Translate

horasan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
horasan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2015 Çarşamba

IRAK TÜRKMENLERİ





TÜRKMENLER VE IRAK - ERŞAT HÜRMÜZLÜ

Irak hükümetleri Türkmen konusunu her zaman gündem dışında tutmak için özel bir özen göstermiştir.Türkmenlerin en doğal haklardan yoksun olarak yaşamlarını sürdürmelerine ve geçici anayasalarda onlara hiç değinilmemeye dikkat edilmiştir. Bu anayasalar ve resmi açıklamalar Araplara ve Kürtlere değinir belirgin çelişki ortaya çıkınca da ,öteki azınlıklar, olarak geçiştirilme yoluna gidilmiştir.

Aslında bu tutum uluslararası suskunluğun bir uzantısı olarak alışagelmiştir. Irak'ın yapılanmasında büyük rol oynayan İngilizler özel olarak Türkmenleri gündem dışı tutmaya onları her zaman politik çerçevenin dışında ve azınlık haklarından bile
mahrum olarak yaşatma yolunu çizmiştir.

Arap ülkelerinin tutumu da bundan pek farklı olmamıştır. Arap ülkelerinin toplu olarak ilan ettikleri Azınlık haklarına dönük teahhütleri ve kararları Türkmenler konusunda işlerlik kazanmamış ve Arap ülkelerindeki sivil toplum örgütleri dahil hiç bir cihetin Türkmenleri dinleme veya onlarla bir diyaloğa girme girişimi hiç bir zaman kaydedilmemiştir.

Türkmenlerin de bu konuda aksaklıkları ve sorumlulukları inkar edilemez. Irak Türkmenleri Arap dünyasına ve uluslararası camiaya kendilerini tanıtma çabaları çok yüzeysel olmuş doyurucu olmaktan uzak kalmıştır. Irak Türkmenleri konusunda Türkçe olarak çok kıymetli araştırmalar ve yayınlar Irak Türkmenlerinin tarihi yerleşim bölgeleri kültür akımları edebiyat ve folklorları konularını konu edinmiş ancak bu çalışmalar ne Arapçaya ne İngilizceye ne de öteki dünya dillerine çevrilmiş ve bu eserler hakkında uluslararası bilim kurumlarına veya politika merkezlerine ulaştırılmamıştır.

Aslında İngilizce ve Arapça olan bu çalışmayı bugün Türk kamuoyuna sunarken Irak Türkmenlerinin geleceğini kaygı ile izleyen bilim çevrelerine ufak bir uğraşla da olsa ışık tutmaya çalışmak istedik.Bu çalışmaların ileride Türkiyede bilim çevreleri tarafından daha da genişletilerek yapılması ümidini korumaktayız.

Erşat Hürmüzlü
2003





Irak Türkleri

BİRİNCİ CİHAN HARBİ'nden sonra, Misak-ı Milli'ye dahil olmasına rağmen,Türkiye hudutları dışında kalması önlenememiş Musul bölgesinde yaşamakta olan Türklerin karşılaştıkları zorluklarla çok fazla ilgilenmediğimiz bir vakıadır. Bidayette İngilizlerin, daha sonra da Irak hükümetlerinin, bu bölge Türklerinin, Türkiye Türkleri ile bir ilgisi bulunmadığı iddialarını kuvvetlendirmek maksadıyla, onlara ısrarla '' Türk'' yerine ''Türkmen'' deyişleri karşısında, Türkiye'de genç nesillerin bu konuda doğru bilgilere sahip olmadıkları dahi söylenebilir.

Uzun senelerdir yakından tanıdığım kıymetli dost Erşat Hürmüzlü, bu soydaşlarımızın yıllardır neler çektiklerini, her türlü zorluğa göğüs gererek geçmişlerini ve kimliklerini nasıl muhafaza ettiklerini, olayların içinde yaşamış bir kişi olarak canlı bir üslupla bizlere aktarmaktadır.

Irak'ta yeni bir düzen kurulması konusunun gündeme geldiği bu günlerde bu kitap, Irak Türklerinin haklarının korunmasında şimdiye dek gereğince yerine getiremediğimiz bir görevi bize hatırlatmaktadır. Bütün Türklerin okumalarını ümit ve temenni ettiğim böyle bir eseri bizlere kazandırdığı için Sayın Hürmüzlü'ye kendi hesabıma teşekkür ederim.

