Translate

Yörük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yörük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2014 Perşembe

KAYAKÖY RUM DEĞİL TÜRK KÖYÜDÜR








KAYAKÖY, RUM KÖYÜ DEĞİL 
GERÇEK BİR OSMANLI KÖYÜ


Fethiye’nin Kayaköy köyüne Rumların Osmanlı döneminde yerleştiği Kayaköy’ün bir Rum köyü değil Osmanlı döneminde Kayı boyundan gelen Türklerin yaşadığı bir Türk köyü olduğu ifade edildi.

Fethiye’de Rum köyü olarak bilinen Kayaköy’ün Osmanlı arşivlerinde "Kayı" isminde Türk köyü olduğu tespit edildi. 

Fethiye Yörük Türkmen Derneği başkanı Ramazan Kıvrak ve Bağlıağaç Şehit Nizamaettin Akan Ortaokulu Sosyal Bilgiler Öğretmeni Eren Fehmi Eroğlu’nun yaptığı araştırmalar neticesinde Kayaköy’ün 1424 yılında Osmanlı’ya bağlı Kayı ve Karakeçili yörüklerinin yurdu olduğu ortaya çıktı.

Köyün çevresindeki ev, medrese ve cami kalıntıları ile mezar taşlarında "Kayı" damgasına rastlayan araştırmacılar, bölgede Rumlardan önce Türklerin yaşadığını belgeledi. 

Bölgeye 1530 yılında Türkler tarafından 66 hane olarak kurulan Elviz (Kayaköy Ören yerine), 1850 yıllarında adalarda yaşayan Rumların Osmanlı’ya sığınmak ve ticaret yapmak için göç ettikleri belgelerde yer alıyor.

Atalarının izini araştıran Eroğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, 2. Bayezıt dönemi Tahlil Defteri,1530 yılına ait 166. Muhasebe-i Vilayeti Anadolu Defteri, 1583 yılına ait 110. nolu Tahlil Defteri, 1600, 1700 ve 1800 yıllarına ait Osmanlı belgeleri ile Menteşe Sancağı Nüfus Sayımlarında bölgede çoğunlukla Türklerin yaşadığına dair belgeler bulduklarını söyledi.

Bölgeye 1850 yıllarında adalardan Osmanlı’ya sığınmak ve ticaret yapmak amacıyla Rumların göç ettiğini belirten Eroğlu, "1860 yılında yaklaşık 400 olan Rum nüfusunun 1914 yılında Elviz’te 6 bin 626’ya ulaşmış. Osmanlı belgelerinden elde ettiğimiz veriler, bölgeye Rumların yoğun şekilde göç ettiğini kanıtlıyor. Ama bu bölgede her zaman Türkler yaşamış" dedi.

Eroğlu, 1843 yılında Osmanlı belgelerinde bölgedeki köylerin isminin, "Kayı Köy", "Taş Kayı Köy", "Elviz" ve ilerleyen dönem de Karakeçililer mevkisi olarak kayıtlı olduğunu anlattı.
2. Beyazıt döneminde Kayı ve Taş Kayı köylerinde Türklere ait 343 hanenin kayıtlı olduğuna değinen Eroğlu, yakın dönemde Rum nüfusunun artması nedeniyle bölgenin Rum köyü olarak gösterilmeye çalışıldığını belirtti.

Eroğlu, belgelerde Rumların yaşadığı yerin Elviz olarak ayrıldığını, atalarına ait olan ve Kayı köy olarak belgelenen köyü Rum köyü olarak ilan etmenin tarihe ve gerçekliğe aykırı olduğunu ifade etti.
2. Beyazıt döneminden itibaren bu yörenin tamamen Kayı ve Karakeçili cemaatin yurdu haline geldiğine dikkati çeken Eroğlu, şöyle konuştu: 

"Köyde üzerinde Kayı damgası olan mezar taşları çalınmış. Ama unutulan bir şey var Kayılar gittikleri her yere damgalar atıyordu. Köyün çevresinde yaptığımız araştırmalarda bu damgalara rastladık. Menteşe bölgesinde müslüman ilk mezar taşları bu bölgedeydi. Yaklaşık 7 yıl önce yaptığımız araştırmada 1000 ile 1100 yıllarına ait 3 mezar taşı bulmuştuk yani Türkler 1071’den önce buradaydı ancak bugün o mezar taşları çalındı"

Eren Fehmi Eroğlu, Kayı köyde 1530 yılına ait 166. nolu Tahlil Defterinde bahsedilen bir medrese olduğunu, 1851 yılında meydana gelen büyük depremde bu binanın büyük hasar gördüğünü ancak medresenin namaz odasının günümüze kadar nispeten ayakta kalmayı başardığını anlattı.

