Translate

25 Şubat 2021 Perşembe

Dolores Cahill / Aşı ve Salgın

 


Prof.Dr. Dolores Cahill'in videosundan özetle :


* mRNA Aşısı > Anafilaktik şok > Bağışıklık sistemin kendi hücrelerine saldırıyor > Organ yetmezliği > Ölüm

Genetiği değiştirilen "İnsan". Artık insan olmaktan çıkıp farklı bir varlık oluyorsun! Çünkü DNA değiştiriliyor !


* "Onlara GMO İnsanı adını verelim!" (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı İnsan)


* Son 20 yılda hayvanlarla yapılan deneylerde ölüm oranları çok olduğundan, şimdiye kadar hiç bir mRNA aşısı onay alamamıştı !


* Aşı öncesi hiçbir belirti göstermeyenler aşı sonrası birçok belirti gösteriyor ve hatta "pozitif" çıkıyor ! Aşılanmış olanlar akabinde hemen diğer belirtileri göstermiyor olsa da sanki ciğerleri büzülmüş gibi nefes almakta zorlanıyor.


* Bu "aşıların" incelenmesi gerekiyor ve bunu yapmak çok kolay. Büyük bir ihtimalle bu "aşıların" içinde bir şey var dünyada herkesi "pozitif" gösteriyor. Oysa virüsle direk temasla 11 gün sonra belirtiler çıkıyordu. Halihazırda bünyelerinde Sarscov2 virüsü bulunanların PCR test sonucu "pozitif" çıktı, ama "sahte pozitif" idi, sayıyı yükseltti ! Ocaktan bu yana Sarscov2 gitti, dünya bağışıklık kazandı ve bundan hastalanmanın biyolojik olarak imkanı yoktur. Virüs o kadar çok mutasyona uğradı ki salgın olarak tanımlayabileceğimiz hastalığa sebep olmuyor. Buna endemik denir. Ekim ayında yapılan bir araştırmaya göre PCR testinin gösterdiği "pozitiflerin" hepsi influenza A ve B gösteriyordu. bu araştırma yayınlandı. Bu bir kanıttır.


* Doktorlar virüsleri ayrıştırmaları ve ona göre rapor vermeli, yani K değil de başka bir influenza ise insanlar evlerine hapsedilemez. İşlerine ya da okula gitmelerine izin verilmemesi de suçtur. Doktorlar yanlış tanı koymamalı ve hastalığa göre tedavi etmeli. Aksi takdirde hakkında şahsen suç duyurusunda bulunabilinir ! "Pozitif" çıktı diye hemen bir yargıya varmamalı ve testlerle hangi tip olduğunu araştırmalı ve ona göre tedavi uygulamalıdır ! Doktorların bir sorumluluğu var ! Vergi ödeyenlere karşı bir sorumlulukları var !


* Amerika'da bir profesörün araştırması vardı, yayınlanmadı ama CDC (Hastalık Denetim Merkezi) dahil her yere gönderdi. K "Pozitif" olarak gösterilen tüm vakalar (15 Bin) influenza A ya da B çıkmıştı, Sarscov2 yoktu !


* Niye Wuhan'da İtalya'daki çok ölümler görülmedi? Bu soru sorulmalıydı. Çünkü yaşlıların bağışıklık sistemiyle ilgiliydi. Doğal virüsle tetiklenen vardı bir de mRNA aşı sonrası. Belki de K virüsü vardı ve aşı sonrası belirtiler gösterdi, arkasından ikinci doz veriliyordu ki bu saçmalıktır, yine görülüyordu. Yaşlıların 2020 de bu virüsü kapmış olabilir, iyileşmiş olabilir, ama 2 doz mRNA yı aldıktan sonra tekrar bu virüsle karşılaşıyor ki bu hastanın ağırlaşmasına sebep oluyor. Yani virüsle 4 kere karşılaşıyorlar.

2019 da köpek dokulu grip aşılarından olanlar da mRNA aşı sonrası ölümler görüldü. 2019 da menenjit geçirmiş olanlar K virüsüyle karşılaşınca öldü. Böbrek dokulu grip aşılarından sonra virüse maruz olan sağlıklı askerler ağır hastalandı...


* Otopsi kesinlikle yapılmalı. Çünkü eğer viral bir bulaşıcı hastalıktan ölürsen otopside bunu ciğer, boğaz ve burun da görebilirsiniz. Organ yetmezliği de... Ancak organ yetmezliğinden ölenlere de K'den öldü diyorlar. Bu sebeple otopsi yapmıyorlar, çünkü belirtiler otopside değişebilir. Bağımsız otopsi uzmanları tarafından incelenmeli ve nasıl-niye öldükleri ortaya çıkarılmalı. Bu başka bir kanıttır.


Çünkü eğer doktorlar, organ yetmezliğinden ölen hastanın ölüm belgesine k yazıyorsa bu kesinlikle yasa dışı ve yanlıştır.


Oysa hastalar vitamin c, d ve çinko ile tedavi edilebilinir ve k'den ölümler önlenebilirdi. Bu kesinlikle tedavi edilebilinir bir hastalıktır.


"Daha önce sadece bir dedikoduydu ama şimdi kesin kanıtımız var ve bu tüm dünya için geçerli; Finansal olarak desteklenen doktor ve tıp enstitüleri var. Bunlara "sahte" ölüm belgesi hazırlamaları için, yani felçten ölmüş olsa da, ölümlerin k'den olduğunu yazmaları için ekstra para ödenmiş. Örneğin trafik kazasından ölenlerin ölüm belgesine bile K'den ÖLDÜ olarak değiştirilmesi istenmiş. " Dr. Reiner Fuellmich (Almanya ve ABD'de İnsan Hakları Avukatı)


Bu konuda 100'lerce aile başvurdu. Bunları doktorlara ve otopsi uzmanlarına gönderdik. Bu mektupların kopyalarını da polislere verdik. Medyanın dayattığı haberlere göre İrlanda'da 1700 ölüm var. Oysa bu belgelerin hepsine baktık ve Ekim 2019-Eylül 2020 arası sadece 92'sinin K'den öldüğü görülüyor. Doktorlar ve otopsi uzmanları sahte ölüm raporu verirse İrlanda ve İngiltere'de 5 yıldan başlar ! Eğer böyle bir olay varsa aileler doktorlara dava açabilir. Kanser tedavisi görüp ölenin "ölüm belgesi"nde bile K'den öldüğü yazılıyor ! Bu yasa dışıdır ve tıp dünyasında da suçtur. Doktorlara bu sebeple dava açılır ki bunu 23 aile adına yaptık. Doktorlar resmen yakalanmıştır. Eğer virüs vardıysa niye tedavi etmemişlerdir? Biz doktorları dava etmek istemiyoruz ama bunu yapıyorsa suç işliyordur ! Sahte ölüm belgesi hazırlayan cinayet kurbanı için bile sahte rapor hazırlayabileceğini gösterir ! Doktorlara dava açılınca ki İrlanda ve İngiltere'de mahkemeye gitmeye gerek yok, direk doktora açabiliyoruz. Böylece hastanenin sigorta şirketi de dahil olmak zorunda kalıyor !


Emniyet güçlerinin de bu sahte ölüm belgelerini araştırması gerekiyor. Bu kanser ve alzheimer hastalarının ne pcr testi yaptırdığı, ne de hastaneye yattığına dair hiçbir kanıt yok, ama ölüm belgelerinde k'den öldü yazıyor ! Maalesef, gündemleri ne olursa olsun bu doktor, otopsi uzmanı ve polis meslek örgütünü baltalamaktadır !


İrlanda'da 1700 kadar ölüm belgesinin sadece 92'si k'den ölüm ! İrlanda'da K'den ölüm ilk kez 5 Nisan 2020 de görüldü. Oysa karantina (lockdown) Mart'ın 12'sinde başlamıştı. Ölüm oranlarında hiçbir yükselme yoktu. Dönemdeki başbakanımız bir doktor idi ve o dönemde hastanelerde ölüm oranı sıfırdı ! Yani yasal olarak "karantina"ya gerek yoktu ! Kimse K'den ölmüyordu ! Yani başbakan ve doktorlar anayasal suç işledi. Eğer yanlış bir varsayıma göre "önlem" alıyor ve insanların özgürlüklerini kısıtlıyorsanız, o zaman vatandaş bu kişileri dava edebilir ! İşyeri sahipleri dava açabilir ! Bu konuda çalışmalarımız var. Ve bu sebeple doktorlar ve otopsi uzmanları "sayıları" değiştirdi ! Çünkü şahsi olarak dava edilebilinirler ! Doktorlar ile güvenlik güçleri bu "lockdown"u tersine çevirebilirler ! Doktor olan başbakanımız bile tedavi edilebilir bir hastalığı "tedavi ettirmedi" ! O bile ömrü boyunca aileler, işyeri sahipleri ve bireyler tarafından davalarla karşılaşabilir - edilebilir ! Doktorlar bile 10 yıl hapis cezasıyla karşılaşabilirler !


"Bizim hedefimiz de bu sahteciliğe sebep olanların peşinden gitmektir, yoksa enstitüye değil!" Dr. Reiner Fuellmich


Doktorlar PCR testinden bile para kazanmakta !... Yani sadece sahtecilik yapmıyorlar ayrıca kazanç da elde ediyorlar ! Ki bu çok daha kötüdür !