Kamuran GÜRÜN





Türkmenler ve Irak - Erşat Hürmüzlü
Birinci Bölüm : Türkmenler Kimdir?
İkinci Bölüm : Vatandaşlık
Üçüncü bölüm: Uluslararası Sözleşmeler
Dördüncü Bölüm: Türkmenlerin Siyasi Mücadelesi
- Irak Türkmenlerinin Siyasi Mücadele Tarihi
- 1959 Kerkük Katliamı
- Birinci Türkmen Öğretmenler Kongresi
- Türkmen Kardaşlık Ocağı'nın Kuruluşu
- 1963 Darbesinden sonra cereyan eden olaylar
- Arif Hükmü
- Irak Türkmenlerinin Kültürel Haklarının Kabulü
- Türkmen Liderlerinin İdam edilişi
- İkinci Körfez Savaşı

Beşinci Bölüm: Türkmenlerin Adedi
Altıncı Bölüm : Türkmen Bölgelerinin Etnik Konumu
Yedinci Bölüm: Irak Türkmenlerinin Dünya Görüşü






Türkmenler Kimdir?

Türkmenler Orta Asya'dan göç eden Oğuzlardır. Çoğu tarihçilere göre islamiyeti kabul ettikten sonra Türkmen ismini alan bu Türk kavmi islam ülkelerine yayılmış kurduğu devlet ve beyliklerle bu ülklerin kaderini çizmiş ve tarihinde çok belirgin bir rol oynamıştır.

Türkmenler Orta Asya'dan göç eden Oğuzlar olup bir kısmı kırsal alanda, diğer kısmı ise şehirlerde yaşamakta idi. Bunlardan konar-göçer olanlar Maveraünnehir (Seyhun Ceyhun arasında kalan bölge, özbeöz Türkçe olan adı Arap istilasından sonra değiştirilmiştir-SB) ve Hürasan bölgelerine yakın yerlerde bulunurlardı.

Oğuz boylarının ana vatanlarından yaptıkları göç bir hamlede meydana gelmemiş birbirini takibeden göçler uzun yıllar sürmüştür. Tarihçilerin görüşüne göre doğudan Maveraünnehir bölgesine göç eden Selçukların yanında Osmanlı hanedanının mensup olduğu Kayı Han aşireti de yer almış ve bir müddet orada kalmıştır. Daha sonra Sultan Gazneli Mahmut'un emri ile Horasan ve Merv'e göç ederek Mohan'da oturmaya karar kılmışlardır.

Oğuzların tarihi çok eskilere dayanır. Orhun Abidelerinin kitabelerine göre o dönemde Oğuzların Türk kavimleri arasında önemli yeri olduğu anlaşılmaktadır. Bu kitabeler Göktürk yurdunun kuzeyinde yaşayan Oğuzlara temas etmektedir. Oğuz boyları diğer Türk boyu olan Kırgızların baskısına maruz kalan kadar Anayurtları olan Orta Asya'da yaşadılar. Kırgızların tehdidi üzerine Oğuzlar Uygurlarla beraber anayurtlarını terketmek zorunda kaldılar.

Tarihi kaynakların çoğu 24 Oğuz boyunun efsanevi kimliği ile Türkler tarafından çok sevilen Oğuz han'a intisap ettiğine işaret etmektedir. Bilindiği üzere Oğuz Han milattan önce ilk Türk İmparatorluğunu kuran Mete Han'ın resmi lakabıdır.

Oğuz boyları da Oğuz Han'ın 24 torununa mensuptur. Selçuklu ailesi de Kınık boyuna mensuptur.

İslam ansiklopedisine göre Türkmenler Orta Asya'da oturan bir Türk kavmidir. El-Burini, Kaşgarlı ve diğer eski müellifler uygarlıkta ileri giden yerleşik Oğuzlarla Karluklar ve tarımla uğraşan Halaçlara Türkmen adını vermişlerdir.

