Translate

mezopotamya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mezopotamya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2014 Cumartesi

KÜRTÇÜLÜK VE TARİHSEL GELİŞİMİ 1



 'Kürtlerin yüzde 10-12'si Türk kökenlidir'.
Bugünkü Türkiye'deki ise Kürtlerin yüzde 40'ı Yahudi kökenlidir. 
Hepsi Amerikalıların ve Avrupalıların araştırmasıdır."  Yrd.Doç.Dr.Osman Çataloluk






* KÜRTLER VE TÜRKLÜK - ALİ RIZA ÖZDEMİR
2009 / Kripto Yayıncılık

Kürt kimdir ve Kürtlerin etnik kimliği nedir?

Bütün devletleşememiş sınır toplumlarında olduğu gibi Kürtlerde de bu sorunun cevabını vermek zordur. Bu zorluğun bir kaç boyutu vardır. Bu zorluklardan birisi, sınır toplumlarında diğer etnik gruplarla karışma ve örtüşmenin etnik kimliğin sınırlarını belirsiz hale getirmesidir. 

İkinci zorluk, devletsiz toplumların kimlik tespit etmede sıkıntı çekmeleridir. Kürtlerin etnik kimliğinin belirlenmesinde bir üçüncü zorluk daha vardır. Kürtlerin tarihi ve etnik kimliği sosyal bilimlerin konusu olmaktan çok uluslararası çıkar çatışmalarının ve ideolojilerin konusu olmuştur.

Kürtleri, kendi millî çıkarları doğrultusunda istismar etmeyi hedefleyen devletler ve çıkar odakları, Kürt kimliğine bilimsel ölçütler içinde yaklaşmaya çalışan araştırmalara karşı çok sert ve etkili bir psikolojik savaş yürütmüşlerdir. Böylece, Kürt kimliğinin bilimsel araştırmasının önünü keserken, kendi konjonktürel tezlerinin etkinlik kazanmasını sağlamışlardır. 

Örneğin, Encyclopedia Britannica’nın 1875 ile 1911 yılları arasındaki bütün baskılarında Kürtler, Turanî bir toplulukken 1911 yılından sonraki baskılarında birdenbire Mezopotamyalı bir kavme dönüşmüşlerdir.

Elinizdeki kitap, sosyal bilimlerde “Kürt” meselesi kadar siyasallaşmış bir konuda yazılabilecek en objektif çalışmalardan birisidir. Çalışmayı objektif yapan husus Kürtleri bir şey yapmaya çalışmamasından ve sadece durumu tespit etme gayreti içinde olmasından kaynaklanmaktadır. Okuması kolay, anlaşılır ve akıcı günlük bir dille yazılmış olması da çalışmanın bir diğer üstünlüğüdür.



* ZAZALAR VE TÜRKLÜK - ALİ RIZA ÖZDEMİR 
KRİPTO YAYINLARI

“101 Soruda Kürtler” ve onun ardından yayımlanan “Zazalar ve Türklük” kitaplarımda “Alevî Kürtler” ve “Alevî Zazalar” kavramları etrafında bazı açıklamalarda bulunmuş, ardından bugün Zazaca ve Kurmançca konuşan aşiretlerin, bu dilleri sonradan öğrendiklerini ve köken olarak Türkmen oldukları kanaatine vardığımı ifade etmiştim.

Bu kanaatime delil olarak da başta Şeref Han ile Evliya Çelebi’nin eserleri olmak üzere diğer Osmanlı kayıtlarını göstermiştim.

Okuyanların anımsayacağı üzere, Kürtlerin tarihini en küçük detaylarına kadar yazan Bitlisli Şeref Han, 1592 yılında bitirdiği kitabında, (16. yüzyıl) Yezidî olan küçük bir kısmı hariç, Kürtlerin tamamının Şafi mezhebinden olduğunu ifade etmişti.

Bundan yaklaşık bir asır sonra (17. yüzyıl) bölgeyi gezip çok detaylı bilgiler veren Evliya Çelebi de, Kürtlerin Şafi mezhebine mensup olduğunu kayıt altına almıştı.

