Translate

vatandaşlık hakkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vatandaşlık hakkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2016 Cuma

Tarihi bilmez ama konuşurlar! Gerçeği çarpıtırlar!



"100 yıllık sürgünler için kanun teklifi" sundular...




* Vatandaşlıktan çıkarılanlar; ya haindi, ya da kendi isteğiyle çıkarıldı.

* Yahudiler vatandaşlıktan çıkarılmadı, sürülmedi, vatandaşlıktan çıkanlar İsrail devleti kurulunca vatandaşı olmayı kabul edenlerdi.

* Rumlar dedikleriniz, İngilizlerin isteği üzerine mübadelede "değiş-tokuş" ile gidenlerdir veya kaçanlardır, ne yazık ki aralarında Türkler de vardır. 1964'te sürülenler de TC vatandaşı değil Yunanistan vatandaşlarıdır.

* Süryanileri de Ermeniler kışkırtmıştır. Ermenilerin tazminatı verilmiştir, almayanların ki zaman aşımına uğramıştır, ki vatandaşlıktan zorla çıkarılmamışlardır. Osmanlıya ait diğer bölgelere "techir" ile gönderilenler, savaştan sonra geri dönebilirlerdi, ki bazıları geri geldi, bazıları ise Amerika'ya, Avrupa'ya göçtü.




"Savaş bittikten sonra geri dönenlerin mal varlıklarıyla ilgili Osmanlı hükümetinin verdiği kararlar var. Mülkleri geri veriliyor. Daha sonra Lozan'da Ermeniler diye açık olarak belirtilmemekle birlikte, Lozan Antlaşması'nda da dönmüş olanlara mallarının geri verilmesi kabul ediliyor. Yine bazı geri dönenler oluyor, mallarını, gerek taşınmazlarını geri alıyorlar. Daha sonra tabii, geri dönmeyenler açısından da bir zaman aşımı söz konusu, yani mülkiyet hakkı zaman aşımı ile ortadan kalkabilecek. O hakkı değerlendirmediğiniz, kullanmadığınız zaman zaman aşımı ile ortadan kalkar.


İşin ilginç tarafı, bu Amerika'daki Ermeniler açısından da önemli, 1923 yılında Amerikan hükümeti Türkiye'ye diyor ki : Benim Amerikan vatandaşı olan Türkiye'den göç ettirilmiş, veya işte Amerika'ya yerleşmiş olan , benim Ermeni kökenli vatandaşlarımın mallarıyla ilgili bize tazminat verin diyor. Türk hükmetiyle Amerikan hükümeti arasına uzun süreli müzakereler devam ediyor ve 1937 yılında Türkiye bu konuda , şimdi tam rakamı hatırlamıyorum ama 800 bin küsürat , yaklaşık 900 bin dolar Amerika'yaya veriyor , oradaki Ermeniler için. Ve bu mesele orada bitiyor zaten. Yani Türkiye bu konudaki, Ermenilerin Türkiye'deki taşınmazları konusunda tazminatını vermiş. Bu hak tanınmış, kullananlar kullanmış, kullanmıyanlar açısından bir zaman aşımı oluşmuş, ve özellikle Türkiye ile Amerika arasında imzalanan 37 yılındaki anlaşma ile tazminat verilmiş. Dolayısıyla artık uluslararası hukuk açısından, gelip oradaki malları, gayri menkulleri, taşınmazları tekrar alma şansları bulunmuyor."


Mehmet Perinçek/link






Türkiye 1964'te kendi vatandaşları olan Rumları sınır dışı etmedi!
Türkiye 1964'te Yunanistan vatandaşlarını sınır dışı etti!




Sözde Süryani Soykırımı ve Ermeni-Türk Meselesi




* * *


İLGİLİ HABER:
100 yıllık sürgünler için kanun teklifi
31.12.2015-link

CHP’nin İnsan Hakları'ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, ‘Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni meclise sundu. Tanrıkulu'nun kanun teklifi kabul edilirse, 100 yıl boyunca tehcir ve zorunlu göç nedeniyle Türkiye’den sürgün edilen ve vatandaşlıktan çıkarılan Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Yahudiler ve Kürtler vatandaşlık hakkına kavuşacak.