Abul-Fevz Muhammed emin Bağdadi türklerin Yafes oğlu Kumer oğlu Türk'e intisap ettiklerini yazar. Barthold ise Hazar denizinden Çin hududuna yayılan türk boylarının Türkmen, Oğuz, Karluk ve Dokuz-Oğuz olduğunu söyler . Barthold tarihte en büyük iki Türk imparatorluğu olan Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarının bu Türkmenlerin eseri olduğunu yazar.


Türkmen isminin aslı ve anlamı:

1.Görüş : Bazı tarihçilere göre Türkmen deyimi "Türk" ve Farsça "Manend" kelimelerinin birleşerek Türk'e benzer anlamına gelen Türkmanend'den doğmuştur. Bu görüşü benimseyenlere göre müslümanlığı kabul eden Türkler bu adla anılmışlardır. Dorblue'nun ileri sürdüğüne göre Horasan yakınlarına göçeden Oğuz Han'a mensup bazı boylar kendilerine mahsus lehçelerini korumuşlardır. Bu yüzden Horasanlılar tarafından kendilerine Türkmanend = Türk'e benzer adı verilmiştir.

2.Görüş: Prof.Dr.Faruk Sümer'in de benimsedği başka bir görüşe göre Türkmen adı 11.yüzyıldan itibaren islam ülkeleri ile kurulan ticari ilişkiler sonucunda çoğunlukla islam dinine giren Oğuz boylarına verilmiştir. Bu tarihten iki yüzyıl sonraki dönemden itibaren Türkmen sözü Oğuz kelimesinin yerini alarak yaygınlaşmıştır. 

Türk tarihçisi Yılmaz Öztuna'ya göre Türkmen adı müslümanlar tarafından İslamiyeti kabul eden Türkler anlamında Oğuzlara için kullanılmıştır. Ancak 11.yüzyıldan itibaren Türkmen sözü Oğuz kelimesi ile beraber eş anlamda kullanılmış ve bu ad göçebe Oğuz boylarına verilmiştir.

3.Görüş:  İbn-i Kesir ve Mehmet Neşri gibi yazarlara göre ise Türkmen sözünün Türk ve İman kelimelerinden meydana gelmiş bileşik bir deyim olduğu da düşünülebilir.

4.Görüş : Ebul-Fida'ya göre Horasan ve Maveraünnehir bölgesinde yaşayan Türklerin müslüman olanlarına Türkmen denilmiştir. İslam dinini benimseyen bu Türklere Araplar arasına karıştıkları bunlarla henüz müslüman olmamış Türkler arasında tercümanlık etmekle tanındıkları için önceleri, Tercüman adı verilmiştir. Böylece Tercüman kelimesi ağızlarda zamanla Türkman biçimine dönüşmüştür.

5.Görüş: Deguignes'e göre Selçuklu Türkleri İran, Suriye ve Anadolu'yu ele geçiren birçok Türk boyları yanında Kumanlar da bulunuyordu. Kıpçak bölgesinden akıp gelen Kumanlar iki bölüğe ayrılmışlardır. Bunlardan bir bölüğü İslam imparatorluğu ile Erminya ve Horasan sınırına dayanan Maveraünnehir bölgesine yayılmışlardır. Diğer Arap tarihçilerinin Ğuz dediği ve öbür bölüğü oluşturan Uzlar ise Avrupa'ya doğru yönelmişlerdir. Deguignes'e göre Turkuman (sonradan Türkmen'e dönüşmüştür) kelimesi adı geçen Kuman boyundan kaynaklanmıştır.

6.Görüş: Necip asım ise Türkmen sözünün Türk insanını veya Türk savaşçısını ifade eden (Türk+men) kelimelerinden oluştuğunu ileri sürmüştür.

7.Görüş : Önem kazana diğer bir görüş de J.Deny tarafından ileri sürülmüştür. Türk gramerine dayanılarak ele alınan bu görüşte, men veya man takısının yücelik, ululuk veya sonsuz çoğunluk ifade ettiği üzerinde durulmuştur. Kısacası birleşik bir kelime olan, türkmen'in asil veya safkan Türk insanını ifade ettiği savunulmuştur.

