Translate

medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2017 Pazartesi

Satın Alınan Gazeteciler!..





Alman gazeteci Udo Ulfkotte 56 yaşında dün (14 Ocak 2017) bir kalp krizi sonucu yaşama veda etti. Dünya çapında büyük ses getiren bir açıklaması olmuştu. Gizli servislerin kendi adı ile imzalayarak yazmasını istedikleri konuları önüne koyduklarını ve bütün dünyada ana akım gazeteciliğin böyle olduğunu açıklamıştı. Gazetecilerin satın alındıklarını ve asla özgür olmadıklarını söylemişti. Irak'ta kaldığı sürece kansere yakalandığı söylenen gazetecinin bu üçüncü ve son kalp krizi olduğu söyleniliyor! Arkasında büyük bir gerçeği haykırmış olan bir kariyer bırakarak.

Aktaran Serap Balaman.



"I’ve been a journalist for about 25 years, and I was educated to lie, to betray, and not to tell the truth to the public. But seeing right now within the last months how the German and American media tries to bring war to the people in Europe, to bring war to Russia — this is a point of no return and I’m going to stand up and say it is not right what I have done in the past, to manipulate people, to make propaganda against Russia, and it is not right what my colleagues do and have done in the past because they are bribed to betray the people, not only in Germany, all over Europe."



Basından- 2014:


Dr. Udo ULFKOTTE:  Dış ülkeler ile Almanya arasında büyük farklar var. Dış ülkelerden muazzam reaksiyonlar alıyoruz. Ama Almanya’daki reaksiyonlar tam tersi. Benim için deli diyorlar. Yahut bütün bunların yalan olduğu, uydurulmuş hikaye olduğu söyleniyor. Daha bugün bir İsviçreli Haber Magazinine uzun bir röportaj verdim. Aynı tepkiyi alınca… İşte bütün bunların yalan olduğu vs. Kendisine ”bakın ne yapalım şimdi biliyor musunuz? Kitabımda “Gizli” olarak belirtilen, dünya kamuoyunun görmediği bir fotoğraf ve bir kaç fotoğraf ve belge göstereyim size!” Bunu da yaptım. Ardından beni geri aradı ve: “Böyle birşey olamaz. Siz “gizli belgeler” olarak belirtilen fotoğraf ve dokümanlar üzerine bir kitap yazıyorsunuz ve bunun üzerine yalan, uydurulma hikâye deniyor!” dedi.

Bilmiyorum haberiniz var mı? Uzun bir süre önce, 1988 Temmuz’unda Türkiye’nin komşusu İran’daydım. Amerikalıların kontrolü altında ve Alman gazıyla İranlıların nasıl zehirlendiğini görüntüledim. Bunu da görüntülemem istendi; ama Almanya’da bunun hakkında yazmama izin verilmedi. Görüntüleri başka dergi ve gazetelere vermem de yasaklanmıştı.

Biliyorsunuz 1980’den Temmuz 1988’e kadar sürmüştü. Iraklıların Kürtlere Halepçe’de Mart 1988’de uyguladığı gazlı saldırı herkes tarafından bilinirken, Temmuz 1988 de Alman gazıyla İranlılara uygulanan gazlı saldırıdan kimsenin haberi olmamıştı.

Ve bakın Alman gazeteciler bile bu olaya yalan ve uydurma diyorsa benim bir Alman olarak bu sorumluluğu yüklenmem gerekiyordu. Nasıl oluyor da, bu Alman gazeteciler böyle davranabiliyor? Almanlar Yahudileri gazlarken kendilerini suçlu görmeleri gerekiyor, çünkü Yahudileri gazlamışlardı. Nasıl oluyor da, onlarca yıl sonra İranlılar gazlanıyor. Hiçbir Alman devlet başkanı Tahran’a gidip diz çökerek özür dilemez tabiî. Bu önemsiz bizim için, hem Amerikalıların kontrolü altında olmuş, sorun yok o zaman.

Ben bunu resimlerle belgeleyen ilk gazeteciyim. Hatta CIA bir internet sitesi üzerinden Irak’ın zehirli gazları hakkında belgeler yayınlıyor, bu linki dilerseniz size gönderebilirim. Orada başka meseleler ile birlikte 1988 Temmuz’unda Zübeyde Cephesinde, yani benim bulunduğum bölgede, zehirli gaz kullanıldı. Tabii Amerikalıların kontrolü altında ve Alman gazı olduğu yazılmıyor. Öyle ortaya koyuyorlar ki sanki Kötü Saddam bu olayı gerçekleştirdi.

Sonradan canavar ilan edildi. 1990 Ağustos ayından sonra… O zamanlar Saddam iyiydi ve biz Almanlar finans ve politik nedenlerle Saddam ne istiyorsa gönderiyorduk. Silahlar, örnek olarak silah yapımı için teknik donanımlar…

Dr. Udo ULFKOTTE:  Ve aniden Saddam Hüseyin kötüdür denildi. Aptalca olan Ağustos 1990’a kadar Alman halkı için iyi olan Saddam Hüseyin’in bir gecede televizyon izleyicilerine neden Kötü olduğunu anlatmak zorunda kalmaktı. Bu sebeple uydurma bir hikaye bile yazdılar. Bilmiyorum o dönemi yaş olarak hatırlıyor musunuz? O dönemler kuvöz kutularıyla ilgili bir hikaye uyduruldu. Amerikalı bir reklam ajansı -Ellen Norten- tarafından uydurulan bu hikayede, Saddam Hüseyin’in 02 Ağustos 1990’da Kuveyt’te girdiği zaman hastanelerdeki kuvözleri alabilmek için, bu kuvözlerin içinde bulunan bebekleri yerlere attırdığı ve öldürdüğü anlatılıyordu. Bu görüntülere ait fotoğraflar yayınlanmıştı. Ama bu fotoğraflarda aslında oyuncak bebekler bulunuyordu ve ketçapla süslenmişti.