2012 de yapılmış bir araştırma, mRNA K aşıları yapılmaya çalışılmış ve sonuç:

Sars virüsü ile mücadelede Sars koronavirüs aşıları bağışıklık sisteminde "pulmoner immünopatoloji"ye yol açar ! (*)


Yani, daha önce virüsü kapmışsınızdır ve aşı oldunuz: Tehlikeli !

Ya da aşı olmuşsunuzdur ve virüsü kaptınız; Tehlikeli !


***


Bu saçmalık sona ermeli !

Yoksa sahtecilik yapan ve sistemin kuklası gibi çalışan her kesimden kişi/kişilere dava açılabilir ki bu Türkiye için de geçerlidir ! Çünkü bunlara sebep olanların hepsi de suç işlemiştir !

Bu sahtecileğe son verildiğinde "salgın" da olmayacaktır.

Bu "sahte salgın"dan dolayı özgürlükleri kısıtlanan, işinden olan, ekonomisi alt-üst olan, eğitimi aksayan, yanlış tedaviden ölen, ya da "virüs kaptın al bu ilaçları iç" diyerek bu aldığı ilaçların yan tesirlerinden dolayı ileriki yıllarda hastalanacak olanlar, psikoloji bozulanlar, ruhsatı bile olmayan aşılardan olanlar, ya da bu aşılardan dolayı ileriki yıllarda (ya da şimdi) ileri düzeyde kronik rahatsızlığı olacak olanlar kalkıp sesini duyurmalıdır !


SB

(*) Pulmoner: Akciğer veya akciğerle ilgili

İmmünopatoloji: Bağışıklık reaksiyonlar sonucu meydana gelen bozukluk veya durumları inceleyen bilim dalı.


21.Yüzyılın En Büyük Sağlık Skandalı


İşte o bugün dayatılan korkudur!

That is the fear, imposed today!




21.yüzyılın EN BÜYÜK SAĞLIK SKANDALI !

Her kıtada en az 5 olmak üzere 30 ülkenin devlet başkanları ve sağlık bakanları UYARILMIŞTIR !

Uluslararası Kollektif Birleşik Sağlık Profesyonelleri

4 - 12 Şubat 2021

BASIN AÇIKLAMASI
















Linkler:

International Alert Message about COVID-19. United Health Professionals

Global Research - 18 Şubat 2021 / link

World Doctor Alliance / link


WHO'ya GÜVENMEYİN ! YOLSUZLUK HAT SAFHADA ! / Video

Prof. David McCoy (Professor of Global Public Health) :

"The big problem is that the WHO is now financed primarily by one single person : Bill Gates"

Watch this very important investigation : "WHO in the clutches of lobbyists"



Yalan söyle 1 milyon dolar verelim !

(Fauci'ye İsrail üzerinden verilen "ödül" ! - Basın 16 Şubat 2021)


Dünyaya yalan söylüyorlar, bu insanlığa karşı yapılmış bir suçtur!

They are lying to the world, this is a crime against humanity !

Link




Almanya'daki Araştımaya göre; 

Günde 4 Buçuk saat MASKE takan Çocuklardaki Etkileri

%60 Sinir Bozukluğu

%53 Baş Ağrısı

%49 Mutsuzluk

%50 Konstrante Olma Güçlüğü

%44 Okula Gitme İsteksizliği

%42 Halsizlik

%38 Öğrenme güçlüğü

%37 Bitkinlik....




R.F.Kennedy, Jr. - Vandana Shiva :

Karşı durmazsak eğer Gates İmparatorluğu 'Her Şeye Sahip Olacak' ! / link


Nürmberg mahkemelerinde ... Alman halkına tüm olan bitene nasıl göz yumdurdunuz diye sorulan SS subayının cevabı: "Bu çok kolay, bunun Nazismle ilgisi de yok, insan doğasıyla ilgisi var. Hükümetin insanları köleleştirmesi için ihtiyaç duyduğu tek şey korkudur! Eğer onları korkutacak kadar bir şey bulabilirseniz, istediğiniz her şeyi yapmalarını sağlayabilirsiniz !"
Hükümetler salgınları sever ! Savaşları sevdikleri gibi salgınları da severler ! Çünkü onlara nüfusu kontrol etme yetkisini verir ki bu nüfus öbür türlü asla boyun eğmez !
Özgürlüğümüzü alamazsınız !


Dr. Bilgehan Bilge ; Salgın ve Aşı Olayları / video




Anayasamıza göre aldıkları "önlemler" ve getirilen "kısıtlamalar";

- Maske mecburiyeti ve takmayanlara ceza kesilmesi

- Seyahat özgürlüğünün kısıtlanması

- Eve "hapsedilmek"

- İşyerlerinin kapatılması

- Okulların kapatılması

- Karantinaya alınmak

- Test yaptırmak

- Aşının mecbur kılınması

Yasal değil, suçtur !!!

Ancak anayasamızdaki kanun maddelerini değiştirirlerse bunları yaptırabilirler!

Bırak Belediye başkanlarını Valiler bile "kısıtlama ve mecburiyet" getiremez !

Anayasa tartışmaları tekrar gündeme getirildi !

Bazı kesimler ise "ilk 4 maddeye dokundurtmayız" diyor ki bu bir tuzak, çünkü diğer maddeler ile özgürlüğümüzü ve haklarımızı elimizden alabilirler !

Ekteki karara şer koyan çok güzel açıklamış, ancak, bu aynı zamanda alınması gereken önlemleri de (bilinçli-bilinçsiz!) göstermiştir; Anayasa değişikliği ! Yani, anayasa tartışması bu sebeple de gündeme gelmiş olabilir!

Pdf ektedir, lütfen inceleyiniz !



Salgın yok ! Kısıtlamalar ve Zorunluluklar Kaldırılsın !

26 Kasım 2020 Perşembe

AŞI

 


AŞI


“Bir cisim yaklaşıyor.” Başlıklı  yazımı okumuşsunuzdur.

O yazıda Kasım ayı sonuna kadar “aşı” dünyaya gelecek demiştim.

Yanılmışım.

Aralık ayında gelecekmiş.

Ama görünen o ki; giderek artan dozda "aşı" reklamajı devam edecek,

Aslında aşı Rusya ve Çin’de iki ay önce dünya’ya geldi.


Ama her iki ülke sadece kendi yurttaşlarına ve özellikle “stratejik” öneme sahip yurttaşlarına bu aşıyı yapmak ile başladı bu işe.

Bir dedikoduya göre Türkiye’den de bazı kodamanlar bu aşılara ulaşarak bu aşıları yaptırıyorlarmış.

İşimiz dedikodu değil.

Ama Aralık, ama Nisan ayında ülkemizde de kitlesel aşılama programı başlayacak.

Aşılama başlangıçta elbette “zorunlu” olmayacak.

Çünkü nüfusa oran ile önce çok az aşı gelecek.

Ama kısa bir süre sonra ağzımızdan, burnumuzdan aşı fışkıracak.

Birbirleri ile rekabet halinde olan aşı üreticileri çok kısa bir süre sonra ülkemizde de cirit atacak.

Arz, talebin üzerine çıkacak ve doğal olarak “talep” arttırıcı politikalar devreye girecek.


Mesela:

Ben bu hastalığı geçirdim kardeşim. Bağışıklığım var diyenlere : Yok öyle mama diyecekler. Bu hastalığı bir geçiren, bir daha geçiriyor. Gel buraya diyecekler.

Sakın inanmayın. Yok öyle bir şey!..


Mesela:

Aşı vurulmayan seyahat edemeyecek diyecekler,


Mesela:

Aşısız insanlar devlet ile olan ilişkilerini yürütemeyecek, e-devlet üzerinden işlem yapamayacak diyecekler,

Ve nihayet, bol miktarda aşı stoğu biriktiğinde aşı olmak “zorunlu” hale gelecek.


İşte o zaman ne yapacaksınız?

Aşı olmamak gibi insani bir hakkınız elinizden alındığı zaman ne yapacaksınız?

Ben o günler için size birkaç tüyo vereyim:

Muhtemelen ülkemizde size ücreti karşılığında  sahte “aşılanmış.” Belgesi veren özel sağlık merkezleri peydah olacak.

Olur mu öyle şey?!..

Olur.


Bu gün Covid + olduğu halde ücreti karşılığında Covid – raporu veren hastaneler var.

Elbette para karşılığında “biz bu adamı aşıladık!..” diyen hastaneler de türeyecektir.

Yapışacaksınız o şerefsizlere..

Bu işler illegal işler. Sakın tenezzül etmeyin.


Veya,

Mutlaka bir aşı olacaksanız önünüzde iki alternatif var.

1- Geleneksel yöntemler ile üretilmiş aşılar,

2- Modern teknoloji ile üretilmiş aşılar var.


Rus ve Çin aşıları geleneksel,

Diğerleri modern ve ilk kez kullanılan bir teknoloji ile üretildi.

Kanunen yaptırmak zorunda olduğunuzda,

Benim önerim “geleneksel” aşılardır.

Şimdi “geleneksel” aşılar üzerinden polemik yapan bir takım arkadaşlar olacak. Geçin kardeşim o zayıf internet bilgilerinizi. Bir bildiğimiz var ki söylüyoruz…


Peki zorunlu olmaz ise?

Ben hiç kimseye aşı ol veya olma demem.

Ama ne ben Covid aşısı yaptırırım ne de çocuklarıma yapılmasına müsaade ederim.


Dr.Bilgehan Bilge / 26 Kasım 2020




BİR CİSİM YAKLAŞIYOR!..