8.Görüş: Buna benze bir görüşü de Türk müelliflerinden Hüseyin Hüsamettin ileri sürmüştür. Bu da man takısının yüzelik veya büyüklüğü ifade ettiğini böylece Türkmen kelimesinin büyük veya yüce Türk anlamına geldiğini benimsemiştir.

9.Görüş: Osmanlı Türkiyesi adlı eserinde Claude Cahen Türkmen kelimesinin Türklerin İslamlaşma döneminde ortaya çıktığını ve böylece müslüman olan göçebe Türkleri bu kelime ile henüz müslüman olmayan ve yerleşik düzende yaşayan medeni Türklerden ayırdedebilmek için kullanıldığını söylemektedir.

10.Görüş: Türkmen kelimesi hakkında ortaya atılan çeşitli görüş ve düşüncelerin bulunmasına rağmen biz Prof.Dr. İbrahim Kafesoğlu'nun bize daha sağlıklı görülen görüğüne katılıyoruz. Kafesoğlu Türkmen deyiminin yine dil gramerine dayanarak ortaya çıkış ihtimalleri üzerinde durmuş ve bu durumda Türkmen tabirinin ancak halis, asil, büyük, üstün, sağlam Türk manasına gelebileceğini benimsemiştir. Biz de bu görüşün doğruluğuna inanıyoruz.


Aslında özetlemek gerekirse, Türkmenler Orta Doğu Anadolu ve Kafkaslarda yaşayan Oğzulara verilen isimdir. Zaman zaman siyasi çevreler Türkiye Türkleri ile hudut aşırı yaşayan Türkleri ayırmak için özel bir çaba harcamışsa da bu bir yeniliği getirmemiştir. Zaten şu and Türkiye'de yaşayan Türkler de Türkmen Oğuz boylarına mensuptur.






Türk Asıllı Kürtler! 
Av.Saadun Köprülü (1957-2014) araştırması
Irak Türkmen cephesi Türkiye temsilcisi en son görevi ise Türkmen araştırmaları ve proje başkanı ve Türkmen şanı Türkiye temsilcisi. 







* Başbakan el_Maliki: Türkiye, Türkmenlere Kerkük kuzey Irak Kürt bölgesel yönetimine bağlanırsa itiraz etmemelerini istedi!...basın 2013

* Türkmen ilçesi Kifri'de, pkk Irak Türkmen Cephesi binasına saldırdılar binanın kaplarını kırıp yukarıdan Türkmeneli bayrağını indirip yaktılar.....Basın 2015



* Acaba Meclisimiz hangi Milletten?

____________________________






16 Mayıs 2014 Cuma

TUĞRUL , ALPARSLAN, MELİKŞAH - M.Kemal ATATÜRK



…tahkim etti. İşte bu sıralardadır ki (1043) Tuğrul Bey’in bizzat yaptığı akınlardan evvel garba 
akınlar yapmış olan Oğuzlar Suriye’ye girdiler. 
Bunlar Silvan (Miyafarkin) şehrini tahrip ettiler. 
Nusaybin’i muhasara ettiler. Musul’dan cizye aldılar. 
Bütün Diyarbakır ve Mezopotamya kıtalarında cevelan ettiler.

O tarihte Bizans Kralı bulunan Kostantin Monomak 
Tuğrul’un ittifakına talip oldu. 
Sulh teklifinde bulunmak üzere sefirler gönderdi. 
Tuğrul buna muvafakat etti.

Tuğrul, Diyarbakır’a yeğeni Kutalmış’ı memur etmişti.


Halife Rüesasının Hücumu:

Bu Türk reisinin Diyarbakır havalisinde vücudu, Arap rüesasını endişeye düşürüyordu. Bu reisler Türk esir kölelerinden yetişmiş adamlardı. İstedikleri, Oğuzları tard ederek Halifeyi ellerinde tutmaktı. Musul garbında, Sincar’da Kutalmış’a hücum ve mağlup ettiler. Kutalmış, Medya istikametine çekilmeye mecbur oldu. Orada Yunan kuman(dan)ı olarak bulunan Etiyen, Kutalmış’ın üzerine yürüdü; kanlı bir muharebe oldu. Etiyen mağlup ve esir oldu. Tebriz’de pazarda satıldı.