UDO ULFKOTTE: ABD ÇIKARLARI İÇİN YAZAN, 
SATILMIŞ “TÜRK” GAZETECİLER VAR


Dr. Udo ULFKOTTE:  Mesela Türk gazetecilerin isimlerini Almanya’da bulunan Amerikan yanlısı Vakıf ve Organizasyonların senelik raporlarını takip ederek çıkarabilirsiniz. Mesela Atlantik Brücke, Esmunt Institut, German Marshall Fund… Bunların hepsini kitabımda da belirtiyorum zaten. Bunların senelik raporları yayınlanıyor. Bu senelik raporların içinde hangi gazetecilerin Amerika’ya davet edildiği ve finansal olarak desteklendiği görülebilir. Ve geçmişe yönelik olarak bu raporlar incelendiğinde, orada ne kadar Türk gazetecinin bu davetlere iştirak ettiği tespit edilebilir. Birde hangi bu vakıf ve organizasyonlar CIA’ye yakın, bakmamız lazım.

Mesela Atlantik Brücke CIA’ye cok yakın. Bu Vakıf “Vernon A. Walters Award” adli bir Ödülü veriyor. Yani “Vernon Walters Ödülü”. Bu Varnen Walters tanınmış bir CIA üst yöneticisiydi. CIA’ye yakın olanlar fazla da gizli yapmıyor bu işi. Eğer Türk gazetecilerinin isimlerine meselâ Atlantik Brücke Vakfının raporlarında rastlarsanız, Amerikalıların bu gazeteciler üzerinde baskı veya kazanma çalışmaları uyguladığını anlayabilirsiniz. Tabii hangilerinin satılmış olduğunu söyleyemem, bilmiyorum, ama sonuçta sadece Amerikan yanlısı yazmaya başlıyorlarsa, Türkiye’nin çıkarlarına değil de, Amerikalıların istediği gibi Amerikan Askerlerinin Türkiye’deki NATO Üs’lerinde bulunmasına yönelik haberler yayınlıyorlarsa satılmış olduklarını söyleyebilirim. Elbette Amerikalıların etkilediği birçok satılmış Türk gazetecisi vardır denilebilir. Bunlar Türkler için ve Türkiye için değil, sadece Amerikan çıkarları için, NATO bakış açısıyla, Amerikan silahlarının satın alınmasına yönelik sırf Amerikalıların istediği doğrultuda yazarlar.


ABD askerlerine yapılan protestolar ile ilgili:


Dr. Udo ULFKOTTE:  Evet, bu tip aksiyonlar sadece Türkiye’de olmuyor. Örneğin Almanya’nın Eifel bölgesinde ister dinci olsun, ister sağcı ya da solcu halkın çoğu Amerikan askerlerini ülkemizde istemiyor. Çünkü Eifel bölgesinde önceden beri, Alman Halkının rızası olmadığı halde, Amerikan Atom Silahları konuşlandırılmış durumda. Ama buna karşı bir protesto yürüyüşü veya politik bir faaliyet burada yasak. Hemen radikal olarak damgalanıyor insanlar. Aynen Türkiye’de olduğu gibi burada da düşünce özgürlüğü yok.

Önceleri tam bir Emperyalizm yanlisiydim ama bugün Anti-Emperyalist’im.... Emperyalist biri olarak, bu sekil büyütüldüm, eğitildim ve beyin yıkamasını yaşadım. Ve bu sistemin içine entegre edildim. Bu şekilde düşünmem için... artık tamamen NATO’ya ve emperyalizme karşıyım.

Rusya ile Avrupa Birliği arasındaki sürtüşme, Amerika’nın AB’yi sürekli kışkırtması… Ulfkotte cevabı çok net ve kestirmeden söyledi:

-Savaş istiyorlar… Resmen Savaş…



ek:
World Class Journalist Spills the Beans, Admits Mainstream Media is Completely Fake:(link) videolu
CIA hat seit 1975 Herzinfarkt-Pistole:(link)
CIA'nın Kalp Krizine yol açan Silahı: video ingilizce:




Satılmış Gazeteciler
Politikacılar, Gizli Servisler, Büyük Sermaye, Almanya'nın Kitle İletişim Araçlarını Nasıl Kullanıyor?




ilgili:

Alman medya grubu DW tepkiler üzerine özür diledi Almanya'nın önde gelen medya gruplarından Deutsche Welle Kayseri'deki hain saldırı üzerinden alçakça bir algı operasyonuna kalkışarak iç savaş çığırtkanlığı yapmıştı. DW, gelen tepkiler üzerine geri adım atarak özür diledi.  - 18.12.2016 /Haberiyakala


PKK terör örgütünün en büyük destekçilerinden Almanya'nın önde gelen medya gruplarından Deutsche Welle (DW) aşağılık bir algı operasyonuna kalkıştı. "Almanya'nın Sesi" olarak kabul edilen DW sebebi ve destekçilerinden biri oldukları Suriye'deki iç savaşın Türkiye'ye sıçradığını ileri sürecek kadar küstahlaştı.

İstanbul ve Kayseri'deki son terör saldırılarını bahane ederek internet sitesinde "Suriye savaşının yeni cephesi: Türkiye" ve "Suriye iç savaşı Türkiye'ye sıçradı" başlıklarıyla haberler yapan ve teröre hizmet etmekten başka hiçbir amacı olmayan bu haberleri sosyal medya üzerinden yayan DW'ye Türkiye'den çok sert tepkiler geldi.

YALANA SIĞINDILAR, Türkiye'den gelen haklı tepkiler üzerine Twitter hesabından açıklama DW, "Türkiye'yi karalamak için uydurma haber yaptıklarını" itiraf edercesine "haberlerinde uzmanların görüşlerine yer verdiklerini" yalanına sarılmaya çalıştı.



Yukarıdaki örnek ile "Medyanın nasıl "yalanla" halkı yönlendirdiğini, proveke ettiğini görüyoruz!..



* * *


Serap Balaman çevirisi…
10 Trilyon Dolar’a mal olan savaş
"Haber Tarihi 16 Mayıs 2016"


“15 Mart 2016 tarihinde neredeyse dünya savasına dönüşecek önemli bir bölgesel savaş olan Suriyedeki savaş altıncı yılına giriyor. Bu Riyad ve Ankara (ve onların müttefikleri) tarafından Suriye ve İrana karşı yeni bir saldırı başlatmak için seçilen tarih.