Yani bölgede 16. ile 17. yüzyıla kadar Kürtçe konuşan bir tek Alevî (ve Hanefî) aşireti bile yoktu.

Bu durumda iki seçenekle karşı karşıya kaldığımızı ifade etmiş; ya Kurmanç ve Zaza aşiretlerinden bazılarının Alevî olduğunu yahut da bazı Alevî aşiretlerinin, Kurmançca ve Zazaca konuşmaya başladıklarını ifade etmiştim.

Bu ihtimallerden hangisinin gerçekleştiğini çözebilmek için, Zazaca ve Kurmançca konuşan Alevî aşiretlerin, kendi soy kütüklerini nasıl ifade ettiklerine bakmamız gerektiğini söylemiştim. Çünkü tarihi kayıtlardan, bölgede sayısız Türkmen aşireti olduğunu biliyorduk. Ayrıca toplumların ekâbir takımının soy kütükleri hakkında, atalarından duyup sonraki nesle aktardığı bilgiler, tarih araştırmalarında kullanılan kaynaklar arasındaydı.

İlginç şekilde, Zazaca ve Kurmançca konuşan Alevî aşiretlerin ileri gelenleri de, Zazacayı ya da Kurmançcayı sonradan öğrendiklerini ve ‘Öz Türk’ olduklarını atalarından gelen bir bilgi olarak ifade ediyorlardı. Hala da bu tezi savunmakta, bilhassa ‘Horasan’dan gelen Türkler’ olduklarını iddia etmektedirler.

Bu köken iddiası, inkâr edilemez ve reddedilemez şekilde, neredeyse tamamına yakın bütün kaynaklar tarafından ifade edilmiştir. Halen de söz konusu edilen toplum içinde diri şekilde yaşamaktadır.

Güneydoğu Anadolu’nun tarihi seyrini dikkate aldığımızda, bölgede (ve genel olarak bütün toplumlarda) din/mezhep değiştirmenin, dil değiştirmeden daha zor olduğu gerçeğini ve Kurmançcanın pazar dili oluşunu da ayrıca dikkate almak gerekiyor.

Zaten “Zazalar ve Türklük” kitabımızda da söz konusu aşiretlerden birçoğunun Osmanlı kayıtlarında “Türkmen” olarak geçtiklerini ve bunların dip kültürünün Türk kültürü ile aynı olduğunu delilleri ile ortaya koymuştuk.



* 101 SORUDA KÜRTLER - ALİ RIZA ÖZDEMİR
2009 / Kripto

"Kürt” kelimesinin anlamını; Kürtlerin etnik kökenlerini, tarihini, coğrafyasını, dilini, kültürünü ve dinini belgelere göre anlatan bilimsel bir çalışma…

Kimimizin az bildiği, kimimizin hiç bilmediği, kimilerinin de çok bildiğini sanıp aslında hiçbir şey bilmediği “Kürt”, “Kurmanç” ve “Kürtçülük” konularına ışık tutan bir yapıt…

Tarih boyunca Türklük dışında başka bir kimlikle ifade edilmeyen Kürtlerden, son birkaç yüzyılda ayrı bir ulus inşa etmek için yapılan sistemli çalışmalara izah getiren tamamlayıcı bir kitap…

Açık, akıcı ve kolay anlaşılır bir üslûp, akılda kalan etkili bir anlatım, soru ve cevaplarla okuru yormayan net cevaplar… 



KÜRTÇÜLÜK I - BİLAL ŞİMŞİR 
Bilgi Yayınevi

Osmanlı Devleti, yakın çağlara bunalımlar içinde girmişti. Kürtler bu bunalımlar sırasında Avrupa tarafından "keşfedildi" ve Kürtçülük , bu bunalımlı yıllarda uç verdi. 1787'den Cumhuriyet dönemine kadar araştırma 

Kitap Önsöz ve Giriş'ten sonra şu dört ana bölümden oluşmaktadır: 
I-Kürtçülüğün tarihsel kökenleri. Avrupa Kürtleri ve "Kürdistan"ı keşfediyor (1787-1826), 

II-Tanzimat sürecinde Kürtçülük: Avrupa, Kürtçülüğün teorik altyapısını oluşturuyor (1827-1877), 

III-Sevr sürecinde Kürtçülük: Rumeli tamamdır; Avrupa, Anadolu'ya odaklanıyor, 

IV-Mondros'tan Lozan'a Kürtçülük: Avrupa'nın Anadolu'da "Kürdistan" operasyonu (1918-1923), 

Ekler, 1787-1923 dönemini kapsayan kronoloji, 
Kaynaklar ve Dizin.(2. basım Ağustos 2007). 