(Dikkat çok uzun bir yazı)


Dünyada özellikle son iki haftadır yoğunluğu giderek artan bir haber akışı var.

Haber başlıkları kabaca şöyle:

“Covid’in ikinci dalgası başladı!..”

“Önlemleri gevşeten ülkelerde tekrar sıkı önlemler alınmaya başladı!..”

“İngiltere panikte!..”

“Ürkütücü tablo!..”

“Prof bilmemkimden korkutucu açıklama geldi!..”

“Salgın patladı!..”


Dünyadan böyle haberler gelir de bizim sesimiz az mı çıkar?. Bizim medya daha fazla bağırıyor!..

İlgili ve yetkililer feryat figan ediyor.


“Vaka sayısı çığ gibi artıyor!..” Test sayısını çığ gibi arttırdığın için az da olsa tespit ettiğin vaka da artıyor.

“Sağlık sektörü çöktü!..” Özel hastanelere Covid hasta ödemesini kaldırırsan bütün hastalar devlete hücum eder ve sen hasta patladı zannedersin. Ama bu istatistiklerine yansımaz.

“Hastanelerde doluluk oranı %80’lere ulaştı!..”


Türkiyede hasta yataklarının %80’i covid hastaları ile mi dolu? Hayır. Özel hastaneler haklı sebeplerle Covid ve Covid şüpheli hastaları devlet hastanelerine sevk ettiler. Bu da devlet hastaneleri yatak doluluk oranında göreceli artış yaptı.


“Sağlık profesyonelleri şehitlerimiz hızla artıyor!” Doğru. Ama kaybettiğimiz arkadaşlarımız dün hastalığa yakalanıp bu gün hayatlarını kaybetmediler. İçlerinde aylardır, haftalardır tedavi altında olanlar çoğunlukta.


Hem Türkiye hem de dünya istatistiklerine ilk baktığınızda dikkatlerden kaçmayacak şekilde salgının arttığını görüyorsunuz.

Özellikle İngiltere, Fransa, İspanya ve Türkiye gerçekten de ikinci dalgayı çoktan yakalamış gözüküyor.

ABD de ise durum oldukça farklı. Onlar ilk dalganın azalma dönemini yaşıyor. Yani günlük hasta sayısı bu ülkenin pik yaşadığı Temmuz ayına kıyasla (Günlük 75-80 bin vaka) üçte bir oranında azalarak devam ediyor.

Ama İngiltere öyle değil.

İngiltere bildiğiniz gibi Nisan ayında yıkılıyordu. 

Günlük hasta sayısı 7-8 binlere kadar çıktı. 

Ama Temmuz ve Ağustos ayları boyunca bu ateş sönmüştü ve 500-1000 hastaya kadar gerilemişti.

Şimdi görüyoruz ki son günlerde vaka sayısı tekrar 2000-3000’lere doğru bir artış içerisinde.


Benzer durum İspanya, İtalya,Fransa ve pek çok ülke için de geçerli.

Yani özetle “adamlar haklı.” 

Pek çok ülkede testi pozitif çıkan vaka sayısında gözle görülür bir artış var.

Bizim ülkemizde de öyle. 


Bildiğiniz gibi iki ay önce 900-1000 olan pozitif hasta sayımız nerede ise 1500-1700  bandına kadar yükseldi.

Normal şartlarda bu yükselişi biz Ekim ayından sonra bekliyorduk.

Virüs bizi yanılttı ve bir ay erken davranarak ikinci dalgayı başlattı.

Diyorsunuz!...

Yanılıyorsunuz!...

Biraz daha detaya girin. Bakış açınızı biraz değiştirin.

Ortaya farklı ve bambaşka bir tablo çıkacak.


İkinci dalga başladı denilen ülkelerin tamamında günlük test sayısı iki, üç, hatta beş kat arttırılmış.

Ve doğal olarak tespit edilen vaka sayısında da göreceli bir artış yaşanmış.

Mesela biz salgını kontrol altına aldık dediğimiz tarihlerde 35-40 bin test yapıp 900-1000 hasta tespit etmişiz.

Test sayısını nerede ise iki-üç kat arttırdığımız halde tespit edilen hasta sayısı yarım kat bile artmamış.


Haydi bizim istatistikler biraz şaibeli diyelim.

Benzer durum İngiltere, İspanya,İtalyada da aynı.

Günlük test sayısını son günlerde on kat arttıran ülkeler var. 

Ama buna mukabil vaka sayısında artış bizdeki gibi ya yarım kat ya da biraz daha fazla yükselmiş.

Test sayısı sabit ülkelerde ise vaka sayısında bırakın patlamayı tam tersi ciddi düşüş olanlar var.

Her iki yarı kürenin de baharları başladı. Kuzey yarı kürede son bahar, güney yarı kürede ise ilk bahar başladı. Yani tüm dünyada bu tip virüsler için salgın mevsimine beraber girdik.

Beklenenin tam tersine tüm dünyada günlük toplam vaka sayısı 290-300.000 lerden 190.000 lere doğru hızla azalmaya başladı.

Ölüm oranlarındaki azalma çok daha iyi seviyelerde.

Üstelik tüm dünyada yapılan test sayısı ciddi şekilde yükselirken.

Pekala hepimizin kolayca ulaşabileceği bu bilgiler elimizde mevcutken.

Tüm dünyadan yükselen çığlıkların bir anlamı olmalı değil mi?

Tüm veriler ortada iken şöyle bir açıklama duydunuz mu yetkililerden?


“Dünya’da günlük ölüm sayısı son on gün içerisinde ciddi bir düşüş gösterdi. Günlük kaybımız 6.362’den 3.816’ya geriledi.”

”Dünya’da testi pozitif çıktığı halde hastanede tedaviye ihtiyaç duymayan hasta sayısı iki kat arttı.”

“Hastanelerde tedavi gören hastalarımızda iyileşme oranı Nisan ayına göre dört kattan fazla yükseldi. Artık daha bilinçli ve etkin tedavi protokolleri uygulanıyor.”


Yukarıda yazılanların eksiği var, fazlası yok.

Ama tek bir yetkilinin ağzından bu ve buna benzer pozitif haber çıkmıyor. 

Tam tersine!..

Toplumlara veriyorlar dehşeti, veriyorlar korkuyu..

Neden yapıyorsunuz kardeşim? deyince de bahaneleri hazır.

“Gerçekleri söylersek rehavete kapılırlar!..”

Bak sen şu işe!..


Tüm Avrupa’da önlemler (!) hızla ne zaman gevşetildi?

Mayıs 2020 tarihinde.

Bu gevşekliğin ceremesinin ne zaman ortaya çıkması gerekiyordu?

10 bilemedin 15 gün sonra.

Pekala Mayıs’dan itibaren tüm gevşemeye rağmen ne oldu?

Beklenenin aksine vaka sayısı hızla düştü!..

Bu düşme üç ay sürdü.

Şimdi test sayılarını ikiye, üçe ve hatta on katına çıkartarak yaratılan “suni” ikinci dalga’nın asıl sebebi ne?

Ah benim gariban arkadaşlarım.

Son günlerde şiddeti giderek artan korkutucu “suni” haberlerin tek bir sebebi var.


Aşı bulundu aşı!...

ABD destekli üç merkezde,

Seri üretime geçildi bile.

Eminim bu gün bile depoları milyonlarca aşı ile dolmaya başlamıştır.

Rusya aşılama programına başladı bile!.. (Rus yetkililer bir ayda iki-üç milyon aşı üretme kapasiteleri olduğunu söylediler. Rusya’nın nüfusu göz önüne alınırsa?..)


Rus aşısını bilemem. Ama diğerlerinden en az bir tanesi iki aya kalmaz ülkemizde.

O yüzden mesnetsiz “dehşet senaryoları” sizleri üzmesin.

O yaklaşan cisim aşı!..


Dr.Bilgehan Bilge / 8 Eylül 2020

Önemli Not: Bu yazı aşı yaptırın veya yaptırmayın önerisi içermez. Sadece yaşadığınız ve bir süre şiddeti giderek arttırılacak olan ve sizleri dehşet, paranoya, histeri ve çaresizlik içerisine sokmaya yönelik bir pazarlama taktiğinden haberdar etmek için kaleme alındı.



!!!




21 Kasım 2020 Cumartesi

Arjantin - Hitler

 

Hitler'in Genelkurmay Başkanı NATO'da (link) bile görev aldıysa...

ARTIK HER ŞEYİN MÜMKÜN OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM....



Did Hitler and Eva Braun flee Berlin and die (divorced) of old age in Argentina?

By RICK DEWSBURY and ALLAN HALL FOR MAILONLINE and ELEANOR HARDING

DAILY MAIL 18 October 2011


Adolf Hitler faked his own suicide and fled to Argentina where he lived until a ripe old age, according to extraordinary new claims.

Authors of the new book ‘Grey Wolf: The Escape Of Adolf’ believe evidence of the tyrant’s suicide is flawed – and that he actually escaped in 1945 to begin a new life with his wife, Eva Braun. But the claims have been ridiculed by leading historian Guy Walters who today branded them ‘2,000 per cent rubbish.’

Hitler and Braun’s ‘flight’ from Berlin is laid out in lavish detail by British authors Gerrard Williams and Simon Dunstan in their new book. They refute the widely accepted view that the Fuhrer shot himself in his Berlin bunker on April 30, 1945, and Braun committed suicide by taking cyanide. Instead, they claim, there is ‘overwhelming evidence’ to suggest that the couple escaped at the end of the Second World War for a new life in a Nazi-controlled enclave in Fascist Argentina.

