Translate

türk ermeni ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk ermeni ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2016 Çarşamba

Ermeni İddiaları Bilimsel Temellerden Uzak Mitolojik Hikayelerle Süslü





“Günümüzde Ermeniler kendilerinin soykırıma uğradıkları yönünde politik ağırlıklı ve kültürel muhtevalı propaganda ile etkinliklerini devamlı olarak artırmaktadırlar.”



Ermeni meselesi, kökü derinlere – 1878-Berlin Kongresine kadar giden büyük güçler, özellikle İngiltere ile Rusya arasındaki rekabetten kaynaklanan bir konu olarak gündeme gelmiş, Ermeniler “Büyük Ermenistan” vaadleriyle bariyer olarak kullanılmıştır. Karşılıklı kullanma ve kullanılma ilişkisi çizgisinde şekillenen politikalar Türk insanı açısından acı ve felaket kaynağı olarak ortaya çıkmıştır. Ermenilere yönelik devletlerin ilgilerinin kaynağında onların yayılmacı stratejileri yatmaktaydı. Değişen durum yok. Güçlü Türkiye için Ermeni meselesi her zaman baskı aracı olarak kullanılacaktır. Demek istediğim, bu politik bir oyundur ve başarılı şekilde devam etmektedir. Ermeni meselesinin hangi durumda ortaya çıkması, 1915 olayları tarihte yaşanmış olaylardır. Tarihin bir parçasıdır. Aslında tarih matematik kadar nettir. Belirli bir tarihte olaylar yaşanır, sebepleri, sonuçları nettir. Fakat insanların bakış açısı farklıdır. Bu durumda farklı yaklaşımlar tarih bilimini objektiflikten çıkarmaktadır. Olaylara tek taraflı olarak bakılmamalıdır. Türk tezinin savunulmasına gerek yok. Arşivler var, olaylar araştırılmalı, incelenmelidir. Ortada soykırım değil, savaş vardır. Savaşta her şey mümkündür. İki taraftan da ölenler olmuştur. Fakat asıl mesele, bu 1915 olaylarına sebebiyet veren kimlerdir? Bir zamanlar “milleti-sadıka olarak” tanımlanan Ermeni tarafının bunu görmezden gelmesi mümkün değildir.


Gerçekleri tahrif etmek ve tarihi belgeleri kendi çıkarları için örtbas etmek Ermenilerin kendi amaçları yolunda geniş şekilde yararlandıkları unsurların başında gelmektedir. Ermenistan’ın sadece Türkiye’ye değil, aynı zamanda Azerbaycan’a yönelik toprak iddialarının sebeplerini anlamak için bu iddiaların ideolojik, mitolojik ve politik boyutunu irdelemek gerekir. Ermeniler dünya kamuoyuna en eski ulus olduklarını, Doğu Anadolu ve Kafkasya’nın Hz. Nuh tarafından onlara vadedildiğini ispat etmeye çalışıyorlar. Ermeni iddiaları tarihi ve bilimsel temellerden uzak mitolojik hikayelerle süslü sahte belge ve bilgilere dayanmaktadır. Hz. Nuh’un Ermeni kökenli olduğu, bu sebepten ayak bastığı tüm toprakların torununun torunu ve aynı zamanda Ermenilerin atası hesap edilen Hay veya Hayk’a vadedilmiş olması şeklinde ortaya atılan iddialar “Büyük Ermenistan” ideolojisinin temelini oluşturmaktadır. Kendilerinin Tanrı tarafından seçilmiş bir ulus olduklarını düşünen Ermenilere göre Hz. Nuh tarafından vadedilen topraklar Türkiye’nin de Doğu Anadolu illeri, Azerbaycan’ın Karabağ, Nahçıvan, hatta bütün toprakları, Gürcistan’ın Borçalı ve Cavaheti bölgeleridir. Ermeniler arasında Türkiye’nin doğu illeri Batı Ermenistan, Azerbaycan ise Doğu Ermenistan olarak bilinir. Bunun yanısıra “yeryüzünün ilk Hıristiyan devleti ve ulusu” gibi iddialar da ortaya atarak kendilerini Hıristiyanlığın Kafkasya’daki kalesi gibi göstermek niyetindedirler. Ermenilerin Hıristiyanlık üzerine stratejilerinin geliştirilmesi kaçınılmaz bir ihtiyaç haline gelmiştir. Hıristiyanlık üzerinden geliştirilen bu yöntem Ermenilerin din stratejisidir ve Ermeni tarafına üstünlük sağlayan unsurların başında gelmektedir. Dolayısıyla bu tür iddialar “denizden denize Büyük Ermenistan” ideolojisinin gerçekleşmesi için komşu ülkelerin toprakları üzerinde yoktan var edilen fantastik hak iddialarıdır.


“Büyük Ermenistan” ideolojisinin gerçekleştirilmesi yolunda iki önemli araç mevcuttur:

Türkiye’ye yönelik soykırım iddiaları; “Sözde Doğu Ermenistan”ın kurtarılması, diğer bir değişle, Azerbaycan topraklarının işgali ile başlayan Ermenistan-Azerbaycan, Dağlık Karabağ savaşı.

1915 olayları, tehcir kararı, bu sebeple ortaya çıkan soykırım iddiaları “Büyük Ermenistan” ideolojisinin gerçekleşmesi yolunda en önemli araçlardan biridir.


Büyük Ermenistan ideolojisi çerçevesinde Ermenilerin hedef aldığı diğer bir ülke ise Azerbaycan’dır. Ermeniler Azerbaycan’ı Doğu Ermenistan olarak tanımlamaktadırlar. Ermenilerin bu savaşta kısmen başarılı olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü büyük güçlerin yardımıyla Azerbaycan’a saldırmak ve toprak elde etmek çok kolay olmuştur. İster XX. yüzyıl başlarında, isterse de 1990’larda gerçekleşen toplu katliamlar ve kaybedilen topraklar zira bu çerçevede değerlendirilmelidir. Azerbaycan’a bağlı toprakların %20’i halen Ermeni güçlerinin işgali altındadır. Belirtmek gerekirse, bu savaş direkt olarak Ermenistan-Azerbaycan çatışması değildir. Eğer çatışma gerçekten böyle olsaydı, Azerbaycan tarafı bu çatışmayı bizzat kendisi çözebilirdi. Büyük güçlerin, özellikle Rusya’nın askeri desteğini gözden kaçırmamamız lazımdır. Bu da farklı bir konu.


ASALA varlığını sürdürür veya sürdürmez, bu o kadar da önemli değil. Türkiye veya Türk diplomatları sadece Ermeni terör örgütlerinin hedefinde değildir. Bilirsiniz, terör örgütleri birileri tarafından desteklenir (ekonomik, politik, silah açısından) ve ortaya sürülür. Biri gider, biri gelir. Bu ASALA değil, başka bir terör örgütü de olabilir.


Ermeniler “yeryüzünün ilk Hıristiyan devleti ve ulusu” gibi iddialar ortaya atarak kendilerini Hıristiyanlığın Kafkasya’daki kalesi gibi göstermektedirler. Hıristiyanlık üzerinden geliştirilen bu yöntem Ermenilerin din stratejisidir ve Ermeni tarafına üstünlük sağlayan unsurların başında gelmektedir. Soykırım iddiaları Ermenilerin etno-psikolojik travmasının bir ürünü olsa da, Batılı devletler ve Vatikan tarafından farklı bir önem taşımaktadır. Çünkü siyasi literatürde ilk kez soykırımın Yahudilere yapıldığı gösterilmektedir. Yahudilerin onlara yapılan soykırımdan dolayı sadece Nazi Almanyası’nı değil, bütünlükte Kilise’yi mesul tutması sebebiyle Hıristiyan dünyası suçluluk psikolojisi içerisine düşmüştür ve bu psikolojiden kurtulmak için “Hitler soykırımı Türklerden öğrendi” şeklinde propagandalar yapmaktadır. Bu yüzden Batı devletlerinde ilk kez soykırıma uğrayanların Yahudiler değil, güya Müslüman Türkler tarafından öldürülen Hıristiyan Ermeniler olduğu sık sık gündeme getirilmektedir. Dikkat çeken önemli diğer bir mesele ise yine geçmişten miras kalan Haçlı zihniyetidir. Meseleye hem ırkçılık, hem de dini yönden bakmak gerekmektedir. Batıda Türkiye ve Türk karşıtı bir düşüncenin yaygın olduğu bir gerçektir ve bu düşünce tarihsel bir gelenek gibidir. Türk düşmanlığının çok önemli bir parçası olan Haçlı zihniyeti sadece Türkiye’yi değil, Azerbaycan’ı da kendi kıskacına almıştır. Azerbaycan da Türk ve İslam dünyasının bir parçası olduğuna göre Ermenistan-Azerbaycan çatışmasında destek Ermenistan’a verilmektedir.


