Translate

kimyasal silahlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kimyasal silahlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2024 Pazar

Çanakkale

 

I.Dünya Savaşı'nda her yerde zehirli gazları ilk kez Almanların kullandığından bahsederler, ama Mustafa Kemal Atatürk dışında kimse İngilizlerin Çanakkale'de zehirli gaz kullandığından bahsetmez!...

Mustafa Kemal 8 Ağustos 1915'te Anafartalar Grubu Kumandanı oluyor. İşte bu savaşlar esnasında bir gün subaylar ve askerler arasında şu havadis yayılıyor: ''Düşmanlar zehirli gaz kullanacakmış.''

1. Cihan Savaşı'nda bu en korkunç maneviyat bozucu bir haber niteliğindedir.  Mustafa Kemal diyor ki:

''Ben düşündüm, buna karşı koyacak herhangi bir tedbire ve vasıtaya o zaman Türk ordusu malik değildi. Derhal şu fikri ileri sürdüm. Düşman zehirli gazı kullansa da bize tesir etmez, çünkü onlar deniz kenarındaki düzlük ovada, biz ise daha yükseklerdeyiz. Bu haber ordu birlikleri arasında yayıldı. Hakikaten düşman ufak bir deneme yaptı ise de, o sırada rüzgâr istikametinin değişmesi de bize yardım ederek, bu gaz belasından kurtulmuş olduk, böylece de erlerimizin maneviyatı, bize inançları kuvvetlendi.'' 


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN 

KARLSBAD ANILARINDAN...




* Winston Churchill'in notlarının yer aldığı Churchill Archives Centre'dan edinilen belgelere göre, dönemin savaş bakanı Churchill, Türkler'in 'insan değil, barbar olduklarını ve bu nedenle de üzerlerinde zehirli gaz kullanılabileceğini' savunmuştur.

Gazze'de bile zehirli gaz kullanılmıştı! 1917'de Gazze Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçasıydı! Churchill'in "düşman" dediği Türkler'di!

The Guardian Gazetesi:

İngilizler kimyasal silah kullanımına yabancı değildi. General Edmund Allenby, 1917'deki üçüncü Gazze savaşı sırasında düşman mevzilerine 10.000 kutu boğucu gaz atmış ve bunun etkisi sınırlı kalmıştı. Ancak Birinci Dünya Savaşı'nın son aylarında, Wiltshire'daki Porton'da bulunan hükümet laboratuarlarındaki bilim adamları çok daha yıkıcı bir silah geliştirdiler; çok gizli "M Cihazı", difenilaminekloroarsin adı verilen son derece zehirli bir gaz içeren patlayan bir mermi. Bu silahın geliştirilmesinden sorumlu olan Tümgeneral Charles Foulkes, bu silahı "şimdiye kadar tasarlanmış en etkili kimyasal silah" olarak nitelendirmiştir.

İlk iki harekatta İngilizler yenilmişti... Üçüncüsünde gaz kullanan İngilizler (General Edmund Allenby) Türkleri yendi!


HATIRLIYORUZ

ÇANAKKALE //


*


In World War I, everywhere they mention that the Germans were the first to use poisonous gases, but no one, except Mustafa Kemal Atatürk, mentions that the British used poisonous gases at Gallipoli!....

Mustafa Kemal became the Commander of Anafartalar Group on 8 August 1915. One day during these battles, the following rumour spread among the officers and soldiers: "The enemies will use poison gas."

In the 1st World War, this was the most terrible demoralising news.  Mustafa Kemal says:

"I thought, the Turkish army did not have any measures and means to counter this at that time. I immediately came up with the idea that even if the enemy used poison gas, it would have no effect on us, because they were on the flat plain by the sea and we were on higher ground. This news spread among the army units. Indeed, the enemy made a small test, but the change in the direction of the wind at that time also helped us to get rid of this gas scourge, and thus the morale of our soldiers and their belief in us strengthened."

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 

FROM KARLSBAD MEMORIES...


Even in Gaza! Which was against the Turkish army and not against the Araps! Because in 1917 Gaza was a part of the Ottoman Empire!

According to the documents obtained from the Churchill Archives Centre, which contains Winston Churchill's notes, Churchill, the war minister of the time, argued that the Turks were 'barbarians, not human beings, and therefore poison gas could be used on them'.