Mr Williams and Mr Dunstan go on to state the pair had two daughters before Hitler died in 1962 at the age of 73.

Mr Williams, a historian and journalist who has written extensively about the Second World War, told Sky News: ‘We didn’t want to re-write history, but the evidence we’ve discovered about the escape of Adolf Hitler is just too overwhelming to ignore.

‘There is no forensic evidence for his, or Eva Braun’s deaths, and the stories from the eyewitnesses to their continued survival in Argentina are compelling.’

The book also claims American intelligence officials were complicit in the escape, in return for access to war technology developed by the Nazis. It also says that skull fragments thought to be those of Hitler currently held by the Russians are actually that of a young woman under the age of 40. Hitler was 56 when he died.

Mr Williams said he and Mr Dunstan - an author, film-maker and photographer who specialises in military history - carried out their research on the ground in Argentina, interviewing eyewitnesses to Hitler’s presence there.

He added: ‘It’s only now that Argentina is once more a thriving democracy that the real stories are beginning to come out.

‘Even so, two of our eyewitnesses received death threats from persons unknown while working with us on this book.’

The sensational claims have already been ridiculed by historians, including Mr Walters, who has studied Nazi Germany extensively and written a series of books about the war. He labelled the idea that Hitler lived in South America until the 1960s as the ‘worst sort of junk history’ that relied on ‘dubious secondary sources.’

He said: 'The theory that Hitler survived rubbishes decades of research by proper historians and intelligence officers.

'The two authors should be ashamed of themselves for peddling this kind of utter nonsense. It's simply unbelievable that publishers would give them the time of day.

'It's an absolute disgrace. There's no substance to it at all. It appeals to the deluded fantasies of conspiracy theorists and has no place whatsoever in historical research.

'There have been thousands of theories over the years that Hitler might have escaped but they are nothing more than parlor games.

'The evidence that Hitler was killed in simply overwhelming. For these authors to claim otherwise is simply staggering.'

Mr Walters conceded that the authors are right in stating that the skull taken by the Russians was not that of Hitler.

He said: 'There were many people in the bunker and it takes a giant leap of the imagination to get from a museum in Russia to him living a life in Argentina.

'The idea that everybody in the bunker was in on the plan is infeasible. It just would not have happened.

'The whole point of Hitler was that he would die after the war. It was not in his psychology to carry on living in Argentina.'

Rochus Misch, 94, Hitler’s former radio operator and the last survivor of the Berlin bunker, says he saw the bodies of ‘the boss’ and Eva Braun with his own eyes.

He said: ‘I was in the room next door when he shot himself. I did not hear the shot but I saw his uncovered corpse when the door was opened.

‘I saw Hitler slumped with his head on the table.

‘I saw Eva Braun sitting dead in the corner of the sofa, her head turned to Hitler, her knees pulled up to her chest. She had a dark blue dress on and a white frill on her collar.’

Historians hold him up as a reliable source and he is the author of a book, published several years ago, called The Last Witness.


Grey Wolf focuses on the crucial days in 1945 as the allies closed in on Hitler’s bunker.

Mr Williams and Mr Dunstan claim a body double took Hitler’s place and an actress stood in for Eva Braun on April 27. It was at this point that the pair were able to flee Berlin, travelling to Tonder in Denmark before returning to Travemunde in Germany. From here it is claimed that they flew to a Spanish military base at Reus, south of Barcelona, before General Franco supplied a plane to take them to Fuerteventura in the Canary Islands. A day later the two fugitives are said to have boarded a U-boat and the two body doubles were executed and their bodies subsequently burned.

The book points to declassified FBI documents which contain references to Hitler having escaped Berlin to begin a new life in South America. It also includes testimony from the pilot who supposedly flew Hitler and Eva Braun out of Berlin to Mar Del Plata on the Argentinian coast. Here they say he lived in a wooden chalet in a remote village where they survived on the money from looted gold and jewellery.

The book quotes a number of sources, such as cooks and doctors, who claim to have knew the Nazi leader before he died aged 73 on February 13, 1962. They claim that Hitler's bloodline survived through two daughters he had with Braun.

If Hitler had escaped to Argentina, he would have been following in the footsteps of his henchmen, Mengele, Eichmann and Barbie who all fled after the war to South America.


A film based on the claims called Grey Wolf is currently being made and is due to be released early next year. It is not the first time that Hitler has been rumoured to have fled to Argentina. Author Abel Basti claimed the same in his 2003 book Hitler In Argentina.

He said Hitler and Braun fled to Argentine shores aboard a submarine and lived for many years in the vicinity of San Carlos de Bariloche, a tourist site and ski haven some 1,000 miles southwest of Buenos Aires.

In his book Bariloche Nazi-Guía Turística he reproduced documents, affidavits, photographs and blueprints aimed at steering the reader to the sites that sheltered Hitler and his top henchmen. He claimed the Incalco Ranch, located in Villa la Angostura on the shores of Lake Nahuel Huapi, was the refuge chosen by Argentine Nazis to hide the couple.

Set amid a pine forest, it could only be reached by boat or hydroplane, and belonged to Argentine businessman Jorge Antonio, one of the most trusted friends of three-times president Juan Domingo Perón. Basti also claimed Hitler had lived at Hacienda San Ramon, six miles east of Bariloche, which belonged at the time to Schaumberg-Lippe principality.

DailyMail



Evita'nın, Nazi dostluğu kanıtlandı


ARJANTİN'in eski lideri Juan Peron ile eşi Eva Peron'un (Evita), Nazi savaş suçlularına, sanıldığından daha fazla kol kanat gerdikleri bildirildi.

Arjantin Nazi Eylemlerini Aydınlatma Komitesi (CEANA) Koordinatörü Eugenio Klich, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Arjantin'e göçmen getirebilmek için Naziler tarafından bir organizasyon oluşturulduğunu ve bu örgütün savaş suçlularını ülkeye getirdiğini açıkladı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra soykırımın mimarı Adolf Eichmann ile insan kasabı Josef Mengele, Arjantin'i kendi evleri gibi kullanmışlardı.

Şimdiye kadar birçok tarihçi, Peron ile eşi Evita'nın savaş suçlularına sığınma yardımı yaptıklarını öne sürerken, Klich, elde ettikleri kanıtlarla, bunun organize bir çalışma olduğunun kanıtladı.

Klich, Avrupalılar'ın Arjantin Toplumuna Kabulü adlı bir örgütün, Belçikalı savaş suçlusu Pierre Daye ile Juan Peron arasındaki bir toplantıyla oluşturulduğuna dair belgeler olduğunu belirtti. Klich, bu kuruluşla, Arjantin göçmenlik bürosu arasında arabuluculuk yapan Alman casus Carlos Fuldner'in, yeni göçmenler için Avrupa'ya geziler yaptığını ve Eichmann'ı Arjantin'e getirdiğini söyledi.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Arjantin'de popülist politikalara dayanarak devlet başkanlığına seçilen Juan Peron, 1955'de bir darbeyle yönetimden uzaklaştırılmış ve sürgüne gönderilmişti. Peron, 1973'de tekrar devlet başkanlığına seçilmiş, ancak 1 yıl içinde ölmüştü.


Milliyet - 20.11.1998



GREY WOLF; THE ESCAPE OF ADOLF HITLER

VİDEO


Bir de Al Pacino'nun "HUNTERS" dizisi var...

Amerika'da "PAPER CLİP" adını alan olayları ve Nazi avcılarını anlatıyor...

The Guardian'ın (link) haberine göre ise, bir çoğu Nazi olan 1600 mühendis ve  teknisyeni "güya" uzay yarışında Rusları yenmek için göreve getirmişlermiş...miş...


Oysa Hitler'i destekleyenler de kendileriydi... !

Bunun için Cengiz Özakıncı'nın "Türkiye'nin Siyasi İntiharı' adlı kitabına bakması yeterlidir...

Bizimkiler ise Nazilerden kaçan "Yahudi (link)" hem profesörlere, hem de sivil halka kucak açmıştı...

"Evil" olanı "koynuna" alan, bana demokrasi dersi veremez!...

SB


"Hunters (Amazon Prime) is that timely, too-resonant series. Created by newcomer David Weil and executive produced by comedy and horro specialist Jordan Peele, it was inspired by the real-life Nazi hunters of the mid-20th century and Operation Paperclip, the US government's covert recruitment after the war of around 1.600 German scientists, engineers and technicians - including many former Nazis - to try and gain the US an edge over the Soviets in the cold war and the space race..."



Adolf Heusinger (1897 - 1982) Alman general.

* II.Dünya Savaşı esnasında Hitler'in Genel Kurmay Başkanı.

* Savaştan sonra 1957-1961 Bundeswehr Batı Alman Silahlı Kuvvetler Genel Müfettişi.

* Heusinger ayrıca, 1961-1964 arası NATO Askeriye Komitesinin Başkanlığını yapmıştır.


"Adolf Heusinger war der erste Generalinspekteur der Bundeswehr in Deutschland. Seine Amtszeit von vier Jahren stand ganz im Zeichen der behutsamen Annäherung an die NATO-Mitgliedsstaaten."



18 Kasım 2020 Çarşamba

Toplumsal Paranoya

 

Toplumsal paranoya mı, global koronaya mı?