2. Beyazıt döneminden sonra gelen 343 hanelik Kayı cemaatinin bölgede yerleşik hayata geçtiğini ve evler oluşturduğunu vurgulayan Eroğlu, "Binaların çoğu depremlerde yıkılmış ama evlerin kalıntılarında sonra ki yıllarda binayı güçlendirmek amacıyla duvarların genişletildiğini görüyoruz. Ayrıca bu evlerde kayı damgaları yer alıyor. Bunları da yaptığımız araştırmalarda bulup, belgeledik" diye konuştu.

"DEVLET ÇALINAN MEZAR TAŞLARINI BULSUN"
Fethiye Yörük Türkmen Derneği Başkanı Ramazan Kıvrak ise 15 yıl önce bölgedeki mezarlıkta kayı boyuna ait damgalar bulunan mezar taşlarını belgelediklerini ancak bu taşların geçen zaman içinde kaybolduğunu söyledi.

Mezar taşlarının bir milletin tapusu olduğuna dikkati çeken Kıvrak, "Bir köyün ne zaman yerleştiğini, orada kimlerin yaşadığını ancak mezar taşlarından öğrenebilirsiniz. Kayı köyünün tapuları çalınmıştır. Burada devletimize görev düşüyor. Kayı köyünün adını belgeleyen mezar taşlarını kim çaldıysa bulunmasını istiyoruz. Kayı köylülerde dedelerinin mezar taşlarını korusunlar. Bir tapu kaydı olan mezar taşlarını yok ederek buranın Türk yurdu olmadığını göstermeye çalışıyorlar" ifadelerini kullandı.

basın , 30 Kasım 2014










Bir zamanlar, Fethiye'de yaşayan Rum hayranları na duyurulur...
Kayanın adı Osmanlı döneminde Kayı idi. Küçük bir mahallesinde Rumlar yaşamış ve başka başka ülkelerin topraklarında zorluk gören Rumlar , Osmanlıya sığınıp Kayı'ya yerleşmişler. Nüfusları biraz artmış, bu 200 yıl sürmüş, kadim Türk yurdunda 600 yıllık, Oğuz soyu Türk olan Kayı Köylüsü Rumlara iyi davranmışlar, dört mahallesi olan Kayı'nın bir mahallesinde yaşayan Rumlara hep yardım etmişler, özgürce ticaret, tarım, sanatkarlık yapmaları sağlamışlar ve Rumlar sonunda gene azmışlar. 
Tanıyın, bilin, görün, araştırın, gerçeklere ulaşın......bu fotoğrafı Anıtkabir'de Mondros bölümünden izinle çektim......
Ramazan Kıvrak






1530 Yılı defterindeki gizli ayrıntı : Kayı Köy ve Taş Kayı Köy...Kayı Cemaati ve Taş Kayı Cemaati...
Basit bir anlatımla Oğuzlarda Üç Oklar kolunu oluşturanlar İç Oğuz, Bozok kolunu oluşturanlar Dış (TAŞ) Oğuz sayılırdı. Bu durum Dede Korkut Masallarındaki Bamsı Beyrek'in Öldürülmesinde o günkü Türkçe ile TAŞ OĞUZ olarak detaylı işlenir...
Taş Kayı olarak ifade edilen köy, bugünkü Gökçeburun'dan başlayan Keçilerin sol kısmı (Karakeçililer) ve Kınalı hattı olmalı. Kayıköy ise bugünkü bugünkü rum evlerine dek olan Kayaköy sınırları desek yeridir.