Sezgin Tanrıkulu imzasıyla meclise sunulan kanun teklifinde, vatandaşlıktan çıkarılanlardan hayatta olanların bizzat, hayatta olmayanların ise dördüncü dereceye kadarki yakınlarının ‘dönemin pasaportu’, ‘kilise, havra, sinagog veya diğer ibadethanelerden birinin resmi kaydı’, ‘azınlık vakıfları veya diğer ilgili kurumların resmi kaydı’, ‘Osmanlı İmparatorluğu belgeleri’ ve ‘göç ettikleri ülkelerin yetkili mercilerinden alınan Türkiye'den göç ettiklerine ilişkin kayıt’la başvuru yapabilecekleri öngörülüyor.

Teklifin gerekçesinde ise yüzbinlerce Yahudi, Ermeni, Rum ve Süryani’nin 1. Dünya Savaşı’nın başladığı tarihten itibaren doğdukları toprakları terk etmek zorunda kaldıkları belirtiliyor ve 1915 Tehcir Kanunu’na atıfta bulunularak “1 Haziran 1915 tarihinde dönemin resmi gazetesinde yayımlanarak yürürlüğe konulan Tehcir Kanunu bu dönemdeki göçlerin ilk yasal zeminini oluşturmuştur” deniyor.

Teklifte belirtildiği üzere, 1915 Tehcir Kanunu’nun yanı sıra Trakya Pogromu, ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ kampanyası, Yirmi Kur’a Asker Olayı, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül Pogromu ve 1964 zorunlu göçü, çeşitli etnik ve dini toplulukların sürgün edilmesine neden oldu, binlerce insan vatandaşlıktan çıkarıldı. 1980’lerden itibaren de Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşanan zorunlu göçe değinen teklif dilekçesinde, siyasi nedenlerle yurtdışına çıkmak zorunda kalan vatandaşların vatandaşlıktan çıkarıldığı hatırlatılıyor.

Kanun teklifi, Erdoğan’ın 2014’teki ‘taziye’ açıklamasının ardından, dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın 26 Mart 2015’te Büyük Edirne Sinagogu açılışında yaptığı konuşmaya da değinerek, Arınç’ın Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan vatandaşlara hitaben dediği “Eğer buraya gelmek isterseniz, Türkiye’de yaşamak isterseniz sizi kucaklayacak 78 milyon insan var” açıklaması vurgulanıyor.

Kanun teklifi, CHP eski milletvekili Aykan Erdemir imzasıyla 2014’te meclise sunulmuş, Erdemir’in 26. yasama döneminde vekil olarak meclise girmemesi nedeniyle kanun teklifi düşmüştü. Tanrıkulu’nun imzasıyla hazırlanan yeni teklifi Komisyon’a gönderildi.



*


BEN DE, BALKANLAR'DAN, MORA YARIMADASI'NDAN, ADALAR'DAN, AVRUPA'DAN, KIBRIS'TAN, KAFKASLAR'DAN, RUSYA'DAN, ORTA DOĞU'DAN VATANDAŞLIKTAN ÇIKARILAN, SÜRÜLEN VE ÖLDÜRÜLENLERİN TÜM HAKLARINI, YER İSİMLERİMİZ İLE ŞEHİRLERİMİZİ GERİ İSTİYORUM.
KİMİN Kİ DAHA ÇOKMUŞ, DAHA AĞIR BASIYORMUŞ GÖRELİM.
TARİHİNİ BİLMEZ AMA KONUŞUR!
BU HAİN VE BASİRETSİZ MM'LİLER İLE 
MEMLEKETİN DÜŞTÜĞÜ DURUMLARA BAK.


Doğu'da ve Güneydoğu'da Ermeni ve Kürt, Güney'de ve Batı'da Yunan... Dost diye kucak açtıkların etrafını kuşatıyor, içerideki işbirlikçilerle de altını oyuyor...Gerçek diye sundukları yalanların Gerçeğini bilmezsen, yeniden 7 düvele karşı mücadele içinde bulursun kendini...SB

Ha, bu arada;

Şırnak'ın Cizre ilçesinde PKK'lıların roketatarlı saldırısında 1 polis şehit düştü, 5 polis memuru yaralandı. Diyarbakır'ın Sur ilçesinde ise tuzaklanan bombanın patlaması sonucu 1 asker şehit oldu, 2 asker yaralandı.

01.01.2016






// Mutlu Yıllar !!!
MI?












11 Ekim 2014 Cumartesi

KÜRTÇÜLÜK VE TARİHSEL GELİŞİMİ 3 (son)



ve Diyap Ağa Türkmen'dir.