Son dönemlerde bilirsiniz, kuşkusuz en çok tartışılan konu dünyada yaşanan birtakım savaşların ve sorunların medeniyetlerin çatışmasından kaynaklandığı iddialarıdır. Bu iddaların aksini düşünenler de mevcuttur. Ünlü Amerikalı siyaset bilimci Samuel P. Huntington’un “Medeniyetlerin çatışması ve yeni dünya düzeninin kurulması” isimli kitabı yayınlandıktan sonra yazarın “ortaya çıkmakta olan küresel siyasetin en temel ve en tehlikeli boyutunun farklı medeniyetlerdeki gruplar arasındaki çatışmalar olacağı yolundaki görüşü”nden sonra insanlar değişik biçimlerde etkilenmiş ve korkuya kapılmışlardır. Huntington’un fikirleri gerçek manasından çok öte farklı bir şekilde algılanmakta ve analistler tarafından çok eleştirilmektedir. “Medeniyetler çatışması” ifadesinin insanları ürküttüğü yadsınamaz bir gerçektir. Ancak Huntington’un bu iddiasını tam olarak yanlış kabul etmek de doğru değiıdir. Bugün küresel siyasette medeniyetlerarası ilişkilerin önemli yeri vardır. Diğer medeniyetleri bir tarafa bırakıyorum, ama Batı medeniyetinin İslam ve Türk medeniyetleri ile çatışma içerisinde olduğu bir gerçektir. Tarihi gerçekler ve analitik tespitler ışığında Batı medeniyeti ile Türk medeniyeti arasında geçmişten beri süregelen bir çatışmanın varlığını, Ermeni meselesinin bu çatışmanın bir ürünü olduğunu, Türkiye’ye yönelik iddiaların, Ermenistan ile Azerbaycan arasında yaşanan sorunun Batı-Türk medeniyetlerinin çatışmasından kaynaklandığını ispat etmek mümkündür. Tespitler esasında çıkan sonuca göre, Batı devletlerinin Ermeni meselesindeki tutumları ve çifte standartlar politikası tamamen Batı medeniyeti ile Türk medeniyeti arasındaki çatışmadan kaynaklanır.


AİHM tarihin çeşitli dönemlerinde Afrika’da, Amerika’da, Uzak Doğu’da, Orta Doğu’da yapılan katliamları gözden geçirmelidir. Diğer bir taraftan, hangi suçlamalar? Eğer iddia edildiği gibi, 1915 yılında 1,5 milyon Ermeni katledilmişse, nerede mezarlıklar? Soykırım gibi oldukça ağır suçlamalarda bulunan Ermeniler ispat için toplu mezarlığı göstermek zorundadırlar. AİHM de bu delili gördükten sonra Türkiye’yi itham edebilir. Elde delil yok. Dediğim gibi, maalesef Haçlı zihniyetinden yola çıkarak farklı isimler altında suçlamarda bulunmak tabii ki, uluslararası toplumsal bakış açısını önemli derecede etkiler.


Ermeni suçlamalarının bir yerde duracağını söylemek mümkün değildir. Medeniyetlerin çatışması devam edeceği sürece bu suçlama devam edecektir. Her defasında ister Türk, isterse de Batılı bilim adamları (J.McCarty, B.Lewis, S.Shaw vs.) tarafından bu ifadeler gündeme getirilmektedir: “Bırakın, tarihçiler karar versin! Arşivler açılsın!” Bu ifadeler doğru yaklaşım olsa da, maalesef tarihçilerin değil, siyasilerin gündemini işgal etmiştir. Günümüzde Ermeniler kendilerinin soykırıma uğradıkları yönünde politik ağırlıklı ve kültürel muhtevalı propaganda ile etkinliklerini devamlı olarak artırmaktadırlar. Bunun sonucu olarak Ermeni propagandası etkili birçok çevreyi ele geçirmiştir. Çeşitli üniversiteler, bilim kurumları, uluslararası kuruluşlar, kongreler, konferanslar, basın-yayın, sinema Ermeni faaliyetlerinin propaganda ve psikolojik etkileme alanlarıdır. Ermenilerin yoğun şekilde etkinliklerini artırdığı bu faaliyetler karşısında Türk soykırımını ortaya çıkarmak ister Türkiyeli olsun, isterse de Azerbaycanlı, genel anlamda çağdaş Türk tarihçilerinin bir görevidir. Bu yönde elbette, sık sık konferanslar, sempozyumlar düzenlenmeli, her fırsatta Ermenilerin yaptıkları katliamlar dile getirilmelidir. Fakat bununla birlikte en etkin propaganda aracı olarak film yapımına da yönelmek gerekiyor. Çünkü görsel bir dünyada yaşadığımızı unutmamak gerekiyor. Propaganda kampanyasında kullanılabilmesi için Türklerin soykırıma uğradıklarını konu edinecek olan HOCALI’ya (1992 yılında Azerbaycan’ın Hocalı kasabasında Ermeniler tarafından yapılan katliam) dair bir film en iyi örnek olabilir. Bu tür filmlerin yapımı için Türkiye ve Azerbaycan olarak işbirliği anlaşmasına varılabilir.


Bu iddialar değil 2016’da, daha uzun yıllar gündeme getirilecek. Çünkü soykırım iddiaları Ermeni kimliğinin bir parçasıdır. Bu iddiaların gündemden düşmesi Ermeni kimliğinin iflası anlamına gelir. Diğer bir taraftan, bilirsiniz, bu iddialar sadece Ermeniler tarafından gündeme getirilmemektedir. Büyük güçlerin jeopolitik çıkarları çerçevesinde Türkiye üzerinde baskıları da (buna Vatikan da dahildir) diğer faktörlerle birlikte Ermeni meselesi üzerinden gelişmektedir.


Gerçekçi olmak gerekirse, Ermeni hükümetinin uygulamalarında meydana gelecek değişim öncelikli olarak şayet Ermenistan kendisini Rusya’dan kurtarırsa mümkün olabilir. Biz bu gün Ermenistan’ı tam olarak bağımsız devlet olarak niteleyemeyiz. Ermenistan, deyim yerindeyse kendisini zorunlu olarak Rusya’nın kucağına atmıştır. Çünkü Türkiye’ye yönelik toprak, soykırım ve tazminat iddialarından vazgeçmek, aynı zamanda işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmek niyetinde değil. Bu nedenle Türkiye ve Azerbaycan’dan korku algılamaktadır. Ayrıca Ermenistan Türkiye’nin toprak bütünlüğünü de tanımamaktadır. Birkaç yıl öncesine kadar Türkiye’nin komşularla sıfır politikasını analiz edelim. Türkiye ilişkileri normalleştirmek istemişti, fakat ne değişti? Ermenistan ne yaptı? Elde var sıfır. Ermenistan anlaşmaya varmak istemiyor veya anlaşmaya varmak istese bile bu Ermenistan devletinin elinde değil. 1990’lı yıllarda eski Ermenistan Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan anlaşmaya varmak istemişti, fakat istifaya zorlandı.


Türk lobisinin Ermeni lobisi karşısında maalesef güçlü olduğunu söyleyemem. Diğer bir taraftan, soykırım iddiaları karşısında Türk lobisinin cevabı ne olabilir? Biri “sen yaptın” demekte, diğer taraf bunu inkar etrmektedir. Bu yıllarca devam edecek. Türk lobisi Azerbaycan diasporu ile birlikte hareket etmelidir diye düşünüyorum. Burası da bir gerçek ki, maalesef Batı dünyasında İslamofobik bir düşünce mevcuttur. Müslümanların her zaman barbar, katil olduğu düşünülmektedir. Bugün crusades (Haçlı Seferleri) adı altında bir siyaset yürütülmektedir. Türkiye de İslam dünyasının bir parçasıdır. Bu da yetmez, Türk medeniyetinin ayrılmaz parçasıdır. Türkiye bugün İslamı bırakıp Hıristiyan olsa bile yine sevilmez. Bu konuda “L’ Avvanire” gazetesinin 3 Ocak 2000 tarihli sayısına bakmak yeterlidir. Herşeyi orada görmek mümkün. Bunun gibi çok sayıda örnekler vardır.


Beklentiler Türkiye’den toprak koparmak, tazminat almak, Türkiye’yi zayıflatmak, Türklere “haddini” bildirmek, Azerbaycan’dan kopardıkları işgal politikasını meşrulaştırmak ve s. Ermeni Ulusal Doktrini’ne göre Ermeniler Türklerden hep çekmişler. Öncelikle güya Hz. Nuh tarafından onun torunun torunu olan Hay veya Hayk’a vadedilen tarihi Ermeni toprakları Türkler tarafından zaptedilmiş, 1915 yılında kasıtlı olarak soykırımına uğratılmışlardır. Gönüllü olarak Türkler işgal altında olan Ermeni topraklarını geri vermeyeceklerini ve soykırım suçlamalarını kabul etmeyeceklerine göre onlara hadlerini bildirmek gerekir. Bu da şiddet ve politik yolla olabilir ki, bunun sonuçlarını biz açıkça görebiliyoruz. Türkiye’ye yönelik toprak, soykırım ve tazminat iddiaları, diğer taraftan 1990’larda Azerbaycan’da yapılan Hocalı soykırımı. Dikkat ederseniz ben Azerbaycan’la bağlı detayları her fırsatta dile getiriyorum. Çünkü Ermenilerce Anadolu veya Azerbaycan Türkleri aynı kalıp içerisinde değerlendirilmektedir. Türk her yerde Türk’tür. Aynı kalıp içerisinde değerlendirildiğine göre Azerbaycan’ın Hocalı kasabasında 600’den çok sivil Türk, özellikle çocuklar, kadınlar ve yaşlılar sırf Türk oldukları için acımasızca katledildi. Cesetlerin kafa tasları çıkarıldı, derileri yüzüldü. Ölmüş insanların üzerinde bir takım operasyonlar yapıldı. Ve tüm bunlar güya Türkler tarafından Ermenilere yapıldı şeklinde dünyaya lanse edilmeye çalışıldı. Bu durum Ermenilerde Türk insanına nefret psikolojisinin, Türk’ü öldürmekten manevi zevk alma düşüncesinin somut örneğidir.


