Translate

diyarbakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diyarbakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2019 Çarşamba

Şeyh Said İsyanı






Özgün Bilgi ve Belgelerle 


- 1925 Şeyh Said İsyanı.
- Musul Sorunuyla İlgisi.
- 1924 Ağustos Nasturi Ayaklanması.
- "TBMM Hükümeti" ve "TBMM Ordusu" Adlandırmaları.
- Ali Fuat Cebesoy'un Hilafetin Kaldırılmasıyla ilgili Önemli Açıklaması: "Hilafet ile Saltanat Ayrılıp, Saltanat İlga Edilirken (1 Kasım 1922); Hilafet TBMM'nin Manevi Şahsiyeti'nde Mevcuttur Denilecekti. Olamadı. Kaldırıldı.“
- Şeyh Said İsyanı ve Hilafet.
- Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları.
- Türk Ordusu İçinde Örgütlenmiş Ayrılıkçı Kürt Kökenli Subaylar ve Gizli Azadi Örgütü.
- Ayrılıkçı Kürt Azadi Örgütü Önderi Cibranlı Halit.
- Azadi Üyesi Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya.
- Azadi Örgütü Subayları Irak'a Kaçıp İngiltere'ye Sığınıyor.
- Şeyh Said, İngiltere Bağlantılı Azadi Örgütünün Lideri Cibranlı Halit'in Akrabası ve Azadi'nin Üyesi.
- İsyana Katılanlardan Hasan Hişyar Serdi'nin Anıları.
- Atatürk'ün 1924 Erzurum Pasinler Ziyaretinde Verdiği Buyruk Üzerine Azadi Örgütü Lideri Cibranlı Halit ve Yusuf Ziya Tutuklanıyor.
- Şeyh Said İngiltere Bağlantılı Azadi Örgütü'nün Başına Geçiyor
- Azadi'nin Mayıs 1925'te Gerçekleştirmeyi Kararlaştırdığı İsyan, 1925 Şubat Ayında Patlıyor.
- İsyancılar 12 İli Ele Geçiriyor.
- Cumhuriyet Sıkıyönetim, Seferberlik İlan Ediyor, Dini Siyaset Aracı Olarak Kullanma Eylemini Vatan Hainliği Kapsamına Alıyor.
- Şeyh Said'in Mensup Olduğu Şafii Nakşibendi Tarikatının İstanbul'daki Lideri Seyit Abdülkadir ile Suç ortakları Tutuklanıp Yargılanmak Üzere Diyarbakır'a götürülüyor.
- Seyit Abdülkadir ve Suç ortaklarının İngiliz Ajan Mr. Templeton Olarak Tanıdıkları İstihbaratçıyla İlişkileri.
- Diyarbakır Sinema Salonu'nda Kurulan Mahkemede, Kalabalık İzleyici Huzurunda Yapılan Duruşmalar Fotoğraflandığı gibi Sinema Filmine de Alınıyor.
- Mr. Templeton'un Seyit Abdülkadir'in Mutemed Adamı Palulu Kör Sadi ile Görüşme Tutanakları, Mahkemede Okunuyor.
- Kör Sadi, Mr. Templeton'un Raporlarının Doğruluğunu Mahkemede İtiraf Ediyor.
- Şeyh Said İsyanı'nın Batı Basınındaki Yankıları.
- Komünist Enternasyonal Örgütü'nün İsyanla İlgili Değerlendirmeleri.
- Şeyh Said İsyanı'nın Bastırılmasında Ordumuzun Yanında Yer Alan Bölge Aşiretlerinin Çabaları.
- Şeyh Said'in Hilafet Propagandasına Karşı, Adalet Bakanı Seyid Bey'in Onbinlerce Bastırılan Hilafetin Kaldırılması Konulu Kitapçığının İsyan Bölgesinde Dağıtılması.
- İsyanın Bastırılması, Şeyh Said'in Yakalanması.
- Bizim istihbarat ajanımız Nizamettin Bey "Mr.Templin", Şeyh Said "para karşılığında toprakları koparacağını" ve "denize çıkış" istediğini belirtir.
- Teslimi ve Suç ortaklarıyla Birlikte Diyarbakır'da İstiklal Mahkemesi'nde Yargılanmaları.
- Mahkeme halka açık Diyarbakır Sinema salonunda yapılıyor ve filme de alınıyor.
- Mahkemede Yapılan Sorgusunda, Sorulara Verdiği Yanıtlar.
- Mahkemede bazı isyancılar "biz Türklere ihanet ettik". 
- Karar: İdam.
- Diyarbakır Ulu Camii Önünde Asılan İsyancılardan Biri Bağırıyor: "Yaşasın Kürtlük!" İdamı İzleyen Diyarbakır Halkı Topluca Haykırarak Ona Yanıt Veriyor: "Yaşasın Cumhuriyet!".
- M.Kemal'in İsyan'ın Bastırılması Üzerine Türk Ocakları Yöneticilerine Verdiği Demeç: MEFKURE HARBİ.
- Şeyh Said İsyanı'nı Bastırmaya Giden SİVİL GİYSİLİ GÖNÜLLÜ ASKERLER.
- Mehmet Şerif Fırat, Varto, "Tespit edilebildiği kadarıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde 715 aşiret, grup ve kabileden Şeyh Said ayaklanması önde olmak üzere, cumhuriyet döneminde meydana gelen ayaklanmalara bunlardan sadece 188'inin iştirak ettiği, Şeyh Said ayaklanmasına ise bölgedeki aşiretlerden sadece 50-51 tanesinin iştirak ettiği belgelenmiş." Yani aşiretlerimizin büyük bir kısmı ordumuzun yanında yer almıştır.
- Rauf Orbay: "Şeyh Said,.. 1914'te de Devlete Karşı İsyan Etmiş, Rus Konsoloshanesine Sığınmış, 1. Dünya Savaşı Arifesinde Rusya Hesabına Çalıştığı Sabit Olmuş, Müseccel (Sabıkalı) Bir Mahluktu." vs.