(Not: Bu kitap, 2007'de Sosyal Bilimler dalında yılın kitabı seçilmiş ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 'nin Sedat Simavi Ödülünü kazanmıştır).



* KÜRTÇÜLÜK II. BİLAL ŞİMŞİR 
Bigi yayınevi

1924 ile 1999 arasını kapsıyor.

Kitap şu dört ana bölümden oluşmaktadır: 
I-Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı Avrupa ve ABD'de bölücülük hareketleri: Cumhuriyete dışarıdan düşmanca saldırılar (1924-1999); 

II-Cumhuriyetin ilk çeyreğinde Türkiye'de ayrılıkçı-bölücü hareketler: Cumhuriyete İçeriden dış destekli saldırılar ve karşı önlemler (1924-1950); 

III--Cumhuriyetin ikinci çeyreğinde Türkiye'de ayrılıkçı-bölücü hareketler: Cumhuriyete içeriden dış destekli saldırılar ve bunlara karşı alınan önlemler (1950-1975); 

IV-Cumhuriyetin üçüncü çeyreğinde Türkiye'ye karşı dış destekli bölücü terör: ASALA ve PKK'nın Eş Zamanlı Olarak Sahneye Çıkışı (1975-2000). 



* PKK Terörü Neden Bitmedi, Nasıl Biter?  
Prof. Dr. ÜMİT ÖZDAĞ
2008 / Kripto Yayıncılık

1984’ten bu yana devam eden PKK terörüne karşı sürdürülen mücadelenin uzun ve zor bir mücadele olacağı Türkiye’de yaşayan herkesin aklına bir şekilde kazındı. Fakat, gelinen noktada, bu durumdan fazlasıyla mağdur olan Türk milleti, artık şu soruyu ülkeyi yönetenlere çok şiddetli bir şekilde sormaya başladığı görülüyor; “Bunca mücadeleye rağmen, PKK NEDEN BİTMİYOR?”

Uzun soluklu ve zor mücadelenin bugün geldiği noktanın konuşulması, tartışılması çok tehlikeli ve akıl almaz çözüm önerilerinin gazete manşetlerine kadar taşınması, çözümün olmadığına dair düşünce ifade edenlerin ise sayılarının her geçen gün artması, milletin sorduğu bu sorunun şiddetini giderek daha da artıyor. Durum böyle iken, PKK TERÖRÜ NASIL BİTECEK?

Türkiye’de güvenlik alanında yaptığı çalışmalarla otorite olan, Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın yıllar içinde uzun soluklu bir çalışma neticesinde hazırladığı rapor tarzındaki bu kitap, sadece öneride kalmamakta, daha önce bahsedilmemiş ve de denenmemiş çözümün stratejisini de ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak, bu çalışma, güvenlik, istihbarat ve terör konularına meraklı olan uzmanların yanı sıra, ülkemizin sorunlarına duyarsız kalamayan bütün okuyucularında ilgisini çekecek çok iddialı bir eser olarak kamuoyuna sunulmuştur.

• PKK terörü Türkiye’de mağdur çoğunluğu ilgilendiren bir ‘TÜRK SORUNU’ yarattı mı?

• Türkiye etnik bir cehenneme doğru mu gidiyor?

• PKK ve DTP’nin Üst düzey yöneticilerinin etnik kimlikleri neden açıklanmalı?

• Mozaik nedir, neden bilimsel değildir?

• Türkiye, PKK’ya karşı Irak sınırına tampon bölgeyi ABD, Irak ve Peşmergelerle pazarlık yapmadan nasıl kurabilir?

• Genelkurmay’ın internet sitesinden PKK’yla yapılan mücadeleyle ilgili haberler neden kaldırılmalı?