Hürriyet, 7 Nisan 2020 (link)

Recai Güler


82 milyon nüfusu olan ülkemizde her yıl yaklaşık 82.000 kişi grip ve gribal enfeksiyonların sonucunda kronik akciğer, kalp, hipertansiyon, diabet, immün yetersizlik hastalarında gelişen komplikasyonlarla ölüyor. Geçtiğimiz yıl ve önceki yıllarda da grip ve nezle nedeni ile on binlerce Türk vatandaşı hayatını kaybetti ve haberiniz bile olmadı... Geçen yıl dünyada toplamda  7 milyon insan grip ve griple tetiklenen komplikasyonlardan kaybedildi öldü. 

Siz hiç “gripten öldü, nezleden öldü” gibi bir haber duydunuz mu? Duymadınız. Neden? Corona virüsten ölenlerin hemen tamamı yaygın pnomoniden kaybedilir.

2016 yılında Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 3 milyon kişi pnomoniden öldü ,bunların hiçbirine corona virüs testi yapılmamıştı. 

Soruyorum bu gürültü, patırtı neden? Bu korkuya neden olan olan algı eğer sokakta aniden ölenlerse hiçbir viral veya bakteriyel pnomoni hastası böyle pat diye sokakta düşüp ölmez.

O zaman aniden akut hipoksi yapan ve sokaktaki bir insanı aniden öldürebilen başka bir neden arayacaksınız!

30 yıllık tıbbi pratiğimde hastanelerin acil servislerinde bizzat yaşayarak şahit olduğum kış aylarında her gece sağlık personeli bu tür grip hastalarının ağır seyredenlerine bir tane boş suni solunum cihazı,boş bir yoğun bakım yatağı bulabilmek için uğraşır ve maalesef bazen de bulunamadığından yüzlerce, binlerce hasta, yataklarında kaybedilir.

Ve bunlar hiçbir zaman sizlerin, bizlerin gözümüzün içine bu kadar sokulmaz, bu kadar korkutulmazsınız...

ABD’de mevsimsel grip için aşılanma oranı her yıl  %52’dir, yani nüfusun yarısı “aşılanır”

Buna rağmen grip salgını ABD’de 2018-2019 sezonunda 35.5 milyon (otuz milyon beş yüz bin) insana bulaşmıştır. Nedeni de virüslerin her birisinin ayrı yapısal şifreler barındırmasındandır.

Bu hastaların 16.5 milyonu hastanelere müracaat etmiştir ve 490.600’ü hastaneye yatırılmıştır. Ve bu hastaların 34.200’ü doğrudan bu virüs nedeni ile 27.680 kadarı ikincil sebepler ile hayatını kaybetmiştir.

CDC (ABD Hastalık ve Korunma Merkezleri) verilerine göre 2019 yılında sadece ABD'de toplam 62.000 kadar kayıp vardır.

ABD’de her yıl yaklaşık 50.000-60.000 insanı öldüren bir virüs salgınından bahsediyorum!

Aralık ayından bu yana geçen 5 ayda  Covid-19 dan 120 bin insanı öldü. Aynı süre içerisinde mevsimsel grip en az 300.000 (üç yüz bin) insanı öldürdü. Üstelik coronavirüs dışı virüslere bağlı grip hem 65 yaş üzeri insanları hem de aynı oranda 0-5 yaş bebeklerin ölümüne neden oldu.

Geçtiğimiz yıl kaç sanatçı, kaç sporcu, kaç tanınmış insan, kaç doktor, hemşire, kaç devlet başkanı grip oldu biliyor musunuz?

Şöyle ki yarısından fazlası gribal enfeksiyon geçirdi, bu nedenle ölen dünyaca ünlü isimler oldu. Politikacılar, sporcular, profesörler öldü. Size onları “akciğer yetmezliği, kalp yetmezliği” nedeni ile ölüm olarak bildirdiler. Ama onlar da hepsi grip virüsü nedeni ile öldü.

Bizlerin,yarımız geçen yıl grip ve nezle geçirdik ,haber konusu olmadık, demek ki geçen yıl kitleler halinde ölmediysek bu sene de ölmeyeceğiz. Geçen yıl hiçbirimizi tv'lerde tek tek saymadılar ve her gün tüm Tv'lerde herkesin ilgilendiği “sayısal istatistik” haline getirmediler.

Şöyle düşünelim: İnsanların aynı evde yaşayıp da birisinin dışarıda çalışması, diğerinin çalışmayıp evde kalması durumunda, bu iki kişiden birine mikrop bulaşmışken, diğerinin temiz kalması mümkün müdür?

Bu, “salgından korunma algoritması”na da uygun değildir, düz mantığa da.

Bu panik ve alarm halinin nedeni ölüm sayısı olmamalı. Çünkü yılbaşından bu yana 3 ayda dünyada 5 yaş altı 1.950.000 çocuk öldü, HIV/AİDS nedeniyle 432. 000 kişi, sigara nedeniyle 1.285,000 kişi öldü. 275,000 kişi intihar ederek, 2.110.000 kişi kanser nedeniyle öldü.

Dünyada yalnızca bugün 26,000 (yirmi altı bin) insan çoğu çocuk olmak üzere açlıktan öldü.

Peki nedir bugünlerdeki histerinin nedeni?

Bunu sormak her bireyin en doğal hakkıdır çünkü kendi sağlığını direk ilgilendiren bu konuda yukarıdaki rakamsal veriler ışığında bu yıl ki corona virüsün öncekilerden daha korkunç kabul edilmesini hangi faktörler sağlamaktadır?

Çok iyi bilinir ki korku olmadan toplumda yapılacak köklü değişikliklerle ilgili algı oluşturulamaz.

Dünya çapında salgın veya dünya savaşları gibi ağır korku yaratan dönemlerden sonra dünyada çok köklü sosyal ve ekonomik değişimler olur. Bu salgın bitecek, ancak bittiğinde insanların toplumsal yaşam alışkanlıkları ve ekonomik durumlarının epeyce değişmiş olduğu görülecektir.

Örneğin global büyük sermaye sahipleri, oluşacak ekonomik krizler sonrası zarar eden firmaları, sanayi kuruluşlarını yok değerine ele geçirecek ki Çin de bu değişim oldu bitti bile.

Para ve servetler el değiştirecek, oluşacak ağır ekonomik krizi aşmak için aşırı miktarda karşılıksız para basılacak...

Oluşacak hiperenflasyon sonrası zaten virüsü bulaştırıyor algısı ile değersizleştirilen banknotlar yani rezerv para olan dolar ve ulusal paralar kaldırılıp yerine dijital tabanlı para birimleri gelecek, sanayi ve günlük yaşam yoğunluklu olarak robotik oluşumlarla sürdürülecek…

Dünyanın 2. Dünya Savaşından bu yana gördüğü en büyük, en yaygın paniği, yaşam tarzı değişikliğini yaşıyoruz. Daha doğrusu buna mecbur ediliyoruz.


Opr.Dr. M. Okan Özdemir, Göğüs, Kalp Damar Cerrahisi uzmanı (link)


***


* Hafta sonları tedarik ve üretim zincirleri aksamayacak şekilde saat 10.00 ila 20.00 saatleri dışında

sokağa çıkma sınırlaması uygulanacak.

* Eğitim yıl sonuna kadar online olarak sürdürülecek. 65 yaş üstü için uygulanan sokağa çıkma uygulaması

20 yaş altına da uygulanacak. AVM’ler, restoranlar, berber ve kuaförler gibi

saat 10.00 ila 20.00 arası sınırlanacak.

* Sinemalar yıl sonuna kadar kapatılacak. Restoranlarda sadece paket uygulamasına getirilecek.

17.11.'20 /Basın



Yeni kısıtlamaları fizikçiler bile çözemedi...





 


So-Called Pandemic

HEIKO SCHÖNING introduces the WORLD DOCTORS ALLIANCE in Berlin, Germany /Dr.Elke De Klerk (link)

"There is no pandemic!"




Bazılarının da anlamadığı; "Aşı da kısıtlamalar da maske de tedavi değildir"!

Tedavi; Besin değeri yüksek gıda & vitaminleri doğal olarak almak, güneş görmek, temiz oksijeni içine çekmek ve sosyalleşmektir.

Ancak tam tersi yapılıyor; "Gıda" pahalı, "ev hapsi" ve "maske zorunluluğu" + getirdiği stres... Yalnız olan insanlar yalnızlıktan bunalıma bile girer!...

Bağışıklığı zayıf olan da her tür hastalığa yakalanabilir!

SB


NOT:

En son çıkan video / link

This Feature-Length documentary surrounds the establishment

of the World Freedom Alliance (WFA) in Stockholm,

Sweden, in November 2020.








Sözde Salgının Sözde Aşısı

 

Utopia (TV Series 2013–2014)

Ve sonra hastandan ardışık polimorfik lokusu çıkartırız, PCR kullanarak güçlendirilmiş test sürecine sokarız...Ama hâlâ domuz gribi için hiç açılmamış 20 milyon Tamiflu aşımız var. Rus gribi sonsuza dek buralarda olur... Araştırmamıza göre bu yeni karakterdeki H1N1 patojeni mutasyon geçirecek ve binlerce kişinin yüzlercesinde ölümüne sebep olmak için potansiyele sahip olacak. Ne DSÖ ne de Cenova Sağlık Enstitüsü... Gıda fiyatları yükseliyor.. Sidney sokaklarında isyan var. Kimsenin gribi düşündüğü yok...