Bilâl N.Şimşir
Bilgi Yayınevi



Nutuk'tan İbretlik Belge Örnekleri

"Belgeler okununca bugün ve yarın için uyarıcı sonuçlar çıkarılacağını umarım."
Atatürk



8 Haziran 1919: Diyarbakır Vali Vekili Mustafa'dan 9.Ordu Müfettişliğine şifre tel:

"...Diyarbekir'de kimi gençlerden oluşan Kürt Cemiyeti(nin) İngiliz koruyuculuğunda bir Kürdistan bağımsızlığı izleyici propaganda yapması üzerine buraya gelen Süleymaniye siyasal hâkimi Mister Noel'in düşüncelerine kapılarak halk arasında bunun şiddetle reddedilmesi ve bu girişimlerin Cemiyetler Kanunu'na uygun olmaması nedeniyle, sözü geçen Cemiyet kapatılarak vilayetçe yasal kovuşturma yapılmakta bulunulmuştur..." (Nutuk-Söylev, Belge 8)



15 Haziran 1919: 9.Ordu Müfettişi M.Kemal'den Diyarbekir Vali Vekilliğine şifre tel:

"C.8/6/1919: Bütün ulusun kalımını (bekasını) ve bağımsızlığını kurtarmak için birleştiği şu tarihi günlerde bir yabancı devletin koruyuculupuna sığınarak horlanmış ve tutsak yaşamayı yeğlenyen her türlü görüşlerin, ülkeyi bölücülüğe düşürecek her çeşit derneklerin dağıtılması pek yurtseverce ve zorunlu bir görev olmakla, Kürt Kulübü konusundaki davranış biçimi bence de pek uygun görülmüştür... Diyarbekir ve çevresinde de Müdafaa-i Hukuku Milliye ve Reddi İlhak derneklerinin kurulmasına ve yerleşmesine aracılık edilmesini önemle salık veririm..." (Nutuk-Söylev, Belge 9)




Kürtler Arasında Bir İngiliz Ajanı: Lawrence'e Özenen Yzb.Edward C.Noel

Atatürk'ün Nutuk'ta sözünü ettiği "yabancı subay", bir İngiliz subayıdır. Bizim yayınlarda, yanlışlıkla, kimi zaman "Binbaşı Nowill", "Novel" olarak da adı geçer. Kürtler ona, Major (Binbaşı) Novil yerine "Micernovil" diyorlardı. Aslında rütbesi yüzbaşı, adı Edward C.Noel'di. Binbaşı rütbesini 21 Aralık 1919'da almıştı.

Noel, 1886 yılında doğmuş, yetenekli bir subaydı, ilk görevi İngiltere'nin Hindistan ordusuydu. Oradaki başarılarından sonra Nisan 1915'te İran'ın Ahvaz kentine konsolos olarak atandı. Yaklaşık dört yıl kaldığı bu görevi sırasında bölgeyi ve Kürtleri yakından tanıdı. Kürtçe öğrendi. Mütareke döneminde İngiltere'nin Bağdat Komiserliği'ne istihbarat subayı olarak gönderildi. 12 Mart 1919'da Kürt bölgelerinde inceleme yapmakla görevlendirildi. Güneydoğu Anadolu'da dolaştı. 

Bu gezisi sırasında Kürt ileri gelenleriyle yaptığı temaslar kuşkuyla karşılandı. 1916-1917 yıllarında İngiliz casusu Lawrence'in Mekke Şerifi Hüseyin'i İngiliz altınlarıyla kazanıp Türk askerine karşı nasıl ayaklandırmış olduğu hatırlandı. Noel'in de bir "Kürt Lawrence"i olmaya hazırlandığı kuşkusu doğdu. "Lawrence of Arabia"dan sonra şimdi de bir "Noel of Kurdistan"mı sahneye çıkıyordu?!

Noel'in Güneydoğu Anadolu bölgesine yaptığı kuşkulu gezisinin ardından, 13 Haziran 1919 günü, Bağdat'taki İngiliz Komiseri Albay Wilson, Kürtleri kazanmak için, İngiliz himayesinde bir Kürdista kurulmasını Londra'ya önerdi. Wilson, kurulacak bu yeni "devletin" ya da "özerk bölgenin" sınırlarını da çiziyord. Buna göre, Kürdistan, İmadiye dahil fakat Zaho hariç ve Mardin'in güneyinden, 37.enlem boyunca Birecik'e kadar uzanan bir güney sınırıyla, Fırat boyunca ve Mamuratülaziz (Elazığ), Bitlis, Van illerinin kuzey sınırlarıyla belirlenen bir bölgeyi kapsamalıydı.

