Translate

9 Ocak 2015 Cuma

YABANCI ÜLKELERİN EĞİTİM SİSTEMİNDE "TÜRKLER"




“Tarih kitapları ,geçmişi olan bir insan toplumu imajını ve 
dolaylı olarak geleceğini yansıtır…”

Genelkurmay araştırması, AB üyelerinin de içinde bulunduğu 
27 ülkenin ders kitaplarında Türkler için hakaret içeren 
ifadeler kullanıldığını ortaya çıkardı. 
(2000-2005) 

Yabancıların Ders Kitaplarında Türkler ve Türkiye





* FRANSA *
_________

İlköğretim Tarih – Coğrafya Kitabında;

Fotoğrafın altında “1918'den sonra Osmanlı İmparatorluğunda Ermeni yetim ve öksüzleri" ibaresi bulunmaktadır. Fotoğrafta yerlerde çok kötü durumda, yarı çıplak küçük yaşlarda kız ve erkek çocuklar görülmektedir.  Eğitim sistemi itibarıyla ezberden çok, tartışma ve yorum yönteminin uygulandığı bu ülkede, tartışma ve yorum yapmaya müsait bu resimle Osmanlı İmparatorluğu ilişkilendirilerek, sözde Ermeni soykırımı;


Ermeniler kimdir? 

Bu çocuklar neden öksüz kalmışlardır? 
Osmanlı İmparatorluğu içerisinde ne kadar Ermeni yaşıyordu? 
Bunlara ne oldu?  
gibi sorularla işlenmektedir.

Savaşta Avrupa'da en az 8 milyon insan ölmüş, milyonlarcası yaralanmış veya sakat kalmıştır ve üstelik savaş 1 milyondan fazla Ermeninin göç ettirilmesi ve katledilmesiyle 20 nci yüzyılın ilk soykırımı sonucunu doğurmuştur.


Fotoğrafta, bir bina önünde üç Ermeni din adamı ve önlerinde yerde yatan öldürülmüş insanlar (Kitaba göre Ermeniler) görülmektedir. Fotoğrafın altında "Ermeni katliamı (1919)" yazısı ile "1915'te Türk Hükümetinin aşırı uçtaki kanadınca alınan önlemler, İmparatorluktaki Ermenilerin büyük bir bölümünün yok edilmesine yol açtı. (en az 600 bin ölü)" açıklaması bulunmaktadır.


"Cephede Savaş Dehşeti" isimli konu alt başlığında "Bu savaş esnasında 20 nci yüzyıl, ilk soykırım ile tanışmış oldu. Büyük çoğunluğu Müslüman olan Osmanlı İmparatorluğunda Hıristiyan Ermeniler, Rus saldırılarına destek vermekle suçlandılar. 1,5 milyon Ermeni kadın, çocuk, erkek 1915'te sürgüne gönderildi ve Türk hükümetinin emri ile katledildi" ifadesi yer almaktadır.


Fotoğrafın altında "1915'te Ermeni Katliamı" yazısı ile "Ermenilerin tutuklanma ve sürgüne gönderme kararını kim aldı?" sorusu bulunmaktadır. Söz konusu fotoğrafta ise elleri tüfekli, fesli ve bıyıklı, asker elbisesi giymiş iki kişi ile, kafatasları görülmektedir.




İlköğretim Tarih Kitabında;

Altında Ermeni katliamı yazısı bulunan resimde temsili olarak Ermenilerin kadın, erkek, çocuk, bıçakla ve tüfekle katledilmesi gösterilmektedir.


Sayfanın sağ üst köşesindeki haritada Türkiye'nin kuzeydoğusu “Ermenistan” olarak gösterilmiştir.


Resimde Sırpları katleden Türkler gösterilmekte ve altında: 

"Zorbalıklar başlıyor, Sırp köylülerin Türk çetelerince öldürülmesi" yazısı yer almaktadır.

Kitabın insan hakları ihlallerinin kronolojik olarak gösterildiği sayfasında, 1915 Yılı için "Ermenilerin Türkler tarafından katledilmesi 20 nci Yüzyılın ilk soykırımıdır." ibaresi yer almaktadır.


"Lise 2 nci sınıfta Ermeni sorunu nasıl kavrattırılır?" sorusu yer almakta ve altında "Neden bu seçim?" sorusuna üç maddelik yanıt verilmiş:


-09 Aralık 1948 Soykırım Suçlarının Cezalandırılması Sözleşmesi ile tanımlanan ve 16 Nisan 1984 Yılında halkların sürekli mahkemesi tarafından 20 nci Yüzyılın ilk soykırımı olarak kabul edilen soykırıma karşı borç olduğu için,


-Milliyetçilik ilkesinin değişime ve büyük güçlerin çıkarlarına karşı daha hafif kaldığını göstermek için,


-Soykırım ve savaş suçlarının kabul edilmesindeki güçlüğü göstermek için.


İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;


Kitap, ***/KONGRA-GEL terör örgütünü, Abdullah ÖCALAN’ı, meşru ve masum bir bağımsızlık mücadelesi yapıyor olarak göstermektedir. Bir ortaokul öğrencisinin anlayacağı şekilde basit bir dille yazılmış olan kitabın 36 ncı sayfasında "Türk Hükümeti modern ve liberal olarak görünmek istemektedir. Türkiye, AB’ne aday olmak üzere başvurmuştur. Kanunlarla yönetilen barış içinde bir devlet imajı vermeye çalışmaktadır. Ancak ***/KONGRA-GEL üyelerini ve Kürt milliyetçilerini öldürmek veya yakalamak için kuvvete başvurmaktadır." denilmektedir.


lköğretim Coğrafya Kitabında;


"Dünyanın Bugünkü Jeopolitiği" adlı konu verilirken bir dünya haritası çizilmiş ve üzerinde çatışma bölgeleri gösterilmiştir. Haritada Türkiye'nin güneydoğusu da çatışma bölgesi olarak gösterilmektedir.


Ortadoğu haritası üzerinde, Türkiye'nin güneydoğusu, Kuzey Irak ve İran'ın batısı ile Suriye'nin bazı bölümleri Kürt bölgesi olarak gösterilmiştir. 


Ayrıca Şırnak kenti de yüksek çatışma bölgesi olarak belirtilmiştir.







* ERMENİSTAN *
_______________

İlköğretim Tarih Kitaplarında;

Birinci Dünya Savaşı Kafkas Cephesinde, Başlangıçta; Türkler büyük başarılar elde ettiler. Orada yaşayan Ermenileri, Yunanlıları, Asurluları katlettiler...


İlk olarak Osmanlı Ordusundaki Ermenilerin ellerinden silahlarını aldılar ve onları yok ettiler. Ermenilere yolların inşası, barikatların kurulması ve yüklerin taşınması gibi en ağır işleri veriyorlardı. Sonra da askerler ya da polis onları ellişerli-yüzerli gruplar halinde götürüp katlediyordu.


İkinci adım; önde gelen Ermenileri (doktor, öğretmen, din adamı, parti üyeleri vs) hapsedip yok etmekti. Ermenileri düşünen beyinlerden mahrum bırakıyorlardı.


Ekseriyetle 18-45 yaş arasındaki genç Ermeni erkekleri sürgüne gönderiliyor ve yok ediliyordu. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ise mecburi göçe ve katliama maruz kalıyordu.


Ermeni halkının göç ettirilmesi ve katliamı 1914 sonu ile 1915 ilkbaharı ile başlar. Türk Devleti Ermeni ahalisini Ortadoğu’nun çöllerine sürgün ediyordu. Sürgün süresince Ermenilerin neleri varsa talan ediliyordu. Güzel kadınlar ve kızlar Müslümanların haremine götürülüyordu. Kürtlerin, çetelerin, polis ve askerlerin saldırılarına maruz kalıyorlardı. Yola devam edemeyenler öldürülüyordu.


Sürgün yerine, sürgün edilenlerin %10’u ulaşıyordu; örneğin Trabzon’dan kovulmuş 3000 Ermeniden Halep’e 35 kişi ulaştı. Kalanı öldürüldü, ya da açlıktan, susuzluktan ve çeşitli hastalıklardan öldü. Güney şehirleri köle pazarlarına dönüşmüştü. Buralarda Ermeniler çok ucuza satılıyordu.


Katliamlardan kurtulmak için çok sayıda Ermeni yurtlarını kendileri terketti. Kasım 1914’ten 1916’ya dek çoğunluğu kadın ve çocuk yüzbinlerce Ermeni, Rusya’ya, Doğu Ermenistan’a göçtüler. Katliamlar ve sürgün nedeniyle Batı Ermenistan, asıl sahibinden yani Ermeniler’den mahrum kaldı. (İstanbul ve İzmir’de yaşayan Ermeniler’in tamamı sürgün edilmedi.)


1915-1918 yılları arsında Jön Türklerin siyaseti soykırım olarak adlandırılmalıdır. Çünkü onların amacı Ermeni Milletinin kökünü kazımaktı. Osmanlı Türkiye’sinde yaşayan 2,5 milyon Ermeniden 1,5 milyonu öldürüldü ya da açlıktan, çeşitli hastalıklar yüzünden öldü. 200 bin Ermeni zorla Türkleştirildi. Vahşiler, imparatorluğun 66 şehir ve 2500 köyünün Ermeni ve Hristiyan halkını yok ettiler. 2350 kilise ve manastır, 1500 okul talan edildi ve yıkıldı. Osmanlılar; bankalardaki paralarına, onlara ait topraklara, çiftliklere, menkul ve gayrimenkullere el koydu.


Türkiye tarafından, Ermeni sorununun çözümlenmesi amacıyla 1915-1923 yıllarında yapılan Ermeni soykırımının tanınması Ermeni milleti için prensip anlam taşımakladır.


Soykırım olayının tanınmasıyla; Ermeni milletinin toprak taleplerinin ve uğratılan zarar tazminatının tanınması konuları ortaya çıkmaktadır.





GENELKURMAY'IN YAPTIĞI ARAŞTIRMA HARİCİNDE 
EK ARAŞTIRMA:

Ermenistan’daki 10. Sınıf Tarih Ders Kitabında Türk Düşmanlığı ve Gerekçeleri
Sonuç:

Bütün bunlara bakarsak dünya hızla gelişmekte ve değişmektedir. Bu gelişime eğitimden başlanmıştır. 
Türkiye bu gelişime ayak uydurmak maksadıyla karşılıklı anlaşmalar gereği ders kitaplarındaki diğer ülke ve 
milletleri incitecek ifadeleri çıkarmıştır. 
Ermenistan’ın da bu gelişime ayak uydurması ve imzaladığı antlaşmalara sadık kalması gerekir. 
Birleşmiş Milletler tarafından onaylanan antlaşmalar ve 
alınan tavsiye kararları tek taraflı değildir. 
Bu kararların en azından etik bağlayıcılığı vardır. 