Ekonomik anlamda faydalara gelince, Ermeniler Türkiye’den tazminat talep istemektedirler. Bu yüzden her geçen gün ölenlerin sayını artırmaktadırlar. Eskiden bu durum 300 bin kadardı. Günümzde 1,5 milyon, hatta bir az daha aşırıya giderek 2 milyon kadar göstermektedirler. Her sene insanların sayısının artması doğaldır, fakat belirli bir tarihte ölmüş insanların, Ermenilerin sayısının gittikçe artması son derece ilginç bir icat. Ermeniler bu sayıyı artırmakla ölmüş her bir Ermeni için para talebinde bulunmaktadırlar. Diğer bir taraftan, Ermenistan ekonomik olarak çöküş noktasında. Gelirleri yok, hiç bir projede yer almamakta, her geçen gün Ermenistan’da yaşayan insanlar kendi ülkelerini terk etmektedirler. Bu yüzden ekonomilerini tazminat üzerinden düzeltmeye çalışmaktadırlar. Diğer bir amaç ise büyük devletler de bu baskı aracından yararlanarak Türkiye’yi ekonomik açıdan çökertmek niyetindeler.


Türkiye’nin kendi toprak bütünlüğünü koruma adına bir şeyler yapması son derece doğaldır. Fakat önemli olan diplomasidir, diye düşünüyorum. Savaş en son adımdır. Türkiye’nin Ermenistan toprağında PKK’ya yönelik operasyonlar düzenlemesi onu mutlaka Rusya ile yeniden karşı karşıya getirebilir. Aslına bakılırsa Türkiye’den istenen de budur. Tarihe bakalım, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti nasıl savaşa itildi? Türk bayrağı altındaki Alman gemilerinin Rusya’ya top atmaları sonucu. Demek istediğim, günümüzde Rus-Türk ilişkilerinin son derece hassas olduğu bir dönemde oldukça akılcı adımlar atılması gerekiyor. Bunun için savaş yok, diplomasi gerekir. Devlet olarak Türkiye ne yapacağını gayet iyi biliyor.


Ermeni meselesinin Rusya ile İngiltere arasındaki rekabetten ortaya çıktığı, Osmanlı Devleti’nin çökmesi ve onun topraklarına sahip olmak için Ermenilerin araç olduğu, onların kullandıkları tarihi bir gerçektir. Rusya’nın Türkiye üzerindeki emelleri herkes tarafından bilinmektedir. İster Çarlık döneminde olsun, ister Sovyet döneminde, isterse de günümüzde. Ermeni meselesi açık şekilde Rusya’nın elinde bir anahtar. Türkiye’ye ve Azerbaycan’a yönelik Ermeni kartı baskı aracı olarak kullanılmaktadır. Bugün Ermenistan sınırlarını Rusya korumaktadır. Ermenistan’ın Türkiye ile olan sınırlarında Rus askeri üsleri konuşlandırılmıştır. Bunun ne anlama geldiği herhalde açıktır. Ermenistan’la Türkiye arasındakı ilişkilere de müsaade etmeyen yine başta Rusya’dır. Rusya maalesef yanısıra bugün Kürt kartını da kullanmaktadır.


Turkishny sorusu: Srebrenitsa Soykırımı ile ilgili yasa tasarısı, Rusya’nın vetosu sebebiyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden geçemedi. Aynı şekilde Rusya, Türkiye’ye karşı asılsız Ermeni suçlamalarını da desteklemektedir. Türkiye’nin bu durumdan alması gereken dersler nelerdir?


Hiçbir devlet birbirilerinin içişlerine karışmayı asla kabul etmez, fakat bu Rusya’nın takdiri. Soykırım iddialarını tanımakta, Ermenistan’ı desteklemekte ve silahlandırmakta ısrarlı. 2015 Çanakkale kutlamalarında kimin hangi tarafta durduğunu hepimiz gördük. Yapacak bir şey yok.


Bir tarihçi olarak şunları söyleyebilirm. Tarihe bakıp gleceğe yönelik dersler çıkarmalıyız. Kimlerin hangi tarafta saf aldığını çok iyi anlamalıyız. Tarihimizi, geçmişimizi çok iyi bilmeliyiz. Umut bizdedir. Bizim yapmalı olduğumuz bir işi bir başkası gelip bizim yerimize yapmayacak ve yapmaz. Eğer biz yumruk gibi bir olursak devlet de güçlü olur, millet de. Bugün Türkiye ve Azerbaycan’ın başı üstünde maalesef kara bulutlar dolaşmaktadır. Bunların ortadan kaldırılması için yeni stratejiler üretilmelidir. Psikolojik savaşa ve enformasyon savaşına iyi hazırlanmalıyız. 



Teşekkür ederim.
Doç. Dr Emin Şıhaliyev
Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Nahçıvan Şubesinde Kafkasya Masası başkanı ve 
Nahçıvan Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi 
Turkishny Röportajı - 16 Şubat 2016 - link




“Ermeni İddiaları Bilimsel Temellerden Uzak Mitolojik Hikayelerle Süslü”


Emin Şıhaliyev'in diğer makalesi





*




Turkishny.com: 
Papa Francis’in 1915 olaylarıyla ilgili yorumları İslam dünyasında tepkilere neden oldu. Ermeni meselesinin dinsel boyutuyla gözlem ve görüşleriniz nelerdir? Bu bağlamda Papa’nın 1915 olaylarıyla ilgili düşünce ve söylemlerine sizin yaklaşımınız nedir?


Doç. Dr. Nejla Günay:  
Öncelikle Papa’nın 1915 olaylarıyla ilgili yaklaşımı tek taraflıdır. Bu Ermenileri memnun etmiştir. Din adamları söylemleri ve davranışlarıyla kitleleri etkiler. Dünyadaki Katolik sayısının çokluğu göz önüne alınırsa Müslümanları ve özellikle Türkleri hedef hâline getiren söylemler Müslümanların hoşuna gitmedi. Ancak Hıristiyanların Müslümanlara karşı birlik olup top  yekun mücadele içine girmesi yeni bir şey değildir. Türklerin Anadolu’yu yurt hâline getirmesinden itibaren Haçlılara karşı mücadele etmek zorunda kaldığı görülmektedir. Bunun yakın tarihte de değişmediği somut delillerle ortaya konabilmektedir. Ermeniler, 1909 Anayasası’nın kabul edilmesinden sonra askerlik yapmaya başladı. Balkan savaşı patlak verince seferberlik ilân edildi. Ermeniler de diğer gayrimüslim unsurlarla birlikte orduya katıldı. Balkan Savaşı sırasında Reichpost gazetesinin savaş muhabiri Avusturyalı Wagner, savaş sırasında tanık olduğu bir olayı daha sonra yazdığı anılarında şu şekilde anlatmaktadır: Bulgar cephesinde savaşan Ermeni askerlerden bir kısmı hiç kurşun atmadan beyaz bayrak açıp teslim olmak isteklerini düşman ordusuna bildirir. Bulgar kralı onlara neden hiç kurşun atmadan teslim olduklarını sorduğunda Ermeni kökenli Osmanlı askerlerinden biri şu cevabı verir: “Siz de Hıristiyansınız biz de, din kardeşlerimize nasıl kurşun atalım.”


Turkishny.com:  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı, Ermeni suçlamalarıyla ilgili uluslararası toplumsal bakış açısını sizce ne şekilde etkilemiştir?


Doç. Dr. Nejla Günay: 
Ermeniler bu davadan çok şey bekliyordu. Bu davayı bir propaganda aracı olarak kullandılar. Sansasyonel isimlerin davanın avukatlığını yapması suretiyle Dünya kamuoyu üzerinde baskı oluşturma çabasına girdiler. Bütün bunlara rağmen mahkeme Ermeni iddialarını gerçekçi bulmadı. Bu karar, parlamentolarda kolayca karar çıkarttırabilen Ermeniler için anlamlı olmalıdır. Çünkü Ermeniler “soykırım” iddialarının tartışılamayacağı tezini savunuyorlardı. Bu kararla  AİHM Ermeni iddialarını hukuki açıdan dayanıksız bulmuştur.


Hükümet akademik çalışmaları teşvik etmelidir. Bu çalışmaların farklı dillere çevrilmesine önem verilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bu konu ile ilgili çalışmaları koordine edecek özerk bir üst kurul oluşturmalıdır. Bu kurul hem kurumlararası koordinasyunu sağlamalı hem de özgün akademik çalışmalar ortaya konmasını temin etmekle görevli olmalıdır. Çünkü arşivlerde saklı bilgilerin meydana çıkarılıp yazılması gereklidir. İşte o zaman ortaya bir iddia konması dahi zorlaşacaktır.


Ermeni lobisinin çalışmaları çok yönlü ve çok büyük destek alıyorlar. Zaten Ermenilerin ABD ve Avrupa ülkelerindeki lobi faaliyetleri çok çok eskiye dayanıyor. Özellikle 1878’den beri buralarda basını çok iyi kullandılar ve Ermenilere sempati duyan bir kamuoyu oluşturdular. Bu durum elan devam etmektedir. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri’nde bazı üniversitelerde soykırım merkezleri vardır. Bu konuyla ilgili çok sayıda yayın yapılmakta ve bunlar kurdukları çeşitli dernek ve vakıflar aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırılmaktadır. Ama Türk lobisinin de hakkını teslim etmek gerekir. Çünkü onlar, herhangi bir kamuoyu desteği olmadan gerçekleri soğukkanlılıkla anlatmaya çalışıyorlar. Bu kolay bir iş değildir ve bunu bugüne kadar başarıyla yaptılar.


Ermeniler birçok ülkenin parlamentosunda bu iddialarını tescil ettirdiler. Aynı şeyi Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin de yapmasını bekliyorlar. Bunun için kampanyalar düzenliyorlar. Adeta yıl boyunca sırf buna yönelik hazırlıklar yapıyorlar. Ciddi çıkarları olmasa bu işe bu kadar ağırlık vermeyeceklerdir. Öte yandan ortaya attıkları bu iddialar Ermeni diasporası ile Ermenistan’da yaşayan Ermenilerin en önemli ortak noktasıdır. Bu iddiaları devam ettirmek Ermenileri ortak bir amaca yöneltiyor. Bu Ermeni milleti olmak adına çok önemlidir. Çünkü farklı coğrafyalarda yaşamaları Ermenilerin asimile edilme ihtimaline sebep olmakta ve onların ortak kültürünü zayıflatmaktadır.