• Türkiye tarafından Kuzey Irak askeri müdahale durumunun nedenleri, hedefleri ve sonuçları ne olmalı?

• Teröre karşı, askeri, hukuki, istihbarati önlemlerin yanı sıra, siyasi, ekonomik, psikolojik ve kültürel önlemler nasıl alınmalıdır?

• PKK NASIL BİTER?

Bu ve benzer soruların cevaplarını, Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın ilginç tespit ve çözüm önerilerini “PKK NEDEN BİTMEDİ? NASIL BİTER?” isimli bu kitapta bulacaksınız…



.......


RIZA ZELYUT - DERSİM İSYANLARI ve 
SEYİT RIZA GERÇEĞİ

Dünyanın hızla yeni bir savaşa sürüklendiği ,Hatay’da çatışmaların başladığı 1937’de; Tunceli (Dersim) bölgesinde başlatılan ama kökü 1920’deki Koçkırı ayaklanmasına kadar uzanan isyanın sebebi neydi? 

O projenin arkasında hangi Kürtçü/Kürdistancı örgütler vardı?
Seyit Rıza kimdi; isyanların Alevilikle ilgisi bulunuyor muydu?
Tunceli’nin kültürel kimliği neydi? 

Dersim ayaklanmalarını; bu ayaklanmayı çıkartanların ve yürütenlerin belgelerini temel alarak ve Tunceli bölgesini de inceleyerek yazdık.

“Dersimliler, beni dinleyin; başınızda bir felaketin dolaştığını görüyorum.” 1916- Hacı Bektaş postnişini, Çelebi Cemalettin Efendi

"Tunceli’de Alevilik eğitimi de veren okullar açalım.” , 
1926 - Mustafa Kemal ATATÜRK

“İngiltere Hükümeti’ne, Türk hükümeti; Dersim bölgesine girmeye kalkışmıştır. (…) Kürtler, bu olay karşısında silaha sarıldılar. Ben ve yurttaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık.” 
1937- Dersim Generali Seyit Rıza

“Ben Türk ordusuna tek kurşun atmadım” , 
Seyit Rıza (Yakalandıktan sonra) 

“İntikam!.. Kürdistan denilen yıkık anayurdun kurtarılması için. İntikam!... Kürt diyarında uluyan sırtlan ve çakallar ırkının (Türk’ün) pis vücutlarından Kürt vatanını temizlemek için.” 
Dersimli Baytar Nuri (Seyit Rıza’nın akıl hocası) 

“Ankara hükümeti, Dersim bölgesindeki Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasını bastırmakla uğraşıyor. Bugün Kemalist hükümetin enerjik reformları yüzünden, kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz bir direnişi ile karşı karşıya bulunuyoruz.” 
29 Temmuz 1937 tarihli Komüntern'in yayın organı Rundschau.


Rıza Zelyut, “Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği” adlı eserinde bölgedeki aşiret reisleri ve ağalarının o dönemde yaptıkları PROPAGANDALARDAN bazılarını şöyle ifade eder:

“-Dersim’deki kadınlar gündüz kocalarının, gece askerin olacak,
-Elazığ halkevinde yaptıkları gibi, kadınlarla erkekleri birlikte toplayacaklar; sonra da mumları söndürecekler,

-Evlerin bir giriş bir de çıkış kapısı olacak, iki kapıda da polis bekleyecek; sizlerin bütün kazandıklarınız elinizden alınacak.

-Ekmek, odun, hatta keçilere toplayacağınız meşe yaprakları bile izin kağıdına (vesika) bağlanacak, bunların vergisini vereceksiniz ” .





ARTIK DOĞRULARI SÖYLEMENİN VAKTİDİR....








16 Mayıs 2014 Cuma

ÇANAKKALE'DE ZEHİRLİ GAZ KULLANILDI



ÇANAKKALE

1.DÜNYA SAVAŞINDA HER YERDE , 
ZEHİRLİ GAZLARI İLK KEZ 
ALMANLARIN KULLANDIĞINDAN BAHSEDERLER.


ATATÜRK DIŞINDA KİMSE 
İNGİLİZLERİN ÇANAKKALE'DE KULLANDIĞI 
ZEHİRLİ GAZLARDAN BAHSETMEZ..!