Birkaç gün içinde, hiç yoktan onlarca Arap uydu kanalları tarafindan İran’a karşı “ultra şahin” tarzı yayınlar ortaya çıkdı. Aynı zamanda, Suudi ve Batı Typhoon ve F-15 ler Türkiye’nin güneyindeki üsse konuşlandırıldı. (Sekiz NATO ve iki Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini hatırlatıyor)

Bu arada NATO sürekli biçimde Rusya’ya karşı tavrını sertleştirirken, Doğu Avrupa’da dolaylı provokasyonlarını artırıyor.

Moskova’da, Kremlin ilk kez bir dünya savaşından söz etti ve ve Suriye’ye karadan herhangi bir müdahalenin çatışmayı uzatmakla eşdeğer olduğunu vurguladı. Dikkat ederseniz, ne zaman gerçek bir tehlike olsa, Putin medya dünyasından çekilir ve yerini Başbakan Dimitri Medvedev’e bırakır.

Yemen’de bir çok güçlü ABD, İngiliz, İsrail askeri ve lojistik desteğine rağmen saplanıp kalan Riyad (Saudi Arabistan) Rus ruleti oynamaya kalkışdı. Petrol savaşı Rusyayı dizlerinin üstune çökertmedi ve İran’in Suriye’ye askeri ve ekonomik desteğini askıya aldıramadı.

Suriye’de hükümet güçleri Rus uçakları tarafından desteklenerek Riyad ve Ankara tarafından silahlandırılip, finanse edilen isyancıların yerleşim bölgelerine yaklaşıyorlar. Bu, imparatorluğun propaganda makinesinin paniğini açıklıyor.. Suudiler, imparatorluğun savaşlarının büyük karşılıyıcıları. Şimdi Rusya, İran ve Suriye’ye karşı bir savaşta 10 trilyon dolardan daha fazla harcamaya hazırlar. “Özgür” bir dünyada, mali ve ekonomik kriz sırasında, bu milenyumun fırsatıdır.

Birlesik Arap Emirligi Yemen’in bir adası olan Socotra’yı nakit para karşılığı Centcom’a (ABD’nin Birleşik Savaş Birimleri’ne) sunmak için satın aldı. Riyad daha çok ilerliyecek…. Önümüzdeki günlerde garip gelişmeler göreceğiz ”

Çeviren: Serap Balaman
Cumhuriyet Postası / Haberin kaynağı



* * *


Serap Balaman Yazdı…
Suriye Türkmenleri…
"Haber Tarihi 17 Aralık 2015" - Cumhuriyetpostası


Hassas Oyunlar, Hassas Dengeler arasında gerçek durumu okuyabilmeliyiz.

2011 Mart ayında Egemen Batı güçlerinin Muhalif kuvvetler adı altında önceden hazırlayıp kışkırttıkları Özgür Suriye Ordusu , 80 ayrı milleten oluşan paralı asker kadrosu ile Suriye de ayaklanmalar başlatıp, sivil halkı öldürdüler…

Özgür Suriye Ordusu kendisine bayrak olarak Suriye’nin Fransız sömürge tarihlerinden kalan sömürge bayrağını sembol olarak kullandı. Siyah Beyaz Yeşil renklerde olup içinde üç tane kırmızı yıldız olan bu bayrak « Muhaliflerin » sembolü oldu.

Özgur Suriye Ordusu daha sonra El–Kaide ve El–Nusra gibi ülkeye akan diğer cihatcı savaşçı özel ordular ile işbirliği ile büyüdü.

İlk zamanlar PYD ve tüm Kürt güçler Özgur Suriye Ordusu ile birlikte çatışıyorlardı. Suriye Halkını öldürüp, Suriye Halk Ordusuna karşı Siyonist- Evangelist patronlarnın isteği doğrultusunda,. NATO/ Londra/ Vatikan /Washington ve Israil aksında savaşıyorlardı .

PYD ve diğer Kürt güçler ve de Özgur Suriye Ordusu daha sonra 2013 yılında taraf değiştirerek Suriye Halk Ordusu ile anlaşdılar ve bu defa eski dost olduklarına karşı savaştılar.

Suriye Türkmenleri de bu cihatcı savaşçılara dahil edilindi ve hatta Türk Hükümetinin desteği ile, Ana Yurt dışında, Ana Ülkeye bağlı masum kardeşlerimiz kandırılarak EL Kaide ve El Nusra nın kucağına atıldilar ve onlarla birlikte içinde yaşadıkları ülkenin yasal ordusuna karşı savaştılar. İhanet ettiler.

2011 yılından beri bu konuyu her tartışma ortamında dile getirmeme rağmen şimdiye dek ciddiye alınmadım.

Suriye Türkmenleri kardeşlerimiz El kaide ile çok iç içe geçtiler. Su son haftalarda Suriye Devletinin davetlisi olarak Rus Askeri güçleri Suriyede IŞİD a ve tüm Terörist güçlere karşı savaşdalar. Koalisyon ülkelerinin varlıkları ve hava saldırıları yasa dışı. İşgal güçleri durumundalar ve kendi besleyip büyüttükleri terör gruplarını koruyorlar. Operasyon yaparmış gibi yapıyorlar.

Ne Suriye Ne de Rus Askeri güçleri Özel olarak Türkmen kardeşlerimizi öldürmüyorlar. Terörist unsurlar ile iç içe geçmiş ve birlikte yaşayan elemanlar hava saldırısına uğruyorlar ve bu ne yazık ki Türkmen kardeşlerimiz. Acılari bizim acımız. Fakat bu güne kadar kimse bu olup bitene ses çıkartmamış ve seyirci kalırken şimdi mi herkesin aklına geldi Suriyede Türkmenler olduğu?

Bir anda herkes anında tepki veriyor. Yeni mi uyandık??? Nato/ Vatikan/ Israil/ABD/ Londra aksı Kürt enerji koridorunu kurmak için BOP planı çerçevesinde hareket ederken , Bizden istenen Suriyeye karşı savaşa girmemiz. Bundan iyi bahane olmaz.

Oysa ki Suriyeye karşı bu kanat ile birlikte hareket edersek, onların savaşını meşrulastırmış olup, kendi ellerimizle Kürt Koridoru, Barzanistan ve ileride olacak Büyük Israil’in kuruluşuna yardım etmiş olacağız ve karşımıza Suriye, Rusya Çin'i alarak.