Bu bölge, kurulması öngörülen büyük Ermenistan sınırlarıyla çatışıyordu. Ermeniler, Van, Bitlis gibi yerleri Ermenistan'ın beşiği gibi görüyorlardı; şimdi buraların Kürtlere bırakılmasına nasıl razı edileceklerdi? Wilson, Erzurum ve Trabzon illerinin, ABD himayesinde kurulacak Ermenistan'a bırakılmasını öneriyordu.

Daha sonra Noel bir tasarı daha ortaya attı. Buna göre, doğu illeri bir manda yönetimi altında bulunacak, kuzey salt Ermeni, güney salt Kürt, ortası ise karma bölge olacaktı. Gerçi kararı Barış Konferansı verecekti, ama İngiliz görevlileri, fikir jimnastiği yapar gibi şimdiden fikir oluşturuyor, projeler tasarlıyordu.

Noel, Kürt işlerini görüşmek üzere 25 Haziran'da Bağdat'tan İstanbul'a gönderildi. 3 Temmuz'da İstanbul'a geldi. Müsteşar Hohler, Kürt ileri gelenlerini Yüksek Komiserliğe çağırıp uzun görüşmeler yapıldı. Kürtçe liderler, Anadolu'da Mustafa Kemal hareketinin gelişmesinden büyük kaygı duyduklarını dile getirdiler. Mustafa Kemal'e karşı bir hareketi İngiliz Yüksek Komiserliği'nin görmezlikten gelip gelemeyeceğini sordular. Yani İngiltere'nin böyle bir eyleme izin verip veremeyeceğini öğrenmek istediler ve öğrendiler : Yüksek Komiserlik, onlara, "meşru hükümet makamlarıyla birlikte olmadıkça, Mustafa Kemal'e karşı bir şey yapmamalarını, fakat karışıklık çıkarmak için aşiretlere adamlar yollarlarsa, bunların tutuklanıp İngiliz makamlarının uygun görecekleri bir muamaleye uğramalarını" kabul etti.

Yani, Yüksek Komiserlik, İstanbul'daki Kürtçülere, "kendi başınıza Mustafa Kemal'e karşı bir harekete kalkışmayın, Osmanlı Hükümeti'yle birlikte bu işe girişin" mesajını vermiştir. Bu konuda İngilizlerle Kürtçü liderler arasında bir anlaşmaya varıldı. Yüksek Komiser bunu Londra'nın bilgisine sundu. Sina Akşin, "Böylece Ali Galip'in girişeceği harekâtın, bu şekilde önce İngiliz Yüksek Komiserliği'nce, sonra da Balfour ve curzon tarafından peşin olarak onaylanmış olduğunu öğreniyoruz" diyor.

Ali Galip'in, kendi başına değil, Yüzbaşı Noel ve yanındaki Kürtçülerle birlikte hareket etmesi konusunda da Damat Ferit Paşa Hükümeti ile İngiliz Yüksek Komiserliği arasında görüş birliğine varılmıştır. Bu ortak eylemin önceden Londra tarafından onaylanmış olduğu açıktır....

İstanbul'da anlaşmaya varıldıktan sonra Yüzbaşı Noel ve bazı militan Kürtçüler, kuşku uyandırmamak için ayrı ayrı yollardan bölgeye intikal ettiler. Dahiliye Nazırı Âdil Bey, Yüzbaşı Noel'in eline bir de yazılı belge verdi. Bununla İngiliz ajanına Türk postanelerinden şifreli haberleşme yetkisi bahşedildi. Oysa Damat Ferit Paşa Hükümeti, bir ara, Türk askeri makamların birbirleriyle şifreli olarak haberleşmelerini yasaklamıştı.

Militan Kürtçülerden Emin Ali Bedirhan'ın oğulları Celadet Ali ve Kâmuran Ali Bedirhan 31 Temmuzda İstanbul'dan trenle hareket edip 19 Ağustosta Halep'te Yüzbaşı Noel ile buluştular. Seyyit Abdülkadir'in damadı Muin ile Dersim eşrafından Seyyit İbrahim de bölgeye gitmeyi daha önce kabul etmiş oldukları halde son anda bundan vazgeçtiler. Noel, Suriye'ye geçerek tutuklanmaktan kurtulmuştu. Diyarbakırlı Cemil Paşa'nın Belçika'da okumuş olan oğlu Ekrem Bey de , Kürtçü ve İngilizci eylemleri yüzünden tutuklanacağını anlayınca kurtuluşu Suriye'ye kaçmakta bulmuştu. Yüzbaşı Noel, Ekrem Bey'i de bulup yanına aldı. Bu arada Mısır'da, Süreyya Bedirhan iel Arif Paşa el Mardini de İngilizlere başvurarak, Kürt ailelerini temsil ettiklerini ve İngiliz mandası altında bir Kürt devleti kurulmasını istediklerini bildirdiler. Bunun üzerine Arif Paşa da Noel ile buluşmak üzere Mısır'dan Suriye'ye gödnerilmişti....