Diğer türlü ders kitaplarında asılsız soykırım iddialarını öne sürerek veya topraklarının Türkiye tarafından işgal edildiğini söyleyerek kendi halkını yanlış yönlendiren bir devletin, 
aynı zamanda Azerbaycan topraklarının 
% 25’ini işgale hâlâ devam etmesi çelişkidir. 
Hatta hem AGİT hem de BM tarafından kınanan ve 
yaptığının bir işgal olduğu belirtilen bir ülkenin 
hiçbir kural tanımadan hareket etmesi ve meydan okuması da dünya kamuoyu açısından dikkat çekicidir. 

Dünyanın hiçbir yerinde, 
hiçbir kurtuluş savaşı, vatan savunması veren hiçbir millet, 
bu savaşlarda
ölen düşmanların sayısıyla yargılanamaz.


Dr. Salih YILMAZ - pdf
MEB­Avrupa Konseyi Tarih Eğitiminin Avrupa Boyutu Projesi Üyesi






* ALMANYA *
_____________


İlköğretim Yardımcı Yayını Coğrafya Atlasında;


-Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi “Armanisches Hochland” (Ermeni Dağlık Alanı) olarak gösterilmiş,


-Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir kısmı “kürdistan” olarak gösterilmiş,


-Haritanın Kıbrıs’ı gösteren kısmında “Türkiye tarafından işgal edilmiştir.” yazmaktadır.



İlköğretim Coğrafya Kitabında;


Bir halk milliyeti için savaşıyor (Kürtler). 5000 yıldır yaşadıkları bölgede  Osmanlı ve Perslerin değirmen taşları arasında kalmışlardır. Onların bölgesi Birinci Dünya Savaşı’nda birçok ülkeye paylaştırıldı. O ülkelerden hiçbiri Kürtlere bağımsızlık ya da dil özgürlüğü vermedi. Bölgede petrol olması durumu gerginleştiriyor. Kürtlerin bağımsızlığı hedefleyen tüm girişimleri Türkiye ve Irak tarafından çoğunlukla kanlı bir şekilde bastırılmıştır.



İlköğretim Coğrafya-Çevre Bilgisi Kitabında;


(Kürtler)16-20 milyonluk bir topluluktur. Türkler bölgeye gelmeden önce de  burada yaşıyorlardı. Toplam beş bölge ülkesinde yaşayan Kürtler devlet kurma arzusundadırlar. Türkiye ve Irak’ta, askerler ve Kürtler arasında silahlı çatışma olmaktadır. Türk Askerleri aileleri bölmekte, işkence yapmaktadır.



İlköğretim Tarih-Coğrafya Kitabında;


-Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Bölgesindeki bazı iller “kürdistan”,


-Karadeniz Bölgesi’ndeki Canik Dağları “Pontus Gebirge” (Pontus Dağları) olarak gösterilmiştir.



İlköğretim Coğrafya Kitabında;


-Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi “Armanisches Hochland” (Ermeni Dağlık Alanı),


-Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir kısmı “kürdistan” olarak gösterilmiştir.


-Kıbrıs’ı gösteren kısmında “Türkiye tarafından işgal edilmiştir.” yazmaktadır.



İlköğretim Coğrafya – Atlas Yardımcı Yayınında;

Haritada Türkiye-İran sınırı kürdistan olarak gösterilmiştir.


İlköğretim Tarih – Coğrafya Kitabında;


Ermenilerin Rus ordusunu desteklemesinden korkan Osmanlı İmparatorluğu onları göç ettirmeye başladı. Gerçekten de ulusal bağımsızlığı için mücadele eden Ermeniler vardı.


Göç oldukça kanlıydı; yüz binlerce Ermeni göç yolunda açlık ve yorgunluktan, kervanları soyan göçebelerin baskınlarından hayatlarını kaybettiler. Bu halkın ölüme terk edilmesi Talat Paşa Hükümetinin saf Türk ya da saf Müslüman Anadolu oluşturma hedefinin bir işaretiydi.



İlköğretim Tarih – Coğrafya Kitabında;


Ermenilerle ilgili: Türkler tarafından 1914-1918 yılları arasında soykırım yapılmıştır. Sevr’de garanti edilen bağımsız Ermenistan oluşturulamamıştır. Ermenilerin topraklarının büyük kısmı Türkiye’de kalmıştır.



İlköğretim Tarih Kitabında;


Kürtlerle İlgili: Türkiye’de resmi olarak Kürt yoktur, bunun yerine “Dağlı Türkler” vardır. Kürdistan Kürtlerin yaşadığı bölgedir. Burası Türkiye, İran, Irak tarafından paylaşılmıştır.



İlköğretim Hayat Bilgisi Kitabında;


Türkiye ile İlgili: Konuşulan resmi dil Türkçe ve Kürtçe’dir. Yönetim şekli 1982’den bu yana cumhuriyettir.



İlköğretim Tarih – Coğrafya Kitabında;


Kürtler, Türkiye ve Irak yönetimiyle çatışma içinde ve birçok insanlarını kaybetmiş durumdadırlar. Su sorunu çözülmeden bölgedeki Kürt probleminin de çözülmeyeceği ortadadır.

Irak rejiminden kaçan Kürtlerden 6700 kişi Türk sınırında, kirli su ve buna bağlı hastalıklardan dolayı öldü.

Haritada: Halen Kürtlerin yaşadıkları bölgeler,


Planlanmış kürdistan (Sevr’e göre), Bağımsız kürdistan cumhuriyeti (1946-1947) olarak gösterilmiştir.



İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;


Türkiye Cumhuriyeti milliyetçilik temelinde kurulmuştur. Ülkede yaşayan herkes kendini Türk hissetmeli ve Türkçe konuşmak zorundadır.  Fakat özellikle Doğu Anadolu’da çeşitli halk grupları geleneksel yapılarını  koruyarak yaşamaktadır ve Türk Devleti’ni yabancı görmektedirler. Birinci Dünya Savaşı galipleri Kürtlere kendi devletlerini kurma sözü vermişti. 80’li yıllarda Kürdistan İşçi Partisi’nin bağımsızlık savaşı şiddetlendi. İki  cephe arasında kalan Doğu Anadolu halkı bunun acısını çekti.


*** savaşçıları kadınları, çocukları öldürdü. Türk Ordusu iki binin üzerinde  köyü tahrip etti. Türk Ordusu işkencecidir.



İlköğretim Coğrafya Kitabında;


Türkiye, bölgede yürüttüğü proje kapsamında (GAP) 21 baraj, 17 santralle her iki nehrin suyunu kendi ülkesine kullanacak. Birçok insan bu proje kapsamında yurtlarını terk edecek, iklim değişimi hastalıklara yol açacaktır. Kürtler Türk Hükümetinin baskısı altındadır, uzun zamandır bağımsızlık  istekleri vardır.



İmla Klavuzunda;


Eşanlamı Karşılığı 

türken = Vortäuschhen Sahtecilik yapmak, aldatmak.

Sözlükte;

Eşanlamı Karşılığı 
Türk = Manöver,Propaganda Manevra, abartma.

Werbung

türken = Vortäuschhen Sahtecilik yapma, aldatma.
Türken Bauen = Vortäuschhen Sahtecilik yapmak.


İlköğretim Coğrafya Kitabında;


İtalyanlar, Türkler ve Yunanlılar olmasaydı bizim ülkemiz ne yapardı? Kim bizim çöpümüzü toplar, caddelerimizi süpürür; büroları, hastaneleri, devlet dairelerini temizlerdi.



İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;


-İstiklal Marşı sırasında gülmek yasaktır.

-Sınıflar kalabalık ve öğrencilere temizlik kontrolü (tırnak, mendil) yapılmaktadır.
-Öğretmeler öğrencileri dövüyor.
-Okullarda ezberci eğitim yapılmaktadır.
-Sultan yerine gelen general tek eşli; eskiden erkekler dört kadınla evlenebiliyorlardı.


İlköğretim Tarih Kitabında;


Tarih dersi müfredatının “Savaş-Teknik-Sivil Halk” bölümünde, kapsanması mecburi olan konular içerisinde “İnsanlıktan Uzaklaşma” başlığı altında verilen “Savaşlardaki Dejenarasyon, Etnik Ayrımcılık, Toplu Katliam ve Soykırım” konusuna, sözde Küçük Asya’da (Anadolu’da) Ermeni nüfusuna yapılanlar soykırıma örnek olarak gösterilmiştir. Görsel öğrenme metodları olarak da mezarlıklar ve soykırım anıtlarının kullanılabileceği belirtilmiştir.






* A.B.D. *
_________


Öğretmen Eğitimi Tarih – Sosyal Bilimler Kitabında;


1894-1896 yılları arasında Sultan Abdülhamit 100 binden fazla Ermeniyi katletti. Ermeniler Türklerin yayılmacı Pantürkizm planının önünde engeldi. Bu nedenle Türk yöneticiler onlardan kurtulmaya karar verdiler.



Ermeni Soykırımı Nasıl Gerçekleştirildi?


-Türk Ordusundaki Ermeni askerlerin silahları alındı, zor işler verildi ve daha sonra öldürüldü. Ermenilerin eğitim, siyaset, din ve kültür liderleri tutuklandı ve öldürüldü.


-İmparatorluk dahilinde yerel yetkililere, Ermeni nüfusa karşı nefret uyandırmalarını emreden talimatlar gönderildi.


-Kadın, çocuk ve yaşlılar tehcir bahanesiyle çöle ölüm yürüyüşüne gönderildi. Ermeni nüfusun bütün mallarına ve zenginliklerine Türkler el koydu.


-Bazı durumlarda, eğer Ermeniler Hristiyanlığı reddedip İslamı kabul eder ve Türk olduklarını söylerlerse hayatlarını kurtarabiliyorlardı. Ermeni soykırımının amacı Osmanlı İmparatorluğunun içindeki Ermenileri yok etmekti.


-Ermeni soykırımı Yahudi soykırımının öncüsüdür.


-1909 yılında Kilikya bölgesinde 30 bin Ermeni katledildi. 1915-1922 yılları arasında 1.5 milyon Ermeni öldürüldü; 500 bini de sürgüne gönderildi.