Gerçekten istediğimiz bu mu ? Türkmenler konusunda ortalık yangın yerine dönüşürken soralım bakalım.. 2011 yılından beri Suriyeli Türkmen kardeşlerimizi çiğ insan ciğeri yiyen katil sürüsü ile işbirliği yapmalarından neden kurtarmadık? Neden şikayet etmedik?



SERAP BALAMAN
(başharflerimizin benzerliği yanıltmasın, yukarıdaki yazı ona aittir bana değil, Serap olayları net olarak değerlendirebilen çok değerli bir arkadaştır.)






ilgili:










ABD’DE ERMENİ ÖRGÜTLENMESİ





John Kerry (bugün için Obama yönetimin Dışişleri Bakanı), 2004 yılı Ağustos ayı sonlarında Ermeni Diasporası temsilcileri ile yaptığı görüşmede sözde Ermeni soykırımı konusu ile ilgili görüşlerini "Sizi temin ederim ki, soykırımın inkar edilmesine karşı mücadeleme sonuna kadar devam edeceğim. 2005 yılı Nisan ayında benim yönetimim soykırımın 90. yıldönümünü kabul edecek ve bu gibi cinayetlerin yeniden yaşanmaması için elimizden gelen her şeyi yapacaktır" şeklinde ifade etmiştir!..    




ABD’DE ERMENİ ÖRGÜTLENMESİ



         
Türkiye karşıtlığı politikasını toplumsal geleceklerinin önünde tutan Ermeni Diasporası Ermenistan Cumhuriyeti’nde yaşayan ırkdaşlarının, dağılmış Sovyetler Birliği’nin yıllık kişi başına düşen 500 Dolar civarındaki milli gelirle en fakir mensupları olmasına göz yummaktadır. Ermeni Diasporası  2005 yılında gerçekleştirilecek olan sözde soykırım törenleri için odaklanmış durumda. Bu sözde anma törenlerinin amacı, gürültülü ve tarihi saptırıcı şekilde,  haksızlıklarla dolu senaryolarla Amerikan ve dünya kamuoyunu düzenli ve ciddi paralar dökülerek yapılan çalışmalarla etkilemektir. Şu bir gerçek ki ,maalesef Ermeni Diasporası, ellerindeki parasal güç ,medya ve siyasal ilişkilerle bunu sağlamak açısından büyük ölçüde  başarılı olacaktır.

        
Ancak dünya ve Amerikan kamuoyunun ,meclislerinde sözde soykırımı kararları alırken düşünmesi gereken önemli bir olgu var.Acaba bize yaptıkları gibi, Osmanlı İmparatorluğu dört cephede savaşırken arkadan vurdukları silahsız Türk halkına, kadın ve çocuklarına uyguladıkları vahşetin aynısını , bugün Ermeniler   bir savaş durumunda, Amerika’da yabancı güçlerin de yardımıyla gerçekleştirseler ve  bağımsız bir Ermenistan kurma girişiminde bulunsalar Amerikan devleti buna izin verir miydi,nasıl davranırdı?


Batı ülkelerindeki lobicilik yanımızın zayıflığından faydalanan örgütlü Diaspora ,sözde soykırım ve Türkiye’den toprak talepleriyle boş bulduğu meydanlarda at koştururken,uzun yıllar soğuk savaşın en kritik dönemlerinde kader birliği etmiş olduğumuz Amerikan yönetimi de işine geldiği  zaman Ermenilerin geçmişte yaptıklarını ucuz siyasal nedenlerden dolayı unutup görmezden gelebiliyor.



Ermeni Örgütlenmesi ve Siyasal Lobicilik

         
Azerbaycan’ın bir bölümünü işgal eden ve Türkiye üzerinde oyunlar oynayıp, toprak talebinde bulunma gafletinde bulunan Ermeniler, ABD’de ciddi örgütlenme sağlamışlar ve giderek  daha da güçlenmektedirler. Bu gücü arkalarına alan Ermeni kuruluşlarının yılda 300 milyon dolar harcayarak 25.000’ in üzerinde, Türklük aleyhinde film, makale, kitap, haber yayınlattığı ve bütün çabalarının Türk düşmanlığına odaklanmış olduğu biliniyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde örgütlenmiş olan ve  en güçlü örgütlendikleri ve ülkemiz aleyhine girişimleri finanse ettirdikleri ABD’de,Yunanlı’ların aksine Amerikan  siyasetine doğrudan katılmamış olan Ermeniler, ellerindeki büyük parasal güç ve oy potansiyeli ile Amerika’nın en güçlü üç lobisinden birine sahiptirler. Bu lobi vasıtasıyla ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi’nde çok etkin ve planlı şekilde yaptıkları çalışmalarla, Amerikan Senatör ve Temsilciler Meclisi üyelerini yanlış bilgilerle yönlendirip ayrıca, şantaja varan uygulamalarla etki altına almak istemektedirler.

           
Esasen şu anda Demokrat Parti Başkan adayı John Kerry’nin de etki altına alındığı, bizzat Kerry’nin kendi söylemlerinden anlaşılmaktadır. Pasadena Star-News haber ajansına göre ,  diğer adaylara kıyasla, hem Türkiye'ye yönelik hem de "sözde soykırım" konusunda daha radikal görüşlere sahip olan  Kerry seçildiği takdirde Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Ermenilere “sözde soykırım “yaptığını resmen dile getirecektir. Kerry, 2004 yılı Ağustos ayı sonlarında Ermeni Diasporası temsilcileri ile yaptığı görüşmede sözde Ermeni soykırımı konusu ile ilgili görüşlerini "Sizi temin ederim ki, soykırımın inkar edilmesine karşı mücadeleme sonuna kadar devam edeceğim. 2005 yılı Nisan ayında benim yönetimim soykırımın 90. yıldönümünü kabul edecek ve bu gibi cinayetlerin yeniden yaşanmaması için elimizden gelen her şeyi yapacaktır" şeklinde ifade etmiştir.      




Sistematik Karalama Kampanyaları    


          
Yine siyasal alanda ABD’deki Ermeni örgütleri arasında en güçlülerinden olan ANCA (Amerikan Ermeni Milli Komitesi)’nin önderliğinde yürütülen çok kapsamlı bir kampanyayla, “Sözde Soykırım Tasarısı”nın gündeme alınıp kabul görmesi için hazırlanan Radanovich-Schiff-Pallone önergesinin tek tek bütün eyalet milletvekilleri tarafından desteklenmesi için ülke çapında kampanya yürütülmektedir. Ayrıca Ermeni kökenli seçmenlerden,  gelecek seçimlerde desteklenmeleri söz konusu olabilecek Kongre üyelerinin saptanmasında sözde Ermeni davası için yaptıkları çalışmalara göre not vermeleri istenmektedir.