The Guardian:

The British were no strangers to the use of chemical weapons. During the third battle of Gaza in 1917, General Edmund Allenby had fired 10.000 cans of asphyxianting gas at enemy positions, to limited effect. But in the final months of the first world war, scientists at the governmental laboratories at Porton in Wiltshire developed a far more devastating weapon; the top secret "M Device", an exploding shell containing a highly toxic gas called diphenylaminechloroarsine. The man in charge of developing it, Major General Charles Foulkes, called it "the most effective chemical weapon ever devised."

In the first two operations the British were defeated... in the third, the British using gas (General Edmund Allenby), defeated the Turks!..


WE REMEMBER

ÇANAKKALE-TÜRKİYE //


17 Ağustos 2020 Pazartesi

Salgın ve Almanya-Amerika Raporları

 


Gürbüz Evren - Bütün Dünya Dergisi, Ağustos 2020

CV-19 Salgını Hakkında Bilinmeyenler


2004 yılında dünya gündemine giren Kuş Gribi hastalığının virüsü, H5N1 olarak adlandırılmıştı. Bu virüs, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu birçok ülkede yüzlerce can aldı, beyaz et sektörüne büyük darbe vurdu. On milyonlarca kümes hayvanı itlaf edildi. Dünya genelinde üretici ve satış zincirinde toplam zarar 600 milyar doları buldu.


Nisan 2009'da, bu kez de Domuz Gribi başladı. Domuz Gribi virüsü de H1N1 olarak adlandırıldı.


2002'deki SARS, 2012'deki MERS ve Orta Afrika'dan çıkıp kıtanın farklı bölgelerinde yıllardır etkili olmaya devam eden on binlerce can alan EBOLA virüslerini de ayrıca hatırlatmakta yarar var...


Çin'in 11 milyonluk Wuhan kentinde, 2019'un son çeyreğinde ortaya çıkışından bu yana coronavirüsün yol açtığı kayıplar ise en çok ölümün kaydedildiği Domuz Gribini aşarak, dünya genelinde 600 bine doğru gidiyor.


Çünkü yeni tip coronavirüs, Kuş Gribi ve Domuz Gribi virüslerine göre çok hızlı ve daha çok kişiye bulaşma özelliğine sahip.


Dünyanın en önemli ilaç devlerinin bulunduğu ve kimya sektörü ekonomisinde devasa yer tutan Almanya, yeni tip coronavirüsün ortaya çıkacağını 2011 yılında biliyordu. Çünkü coronavirüsün sonraki yıllarda ortaya çıkacağını ve dünyayı kasıp kavuracağını haber veren rapor Alman Meclisi ve Hükümetine 2011'de sunulmuştu.


Almanya'da bulaşıcı hastalıklar alanında çalışmalar yürüten Robert Koch Enstitüsü tarafından hazırlanan söz konusu raporda, hastalığın belirtileri, kimleri vuracağı, nasıl bulaşacağı, ne kadar yaşlı insanın öleceği ve dikkat edin nasıl değişime (mutasyona) uğrayarak, dalgalar halinde devam edeceğine kadar her ayrıntı anlatılmıştır.


Hatta hastalığın başından beri duyduğumuz, "Virüs, Çin'in Wuhan bölgesindeki bir hayvan pazarında satılan yarasadan yayıldı" söylentisi de, 9 yıl önceki raporda, "Yeni tip coronavirüs Çin'deki bir hayvan pazarında yayılacak" ifadeleriyle yer almıştı.


Peki, olacakları 2011'de bilen Almanya, diğer ülkeleri haberdar etmiş miydi?


Şimdi gelelim Amerikan Askeri İstihbarat servisi DIA ile Ulusal Güvenlik İstihbarat Servisi NSA'nın ortaklaşa hazırladığı "Örtülü Savaş ve Yeni Virüs Salgını" başlıklı rapora.


Söz konusu rapor, söylendiği gibi Beyaz Saray'a 21 Kasım 2019'da değil, 2 ay önce, 20 Eylül 2019'da sunulmuştur. Ama işin en dikkat çeken yanı ise raporun, 10 Eylül 2019'da istifa eden Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'a daha önce verilmiş olmasıdır.