Ben Ermeni ve Kürt milliyetçilik hareketlerini izledikleri yol bakımından birbirine çok benzetiyorum. Bunu tarihten aldığım bilgilere dayanarak söylüyorum. Özellikle geçtiğimiz aylarda yayımlanan “Zoraki İttifaktan Yol Ayrımına İttihat-Terakki ve Ermeniler” adlı kitabımda yer alan ve farklı arşivlerden alınan bilgiler bunu doğruluyor. Bugün Kürtlerin sahiplenmek istediği coğrafya dün Ermenilerin hak iddia ettiği yerlerdi. Yani Vilayat-ı Sitte denen bölgeyi bugün Kürtler sahiplenmek istiyor. Hâlbuki 100 yıl önce Kürdistan olduğu iddia edilen coğrafyanın çok büyük kısmı bugünkü Türkiye topraklarının dışındadır. Dolayısıyla Türkiye açısından Ermeni ve Kürt iddiaları aynı coğrafi bölgeyi hedef almaktadır. Çünkü Ermeni iddialarından biri de “Kars Antlaşması’nı tanımayıp Doğu Anadolu Bölgesi’nin Batı Ermenistan olduğu…”dur.


Türkiye komşularından gelecek tehditlere karşı hazırlıklı olmalıdır. Ama bunu tamamen sınırlarını ve güvenliğini korumak çerçevesinde ele almalıdır. Sınırlarından girebilecek tehditleri daha tehdit oluşturmadan bertaraf etme hakkı vardır ve bu birçok ülkenin kullandığı bir yöntemdir. Türkiye de bu hakkı gerekirse kullanacaktır. Komşularının güvenlik ve asayişini tehdit eden çalışmalar yapmasına fırsat vermemesi her ülke gibi Türkiye’nin de hakkıdır.


Türkiye-Rusya ilişkileri Türk tarih yazımında çok ele alınan bir konudur. Ama ben burada şuna dikkat çekmek istiyorum. Rusya, coğrafi olarak ve iklim yapısı itibariyle avantajları az olan bir bölgededir. Bu nedenle güneye açılması ekonomik çıkarları açısından çok önemlidir. Bunun farkında olan Rusya vaktiyle Balkanlarda Osmanlı Devleti’ni zayıflatmış ve burada kurulan devletlerin ortaya çıkışında çok önemli rol oynamıştı. Ancak bu devletlerden hiçbiri Rusya’nın güdümüne girmeyi kabul etmemişti. Bu durum Rusya için çok büyük bir tecrübe oldu. Rusya güneye inmek için Doğu Anadolu bölgesini kullanabileceğini fark ettiğinde aynı hatayı yapmak istemedi. Birinci Dünya savaşı öncesinde bir Ermenistan kurulmasına ön ayak olmak yerine Ermenileri kullanmak suretiyle Doğu Anadolu’yu doğrudan doğruya işgal etmek istedi. Rusya bir taraftan da Kürtleri hem devlete hem Ermenilere karşı kışkırtıp silahlandırdı. Böyle yapmaktan amacı Doğu Anadolu’da karışıklıklar çıkarıp bölgeyi işgal etmek için zemin hazırlamaktı. Kürt aşiretlerinin feodal yapısı, mezhep farkları ve politik bölünmeler içinde olması Rusya’nın bazı Kürt aşiretlerini yanına çekmesini kolaylaştırdı. Rusya İran’daki Şii Kürt aşiretlerinin bazılarını da kendi güdümüne soktu. Ermenileri öncü birlikleri olarak kullandı. Çarın orduları Doğu Anadolu’yu işgal ettiğinde yanında Anadolu Ermenilerinin oluşturduğu çetelerle Abdürrezzak Bedirhan’ın etrafında toplanan bazı Kürt aşiretleri de vardı. Rusya o dönemde bir rejim değişikliği yaşadığı için amaçlarına ulaşamadı.


Rusya günümüzde de ekonomik anlamda kendini rahatlatacak bir pozisyon almak için ne gerekiyorsa yapmaktadır. Rusya’nın, Suriye’deki Esad rejimi ve İran ile müttefik olması, Kırım’a el koyması bu çerçevede düşünülmelidir. Ayrıca Ermeni iddialarının ilk defa 1940’larda Rusya’nın teşvikiyle şekillendirildiği hatırdan çıkarılmamalıdır. Tarihsel bütünlük içinde baktığımızda Rusya’nın Anadolu’da çıkan ayrılıkçı hareketlere verdiği destek ve bu konuda izlediği yol çok daha net görünmektedir.


Dünya kamuoyu Srebrenitsa Soykırımı ve Hocalı Katliamı’na gerekli ilgiyi göstermedi. Dolayısıyla Müslümanların maruz kaldığı katliamlar Dünya barışını sağlamakla görevli kurumlar tarafından yeteri kadar gündeme getirilmemektedir. Türkiye’nin burada alması gereken ders çok açıktır. Ancak Türkiye’nin yapması gerekenler vardır: Türkiye ekonomisini güçlü tutmalı, ekonomiyi zayıflatacak politikalar izlememelidir. Ülkede asayiş ve güvenlik problemleri ivedilikle çözümlenerek siyasi istikrar korunmalıdır. Çünkü siyasi güç ekonomik güçle doğrudan doğruya ilişkilidir.


Ermeni diasporası, özellikle 1965 yılından beri Türkiye’ye karşı hukuki dayanaktan yoksun bir takım suçlamalar yöneltmektedir. Ancak bu suçlamaların Türkiye açısından bağlayıcı bir tarafı yoktur. Türkiye bu iddiaları çeşitli vesilelerle Ermenistan hükümeti nezdinde görüştü ve çözüm konusunda samimiyetini ortaya koydu. Ancak Ermenistan’ın Türkiye’nin toprak bütünlüğünün kabul etmek istememesi, hukukî dayanaktan yoksun bazı taleplerde bulunması konunun ciddiyetten uzak bir hâl almasına yol açmakta ve Türkiye’nin endişe etmesini gerektirecek bir durum olmadığını göstermektedir. Böyle de olsa Türkiye, Ermeni iddialarının hiçbir hukuki dayanağı olmadığını uluslararası toplantılarda anlatmaya devam etmelidir. Akademik çalışmaların koordineli bir şekilde yapılması konusuna önem vermelidir. Bu çalışmaların farklı dillere çevrilmek suretiyle daha geniş kitlelere ulaştırılması temin etmelidir.



Doç. Dr. Nejla Günay
Gazi Üniversitesi'ne bağlı Gazi Eğitim Fakültesi, Tarih Bölümü
Turkishny Röportajı, 3 Şubat 2016 - link








Ermeniler Los Angeles Turizm fuarında Türkmüş gibi Türkiye’yi kötüleyen yazı ve görseller dağıttı. Los Angeles’ta Ermeni Yalanları Sınır Tanımıyor.


Amerika’nın en büyük Turizm fuarlarından Los Angeles Turizm fuarında eşi benzeri görülmemiş bir skandal yaşandı. Ermenistan‘dan sonra ne çok Ermeni nüfusuna ev sahipliği yapan Amerika’nın California eyaletinde Ermeni yalanları sınır tanımıyor. Her fırsatta Türkiye’yi karalayan ve kötüleyen Ermeni Diasporası‘nın yeni oyunu Türk’müş gibi kendini göstererek Türkiye‘yi karalamak.


Fuarda Türkmüş gibi Türkiye’yi kötüleyen yazılar dağıtan kişiyle konuşan Türkiye Turizm ateşeliği yetkilisi olayı yapan gencin 25-30 yaşlarında olduğunu belirterek “Bastırdığı kartpostalları hem bizim hem de diğer masalara attı ve uzaklaştı. Peşine gittim konuşmak istediğimi Türk olduğumu belirttim. Türkiye ve Türk Hava Yolları logolarını izinsiz kullanmışsınız bunu neden yapıyorsunuz diye sordum. Sen Türksen ben de Ermeniyim bu yüzden yapıyorum diyerek konuşmak istemeden koşarak uzaklaştı. Biz de durumu gerekli yerlere bildirerek şikayetimizi yaptık” dedi.


Los Angeles Turizm Fuarı 21-22 Şubat tarihlerinde Long Beach Convention Center‘da düzenlendi. Türkiye ülke olarak katılmazken, Türk Hava Yolları, Türkiye Turizm Ofisi, Türkiye’den gelen Turizm ajentaları stant açarak katıldılar.


Selin Erez / Alaturka Online – Los Angeles




Les Massacres Commis  par Les Armeniens














25 Nisan 2016 Pazartesi

Emperyalizmin Maşaları Ermeniler






* Rus İhtilali'nden Sonra Ermeniler (Kasım-1917)


... Brest-Litovsk'ta ateşkesin imzalamasından sonra Ruslarla barış görüşmeleri 20 Aralık 1917'de başladı. Anlaşma 3 Mart 1918'de imzalandı. Buna göre Ruslar, Doğu Anadolu bölgesini boşaltıp Türklere geri verecekler, Batum, Kars ve Ardahan'da boşaltılacak, buralardaki durum da Türkiye ile bölge devletlerinin anlaşmalarına bırakılacaktı. Doğu Anadolu'da Rus askerlerinin çekilmesinden sonra bölge Ermenilere kaldı. Rus Ordusu'ndan çok az sayıda subay ve asker Ermeni Ordusunun kilit noktalarında görevlerini sürdürdüler....