Noel, böylece Kürtçü ekibini iyi kötü tamamlamış ve Anadolu'da bir Lawrence rolü oynamaya koyulmuştu. Onun bu ataklığı İngiliz Yüksek Komiserliği'ni bile tedirgin etmişti. Müstesar  Hohler, Foreign Ofice'deki meslektaşı Telley'e şunları yazma gereğini duydu:

İstanbul, 21 Temmuz 1919

Azizim Telley,
...Şu sırada benim derdim Kürtler. Noel Bağdat'tan buraya geldi; iyi bir arkadaş, yetenekli bir kimse ama fanatiğin teki. Kürtlerin havarisi. Onun kanaatince Kürtler gibisi yoktur; Kimse onlar kadar asil, onlar kadar cömert olamaz! Türkler ve Ermeniler beş para etmeyen alçaklardır, al birini vur ötekine. Kürtler bir tek Ermeni öldürmemiş, binlerce Ermeniyi ölümden kurtarmışlardır. Aksine Ermeniler pek çok Kürt öldürmüşlerdir: Gerçekten Kürtler hiçbir zaman kimseyi incitmemişlerdir. Korkarım ki Noel bir Kürt Alb.Lawrence'i olacaktır. Uzun tartışmalar sonunda düşüne kaleme aldığımız 1437 sayılı telgrafımıza lütfen bir göz atınız. Bana öyle görünüyor ki, Mezopotamya'nın bizim olacağı kesin gibidir. Öyleyse Mezopotamya'nın bir kuzey sınırı olacaktır; bu sınır ovada değil, dağda olacaktır, o dağlar esas itibariyle Kürttür, dolayısiyle bize bir Kürt politikası lazımdır ve Kürt beyleriyle iyi geçinmemiz gerekir ki onları kullanabilelim.

Hükümetimizce bir Kürt politikası belirleninceye kadar, biz son derece temkinli olmak ve çizilmiş yolda çok dikkatli yürümek durumundayız... Şu sırada sınır boylarını yatıştırmaya çok ihtiyaç vardır... Kürt ileri gelenlerinin nabzını dikkatle yokladık... Gayri resmi olarak onları kabul edip kendileriyle uzun uzun konuştum.. Kürdistan'ın geleceği konusunda onlara bir vaidde bulunmadım.. Nüfuzlarını kullanmak için bölgeye gitmeye istekli oldular. amaç Barış Konferansı'nın kararına kadar huzur ve asayişi korumaktır. Dikkati çekmemeleri için Noel ile birlikte değil, ondna ayrı olarak bölgeye gitmelerini kararlaştırdık. Kürt şefleri, düzeni korumaktan başka bir şey yapmamayı kabul ettiler. Ama Noel onlardan ayrı olarak seyahat etmekten memnun kalmadı. Ryan'ın ve benim uyarılarımıza rağmen, Noel, Kürt Kulübü'nün bir davetini kabul etti ve üniformasıyla oraya gitt. Orada neler konuştuğunu, ne söylediğini bilemiyorum... Tabii bu hareketi çok dikkat çekti.. Talihsiz bir durum yaratıldı ve bizi hem Kürtlere, hem de Türklere karşı sıkıntıya soktu. Noel bunu hiç umursamıyor, sadece yeni dostlarının söylediklerine kulak veriyor. Bu yüzden bazı sıkıntılarla karşılaşacağız... Burada her renkten Kürt bulunduğunu, onlara hiç güvenilemeyeceğine tarihin de tanıklı kettiğini akıldan çıkarmamak gerekir. Unutmamak lazım ki, Kürtler de Türkler de Müslümandırlar... Majesteleri Hükümetinin niyeti Türkleri sonuna kadar zayıflatmaktır, Kürtleri Türklerden ayırmak da kötü bir plan değildir, dikkatle ve sabırla hareket edilirse bunun büyük ölçüde başarılabileceğini düşünüyorum... Bağdat, Noel'in gezilerinde Erzurum, Bitlis, Van ve Diyarbakır Valilerinin kendisine yardımcı olmalarını Türk Hükümeti'nden talep etmemizi öneriyor. Biraz tuhaf değil mi?..

Saygılarımla,
Tom Hohler"



_____!_____




10 Ağustos 2016 Çarşamba

ŞEHİTLER VARKEN....




Mardin ve Diyarbakır da saldırı, Şehitlerimiz var...


* 15 Temmuz'dan 3 Ağustos'a kadar 36 Şehit ve sayı artıyor...

"Terör örgütü PKK, 15 Temmuz’daki darbe girişiminin ardından saldırılarını artırdı. İlk hain saldırıyı 19 Temmuz’da Trabzon’da yapan PKK, o günden bugüne 36 güvenlik görevlisini şehit etti. En fazla şehit verdiğimiz il Hakkari oldu.


TRABZON’DA 3 ŞEHİT - 19 Temmuz
DİYARBAKIR’DA 3 ŞEHİT - 22 Temmuz
TUNCELİ’DE 1 ŞEHİT - 24 Temmuz
MARDİN’DE 3 ŞEHİT - 25 Temmuz
VAN VE DİYARBAKIR’DA 2 ŞEHİT - 26 Temmuz
SİİRT VE HAKKARİ’DE 5 ŞEHİT - 27 Temmuz
HAKKARİ’DE 8 ŞEHİT - 29 Temmuz
ORDU VE HAKKARİ’DE 4 ŞEHİT - 31 Temmuz


devamında:
SİİRT VE DİYARBAKIR 3 ŞEHİT - 9 Ağustos (1/2 basın)



10 Ağustos: .... 
Diyarbakır'ın Sur ilçesindeki tarihi On Gözlü Köprü yakınlarında polis servis aracına PKK'lı teröristlerce saldırı düzenlendi.


10 Ağustos: ..... 
Mardin'in Kızıltepe ilçesinde polis servis aracının geçişi sırasında PKK'lı teröristlerce yol kenarına park edilen bomba yüklü aracın infilak ettirilmesi sonucu çok sayıda polis ve sivil yaralandı.