Başkan Trump'ın Çin, Kuzey Kore, Rusya, İran ve Venezuela'ya karşı en sert politikalar izlemesini öneren bunu da yaptıran Bolton, özellikle Çin, Rusya ve İran'a yönelik her türlü gizli savaş yöntemine başvurulmasını savunan çok tehlikeli bir isim olarak bilinir. Bolton'un geçmişte, Amerika ilaç devleri ve onların uluslararası ortaklarıyla çok yakın ilişkileri bulunduğu, FBI raporlarında, "gizli savaşlar meraklısı" olarak tanımladığı, ülke medyasında birçok kez gündeme gelmiştir.


Tekrar rapora dönecek olursak, Bolton, Ulusal Güvenlik İstihbarat Servisi NSA tarafından 30 Ağustos 2019'da kendisine iletilen rapordan, Başkan Trump'ın hemen haberdar etmemiştir.


Trump'ın John Bolton'u görevden almasının ardından Beyaz Saray'dan yapılan ikinci açıklamada, Bolton'un "bazı bilgi ve belgeleri aktarma konusunda yeterli hassasiyeti göstermediği" ifadeleri yer almıştır. Burada işaret edilen belgelerden biri de sözünü ettiğimiz rapordur.


ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşlarının kızışmaya başladığı dönemde, Bolton'un Aralık 2018'de yaptığı açıklamadaki, "Çin'in Rusya'dan aldığı siyasi destekle de, dünyanın birinci ekonomisi olmasına asla izin vermeyiz. Bunu niçin her yolu deneriz. Çinliler, gözle göremeyecekleri silahlarla da vurmaktan çekinmeyiz" sözleri nasıl tercüme edilmelidir?


John Bolton'a yanıt veren Çin Dışişleri Bakanlığı'nın, "gözle görülemeyen silah emin olun döner, sizi bizden daha fazla vurur" ifadeleri de, bugün virüsten en çok vaka ölümün olduğu ABD'nin içinde bulunduğu durumu anlatmıyor mu?


Bu karşılıklı açıklamalardan kısa bir süre sonra, 2 Ocak 2019'da, Çin, ülkenin Sağlık İşleri Konseyi Başkanı Jang Jintano'nun başkanlığındaki bir heyet Dünya Sağlık Örgütü DSÖ'ye göndermiştir.


Heyet, DSÖ Başkanıyla yapılan toplantıda, Trump'ın ulusal güvenlik danışmanı Bolton'un Çin'i tehdit ettiği, "gözle görülemeyen silah" tanımlamasına dikkat çekerek, bunun yeni tip bir virüs olabileceği ve Çinlilere bulaştırılmasının aslında dünya için kıyamet senaryosuna dönüşeceğini hatırlatmıştır.


Bir kez daha ABD istihbarat örgütlerinin raporuna dönelim.


Raporda, "Dehşet verici bir virüs salgının, Çin'den başlayarak tüm dünyaya yayılmak üzere olduğu, Asya ve Avrupa'nın ardından ABD'nin de bu hastalıktan çok büyük boyutlarda etkileneceği" uyarısı yapılmaktadır.


Raporda ayrıca Alman istihbarat servislerinin uyardığı sağlık kuruluşlarının Almanya Hükümetine, biri 2011 yılında diğeri ise 2015 yılında (bundan haberim yoktu) olmak üzere 2 rapor vererek, yeni tip virüs konusunu gündeme getirdiği belirtilmiştir. Alman istihbaratının söz konusu virüsten uluslararası ilaç devleriyle yürütülen çalışmalar nedeniyle haberdar olduğu kaydedilmiştir. Amerikan istihbaratın bu konuyu, o dönemden itibaren ciddiye alıp, sürekli izlediği vurgulanmıştır.


Buradaki soru şu: Amerikan Ulusal Güvenlik İstihbarat Servisi NSA, nasıl oluyor da Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton görevdeyken ve bu servisten sorumluyken söz konusu raporu Beyaz Saray'a ulaştırmaya çalıştı? NSA'daki bazı kişiler, Bolton'u bitirmek mi istediler?


Rapordaki çarpıcı ifadelerden biri de "Hastalık, Avrupa ve ABD'de, Çin'den daha fazla can alabilecek yönde gelişebilir. Bu gerçeği, devlet yönetimindeki bazı önemli isimler uzun yıllardır bilmektedir" şeklindedir.


Rapordaki daha da çarpıcı ifadeler ise "Virüsün ABD'ye vereceği olası zararların en düşük seviyede kalmasının sağlanması, Amerikan ilaç sanayisinin uzun süre önce öngördüğü bu tehlikeye karşı geliştirdiği ilaçları hızla devreye sokmasına bağlıdır" şeklindedir.