Ermeni Ordusu, Doğu Anadolu'da tek başına kalınca, Türk halkına karşı büyük işkence ve kıyımlar yapmaya başladı. Daha önce, Ermenileri kıyımlar konusunda önlemeye çalışan Rusların çok az sayıda askeri kalması nedeniyle onları dinlemediler. Hareketleri çılgınlık sınırlarını çoktan aşmıştı. Pek çoğu kin doluydu. Yıllardır beyinleri Türk düşmanlığıyla doldurulmuştu. Meydanı boş bulan silahlı Ermeniler, Türklere ve Müslümanlara karşı acımasız kıyımlar yapıyorlardı....en büyük kıyımlar bu dönemde yapılmıştır...insanlık açısından yüz karasıdır.


3'üncü Ordu'nun orta kesiminde yer alan Kazım Karabekir komutasındaki 1'inci Kafkas Kolordusu, Ermenilerin en fazla kıyım yaptıkları Erzincan - Erzurum - Sarıkamış - Kars istikametinde hareket ediyordu. (1) Kazım Karabekir, Birinci Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik.3.Cilt) Karabekir Paşa anılarında şöyle anlatıyor:


"Erzincan'da her tarafta Ermeniler tarafından yapılan kıyım göze çarpıyordu. Kürt Brasniği'de şehit edilmiş, insanların ve yanan evlerin arasından geçtim. Erzincan'a geldim. Her taraf yıkılıp yakılmış, Türk halkı korkutulmuş, öldürülmüş, kurtulanlar sinmişlerdi. Erzincan'ın ele geçirilmesi sırasında, 1 şehit ve 4 yaralı verilmişti. Fakat Ermenilerin şehirde yaptıkları kıyım çok kötüydü. 20bin Türk'ün yaşadığı Erzincan kentinde bir avuç insan kalmıştı."


"6 Mart 1918'de, Mamahatun'da gördüklerim tüyler ürperticiydi. 8cm çapında derin bir çukur açmışlar. İçi çoluk çocuk, her yaşta kadın, erkek Türk ölüleriyle doluydu. Vurmuşlar, süngülemişler ve çukura doldurmuşlardı. Mamahatun'dan yalnız bir ev halkı dağlara kaçıp katliamdan kurtulabilmişti. Bu görüntü karşısında duyduğum acıyı, o güne kadar en kanlı muharebelerde bile duymamıştım. Çanakkale'de Irak'ta böylesine acımasız kıyım görmemiştim. Bunları görünce hemen kararımı verdim. Ermeniler, Erzurum ve Kars'ta çok fazla kıyım yapmadan hızla hareket edecek buraları kurtaracaktım."


"Ermeniler, bu şiddetli kışa, soğuğa rağmen; sivil halkı sürekli yanlarında taşıyorlardı. Halk asker değildir. Çok kayıp verir. Ermeniler bunlara aldırmamışlardır. Yaptıklarının karşılığını görmekten korktukları için muhtemelen hep birlikte kalıyorlardı."


"10 Mart sabahı, Erzurum'a 25 km uzaklıkta bulunan Ilıca'ya geldim. Facianın en müthişini burada gördüm. Süngülenmiş, yakılmış cesetlerin başında ağlayanlar, bağrışanlar insanın tüylerini ürpetiyor. Süngülenmiş, öldürülmüş analarının memesini emmeye çalışan çocuklar ve onları tutmaya çalışan kadınlar ağlıyorlardı."


"Türkiye'den kaçan Ermeniler, bir taraftan Sardarabat Karakilise'de savaşırken, Antranik de Zengezor'da Türkleri yok etmekle meşguldü. Katliam haberleri Türk Ordusu'nu harekete geçirdi."





* Çukurova'da Kanlı Kilise Kıyımı


Monok Şişmanyan Çukurova'da Türk varlığını yok etmeye kararlıydı. Bunun için Adana'da bugünkü Merkez Bankası'nın bulunduğu yerde bulunan eski Ermeni Kilisesi merkez yapıldı. Sözde Ermeni hükümeti, uydurma alacakları ve sürgüne giderken bıraktıkları emanet para, hayvan ve malları olduğunu ileri sürerek bazı Türklerden davacı oldular. Bu sayede Türklerden hem para ve mal alınıyor, hem de bu olay bahane edilerek kiliseye götürülüyor ve yok ediliyorlardı. Burada pek çok Türk öldürüldü. Öldürülenlerin kokusu bölgeyi sardı ve öldüürlen binlerce Türk kilisenin avlusunda kazılan derin çukura gömülmüştü.


Yapılan şikayet üzerine kiliseye giden İran Konsolosu Asaf Han ve İspanya Konsolos Vekili M.Katenyan acı durumu görmüşler ve olaya şahit olmuşlardır.










Ermeni Özel Talimatı

1 - Kim olursa olsun, her Ermeni asıl ihtiyaçlarından bile kesmek suretiyle silahlanmalıdır.

2 - Seferberlik ilanıyla silah altına çağrılan Ermeniler, bu çağrıya uymayacaklar ve çevresindeki halkın, Müslümanlar dahil orduya katılmalarını engelleyeceklerdir.

3 - Her ne surete olursa olsun, silah altına alınan Ermeni askerleri ordudan kaçarak Ermeni çetelerine veya gönüllü alaylarına katılacaklardır.

4 - Ruslar sınırı geçer geçmez, komiteciler, kaçaklar ve çeteler Rus Ordusu'na katılacak ve onlarla birlikte 
Osmanlı Ordusu'na saldıracaklardır.

5 - İkmal yollarını ve telgraf hatlarını kesmek suretiyle Osmanlı Ordusu'nun ikmal ve istihbaratını sekteye uğratacaklardır.

6 - Cephe gerisinde 2 yaşına kadar olan bütün Müslümanları gördükleri yerde ve her fırsatta öldüreceklerdir.

7 - Müslüman halkın yiyecek, mal ve mülkünü ele geçirecek veya yakıp yıkacaklardır.

8 - Terk edecekleri ev, tarım ürünleri, kilise ve hayır kurumlarını yakıp bunları Müslümanlar yapmış gibi 
propaganda yapacaklardır.

9 - Resmi devlet dairelerinin havaya uçaracak, Osmanlı jandarmalarını pusuya düşererek öldüreceklerdir.

10 - Cepheden yaralı ve hasta dönen Osmanlı askerlerini öldüreceklerdir.

11 - Şehirde, kasabalarda ve köylerde isyanlar çıkaracaklardır.

12 - Müslüman halkın ve askerin moralini bozup göç etmelerini sağlayacaktır.

13 - Bomba, silah yapımı ve temini sağlayarak Ermenileri silahlandıracaklardır.

14 - Ermenilerin yaptığı isyan ve katliamların faturasını Müslümanlara çıkararak, içerde ve özellikle dışarıda yayınlanacaktır.

15 - İtilaf Devletleri hesabına casusluk ve kılavuzluk yapacaklardır.








Emperyalizmin Maşası Ermeniler
Hasan Kundakçı
(E.Korgeneral; Rum'a bayrak indirmeyen Komutan)









Biz, sizin gibi "gerçeklerle yüzleşmekten korkmuyoruz" ve 
bütün dünya üzerimize gelse de, 
gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz.
SB.















Which authorized international court decided that Turkey is guilty of genocide? ZERO



20 Ekim 2015 Salı

Diplomatların Rolü



Büyükelçilerin bilgilendirme, uyarma, görüş bildirme gibi görevlerinin yanı sıra, belki bunlardan da önemli görevi, bulundukları ülkelerde veya kuruluşlarda kendi devletinin itibarını en iyi biçimde korumaktır.

Türkiye gibi çoğu zaman haksız eleştirilerle, incitici davranışlarla karşılaşan ülkeler bakımından bu görev özel bir önem taşır. Türkiye’nin yakın geçmişi bu görevi yüksek başarıyla yerine getiren diplomatların örnekleriyle dolu. 

Hafızalardan uzun yıllar çıkmayacak bir örnek, 1973 yılında Türkiye’nin radikal Ermeni gruplarının Marsilya’da Türkiye’yi incitici ifadeler taşıyan bir anıt dikmek istemelerine gösterdiği tepkiydi. Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Hasan Esat Işık, bu girişime şiddetle karşı çıkmış, bu konuda büyük mücadele vermişti. Her düzeyde gerekli girişimi yapmış ve bu girişimin durdurulmasını istemişti. Marsilya Belediye Başkanı Gaston Deferre’in Ermenilerin girişimini engelleme niyeti yoktu. Paris’teki Fransız makamları da bu konunun Türkiye için taşıdığı hassasiyeti yeterince değerlendirip bu girişime engel olamamışlardı. Dışişleri Bakanı Ümit Haluk Bayülken derhal Hasan Esat Işık’ın Ankara’ya geri çekilmesi için talimat verdi. Büyükelçi’nin beklentisi de buydu. Ankara’ya şöyle bir telgraf çekti: “ Yarın sabahki ilk uçakla Türkiye’ye dönüyorum. Daha erken gelmem uygun görülüyorsa talimatlarının bildirilmesi…” Anıt 11 Şubat 1973 tarihinde açıldı. Büyükelçi Hasan Esat Işık 12 Şubat günü Türkiye’ye döndü. Bayülken ve Işık, Cumhuriyet Türkiyesi’ne yakışanı yapmışlardı. Işık bir daha Paris’e dönmedi….