......Mustafa Kemal 8 Ağustos 1915'te Anafartalar Grubu Kumandanı oluyor. İşte bu savaşlar esnasında bir gün subaylar ve askerler arasında şu havadis yayılıyor:

''Düşmanlar zehirli gaz kullanacakmış.''

1. Cihan Savaşı'nda bu en korkunç maneviyat bozucu bir haber niteliğindedir. 

Mustafa Kemal diyor ki:

''Ben düşündüm, buna karşı koyacak herhangi bir tedbire ve vasıtaya o zaman Türk ordusu malik değildi. Derhal şu fikri ileri sürdüm. Düşman zehirli gazı kullansa da bize tesir etmez, çünkü onlar deniz kenarındaki düzlük ovada, biz ise daha yükseklerdeyiz. Bu haber ordu birlikleri arasında yayıldı. Hakikaten düşman ufak bir deneme yaptı ise de, o sırada rüzgâr istikametinin değişmesi de bize yardım ederek, bu gaz belasından kurtulmuş olduk, böylece de erlerimizin maneviyatı, bize inançları kuvvetlendi.'' .......



MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN 
KARLSBAD ANILARINDAN...


....



Winston Churchill'in notlarının yer aldığı 
Churchill Archives Centre'dan edinilen belgelere göre, 
dönemin savaş bakanı Churchill, 
Türkler'in 'insan değil, barbar olduklarını ve 
bu nedenle de üzerlerinde zehirli gaz kullanılabileceğini' savunmuştur.

Hem Gelibolu da, hem de Gazze'de kimyasal silah kullanmışlardır.




* * *


Always talking about Germans who used chemical weapons, but never of Britain's shocking use in Gallipoli / Türkiye-1915, which is mentioned by Ataturk in his memories.
They used also in Gaza, which was Ottoman lands at that time. 
Churchill was a racist "the Turks are not human, they are barbarians and we can use it on them..."

"The British were no strangers to the use of chemical weapons. During the third battle of Gaza in 1917, General Edmund Allenby had fired 10,000 cans of asphyxiating gas at enemy positions, to limited effect. But in the final months of the first world war, scientists at the governmental laboratories at Porton in Wiltshire developed a far more devastating weapon: the top secret "M Device", an exploding shell containing a highly toxic gas called diphenylaminechloroarsine. The man in charge of developing it, Major General Charles Foulkes, called it "the most effective chemical weapon ever devised".

The use of chemical weapons in Syria has outraged the world (which is not used by Assad, the "rebels" (TERRORIST) used who is supported by the enemy! of this region- wake up! SB)
"But it is easy to forget that Britain has used them – 
and that Winston Churchill was a powerful advocate for them".....link



* * *



Barbar Türklere karşı zehirli gaz kullanalım

Eski İngiltere Başbakanı Sir Winston Churchill'in Birinci Dünya Savaşı sırasındaki aldığı notlar ortaya çıktı. İşte Churchill'in utanç verici sözleri ve çirkin gerçekler.... 

Irak işgalinin ardından ABD ve İngiliz kuvvetlerince yakalanarak duruşmaya çıkartılan Saddam Hüseyin, Felluce'de zehirli hardal gazı ile katliam yapmaktan dolayı idam edildi... 

Ancak, hardal gazını Saddam'dan çok daha önce, İngiltere 1'inci Dünya Savaşı'nda sırasında Çanakkale'de kullanmıştı... 

Üstelik de Türklere karşı!

Savaşın üzerinden geçen bunca yıldan sonra ortaya çıkan belgelerde yer alan bu çirkin gerçeğin perde arkası ise daha da utanç verici.... 

İKNA MEKTUBU YAZDI 
İngiltere'de eski Başbakan Sir Winston Churchill'in notlarının yer aldığı "Churchill Archives Centre"dan edinilen belgelere göre, dönemin Savaş Bakanı Churchill, Türkler'in 'insan değil, barbar olduklarını ve bu nedenle de üzerlerinde zehirli gaz kullanılabileceğini' savunuyor... 