Bu raporu dikkate alması gereken yöneticilerden biri de ABD Sağlık Bakanı Alex Azar'dır. Lübnan asıllı Azer, Eylül 2017'de istifa eden Sağlık Bakanı Tom Price'ın yerine Ocak 2018'de göreve gelmeden önce Amerika Birleşik Devletleri'nin dünya devi bir ilaç firması Lilly Us'un tepe yöneticisi olarak çalışmaktadır.


Bakan Alex Azar'ı Trump'a öneren kişi ise John Bolton'dur. Ayrıca Bolton, Trump'ın ulusal güvenlik danışmanı olmadan önce Azar'ın Genel Müdürlük yaptığı ilaç firması Lilly Us'un büyük maaş alan danışman kadrosundadır.


Trump, överek göreve getirdiği Bolton'un işine verirken, onun için "Çok tehlikeli fikirleri olan adam" ifadesini kullanmıştı.


Koronavirüsün bazı çevreler tarafından üretilip bir çeşit biyolojik savaş silahı olarak kullanıldığına ilişkin birçok teori ortaya atıldı. Aslında bu teoriyi doğrulayacak raporlar da ortaya çıktıkça dünyanın nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu görüyoruz.


Bütün Dünya Dergisi , Ağustos 2020


***

Hemen akla şu soru gelmekte:

2011 de Almanya ve Amerika'nın bildiği bu rapordan sonra mı, hem de 3 ay içinde

2 Kasım 2011'de Türkiye'nin Hıfzıssıhha Enstitüsü kapattırıldı?

SB



"O dönemde planladığımız aşı fabrikasının maliyetini 200 milyon dolar olarak hesaplamıştır. Bu rakamın günümüz şehir hastanelerinin milyar dolarlık maliyeti karşısında çok düşük kaldığını dikkatinize sunarım!...

Eğer merkezi tasarladığımız gibi inşa edebilmiş olsaydık, şu anda dünyada pandemi (küresel salgın) yaratan Koronavirüs aşısını burada üretebilirdik! Ağustos ayında Faz-3 aşısını hazır hale getirebilirdik!...

Aşı üretim tesisleri biyolojik savaş ve korunma açısından çok önemli merkezlerdir. Dünyada birçok ülkenin böylesine stratejik bir kurumun kapatılmasından çok mutlu olduklarını hem sizin, hem de milletimizin bilmesini istiyorum.

Bu çok önemli konunun siyasi otoriteye ve halkımıza doğru anlatılması halinde, aşı üretim merkezinin tekrar açılmasını, aşı başta olmak üzere tüm bioteknolojik çeşitlerin ülkemizde üretilmesini sağlayabiliriz." Dr. Erol Afşin

Uğur Dündar / Sözcü 19 Mart 2020


"2009 yılında Devlet Planlama Teşkilatı '9.Kalkınma Planını' planladı. Bu 2009 yılındaki kalkınma planında, o tarihlerde Devlet Planlama Teşkilatı'nın özellikle planlama raporunun 282.maddesinde aynen 'aşı araştırma ve üretim merkezi' planlanmıştır. Bakın, Devlet Planlama Teşkilatı 'Aşı Araştırma ve Üretim Merkezi'nin 2009 yılında planlanmasını yapıyor, ama maalesef Devlet Planlama Teşkilatı kapatıldığı gibi, 2011 yılında Türkiye'nin en önemli aşı araştırma ve üretim planlama merkezi olan Hıfzıssıhha Merkezi de kapatılmış! Ne kadar büyük öngörüsüzlük! Bu öngörüsüzlüğü Askeri Hastaneler'de de görüyoruz!" Haluk Pekşen / 20 Mart 2020



"Cumhuriyet döneminin sağlık alanındaki en önemli eserlerinden olan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, teknolojik yönden geri bırakıldı ve 2011 yılında kapatıldı."




Refik Saydam Hıfzıssıhha da, tarım gibi, hayvancılık gibi, madencilik gibi ABD ile stratejik müttefikliğe, asla gerçekleşmeyecek olan AB hayaline kurban edildi. Refik Saydam Hıfzıssıhha'nın eski başkanı Dr.Erol Afşin :  "Aşı üretim merkezleri biyolojik savaş ve korunma açısından çok önemli merkezlerdir. Dünyada birçok ülkenin böylesine stratejik kurumun kapatılmasından çok mutlu olduklarınızı bilmenizi isterim!" 