DERSİM YALANLARI VE GERÇEKLER
SİNAN MEYDAN


En kanıksanmış Cumhuriyet tarihi yalanlarından biri “Atatürk’ün ve İsmet İnönü’nün liderliğindeki genç Cumhuriyetin, 1937-1938 yıllar›nda Dersim’de Kürtleri katlettiği !” biçimindedir. Ülkemizde bugün, tarihçisinden gazetecisine, eğitimcisinden siyasetçisine kadar neredeyse herkes, Türkiye Cumhuriyeti’nin Dersim’de bir kıyım ve katliam yaptığını peşinen kabul etmiş gibidir.

Örneğin, İsmail Beşikçi’nin bir kitabının adı, Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi’ dir. Hasan Cemal’in bir yazısının adı da, Dersim Katliamını Mazur Göstermeye Çalışmanın Ahmaklığı Üzerine’dir.

“Dersim yalanı” Türkiye’de son zamanlarda sıkça siyasete alet edilmeye de başlanmıştır. Örneğin, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Meclis kürsüsünden defalarca “Tek Parti döneminde Dersim’de katliam yapıldı!” demiştir.

“Dersim’de katliam yapıldı !” iddiaları, bugün bazı iç ve dış Cumhuriyet düşmanlarınca, Türkiye’yi soykırımla suçlamak için kullanılmak istenmektedir. Örneğin, 13 Kasım 2008’de Avrupa Parlamentosu himayesinde Dersim Soykırımı Konferansı düzenlenmiştir. Düzenleyenler, bu konferansın amacını, Ermeni, Süryani, Pontus Rumlarına karşı soykırım suçu işleyen Türkiye’nin suçlar listesine yeni bir insanlık suçu daha ekleniyor: “Dersim soykırımı” biçiminde açıklanmıştır. 

Prof. Dr. Ronald Mönch, Dersim’de yaşananların insanlık suçu olduğunu savunarak Atatürk ve dönemin Bakanlar Kurulu üyeleri ile üst düzey askeri yetkililer için, “Yaşasalardı savaş suçlusu olarak yargılanmaları gerekirdi!” demiştir.

19 Kasım 2009’da Dersim Soykırımı Konferansı’nın ikincisi yine Brüksel’de yapılmıştır. Bu toplantılardan sonra, Dersim harekatının ’soykırım’ olarak tanımlanmasını isteyen bir heyet, bu olayları Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne götürmek için harekete geçmiştir. Aralarında ABD’li avukat Prof. Dr. Barry Fisher ile Dink davası avukatı Erdal Doğan’ın da bulunduğu heyet, 12 Nisan 2011’de Tunceli’de incelemelerde bulunmuştur. 

Dersim yalanı, kartopu misali büyüdükçe büyümüş ve sonunda 1937-1938 Dersim isyanını bastıran CHP içinden bazıları bile bugün “Evet! Dersim’de katliam yapıldı !” deme noktasına gelmiştir.


Peki ama gerçekte Dersim’de ne olmuştur?

Gerçekten de Atatürk ve İnönü, Dersim’de Kürtlerin katledilmesini mi emretmiştir?

Genç Cumhuriyetin Dersim’e yönelik operasyonunun nedeni Kürtleri yok etmek, soykırıma uğratmak mıdır, yoksa rejim karşıtı, bölücü bir isyanı bastırmak mıdır? 

Neden sadece Dersim olaylarının sonuçlarından söz edilirken olayların nedenlerinden hiç söz edilmemektedir?

Şimdi gelin hep birlikte 1937-1938’e uzanıp, Dersim İsyanı’nı anlamaya çalışalım.

DERSİM 1 : pdf 

DERSİM 2 : pdf 

DERSİM 3 : pdf  

DERSİM 4 : pdf 

DERSİM 5 : pdf 

ATATÜRK ÖZERKLİK VERDİ YALANINA CEVAP I : pdf


ATATÜRK ÖZERKLİK VERDİ YALANINA CEVAP II : pdf


ATATÜRK ÖZERKLİK VERDİ YALANINA CEVAP III : pdf


* SİNAN MEYDAN - SAKLI TARİH İLE DERSİM/TUNCELİ 




ANLAMAK İÇİN OKUMAK GEREK! 
ALGILARINI AÇMAN GEREK!




Uğur Mumcu’nun yazılarında Dersim

AZINLIK ŞOVENİZMİ!..