-Tehcir sırasında savunmasız kadınlar ve çocuklar Suriye Çöllerinde haftalarca yürümeye zorlandı; tecavüz ve işkenceye maruz kaldı. Binlercesi zorla Türk ve Kürt evlerinde ve haremlerinde alıkonuldu.


Aşağıdaki bilgilerin ışığında diğer soykırım örneklerini tanımlayınız.


-Osmanlı İmparatorluğu liderleri tarafından Ermenilere.

-SSCB’de Stalin tarafından köylülere, memurlara ve askerlere.
-Kamboçya’da Pol Pot yönetimi tarafından halka.
-Ruanda’da Hutular tarafından Tutsi azınlığa yapılan.





* GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ *
_________________________________


İlköğretim Okuma Kitabında;


“Harap Bir Köy” adlı okuma parçasında, köyün 1974 yılında Türkler tarafından harabeye çevrildiği anlatılmaktadır. Parçada köy halkının her şeyi bırakarak köyü terk ettiği dramatize edilerek resimli bir şekilde anlatılıyor.


Kuzey Kıbrıs Yunanlıları Türk Ordusu tarafında evlerini terk etmek ve adanın özgür bölgelerine göç etmek zorunda bırakıldılar.


Parçada; kuzeyde bıraktığı evi ziyarete giden ailenin büyük kızı dönüşte iki salyangoz getirir. Evin küçük kızı salyangozları görünce gözleri dolar: “Evlerini sırtlarında taşıyorlar, keşke ben de aynısını yapabilseydim.”


“Göç” başlıklı yazıda, Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında yaşanan nüfus mübadelesinde Yunanlıların evlerini, topraklarını satıp göç ettikleri konusu trajik bir şekilde anlatılmaktadır.


Yazıda, Mihalis KASİALOS adlı bir halk sanatçısının (ressam) 1973’te Paşaköy’de inşa ettirdiği ve duvarlarını dillere destan bir şekilde kendi elleri ile resmettiği kilise anlatılmaktadır. Yazının devamında 1974 ağustosunda Türk Askerlerinin köye girip birçok masum kişi ile birlikte yaşlı KASİALOS’u da öldürerek etrafa zarar verdiklerinden bahsedilmektedir. Sonunda ise yaşlı KASİALOS ölmüş olsa bile resimlerinin ölümsüz bir şekilde orada kalacağından söz edilmektedir.


1821 ayaklanmasını anlatan yazıda; Sakız Adası’nın Türkler tarafından yerle bir edildiği, köy ve şehirlerin yakıldığı; kadın, çocuk ve ihtiyarların boğazlandığı, genç kızların ise yine Türkler tarafından köle pazarında satıldığı anlatılmaktadır.


İzmir’in Türklerin eline geçmesi ve devamında yaşanan nüfus mübadelesinin trajik bir şekilde anlatıldığı yazı; İzmir’in alevler içinde kaldığı, Yunanlı nüfusun canlarını kurtarmak için küçük sandallara dolup denize açıldığı görüntüsü yaratılan bir resimle desteklenmiştir.


Hikayede EOKA’cı Grivas’ın da lakap olarak aldığı efsanevi Diğenis AKRİTAS’ın Beşparmaklar ile öyküsü anlatılmaktadır. Beşparmaklar’ın ilk çağlardan beri Helenlere ait olduğunu vurgulanmaktadır.


Öykü ilk çağ dönemine ait olmasına rağmen konu Türklere getirilmekte ve Eflaklı bir Yunan çocuğun nöbet yerine giderken Türk-Arap korsanların Kıbrıs'a saldırdıkları ve adanın yeşil kıyılarının kızıl kana bulandığı anlatılmaktadır.


Nöbetçi çocuğun, arkadaşlarına, kardeşlerine kılıçlarını kuşanıp Türkler ve Araplara karşı savaşmaya çağırdığı bir kahramanlık öyküsü olarak anlatılmaktadır. “Türk İşgali” adlı şiirde Barış Harekatı dramatize edilerek anlatılmaktadır.



İlköğretim Din Bilgisi Kitabında;


“Ben Hristiyan doğdum, Hristiyanım, Hristiyan öleceğim.” 

Bu sözlerden sonra Türkler onu zindana attılar ve birkaç gün sonra yaşamı tüyler ürpertici bir şekilde sona erdi..


İlköğretim Tarih Kitabında;


Seni ilk oğluna ağlamak zorunda bıraktığım için ağlama, umutsuzlanma anneciğim. Eğer bunca anneler ağlıyorsa bunun suçlusu Türklerdir. Bana süt içirip büyüttüğün kulübemize bir Türkün efendi olmasına kalbim dayanamıyor, tahammül edemiyorum. Bunu sen de biliyorsun anne. 


Bu kitabın tamamı Türk düşmanlığı içermektedir.



İlköğretim Okuma Kitabında; 

“Kıbrıs’da”, “Kıbrıslı Çocuk”, “Vatan” ve “Bölünmüş Vatanımız Hakkında Küçük Çocuğun Merakı” adlı şiirlerde ,ilkokullarda ,Kıbrıs’ın bölünmüş olduğu ve yeniden birleşmesi için dileklerde bulundukları, geride (kuzeyde) bıraktıkları yerlere ve evlerine dönmek istedikleri, Türklerin Güzelyurt ve Maraş’ı harabeye çevirdiği gibi konular işlenmektedir.

Eftihia Teyze, Erenköy’ün Yalusa Köyü’nde ailesiyle birlikte mutlu bir hayat sürüyordu. İnsanlar ister Yunan olsun isterse Türk olsun herkese yardım ediyordu. Fakat 1974 yazında kötü olay ansızın gelişti. Oğlu Aleksandros, onun karısı Avgi ve çocukları ile birlikte esir oldu. Aleksandros Kıbrıslı Türkler tarafından bir soruşturma için tutuklandı. O günden beri hiç kimse kendisini görmedi, kayıp.



İlköğretim Coğrafya Kitabında;


“Türkler 1974 Temmuzunda Kıbrıs’a askeri çıkarma yaptılar. 200 bin Rum zorla evlerinden atıldı ve kendi vatanlarında göçmen oldu. Birçoğu Türkiye’deki hapishanelere götürüldü. Bu kişilerden 1619’u halen kayıptır. Bu kişilerin aileleri, yakınlarının akibetlerinin belirlenmesi için o zamandan itibaren süregelen bir mücadele başlatmışlardır. Türk işgali altında bulunan topraklarda, 1974’te 20 bin mahsur insan kalmıştır. Türkler bu kişileri, yavaş yavaş oradan gitmeye mecbur etmişlerdir. Bu kişilerin sayıları devamlı azalmaktadır. 1994’te bu kişilerin sayısı 900’ü geçmiyordu.”


Parçanın sonunda, parça içerisinde geçen rakamlarla ilgili sorular sorulmaktadır. Örneğin: “Kıbrıs’a Türk işgali ...... Temmuz’unda yapılmıştır.”



İlköğretim Din Bilgisi Kitabında;


Türk döneminde Kıbrıs Kilisesinin varoluş mücadelesi verdiğinden bahsederek Türklere “barbarlar” diye hitap etmektedir. Kıbrıs Kilisesini Nuh’un Gemisi’ne benzetmektedir.


1821’de Türklerin Rum papazları katlettiği, 1974 Yılında Kıbrıs’ı işgal ettikleri belirtilmektedir.



İlköğretim Sosyal Ahlak Dersi Kitabında;


Karikatürize edilmiş haritada, Kıbrıs; üzerinden kan damlayan dikenli tellerle ikiye bölünmüş ve kuzey tarafının üzerinde Türk bayrağı bulunan bir asker botu ile ezilmekte. Altındaki açıklamada:


“Kıbrıs devletinin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı 1974’teki Türk işgali ile açık bir şekilde ihlal edilmiştir.


Haritada Kuzey ve Güney sınırları gösteriliyor. Haritanın üstüne “ Unutmuyoruz” diye büyük bir başlık atılmış, altındaki açıklamada ise: “İşgal Bölgesi %36.4, 3 bin ölü, 1619 kayıp ve 824 esir.”






* GÜRCİSTAN *
______________


İlköğretim Tarih Kitaplarında;


Transkafkas sınırında Türklerin egemenliği olduğu sürece Gürcistan’da barış garanti değildi. Davit, Ağmaşenebeli komşu, kardeş ülkeleri (Ermenistan ve Şarvan’ı) Türklerden kurtarma mücadelesinde teşvik etti. Şarvan için uzun süren savaş 1124 yılında Gürcülerin zaferiyle sonuçlanmıştır.


1124 yılında Ermenilerin başkenti Anisi’nin ileri gelenleri gelip Kral Davit’ten şehirlerini Türklerden kurtarmak üzere yardım istediler. Üç gün süren savaşta Gürcü ve Ermeniler birlikte Anisi’nin Müslümanlarını yendiler.


15 nci yüzyılın sonunda parçlanmış Gürcistan zor durumdaydı. Batıda Gürcistan’ın komşusu çok güçlü ve agresif Osmanlı Devleti oldu. Osmanlılar uzun savaşlar sonrası Gürcistan’ın eski komşusu Bizans’ı feth ettiler. 1453 yılında Konstantinepol’ü ele geçirdiler.


Kuzey ve güney Karadeniz sahillerini de feth ederek Gürcistan sınırlarına dayandılar. Böylece Gürcistan’ın batı ile olan bağları tamamıyla kopmuş, Barbar Osmanlı Devleti ile komşu olunmuştur.


Osmanlıların teşviki ile Batı Gürcistan’da esir ticareti (yerel nüfusun yurtdışı pazarlarında, özellikle Osmanlı İmparatorluğunda, köle olarak satımı) gelişmekteydi.






* DANİMARKA *
_______________


İlköğretim Coğrafya Kitabında;


Sayıları 25 milyona ulaşan Kürtler (13-14 milyonu Türkiye’de), dünyadaki anavatansız halktır. Burada bulunan ve Türk olarak adlandırılan halkın çoğu aslında Kürttür.


Türk Devleti Kürt halkının varlığını reddetmektedir. Kürtlerin demokratik hakları kısıtlanmaktadır. Parlementoya seçilmiş bile olunsa Türkiye’de Kürtçe konuşmak hapis nedenidir.


Türk polisi ve askerinin yargısız tutuklamaları, köyleri harap etmeleri Kürtleri sürekli tedirginlik içinde yaşamaya itmektedir.


Bölgedeki iç savaşta 37.000 kişi ölmüştür. Ayrıca 2.500 Kürt köyü yıkılarak boşaltılmıştır.