Böyle stratejik kurumların kapatılmasını isteyen küresel iradeler, elbette ki, Büyük Ortadoğu Projesi karşısında, Büyük İsrail Devleti projesi karşısında, Batı'nın Şark Projesi karşısında Türk milletinin savunma mekanizmalarını ortadan kaldırmak isteyenlerdir.



16 Mayıs 2014 Cuma

ÇANAKKALE'DE ZEHİRLİ GAZ KULLANILDI



ÇANAKKALE

1.DÜNYA SAVAŞINDA HER YERDE , 
ZEHİRLİ GAZLARI İLK KEZ 
ALMANLARIN KULLANDIĞINDAN BAHSEDERLER.


ATATÜRK DIŞINDA KİMSE 
İNGİLİZLERİN ÇANAKKALE'DE KULLANDIĞI 
ZEHİRLİ GAZLARDAN BAHSETMEZ..!


......Mustafa Kemal 8 Ağustos 1915'te Anafartalar Grubu Kumandanı oluyor. İşte bu savaşlar esnasında bir gün subaylar ve askerler arasında şu havadis yayılıyor:

''Düşmanlar zehirli gaz kullanacakmış.''

1. Cihan Savaşı'nda bu en korkunç maneviyat bozucu bir haber niteliğindedir. 

Mustafa Kemal diyor ki:

''Ben düşündüm, buna karşı koyacak herhangi bir tedbire ve vasıtaya o zaman Türk ordusu malik değildi. Derhal şu fikri ileri sürdüm. Düşman zehirli gazı kullansa da bize tesir etmez, çünkü onlar deniz kenarındaki düzlük ovada, biz ise daha yükseklerdeyiz. Bu haber ordu birlikleri arasında yayıldı. Hakikaten düşman ufak bir deneme yaptı ise de, o sırada rüzgâr istikametinin değişmesi de bize yardım ederek, bu gaz belasından kurtulmuş olduk, böylece de erlerimizin maneviyatı, bize inançları kuvvetlendi.'' .......



MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN 
KARLSBAD ANILARINDAN...


....



Winston Churchill'in notlarının yer aldığı 
Churchill Archives Centre'dan edinilen belgelere göre, 
dönemin savaş bakanı Churchill, 
Türkler'in 'insan değil, barbar olduklarını ve 
bu nedenle de üzerlerinde zehirli gaz kullanılabileceğini' savunmuştur.

Hem Gelibolu da, hem de Gazze'de kimyasal silah kullanmışlardır.




* * *


Always talking about Germans who used chemical weapons, but never of Britain's shocking use in Gallipoli / Türkiye-1915, which is mentioned by Ataturk in his memories.
They used also in Gaza, which was Ottoman lands at that time. 
Churchill was a racist "the Turks are not human, they are barbarians and we can use it on them..."

"The British were no strangers to the use of chemical weapons. During the third battle of Gaza in 1917, General Edmund Allenby had fired 10,000 cans of asphyxiating gas at enemy positions, to limited effect. But in the final months of the first world war, scientists at the governmental laboratories at Porton in Wiltshire developed a far more devastating weapon: the top secret "M Device", an exploding shell containing a highly toxic gas called diphenylaminechloroarsine. The man in charge of developing it, Major General Charles Foulkes, called it "the most effective chemical weapon ever devised".

The use of chemical weapons in Syria has outraged the world (which is not used by Assad, the "rebels" (TERRORIST) used who is supported by the enemy! of this region- wake up! SB)
"But it is easy to forget that Britain has used them – 
and that Winston Churchill was a powerful advocate for them".....link



* * *



Barbar Türklere karşı zehirli gaz kullanalım

Eski İngiltere Başbakanı Sir Winston Churchill'in Birinci Dünya Savaşı sırasındaki aldığı notlar ortaya çıktı. İşte Churchill'in utanç verici sözleri ve çirkin gerçekler.... 

Irak işgalinin ardından ABD ve İngiliz kuvvetlerince yakalanarak duruşmaya çıkartılan Saddam Hüseyin, Felluce'de zehirli hardal gazı ile katliam yapmaktan dolayı idam edildi... 

Ancak, hardal gazını Saddam'dan çok daha önce, İngiltere 1'inci Dünya Savaşı'nda sırasında Çanakkale'de kullanmıştı... 

