuştur. Sivas’ta ve Urfa’da birer kongre düzenleyen Şeyh Ahmet Sünusi, Güneydoğu Anadolu’daki propaganda çalışmalarıyla bir çok Kürt aşiret reisini Milli harekete katılmaya ikna etmiştir. 


Ahmet Sünusi, Diyarbakır’a gittiğinde büyük bir coşkuyla karşılanmıştır. Hakimiyet-i Milliye, Öğüt ve Anadolu’da Yeni Gün gazeteleri bu coşkulu karşılamayı haber yapmışlardır. Diyarbakırlıların ilgisinden çok memnun olan Şeyh Ahmet Sünusi, Atatürk’e telgrafla teşekkür etmiştir.


Bir süre Diyarbakır’da kalan Ahmet Sünusi, Atatürk’ün ramazan bayramını kutlamak için tebrik göndermiştir. Atatürk, bu nazik kutlamaya, 12 Haziran 1921 tarihli bir telgrafla yanıt vermiştir. Atatürk’ün, Ahmet Sünusi’ye gönderdiği bayram tebriği, Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yayımlanmıştır. 


Şeyh Ahmet Sünusi, Ankara, Konya, Sivas, Elazığ üzerinden, Urfa ve Diyarbakır’a, sonra Mardin’e, oradan da Musul’a kadar gitmiştir. 


Şeyh Ahmet Sünusi’nin Anadolu’daki çalışmaları İngiliz istihbaratının dikkatini çekmiştir. İngiliz istihbaratı, Sünusi’nin adım adım Anadolu’yu gezdiğini belirterek, onun etkisinin Irak, Suriye ve Hicaz’a kadar yayılmasından endişelendiğini Londra’ya rapor etmiştir.

Ahmet Sünusi, her gittiği yerden Atatürk’e telgraf çekerek “Halka gerekli dini öğütleri verdiğini” belirtmiştir. Ahmet Sünusi’nin sözünü ettiği “dini öğütler”, Milli hareketin bir “cihat” olduğu ve bu hareketi desteklemenin her Müslümana farz olduğu, şeklindeki öğütlerdir. 


Ahmet Sünusi, Mardin’de bir camide yaptığı konuşmada Sultan Vahdettin’le Atatürk’ün tam bir ittifak içinde olduklarını belirterek,“Atatürk’ün, Halife-Sultanın sözünü dinlemediğini” şeklindeki “zararlı propagandayı” etkisiz hale getirmeye çalışmıştır. 


İngiliz istihbaratı, Atatürk’ün Şeyh Ahmet Sünusi’yi Mardin’e gönderdiğini ve Sünusi’nin görevinin bölgedeki Kürtleri Milli harekete katılmaya çağırmak olduğunu Londra’ya bildirmiştir. 


Şeyh Ahmet Sünusi, Konya İsyanı’nın bastırılmasında da etkili olmuştur. Bu isyanın, “İslam düşmanlarının işi” olduğunu belirten Ahmet Sünusi, isyancıların Alaattin tepesini savunan askerleri bırakmalarını sağlamıştır. 


Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sırasındaki Kürt politikasının en önemli ayaklarından birini oluşturan “Kürtlere yönelik propagandalar”, Şeyh Ahmet Sünusi tarafından büyük bir başarıyla uygulanmıştır. Atatürk, Kürtleri Milli harekete karşı ayaklandırmaya çalışan Binbaşı Noel gibi İngiliz ajanlarının menfi (olumsuz) propagandalarını, Kürtleri Milli harekete kazanmaya çalışan Şeyh Ahmet Sünusi gibi “bağımsızlıkçı” din adamlarının müspet (olumlu) propagandalarıyla etkisiz hale getirmiştir. “Büyük savaş ustası”, her zaman yaptığı gibi yine düşmanını düşmanın silahıyla vurmuştur…


Burada asıl üzerinde durulması gereken nokta, Said-i Nursi gibi “büyük din alimlerinin!” Kurtuluş Savaşı günlerinde Çamlıca’daki konaklarında ikamet ettikleri günlerde, elin Libyalısı, Şeyh Ahmet Sünusi’nin Anadolu’da Kurtuluş Savaşı’nın başarısı için canla başla mücadele ettiği gerçeğidir. Ancak ne gariptir ki, Kurtuluş Savaşı’na katılmayan (Ankara’ya 1922’de gelmiştir) Said-i Nursi, kimi Cumhuriyet tarihi yalancılarınca “Kurtuluş Savaşı kahramanı” ilan edilirken, Kurtuluş Savaşı’na katılarak başarıyla mücadele eden Şeyh Ahmet Sünusi nerdeyse unutulmuştur…


Libya’ya sadece “yatırım, iş, para” diye bakan kapitalist aydınlarımıza; BOP’un Eşbaşkanı olduğunu belirten Başbakanımıza, Küdüs’te namaz kılma hayalleri içindeki Dışişleri bakanımıza ve “tezkereci” milletvekillerimize, Atatürk’ün yanında Türk Kurtuluş Savaşı’na “manevi destek” veren Libyalı Şeyh Ahmet Sünusi’yi hatırlatmak istedim, hepsi bu!...


Sinan Meydan 
Odatv , 2011