Yapılan baskılar nedeniyle Batı Avrupa’ya gelen yabancıların büyük kısmını Kürtler oluşturmaktadır.






* İSVEÇ *
_________


İlköğretim Coğrafya Kitabında;


Haritada Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir kısmı “kürdistan” olarak gösterilmiştir.


Atlasın Kültür ansiklopedisi bölümünde, çeşitli milletlerin tanıtıldığı kısımda, Kürtlerin hayvancılıkla uğraşan, Türkiye, İran ve Irak’ta yaşayan, baskı altında yaşadıkları iddia edilen Müslüman halk oldukları ifade edilmektedir.






* İTALYA *
__________


İlköğretim Coğrafya Kitabında;


Türkiye nüfusunun çoğunluğu Türk halkından ve azınlık Kürt halkından oluşmaktadır. Kürt halkı, sistematik olarak politik bir baskı rejimi uygulanması nedeniyle göçe itilmektedir.


Kürt halkı, politik açıdan birden çok ülkeye ait olan Kürdistan bölgesinde yaşamaktadır ve sürekli olarak politik baskı altında tutulduklarından dolayı dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış durumdadırlar.


Birinci Dünya Savaşı sonunda büyük devletler tarafından Kürt halkına toprak verilmesi sözü tutulmamış ve bunun sonucu olarak Kürt halkı, Türkiye, Suriye, Irak ve İran topraklarına yayılmışlardır.


Şu anda, Türkiye’de yaşayan Kürt halkının nüfusu 15 milyon civarındadır. Türk Devleti, Kürt halkına karşı işgal, yerleşim bölgelerini yok etme, halkı göçe zorlama şeklinde askeri baskı altında tutmaktadır. Kürt kimliğini yok etmeye çalışarak, Kürtleri, “Dağ Türkleri” olarak çağrılmaya zorlamaktadır.


Kürtçe konuşulması yasak olup, Kürt çocuklarının eğitimleri yalnızca Türk öğretmenler tarafından yapılmaktadır.


Kürt sorunu, Abdullah ÖCALAN’ın (Kürt halkının özgürlüğü ve hakları için askeri ve politik metotlar kullanarak savaşan ***/KONGRA-GEL partisi başkanı) yakalanmasından sonra uluslararası bazda gündeme gelmiştir.


Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası teşkilatlar birçok kez Türkiye’yi ve Kürt halkının yaşadığı diğer ülkeleri, Kürt halkına karşı uygulanan baskı rejimlerinden dolayı suçlamıştır.


Türkiye’nin radikal İslam’a karşı aldığı pozisyondan dolayı ve bulunduğu bölgede denge unsuru olması gibi stratejik konumu vardır. Bu nedenler, Kürt halkına uyguladığı baskıların, uluslararası platformda yeterince sert bir tepki almasını engellemiştir.






****


Bunları öğrenip büyüyen nesillerden ne bekliyoruz, zavallıcıklar kendilerini “3 BOYUTLU KORKU FİLMİNDE” sanıyorlar !


Ders kitapların iyice araştırılarak yazılmış olması ve hatalardan uzak olması beklenir. Ama bu hiç de öyle değildir.


Bu kadar doğruluğu şüpheli ama ortak tarihteki bu bölücü konular farklı uluslara bağlı çocuklar arasında düşmanlığa ve kine yol açmaktadır. Suçların aşırı gösterimi ve ırklar arası şiddet hiç bir pedagojiye hizmet etmez ve iyi bir ders kitabının desteklemesi gereken güven ve dürüstlüğü baltalar.




Şimdi de bizim ders kitaplarımıza yapılan 
bazı müdahaleleri görelim:

- İnkilap Tarihi ve Atatürkçülük kitabında yapılan önemli değişikliklerden biri de Ermeni iddialarıyla ilgili. Eski kitaptaki 'Sorun Neden Ermeniler' konu başlığı, yeni kitapta, 'Türk-Ermeni İlişkileri' olarak değiştirildi.


Yeni kitaba, "1915 olayları hakkındaki Ermeni iddiaları uluslararası kamuoyunda zaman zaman gündeme gelmektedir. Arşivlerimizde konuyla ilgili çok sayıda yazılı ve görsel eser de vardır. Bu eser ve belgeler Ermeni iddialarının doğru olmadığını ortaya koymaktadır. Türkiye Cumhuriyeti konuyla ilgili olarak arşivlerini araştırmacılara açmıştır" ifadeleri eklendi.


Diğer yandan önceki kitapta olmayan, "Aslında asırlarca Anadolu'da Müslüman ahali ile birlikte barış ve huzur içerisinde yaşamış olan Ermeniler'in önemli bir kısmı bu olan biteni onaylamıyordu. Ne var ki , Ermeni komitalarının yaptıklarına karşı çıkan Ermeniler de bu komitalar tarafından cezalandırılıyordu" ifadeleri de yer aldı.


- '1990'lı yılların önemli olayları'nın anlatıldığı 7'nci ünitede yapılan değişiklik. Eski kitabın 201'inci sayfasında terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanması için "1990'lı yılların en önemli olaylardan biri de Suriye'de saklanan bölücü örgüt başının 1999'da Kenya'da yakalanarak Türkiye'ye getirilmesidir" deniyordu. Çıkarıldı. Öcalan'ın yakalanmasına hiç değinilmedi. Türkiye'nin Suriye ile yakınlaşmasının bir sonucu olarak yorumlanıyor. İki ülkenin karşılıklı olarak vizeleri kaldırılmasıyla başlayan iyi ilişkilerin, kitapta geçen 'Suriye tarafından saklanan' ifadesiyle zedelenmemesinin amaçlandığı söyleniyor.





YAPILMASI GEREKENLER:

• MİLLİ EĞİTİM SİSTEMİMİZDE HOŞLARINA GİTMEYEN OLAYLARI KENDİ ÇIKARLARI YÜZÜNDEN ÇIKARTTILAR, VE YİNE KENDİ ÇIKARLARI DOĞRULTUSUNDA TARİH YAZIP KOYDULAR. MİLLİ BİRLİĞİMİZ VE GELECEK NESİLLERİMİZ İÇİN , TC EĞİTİM KURUMUMUZDAN YABANCILARIN ÇIKARTILMASI VE EN KISA ZAMANDA “MİLLİLEŞTİRİLMESİ” GEREK....ÇÜNKÜ;


1950’Lİ YILLARDA ,4 AMERİKALI İLE 4 TÜRK ÇALIŞIR, ANLAŞMAZLIK DURUMUNDA AMERİKA ‘NIN BÜYÜKELÇİSİ DE OLAYA MÜDAHALE ETTİRİLİR..! BİLMEYEN FULBRİGHT 'A BAKSIN 


" Milli Eğitimimiz 27 Aralık 1947'de imzalanan ve “Fulbright Antlaşması” olarak anılan ”Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma’nın sonucu olarak, bütünüyle Amerikalı uzmanlar ve CIA tarafından, Amerikan çıkarları doğrultusunda biçimlendiriyordu."




Mahiye MORGÜL

Milli Eğitimde Emperyalist Kuşatma (2004-2010) pdf:


Kaan TURHAN - Devşirme Gençlik kitabı ile Türk Gençliğinin ulusal kimliğinden koparılarak kültürel asilimasyona nasıl, hangi izlencelerle uğratıldığını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Türkiye"nin AB"ye değil AB"nin Türkiye"ye girdiği, topsuz, tüfeksiz işgalin ne olduğu daha iyi anlaşılıyor.



• DÜNYAYA BU “SÖZDE SOYKIRIMIN” , ASLINDA BİR SOYKIRIM OLMADIĞINI VE BU YÜZDEN DE HİÇ BİR ŞEKİLDE İNKAR SAYILAMIYACAĞINI ANLATARAK ÜZERİNE GİTMEK, HERKESİ BİLGİLENDİRMEK , TÜRKİYE’Yİ VE TÜRKLERİ , İFTİRA VE DİĞER AŞAĞILANMALAR İÇİN VE TÜRKİYEYİ SOYKIRIM İLE SUÇLAYAN ÜLKELERE DE GEREĞİNİN YAPILMASI İÇİN HAREKETE GEÇMEK....


DİK DURUŞ SERGİLEYECEKSİNİZ, BİZİM BOYNUMUZ BÜKÜK FALAN DEĞİLDİR.


GEÇMİŞİ UNUTUP, HATALARI TEKRAR ETMEMİZİ, İÇİMİZDEKİ HAİNLERLE BERABER ÇALIŞAN EMPERYALİSTLERE BOYUN EĞMEMİZİ İSTİYORLAR.



AMA....BAŞARAMIYACAKLAR !


AYRICA BANA IRKÇI DİYENİN ALNINI KARIŞLARIM.


SAYGILAR

SB.







_____________________________
_____________________________


Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. 
Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, 
insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır .

Tarihi zengin bir millet, güçlü bir millettir, manevi miraslara sahip bir millettir.
Tarih hayal mahsulü olamaz. 
Tarih yazarken gerçek olayları bulmaya çalışmalıyız. 
Eğer bunları bulamazsak meçhuliyeti ve bu noktadan
 cehlimizi itiraf etmekten çekinmeyelim. 
(10 Kasım 1935)

TARİH'i yapan akıl, mantık, muhakeme değil; belki bunlardan ziyade HİSSİYAT'tır. Düşmanlarımızın hakkımızda uzun asırlarla tekasüf eden hissiyatını, 
yalnız bugünkü hadiseler ile silebileceğimizi zannetmek,
 hakikati ifade etmek olmaz. 
(15.3.1923)

Düşmanım, düşmanlığından vazgeçinceye kadar, 
ben de onun amansız düşmanıyım.


M.KEMAL ATATÜRK

_____________________________
_____________________________






















FRANSA - İNGİLTERE - ERMENİLER VE KIBRIS ADASI







KIBRIS’IN KADERİ…

Stratejik açıdan Doğu Akdeniz’in düğüm noktasını teşkil eden Kıbrıs adası, Anadolu ve Suriye kıyılarına olan yakınlığı, Ege Denizi’nin giriş ve çıkışına etkisi ve Mısır ile Süveyş Kanalı’na olan yakınlığıyla İngiltere için önemli bir adadır. Doğu Akdeniz ve çevresi, Ortadoğu ve Hindistan’daki çıkar ilişkileri ve politikası açısından İngiltere için bu adanın tek kusuru Osmanlı İmparatorluğuna ait olmasıdır. 