Üstelik de Türklere karşı!

Savaşın üzerinden geçen bunca yıldan sonra ortaya çıkan belgelerde yer alan bu çirkin gerçeğin perde arkası ise daha da utanç verici.... 

İKNA MEKTUBU YAZDI 
İngiltere'de eski Başbakan Sir Winston Churchill'in notlarının yer aldığı "Churchill Archives Centre"dan edinilen belgelere göre, dönemin Savaş Bakanı Churchill, Türkler'in 'insan değil, barbar olduklarını ve bu nedenle de üzerlerinde zehirli gaz kullanılabileceğini' savunuyor... 

Kendisine muhalefet eden Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne yazdığı ikna mektubunda da "Medeni olamayan barbar kabilelere karşı zehirli gaz kullanabiliriz. Üstellik, düşmanın bunu üretme ve kullanma kapasitesi yokken zehirli gaz kullanılmasından yanayım" diyordu. 

Winston Churchill'in kendisine, bunun bir insanlık suçu olacağını söyleyerek itiraz edenlere cevabı ise Türkler'in insan olmadığı, barbar ve gelişmemiş bir kavim olduğu yönündeydi. 

GAZ MASKESİ TALEBİ 
Churchill'e göre zehirli gaz, İngiltere'nin elinde olan gelişmiş bir silahtı. Ve "Barbar bir kabileye karşı silahlarımızın bütün avantajlarından niçin yararlanmayalım ki?" diyordu... 

Bu dönemde, Osmanlı'nın müttefiki Almanya'dan gaz alarak kendileri üzerinden kullanılmasından korkan Churchill, bölgeye gaz maskesi istemiştir. Yine arşivlerde yer alan bir başka belgede, Churchill'in kaleme aldığı savaş komitesi belgesinde, Çanakkale'deki İngiliz askerleri için "gaz maskesi istediği" yer almaktadır. Churchill Archives Centre, bu belgeyle ilgili açıklamasında şöyle demektedir: 

"Çanakkale'deki askerleri için ilave gaz maskeleri istenmektedir. Bu, Türklere karşı gaz kullanıldığının kanıtıdır..." 


Ayrıca, Churchill'in bu tavrıyla Kraliyet Bakanlarından Lord Gladstone'un "Türkler'in maymunla insan arası medeniyet yıkıcı barbarlar" olduğu görüşüne de destek verdiği söylenmektedir. 

Dönemin Osmanlı belgelerinde de İngilizlerin Çanakkale Savaşı'nda gaz kullandığı detaylı olarak açıklanmaktadır. 

Osmanlı Hariciye Nezareti (Bugünkü Dışişleri Bakanlığı) ise "Müttefik ordusunun Çanakkale'de boğucu zehirli gazlar kullandığını" belirtmiş ve İngiltere'den açıklama istemiştir. 

Ancak, Almanlardan bu gazı temin etme şansı olan Osmanlı, düşmana karşı zehirli gaz kullanmamıştır. Ünlü yazar Noam Chomsky de Churchill'in "kimyasal silahlar ve zehirli gazları modern batı biliminin bir parçası" olarak gördüğünü, Araplar ve Afganlar üzerinde de deneysel amaçlarla bunların kullanılmasını onayladığını ifade etmektedir.


GÖKÇEN KESGİN,20 Mart 2007 Sabah

...



KİMYASAL SİLAHLAR

Kimyasal silahlar insan sağlığına ağır zararlar veren yada ölümüne yol açan genellikle zararlı bileşiklerdir. Genellikle askeri amaçlarla kullanılan bu bileşikler sinir sisteminin felç olmasına (sinir gazları); geçici körlük, sağırlık, felç yada kusmaya; deride, gözlerde ağır yanıklara ya da solunum güçlüğüne yol açar. 

Düşmandan saklanmak yada düşmanı aşırtmak amacıyla kullanılan sis ve yangın bombaları ile düşmanın yerini saptamak amacıyla kullanılan kimyasal yaprak dökücüler ve ot dökücülerde kimyasal silah olarak kabul edilir.

Kimyasal silahların kullanımı, bunları yasaklayan Lahey Konferansları kararlarına karşın, ilk olarak Birinci Dünya Savaşında önem kazanmıştır. 1915 -18 arasında Alman’ların ard arda geliştirdikleri zehirli gazlar kısa bir süre içinde itilaf devletlerince de yapılıp kullanılmaya başlamıştır.