Eksiği vardır, fazlası yoktur!
Bizim ŞEHİTLERİMİZ....
Güneydoğu kaynıyor, "nöbet"e gidecek misiniz? 
Ama kimin umrunda!






TOPLANTI SALONLARINDA ŞAKALAR YAPIP SIRITAMAZSINIZ!












14 Şubat 2016 Pazar

Atam Diyarbakır'da













Bağımsızlık ve hürriyetlerini her ne bahasına ve her ne karşılığında olursa olsun zedeleme ve kayıtlamaya asla müsamaha etmemek; bağımsızlık ve hürriyetlerini bütün mânasiyle koruyabilmek ve bunun için gerekirse, son ferdinin, son damla kanını akıtarak, insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte bağımsızlık ve hürriyetin hakiki mahiyetini, geniş mânasını, yüksek kıymetini, vicdanında kavramış milletler için temel ve ölmez prensip...


Ancak bu prensip uğrunda her türlü fedakârlığı, her an yapmaya hazır milletlerdir ki, devamlı olarak insanlığın hürmet ve saygısına lâyık bir topluluk olarak düşünülebilirler.


Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.



Mustafa Kemal Atatürk







EK:




















28 Ağustos 2015 Cuma

Atatürk ve Ömer Muhtar








Tarihçi Koloğlu, İtalyanlar'la savaşan Ömer Muhtar'ın 1927'de Atatürk'ten yardım istediğini 
ancak mektubun İtalyan komutanda olduğunu açıkladı.



Libya lideri Muammer Kaddafi'nin, bir zamanlar ülkesini işgal eden İtalya'ya yaptığı ziyarette, göğsüne fotoğrafını astığı Libyalı direnişçi Ömer Muhtar'ın Atatürk'ten yardım istediği ortaya çıktı. Ancak Muhtar'ın yardım mektubu, İtalyan komutanın eline geçtiği için Atatürk'e ulaşmamış. 1911'de İtalyanlar Trablusgarp'ı işgal edince, Osmanlı subayları Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla gerilla harbi için buraya gitti.


Bunlardan biri de halı tüccarı kılığında Trablusgarp'a giden Mustafa Kemal'di. Mustafa Kemal burada yerel aşiretleri örgütledi ve İtalyanlar'a karşı savaştı. O dönemde Osmanlı subaylarıyla omuz omuza İtalyanlar'a karşı mücadele edenlerden biri de Sunusi aşiretinden Ömer Muhtar'dı. Libya'da başbakanlık da yapan Sadullah Koloğlu'nun oğlu, tarihçi-yazar Orhan Koloğlu, Ömer Muhtar'ın 1927'de, İtalya'nın Antalya'ya da göz diktiği yıllarda, ülkesini işgal eden İtalyanlara karşı mücadelesini sürdürdüğü dönemde, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin lideri Mustafa Kemal'e mektup yazdığını açıkladı.


"Ömer Muhtar'ın 50'inci şehadet yılı, Atatürk'ün 100. doğum yılı" anısına 1981'de "Mustafa Kemal'in yanında iki Libyalı lider" isimli kitabının kapağında Mustafa Kemal'le Ömer Muhtar'ın resimlerini kullanan Koloğlu, şunları anlattı: "Ömer Muhtar ile Mustafa Kemal, 1911'de belki aynı dönemde savaşmışlardır.


Çünkü o dönemde Ömer Muhtar'ın Sunusi aşireti içinde direnişe katıldığı bilinir. Ancak buna dair bir belge yok. 1964-1965 yıllarında Roma Büyükelçiliği'nde basın ateşesiydim. Tarihe meraklı olduğum için araştırdım. Bir gün orada eski kitaplar satan bir yerde gezerken, Muhtar'la uzun süre mücadele eden faşist İtalyan komutan Mareşal Rodolfo Graziani'nin bir kitabı elime geçti. Komutan bu kitabında, Muhtar'ın Mustafa Kemal'e mektup yazarak, 'Bize yardım edin' dediğini, ancak mektubun kendi eline geçtiğini anlatıyor."

Sabah,2009










24 Mart 2011 tarihinde, TBMM’den çıkan “tezkere” ile Türkiye, NATO kapsamındaki Libya operasyonuna 
“askeri güçle” katılmayı kabul etti.


1911’de İngiltere ve Fransa’nın da onayını alan İtalya, Osmanlı toprağı olan Libya’ya (Trabkusgarp) saldırmıştı. İtalyanların saldırı gerekçesi, “Osmanlı’nın Libya’yı iyi yönetemediği ve Libya’da özgürlüklerin kısıtlandığı” biçimindeydi. İtalya’nın asıl amacı ise Libya’yı sömürmekti: 1911’de Libya’ya yapılan emperyalist bir saldırıydı.


Aradan tam yüzyıl geçti. 2011 yılında ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya yine Libya’ya saldırdı. Bu seferki saldırı gerekçesi, “Libya lideri Kaddafi’nin halkını öldürmesi ve Libya’da özgürlüklerin kısıtlanmasıydı.” Müttefiklerin asıl amacı ise yine Libya’yı sömürmekti: 2011’de Libya’ya yapılan yine emperyalist bir saldırıydı. 


Yüzyıl önceki 1911 Libya saldırısında Batı emperyalizmine direnen Türkiye, tam yüzyıl sonraki 2011 Libya saldırısında, bugün Batı emperyalizminin yanında yer almıştır.