Alması için ikna etmelisin. Bunu görev edinmelisin.

- Benim görevim mi?

- Görevin... Hayatta hepimizin bir görevi vardır. Bu da seninkisi. Anlıyor musun?...

*

- Aşılar hakkında ne düşünüyorsun? Aşıları sipariş edelim mi?

- Evet, Kızamık aşısının siparişini verdim.

- Hayır, Rus gribi

- Neyden bahsediyorsun? Rus gribi mi? Kafama silah dayayayım bari!





***


PANDEMİ, TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ VE SİNEMA
Tan Can


Utopia dizisi ilki 2013 de çevrilmiş İngiliz yapımı, diğer ise 2020 yapımı Amerikan yapımı.. 2013 yapımı olan dizi de bir virolog diyor ki ; "Aslında ne bir pandemi ne de Sars yoktu. Senede kaç yüz bin insanın boğaz ve nefes yolu hastalıklarından öldüğünü biliyor musun?"

2020 de çekilen 2. versiyonunda ise yine benzer konu. Salgın laboratuvar da üretilmiş bir virüs gibi görünse de aslında bunun kimyasal bir salgın olduğu belli oluyor ve buna önlem olarak dünya nüfusunu azaltma konusunda voleyi virüs ile değil aşı ile vurmayı planlıyorlar.

Aşı öldürmekten ziyada kısırlaştırıyor ve irsi ve genetik hastalıklar bırakıyor insanların gen haritasına. Bunlardan doğacak çocuklara kısa ömürlü bir gen haritası bırakıyor.

Konunun farkında olan ve bu kirli oyunu planlayan oligarkı (John Cusack) kaçıran kafadarlardan birisine kötü oligark öyle bir konuşma yapıyor ki, İnsanlık, doğa ve dünya üzerine, çok etkilenip onun emrine giriyor.

Filimde kötü oligark olarak John Cusack'ın yaptığı konuşmanın bir kısa özeti ;
"Rahatını düşünen sorumsuz insanlar yüzünden milyonlarca planlanmamış çocuklar dünyaya gelirken, her 10 senede 1 milyar artan insanlık sayesinde küresel ısınma, buzların çözülmesi, içilecek suların azalması, yenilecek hayvanların azalması insanlığı bir yüz sene sonrası çok daha korkunç derecede birbirini yok edecekler.. Hatta besin kıtlığından birbirini yiyecekler.. İlk yok olacak insanlar da fakir ve geri kalmış ülkelerin insanları olacaktır.. Bunu hem daha makul şekilde önlemek, hem de dünyayı uzun süre yaşanabilir seviyede tutmak için bunları yapıyoruz.."

Aslında rahatını düşünen gelişmiş ülkelerin insanları bu temizlik de onlar için yapılıyor ama aynı durumda diğerleri olsaydı onlarda belki de aynı şeyi yapacaklardı.. Unutulmasın ki genelde geri kalmış ülkelerin insanları en ufak bir şansını bulduğunda herkesden fazla lükse ve tüketime meyilli oluyorlar.. Afrika kökenli siyahilerin şansını bulduğunda ne kadar lükse savurganlığa düşkün olduğu Amerika'daki örneklerden mevcut..

Diğer çok ilginç bir konu ise 2. Utopia versiyonunda. Burada resmen toplum mühendisliği konu ediliyor..

Buna göre hem genetik hem de psikolojik olarak yetiştirilen her insanın bir hikayesi var, buna göre birisi kahraman oluyor, kitleleri peşinden sürükleyen (ama sloganları, düşüncelerinin yazılımı onları dizayn edenlerce veriliyor, kendi sloganını, özgün konuşma, özgür düşünce istenmiyor, bunlar tasfiye ediliyor). Diğer insanlar da onlara biçilen görevlerini icra etmektedirler, ya katil, ya memur, ya da yandaş başka insanlar olarak..

Nasıl dünya da oynanan hem salgın ve aşı tiyatrosu ve tüm dünyadaki sözde siyasi liderlerin aslında sadece birer kukla olduğunu ve perde ardından sürekli kukla değiştiren, ipleri ellerinden bırakmayan bir avuç kuklacının hiç gözükmeden nasıl seyircileri (dünya insanları) eğlendirdiğini, şaşırttığı anlatamıyor mu yukarıda ki dizi?

Dizi tabi ki gerçek değil, bilim kurgu dizisi bu arada..
Eee bunca gerçek bir belgesel başlığında anlatılmayacağına göre..! Hakikatleri köyün delilerinin söylediği bir dünyada elbette sinema dünyası bir çok hakikati bilim kurgu Formatında ve Ütopya başlığında anlatacaktır...

Tan Can 




***


Danimarkalılar parlamentonun önünde 9 gün boyunca tencere ve tava vurduktan sonra salgın kanununu kaldırttı. Peki yeni salgın kanununda ne vardı da protesto edildi? "ZORLA TIBBİ MUAYENE, TECRİT ve AŞILAMA" ! (aerztefueraufklaerung-acu2020: link)

Peki yeni salgın kanununda ne vardı da protesto edildi?

"Yasa teklifinde dikkatleri çeken bazı alanlar şunlardır:
(The Local, 13.11.2020,
EXPLAINED: What is Denmark’s proposed 'epidemic law' and why is it being criticised? :link)
* Tehlikeli hastalıklarla enfekte kişiler zorla tıbbi muayene edilebilir, hastaneye kaldırılabilir, tedavi edilebilir
ve tecrit altına alınabilir.
* Danimarka Sağlık Otoritesi, tehlikeli bir hastalığı kontrol altına almak
ve ortadan kaldırmak için aşılanması gereken insan gruplarını tanımlayabilecektir.
* Yukarıdakileri reddeden kişiler - bazı durumlarda - polisin yardım etmesine izin verilerek
fiziksel gözaltı yoluyla zorlanabilir."


***

Aşıyı bulan doktorlar TÜRK; şirketin yöneticisi TÜRKİYE bağlantılı ve ATATÜRK'ün Selanik'ten komşusu,.. Aşı tanıtımında TÜRK, TÜRKİYE, ATATÜRK derken, TÜRKİYE kobaylığa hazırlanıyor olabilir...



***

Dünyayı ölüm korkusu sardı... Kurtuluş aşıda mı

Yapılan korona virüs testlerine yönelik de ciddi eleştiriler var. Sadece Elon Musk değil, korona virüs salgını döneminde testler yüzünden sorun yaşamış pek çok kişi gündeme geldi...

2000’nin ilk yirmi yılı Sars virüsüyle başlayıp, kuş gribi (H5N1 virüsü), domuz gribi (H1N1 virüsü), Mers, Ebola ve Zika virüsleriyle devam etti. Şimdi de tüm yer küreyi kasıp kavuran korona virüs (Covid-19)...

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, SARS-Cov-2 kısaca COVID-19 (Corona’nın “Co”, virüs’ün “Vi”, disease’in “D”, 2019 yılının “19”u) hastalığına yakalananların yüzde 80’i hiçbir tedaviye gerek duymadan kendiliğinden iyileşiyor; ölüm oranı ise yaklaşık yüzde 2. Yine DSÖ’nün verilerine göre, korona virüs yaşlılarda, diyabet, yüksek tansiyon ve kalp rahatsızlıkları bulunan kişilerde ölümcül sonuç doğurabiliyor.

DSÖ’nün Covid-19 açıklamaları aslında bu kadar ürkütmekten, korkutmaktan uzakken, nedense yine tüm dünyayı bir korona virüs paniği sardı. Ülkeler sınırlarını kapattı, maske zorunluluğu getirildi, anayasalarca güvence altına alınmış kimi özgürlükler kısıtlandı.

PFİZER AŞISI KURTARICI MI

Amerikan ilaç şirketi Pfizer’dan çok önce, Çinliler korona virüs aşısı bulduklarını duyurdu, nedense kimse itibar etmedi. Peşinden Ruslar benzer bir açıklama yaptı, her nedense Moskova’nın aşısına da kimse yüz vermedi. Amerika’da Biden’ın başkanlık seçimini kazandığı kesinleştikten birkaç gün sonra [bu kesin değil! Trump yargıya gitti - SB], tesadüf bu ya Pfizer ortağı olan Alman BioNTech şirketinin bulduğu aşının yüzde 90 etkin olduğunu duyurdu. Haber Avrupa’da sevinçle karşılandı. Biz Türkler özellikle gururlandık, çünkü BioNTech’in kurucularından olan iki Türk bilim insanı Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci... Şahin-Türeci çifti New York Times’a bile haber oldular; geliştirdikleri aşının iyi sonuç verdiğini görünce, her Türk gibi mutluluklarını evde çay demleyerek kutlamışlardı. Çay sever Türkler olarak bu iki bilim insanına karşı sempatimiz bir kat daha arttı tabii.

Ülkeler aşı satın almak Pfizer’ın kapısında sıraya girdiler bile. Avrupa Birliği ilk etapta 200 milyon doz. İtalya ise hemen 2021’ın başında olmak üzere 27 milyon doz aşı satın alacağını duyurdu. Bu demektir ki, yakında tüm Avrupa’da “zorunlu aşı” ile “isteğe dayalı aşı” taraftarları arasında ciddi tartışmalar yaşanacak ve meydanlarda protesto gösterilerine şahit olacağız.