Bundan sonra Tuğrul, Medya üzerine kuvvetler gönderdi. Bu ordular Erzurum’a kadar ilerlediler.


Tuğrul’un Yunanlılar Üzerine Hareketi:

Erzurum yakıldı. 140.000 kişi telef oldu. Yunan ordusu ile yapılan muharebede düşman başkumandanı esir edildi.

Bizans İmparatoru, kumandanını kurtarmak üzere fidye-i necat hakkında konuşmak için Tuğrul’a sefir gönderdi. Tuğrul fidye kabul etmedi; esir kumandana hürriyetini bağışlamak büyüklüğünde bulundu. Yalnız ona bir daha kendisine karşı silah kullanmamasını tavsiye etti. Tuğrul da İstanbul’a bir sefir gönderdi ve Bizans’ın kendine vergi vermesini istedi. Bizans İmparatoru Kostantin Monomak harbi tercih etti; hazırlığa başladı. Kostantin ordusunda bulunan 15.000 Peçenek Türkleri, Tuğrul ordusuna yanaşınca Yunanlılara isyan ettiler ve onlardan ayrıldılar.

Tuğrul bütün kuvvetleriyle Bizans İmparatorluğu arazisine girdi.
Malazgirt’e kadar ilerledi. Malazgirt Kalesi’ni otuz gün kadar muhasara etti. Kale etrafında üç kat sur vardı. Ahali uzun muhasaraya tahammül edecek kadar erzak toplamışlardı.

Tuğrul gelecek baharda gelmek üzere burada fazla kalmadı. Merkezine döndü.

Bu havalide icap eden kuvvetleri bırakmıştı.


Tuğrul’un Bağdat’a Gidişi:

Tuğrul Bey öteden beri kendisini Bağdat’a davet eden Halifenin davetine icabet etmiyordu. Evvela bütün civar memleketleri zapt etmek istiyordu. Nihayet Irak’ın anarşi içinde olmasından ve… Bağdat yakınında Ali-Büvey(h) taraftarları karşı koymak istediler. Tuğrul onları mağlup etti, Bağdat’a girdi; her türlü hüküm ve nüfuza malik oldu. Ali-Büveyh’in son hükümdarını tutturup hapsettirdi ve Ali-Büvey(h) Hükûmetine nihayet verdi.

Tuğrul Bey bir seneden fazla Bağdat’ta kaldı. Hemşiresi Hatice’yi Halifeye verdi. Bu sırada Mısır Halifesinin kendi aleyhinde tertibatta bulunduğunu haber aldı. Derhâl Musul ve Diyarbakır üzerlerine yürüdü. Bu şehirleri ve Sincar’ı zapt etti, Mısır Halifesinin kuvvetlerini dağıttı.


Bağdat’a Avdet ve Hususi Merasim:

Bu muzafferi(ye)tten sonra Tuğrul, tekrar Bağdat’a döndü. Halifenin yanına girdi. Halife bir tahtta oturuyordu. Tuğrul da başka bir taht üzerine oturdu. Bir ferman okundu. Bu fermanla, Halife Tuğrul Bey’i bütün memleketlerin sahibi ve bütün Müslümanların yüksek hükümdarı olarak tanıyordu.


Halifenin Türk Hakanını Hakan Tanıtması:

Nihayet Tuğrul Bey, şark ve garp hükümdarı ilan edildi. İşte bu suretle Halife kendisine bir hâkim tanımış oldu. Zaten Türklerden bir emirülümera tayinine başlandığı tarihten beri halifelerin hiçbir nüfuzları kalmamıştı; yalnız maaş alırlar ve İslam’ın halifesi sıfatı ile halkın gösterdiği hürmetle iktifa ederlerdi.

Tuğrul zamanında İslam âleminin idaresi resmen Türklere verilmiş oluyordu. Bütün Müslüman dünyası bir kül(l) kabul olunuyordu. Tuğrul, dinî riyaseti kabul etmedi. Laik bir devlet reisi kalmayı tercih etti. Unvanı Sultan-ı İslam oldu; dinî riyasette Halifeyi bıraktı. Bu dinî riyasetin kaldırılmaması hatasının sonraları bütün Türk tarihinde acı ve yıkıcı akisleri görülmüştür.