         
Bu bağlamda ANCA’nın faaliyetleri çerçevesinde, Kongre’nin ve Başkan Bush’un “sözde soykırımının” tanınması için karar alması, Dağlık-Karabağ’ın Azerbaycan’dan ayrılması ve bağımsız Dağlık-Karabağ’ın ABD tarafından, tanınıp Azerbaycan’ın bu konuda doğrudan görüşmelere başlama kararı alınması, Azerbaycan’a verilen yardımla ilgili 907 sayılı kararın Kongre kararına bağlanması, Ermenistan’a olan ABD yardımının arttırılması ve yıllık en az 125 milyon dolar düzeyinde olması, ABD-Ermenistan ilişkilerinin çeşitli ekonomik ve sosyal içerikli yasalarla geliştirilmesi, Türkiye’ye satılacak silahların ve teknoloji transferlerinin kongre tarafından ciddi biçimde araştırılıp, kısıtlanması, Dağlık-Karabağ’a her yıl en az 10 milyon dolar doğrudan yardımın sağlanmasının garanti altına alınması, Ankara’daki ABD elçiliğinin, Türkiye’deki Ermeni Cemaatinin haklarının korunmasında yıllık raporlarla gözlemlerde bulunup, Kongre’ye bilgi vermesinin sağlanması gibi konularda Senato ve Temsilciler Meclisi üyelerinin Ermeni çıkarlarına sahip çıkmaları teşvik edilmekte ve baskıya dönük planlı çalışmalar yapılmaktadır.

         
Bu konularda duyarlı olmayan Kongre üyelerine, aldıkları karne notlarının düşüklüğü nedeniyle seçimlerde, sözde Ermeni davasına verdikleri hizmet göz önünde tutularak oy alamayacakları iletilmekte ve baskı uygulanmaktadır. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının da geçmişte uzun süre sürüncemede kalması yine Ermenistan’ın örgütlediği, ABD’deki Ermeni sivil toplum kuruluşlarının olumsuz ve düşmanca çalışmalarına bağlanabilir.



ABD’de Etkin Olan Ermeni Kuruluşları


         
Amerika’da halen toplumsal düzeyde her alanda örgütlenmiş Ermeni kuruluşlarından belli başlıları şunlardır:


-      AGBU (The Armenian General Benevolent Union-Genel Ermeni Yardımlaşma Birliği):Bu birlik Ermeniler’in bulunduğu bütün ülkelerde örgütlenmiştir. Yıllık bütçesi 30 milyon dolar civarındadır. ABD’nin tüm önemli şehirlerinde şubeleri vardır. Ermeni kimliğinin korunması ve geliştirilmesini hedefler. İlk, Orta, Haftasonu okulları ile Ermenistan-Amerikan Üniversitesi’nin sahibidir. Uluslararası burslar verir. AGB, AIS News, Ararat gibi dergiler çıkarır. Çeşitli kültür merkezleri ve ticarethanelerin de sahibidir. Bunun yanı sıra;
-      Armenia Fund USA (Amerikan Ermeni Fonu)
-      American-Armenia Society (Amerikan-Ermeni  Derneği)
-      Armenian Assemby of America (Amerika Ermeni Meclisi)
-      Armenian Bar Association (Ermeni Barosu)
-      Armenian Church Youth Organization of America (ACYOA) (Ermeni Kilisesi Gençlik Örgütü)
-      Armenian Engineers and Scientists of America (Amerikan Ermeni Mühendisleri ve Bilim Adamları)
-      AMIC-Armenian Medical Int.Committee (Ermeni Uluslararası Tıp Komitesi)
-      Armenian Relief Society (Ermeni Yardım Derneği)
-      Armenian Scholarship Society (Ermeni Burs Derneği)

gibi ABD’nin birçok şehrinde şubeleri bulunan sivil toplum örgütleri bulunur.



Politik kuruluş olarak;

-      Armenian Youth Federation (Eastern USA) (Doğu ABD Ermeni Gençlik Örgütü)
-      Armenian Youth Federation (Western USA) gibi etkin örgütler de  mevcuttur.



Basın Yayın ve Medya kuruluşları olarak;

Armenian Reporter (haftalık gazete)
Armenian Sentinel (haber bülteni)
Armenian Weekly (haftalık gazete)
Asbarez (Günlük gazete)
Hairenik Weekly (haftalık gazete) 
Massis Weekly  (haftalık gazete)
Armenian Forum    (dergi)
Usanogh (Aylık öğrencilere dönük dergi)
Window (Ermeni Kilisesi’ni dergisi) 
Ardzagang Armenian TV (Ermeni Televizyonu)
Horizon Armenian TV  (Ermeni Televizyonu) mevcuttur.

              


Yine çok güçlü olan ve gücünü Amerikan akademik, kültürel ve medya çevrelerinde kullanan;


-      Armenian Student Association (ASA)
-      UCLA-Armenian Student Association (Los Angeles)
-      Boston University Student Association
-      Berkley (UC) Student Association
-      Armenian Student Association University of Southern California
-      Armenian Student Association -Wisconsin
-      Armenian Students Cultural Association -Michigan
-      Armenian Students Association-MIT
-      Association at California State University-Los Angeles
-      Stanford University Armenian  Student Association


gibi ve önemli Amerikan üniversitelerinde örgütlenmiş Ermeni Öğrenci Dernekleri vardır.