ENTERESAN OLAN İSE 1530 YILINDA TAŞ KAYI OLARAK ADLANDIRILAN CEMAATİN OĞUZ GELENEĞİ İLE DIŞ OĞUZ SAYILMASI DURUMUDUR. ASLINDA KARAKEÇİLİLER OLAN VE KAYILARIN BİR ALT KOLU OLAN BU CEMAATİN, OSMANLI'NIN YÖRÜK-TÜRKMENLERİ ASİMİLE ETME AMACI GÜDEN POLİTİKASINA VE OSMANLI'YA RAĞMEN, OĞUZ GELENEĞİ İLE TAŞ YANİ DIŞ OLARAK İSİMLENDİRİLMESİ GEREK KAYI CEMAATİ'NİN GEREKSE TAŞ KAYI CEMAATİ'NİN 1530'DAN ÖNCE ORTA ASYA'DA YAŞADIĞINI ORTAYA KOYAR...









Osmanlı Arşivleri ve Belgeler Işığında Kayı Köyü 
(Kaya Köyü) Tarihi Paneli

Tarih: 24 Ocak Cumartesi 2015
Saat: 19.00
Yer: Fethiye Belediyesi Kültür Merkezi (F.B.K.M.)

Açıklama:
Oğuz tarihine genel bir bakış ve Kayı boyunun önemi, 16. yüzyılda Beşkaza'daki Yörük-Türkmen topluluklar, 
gerçek adı Kayı Köyü olan Kaya Köyü'nün kuruluşu ve 
Oğuz tarihi, köyde kayıtlı aileler ve durumları, köyde yaşamış 
Kayı boyu mensuplarından kalan damgalar ve meskenleri,
meskenlerin özellikleri, köyde ikâmet eden Karakeçililer aşiretinin geçmişi ve durumu, Osmanlı belgelerinde kayıtlı olan cami,
kervensaray, vakıfların günümüzdeki durumları, 
gerçek adı Elviz olan Levissi'ye Rumların 19. yüzyılın ortalarından
itibaren başlayan yoğun göçü ve Osmanlı'dan günümüze dek 
Kayı Ovasında mevcut 3 Türkmen yerleşimi yıl yıl, 
Osmanlı arşivleri ve somut belgeleriyle anlatılacaktır.

Oturum Başkanı:
Av. Ömer Karayumak

Konuşmacılar:
Doç. Dr. Ahmet Yiğit
Doç. Dr. Behset Karaca
Doç. Dr. Mustafa Gökçe
Sos. Bil. Öğrt. Eren Fehmi Eroğlu


ilgili kitap/makale:
Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni - Georgios Nakracas
Milli Destanlarımızda Dede Korkut (ve Taş Oğuzlar) - Fahrettin Kırzıoğlu








21 Mart 2013 Perşembe

TÜRK KÜLTÜRÜNDE RENKLER




Binlerce yıllık Türk tarihi boyunca Türk Kültür yapısında renkler, belirli manalar kazanmışlardır. Hattâ renklerin milletimizin hayatında büyük bir zenginlik içinde olduğunu söyleyebiliriz. Renklerin yalnız bir manası olmayıp, bazan ifade yerlerine göre birçok farklı anlamlar içerisinde olduğu da bilinir. 

Her milletin içtimaî yapısında renklerin bir değeri vardır. Fakat bizim burada yapacağımız değerlendirmeler, yalnızca Türk kültür hayatı içinde olanlarıdır. Diğer kültürlerdeki değişik anlamların bizim kültürümüzdekiyle alâkalı olmadığını bir defa daha zikrettikten sonra, bu renkleri sırasıyla izah edelim.


Türk tarihinin muhtelif devrelerinde renklerin yönleri ifade etmek için kullanıldığını biliyoruz. 


Dört yönün her birisi ayrı renk ile şekillenmiştir. Bunlardan kara=kuzey, kızıl=güney, gök=doğu, ak=batı olarak kullanılır.


Bin yıl önce Anadolu’yu fetheden Türkler, Türkiye’nin kuzeyindeki denizi Kara-Deniz, batasındakini Ak-Deniz, güneyindekini Kızıl-Deniz şeklinde isimlendirmiş, fakat doğuda bu isimle adlandırılacak deniz bulunmadığı için büyükçe bir gölün adını da Gökçe-Göl olarak tanımlamışlardır.