Tuğrul, İran’da çıkan bazı isyanları bastırmak üzere Bağdat’ı terk etti. İran’da ve Kafkaslarda bir hayli uğraştı.


Fatımîlerin Bağdat’ı Zaptı:

Sultan Tuğrul’un Bağdat’ı terk etmesi üzerine Fatımîler Bağdat’a girdiler. Halife Kaim Biemrillah’ı Bağdat haricinde bir yere hapsettiler. Mısır Halifesi Mustansır’ı halife olarak tanıttılar.


Tuğrul’un Tekrar Bağdat’a Gelişi:

Sultan Bağdat’a girdi, Fatımî kuvvetlerini mağlup ve tard etti. Halifeyi Bağdat’a getirdi. O havalide sükûneti tesis eyledi. Bu sırada idi ki; Horasan’da bulunan Çakır (Çağrı) öldü, yerine onun oğullarından Alparslan geçti. Tuğrul Bey’in vekili olarak on sene Horasan’ı idare etti.


Tuğrul’un Halifenin Kızı ile Evlenmesi ve Ölümü:

Sultan Tuğrul, Halifenin kızıyla evlenmek fikrinde bulundu. Muvafakat edilmedi. Müzakerât ile uzun zaman geçti. Nihayet Sultan, Halifenin tahsisatını kesti; onun üzerine rıza gösterildi. Nikâh mukavelesi Tebriz’de yapıldı.

Tuğrul evlenmek üzere Bağdat’a gitti. Evlendikten sonra zevcesiyle birlik(te) döndü. Rey şehrine geldiklerinde hastalandı, 72 yaşında öldü.

Tuğrul, halim, âkil, ihtiyatlı bir hükümdar idi. Düşmanları kendisinden korkar ve ona hürmet ederlerdi. Tebaasının çok muhabbetini kazanmıştı.


Alparslan (1063):

Tuğrul’un yerine Alparslan geçti. İlk işi Halifenin kızını Bağdat’a gönderip, Bağdat’ta kendi namına hutbe okunmasını istemek oldu. Teklifi kabul olundu.

Alparslan şarkın en büyük adamlarından biri olan Nizamülmülk’ü vezir yaptı. Bu vezir yalnız Alparslan’ın şan ve şerefini ve halkın saadetini temin ile iştigal eylemiştir.

Alparslan Maveraünnehir, Horasan, Gazne, Kirman ve umumiyetle İran içinde sükûn ve inzibatı tesis ettikten sonra bir müddet Anadolu ve Suriye işleri ile meşgul oldu.

Alparslan birkaç sene içinde Suriye’yi, Kudüs’ü, Gürcistan’ı zapt etti. Selçuk Türkleri artık Konya, Kayseri, Malatya, Ahlat, Malazgirt şehirlerine kadar girerek Anadolu içlerinde istedikleri gibi akınlar yapıyorlardı.

Bizans tahtına Romen Diyojens geçti (1068). Bu imparator Türkleri kovmaya ve onların akınlarına mani olmaya karar verdi. Üç sene kadar muhtelif istikametlerde neticesiz muharebeler yaptı, uğraştı, durdu. Romen Diyojens 1070 senesi ilkbaharında İstanbul’dan kalktı; Anadolu ortasından şarka yürüdü.

Kayseri civarına kadar yayılmış bazı Türk müfrezeleri çekildi. İmparator Malatya civarında bir miktar asker bıraktıktan sonra o civarda Fırat’ı geçti; Ahlat umumi istikametinde yürüdü. Malatya’da bırakılan Rum ordusu Türk müfrezeleri tarafından mağlup edildi ve bütün malzemesi elinden alındı. Türkler tarafından takip olunan Rumlar, Romanos Diyojens’e iltihak ettiler.

Türk akıncıları bir taraftan Konya ve Kayseri mıntıkalarında Romanos ordusunun gerilerinde tahribata başladılar. Romanos artık Ahlat’ı düşünmekten vazgeçti, geriye döndü.