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Büyükelçi Osman Olcay’ın Kıbrıs barış harekatından sonra Güvenlik Konseyi’nde Türkiye’yi ağır ifadelerle eleştiren Fransız temsilcisine verdiği cevap da unutulmayacak nitelikte. Olcay 18 Ağustos 1974 tarihinde Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada şöyle demişti:

“Fransa’ya şahsımın ve milletimin büyük saygısına rağmen, sormaktan kendimi alıkoyamıyorum: Türkiye’nin eylemlerini ve bunların Birleşmiş Milletler ilkelerine uygunluğunu yargılayan Fransa, Yabancı Lejiyonların Fransası mı, Sakiet Sidi Yusuf’taki Fransa mı, paraşütçülerin Fransası mı, Süveyş’teki Fransa mı, yoksa Mururea’da (nükleer) denemeleri yapan Fransa mı?...Bir kere daha belirtmek isterim ki, Türkiye Paris’teki hayal mahsulü beyanlardan alınmış cümlelerle dikte edilecek koşullarda müzakerelere başlamaz. Bu beyanlar Elize Sarayı’ndan yapılmış olsa bile…”

Büyükelçi Olcay’ın mesajı, şahsiyetli bir ülkenin kararlı tutumunu yanısıtıyordu. Türk milletinin diplomatlarından beklediği de, işte böyle bir dille kendini savunmalarıydı.

Buna benzer bir örnek de Vaşington’da yaşandı. Orada da aşırı eğilimli Ermeni grupları, ülkenin her köşesinde Türkiye aleyhinde yoğun bir propaganda yapıyorlardı. Ermeni militanlardan biri, 27 Ocak 1973 tarihinde Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile yardımcısı Bahadır Demir’i öldürmüştü. Radikal Ermeniler faaliyetlerini Amerikan Kongresi’nde yoğunlaştırmışlardı. Amaçları Kongre’den Türkiye’yi soykırım iddiasıyla suçlayacak bir karar çıkartmaktı. 

İşte bu ortam içinde Türkiye’nin Vaşington Büyükelçisi Şükrü Elekdağ, bu militanlarla büyük bir mücadeleye girişti. Amerika’nın birçok eyaletinde yaptığı konuşmalar ve verdiği konferanslar sırasında bu militanlar Elekdağ’ı defalarca tehdit ettiler. Hatta Ermeni yanlısı 60 Kongre üyesi Elekdağ’ın yürüttüğü yoğun temas ve girişimleri engelleyemeyince, kendisinin “istenmeyen şahıs” ilan edilerek Amerika’dan Türkiye’ye geri gönderilmesi için ABD Dışişleri’ne başvuruda bulundular. Ama Elekdağ mücadelesini cesaretle sürdürdü, hiçbir zaman geri adım atmadı ve Ermeni militanlar Türkiye aleyhindeki çabalarında başarıya ulaşamadılar.

Türkiye’ye yönelik haksız eleştirilere, suçlamalara karşı hayatlarını ortaya koyarak cesaretle mücadele eden Türk diplomatlarının öyküleri ayrı bir kitap konusu olacak kadar çoktur.

Büyükelçi Hasan Esat Işık’ın geri çekilmesi kuvvetli bir mesajdı ama Fransa’nın Ermeni militanlarına karşı hoşgörülü politikasını değiştirmesini sağlamaya yetmedi. 1973 yılından itibaren Ermeni terör örgütleri önce Amerika’da, sonra Avrupa ülkelerinde, hatta Avustralya gibi uzak kıtalarda Türk diplomatlarına karşı saldırı eylemine geçtiler. Beşi büyükelçi olmak üzere, 34 diplomatı veya ailesi, Ermeni teröristlerinin saldırıları sonucunda şehit oldu.

Bu saldırıların yoğunlaştığı ülkelerden biri de Fransa’ydı. Bu cinayetlere rağmen, Fransız makamları teröristlere karşı çekingen tutumlarını sürdürüyorlardı. Paris Orly Havaalanı’nda meydana gelen ve bazı Fransız vatandaşlarının da hayatına mal olan bir saldırıdan sonra Fransız hükümeti Ermeni teröristlerine karşı etkili önlemler almaya başladı. 

Fransa’nın tutum değiştirmesine yol açan önemli bir gelişme de Ankara’da yaşandı. 1984 yılında Fransa’nın ünlü şirketi Framatom’un Türkiye’deki temsilcileri Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu’nu ziyaret ettiler. Akkuyu’da yapılması öngörülen atom santralı için çok cazip bir teklifleri vardı. Verdikleri bilgiye göre hem teknik hem de ekonomik açılardan kendi önerileri rakip firmalardan çok daha iyiydi. Halefoğlu kendilerine şunları söyledi: 

“ Teklifiniz gerçekten çok cazip olabilir. Ama size açık söyleyeyim, bu odayı ter ettiğiniz anda bana verdiğiniz projeleri çöp sepetine atacağım. Ülkenizde Türkiye’ye yönelik terör faaliyetlerine karşı gerekli önlemlerin alınmadığı bir dönemde ben bir Fransız firmasının projesini, hükümetime teklif dahi edemem.”

Fransız hükümeti Türkiye’nin mesajını almıştı. Kısa bir süre sonra, Türkiye’nin dostu olarak bilinen, Galatasaray Lisesi’nde öğretmenlik yapmış olan eski diplomatlardan Etienne Manac, Cumhurbaşkanı Mitterand’ın özel temsilcisi olarak Türkiye’ye geldi. Getirdiği mesaj bir dostluk mesajıydı. Fransa, Türkiye’ye yönelik terörist faaliyetlere karşı daha dikkatli olacaktı, gereken önlemleri alacaktı. Aldı da… Bunu izleyen yıllarda Türk-Fransız ilişkilerinde büyük gelişme oldu. Türkiye’nin Airbus uçaklarının alımına karar vermesi ticari ilişkileri geliştirdi. Bir yılda Fransa’nın Türkiye’ye ihracatı yaklaşık %50 arttı. Türk-Fransız ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Ne yazık ki, son yıllarda Fransa’nın, Ermeni örgütlerinin Türkiye’nin itibarını zedelemeyi hedefleyen davranışları, Türk-Fransız ilişkilerine gölge düşürdü.


“Atatürk’ün izinden giden genç Türk diplomatlarına”


Onur Öymen








“YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ” 
_____________________________



"Ermeni Örgütlerinin Türk büyükelçilerine saldırıları 1973 yılında başlamıştır. Dört farklı kıtada Türk büyükelçilerine yönelik gerçekleştirilen suikastlar, dünya tarihinde başka hiçbir diplomatik teşkilatın başına gelmemiştir. Bu suikastlar sonucu Ankara’da bir şehitliğimiz bile oluşmuştur. Öldürülen diplomatların tamamı 1915 sonrası doğumludur ve 
sadece Türk oldukları gerekçesiyle öldürülmüşlerdir."

Emekli Büyükelçi, diplomat, tarihçi
kitapları: Malta Sürgünleri, Bizim Diplomatlar, Ermeni Meselesi,British Documents On Ottoman Armenians,...



Açık Kriptolar / Ermeni Soykırım İddiaları Avrupa'da Irkçılık ve Türkiye'nin AB Üyeliği 








Cengiz Özakıncı


Ruslar Ermenilere karşılıksız toprak vermiştir. Ruslar Kafkaslardaki Müslümanları kovup, Ermenileri yerleştirmiştir. 
Erivan'da Türk nüfus, Ermeni nüfusundan fazlaydı. Tek kelimeyle Türklere dürüstçe davranmayı reddeden Avrupalılar var. 
Ülkelerin dostu yoktur, çıkarları vardır.






TÜRKLER SOYKIRIM YAPMAMIŞTIR...








Yargıtay Onursal Başsavcısı ve Türk Hukuk Kurumu (THK) Başkanı Sabih Kanadoğlu, AİHM Büyük Dairesi’nin Perinçek-İsviçre davasında aldığı kararın bağlayıcı olduğu belirterek, “Bu karar büyük bir içtihattır” dedi. Kanadoğlu, AİHM kararını Aydınlık’a şu sözlerle değerlendirdi: 
‘Benzerlik kurma çabaları’


“Her şeyden önce bu Türkiye’yi rahatlatan bir karar. Çünkü ‘soykırım yapıldığı’ iddiasıyla Türkiye’nin ne hale getirildiği ortada. Bundan kurtulma anlamına gelir. Bundan sonra ‘Hayır, böyle bir soykırım yapılmadı’ demenin suç kabul edilmesi olanağı ortadan kalktı. Tabii bunun için Sayın Perinçek’i ayrıca kutluyorum. Hem bir yurttaş olarak hem Türk Hukuk Kurumu (THK) olarak kutluyorum. Perinçek, bu mücadeleden büyük bir hukuk zaferi ile çıkmıştır. Bu dava ile birlikte, Yahudi soykırımı ile Ermeni iddiaları arasında benzerlik kurma çabaları da kırılmış oldu. 


Şimdi, ceza kanunlarında bunu suç sayan ülkelerin, herhalde o yasalarda değişiklik yapıp bunu kaldırmaları lazım. Nitekim, bu Büyük Daire’nin kararı bağlayıcı bir karar. Üst mahkeme olarak Büyük Daire’ye gidildiği için o bakımdan bağlayıcıdır. Büyük bir içtihattır.”


Aydınlık







Emekli Büyükelçi Onur Öymen soykırım yalanını bitiren AİHM kararını değerlendirdi: Türkiye aleyhine çıkarılan soykırım yasalarının Avrupa Konseyi'nin 2008 yılında aldığı Irkçılık ve Yabancı düşmanlığı ile mücadele çerçeve kararına dayandırıldığını hatırlattı....Bu kararın Birleşmiş Milletler sözleşmesine aykırı olduğunu...AİHM kararının bütün Avrupa kurumlarında dile getirilmesi gerektiğini...kararların geri çekilmesi için Avrupa Birliği'ne nota verilmesi gerektiğini belirtti...video






Ermeni Soykırımı yalanını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götürüp götürmemeyi konuşmamız bile soruşturma konusu yapılmıştır. Bu soruların “Ergenekon Terör Örgütü” ile, “Ergenekon” soruşturmasıyla ne ilgisi var? Görüldüğü gibi, burada resmen Talat Paşa Komitesi'nin faaliyetleri soruşturulmuştur. Zaten Ergenekon Davası'nın esası da budur. Türkiye'nin bağımsızlığı için attığımız her adım soruşturulmuştur.