Bundan başka Orkun kitabelerinde devlet adı Türk Kağanlığı şeklinde geçmekte iken, bir yerde Kök Türk ibaresine rastlanır. Bu ise devletin doğu kanadını belirtmek için kullanılmıştır. Yine bilindiği üzere, Hun Devleti’nin batıdaki bölümünün adı Ak-Hun biçiminde ifade edilmekteydi. Avrupa’ya giren Hunlar da, Kuzey Hunlarının devamı olmaları hasebiyle Macar kaynaklarında Kara-Hunlar olarak bilinirler. Osmanlı tarihinde Bogdan’ın kuzeyi ifade edilmek istendiği zaman Kara-Bogdan şeklinde söylenmiştir.

Yine, Altun-Orda Hakanlığı’nın batı kanadı Ak-Orda, doğu kanadı ise Gök-Orda idi. Buna benzer şekilde dağ, tepe, ırmak, deniz, şehir gibi pek çok coğrafî isimleri bu renkler esas olmak üzere Türk coğrafyasında görmek mümkündür.


Bu dört renkle birlikte kullanılan bir beşinci renk vardır ki, o da “sarı” dır. Sarı renk yön değil, bu dört rengin ortasında yer alan merkezi karşılamak için kullanılmıştır. Devlet yapısı bakımından değerlendirilecek olursa, sarı renk merkez hâkimiyetini ve kudreti ifade etmektedir. Birçok sarı yanında kullanılan Türk sarısı, “altınsarısı”dır. Altın bilindiği üzere, kuvvet ve kudretin, hâkimiyet ve zenginliğin karşılığı olarak dünya var olduğu günden beri değerini korumaktadır. Yine bu anlayışa uygun olarak tarihte güçlü ve cihangir hükümdarların hepsi altın tahtla birlikte tasvir edilmektedir.


Yukarıda zikretmiş olduğumuz gök renk, yabancılar tarafından söylendiği üzere “Türk Mavisi” turkuaz şeklinde tanımlanmaktadır. Ancak gök renk yanında bir diğer rengin daha eşit anlamda kullanıldığını tarihimizde görmekteyiz. Bu renk yeşildir. Yeşil renk Orkun kitabelerinde Yaşıl şeklinde geçmektedir. Kelimenin aslî biçimi olan bu ibare, Çin’deki Gök-Irmak karşılığı kullanılmıştır. Ayrıca yeşil renk pek çok coğrafî mekanlarda yukarıdaki renkler gibi aynı ölçüde kullanılmaktadır


Anadolu’muzdaki Yeşil-Irmak buna bir delildir. Yaşıl veya yeşil, gençliğin, hayatiyetin ifadesi olan bu renk, Osmanlı sancak renkleri arasında yerini bulmaktadır. Yeşil, kırmızı ve sarı, bu üç renk tarihimizde birlikte kullanılan renkler arasındadır.


Bu üç renk bir kompozisyon biçimi içinde tarihimizin derinliklerinden gelen yapıda mevcuttur. Selçuklu Devleti’nin kurulduğu sırada cihan sultanı durumunda olan Tuğrul Bey’in, Sultan Alp Arslan ve oğlu Melik Şah’ın ordusunda bu üç renkli sancaklar kullanılmıştı.


O devrin İslâm kaynaklarında verilen bilgilerde “Sultan, Türkmen ordusu ile hareket ediyorsa, bu üç renkli sancak mutlaka orduda bulunurdu” denmektedir.


Eğer halifenin arzusuna uygun bir sefer yapılacak olursa, orada halifenin alâmeti olan siyah sancağın da kullanıldığını görüyoruz. Osmanlılarda ise, bu üç renkli hilâlli sancaklar aynı zamanda harp sancaklarıdır.


Üç rengin manası sırasıyla şöyledir: Yeşil hayatiyet, kırmızı güçlülük ve sarı hâkimiyet demektir. Hattâ Mehter takımındaki sancaklar bu hâkimiyetin üç rengini de sembolize eder. bütün bunlara ilâve olarak, Osmanlı padişahının resmî sancağı, bu üç rengi birleştiren kompozisyon içinde idi.


Harp tarihi müzesinde ve Osmanlı sancak ve askerî kıyafetlerine ait kitapta bunları görmek mümkündür.


Renklerin bu manaları yanında bilhassa, kara rengi zengin bir muhteva içinde görmekteyiz. Orkun kitabelerinde kara kelimesi birçok yerde Kara-Bodun şeklinde geçmektedir. Bazı dilci ve şarkiyatçılar, kara kelimesini burada “avam halk” manasında düşünmüşlerdir.