Ne diyelim, “One Minute”ci Başbakanımızın ve “Hoca” lakaplı Dışişleri bakanımızın bir bildiği vardır elbet! Milletimiz onlara güveniyor, biz de güvenelim!...


Benim aslında Türkiye-Libya ilişkisinde altını çizmek istediğim başka bir nokta var. Libya’daki olayların patlak vermesinden beri Türkiye-Libya ilişkileri tartışılırken, nedense hep tarihsel arka plandan yoksun, sadece bugünkü ve yarınki “ekonomik çıkarlara” odaklı olarak tartışılmaktadır. Neymiş efendim! Türkiye’nin Libya’yla iş yapan müteahhit firmaları varmış, Libya’daki Türk yatırımlarının akıbeti ne olacakmış, Türkiye büyük paralar kaybedecekmiş, vs. vs… Kimse de çıkıp, “Libya halkına ne olacak, oradaki insanların canları, malları nasıl korunacak, oradaki çocukların, hastaların, yaşlıların, sakatların ihtiyaçları nasıl karşılanacak, en zor zamanlarımızda, örneğin Kurtuluş Savaşı’nda bize destek olan Libya’ya ve Libyalılara nasıl yardım edebiliriz? diye sormayı aklından geçirmiyor. 


Türkiye-Libya ilişkisine yönelik bu “kapitalist” bakış açılarını gördükçe hep aklıma, Atatürk’ün Birinci Meclis’te söylediği, “Bizi mahvetmeye çalışan emperyalizme ve bizi yutmaya çalışan kapitalizme karşı mücadele ediyoruz” sözleri geliyor. Ve maalesef geldiğimiz noktada bugün, emperyalizmin bizi mahvettiğini ve kapitalizmin de bizi yuttuğunu görüyorum…


Her neyse!...Gelelim asıl meseleye…


Ben, Libya tezkeresine “evet” oyu veren bütün milletvekillerine, bugün adı unutulmuş bir Libyalıdan söz etmek istiyorum. 1920’de Atatürk’ün çağrısıyla Ankara’ya gelip Türk Kurtuluş Savaşı’na destek olan gerçek Türkiye dostu bir Libyalı’dan; Şeyh Ahmet Sünusi’den söz etmek istiyorum…



Şeyh Ahmet Sünusi’nin Kurtuluş Savaşı’ndaki Misyonu

Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı fotoğraflarından birinde, üniformaları içindeki Atatürk’ün biraz arkasında, boydan boya beyaz bir örtüye bürünmüş, beyaz sakallı, güzel yüzlü bir adam vardır. O adam, Anadolu’ya gelip Kurtuluş Savaşı’na katılan Libyalı Şeyh Ahmet Sünusi’dir.


Atatürk, İngiltere’nin, Fransa’nın ve ABD’nin “ayrılıkçı Kürtleri” Milli harekete karşı kışkırtmak için her yolu denedikleri Kurtuluş Savaşı günlerinde, Kürtleri Milli harekete kazanmak için Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları Güneydoğu Anadolu bölgesine ve Kuzey Irak’a, Kürt-Arap-İslam dünyasında çok iyi tanınan Şeyh Ahmet Sünusi’yi göndermiştir. 


Şeyh Ahmet Sünusi, Libya’daki Sünusiye tarikatının şeyhidir. Bu tarikat 1837 yılında Libyalı Muhammed Bin Ali Sünusi tarafından kurulmuştur. Aktivizmi ve Sufizmi savunan Sünusiye tarikatı, Batılı güçlerin istilasına karşı çıkan “antiemperyalist” bir çizgiye sahiptir. Sünusiler, 1911’de İtalya’nın Trablusgarp’ı (Libya’yı) işgal etmesi üzerine, oradaki Osmanlı ordusunda İtalyanlara karşı savaşmışlardır. 


1911’de İtalya Trablusgarp’a (Libya’ya) saldırınca Atatürk, Enver Paşa, Yakup Cemil, Kuşçubaşı Eşref, Ali Fethi (Okyar) gibi bazı gönüllüler, gizli yollarla Libya’ya giderek orada bölge halkını İtalyanlara karşı örgütleyerek “gerilla savaşı” vermişlerdir. 


Atatürk, Libya’da olduğu günlerde, daha sonra milli bir kahraman olacak olan Libyalı Ömer Muhtar’la ve daha sonra Anadolu’ya gelip Kurtuluş Savaşı’na katılacak olan Libyalı Şeyh Ahmet Sünusi’yle tanışıp dost olmuştur.


Şeyh Ahmet Sünusi, ilk olarak I. Dünya Savaşı sırasında Sultan Mehmet Reşat’ın davetini kabul ederek, 1918’de bir Alman denizaltısıyla gizlice İstanbul’a gelmiştir. Enver Paşa, Afrikalı şeyhlerle birlikte İstanbul’a gelen Şeyh Ahmet Sünusi’yi, Halife’nin “cihat fetvasını” İslam dünyasına duyurması ve İslam dünyasını Türklerin yanında olmaya çağırması amacıyla Arap-İslam ülkelerine göndermek istemiştir. Ancak bu sırada Vahdettin’in padişah olmasıyla bu planlar bozulmuştur. Enver Paşa’dan hiç hazzetmeyen Vahdettin, İngiltere’ye ve Fransa’ya karşı İslam dünyasını kışkırtıp onların düşmanlığını kazanmaktansa, bu ülkelerle anlaşıp birlikte hareket etmek gerektiğini belirterek, Enver Paşa’nın “Şeyh Ahmet Sünusi’nin Arap-İslam dünyasına gönderilmesi” görüşüne karşı çıkmıştır. Ahmet Sünusi’nin İngiliz karşıtlığından çok rahatsız olan Vahdettin, ayrıca İttihatçıların, kendisinin yerine Şeyh Ahmet Sünusi’yi Halife yapacaklarından kuşkulanmıştır. 