Örgütlü ve Sistemli Türk Düşmanlığı


          
Bütün bu iyi örgütlenmiş Ermeni kuruluşları her fırsatta Türkiye düşmanlığı yaparak, Türkiye’yi karalamaya odaklanmıştır.Türk düşmanlığını bir yaşam biçimi haline getirmiş olan Ermeniler , Ermenistan’ın şu an içinde bulunduğu duruma çare bulacaklarına, ısrarla Türkiye ile uğraşmaktadırlar. Ermenistan, dağılan Sovyetler Birliğinden ortaya çıkan devletler arasında halkı halen en fakir  ülke konumunda iken, Kuzey Amerika!daki Ermeni Diasporası , Türk düşmanlığı yolunda ölesiye bir gayret ve kinle, film , kitap,gazete , tv haberleri için yaptığı yüz milyonlarca dolarlık harcamayı Ermenistan’daki sefalet içinde yaşayan halkına yardım olarak göndermek yerine hala bu gerçek dışı  karalamalarla uğraşmaktadır. Aynı ciddi ve büyük yanlışlığı  Türkiye’ye karşı girişilmesini destekledikleri ve dersini kesin bir şekilde aldıkları, Ermeni teröründe de yapmışlardır.




Gasp Edilen Azeri Toprakları

         
Ermenistan yıllardır Azerbaycan topraklarının bir bölümünü işgal altında tutmakta ve binlerce Azerbaycanlı kardeşimizin mağdur duruma düşmesine neden olmaktadır.Tüm bu gerçekler Batı tarafından göz ardı edilerek Türkiye’den Ermenistan’la iyi komşuluk ilişkileri kurması istenmektedir.     

Oysa ki, toprak bütünlüğümüzü tanımayan, sözde soykırım iddialarıyla ülkemizi ve milletimizi haksız ve ahlak dışı bir şekilde kötüleyen, Türk düşmanlığını profesyonel ve teröristçe bir uğraş haline getiren Ermeniler, Azeri soydaşlarımızın topraklarının %20’isini işgal altında tutarken , Türkistan bölgesine ulaşım konusunda da  ülkemizin önündeki en büyük engeli oluşturmaktadırlar. Bunlara rağmen sınır anlaşmasını bile imzalamayan Ermenistan ile işbirliği için Türkiye’den her türlü özveride bulunmasının  istenmesi kabul edilir bir durum değildir.



Ermeni Etkinliğinin Geleceği ve Önlemler


Küresel gücü bütünüyle  kontrol altına almaya çalışan ABD politikasının Rum-Ermeni lobileriyle işbirliği, ABD dış politikasının bu lobilerin çıkar  amaçlarına dönük etkiler altına girme olasılığını söz konusu edebilir. Bunun sonucunda gelecekte Türk - ABD ilişkilerinde ciddi gerginlikler oluşması olasıdır.


Bu bağlamda, Kuzey Amerika’daki mevcut ve kısıtlı olanaklarına rağmen özverili ve başarılı mücadeleler sergileyen Türk dernek ve federasyonlarının  ve Türkiye’nin ABD’deki temsilciliklerinin bu güne kadar göstermiş oldukları çalışmaların daha ötesinde bir gayret ve örgütlenme  içinde olmaları ve  stratejiler üretmeleri gereği bir kez daha ortaya çıkmaktadır.




Ali KÜLEBİ, 2011
2004-2009 TUSAM Ulusal Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi Başkanı





ilgili:

"İstediğiniz kadar çağırın gerçekleri ortaya çıkarmak için, gelmezler GELMEZLER, 
çünkü tüm kirli çamaşırları ortaya çıkacaktır."
"The irony is that its hypocrite defenders are killing truth!"

"Cemiyeti Akvam Genel Sekreterleri, Ermenilerin düşmanla bir olup Türklerle savaştıklarını ve vukuu bulan katliamların devlet tarafından değil, fakat çeteler tarafından yapılmış olduğunu resmen ve kesin olarak teyit etmişlerdir."  - 1920 (Birleşmiş Milletler)
Ali Külebi ve Şükrü Server Aya (video)


Türkler Ermenilere Soykırım Uyguladı Mı?
Ermeni Mezalimine Uğruyanlarla Yapılan Röportajlar Neden Gizleniyor?
Tehcir BM Sözleşmelerine Göre Soykırım Sayılır Mı?
Kim Kimden Özür Dilemeli?
Hakkari ve Van'da Neler Oluyor?
Vatandaş Devletten Neler Bekliyor?
Saygı Öztürk "Ermeni Sorunu" (video)

Türker Ertürk'ün Şükrü Server Aya ve Ermeni Sorunu ile ilgili makalesi:



















14 Ekim 2015 Çarşamba

Falsehood Wartime, Propaganda Lies






"A lie never lives to be old." 
SOPHOCLES.


"When war is declared, Truth is the first casualty."


"Kommt der Krieg ins Land, Gibt Lügen wie Sand."


"You will find wars are supported by a class of argument which, after the war is over, the people find were arguments 
they should never have listened to." 
JOHN BRIGHT.


"In the arena of international rivalry and conflict men have placed patriotism above truthfulness 
as the indispensable virtue of statesmen." 
STANLEY BALDWIN.


"It is easier to make money by lies than by truth. Truth has only one power, it can kindle souls. 
But, after all, a soul is a greater force than a crowd." 
G. LOWES DICKINSON.


"And when war did come we told youth, who had to get us out of it, 
tall tales of what it really is and of the cloverbeds to which it leads." 
J. M. BARRIE.













The object of this volume is not to cast fresh blame on authorities and individuals, nor is it to expose one nation more than another to accusations of deceit. Falsehood is a recognized and extremely useful weapon in warfare, and every country uses it quite deliberately to deceive its own people, to attract neutrals, and to mislead the enemy. The ignorant and innocent masses in each country are unaware at the time that they are being misled, and when it is all over only here and there are the falsehoods discovered and exposed. As it is all past history and the desired effect has been produced by the stories and statements, no one troubles to investigate the facts and establish the truth.


Lying, as we all know, does not take place only in war-time. Man, it has been said, is not "a veridical animal," but his habit of lying is not nearly so extraordinary as his amazing readiness to believe. It is, indeed, because of human credulity that lies flourish. But in war-time the authoritative organization of lying is not sufficiently recognized. The deception of whole peoples is not a matter which can be lightly regarded.


A useful purpose can therefore be served in the interval of so-called peace by a warning which people can examine with dispassionate calm, that the authorities in each country do, and indeed must, resort to this practice in order, first, to justify themselves by depicting the enemy as an undiluted criminal; and secondly, to inflame popular passion sufficiently to secure recruits for the continuance of the struggle. They cannot afford to tell the truth. In some cases it must be admitted that at the moment they do not know what the truth is.