1877-1878 Türk-Rus Savaşı sonrasında imzalanan Ayastefanos-Yeşilköy Antlaşması sonrasında Rusların ilerlemesini önlemek maksadıyla İngiltere Osmanlı Devleti’ne yardım talebinde bulunur. Ayastefanos Antlaşmasını Türklerin lehine ve çıkarlarına uygun hale getirilmesine çalışacağını belirterek, bunu yapabilmek içinde Kıbrıs’ın yönetimini kendilerine geçici olarak devredilmesini ister. Hariciye nazırı Safvet Paşa ve İngiliz elçisi Ostan Henry Layard arasında Yıldız Sarayında “padişah ve halifenin hukuku hükümranisi tamamen mahfuz kalmak şartıyla” ve “hukuku şahaname halel gelmemek şartıyla muahedeyi tasdik ederim” (aynı Mısır, Girit ve Trablusgarp’ta olduğu gibi) iki maddelik antlaşma imzalanır ve yıllık 92.986 Sterlin karşılığında icar edilir. Lakin parasını Kıbrıs’tan toplayıp öder.! Böylece İngiltere tasarladığı planı başarıyla uygulamaya koyar.


1914 Ekim başından beri , Osmanlı Devleti’nin Almanya saflarında savaşa girmesini bahane eden ve Kıbrıs’ı ilhak çalışmalarını Dışişleri ve Sömürge (koloniler) Bakanlıkları aracılığıyla yürüten İngiltere ,ilhak kararıyla birlikte 1878 Kıbrıs Antlaşması ve buna bağlı bütün uluslar arası anlaşmaları feshettiğini, Kıbrıs adasının İngiltere İmparatorluğunun bir parçası haline geldiğini ilan eder ve bunu tüm dünyaya duyurur.!


Anadolu topraklarını paylaşma rüyası ile , Kıbrıs geçici bir üs ve zıplama tahtası olarak kullanılmaya başlanır. Fransa ile İngiltere arasında ,Mayıs 1916 da imzalanan ticari faaliyetlerle ilgili antlaşmada , bir de Kıbrıs maddesi bulunur; İngiltere Fransa'ya danışmadan üçüncü bir ülkeye Kıbrıs'ı devredemez. Fransa'ya güvenmeyen İngiltere Kıbrıs'ı bir koz olarak kullanmak niyetindedir.


Nisan 1916 Stykes- Picot Antlaşması ile Fransa ve İngiltere ,İtalya'yı devre dışı bırakır ve Rusya'yı da aralarına alarak Osmanlı topraklarını paylaşırlar. Buna göre Fransa Adana ve Beyrut illerinin tamamıyla, Halep, Harput ve Diyarbakır illerinin büyük kısmını alacak, Çukurova Bölgesi pamuklarına ve Ergani madenlerine sahip olacaktır. İngiltere’ye Bağdat ve Basra illerini içine alan Güney Irak bırakılacaktır. Ruslara Van,Erzurum, Trabzon ve Bitlis'in doğusunda kalan bölgeler ile Sivas, Elazığ ve Diyarbakır'ın bir kısmı verilecektir. Ayrıca İngiltere Suriye de gözü olmadığını söylesede , Fransa’ya bırakılan Kilikya ve Suriye ‘de İngilizlerin bulunması Fransa da kamuoyunun tepkisini çeker. 


(( Gizli bir toplantıda Başkan Wilson adına temsilcisi Albay House defterine şu notu düşer: Türkiye’yi hem Asya’da hem de Avrupa’da neşe içinde paylaştık.”  Bu arada Lord Curzon I.Dünya Savaşı’nın devam ettiği günlerde “Kıbrıs’ın Yunanistan’a verilmesi yakın gelecekte gerçekleşecektir. Bundan ürkmesinler” itirafında bulunmuştur. ))


Skyes-Picot Antlaşmasıyla İskenderun Limanı’nı alan Fransa 17 Aralık 1918’de Yarbay Romineu’nun komutasında 150’si Fransız, geriye kalanların ise Ermenilerden oluştuğu 1500 kişilik Fransız Birliğini Mersin’de karaya çıkarır.


Bu bölgedeki huzursuzluk ve çatışmalar da böylece başlar. I.Dünya Savaşı’nda Samandağ’a asker çıkartmayı planlayan Fransa bu dönemde İskenderun’u bu sebeple tam altı defa bombalar.






ERMENİ LEJYONUNUN KURULMASI …

Fransız Filo Komutanlığı, kendi çıkarları için İskenderun- Samandağ bölgesine yapılacak bir askeri çıkartmanın Osmanlı askeri gücünün bölgeden uzaklaştırılabilmesi için en uygun hareket olacağını düşündüğünden planın başarıyla uygulanabilmesi için bu maksatla Ermenileri de kullanmakta hiçbir sakınca görmez.


(( Savaş sonrasında üstünde bazı değişiklikler yapılan ve Petrograd arşivleri Bolşeviklerin eline geçtikten sonra kamuoyuna açıklanan bu andlaşmaya göre, Fransızlar Kilikya bölgesinde özerk bir Ermenistan kuracakları iddiasıyla binlerce Ermeni gönüllüyü Doğu Lejyonuna asker yazdırıp savaşta kullanmış ve savaş sonunda kendi hallerine bırakıvermiştir. ))


12 Kasım 1914 tarihinde Türk Ermenilerinin lideri Bogos Nubar , 20 Temmuz 1914 tarihinden beri Kahire’de İngilzi diplomatik temsilcisi olarak bulunan Milne Cheetham’a şöyle der: 


“Kilikya Ermenileri , İskenderun , Mersin veya Adana’ya yapılması muhtemel bir çıkartmayı desteklemek için gönüllü olmaya hazırdırlar. Dağlık mıntıkadaki Ermeniler de kıymetli yardımda bulunabilecek; silah ve mühimmat temin edilirse, Türklere karşı ayaklanacaktır. Türkiye ile bir anlaşma umudu olmadığına göre bunun için Mısır bölgesi Ermenilerinden de yardım sağlanabilecektir.”


Kahire’deki Ermenilerle ilgili olarak bölgede görevlendirilen Üstteğmen Saint-Quentin’in 18 Eylül 1915 tarihinde Kahire’den Savaş Bakanlığı’na gönderdiği telgraf:


“Cebel Musa’da ayaklanan Ermenilerin başı Pierre Dimkelian güçlü olduğu kadar zeki bir görünüme de sahip. 500 adamıyla Fransa’nın emrine girmeye hazır olduklarını söyledi.Mısır’da silah altında bulunan 500 Ermeniye Dimkelian arkadaşlarıyla katılacak ve böylece bir Ermeni Alayı oluşturulacak. Bu Alay diğer hizmetler yanında Türkiye’ye yönelik saldırılarda kullanılacak.”


Musa Dağı’ndan getirilen ve Mısır’ın Port-Said bölgesinde İngiltere’ye ait kamplara yerleştirilen Ermenilerin İngiltere ve Fransa arasında problemlere yol açması, Fransa'nın Ermenilere sürekli kalıp yerleşebilecekleri bir yurt ve yer bulma gayreti içindedir sokar. 


Mondros Limanı için İtalya karşı çıkar. 


Rodos için ,Tunus’taki Fransız Vali “Müslümanların tepkisini çeker” diyerek red eder.


Fas için de Fransa’nın Fas Valisi karşı çıkar ve geriye kala kala Kıbrıs kalır. 2 Ekim 1916 den itibaren bu gidişat bir ivme alır ve İngiltere’nin de onayı ile Kıbrıs’ta Ermeni askeri kamplarının kurulmasına başlanır. 


Ermenilere yurt olması düşünülen Kıbrıs adasına Eylül 1915 tarihinde de bir grup Ermeni getirilerek yurt edinmelerine çalışılmış, ancak bu faaliyet Türk ve Rumların direnişi sonucunda başarısızlığa uğramıştır. Ermenilere Kıbrıs adasının yurt olması fikri ise ilk olarak 1894-1896 yıllarında ortaya atılmış ve 1896 yılından itibaren Ermeni göçmenlerin Kıbrıs’a akını başlamıştır. Bu olaya karşı çıkan bir başka ülke daha vardı , Yunanistan.


Öte yandan 19 Temmuz 1916 tarihinde Fransız Kabine ve Personel Şefi tarafından Dışişleri ve Savaş Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı’na gönderilen yazı ise Ermenilerin nasıl kullanılacağı konusunda İngiliz planını gösteriyor;


“… Mısır’a sığınan Ermenilerle, Hindistan’daki Ermeniler konusunda ...görüşü...


Askerlik yapabilecek durumda olan Ermeniler Kıbrıs’ta toplanır. Bunların içinden bir bölük teşkil edilerek kuzey bölgesine yerleştirilir. Bundan tedirgin olan Türkler, Kuzey Suriye’den asker çekmemek durumunda kalacaklardır. Arap isyanı Türk egemenliğini tehdit altına soktuğu an, yalnızca Arap yarımadası değil, Suriye ve Filistin’de devreye girecektir.


Adana ve İskenderun yakınlarında önceden yeterli eğitim görerek iyi bir teşkilata sahip olan Ermeni partizan kuvvetleri, Türklerin Mekke Şerifi’ni yok etmeye yönelik güney Harekatı için yollayacağı kuvvetleri daha başından bertaraf etmiş olacaktır. İngilizler Ermenilerin silah ve eğitim açısından yetiştirilmelerini Fransız subayların üstlenmelerini teklif ediyorlar. Bazı oranlarda kısıntılar yapmak şartıyla İngiliz teklifinin dikkate değer nitelikte olduğu görüşündeyim.


Sizden ricam, mümkün olan en kısa zamanda, en çok 5000 Ermeni için gerekli olan silah ve Fransız kadrolarının tahsisinin mümkün olup olamayacağı konusunda bana haber iletmenizdir…”


Adaya sivil Ermenilerin yerleştirilmeleri yerine ,askeri amaçlı bir Ermeni askeri kampının kurulması kararlaştırılır ve bütün masraflarını da Fransa karşılayacaktır.


Fransa ,15 Kasım 1916 tarihinde Başbakan Briand’ın direktifleriyle daha önce Mısır’da kurulan Legion D’orient- Doğu Lejyonu’nu bu sonuçla görevlendirir.


Dünyanın dört bir yanından koşup gelen 5000-6000 Ermeniden oluşan ve Fransızlarca önce Mısır ve Suriye’de kullanılan Doğu Lejyonu veya bölgede yaşayan Türklerin deyimiyle “Ermeni İntikam Alayı” adlı Fransız üniforması giymiş bu “Osmanlı Vatandaşları” , o kadar korkunç ve dayanılmaz davranışlarda bulunur ki ,Fransız yetkililerini bile çileden çıkarırlar. Bazı Ermeni Taburları dağıtılır ve 1921 tarihine kadar bütün Ermeni askeri gücü Port Said’de bulunan kampa götürülür.