Ancak bu değerlendirmeyi yapabilmek için zıt manada olan Ak-Bodun’u bulmak lazımdır. Ak-Bodun ibaresine asla rastlanmıyor. O zaman avam karşılığı düşünce tarzının yanlış olduğu orta çıkmaktadır. Hakiki manayı bulma zarureti vardır.


Buradaki kara güçlü ve büyük manasında kullanılmıştır. Çünkü kitabelerde Kara-Bodun itibar edilen, değer verilen bir mefhum olduğu için onun avam halk manasına gelmesi mümkün değildir. Hattızatında Türklerde sınıf farkının olmadığı bilinir. Bunun en güzel misali, Oğuz-Kağan Destanı’nda görülür.


Oğuz İli, Oğuz Kağan’ın altı oğlu ve yirmidört torununundan neşet etmiştir. Diğer Türk illerinden olan Uygur, Karluk, Kıpçak, Yağma, Çigil, Toksı gibi iller ise Oğuz-Kağan’ın amcaları, Or-Han, Kür-Han, Küz-Han’ın neslinden gelmektedirler. Destandaki bu an’ane hepsi bir atadan türeyen milletin mensuplarını eşit kılmaktadır.


Bu kısa değerlendirmeyi yaptıktan sonra, Orkun Kitabelerindeki vermiş olduğumuz mana yerine oturduğu takdirde metinler anlam bakımından daha da güçlülük kazanmış olacaktır.


Zira sınıf farkı olmayan Türk millet yapısında bir ferdin diğerine asalet iddiasında bulunamayacağı gibi, asilin de olmadığı yerde avamlık olmayacağı muhakkaktır.


Kara rengin cemiyet hayatımızda kullanılış itibarıyla bir diğer manası; kara-gün, yas, karalar bağlamak, kara bulutların çökmesi gibi kelime ve terimlerle ifade edilir. Orkun kitabelerinde olsun, Dede Korkut’ta olsun kara renk bir yas, bir ızdırap, bir acının karşılığıdır. Karanın müsbet bir manası daha vardır. Kara-Koyunluların hükümdarı Kara Mehmed Beğ ve Kara Yusuf Beğ, Ak-Koyunluların ecdadı Kara Yülük Osman Beğ, Osmanlıların atası Kara Osman Beğ adları ve lâkaplarıyla metinlerde geçmektedir.


Kara-Samsun, Kara-Maraş gibi şekillerde kullanıldığı takdirde; esas Samsun, esas Maraş’ın neşet ettiği ilk mahâl manasına alınmalıdır.


Buradaki kara ise, doğrudan doğruya yiğit, kahraman ve alp kişi manasındadır. Kara rengin dil ve edebiyatımızda başka bir manası da vardır.


Yas anlamına gelen kara rengin yanında tarihimizin bazı bölümlerinde Ak ve Gök rengin de yas manasında kullanıldığını görmekteyiz.


Bu nokta üzerinde bir araştırmaya ihtiyaç olmakla beraber, bu iki rengin kullanıldığı yerlerdeki ölüm hadislerinde şehâdet hali vardır


Öyle zannediyoruz ki, bu renkler herhangi bir ölüm için değil, zulümle veya şehadet halindeki durumlar için değerlendirilmelidir


İzahını yaptığımız renkler yanında bu renklere muadil gibi görünen kullanım tarzlarını da görmekteyiz. İlk akla gelen renklerden Yağız ve Boz kelimeleridir.


Orkun kitabelerinde yerin kara ifadesini kullanmak üzere yağız-yer denmiştir. Toprak rengidir. Ancak at rengi olarak kullanılacak olursa, siyah at manasına gelir. Yağız kelimesi, yağız yiğit, kara yiğit anlamında dilimizde tabir olarak yiğitlik işareti olarak bilinir.


Boz renk ise hem kara, hem de beyazın karışımından meydana gelen kurşunî renge yakın bir renktir. Metinlerde toprak rengi ve at rengi olarak kullanılmıştır. Ak renk karşılığı olmak üzere at rengi olarak kır kelimesi de kullanılır. Ancak kır ile birlikte ala-kır, bakla-kır, boz-kır, kırçıl, demirkır, gök-kır tabirleri at rengindeki beyazla ilgili renklerin karışımını anlatır.