İngiliz gizli belgeleri üzerinde yapılan araştırma, Kurtuluş Savaşı günlerinde İngilizlerin Ermeni ve Kürt azınlıkları kışkırtmak için yoğun çalışmalar yaptıklarını kanıtlamaktadır. Bu belgelerden iki tanesini aktaralım:

Amiral Sir F. Derobeck'ten Lord Curzon'a gönderilen rapor (Sayfa no:108, belge 103, tarih: 28 Temmuz 1920):

- Kürt meselesi hakkında sizin fikrinizi bilmiyorum, daha kesin bir karara varmanız için bunu yazıyorum. Damat Ferit bana geldi, sulh anlaşmasına göre Kürtler ayrı bir devlet olacaklar. Kürt liderleri Mustafa Kemal'i sevmezler, çünkü o bolşevikliği getirmek istiyor. Siz Mustafa Kemal'den nefret ediyorsunuz. Çünkü o sizin yaptığınız anlaşmayı kabul etmiyor. O halde Kürtleri Mustafa Kemal'e karşı birlikte kullanalım, dedi... (İngiliz Belgelerinde Türkiye, Erol Ulubelen, Çağdaş Yay. s:264)

Aynı İngiliz Amiralinden Lord Curzon'a gönderilen bir başka raporda “Kürdistan, Türkiye'den tamamen ayrılıp özerk olmalıdır. Ermenilerle Kürtlerin çıkarlarını bağdaştırabiliriz. İstanbul'daki Kürt Kulübü Başkanı Said Abdülkadir ve Paris'teki Kürt delegesi Şerif Paşa emrimizdedir...” denilmektedir. (Sayfa no:49, belge no:33, tarih 26 Mart 1920)

Ermeni ve Kürtleri Ankara hükümetine karşı ayaklandırma çabalarının arkasında, o zaman, ABD ve İngiliz hükümetlerinin olduğu bugün artık belgelerle kanıtlamıştır. Bu konuda bugün için hiçbir kuşku yoktur.

Cumhuriyetin kurulmasından hemen kısa bir süre sonra Doğu'da başlatılan “Kürt İsyanı” da yine İngiliz desteği ile sahneleniyordu. “Şeyh Sait ayaklanması” olarak bilinen bu ayaklanma, 1925 yılının şubat ayında dinsel görüntülerle ortaya çıkmış, daha sonra “Bağımsız Kürt Devleti” kurmaya yönelmişti. (İngiliz Belgeleriyle Türkiye'de “Kürt Sorunu” (1924-1938) Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim Ayaklanmaları, Dışişleri Bakanlığı Yay. Evi., s:21, Türk-İngiliz İlişkileri. 1919-1926, Doç. Dr. Ömer Kürkçüoğlu, SBF Yay., s.309)

İngilizlerin, Kurtuluş Savaşı döneminde Ermenilere nasıl destek oldukları. Prof. Gotthard Jaeschke'nin, Tarih Kurumu tarafından basılan “Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri” adlı kitabında da yeterince anlatılmıştır. (s:40-47)

Bugün, 1925 yılında sahnelenen dinsel görüntülü bir bölücü ayaklanmaya bakarken, Şeyh Sait'in İngiliz silah fabrikalarına silah siparişi verdiği, İngiliz silah fabrikalarının da o tarihte İngiliz “Intelligence Service” ile iç içe çalışan silah tüccarı Vasil Zaharoff ile eşgüdüm halinde olduklarını bilmek gerekir. Muğlalı bir Rum olan Zaharoff'un İngiliz Başbakan, Lloyd George'un yakın dostu olduğunu ve İngiliz hükümetince silah ticaretindeki başarılarından ötürü “sir” unvanı ile ödüllendirildiğini anımsarsak, Şeyh Sait ile İngiliz silah fabrikaları arasında kurulan köprülerin siyasetten arınmış “masum bir ticaret” olmadığı sonucuna ulaşırız.

Kaldı ki o günlerde genç Türkiye ile İngiltere arasında henüz çözüme bağlanmamış “Musul sorunu” bulunmaktaydı. Lozan anlaşmasında kesin bir çözüme bağlanmayan Musul sorunu, 1923 yılında İngilizlerin başvurusu ile yeniden gündeme gelmiş ve sorunun çözümü için 1924 yılında İstanbul'da “Haliç Konferansı” düzenlenmişti. Haliç konferansında İngilizler, Musul dışında ayrıca, “Nasturi Hıristiyanları” için Hakkari ilini de istemişlerdi. Sorunun bir çözüme bağlanamaması üzerine konu İngiliz hükümetince “Milletler Cemiyeti”ne götürülmüştü.