Ocak 1915’de Almanlar, ilk kez Polonyada Ruslara karşı kullandıkları klor gazı ile başarılı olmamışlar ama 22 Nisan’da Flandrea ‘da İngiliz ve Fransızlara karşı aynı gazı kullandıklarında beklentilerinin ötesinde bir taktik zafer kazanmışlardır. 

Bunun üzerine İtilaf devletleri de bir yandan koruyucu aygıtlar ve gaz maskeleri geliştirirken bir yandanda klor gazı üretmişlerdir. Almanlar’ın öldürücü bir gaz olan Fosgen’i ve toplarla atılan gaz mermilerini ortaya çıkarmasından bir süre sonra İtilaf devletleri de aynı silahları geliştirmiş ve gaz maskelerini daha üstün bir hale getirmişlerdir. 

1917’de Almanlar son derece zehirli bir gaz olan hardal gazını İngilizlere karşı kullanmış ve binlerce insanın ölümüne neden olmuştur. 

1918’de her iki taraf da bu zehirli maddeyi büyük ölçüde kullanmışlardır.

İki savaş arası dönemde milletler cemiyeti öncülüğünde gerçekleştirilen Cenevre Protokolüyle (1925 ) bu konuda daha kapsamlı yasaklar getirilmiştir. 

Ne var ki 2. Dünya Savaşı sırasında yeni kimyasal silahlar hava bombardımanı gibi yeni uygulama yolları geliştirilerek yaygın biçimde kullanılmıştır. Bu savaşta iki taraf da büyük ölçüde koruyucu aygıt üretmiştir.








BİYOLOJİK VE KİMYASAL SİLAHLAR KRONOLOJİSİ
ANTİK ÇAĞ


M.Ö. 600: 
Aktif dienoller cinsi kimyasallar içeren Helleborus bitkisi köklerinin Kirrha kuşatması sırasında Atinalı diktatör Solon tarafından içme suyunun kirletilmesinde kullanılması.

M.Ö. 431-404: 
Peloponnesos Savaşı'nda Spartalılar tarafından sülfür ve yanmış ziftin kullanılması.

M.Ö. 190: 
Kartaca İmparatoru Hannibal'in Bergamalıların gemilerine yılan zehri içeren kil yığınları fırlatması.

M.Ö. 200: 
Kartacalılar'ın, bugün, içerisinde birtakım alkaloidler içerdiği bilinen "kankurutan" (Mandrake) bitkisinin köklerini düşmanlarını uyuşturmak için şaraplara katmaları.



ORTA ÇAĞ

M.S. 960-1279: 
Çinliler tarafından arsenik buharının kullanılması.

M.S. 1155: 
Romalılar tarafından kadavralarla düşman içme sularının kontaminasyonu.

M.S. 1346-1347: 
Moğollar'ın Cenevizliler'e veba mikrobu taşıyan kadavraları mancınıkla fırlatması; Avrupa'daki veba salgınının, bu saldırıdan sonra ortaya çıktığına inanılmaktadır.

M.S. 1570: 
Avusturyalı Şövalye Voit VVulff von Senftenberg, Belgrad savunması sırasında Türkler'e karşı arsenik dumanı kullandıklarını rapor etmiştir.

M.S. 1710: 
Ruslar'ın biyolojik silah olarak kullanılmak üzere veba mikroplu kadavraları isveç yakınlarında yığınak halinde depolamaları.



MODERN ZAMANLAR

1914: 
Fransız kuvvetlerince tahriş edici etkili "Etilbromoasetaf'ın ilk kullanımı.






1914: 
Hapşırtma ve öksürtme ajanı olan "o-dianizin klorosülfonat" maddesinin Alman kuvvetlerince ilk ve (şimdiye kadarki) tek kullanımı.

1914: 
Alman kuvvetlerince akciğer hasar etkili klor gazının kullanımı. Bu olay, daha ölümcül etkili kimyasal silahların kullanımını hızlandırmış ve klor gazının kitle imha silahı olarak sınıflandırılmasına neden olmuştur.

1915: 
İlk defa Almanlar tarafından akciğer hasarına neden olan "fosgen" kimyasalının kullanılması; Birinci Dünya Savaşı boyunca solunarak ölümlere neden olan kimyasal ajanlar "fosgen" ve "fosgen/klor" karışımları idi.