Kendisine muhalefet eden Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne yazdığı ikna mektubunda da "Medeni olamayan barbar kabilelere karşı zehirli gaz kullanabiliriz. Üstellik, düşmanın bunu üretme ve kullanma kapasitesi yokken zehirli gaz kullanılmasından yanayım" diyordu. 

Winston Churchill'in kendisine, bunun bir insanlık suçu olacağını söyleyerek itiraz edenlere cevabı ise Türkler'in insan olmadığı, barbar ve gelişmemiş bir kavim olduğu yönündeydi. 

GAZ MASKESİ TALEBİ 
Churchill'e göre zehirli gaz, İngiltere'nin elinde olan gelişmiş bir silahtı. Ve "Barbar bir kabileye karşı silahlarımızın bütün avantajlarından niçin yararlanmayalım ki?" diyordu... 

Bu dönemde, Osmanlı'nın müttefiki Almanya'dan gaz alarak kendileri üzerinden kullanılmasından korkan Churchill, bölgeye gaz maskesi istemiştir. Yine arşivlerde yer alan bir başka belgede, Churchill'in kaleme aldığı savaş komitesi belgesinde, Çanakkale'deki İngiliz askerleri için "gaz maskesi istediği" yer almaktadır. Churchill Archives Centre, bu belgeyle ilgili açıklamasında şöyle demektedir: 

"Çanakkale'deki askerleri için ilave gaz maskeleri istenmektedir. Bu, Türklere karşı gaz kullanıldığının kanıtıdır..." 


Ayrıca, Churchill'in bu tavrıyla Kraliyet Bakanlarından Lord Gladstone'un "Türkler'in maymunla insan arası medeniyet yıkıcı barbarlar" olduğu görüşüne de destek verdiği söylenmektedir. 

Dönemin Osmanlı belgelerinde de İngilizlerin Çanakkale Savaşı'nda gaz kullandığı detaylı olarak açıklanmaktadır. 

Osmanlı Hariciye Nezareti (Bugünkü Dışişleri Bakanlığı) ise "Müttefik ordusunun Çanakkale'de boğucu zehirli gazlar kullandığını" belirtmiş ve İngiltere'den açıklama istemiştir. 

Ancak, Almanlardan bu gazı temin etme şansı olan Osmanlı, düşmana karşı zehirli gaz kullanmamıştır. Ünlü yazar Noam Chomsky de Churchill'in "kimyasal silahlar ve zehirli gazları modern batı biliminin bir parçası" olarak gördüğünü, Araplar ve Afganlar üzerinde de deneysel amaçlarla bunların kullanılmasını onayladığını ifade etmektedir.


GÖKÇEN KESGİN,20 Mart 2007 Sabah

...



KİMYASAL SİLAHLAR

Kimyasal silahlar insan sağlığına ağır zararlar veren yada ölümüne yol açan genellikle zararlı bileşiklerdir. Genellikle askeri amaçlarla kullanılan bu bileşikler sinir sisteminin felç olmasına (sinir gazları); geçici körlük, sağırlık, felç yada kusmaya; deride, gözlerde ağır yanıklara ya da solunum güçlüğüne yol açar. 

Düşmandan saklanmak yada düşmanı aşırtmak amacıyla kullanılan sis ve yangın bombaları ile düşmanın yerini saptamak amacıyla kullanılan kimyasal yaprak dökücüler ve ot dökücülerde kimyasal silah olarak kabul edilir.

Kimyasal silahların kullanımı, bunları yasaklayan Lahey Konferansları kararlarına karşın, ilk olarak Birinci Dünya Savaşında önem kazanmıştır. 1915 -18 arasında Alman’ların ard arda geliştirdikleri zehirli gazlar kısa bir süre içinde itilaf devletlerince de yapılıp kullanılmaya başlamıştır.

Ocak 1915’de Almanlar, ilk kez Polonyada Ruslara karşı kullandıkları klor gazı ile başarılı olmamışlar ama 22 Nisan’da Flandrea ‘da İngiliz ve Fransızlara karşı aynı gazı kullandıklarında beklentilerinin ötesinde bir taktik zafer kazanmışlardır. 