Milletler Cemiyeti, sorunun çözümü için biri Macar, biri Belçikalı biri de İsviçreli olan üç kişilik bir komisyon görevlendirmişti. Musul'daki Türk egemenliğini kaldıran komisyon kararı, Türkiye tarafından reddedildi. Bunun üzerine sorun Milletlerarası Daimi Adalet Divanına götürüldü.

Türkiye Divana temsilci göndermedi. Milletler Cemiyeti, 16 Aralık 1925 tarihinde, Musul'daki Türk egemenliğini kaldıran kararı benimsedi. Musul üzerinde Türk-İngiliz diplomasi savaşı yapılırken, Şeyh Sait isyanı da başlatılmış ve Türkiye, Kurtuluş Savaşı günlerinde İngiliz istihbarat servislerinin kışkırttığı etnik kökenli ayaklanma ile uğraşmak zorunda kalmıştı. İsyan bastırıldı. Ancak Türkiye 5 Haziran 1926 tarihinde İngilizlerle anlaşarak, Musul üzerindeki haklarından vazgeçmiş oldu. İsyanın doğurduğu sonuçlardan biri buydu.

Musul sorunu ile Şeyh Sait ayaklanmasının aynı günlere rastlaması herhalde “kaderin bir cilvesi” değildi: Bu rastlantının temelinde bir kısmı kanıtlanan bir kısmı da henüz yeterince kanıtlanmamış dış ilişkiler yatmaktaydı.

31 Mart gerici ayaklanmasında da İngiltere'nin parmak izleri yok muydu? Araştırmacılar, bu kuşkuyu dile getirmişlerdir. İngiltere'nin o günlerdeki İstanbul Büyükelçisi'nin İttihatçılara karşı takındığı soğuk tavır, buna karşılık muhalefetteki “Ahrar Fırkası” ile kurulan ilişkiler ve ayaklanmadan sonra isyancılara sağladıkları
destekler, şeriatçılar ile İngiliz “Intelligence Service” ile dirsek teması içinde oldukları kuşkusunu vermekteydi. (İttihat ve Terakki, 1908-1914, Feruz Ahmet, Sander Yay., s: 66; 31 Mart Olayı, Sina Akşin, SBF Yay., s: 261 v.d.; 31 Mart'ta Yabancı Parmağı, Doğan Avcıoğlu, Bilgi Yay., s: 61 v.d.)

Bugün yine birtakım ayrımcı güçlerin doğu yörelerimizde terörist eylemlerine tanık olunmaktadır. Yakın tarihimizden verdiğimiz bu örneklerden sonra “bu olayları da İngilizler kışkırtıyor” gibi bir yargı sahibi değiliz. Anlatmak istediğimiz, yakın tarihimizde “azınlık şovenizmi”nin ardında yabancı devletlerin bulunduğudur.

Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrasında İngilizlerin Türkiye'deki ayrımcı güçleri kışkırtmalarının nedeni Ortadoğu'daki İngiliz çıkarlarıydı. Hiç kuşkusuz bugün de bu bölücü ayrımcı azınlık şovenizminden kaynaklanan terörist eylemlerin arkasında tıpkı dün olduğu gibi bugün de yabancı parmakları bulunmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti, bütün sorunlarını “ulusal bütünlük, demokratikleşme ve çağdaşlaşma” yoluyla çözecektir. 1975 yılından bu yana Kıbrıs sorununun yarattığı gerilim süreci içinde başta Ermeni terörü olmak üzere ulusça uğradığımız terör saldırısının temelinde, Ortadoğu'daki yeni dengelerin kurulma planları var mıdır? Bugün için sorulacak soru budur.

Türkiye'ye bunca silahı gönderenler kimlerdi? Kimlerdi bunların destekçileri olan yabancı devletler ve istihbarat servisleri? Bu gibi konuları, bugünden “mahkeme kanıtı” niteliğinde belgelerle ortaya koymak belki olanaksızdır. Fakat zaman geçtikçe, olaylar üzerindeki sis bulutları dağılır ve ortaya çıkan İngiliz belgelerinde olduğu gibi, “azınlık şovenizmi”nin hangi oyunların ve tuzakların aracı olduğu elbette gün gelir anlaşılır.