Küresel ilaç şirketi “Big Pharma” Pfizer hakkında bilgi edinmek isteyenler, Odatv’de 11 Kasım tarihinde yayımlanmış “Aşı buldu diye sempatik bulabilirsiniz... İşte o aşı şirketinin kirli geçmişi” başlıklı yazıyı okuyabilirler. Aşıya yönelik tepkilerin nedenini anlayabilmek için de korona virüsün tedavisi üzerine tıp dünyasında yaşanan tartışmalara bir göz atalım.

Kara Kutu kitabında küresel ilaç sektörünü sorgulayan, aşılara da ayrıntılı bir şekilde yer veren Soner Yalçın, Sözcü’de 8 Ekim’de yayımlanan “Menzil’in Asıl Rolü” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Bu yazısında Sağlık Bakanlığı’nda örgütlenen Menzil Tarikatı müritlerinin Amerikan ilaç şirketleriyle olan ilişkilerini irdeleyen Yalçın, Menzil’in ilaç sektörümüzün Amerikan şirketlerinin eline geçmesindeki rolüne dikkat çekti. Aynı yazıda aşılar çevresinde dönen dolaplara da örnek verdi. İşte o yazıdan bir paragraf:

“Kuş gribi palavrası döneminde Recep Akdağ 8.4 milyon doz aşı ithal etti; ve sonuçta 5 milyon doz aşı depoda kaldı. Aşı kampanyasında harcanan 550 milyon dolar kimlerin cebine gitti; Menzil Tarikatı’nın mı? Kuşkusuz asıl kazanan ABD ilaç şirketleri oldu.”

“KORONAVİRÜS AŞISI TAM BİR SAHTEKARLIK”

Kuş gribi patlak verdiğinde sadece Türkiye değil tüm ülkeler, satın alıp sonra da kullanmadıkları aşılar için küresel ilaç şirketlerinin kasalarına milyonlarca dolar aktardılar. Soner Yalçın’ın da belirttiği gibi, aşılar üzerinden Big Pharma diye nitelendirilen küresel ilaç şirketleri çok önemli kazançlar sağlıyor. Aynı dolabın korona virüs aşısı için de tezgâhlandığına yönelik önemli kuşkular var.

1957’de ilk çocuk felci aşısını yapan viroloji uzmanı Dr. Albert Sabin’in öğrencisi olmuş, iki kez Nobel Tıp ödülüne aday gösterilmiş, aşılar üzerine önemli çalışmaları bulunan İtalyanlar’ın dünyaca ünlü viroloji uzmanı Giulio Tarro’ya kulak verelim şimdi de:

Çocuk felci aşısını bulan Albert Sabin’in gözde öğrencisiydim. Benim aşıların önemini küçümsemem diye bir şey söz konusu olamaz. Ancak bazı virüsler için – Covid-19 da bunlardan biri – aşı gerçekçi bir yaklaşım değil... ‘Ya evlerde kapalı kalırsınız ya da aşı olup normal hayatınıza geri dönersiniz’ gibi yapılan kimi açıklamalar bizi çileden çıkartıyor. Bu arada şunu belirtmekte fayda var Covid-19 ilahi bir ceza değil, insanlığın bağışıklık sistemini güçlendirmeye yaramış pek çok salgından sadece bir tanesi. Evlere kapanıp, televizyonlarda anlatılan kıyamet haberlerini izleyerek korkudan titremeye gerek yok. Tüm virüsler mutasyon geçiriyor; bunların pek çoğu da bizim zararımıza mutasyonlar değil. Korona virüs, 2002-2003 yılında ortaya çıkan SARS salgınının da sorumlusudur, ama şimdi bu virüs yok mesela, ortadan kayboldu. Aynı durumun Covid-19 için de geçerli olmaması için hiçbir neden yok.”

Ölenlerin pek çoğunun Covid-19 virüsü yüzünden değil, başka patolijik rahatsızlığı olanların Covid-19 virüsüyle öldüğünü savunan bilim insanı Dr. Stefano Montanari de Giulio Tarro ile aynı görüşleri savunuyor.

“Korona virüsü nedeniyle ortaya çıkan soğuk algınlığı bu. Zararsız bir virüs ve genelde ölüme sebebiyet vermiyor. İnsan vücuduna kolaylıkla giren, klinik belirti göstermeyen, bu yüzden de virüsü kapan pek çok kişide semptom göstermeyen bir virüs. Başka patolojik rahatsızlığı olanlarda, yaşlılarda ise tehlikeli olabiliyor. Virüs nedeniyle ortaya çıkan sıradan bir soğuk algınlığı değil tabii, ciğerleri vuran farklı bir soğuk algınlığı bu. Bazı soğuk algınlıkları bağırsakları vurur ve ishale neden olur. Bazıları mideyi vurur ve kusmaya neden olur. Bu soğuk algınlığı da ciğerleri vuruyor. Ayrıca hızlı bir şekilde mutasyona uğrayan bir virüs bu. İnsanoğlu vücudunda yüksek oranda virüs barındırıyor ve onlarla birlikte yaşıyor. Üstelik bunların pek çoğu hayatımızı sürdürebilmemiz gerekli de. Korona virüs bir RNA virüsü. DNA virüslerinde mutasyon oranı azken, RNA virüslerinde bu oran çok yüksek. Yani İtalya’daki korona virüsle, Almanya’daki Çin’deki aynı değil. Hızla mutasyona uğrayan, antikor oluşturmayan korona virüse karşı aşı hiçbir işe yaramaz. Korona virüs ‘soğuk algınlığı’ yapan virüsler ailesinden geliyor. Kızamığın aşısı olur soğuk algınlığının, nezlenin aşısı olmaz. Kişi hayatı boyunca 200 kez nezleye, soğuk algınlığına yakalansa dahi vücudunda antikor oluşmaz. Bu yüzden, hızla mutasyon geçiren korona virüse karşı aşı geliştirmek teknik olarak mümkün değil. Korona virüse karşı aşı diye tutturmaları tam bir küresel sahtekarlık. Düşünün, dünya üzerindeki 7 milyar insandan 600 milyonu aşı yapmaya zorladıkları takdirde ne muazzam paralar kazanacaklar.”

Genelde sonbahar ve kış aylarında yakalandığımız gribin, soğuk algınlığının kişiden kişiye geçerken bile mutasyona uğradığını, bu nedenle aynı dönemde birkaç kez nezle, grip olabildiğimize dikkat çekiyor Dr. Montanari. ‘Tam bu kış grip oldum ben sıramı savdım diye düşünürken birkaç gün sonra tekrar grip olmamız bu yüzden’... Kış aylarında yapılan soğuk algınlığı aşılarının sahtekarlık olduğunu belirtiyor ve şöyle devam ediyor Dr. Montanari.

SOĞUK ALGINLIĞI NORMALDE 7 GÜN, İLAÇLA TEDAVİ EDİLDİĞİNDE 1 HAFTA SÜRER [?! yedi gün ile bir hafta aynı değil mi? Bir yanlışlık olmalı - SB]

“Tüm canlılar gibi bizim de bağışıklık sistemimiz, doğal savunma mekanizmamız var. Yani kendi başımıza iyileşme yeteneğimiz var. Diyelim ki başımız ağrıyor, bir süre sonra baş ağrısının kendiliğinden geçtiğine tanık oluyoruz, çünkü vücut kendi kendini iyileştiriyor. Benim tıptaki profesörüm Luigi Di Bella şöyle derdi, ‘ilaçla tedavi edilmeyen influenza, soğuk algınlığı 7 gün sürer, ilaçla tedavi edilen ise 1 hafta sürer’. Yani, korona virüse karşı da yapmamız gereken, bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz.”

Bağışıklık sistemi konusuna gelmişken Canan Karatay hocamızı anmadan olmaz. Karatay da “Doğal yolla bağışıklığı güçlendirmemiz gerekiyor. D vitamini, Çinko, B vitaminleri, C vitamini, doğru dürüst beslenme, doğru dürüst yaşam. Yani doğal yaşam, organik beslenme, hareket etme, organizmayı kimyasallara maruz bırakmama. Asırlardan beri uygulanmakta olan geleneksel yaşam biçimini öneriyoruz. Bu virüsler hep var, ve de olacak” diyenlerden.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için C ve D vitaminlerinin önemine vurgu yapan sadece Canan Karatay değil. Pek çok viroloji uzmanı doktor aynı görüşte. Dr. Stefano Manera, “Korona virüs tedavisinde 3 evre bulunuyor ve bu her evre için farklı tedavi yöntemi uygulamak gerekir” diyen doktorlardan.

“İlk evrede hastalık henüz başlamıştır. Hafif kırıklığınız var, halsizsiniz, boğaz ağrısı var. Korona virüse yakalanıp yakalanmadığınızı bilmiyorsunuz. Hiçbir şey yapmadan yatıp beklemeyin. Hemen, hiç zaman kaybetmeden içinde parasetamol olmayan bir ağrı kesici, ateş düşürücü alıp, kendinize c ve d vitaminleri takviyesi yapıyorsunuz. Bu şekilde hastalık ağırlaşmadan, ciğerlere inmeden atlatmış oluyorsunuz. Şayet ilk evrede hiçbir şey yapmadınız ve virüs ciğerlere indi, yani öksürük başladı. O zaman doktor kontrolünde zaman kaybetmeden heparin, clexane ve antibiyotik tedavisine ihtiyaç var. Eğer hasta üçüncü evredeyse, çok iyi bir doktor muayenesinden sonra mutlaka kortizon içeren ilaçlara gerek olacak. Bu da ancak hasta hiçbir şey yapmayıp oturup beklemişse, virüse yakalandıktan yaklaşık 7 gün sonra ortaya çıkan evredir.”