AİHM kararı özetle şöyleydi:

1915 olayları, Nazilerin gaz odaları gibi somut tarihsel gerçekler ihtiva etmiyor.

Nazi rejiminin işlemiş olduğu, yasal dayanağı bulunan suçlar dikkati çekmiyor.

Ve böylesi suçlar bir uluslararası mahkeme tarafından da sabit bulunmuş değil.

Dolayısıyla bu Dava, “Yahudi soykırımını inkar davalarından açıkça ayrılmaktadır.”

Yani özetle; 1915 olayları Yahudi Soykırımı gibi değil...1915 olayları hukuken soykırım değil.

Kaldı ki, bu sonucu güçlendirecek şekilde şu hususlar da vurgulanmaktadır:

– Doğu Perinçek'in İsviçre'deki mahkumiyet kararına itirazını reddeden Federal Mahkeme, “Soykırım konusunda toplumda bir fikir birliği olmadığını itiraf etmiştir.”
– “Sayın Perinçek'e ve üçüncü taraf olarak müdahil olan Türk Hükümetine göre de, bu konuda genel bir fikir birliği tespit etmek çok zordur.”
– “Mahkememiz de, İsviçre siyasi kurumlarının kendi arasında farklı görüşler olduğuna işaret ederek bu görüşü paylaşmıştır.”
– “Üstelik dünyadaki 190 ülkeden sadece 20'sinin Ermeni Soykırımını resmen tanıdığı ortaya çıkmıştır.”

Böylece bu vurgular da 1915 olaylarının soykırım olmadığı kanısını güçlendirmektedir.

AİHM kararının, 1915'in hukuken soykırım olmadığı yönündeki yargısının bir kanıtı da şudur:

“Uluslararası Adalet Divanı ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi içtihadına göre, 'soykırım' suçunun ortaya çıkması için, eylemlerin sadece belirli bir grubun belirli üyelerini değil,grubun tamamını veya bir bölümünü yok etmek kastıyla işlenmiş olması gerekir.”

“Öte yandan İsviçre Mahkemesinin Perinçek hakkındaki mahkumiyet kararıyla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ifade özgürlüğüyle ilgili 10. maddesi ihlal edilmiştir.”

Bu hükmü biraz daha açalım:

“Mahkeme bu konudaki yaptırımların, insanların eleştiriden kaçınacak bir sansür oluşturmaması gerektiğini” vurgular. Ayrıca; “Bu yaptırımların, meselelerin kamusal ortamda tartışılmasını caydırmaması gerektiğinin” altını çizer.

En önemlisi de, tam da Doğu Perinçek'in İsviçre mahkemelerinde ve AİHM'e başvuruda ifade ettiği gibi; “BM İnsan Hakları Komitesi'nin, 'tarihsel olgular hakkında fikirlerin ifade edilmesini cezalandıran yasalar (İsviçre'deki Ermeni Soykırımının inkarını suç sayan yasa), Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin taraf devletlere getirdiği yükümlülüklerle bağdaşmamaktadır.” ve; “Bu sözleşme geçmişteki olaylarla ilgili olarak hatalı görüş veya yanlış yorumlar ifade etmenin yasaklanmasına izin vermemektedir.”

AİHM kararını özetleyecek olursak;

1. Çeşitli ülke parlamentolarının ve hükümetlerin aldığı Ermeni Soykırımı kararlarının hiçbir hukuki değeri yoktur. Ermeni sorunu hukuken çözülmüştür. Herhangi bir olayın “Yahudi Soykırımı” gibi olmadığını belirtmek, aslında hukuken soykırım olmadığı anlamındadır.
2. AİHM Ermeni Soykırımı iddialarının tartışılmasını özgürleştirdi. Bu konudaki yasak tabuları kırıldı. Duvarlar yıkıldı.
3. Ermeni Soykırımı tarih tartışması yasalarla, yaptırımlarla engellenemeyeceğine göre, bu konudaki mahkeme ve parlamento kararlarının hepsi yasa dışıdır. Bu kararlar artık hukuken çöplüktedir.


Ferit İlsever , detaylı









TAVAK Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Şen imzasıyla yapılan açıklamada, kararın Nobel ödüllerinden de kıymetli olduğu vurgulandı. Açıklamada şöyle denildi: “Türkiye Cumhuriyeti ve Türk halkı Doğu Perinçek’e büyük bir teşekkür borçlu. 2005’ten itibaren İsviçre’de kendisine yapılan haksızlık konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde büyük savaş veren Doğu Perinçek, 47 ülkenin oluşturduğu Avrupa Konseyi’nin mahkemesi olan AİHM’de insanların bir ülkede ‘Türkiye Ermenilere soykırım yapmamıştır’ deme hakkını kazandırdı.


‘BAŞKA ÜLKELERDE DE KULLANILABİLİR’

Bu çok önemli bir karar. İlk olarak İsviçre için geçerli olan bu karar örnek gösterilerek artık Almanya, Hollanda, İngiltere ve başka ülkelerde de kullanılabilir. Bu hakka itiraz eden ülkelere karşı AİHM’in kararı örnek gösterilerek onların da mahkûm edilmesi sağlanabilir. 


Şimdi Türk sivil toplum kuruluşlarına düşen görev AİHM’in İsviçre için aldığı bu kararın ABD, Avustralya, Kanada, Güney Afrika gibi Ermeni soykırımını tanıyan ülkeler tarafından da tanınmasını sağlamaktır. Bu konuda yapılacak iyi bir savaşta artık herkes ‘Türkiye Ermenilere soykırım yapmamıştır’ görüşünü savunma hakkına sahip olur, Ermeni iddiaları da zayıflar. Doğu Perinçek için çıkan karar son zamanlarda Türkiye hakkında uluslararası alanda alınan en önemli karardır. Nobel ödüllerinden de daha kıymetlidir. Doğu Perinçek’e hepimizin bir teşekkür borcu vardır.”


AÇIK OTURUM TEKLİF ETMİŞLERDİ

Barış İçin Diyalog Derneği, Duisburg-Essen Üniversitesi’ndeki öğretmen adayı Türk gençlere “Karşılaştırmalı Edebiyat” dersi adı altında soykırım tezlerinin dayatılmasına tepki göstermişti. Dernek üyelerinin dersi veren Türk profesör Kader Konuk’a okulda bir açık oturum düzenlenmesi teklifi kabul edilmemişti. Okuldaki öğrencileri bilgilendirmek için bildiri dağıtan üyelerin okula girişleri ise rektörlük kararıyla yasaklanmıştı.


ALMANYA’DAKİ TÜRK DERNEKLERİ: ‘SOYKIRIM’ KİTAPLARDAN ÇIKARTILSIN

İbrahim Türkmen
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin Perinçek-İsviçre davasında verdiği karar, yurtdışında soykırım tezlerine karşı mücadele eden dernekler için önemli bir kazanım oldu. O derneklerden biri de Almanya’da faaliyet gösteren Barış İçin Diyalog Derneği oldu. Dernek Başkanı Ali Söylemezoğlu, yaptığı yazılı açıklamayla AİHM kararının önemini değerlendirdi. 


‘YENİ BİR ÇIĞIR AÇTI’

Açıklamada AİHM kararının soykırım iftirasına karşı mücadelede yeni bir çığır açtığını vurgulayan Söylemezoğlu, “Başta sayın Doğu Perinçek olmak üzere bu kararın verilmesine katkıda bulunan herkese büyük şükran borcumuz var. Sayın Perinçek’in ismi böylece hem bir ifade hürriyeti savunucusu ve hem de Ermeni meselesinde hakikatlerin ortaya koyulmasında öncü olarak Avrupa hukuk tarihine ve Türk tarihine yazılmıştır” dedi. Kararın insan haklarını savunan herkes için büyük bir zafer olduğunu söyleyen Söylemezoğlu, Almanya’daki Türkler için önemini Aydınlık’a şu sözlerle anlattı: “Alman karar vericileri, Ermeni soykırımı yalanını gençlerimize ve çocuklarımıza öğreterek onları Türk olmaktan utanır hale getirmeye ve Türkiye ile olan gönül bağlarını zayıflatmaya çalışıyor. Bu amaçla ‘Sizin atalarınız Ermenilere soykırım yaptı, Hitler de sizin yaptığınız soykırımı örnek alarak Yahudilere soykırım yaptı’ diye okullarda ders veriyorlar. Bu sayede gençlerimizi daha kolay Almanlaştıracaklarını umuyorlar.” 


‘ARTIK KOLLARI SIVAMAK LAZIM’

“AİHM kararı ile bu iftirayı çürütmek ve çocuklarımıza hakikati göstermek için daha iyi bir konuma geldik” diyen Söylemezoğlu bundan sonra atılması gereken adımları şöyle sıraladı: “İlk hedef Ermeni soykırımı yalanının okul kitaplarından çıkarılması, ikinci hedef de Alman medyasında bu yönde yapılan propagandanın durdurulmasıdır. Kısacası, AİHM kararı bizim için daha kararlı bir biçimde çalışmak için bir fırsat sunmaktadır. Rahat nefes almak değil, kolları sıvamak lazım.”


Aydınlık











Genelkurmay Başkanlığının 2000-2005 yıllarında yaptığı araştırmada
DIŞ ÜLKELERİN DERS KİTAPLARINDA
TÜRKLER VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ ALEYHİNDE
TESPİT EDİLEN HUSUSLAR
ERMENİSTAN 2000-2005

(!)