UĞUR MUMCU - (Cumhuriyet, 2 Eylül 1984)
KÜRT İSLAM AYAKLANMASI 1919-1925
[Bu yazı dizisi 2-22 Haziran 1991 günleri arasında Cumhuriyet Gazetesi'nde
«Öncesi ve Sonrası ile Şeyh Sait Ayaklanması» adıyla yayınlanmıştır.]



******


'Kürtlerin yüzde 10-12'si Türk kökenlidir' .
Bugünkü Türkiye'deki Kürtlerin yüzde 40'ı Yahudi kökenlidir. 
Hepsi Amerikalıların ve Avrupalıların araştırmasıdır." 
Yrd.Doç.Dr.Osman Çataloluk




Irak savaşı kaybedince, durumu fırsat bilen Irak’lı Kürt ve Şii gruplarının ayaklanması neticesinde Irak kuvvetleri tekrar toparlanarak ayaklanmayı bastırmak için saldırıya geçer. Bu saldırıdan kaçan binlerce sığınmacı Türkiye ve İran sınırlarına yığıldı. Türkiye sınırına 450.000 Iraklı (TBMM , 2007 - Rakamların 500bin olduğu da dile getirilir.) sığınmacının yığılması o dönemde hem ekonomik hem de siyasi yönde sıkıntı yaşayan Türkiye için büyük bir sorun teşkil eder. 

Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın yoğun diplomasisi sonucu Türkiye sınırında yığılan ve yaşam mücadelesi veren binlerce sığınmacının barındırılması ve güvenliği Türkiye tarafından sağlanmıştır. Irak’ın bu bölgedeki Kürtlere saldırılarının önlenmesi maksadıyla Türkiye’nin de girişimleri sonucu Çekiç Güç oluşturulmuştur. O gün için Türkiye açısından olumlu kabul edilen Çekiç Güç ilerleyen zamanlarda Türkiye için büyük sorun teşkil etmiştir.

Bu sığınmacıların bir çoğu TC vatandaşlığına geçmiş ve Türkiye topraklarına yerleşmiştir. (Onur Öymen'in verdiği önergeye gelen cevap 450bindir- TBMM , 2007) . Bölücülük yapanlar ve kışkırtanlar da Irak'tan göçenler ve emperyalizm adına çalışan hainlerdir.

Güneydoğuya devlet elinin geç gitmesi, ağalık sisteminin devam etmesi, Atatürk'ün toprak reformunun rafa kaldırılması, ekonomik zorluklar ve tabii ki pkk nın saldırıları yüzünden Batıya göçler başlamış ve Güneydoğu boşaltılmıştır.

Tıpkı Kurtuluş Savaşı öncesi gibi ; çoğunlukta olan Türkmenler, Türkler Doğudan göç etmek durumunda kalmış ve bölge, emperyalistlerin arzuları doğrultusunda , Ermeniler ile Kürtlere yaşam yeri olmuştur. 

Suriye Göçmenleri ile de aynı sorunu yaşamaktayız, yaşayacağız. Kaçıp gelen "sözde göçmenler" kamplarda kaldıkları halde , yavaş yavaş Türkiye sınırları içerisinde yerleşik düzeye geçmektedir. Ayrıca üniversitelere belgesiz, sınavsız kaydını yaptıran Suriyeli "sözde göçmen gençler"i basın yoluyla da öğrenmiştik. 

Bu arada oradaki karmaşayı yaşamak istemeyen vatandaşlarımız da başka bölgelere göç ederek, sınır boyunca Güneydoğuyu boşaltmaktadır. Peki yerlerine kimler yerleştiriliyor? 

Kendi ilçemizde, ilçenin vatandaşından çok "göçmen" var.

Plan nasıl işliyor ama ? TIKIR TIKIR....

Ekim 2014 de kadar olan olayları da hatırlayın lütfen..... ve hangi nokta da olduğumuzu irdeleyin.... 





KARŞI TARAF İYİ NİYETLİ DEĞİL!
HER ZAMANKİ GİBİ OYNANAN OYUN 
TÜRKİYE ÜZERİNEDİR. 





Zıvanadan Çıkmak!

Denizcilik terimi olup, 
yelkenlilerin direklerinin girdiği oluğa denir. 
Eğer o direk zıvanadan çıkarsa, 
tekne yalpalar ve sonunda alabora olur. 
Böyle bir durumda kaptanın ehliyeti elinden alınır!