Kurtuluş Savaşı başladığı sırada Bursa’da bulunan Ahmet Sünusi, Bekir Sami Bey aracılığıyla Atatürk’e haber göndererek Milli harekete katılmak istediğini bildirmiştir. Bunun üzerine Atatürk, Ahmet Sünusi’ye bir mektup yazarak onu Ankara’ya davet etmiştir:

“Şeyh Sünusi Hazretlerinin milli mücahadelere yardım hususunda gösterdikleri hissiyata şükran arz eyleriz. Hilafet makamının fiilen işgali karşısında Şeyh Hazretlerinin duydukları infial hissinin İslam alemine tebliği pek ziyade lazım ve faydalı olacaktır. Bu konuda icab eden görüşünüzü ayrıca arz ederiz. Şeyh Hazretlerinin Ankara’da bulunmalarını arz ederiz…” 


15 Kasım 1920’de Ankara’ya gelen Şeyh Ahmet Sünusi onuruna Atatürk, 23 Kasım’da Meclis’te bir yemek vermiştir.


Ahmet Sünusi, burada yaptığı konuşmada: “İslamiyetin yok olmasının muhakkak görüleceği bir halin meydana çıkması üzerine Müslümanların ümitleri kesildiği bir sırada Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, arkadaşlarıyla beraber din uğruna savaşmaya başladılar. Ve siz de beraber savaştınız, cihat ettiniz. Bu hizmet bütün İslam aleminin devamına, İslam aleminin kurtuluşuna ait mukaddes bir vazifedir” demiştir. 


Atatürk, cevabi konuşmasında Sünusilerden ve Şeyh Ahmet Sünusi’den şu övgü dolu sözlerle söz etmiştir:

“Sünusi teşkilatı diğer teşkilatlar gibi sadece bir tarikat değildir; bu tarikat insanlığı İslamiyetin saadet yolunda yürütmeye yönelik esaslı bir teşkilattır. Bu gece huzurlarıyla müşerref olduğumuz zat, İslam aleminde büyük bir esasa dayanan mukaddes bir teşkilatın başında bulunan yüce bir zattır. (…) Dolayısıyla bundan sonra kendilerinin İslam alemine yapacakları hizmetler, şimdiye kadar olan hizmetlerini taçlandıracaktır. Ve bu sayede Türkiye devletinin, bütün İslam cihanının dayanak merkezi olan Türkiye devletinin de sağlamlaştırılmasına hizmet etmiş olacaklardır. Seyid Ahmet Şerif Sünusi Hazretlerinin gelecekteki hizmetlerine şimdiden gerek şahsım ve gerek TBMM namına teşekkür arz eylerim.” 



Atatürk, Şeyh Ahmet Sünusi’ye, aynı amaca hizmet eden üç farklı görev vermiştir:


1. İslam dünyasındaki antiemperyalist hareketleri Ankara’nın etkisi altına almak.

2. Arap-İslam dünyasında, özellikle de Irak ve Suriye’de Hilafet propagandası yaparak bölgedeki Müslüman Arapları İngiltere ve Fransa’ya karşı harekete geçirmek.

3. Türkiye içinde, özellikle Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Doğu ve Güneydoğu’da, Milli harekete katılımı arttırmak ve ayrılıkçı Kürtçü propagandasına, karşı propagandayla yanıt vermek. 


Şeyh Ahmet Sünusi, Atatürk’ün kendisine verdiği bu üç görevi yerine getirmek için hemen harekete geçmiştir.


İstanbul’daki Amerikan temsilcisi, 26 Ocak 1922 tarihli raporunda, Şeyh Ahmet Sünusi’nin, muhtemel bir Kürt ayaklanmasını önlemek için Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgeye gönderildiğini bildirmiştir. 


Atatürk, Şeyh Ahmet Sünusi’nin doğudaki ününden yararlanmak istemiştir. Bu öyle bir ündür ki, o günlerde Antep’te, “Şeyh Sünusi Hazretlerinin geçtiği toprağı düşman istila etmezmiş!” gibi söylentiler dolaşmaya başlamıştır. 


Şeyh Ahmet Sünusi ile Atatürk arasında çok yakın bir ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Şeyh’in gördüğü rüyaları sık sık Atatürk’e anlatması, bu yakın ilişkinin kanıtlarından sadece biridir. Örneğin, bir keresinde Ahmet Sünusi rüyasında Hz. Muhammed’i görür. Hz. Muhammed, Ahmet Sünusi’nin elini sol eliyle sıkınca, Ahmet Sünusi, Hz. Muhammed’e, “Ey Allah’ın Resulü, neden sağ elini uzatmadın?” diye sorar. Hz. Muhammed, bu soruya “Sağ elimi Anadolu’da Mustafa Kemal’e uzattım” diye cevap verir… 


Atatürk, Ahmet Sünusi’yi, “genel vaiz” olarak görevlendirmiştir. Ahmet Sünusi’nin görevi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da il il gezerek camilerde vereceği vaazlarla Kürtleri Milli harekete katılmaya çağırmaktır. Ahmet Sünusi görevini eksiksiz yapmıştır. Her gittiği yerde verdiği vaazlar ve hutbeler çok etkili olmuştur. Sivas’ta ve Urfa’da birer kongre düzenleyen Şeyh Ahmet Sünusi, Güneydoğu Anadolu’daki propaganda çalışmalarıyla bir çok Kürt aşiret reisini Milli harekete katılmaya ikna etmiştir. 