Birinci Dünya Savaşı Kafkas Cephesinde, Başlangıçta; Türkler büyük başarılar elde ettiler. Orada yaşayan Ermenileri, Yunanlıları, Asurluları katlettiler... Jön Türkler; “Türkiye’de yaşayan tüm Müslümanlar Türkleşmeli; Hristiyanlar ise yok edilmelidir.” diye karar aldılar. Talat, Enver ve Cemal Paşa, Ermeniler’i yok ederek Ermeni meselesini bitirmeyi kararlaştırdı. Çünkü Boğaziçi’nden başlayarak Altay’a kadar uzanan “Büyük Turan” üzerinde Ermeniler engel teşkil ediyorlardı. Kurulacak bu devlet içinde bütün Türk dilli halklar birleşmeliydi...


İlk olarak Osmanlı Ordusundaki Ermenilerin ellerinden silahlarını aldılar ve onları yok ettiler. Ermenilere yolların inşası, barikatların kurulması ve yüklerin taşınması gibi en ağır işleri veriyorlardı. Sonra da askerler ya da polis onları ellişerli-yüzerli gruplar halinde götürüp katlediyordu.


İkinci adım; önde gelen Ermenileri (doktor, öğretmen, din adamı, parti üyeleri vs) hapsedip yok etmekti. Ermenileri düşünen beyinlerden mahrum bırakıyorlardı. Ekseriyetle 18-45 yaş arasındaki genç Ermeni erkekleri sürgüne gönderiliyor ve yok ediliyordu. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ise mecburi göçe ve katliama maruz kalıyordu. Ermeni halkının göç ettirilmesi ve katliamı 1914 sonu ile 1915 ilkbaharı ile başlar. Türk Devleti Ermeni ahalisini Ortadoğu’nun çöllerine sürgün ediyordu. Sürgün süresince Ermenilerin neleri varsa talan ediliyordu. Güzel kadınlar ve kızlar Müslümanların haremine götürülüyordu. Kürtlerin, çetelerin, polis ve askerlerin saldırılarına maruz kalıyorlardı. Yola devam edemeyenler öldürülüyordu.

Ermeni Tarihi 
Yazarı: Prof. Dr. V.BARHUDARYAN, D. MURATYAN, ve R. SAHAKYAN
Bölüm: 14 , Sayfa: 132-146

(!)

1915-1918 yılları arsında Jön Türklerin siyaseti soykırım olarak adlandırılmalıdır. Çünkü onların amacı Ermeni Milletinin kökünü kazımaktı. Osmanlı Türkiye’sinde yaşayan 2,5 milyon Ermeniden 1,5 milyonu öldürüldü ya da açlıktan, çeşitli hastalıklar yüzünden öldü. 200 bin Ermeni zorla Türkleştirildi. Vahşiler, imparatorluğun 66 şehir ve 2500 köyünün Ermeni ve Hristiyan halkını yok ettiler. 2350 kilise ve manastır, 1500 okul talan edildi ve yıkıldı. Osmanlılar; bankalardaki paralarına, onlara ait topraklara, çiftliklere, menkul ve gayrimenkullere el koydu. 1915’teki kötü duruma karşılık Ermeniler, yaşamakta oldukları batı Ermenistan’ın ve Küçük Asya’nın kimi yerlerinde savunmaya geçtiler. Bu durum ahalinin bir kısmının kurtulmasını sağlarken, diğerlerinin de ellerinde silah, şerefle ölmelerini sağlayacaktı...


Avrupa’da Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması Türkiye’de Ermenilerin yeni soykırımının başlangıcı olmuştur. 1914’ün sonunda Türkiye Almanya safında savaşa katılmış ve askere çağrılan Ermeni subaylar ve erler öldürülmüştür. 1915’in baharında Ermeniler toplu bir şekilde Türkiye’den Suriye’nin çöller bölgesine sürgüne gönderilmiştir. Sürgüne gönderilenlerin bir kısmı yolda ölmüş, bir kısmı ise orada katledilmiştir. 24 Nisan 1915 tarihinde Konstantinopol’de bir çok Ermeni toplum adamı öldürülmüştür. Sonuçta 1.5 milyon insan öldürülmüştür. Batı Ermenistan asıl Ermeni nüfusunu kaybetmiştir.

Ortaöğretim Tarih Kitabı

(!)

1915-1923 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu tarafından Batı Ermenistan’da, Kililya ve Osmanlı İmparatorluğuna ait diğer bölgelerde Ermeni soykırımı gerçekleştirilmiştir. Ermeni soykırımı belli sebeplerden dolayı yapılmıştır. Temel sebebi Osmanlı İmparatorluğu tarafından Türk ve Müslüman olmayan nüfusa karşı uygulanan Pantürkizm ve Panislamizm politikasıydı.


Türk-Ermeni savaşı sırasında 1920’de Türk Ordusu Aleksandropolsk'u ele geçirmiştir. Genç Türklerin polilikasını devam ettiren Kemalistler, Doğu Ermenistan'da da Ermeni soykırımı düzenlemişlerdir. Türk işgalcileri köylerde yaşayan sivil Ermenilere karşı yok etme, mal mülkiyetine el koyma gibi yöntemler uygulamışlardır. Kemalistlerin yaptıkları hakkında Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti’nin İhtilaf Komitesi tarafından alınan bilgilere göre: "Aleksandropolsk bölgesinde ve Ahalkelek'te yaklaşık 30 köy yok edilmiştir. Sağ kalanların durumu çok kötüdür", "Köylerden her şey gasp edilmiş ne ev, ne buğday, ne de yakıt kalmıştır. Yollar cesetlerle doludur. Açlık ve soğuktan da her gün birçok insan ölmektedir. “


1915-1923 yıllarında Ermeni kiliselerinde muhafaza edilen binlerce yazıt yok edilmiş, tarihi eserleri yıkılmış ve kutsal yerlerine hakaret edilmiştir. Türkiye'de bulunan Ermeni tarihi eserlerini yok etme ve kültür değerlerine el koyma süreci bugüne kadar devam etmektedir Ermeni halkının çektiği facia Ermeni toplumuna her alanda olumsuz etki yapmıştır. Soykırım tarih zihniyetine yerleşerek sadece mağdurlara değil, sonraki nesillere de büyük etki yapmıştır. Dünya gelişmiş toplumları tarafından dünyanın en eski, medeni toplumlarından biri olan Ermenileri yok etmeye çalışan Türk saldırıcıların suçu kınanmıştır. Sosyal, siyasi ve bilim adamları, sanatçılar sözkonusu soykırımı insanlığa karşı işlenen en ağır suç olarak değerlendirerek çeşitli ülkelerde barınmış Ermeni toplumuna insani yardımda bulunmuşlardır. Türkiye'nin Birinci Dünya Savaşında yenilmesinden sonra Yeni Türklerin parti liderleri ülkenin savaşa karıştırılmasıyla suçlanarak mahkemede dava açılmıştır. Savaş suçlularına isnat olunan suçlar arasında Osmanlı İmparatorluğunda Ermenilerin soykırımı da vardı. Yeni Türklerin liderleri yurtdışına kaçtıkları için idam cezasına gıyaben çarpıtılmışlar ve bu ceza Talat, Behayedin Şakir, Cemal Paşa, Sait Halim ve değerlerine karşı Ermeni ulusal intikamcıları tarafından yürürlüğe getirilmiştir.


İkinci Dünya Savaşından sonra Ermeni soykırımı insanlığa karşı en ağır suç olarak değerlendirilmiştir. Hukuki belgelerin temeli olarak Nurnberg Mahkemesi’nin prensipleri kullanılmıştır. Sonradan BM tarafından soykırım ile ilgili birçok belge onaylanmıştır. En önemli olan, soykırımın önlenmesi ve uygulanacak cezalar hakkında, 1948 tarihli ve insanlığa karşı işlenen suçlar ve savaş suçlarının zaman aşımına tabi tutulmaması hakkında; 1968 tarihli konvansiyonlardır. 1989 yılında Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti Yüksek Şurası tarafından alınan kararda Batı Ermenistan ve Türkiye'de yapılan Ermeni soykırımı insanlığa aykırı işlenen bir suç olarak değerlendirilmiştir. Türkiye'de Ermeni soykırımının tanınması konusunda Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti Yüksek Şurası, Sovyetler Birlıği Yüksek Şurası'na başvurmuştur. 23 Temmuz 1990’da Ermenistan Bağımsızlığı Kararnamesi'nde "1915 yılında Türkiye'de ve Batı Ermenistan'da Ermeni soykırımının yapıldığının uluslararası toplum tarafından tanınmasının desteklendiği" vurgulanmıştır.

Üniversite Tarih Kitabı

(!)


Bu sadece bir ülkeydi....
Bu saptırılmış bilgilerle büyüyen çocukların psikolojisini düşünebiliyor musunuz?






BİR MEDENİYETİN İLK ÇÜRÜMEYE BAŞLADIĞI YER KAFASI DEĞİL, "KALBİDİR." 
AİME CESAİRE




"Tarih hayal mahsulü olamaz. Tarih yazarken gerçek olayları bulmaya çalışmalıyız. Eğer bunları bulamazsak, meçhuliyeti ve bu noktadan cehlimizi itiraf etmekten çekinmeyelim. Biz daima hakikat arayan ve buldukça, bulduğumuza kani oldukça ifadeye cüret gösteren adamlar olmalıyız. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir hâl alır. Büyük devletler kuran ecdâdımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. 
Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. 
Türk çocuğu ecdâdını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır."

Mustafa Kemal ATATÜRK,1931