ERMENİ KAMPLARININ FAALİYETE GEÇMESİ

Rum ve Ermenileri ikna eden Fransızlar , adada yaşayan Türklerin böyle bir kampın varlığından rahatsız olacaklarından emin oldukları için Kıbrıs Türk toplumuna gözdağı vermek gayesiyle Kıbrıs Türk toplumunun önde gelen isimlerini, Teşkilat-Mahsusa ile ilişkileri olduğu bahanesiyle tutuklayıp Girne Kalesi’nde hapse atarlar. Bu tip uygulamalar 1923 tarihinde cumhuriyetin ilanına kadar devam eder ve gerek Fransız, gerekse İngiliz yöneticiler değişik bahaneler ileri sürerek hapse attıkları Türklerin tutukluluk sürelerinin uzatılması yanında daha bir çok kişiyi de hapsederler.


Kıbrıs’ta bu gelişmeler olurken Fransızların Ermenilerden istifade etme konusunda gerek Fransa ve gerekse Ortadoğu bölgesindeki faaliyetleri de iyiye hızlanır. Osmanlı uyruğunda bulunan ve Türkiye’ye karşı savaşmak isteyen, İtilaf Devletleri için çalışmayı arzu eden Ermenilerin Fransa’nın kontrolünde belli bir noktada toplanarak buradan Kıbrıs’a gönderilmeleri ve burada askeri eğitimden geçirilmeleriyle ilgili ilk talepler, Fransa’nın Londra Büyükelçiliği’nin 4 Temmuz 1916 ve Fransız Dışişleri Bakanlığı’nın da 2982 Sayılı 19 Temmuz 1916 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı Afrika Bölümü’ne Ermeniler ve Suriye halkına silah temini başlığı altında, ayrıca Savaş Bakanlığı’na gönderilen telgraflarıyla, iyiden iyiye hız kazanır. 


Buna göre özellikle Çukurova ve Adana bölgesinde bulunan Ermenilerden silahlı bir güç oluşturularak bunların Kıbrıs adasında askeri eğitime tabi tutulmaları ve bunun sonucunda da tekrar bölgeye dönerek Fransa adına mücadele etmeleri düşüncesi ilk defa Mart 1915 tarihinde düşünülmeye başlanır. Ermeni Komitesi temsilcisi olan Vartanian’ın bu teklifine Fransa’nın başlangıçta yaklaşımı son derece temkinli ve hatta isteksizdir. Bu bölgede toplanan Ermeni nüfusunun hatırı sayılır bir noktaya ulaşması ve bu kadar kalabalık bir topluluktan seçilecek insanların Anadolu’ya en yakın noktalardan birisi olan Kıbrıs adasında eğitilmeleri fikri bu hareketin derhal fark edileceği ve dikkat çekeceği, bunun sonucunda da Anadolu’da yaşayan diğer Ermenilere karşı toptan bir imha hareketine girişilebileceği endişesiyle Fransa başlangıçta tereddüt içerisindedir. Bu noktada Fransa’nın istediği en iyi çözüm potansiyel olarak yeterli sayıya ulaşan Ermenilerin toplanmaları ve eğer şartlar da mümkün olursa Çanakkale’de bulunan Fransızların, Doğu Kuvvetleri Sefer Komutanlığı’na katılmalarıdır.


Bununla ilgili Telgraf: “ Kısacası Ermenileri düzensiz gruplar halinde birleştirme düşüncesi prensip olarak reddedilmişti. Bunun da sebebi, Fransa’nın Türkiye’ye karşı uyguladığ politika, ayaklanmış ve düzensiz bir kitleyi silahlandırmada karşılaşılan güçlüklerle birlikte, bu kitleye ne destek ve ne de yardım açısından hiçbir güvence vermeden kıyı bölgesine yerleştirme riski, ikinci bir saldırı hattının doğuracağı sakıncalar,kendi kuvvetlerimize karşı sebep olacağımız ekonomik yük ve nihayet Türkiye’deki Hıristiyan halkı hedef alacak kanlı misilleme hareketlerinin başlamasını kışkırtmadan kaçınmak olarak açıklanabilir. Ama bugün aynı sorun bir başka açıdan değerlendirilebilinir; Büyük Britanya’nın teklifiyle düzenli bir kuvvet oluşturmak için Kıbrıs’ta toplanacak Ermeniler her hangi bir Osmanlı çıkarmasına karşı engel teşkil edeceklerdir. Eğer Arap isyanı gerçekleşirse Ermeni kuvvetleri kaydırılarak Suriye harekatına destek olmaya yönlendirilecektir.


Orta Şarktaki Osmanlı Kuvvetleri’nin önemli bir bölümünü Suriye’nin kuzeyinde tutmaya zorlamak için uygulanacak en geçerli taktik, Türklerin, Kafkasya, Mezopotamya, Suriye ve Hicaz haberleşme noktası olan İskenderun bölgesi yakınlarındaki bir bölgeye Ermeni birliklerini yerleştirmek olacaktır. Zira, daha önce de defalarca belirttiğim gibi,Türklerin şu son aylarda İzmir’de dört tümen asker tutmalarının sebebi, Midilli adasını işgal ederek onları tehdit etmemizdir. Ancak, Midilli adasından yarattığımız bu tehdit Türkleri de Adana savunmasını takviyeye itmiştir. Bu da bizim suçumuzdur. Çünkü eğer zamanında o bölge askeri harekat bölgesi olarak değerlendirilseydi, bugün Türklere savunmalarını güçlendirme imkanı tanınmamış olacaktı.


Özetle söylemek gerekirse, Fransızların denetimi altında Kıbrıs’ta bir Ermeni ordusu kurulması ve de ayrıca Ansarilerin silahlandırılması konusundaki düşüncelerinizi bekliyorum. Uygun görüldüğü takdirde, hiç zaman kaybetmeden harekete geçilmeli ve Doğu Ordu’suna bağlanabilecek bu yardımcı kuvvetler için bir komutanlık ve denetim merkezi kurulmalıdır. Ayrıca bazı yeni yönetmeliklerin de çıkarılması zorunlu olacaktır. (askere alınma şartları,aylıklar,sosyal yardımlar gibi.)


Ansarilerin silahlandırılmalarına gelince, Alman tüfeklerinin seçilmesi tercih edilmelidir. Doğulular, bu silahların kullanımını daha iyi bilirler.”


Rogues ,bu talebe 1 Ağustos 1916 ,150 numaralı yazıyla Fransa Genelkurmay Başkanlığı’ndan Savaş Bakanlığı Afrika bölümü Doğu Bürosuna cevabını gönderir. 


Fransızların denetimi altında Kıbrıs’ta oluşturulacak ve varlığı Türkiye’ye karşı muazzam bir tehdit teşkil edecek olan ve son derece faydalı ve askeri açıdan büyük önem arz eden 5000 kişilik Ermeni Ordusu ve Türkiye’ye karşı ayaklanma hazırlığında olan Ansarilerin silahlandırılması konusunda hazırlanan rapor, 8 Ağustos 1916 tarihinde 4654 kayıt numarasıyla Albay Hamelin’e teslim edilir.


“…Selanik’te kurduğumuz Boşnak taburuna ait tecrübemiz örnek alınacak olursa, dört taburdan oluşacak bir alay ve ayrıca bir depo kıtasının teşkili için otuza yakın Fransız subayının bölgeye gönderilmesini icap ettirmektedir. Bu da her bir birlik için uygun bir Fransız subayının görevlendirilmesi anlamına gelir…”


“…Bir başka önemli husus da organize edilecek Ermenilerin Mısır’a göç eden tüm Ermenileri kapsadığıdır. Yoksa yalnızca Port-Said’de bulunanlardan söz ediliyorsa hatırlatmak isterim ki, sayıları 250 kadardır. Eğitimin bu grupla sınırlandırılması ,sayılarının az olması sebebiyle, Deniz Kuvvetleri ve benim bölümüm tarafından reddedilmiştir….Fransızlar tarafından acemi birliklerinde eğitilmesi düşünülen Ermeniler Mısır , Hindistan ve Ortadoğu’da Deniz Kuvvetleri Suriye Bölümümüz tarafından derlenecek çeşitli yerleşim bölgelerindeki Ermenilerin tümünü kapsamaktadır.ayrıca titizlikle üzerinde durulması gereken bir husus da ,Ermenilerin eğitimini sağlamak için gerekli olan personel ve diğer malzemenin Kıbrıs’a gönderilmesi gerçekleşmeden önce, üst dereceden oluşan bir kadro teşkil edilerek, bu kadronun Kıbrıs’a gidecek ilk acemi eğitim grubunun sayıları, özellikleri ve eğitim bölgesindeki organizasyonları bakımından bir sisteme bağlanmasıdır…”


Adanın kuzeyinde veya batısında kampın açılması konusunda İngilizlerin müsaade etmesiyle Albay Louis Romieu 4 Eylül 1916 tarihinde posta uçağıyla Marsilya’dan ayrılarak Mısır ve Kıbrıs’ gider. İngilizlerle görüşür ve kampın kurulacağı yerleri tespit eder.


Mağusa’nın 24 kilometre kuzeyinde deniz kıyısı olan, meskenin olmadığı devlete ait, suyu bol olan ve yeni su kuyuları açma imkanının bulunduğu yeri seçen Albay Louis Romieu çalışmaları hızlandırır. Boğaztepe (Monarga) bölgesinde kurulacak Ermeni askeri kampın Karakol (Karağulo) bölgesindeki İngiliz esir kampına yakın olması ve iki kamp arasındaki bölgenin I.Dünya Savaşı’nın başlamasıyla beraber askeri eğitim alanı olarak kullanılması Fransız ve İngilizlerin bu konuda da işbirliği içerisinde olduklarını gösteriyor.


Kıbrıs’taki İngiliz Yüksek Komiseri’nin bu konudaki tek itirazı adaya Port-Said kampından Ermeni kadınların ve çocukların getirilmesi konusundadır.


Ermeni askeri kampının bu bölgede kurulmasının bir başka sebebi de Anadolu’daki Ermeni isyanlarında kullanılmak üzere Anadolu’ya silahların Mağusa-Dörtyol güzergahını takip ederek gönderilmesidir.