1916: 
Kanı zehirleyici ve öldürücü etkiye sahip hidrojen siyanür (HCN) ve "Siyonojenklorür"ün ilk kez Fransızlar tarafından kullanımı; HCN maddesini kısa bir süre sonra ingiltere ve Rusya da kullanmıştır.

1917: 
Cilt ve deri yoluyla harabiye-te neden olan kimyasal madde "Bis-2-kloroetil sülfit"in (sülfür mustard) ilk defa Alman kuvvetlerince kullanılması; bu maddeler, hem akciğer hem de cilt ve deri harabiyetine neden olan ilk kullanılan kimyasal madde olması bakımından önemlidir. Almanlar'dan sonra Fransız ve İngilizler de aynı kimyasalı kullanmışlardır. O zamanlar, askerler bu tür saldırılara karşı gaz maskesi kullanıyorlardı, fakat vücutları koruma altında olmadığı için oldukça fazla sayıda deri ve cilt harabiyeti vakası ortaya çıkmıştır.




1918: 
Amerika'nın resmi olarak kimyasal silah yapımını başlatması.

1935: 
İtalyanlar'ın Etiyopya'da göz yaşartıcı gaz ve hardal gazı kullanması.

1937: 
Japonya bu tarihte savunma amaçlı biyolojik silahlar programını başlattı. Bu program kapsamında yapılan denemelerde 10 bine yakın suçlu kobay olarak kullanıldı.

1939: 
Japonlar'ın Moğolistan sınırındaki Sovyet sularını tifo bakterisi ile kontamine etmesi; bazı kaynaklarda bu olay Japonlar tarafından biyolojik silahların ilk defa kullanıldığı olay olarak geçmektedir.

1940: 
Japonlar tarafından Çin ve Mançurya'ya veba mikrobu taşıyan pirelerle dolu pirinç ve buğday atılması; bu olay kitle imha silahı olarak kullanımın yanı sıra bitki ve toprak örtüsünün tahribatını da kapsayan ilk biyolojik silah saldırışıdır.

1942: 
Amerika'nın savunma amaçlı biyolojik silahlar programını başlatması.

1942: 
Nazilerin gaz odalarında toplu ölümler için HCN (zyklonB) gazı kullanması.

1963-1967: 
Mısır'ın Yemen'e karşı fosgen ve hardal gazı içeren kimyasal silahları kullanması.

1961-1970: 
ABD'nin birçok kimyasal silahı Vietnam'da kullanması.

1979: 
Sovyetler Birliği'ndeki Sverd-lousk şehrinde aniden şarbon vakasının ortaya çıkması; 1992 yılında dönemin Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, bu vakanın Sovyet Askeri Mikrobiyoloji Servisi'nden kaza sonucu şarbon sporlarının salıverilmesiyle ortaya çıktığını söyledi.

1983-1988: 
Irak'ın İran'a karşı, tabun, sarin, HCN gibi kimyasal silahları kullanması.

1985-1991: 
Irak'ın savunma amaçlı biyolojik silah kapasitesini şarbon, Bo-tulium toksinleri ve aflatoksinleri içerecek şekilde artırması.

1987-1988: 
Sülfür hardal ve sarin gazı kullanılarak Irak'ın Halep'te gerçekleştirdiği saldırı.


1990 VE SONRASI

1990 ve sonrasında kimyasal ve biyolojik silahların askeri ve savunma amaçlı olarak kullanılmasının yerini farklı amaçlar doğrultusundaki terörist kullanımlar almıştır.

1990-1995: 
Japonya'da Matsuma-to ve Tokyo'daki terörist saldırılarında butilinal toksinler, şarbon mikrobu ve sarin gazı kullanımı.

2001: 
ABD ve Avrupa'da şarbon mikrobu ile kontamine edilmiş isimsiz mektuplar gönderilmesi.


Kaynak: 
‘Bilimin ve teknolojinin karanlık yüzü:"Kimyasal ve Biyolojik Silahlar’ 
Doç.Dr. Erol Akyılmaz
Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyokimya Bölümü 




.......








World War I in Photos: Technology
Industrialization brought massive changes to warfare during the Great War. Newly-invented killing machines begat novel defense mechanisms, which, in turn spurred the development of even deadlier technologies. Nearly every aspect of what we would consider modern warfare debuted on World War I battlefields.

Alan Taylor
MAY 11, 2014


___________