The psychological factor in war is just as important as the military factor. The _morale_ of civilians, as well as of soldiers, must be kept up to the mark. The War Offices, Admiralties, and Air Ministries look after the military side. Departments have to be created to see to the psychological side. People must never be allowed to become despondent; so victories must be exaggerated and defeats, if not concealed, at any rate minimized, and the stimulus of indignation, horror, and hatred must be assiduously and continuously pumped into the public mind by means of "propaganda."


As Mr. Bonar Law said in an interview to the United Press of America, referring to patriotism, "It is well to have it properly stirred by German frightfulness"; and a sort of general confirmation of atrocities is given by vague phrases which avoid responsibility for the authenticity of any particular story, as when Mr. Asquith said (_House of Commons, April 27, 1915_): "We shall not forget this horrible record of calculated cruelty and crime."


The use of the weapon of falsehood is more necessary in a country where military conscription is not the law of the land than in countries where the manhood of the nation is automatically drafted into the Army, Navy, or Air Service. The public can be worked up emotionally by sham ideals. A sort of collective hysteria spreads and rises until finally it gets the better of sober people and reputable newspapers..


With a warning before them, the common people may be more on their guard when the war cloud next appears on the horizon and less disposed to accept as truth the rumours, explanations, and pronouncements issued for their consumption. They should realize that a Government which has decided on embarking on the hazardous and terrible enterprise of war must at the outset present a one-sided case in justification of its action, and cannot afford to admit in any particular whatever the smallest degree of right or reason on the part of the people it has made up its mind to fight. 


Facts must be distorted, relevant circumstances concealed and a picture presented which by its crude colouring will persuade the ignorant people that their Government is blameless, their cause is righteous, and that the indisputable wickedness of the enemy has been proved beyond question. A moment's reflection would tell any reasonable person that such obvious bias cannot possibly represent the truth. But the moment's reflection is not allowed; lies are circulated with great rapidity. The unthinking mass accept them and by their excitement sway the rest. The amount of rubbish and humbug that pass under the name of patriotism in war-time in all countries is sufficient to make decent people blush when they are subsequently disillusioned.


At the outset the solemn asseverations of monarchs and leading statesmen in each nation that they did not want war must be placed on a par with the declarations of men who pour paraffin about a house knowing they are continually striking matches and yet assert they do not want a conflagration. This form of self-deception, which involves the deception of others, is fundamentally dishonest.


War being established as a recognized institution to be resorted to when Governments quarrel, the people are more or less prepared. They quite willingly delude themselves in order to justify their own actions. They are anxious to find an excuse for displaying their patriotism, or they are disposed to seize the opportunity for the excitement and new life of adventure which war opens out to them. So there is a sort of national wink, everyone goes forward, and the individual, in his turn, takes up lying as a patriotic duty. In the low standard of morality which prevails in war-time, such a practice appears almost innocent. His efforts are sometimes a little crude, but he does his best to follow the example set. Agents are employed by authority and encouraged in so-called propaganda work. The type which came prominently to the front in the broadcasting of falsehood at recruiting meetings is now well known. The fate which overtook at least one of the most popular of them in this country exemplifies the depth of degradation to which public opinion sinks in a war atmosphere.


With eavesdroppers, letter-openers, decipherers, telephone tappers, spies, an intercept department, a forgery department, a criminal investigation department, a propaganda department, an intelligence department, a censorship department, a ministry of information, a Press bureau, etc., the various Governments were well equipped to "instruct" their peoples......


None of the heroes prepared for suffering and sacrifice, none of the common herd ready for service and obedience, will be inclined to listen to the call of their country once they discover the polluted sources from whence that call proceeds and recognize the monstrous finger of falsehood which beckons them to the battlefield.





Falsehood in War-time: Propaganda Lies of the First World War
Author: Arthur Ponsonby


_________________________




Propaganda Lies not only for the WW I , but in all Wars !



Remember Nurse Nayirah? 
Was anybody ever held accountable for lying the US into First Gulf War?


In August 1990 there was conflict between Iraq and Kuwait, mostly over oil fields as Saddam Hussein accused Kuwaitis of theft of these resources. On October 10th the whole world turned its eyes toward a fifteen-year old girl named Nayirah, who wept profusely as she talked about inhumane crimes committed by Iraqi soldiers. The young Kuwaiti was to witness the killing of more than 300 babies in a hospital. The dramatic speech touched the hearts of viewers and managed to drum up overwhelming support for the involvement of the United States in this conflict and the outbreak of the Gulf War.


When the battle dust settled, someone took a closer look at Nayirah. Quickly it became apparent that the sobbing girl in front of millions of viewers was the daughter of Sheikh Saud Nasser Al-Saud Al-Sabah – Kuwaiti Ambassador to the United States and a member of the royal family. The child was handed to PR whizzes – Hill & Knowlton company, where she passed a course in comprehensive acting training. It had to work out – the company bosses signed an $11.9 million contract with the Kuwaiti royal family. The task was simple — to persuade the U.S. military to take action against Iraq. Nayirah lied.











FAKE PEARL HARBOUR
FAKE IRAK
FAKE AFGHANISTAN
FAKE LIBIA
FAKE EGYPT
FAKE PALESTINE
FAKE IRAN
FAKE UKRAINE
FAKE SYRIA
FAKE 9/11
FAKE TERROR


THE GOAL IS TURKEY, ASIA AND HUMANITY...
ARE YOU STILL BELIEVING IN LIES?
PKK, PYD, ISIS ARE TERRORIST ORGANIZATIONS BUILT BY "WESTERNS" (EUROPEANS, USA AND ISRAELITES) AND YOU, THE TAX PAYERS, ARE STILL FUNDING THESE MANIACS!



"No matter how paranoid or conspiracy minded you are, what the government is actually doing is worse than you imagine.


The United States is not concerned with this thing called ‘democracy’, no matter how many times every American president uses the word each time he opens his mouth. As noted in the Introduction, since 1945 the US has attempted to overthrow more than fifty governments, most of which were democratically elected, and grossly interfered in democratic elections in at least thirty countries. 


When will the dropping of bombs on innocent civilians by the United States, and invading and occupying their country, without their country attacking or threatening the US, become completely discredited?


The United States is not actually against terrorism per se, only those terrorists who are not allies of the empire."