Kampın faaliyete geçtiği ilk dönemde 200’er kişilik 6 Lejyon Bölüğü ve 160 Arap’tan oluşan mevcut daha sonraki yıllarda 5000’e kadar ulaşır. Bu Ermeni birliği ,1917 yılından itibaren İngiliz Generali Allenby’nin komutasında Türklere karşı acı sonuçlar verecek bir savaşa girecektir. I.Dünya Savaşı’nın başlamasıyla beraber Mersin, Dörtyol ve İskenderun bölgelerinden kaçan ve İngiltere’nin kontrol ve denetiminde Mersin ve İskenderun bölgesinde bulunan Rum azınlığın kışkırtılıp isyana teşvik edilmesinde kullanılan Ermeniler, Fransızların da Beyrut, Hayfa , Trablusgarp ve Yafa Limanları’nın tahrip edilmesinde istifadeyi düşündüğü ve daha önceden bu kampta bulunan Ermeni gençleri, ayrıca Kıbrıs’taki İngiliz askeri eğitim kamplarında eğitim gören Ermenilerden bazıları Fransa’ya ait Victor Hugo, Henry Fastersine Louis ve isimleri belirlenemeyen 3 Fransız savaş gemisiyle Musa Dağı’ndan getirilen Ermeniler bazı İngiliz gemileriyle Port-Said’ e getirilen Ermeni gençlerinden seçilenler, Suriyeli Ermeniler ve Kıbrıs’ta 8 Kıbrıs Lirası aylıkla paralı askerlik yapan Rum gençleri, ayrıca Kıbrıs, Mısır ve İran’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar pek çok ülkede kurulan komisyonlar vasıtasıyla adaya getirilen Ermeniler Fransızların büyük desteğiyle faaliyete geçen bu kampların ilk personelidirler.


Ermeni kamplarının finansmanı ile ilgili olarak başlatılan yardım kampanyasına Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nden de büyük destek gelir. Fransız askeri yetkililerinin organizasyonu ile toplanan paralar acıdır ki Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Adana ve Gaziantep’te binlerce masum insanın katledilmesinde kullanılmıştır. 


Kıbrıs’taki Ermenilere destek kampanyasına katılanlar;

Anadolu’dan Kıbrıs’a kaçan Ermeni liderleri Strak, Kirkor, Karabet ve Artin;
Yunanistan’ın Larnaka Konsolosu N.Vatibela;
Fransa’nın Larnaka Konsolos vekili Marcel Margaret;
ABD’nin Lefkoşa Konsolosluğu’ndan George Wilson’un maddi manevi desteğiyle katılan bazı kişi ve kuruluşlar da şunlardır; ROCKEFELLER COMPANY, Boston Ulusal Ermeni Savunma Komitesi , ABD Ermeni Yardım Komitesi , Ermenistan ve Suriye için Yardım Komitesi , Amerikan-Ermeni Derneği , Amerika Protestan Kiliseler Federal Meclis Temsilciliği , Londra Ermeni Cemiyeti , Aron Nad El Teşkilatı , Mısır Müdafaa-ı Milliye Komisyonu, Kıbrıs Rum İttihat Birlik Kulübü , Kıbrıs Yüksek Komiser Yardım Fonu, Girne Piskoposluğu, Lefkoşa X.Theccochaides Firması…

Ada içinden ve Avrupa ile ABD’den yapılan maddi desteği kamufle edebilmek için İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından Kıbrıs’ta oluşturulan “Harp Fonu” devreye girer ve bu fonun kullanılması Fransız Ermeni Kampı Komutanlığı emrine verilir.


Ayrıca 1 Aralık 1921-4 Ocak 1922 tarihleri arasında Ankara Antlaşması gereği Fransızların boşalttığı Çukurova bölgesinden çekilen 60.000 kişinin göç hareketi İzmir, Kıbrıs ; İstanbul , Mısır ve Avrupa’da bulunan Ermeni komiteleri aracılığıyla yapılır ve göç eden Ermenilerin bir kısmı da daha sonra Kıbrıs’a gelir. 


Bu dönemde özellikle de I.Dünya Savaşı’nın devam ettiği günlerde Kıbrıslı Rumların İngiltere’nin savaşla ilgili faaliyetlerine yaklaşımları Yunanistan’ın Kıbrıs politikası doğrultusundan “son derece gönülsüz” olmuş, Kıbrıslı Rumlar arasında hiç gönüllü çıkmaması karşısında İngiliz Vali 19 Ekim 1916’da bir duyuru yaparak durumları askerliğe uygun olanların adadan ayrılmalarını yasaklamıştır. 


Bütün bunlara rağmen 5972 Rum , Yunan Ordusu’nda Anadolu’da Kuvayı Milli’ye karşı savaşmak için adadan ayrılır. Ayrıca bu dönemde Kıbrıs adası, savaşın dışındaymış gibi görünse de yaklaşık 11.000 Rum değişik görevlerde, doğrudan olmasa da savaşa katılmışlar ve müttefiklere destek olmuşlardır.




Türk esirler nakledilirken




SAVAŞ ESİRLERİNİN ADAYA GETİRİLMESİ ve DR.DEVLETİAN

Kıbrıs’ta Gazi Mağusa şehri yakınlarındaki Karakol (Karağulo) isimli bölgede bulunan kamplara esirlerin nakledikleri tarih İngiliz Savaş Bakanlığı bünyesindeki resmi arşivlerde ve söz konusu esir kampı komutanlığı ile Kıbrıs’ta bulunan İngiliz Genel Valiliği arasında yapılan yazışmalarda 26 Ekim 1916 olarak belirtilmekte, ilk Türk savaş esiri kafilesinin de gemilerle Gazi Mağusa Limanı’na getirilmesinin 26-29 Ekim 1916 tarihlerinde tamamlandığı ve bu ayakları zincirli esirlerin adaya ayak basar basmaz kamplara sevk edildikleri ifade edilmektedir.


Türk savaş esirlerinin sayısı ilk etapta 215 kişi olmasına rağmen 1923 yılına kadar faaliyette bulunan bu kamptaki Türk savaş esirlerinin sayısı daha sonra 2000-4000 arasında değişmiştir.


Bu dönemde ,değişik cephelerde Osmanlı Ordusu saflarında çarpışırken esir düşen Suriyeliler ve Iraklı Araplar ile Ermeniler de bu kampa getirilmişlerdir. Ancak İngiliz esir kampındaki çok zor şartlardan kurtulmak isteyen veya yapılan propoganda sonucu kandırılan bu esirler İngiliz kampından ayrılarak Ekim 1916’dan itibaren kurulma çalışmaları hızlanan Ermeni terör kampına katılmışlar ve daha önce omuz omuza savaştıkları insanlara karşı koymak için eğitimlere başlamışlardır. Firar edip kaçanlarda, ilk etapta esir kampında sorgulanmış, olumlu rapordan sonra da Ermeni terör kampına gönderilmişlerdir.


Bu arada İngiliz Genel Valiliği ve esir kampında bulunan yetkililer Anadolu’da Türklere karşı savaşmaları için Arapları ve Ermeni asıllıları Fransızların Ermeni kampına gönderirken, zaman zaman söz konusu kamptaki Ermeniler de çalışmak ve İngilizlere yardım ve destek sağlamak üzere Türklerin esir tutulduğu kamplara gelirler. Ancak bu şekilde kampta görev yapan bazı Ermeniler kamptaki Türk esirlerle anlaşmak suretiyle firar ederler, Ermeni askerler Türk askerlerin esir kapmalarından kaçmalarına yardım ederlerken, Türk esirler de kaçan Ermenilerin Anadolu’daki evlerine dönünceye kadar civardaki Türk köylerinde saklanıp ,barınmalarını sağlamışlardır. Bu şekilde köylerde saklanmak suretiyle Türkiye’ye kaçma imkanı bulan Ermeniler daha çok Çanakkale, Gaziantep, Adana ve Kahramanmaraş bölgelerinde yaşayan Ermeni gençleridir.




MUSTAFA KEMAL’İN Kıyımlara Cevabı ve Doktor Devletian

Fransızlar Ermenilerin çoğunlukta olduğunu düşündükleri Çukurova bölgesine Kıbrıs’tan getirdikleri Ermeni lejyonuna mensup Ermenileri çıkartarak bölgede yaşayan Ermenilere sahip çıktığını göstermek ve hamilik yaptığını göstermek ister. 

Oysa niyeti uzun vadeli çıkarları için Ermenileri maşa olarak kullanmaktır. 

Örneğin, 11 Aralık 1918 tarihinde Dörtyol’a giren 400 kişilik Fransız askeri gücünün tamamı Ermenilerden oluşmaktaydı. Bu olaydan altı gün sonra Mersin’den karaya çıkan Yarbay Romieu komutasındaki 1500 kişilik Fransız birliğinde de sadece 150 Fransız askeri vardır. Geriye kalanların tümü Ermeni lejyonuna mensupturlar ve Kıbrıs’tan getirilmişlerdir. 


Öte yandan ,Güney cephesi hareketleriyle ilgili olarak Mustafa Kemal’in Ankara’da yayımladığı genelgeye göre 24 Ocak 1920 tarihi itibarıyla Adana,Mersin, Gazi Antep, Kilis ve Kahraman Maraş’ı içine alan bölgede Fransız üniforması altında Cezayirli ve Tunuslularla Ermeni askerlerinin sayısı 6.670 civarındadır. 

7 Mart 1920 tarihinde Mustafa Kemal’in İstanbul’daki İttifak Devletleri Temsilcileri adına Amiral Bristol’e gönderdiği muhtırada Kilikya bölgesindeki Ermeniler konusunda da açıklık getiriyor ;

…”Maraş, Urfa ve dolaylarındaki çarpışmalar sırasında Türklerden, Fransızlardan ve Fransız askeri arasında bulunan Ermenilerden ve değişik uluslara bağlı halktan ölüler verildiği bilinmektedir. Ancak ,bu bir Ermeni kırımı değil, Kilikya ve yöresine dışarıdan getirilen ve yerli halktan silahlandırılan Ermeni askerlerinin kesin hoşgörü ile karşılaşması olanaksız bulunan saldırıları ve işgal kuvvetlerinin gereksiz yere işgal alanını sürekli genişletmeleri ve özellikle işgal kuvvetleri komutanlarının, aç gözlü Ermeni askerlerinin İslam halkına uyguladıkları saldırılar ve yolsuzluklara göz yummaları sonunda yerli halkın coşması ve karşı koyması sonunda oluşan çarpışmaların doğal sonucudur.” …


Port Said’den Kıbrıs’taki kampa gönderilmeyi bekleyen değişik Ermeni grupların içinde 300 kişilik bir grup oluşturan 18-35 yaş arasında olanların çoğu daha önce Türk Ordusu’nda görev yapmış ve askeri eğitim almış gençlerdir. Bu gençlere ilaveten Türkiye’yi ve ekmeğini yediği memleketini arkadan vuranlara bir başka örnek de Türk Ordusu’nda doktor Binbaşı olarak görev yaparken I.Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle beraber görevini bırakıp kaçan ve Port-Said’deki Fransız kampında Ermenileri yetiştirmekle uğraşan Ermeni doktor Devletian’dır. 