Ahmet Sünusi, Diyarbakır’a gittiğinde büyük bir coşkuyla karşılanmıştır. Hakimiyet-i Milliye, Öğüt ve Anadolu’da Yeni Gün gazeteleri bu coşkulu karşılamayı haber yapmışlardır. Diyarbakırlıların ilgisinden çok memnun olan Şeyh Ahmet Sünusi, Atatürk’e telgrafla teşekkür etmiştir.


Bir süre Diyarbakır’da kalan Ahmet Sünusi, Atatürk’ün ramazan bayramını kutlamak için tebrik göndermiştir. Atatürk, bu nazik kutlamaya, 12 Haziran 1921 tarihli bir telgrafla yanıt vermiştir. Atatürk’ün, Ahmet Sünusi’ye gönderdiği bayram tebriği, Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yayımlanmıştır. 


Şeyh Ahmet Sünusi, Ankara, Konya, Sivas, Elazığ üzerinden, Urfa ve Diyarbakır’a, sonra Mardin’e, oradan da Musul’a kadar gitmiştir. 


Şeyh Ahmet Sünusi’nin Anadolu’daki çalışmaları İngiliz istihbaratının dikkatini çekmiştir. İngiliz istihbaratı, Sünusi’nin adım adım Anadolu’yu gezdiğini belirterek, onun etkisinin Irak, Suriye ve Hicaz’a kadar yayılmasından endişelendiğini Londra’ya rapor etmiştir.

Ahmet Sünusi, her gittiği yerden Atatürk’e telgraf çekerek “Halka gerekli dini öğütleri verdiğini” belirtmiştir. Ahmet Sünusi’nin sözünü ettiği “dini öğütler”, Milli hareketin bir “cihat” olduğu ve bu hareketi desteklemenin her Müslümana farz olduğu, şeklindeki öğütlerdir. 


Ahmet Sünusi, Mardin’de bir camide yaptığı konuşmada Sultan Vahdettin’le Atatürk’ün tam bir ittifak içinde olduklarını belirterek,“Atatürk’ün, Halife-Sultanın sözünü dinlemediğini” şeklindeki “zararlı propagandayı” etkisiz hale getirmeye çalışmıştır. 


İngiliz istihbaratı, Atatürk’ün Şeyh Ahmet Sünusi’yi Mardin’e gönderdiğini ve Sünusi’nin görevinin bölgedeki Kürtleri Milli harekete katılmaya çağırmak olduğunu Londra’ya bildirmiştir. 


Şeyh Ahmet Sünusi, Konya İsyanı’nın bastırılmasında da etkili olmuştur. Bu isyanın, “İslam düşmanlarının işi” olduğunu belirten Ahmet Sünusi, isyancıların Alaattin tepesini savunan askerleri bırakmalarını sağlamıştır. 


Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sırasındaki Kürt politikasının en önemli ayaklarından birini oluşturan “Kürtlere yönelik propagandalar”, Şeyh Ahmet Sünusi tarafından büyük bir başarıyla uygulanmıştır. Atatürk, Kürtleri Milli harekete karşı ayaklandırmaya çalışan Binbaşı Noel gibi İngiliz ajanlarının menfi (olumsuz) propagandalarını, Kürtleri Milli harekete kazanmaya çalışan Şeyh Ahmet Sünusi gibi “bağımsızlıkçı” din adamlarının müspet (olumlu) propagandalarıyla etkisiz hale getirmiştir. “Büyük savaş ustası”, her zaman yaptığı gibi yine düşmanını düşmanın silahıyla vurmuştur…


Burada asıl üzerinde durulması gereken nokta, Said-i Nursi gibi “büyük din alimlerinin!” Kurtuluş Savaşı günlerinde Çamlıca’daki konaklarında ikamet ettikleri günlerde, elin Libyalısı, Şeyh Ahmet Sünusi’nin Anadolu’da Kurtuluş Savaşı’nın başarısı için canla başla mücadele ettiği gerçeğidir. Ancak ne gariptir ki, Kurtuluş Savaşı’na katılmayan (Ankara’ya 1922’de gelmiştir) Said-i Nursi, kimi Cumhuriyet tarihi yalancılarınca “Kurtuluş Savaşı kahramanı” ilan edilirken, Kurtuluş Savaşı’na katılarak başarıyla mücadele eden Şeyh Ahmet Sünusi nerdeyse unutulmuştur…


Libya’ya sadece “yatırım, iş, para” diye bakan kapitalist aydınlarımıza; BOP’un Eşbaşkanı olduğunu belirten Başbakanımıza, Küdüs’te namaz kılma hayalleri içindeki Dışişleri bakanımıza ve “tezkereci” milletvekillerimize, Atatürk’ün yanında Türk Kurtuluş Savaşı’na “manevi destek” veren Libyalı Şeyh Ahmet Sünusi’yi hatırlatmak istedim, hepsi bu!...


Sinan Meydan 
Odatv , 2011