Malazgirt Muharebesi (26 Ağustos 1071):

Romanos, 1071 senesi ilkbaharında 100.000 kişilik bir ordu ile şarka yürüdü. Erzurum’a kadar gitti. Orada şu tertibatı aldı: Bir kol Ahlat’a, diğer bir kol da Malazgirt’e gönderdi. Kendisi ordu kısm-ı küllisinin başında olarak Malazgirt istikametinde yürüdü.

Malazgirt’teki Türkler ilk gelen Rum kuvvetlerini bozdular. Malazgirt’e yaklaşmış olan İmparator, askerlerinin imdadına diğer bir kuvvet gönderdi. Bütün Malazgirt Rum ordusuna, Vasilaki namında biri kumanda ediyordu. Vasilaki Türkler tarafından esir edildi ve Alparslan’ın huzuruna götürüldü.


Alparslan’ın Muharebe Meydanına Yetişmesi:

Alparslan Rum İmparatorunun Erzurum havalisine geldiğini Azerbaycan’da Hoy şehrinde haber almıştı; ancak 40.000 kadar süvari toplamaya vakit buldu.

Alparslan, esir Vasilaki’ye bir ordu kumandanına layık hürmeti gösterdi. Sultan, esirine bütün kuvvetlerini gösterdi.


Sultan ve İmparator Karşı Karşıya:

İki hükümdar, başkumandanlar ordularıyla karşı karşıya bulunuyorlardı. Romanos, bizzat bütün bir gün, tepelerden Türklerin harekâtını gözledi. Akşam üzeri çekilmek istediği zaman Türkler naralarla oklar atarak bir süvari hücumu yaptılar.

Rumlar bütün geceyi büyük bir korku ve telaş içinde geçirdiler. Ertesi günü, Romanos ordusunda bulunan Oğuzlardan bir fırka gidip Türk Sultanına teslim oldu.


Muharebeyi Zaruri Kılan Rum Gururu:

Alparslan, Romanos’(a) sulh teklif etmek üzere bir elçi gönderdi. Alparslan’ın bu teklifi, muharebeden korktuğuna haml olundu. Türk Elçisine mutaazzımâne muamele olundu. Romanos, Rey şehrinin kendisine rehine olarak teslimini istedi. Hâlbuki bu şehir o zaman Selçuk İmparatorluğu’nun payitahtıydı. Sultan kızdı, muharebeye hazırlandı. Bu bir cuma günüydü; biraz sonra dökülecek o kadar Türk kanını düşünerek ağlamaktan kendini men edemedi.

Alparslan sırtına beyaz bir elbise giydi. “Eğer mağlup olursam burası bana mezar olacaktır.” dedi ve Rum ordusuna karşı yürüdü.

Muharebe akşama kadara gayet şiddetli ve kanlı bir surette devam etti. Karşılıklı dalgalar oldu. Nihayet akşama doğru Romanos ricat emrini verdi. Ricat panik şeklini aldı; Türkler şedit hücumlarla saldırıyorlardı. Romanos’un beygiri yere yıkıldı, yaralandı, esir edildi.

Alparslan, Bizans İmparatorunu önünde yerlerde görünce evvela ayağı ile üzerine bastı, sonra yerinden kaldırdı, tesliyette bulundu, hüsn-i muamele etti. Sultan, Romanos’la bir sulh muahedesi yaparak onu serbest bıraktı. Sulh şartları: bir milyon altın sikke vermek ve bütün Türk esirlerini teslim eylemekti.


Muahedenin Tatbik Olunamaması:

İstanbul’da mağlubiyet haberi üzerine Bizans tahtına Mişel Parapinas (Mihael Dukas) çıkarıldı. Muahede tatbik olunmadı.


Anadolu’nun Esaslı İşgali:

Alparslan, Anadolu içerilerine yeni ordular gönderdi. Bunlar zapt ettikleri yerlerde yerleştiler.


Alparslan Şarkta ve Onun Ölümü:

Anadolu’da fütuhat devam ederken, Alparslan, Suriye’de bir seyahatten sonra 200.000 süvari ile şarkta Karahanlılar üzerine yürüdü, Ceyhun kıyılarına geldi; nehir üzerine köprü kurdurdu. Ordusu geçerken civarda bir kale zapt etmek istedi. Kalenin cesur Kuman(dan)ı Yusuf namında biri, neticede esir düştü.