Ayrıca doru, yine at rengi olarak metinlerde geçmektedir. Doru esasında kestane rengidir. Ama doru yanında, kırda olduğu gibi, yan renkler de vardır. Çünkü atlar her zaman kır, doru, yağız, al gibi renklerde olmazlar, karışık renkleri bünyelerinde barındırırlar.


Bu bakımdan yağız doru, açık doru, hurma doru şeklinde at renklerini veya donlarını bilmekteyiz. Bir diğer at rengi olarak al renk vardır. Kızıl renge yakın bir renktir veya kızıla mayil doru da denilebilir.


Bu renge ilâve olarak Kula at vardır. Kula at ise, kızıl ile bozun karışımı olarak görülür. Burada bir noktayı daha ifade etmek gerekirse, atın donu tabiri binlerce yıllık kültür tarihimizin temel ibarelerindendir. Türk kültür tarihinde renklerin zengin bir mana içinde olduğu şu kısa makalede dahi görülecek ölçüdedir.


PROF. DR. Mustafa Kafalı 

“TÜRK KÜLTÜRÜNDE RENKLER- (YÖRTÜRK DERGİSİ SAYI : 42)”







YEŞİL : DİRİLİK,TAZELİK,GENÇLİK 

SARI : MERKEZ,HÜKÜMRANLIK 

KIRMIZI : TANRI, KORUYUCU RUH, OCAK (EV), DİRLİK, BAĞIMSIZLIK, HÜRRİYET 

Türk tarihinin muhtelif devrelerinde renklerin yönleri ifade etmek için kullanıldığını biliyoruz. Dört yönün her birisi ayrı renk ile şekillenmiştir. 



Kara : Kuzey 

Kızıl (AL) : Güney 

Gök (YEŞİL) : Doğu 

Ak : Batı 


TÜRKLERDE BEYLER ZÜMRESİNİN SEMBOLÜDÜR. 

HÜKÜMRANLIK SEMBOLÜ OLARAK SANCAKLARDA “SELÇUKLULAR” DÖNEMİNDE KULLANILMIŞTIR. 

Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun bayrağı de yeşil-sarı-kırmızı idi. 1935”de, Altay’larda; VII-XI. asırlarda yaşamış Türk beylerinin mezarlarında yapılan kazılarda; yeşil, sarı, kırmızı ipekli elbise giydirilmiş cesetlerin bulunması, bu üç rengin Türklerde milli olduğu kadar dini değeri de haiz bulunduğunu göstermektedir. 



TARİHİ BELGE OLARAK; 
ABDÜLCELİL EL KAZVİNİ DİYOR Kİ: 

1110-1189 yıllarında yaşayan İranlı büyük alim Abdülcelil el Kazvini   yıllarında yazdığı Kitab’un Nakz adlı eserinde konu ile ilgili şöyle diyor: 



"Selçukluların melikleri ve sultanları eğer yüzbin asker toplarlarsa, siyah Sancak askerlerde bulunmazdı; yeşil, sarı ve kırmızı Sancak bulundururlardı." 



OSMANLILARDA YEŞİL - SARI - KIRMIZI RENKLER 



Osmanlı İmparatorluğu ordularında da Sancaklar, Bayraklar ve Tuğlar Yeşil - Sarı - Kırmızı renkleri taşımışlardır. 



OSMANLIDA HÜKÜMRANLIK BAYRAĞI VE DEVLET BAŞKANLIĞI FORSU OLARAK KULLANILAN” SARI, KIRMIZI, YEŞİL” BAYRAK 50 YIL SONRA TEKRAR AMA BÖLÜCÜLERİN ELİNDE "BEZ" OLMUŞTUR. 

TÜRK TARİHİ BOYUNCA SARI KIRMIZI YEŞİL RENKLER HÜKÜMRANLIK RENKLERİDİR 

HATIRLAMALI VE HATIRLATMALIYIZ... 




PROF. DR. REŞAT GENÇ 
"TÜRK İNANIŞLARI İLE MİLLİ GELENEKLERİNDE RENKLER VE SARI KIRMIZI YEŞİL" 




...