Doktor Stefano Manera sıtma ilacı olarak kullanılan hidroksiklorokin’in korona virüs tedavisinde kullanılmasından yana görüş beyan eden uzmanlardan. “Hidroksiklorokin, yan etkileri önemsiz olan, piyasadaki en güvenilir, en ucuz ilaçlardan. Hastanın alerjisi yoksa bu ilaç tedavide kullanılmalıdır. Hidroksiklorokin’in koronovirüs tedavisine olumlu yanıt verdiğine dair pek çok uzman görüşü var.”

MUSK, 4 DEFA KORONAVİRÜS TESTİ YAPTIRDI, İKİSİ POZİTİF, İKİSİ İSE NEGATİF

Korona virüs aşısına ve hastaların tedavisine yönelik araştırmalar, aranan cevaplar henüz sonlanmış değil. Pfizer’ın yüzde 90 etkili diye yakında piyasaya süreceği aşıya yönelik kaygılar da giderilmiş değil. Örneğin, uzmanlar Pfizer’ın aşısının muhafaza edilme sorununu da gündeme taşıdılar. Bu aşı eksi 80 derecenin üzerinde muhafaza edildiğinde etkisini yitiriyor. Öyleyse nasıl muhafaza edilecek?

Korona virüse yönelik kafa karışıklıkları bu kadarla kalsa yine iyi. Kullanılan maskelerin gereksizliğinden, virüs testlerinin yanlış sonuç verdiğine kadar henüz aydınlığa kavuşmamış pek çok husus var. 

Nedense basınımız, birkaç gün önce Tesla ve SpaceX Ceo’su Elon Musk’ın attığı bir twitter’ı görmemezlikten geldi. Musk, aynı gün içerisinde 4 defa korona virüs testi yaptırdığını, bu testlerden ikisinin pozitif, ikisinin ise negatif çıktığını belirterek, “Son derece düzmece bir şeyler oluyor. Bugün Covid için dört kez test edildim. İki test negatif, ikisi pozitif çıktı. Aynı makine, aynı test, aynı hemşire” ifadelerini kullandı.

Yapılan korona virüs testlerine yönelik de ciddi eleştiriler var. Sadece Elon Musk değil, korona virüs salgını döneminde testler yüzünden sorun yaşamış pek çok kişi gündeme geldi. Aylarca korona virüs testi pozitif çıktığı için bir türlü karantinası sonlandırılamamış, evde hapis kalmış insanlar var. Yani, tam bir “at izi it izine karıştı” durumu...

Birgül Göker Perdisa / İtalya
Odatv, 16.11.2020 (link)


***

Prof.S.Bhakdi'ye soruyorlar: "Aşıyı yaptırır mıydınız?
S.Bhakdi cevap veriyor: "Tabi ki HAYIR, ben ÇILGIN DEĞİLİM!"

"Would you take the vaccine?”
Prof Sucharit Bhakdi : "Of course NOT, I'm not MAD".. (link)



“Gen bazlı aşılar insanlık için çok tehlikeli”

Robert Koch Enstitüsü Aşılama Daimi Komitesinin bütün aşı tavsiyelerinin yaklaşık yarısını son derece faydalı bulduğunu, kesinlikle aşı muhalifi bir epidemiyolog olarak algılanmak istemediğinin altını çizen enfeksiyon epidemiyolojisi ve mikrobiyoloji uzmanı Prof. Dr. Sucharit Bhakdi, dünyanın merakla beklediği
korona aşısı hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Bhakdi, “Yeni mRNA'lı aşı, olabilecek en tehlikeli aşılardan biri. Bu aşı için klinik deneylere müsaade edilmesi bana göre suçtur. Bunun sebebini size daha iyi anlaşılabilmesi için çeşitli benzetmelerle şu şekilde açıklayabilirim; bir virüsün parçası ya da o virüs sizin hücrenizde üretilir ve onun çöpleri (atıkları) sürekli olarak dışarı atılır, yani kapının önüne konur. Katil (tabii öldürücü) olarak nitelediğimiz lenfositler kendi hücrelerini öldürmek üzere bu atıklara saldırır. Böylece virüs fabrikası kapanacaktır. Ve bu mRNA, virüs geni için bir nevi minicik bir eldir. İşte bu mRNA, virüsün kapıyı açabilmek için ihtiyaç duyduğu eli olan bir koldan başka bir şey değildir. Bu mRNA, sizin vücudunuza iğne yoluyla zerk edilirse sizin hücreniz tarafından kabul edilir. İlaç endüstrisi ve araştırmacılar, bu mRNA'yı hücrelerinizin rahatlıkla kabullenebilmesi için gerektiği şekilde hazırladı. Ancak bu mRNA'ların sizin hangi hücreleriniz tarafından kabul edileceğini ve vücudunuzun neresine yerleşeceğini bilemiyoruz, hiç kimse bilmiyor. Çünkü bu mRNA'ların nereye gideceği meçhul. Evet, bu mRNA'lar sizin kaslarınıza zerk edilecek ve hepimizin malumudur ki, bu mRNA'lar orada durmayacak. Burada bir paketteki milyarlarca mRNA'dan bahsediyoruz. Elbette bunlardan bir kısmı zerk edildikleri kasta kalabilir ancak büyük bir bölümü de vücudunuzun başka yerlerine gidecektir. Karaciğerinize, beyninize ya da bambaşka bir organınıza. Onu bilemiyoruz” dedi...
(Bundle haber, 15.11.2020, link)

Prof.Dr. S. Bhakdi olayların başından beri aynı şeyleri söylemekte...
Meslektaşı Dr. K.Reiss ile kitap bile yazdılar...


***

Olağan şüpheli Bill Gates'in yatırım yaptığı 4 aşı üreticisi ortaya çıktı. Bütün şüpheli ipuçları onu gösteriyor 
Kaynak Yeniçağ: Olağan şüpheli Bill Gates'in yatırım yaptığı 4 aşı üreticisi ortaya çıktı. Bütün şüpheli ipuçları onu gösteriyor.

Microsoft'un kurucusu Bill Gates, tüm dünyanın mücadele ettiği korona virüs salgınına karşı geliştirilen aşı projelerine büyük bir maddi destek sağladı. Buna göre Bill Gates ve eşi Melinda Gates’in yönettiği Gates Vakfı on milyonlarca dolar harcadı. Peki Bill Gates ve eşi hangi projelere yatırım yaptı? İşte detaylar...


NTV'de yer alan habere göre, Jeff Bezos'tan sonra dünyanın en zengin ikinci adamı olan Bill Gates ABD merkezli şirketteki görevini bıraktıktan sonra tüm mesaisini hayır işlerine ayırdı. 2008 yılından itibaren aşı çalışmalarına yaklaşık 45 milyar dolar aktaran çift, korona virüse karşı geliştirilen 4 projeye destek oldu.

TÜRK ÇİFTİN ŞİRKETİNE TAM 55 MİLYON DOLAR
Türk bilim insanları Uğur Şahin ve Özlem Türeci'nin sahibi olduğu  BioNTech ve Pfizer firması ile birlikte geliştiren korona virüs aşı adayının üçüncü faz klinik deneylerde hastalığın bulaşmasının yüzde 90 engellendiğini duyurulmuştu. Gates Vakfı, korona virüsten önce BioNTech’e ilk yatırımını 2019 yılında 55 milyon dolarlık bir yatırım gerçekleştirdi.

CUREVAC'A 52 MİLYON DOLAR
Microsoft'un kurucusu Gates'in, bir diğer dikkatini çeken Alman şirketi ise CureVac oldu. Gates çiftinin yönettiği vakıf, geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamada Covid-19 aşı adayının ilk klinik aşamaya geldiğini duyurmuştu. 2015 yılında CureVac'a 52 milyon dolar yatırım yapmıştı.

İNGİLİZ ŞİRKETE DE BÜYÜK DESTEK
Gates Vakfı, 3 yıl önce HIV'e karşı piyasadaki tedavi yöntemlerinden daha az maliyetli bir yol bulunmak için yola çıkan Vir Biotechnology'e de yatırım yapmıştı. Şirketin korona virüs için de aşı çalışmalarına başlamasının ardından araştırmalar başlattığını duyurmuştu.

Vir Biotechnology, İngiliz ilaç şirketi  GlaxoSmithKline (GSK) ile birlikte korona virüse karşı geliştirilen antikor tedavisinin son aşama insan deneylerine geçtiğini duyurmuştu.

Yeniçağ, 13.11.2020 (link)

***


Peki bizimkiler ne yapıyor?
K-AŞISINI allayıp pullayıp ulusa anlatıyor!..

Biz büyüklerimize vurulan aşılara değil, ne idüğü belirsiz (içinde maymun, domuz ve hatta insan cenininden parçalar taşıyan) aşılara ve içinde RNA taşıyacak K-aşısı denilen sözde-aşıya karşıyız...

Türklerden alınan, ancak "İngiliz" diye yutturulan Çiçek Aşısı da aşıların ATASIdır.


SB

!

ALLA BENİ, PULLA BENİ AL KOYNUYA YAR...
GÖZÜM SENDEN BAŞKASINI GÖRMEZ OLDU YAR...
GÖNLÜM SENDEN BİR ŞEY İSTER NASIL DESEM YAR?...