Bunun üzerine İtilaf devletleri de bir yandan koruyucu aygıtlar ve gaz maskeleri geliştirirken bir yandanda klor gazı üretmişlerdir. Almanlar’ın öldürücü bir gaz olan Fosgen’i ve toplarla atılan gaz mermilerini ortaya çıkarmasından bir süre sonra İtilaf devletleri de aynı silahları geliştirmiş ve gaz maskelerini daha üstün bir hale getirmişlerdir. 

1917’de Almanlar son derece zehirli bir gaz olan hardal gazını İngilizlere karşı kullanmış ve binlerce insanın ölümüne neden olmuştur. 

1918’de her iki taraf da bu zehirli maddeyi büyük ölçüde kullanmışlardır.

İki savaş arası dönemde milletler cemiyeti öncülüğünde gerçekleştirilen Cenevre Protokolüyle (1925 ) bu konuda daha kapsamlı yasaklar getirilmiştir. 

Ne var ki 2. Dünya Savaşı sırasında yeni kimyasal silahlar hava bombardımanı gibi yeni uygulama yolları geliştirilerek yaygın biçimde kullanılmıştır. Bu savaşta iki taraf da büyük ölçüde koruyucu aygıt üretmiştir.








BİYOLOJİK VE KİMYASAL SİLAHLAR KRONOLOJİSİ
ANTİK ÇAĞ


M.Ö. 600: 
Aktif dienoller cinsi kimyasallar içeren Helleborus bitkisi köklerinin Kirrha kuşatması sırasında Atinalı diktatör Solon tarafından içme suyunun kirletilmesinde kullanılması.

M.Ö. 431-404: 
Peloponnesos Savaşı'nda Spartalılar tarafından sülfür ve yanmış ziftin kullanılması.

M.Ö. 190: 
Kartaca İmparatoru Hannibal'in Bergamalıların gemilerine yılan zehri içeren kil yığınları fırlatması.

M.Ö. 200: 
Kartacalılar'ın, bugün, içerisinde birtakım alkaloidler içerdiği bilinen "kankurutan" (Mandrake) bitkisinin köklerini düşmanlarını uyuşturmak için şaraplara katmaları.



ORTA ÇAĞ

M.S. 960-1279: 
Çinliler tarafından arsenik buharının kullanılması.

M.S. 1155: 
Romalılar tarafından kadavralarla düşman içme sularının kontaminasyonu.

M.S. 1346-1347: 
Moğollar'ın Cenevizliler'e veba mikrobu taşıyan kadavraları mancınıkla fırlatması; Avrupa'daki veba salgınının, bu saldırıdan sonra ortaya çıktığına inanılmaktadır.

M.S. 1570: 
Avusturyalı Şövalye Voit VVulff von Senftenberg, Belgrad savunması sırasında Türkler'e karşı arsenik dumanı kullandıklarını rapor etmiştir.

M.S. 1710: 
Ruslar'ın biyolojik silah olarak kullanılmak üzere veba mikroplu kadavraları isveç yakınlarında yığınak halinde depolamaları.



MODERN ZAMANLAR

1914: 
Fransız kuvvetlerince tahriş edici etkili "Etilbromoasetaf'ın ilk kullanımı.






1914: 
Hapşırtma ve öksürtme ajanı olan "o-dianizin klorosülfonat" maddesinin Alman kuvvetlerince ilk ve (şimdiye kadarki) tek kullanımı.

1914: 
Alman kuvvetlerince akciğer hasar etkili klor gazının kullanımı. Bu olay, daha ölümcül etkili kimyasal silahların kullanımını hızlandırmış ve klor gazının kitle imha silahı olarak sınıflandırılmasına neden olmuştur.

1915: 
İlk defa Almanlar tarafından akciğer hasarına neden olan "fosgen" kimyasalının kullanılması; Birinci Dünya Savaşı boyunca solunarak ölümlere neden olan kimyasal ajanlar "fosgen" ve "fosgen/klor" karışımları idi.

1916: 
Kanı zehirleyici ve öldürücü etkiye sahip hidrojen siyanür (HCN) ve "Siyonojenklorür"ün ilk kez Fransızlar tarafından kullanımı; HCN maddesini kısa bir süre sonra ingiltere ve Rusya da kullanmıştır.