Alparslan, bu kumandana tahkirâmiz muamelede bulundu. Yusuf, hançerini çekerek Alparslan’ı böğründen yaraladı. Alparslan, bu yaradan öldü; Merv şehrine naklolunarak orada gömüldü. Mezar taşında şu sözler yazılıdır. 

“Semalara kadar yükselen Alparslan’ın büyüklüğünü görmüş olanlar, gelin şimdi onu Merv’de bir avuç toprak altında görün.”

Alparslan, cesur, âlîcenap, âdil ve halim idi. Uzun boylu, cesur bakışlıydı. Bütün tebaasının hürmet ve muhabbetini kazanmıştı. Tahtına yüz süren hükümdar ve şehzadelerin miktarı 1200’ü bulmuştu.


Melikşah:

Alparslan, son nefesinde oğlu Melikşah’ı veziri Nizamülmülk’e tavsiye etti ve kumandanlarını ona biat ettirdi. Melikşah Sultan, sultan oldu. Emirülmüminin lakabını da aldı. O zamana kadar halifelerden başka hiçbir hükümdar bu lakabı almamıştı.


İlk Vaziyet ve İcraat:

Melikşah’ın amcası, Kirman Valisi Kavurt, sultanlık iddiası ile isyan etti; büyük mücadele oldu. Kavurt bertaraf edildi.

Biraz sonra (1075) Halife Kaim Biemrillah öldü. Yeni halife, ancak Türk sultanının muvafakati ile olabilirdi. Bunun için veziriazam olan Nizamülmülk’ün oğlu Müeyyidülmülk Bağdat’a gönderildi.

Muktedibillah halife ilan edildi.

Aynı tarihte Melikşah, yeğeni Kutalmış oğlu Süleyman’ı o zamana kadar tutundukları noktalardan Rumları söküp atmak vazifesiyle, Suriye’ye gönderdi. Süleyman, Suriye’de muvaffak oldu, Anadolu’da da ilerlemeye başladı. Bu esnada kumandanlardan Atsız da Mısır’a ilerliyordu.


Melikşah Garpta:

Melikşah, Horasan’da lazım gelenleri bizzat itaat altına aldıktan sonra garba hareket etti.

Şimalî Irak ve Suriye’de bazı icraattan sonra ilk defa Bağdat’a girdi. Orada kızını Halife ile evlendirdi. Melikşah, Halifenin başka zevce almaması şartıyla kızını vermişti. Sultanın Halife üzerindeki tesiri bu ka(da)r fazlaydı. Bağdat’ta Melikşah’ın kumandanlarına dahi bir hükümdar gibi muamele edilirdi.


Melikşah’ın Faaliyeti:

Melikşah, imparatorluk hududunu birçok defalar baştan başa kat etmişti. Mekke’ye de gitti. İmparatorluk, Çin Türkeli’nden Akdeniz’e ve Anadolu ortalarından Kızıldeniz’e kadar genişlemişti. (1092)


Konya’da Selçukîler:

Süleyman, Garbî Anadolu’nun fethini tamamladı. Evvela İznik, sonra Konya merkez ittihaz edildi.


Melikşah’ın Ölümü ve Devletin Sarsılması:

Melikşah Halifeyi başka bir şehre yollamak lüzumuna kani oldu; bu maksatla Bağdat’a gitti; orada iken öldü.

Dört oğlu vardı. (Mahmut, Mehmet, Berkyaruk, Sancar)



MUSTAFA KEMAL ATATÜRK



ATATÜRK Kol. Kls. Nu.: 11; Dosya Nu.: 232; Fihrist Nu.: 1-15
TÜRK TARİHİ YAZILARI - MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Hazırlayanlar:Dr.Öğr.Alb.Ahmet Tetik- Arş.Uzm.Ayşe Seven- Arş.Uzm.Melike Gürler
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları,2008










NOT:
Sultan Alparslan'ın mezar yerinin bulunmasına ilişkin çalışmalar :
Türkiye ve Türkmenistan tarafından bilim heyetleri kuruldu.


_____________________