William Blum, Former US State Department employee




//

UNDECLARED WW III and TURKISH and HUMANITY GENOCIDE
TO BE DRAWN INTO THE III WORLD WAR!!!
OPEN YOUR EYES....





// 


ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞININ İÇİNE ÇEKİLMEK !!!




NATO’dan gelen “Türkiye’yi savunmaya, asker göndermeye hazırız” açıklaması...Hiç hayra alamet değil!
Bugüne kadar Batı hangi haklı davamızda yanımızda oldu?
İşin özeti; bölücü terör örgütü PKK bitirici hamle için 1 Kasım sonrasına yoğun hazırlık yapıyor. "Terörün belini kırdık" algı operasyonları ile millet yine narkozlanıyor.
NATO, dün demedi mi, "48 saat içinde konuşlanma kapasitemiz var" diye. Doğrudur!.. Tüm hazırlıkların tamam olduğuna inanıyorum...
Topraklarımıza "Rusya tehditi" bahanesi ile yerleşecek NATO, sizce kimi korur?


Ahmet Takan 9/10/15 yeniçağ haberi




ABD, PKK'yı ordulaştırıyor! Pentagon doğruladı
Amerika, PKK'nın Suriye uzantısı PYD'ye silah ve mühimmat yardımı yaptığını doğruladı. Pentagon Sözcüsü Elissa Smith, "Koalisyon güçlerinin IŞİD karşıtı yere güçlere havadan ikmal desteğinde bulunduğunu teyit edebilirim" dedi.


Ulusal kanal 13/10/15 haberi 





ABD, vatandaşlarına ‘dönün’ çağrısı yapmış
Mektubun Ankara’daki patlamadan 3 gün önce gelmesi kafalarda soru işareti yarattı.
basın

* * *

Washington PKK/PYD ile iş birliğini artırıyor
ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Suriye’deki muhalifleri eğittikleri programı gözden geçireceklerini ve bundan sonra bölgedeki Kürt güçleriyle daha yakın çalışacaklarını açıkladı. Bölgedeki Kürt gücü, bölücü terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı PYD. Carter, ABD’nin Kürtlerle yaptığı çalışmaların yetenekli ve motive kara güçlerine iyi bir örnek olacağını belirtti, “Kürtlerle yaptığımız çalışma verimli” dedi.
basın


* * *

Çözüm Sürecinde, Güneydoğunun denetimi PKK’ya bırakılmıştı. Amerika ile çok yakın çalışan PKK unsurları, Güneydoğumuz ’da birlikte çalıştılar. İntihar saldırıcısı bulmaları ve eğitmeleri o kadar zor mu? Eğer Türk ordusunu yıldırabilirlerse, tekrar çözüm sürecine çekmeye çalışıyorlar.

Amerika bize şunu diyor. Tekrar Çözüm Sürecine döneceksin. PKK ile savaşmayıp, Büyük Kürdistan’ın kurulmasında ABD’ye yardım edeceksin.

Bülent Esinoğlu / basın




America : "We do not negotiate with terrorists, but you must!"
Clearly to be seen : USA = TERRORISTS

U.S. delivers 50 tons of ammunition to Syria rebel groups - 12/10/15 news link




!

WHO IS THE ENEMY Of TÜRKiYE?
Enemies, Appear Friendly !...


______________________















8 Ekim 2013 Salı

MEDYA





Açarsınız ana haber bültenlerini, ne olup bittiğini anlayamazsınız bile. Gündem o kadar çabuk değişir ki siz daha bir konuya hâkim olamadan gündemden düşüverir. Yalnızca izlersiniz. 

Belki anladığınız bir iki haber varsa da küfür eder değiştirirsiniz kanalı. İzdivaç’a, Su Gibi’ ye, Benimle Oynaşır mısın’a devam, çünkü onda gündem hiç değişmez. Ortaya birkaç “mal” sergilenir, beyler gelir tezgâhtan “mal”ları beğenir alır gider.

Açarsınız Samanyolu TV’yi direk şu cümle karşılar sizi: Balyoz davasında şok gelişme… Ya da şu: Ergenekon duruşmasında verilen ifadeler vs vs… Bir de tabi ordu haberleri, ona zarar verecek haber verilmezse abi evlerini bir hüzün kaplar çünkü. Dört gün içinde dünyaya göktaşı çarpıp, tüm insanlığın yok olacağını kesinleşse yine üçüncü haber olarak geçecektir bu kanalda, var mısınız iddiaya? 

Açarsınız kanalın birini fark etmez adı, çocuk kaybolmuş 3 gündür haber alınamıyor. Herkes ağlıyor feryat figan, telefon bağlantıları. Senin onurun kaybolmuş 8 senedir haber alınamıyor damla gözyaşı yok, feryat figan hak getire. Aman onun ne önemi var değil mi? Niye tadımızı kaçırıyorsun ki durduk yere değil mi?

Açarsınız vergilerimizle kurulan devletimizin! kanalı TRT’yi kesin birileri Silivri’den bildiriyordur. “Ergenekon terör örgütü” ile ilgili son gelişmeleri. Koskoca kurumda, koskoca devlette yürekli, vicdan sahibi biri çıkıp “siz, Türker’in en büyük destanının ismini, bu kutlu efsaneyi terör örgütü kelimesi ile yan yana nasıl kullanırsınız?” diyemiyor mu. Asıl adı Ümraniye davası olan bir bu yargılama sürecine, neden “Ergenekon” dendiğini birkaç dakika düşün bakalım. Şimdi daha netleşti değil mi? 

Geçen yine yazmıştım, 6. Sınıf “ipek yolunda Türkler” ünitesinde Göktürkleri anlatırken, Ergenekon destanından bahsettiğimde çocuklar hep bir ağızdan “ hocam o terör örgütü ama” diyorlar. Nasıl ki “İslami terör örgütü” kavramına karşıysam, İslamiyet’e zarar verdiğini düşünüyorsam, “Ergenekon terör örgütü” kavramı da Türklüğe zarar vermektedir. Bir nesil köklerinden ancak bu kadar güzel uzaklaştırılabilir. Emeği geçenleri kutluyor alet olanları da sevgiyle anıyorum.
...

Ömer YILDIZ (Küçük Kadın H.K.) alıntıdır.







______________