1917: 
Cilt ve deri yoluyla harabiye-te neden olan kimyasal madde "Bis-2-kloroetil sülfit"in (sülfür mustard) ilk defa Alman kuvvetlerince kullanılması; bu maddeler, hem akciğer hem de cilt ve deri harabiyetine neden olan ilk kullanılan kimyasal madde olması bakımından önemlidir. Almanlar'dan sonra Fransız ve İngilizler de aynı kimyasalı kullanmışlardır. O zamanlar, askerler bu tür saldırılara karşı gaz maskesi kullanıyorlardı, fakat vücutları koruma altında olmadığı için oldukça fazla sayıda deri ve cilt harabiyeti vakası ortaya çıkmıştır.




1918: 
Amerika'nın resmi olarak kimyasal silah yapımını başlatması.

1935: 
İtalyanlar'ın Etiyopya'da göz yaşartıcı gaz ve hardal gazı kullanması.

1937: 
Japonya bu tarihte savunma amaçlı biyolojik silahlar programını başlattı. Bu program kapsamında yapılan denemelerde 10 bine yakın suçlu kobay olarak kullanıldı.

1939: 
Japonlar'ın Moğolistan sınırındaki Sovyet sularını tifo bakterisi ile kontamine etmesi; bazı kaynaklarda bu olay Japonlar tarafından biyolojik silahların ilk defa kullanıldığı olay olarak geçmektedir.

1940: 
Japonlar tarafından Çin ve Mançurya'ya veba mikrobu taşıyan pirelerle dolu pirinç ve buğday atılması; bu olay kitle imha silahı olarak kullanımın yanı sıra bitki ve toprak örtüsünün tahribatını da kapsayan ilk biyolojik silah saldırışıdır.

1942: 
Amerika'nın savunma amaçlı biyolojik silahlar programını başlatması.

1942: 
Nazilerin gaz odalarında toplu ölümler için HCN (zyklonB) gazı kullanması.

1963-1967: 
Mısır'ın Yemen'e karşı fosgen ve hardal gazı içeren kimyasal silahları kullanması.

1961-1970: 
ABD'nin birçok kimyasal silahı Vietnam'da kullanması.

1979: 
Sovyetler Birliği'ndeki Sverd-lousk şehrinde aniden şarbon vakasının ortaya çıkması; 1992 yılında dönemin Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, bu vakanın Sovyet Askeri Mikrobiyoloji Servisi'nden kaza sonucu şarbon sporlarının salıverilmesiyle ortaya çıktığını söyledi.

1983-1988: 
Irak'ın İran'a karşı, tabun, sarin, HCN gibi kimyasal silahları kullanması.

1985-1991: 
Irak'ın savunma amaçlı biyolojik silah kapasitesini şarbon, Bo-tulium toksinleri ve aflatoksinleri içerecek şekilde artırması.

1987-1988: 
Sülfür hardal ve sarin gazı kullanılarak Irak'ın Halep'te gerçekleştirdiği saldırı.


1990 VE SONRASI

1990 ve sonrasında kimyasal ve biyolojik silahların askeri ve savunma amaçlı olarak kullanılmasının yerini farklı amaçlar doğrultusundaki terörist kullanımlar almıştır.

1990-1995: 
Japonya'da Matsuma-to ve Tokyo'daki terörist saldırılarında butilinal toksinler, şarbon mikrobu ve sarin gazı kullanımı.

2001: 
ABD ve Avrupa'da şarbon mikrobu ile kontamine edilmiş isimsiz mektuplar gönderilmesi.


Kaynak: 
‘Bilimin ve teknolojinin karanlık yüzü:"Kimyasal ve Biyolojik Silahlar’ 
Doç.Dr. Erol Akyılmaz
Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyokimya Bölümü 




.......








World War I in Photos: Technology
Industrialization brought massive changes to warfare during the Great War. Newly-invented killing machines begat novel defense mechanisms, which, in turn spurred the development of even deadlier technologies. Nearly every aspect of what we would consider modern warfare debuted on World War I battlefields.

Alan Taylor
MAY 11, 2014


___________