Kıbrıs’taki esir kampında olup bitenler ve Türk savaş esirlerinin çektiği sıkıntılar kendisine tam olarak nakledilmediğinden Kıbrıs genel Valisi Sir John Eugene Clauson’un Türk savaş esirlerinin tutulduğu kampa yaptığı ziyaretle ilgili düşünceleri son derece olumlu olmasına rağmen ! 


Esir kampında geçen yıllar boyunca sağlık açısından pek çok hastalığa maruz kalan Türk savaş esirlerine verilen yemek ise çoğunlukla kırmızı kabak ile günün şartlarına göre yenmeyecek kadar berbat olan kılçıklı arpa ekmeğidir. Aynı zamanda esir kampında görev yapan Rum ve Ermeni asıllı doktorların Türk esirlere karşı takındıkları tutum ve davranışlar da son derece kötüdür ve bu doktorlar özellikle hasta olan Türklere karşı son derece kaba davranmaktadırlar. 


Aynı şekilde Mısır’da esir tutulan askerlerimiz de çok kötü şartlarda yaşamaktadırlar. Mısır’daki askerler de Ermeni asıllıların yönetimi altındadırlar ve İngilizlerden farklı olarak özellikle Türk düşmanı Ermeni doktorlar kasten yanlış tedavi uygulamaları sonucunda pek çok Türk askerinin gözlerinin kör olmasına da sebep olurlar. 


Birinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği günlerde Irak’ta esir alınan askerlerimiz genellikle İngilizlerin Uzakdoğu’daki sömürgelerine götürülmektedir. Çin Hindi (Burma)’de Tatimo , Hindistan’da Bombay ve Bellari esir kampları vardır.


Filistin’de esir olanlar ise genellikle İskenderiye yakınlarındaki Seyit Beşir (Seydi Beşir) Kuveysna Dört Numaralı Osmanlı Üserayı Harbiye Kampı, Kahire’deki Mehmet Ali Paşa Kalesi ve Kuisna esir kamplarına götürülmektedirler. Kafkasya ve Galaçya’daki Türk esirleri ise Sibirya’nın değişik bölgelerindeki esir kamplarına götürülmüşlerdir. 


1914 yılında başlayan ve esir düşen yaklaşık 360.000 Türk askerlerinden bazıları 1927 yılına kadar esir kalmıştır. 




Fransız-Ermeni Doğu Lejyonu




İNGİLİZLERİN KIBRIS’TAKİ ERMENİ KAMPLARINA TEPKİLERİ , 
MUSA DAĞI’NIN İÇ YÜZÜ ve CURZON

2 Ekim 1916 tarihinde Ermeni terör kamplarının kurulabilmesi için Kıbrıs’ta bulunan Rumları ve Ermeni cemaatini ikna eden ve bu kampın kuruluşunu adada yaşayan Türklerden gizleyen Fransızlar daha sonra Kıbrıs’ta İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından da istenmemeye başlanır.


Fransız subaylarınca eğitilen Ermenilere askeri eğitimin yanında sabotaj teknikleri, propaganda ve casusluk konularında da bilgi verilmektedir. Ayrıca kamptaki Ermeni ve Araplara milliyetçilik duygusu aşılanarak savaşta Fransızlara rehberlik ve kılavuzluk edebilmeleri de sağlanır. Ancak Fransızların Ermenilerin yanında başka milletlere mensup Cezayirli ve Suriyeli Araplar gibi insanları da kullanma istekleri kampta huzursuzluklara yol açar. 


Doğu lejyonunda kullanılmak üzere Anadolu’nun değişik köşelerinden toplanan Ermenilerle , Amerikadan, Fransa’ya , Arjantin’den İngiltere’ye kadar değişik ülkelerden getirilen ve Port-Said’de toplanan Ermenilerin taşkınlıkları ,Fransız yetkilililerini de zor duruma düşürür. Çünkü bu tecavüz, soygun ve katliamların sonucunda Fransızlarla İngilizlerin arası açılır. Ermeniler Rum köyünü basıp soyarlar ve ardından da İngiliz Kraliyet Muhafız Alayı’ndan bir İngiliz askerinin öldürülmesi bardağı taşırır. 5 Ağustos 1914 tarihinde İng.Yüksek Komiseri ve Kıbrıs Genel Komutanı John Eugene Clauson sıkıyönetim ilan eder. 


Kıbrıs’ta üç ayrı Ermeni kampı bulunan Fransızlar 1921 yılında Ankara Anlaşması gereği kampları kapatır. İngilizler her şeyi devralır ve Ermeniler gemilerle adadan ayrılır.


Kıbrıs’ta eğitilip , İngiltere’den temin edilen silahlarla Fransız üniforması altında Türkleri katleden Ermenilerin , casusluk faaliyetleri ile beraber, adada basılan bir çok propaganda malzemelerini Türkiye ile Ortadoğu ‘da dağıtan batılıların ve Ermenilerin Kıbrıs macerası da burada sona erer.





MUSA DAĞI

Musa Dağı Hatay ili Samandağ ilçesinden geçen Asi nehrinin Akdeniz'e karıştığı yerin hemen kuzeyinden İskenderun Körfezi'nin doğu kıyılarını izleyerek güneyindeki Hınzır Burnu'na kadar inen Nur Dağları’nın eteklerinde olup Samandağ’ın kuzeyinde 1000 metre yükseklikte, büyük kayalar ve çalılıklarla kaplı sivri ve tek bir blok halindedir.


I.Dünya Savaşı esnasında İskenderun’un Samandağ ilçesine bağlı 7 Ermeni köyü müttefiklerin İskenderun Körfezi’ne çıkarma yapacağı söylentileri üzerine vergilerini vermez, yardımda bulunmaz ve isyan başlatırlar.


İsyanın bastırılması için bir Jandarma Alayı görevlendirilmiş, daha sonra 4.Kolordu komutanlığı ve Başkomutanlık kanalıyla asilerin bölgeyi terk etmesi için 7 günlük bir süre verilmiş ancak asiler bunu reddederek Musa Dağı’na çıkmışlardır. Dağa çıkanların sayısı 5000 kadardır. 


Asilerin ikna olmaması ve silahla karşılık vermeleri üzerine Albay Galip komutasındaki jandarma birliği 12 Eylül 1915 günü Musa Dağı’na çıkmış ancak burada hiç kimseyle karşılaşmayınca yapılan araştırmada cephane ve yiyecekleri biten asilerin denize bakan yamaçtan Akdeniz’e indikleri, verdikleri işarete karşılık olarak gelen Viktor Hugo, 4.Henry Fastersine ve kimliği belirlenemeyen diğer 3 Fransız gemisinden oluşan bir Fransız harp filosu aracılığıyla bölgeyi terk ettikleri anlaşılır. 


Fransızlar buradan aldığı Ermenileri 14 Eylül 1915 tarihinde Port-Sait limanına getirir. 


Burada hiçbir insan, insan cesedi veya yaralıya rastlanmadığı gibi aksine 20-30 kadar hayvan leşi bulunmuştur. Bu bölgedeki Kabaklı köyünü Fransız gemilerinin bombalaması sonucu asker sivil sekiz kişi ölür, iki kişi yaralanır, köy de bu arada tahrip olur.


Ermeniler yıllarca bu olayı “Musa Dağı’nda 40 Gün” romanında olduğu gibi istismar ederek aleyhimize kullanmışlardır.








LORD CURZON…MASUM KUZULAR !!!

Suriye'deki Fransız Yüksek Komiseri ve Ortadoğu Ordusu Genel Komutanı General Gouraud ve Lord Curzon'un ifadelerine göre Kilikya'daki Fransız birliklerinin büyük çoğunluğu beyaz askerler değildir.


Bir bölümü yerinde toplanmış Ermeniler, bir bölümü de renkli askerlerdir ve bunların yerine derhal vurucu gücü yüksek beyaz asker getirilmelidir, derler. 26.000 civarında olan ,general Gouraud emrindeki Fransız birliklerinin üçte biri beyaz, geri kalanı Cezayirli ve bölgede toplanan Ermenilerdir. Bu renk ayrımı, bölgede kullanılan birliklerin yetenekleri ile ilgili olarak o dönemde sürekli ortaya atılmış olup emperyalist ülkelerin o günlerde kurtarma iddiasında oldukları toplumlara karşı davranışlarında bile ne denli bağnaz bir tutumda olduklarını göstermek bakımından son derece ilginçtir. 


Ne acıdır ki , Lord Curzon ikili oynamıştır, bir yandan desteklemiş, öte yandan da doğruları dile getirmiştir.


Yıllar boyu masum Türk insanlarının katledilmesinde aracı olarak kullandıkları , Kıbrıs'taki Ermeni kamplarında Askeri eğitimden geçirip Çukurova'da genç yaşlı ayırt etmeden öldüren Ermeniler için , Lordlar Kamarası'nda Lord Bryce'ın Kilikya bölgesinde birçok Ermeninin katledildiğini iddia etmesi üzerine ,yaptığı cevabı konuşmada, Ermenilerin "masum kuzular olmadıklarını " belirtip şöyle der : 


" Bana öyle geliyor ki, siz Ermenileri sekiz yaşında pek temiz ve suçsuz bir kız gibi sanıyorsunuz. Bunda çok yanılmaktasanız. 

Şu nedenle ki, Ermeniler özellikle çağdışı eylemleri ile ne ölçüde acımasız bir ulus olduklarını ,özellikle kendileri kanıtlamışlardır..! "



Akdeniz'in ortasında Cebelitarık Boğazı, Süveyş Kanalı ve Ege Denizi aracılığıyla bütün dünyaya açılma imkanı veren Kıbrıs adasının gerek Anadolu ve gerekse diğer ülkeler açısından stratejik önemi düşünülenden çok daha büyüktür.


Türkiye'nin güney emniyeti açısından hayati önem taşıyan Kıbrıs düşman eline geçtiği takdirde "vatanın karnına saplanmış bir hançer gibi" olacaktır. 


Hareketsiz duran bir uçak gemisine benzetilen Kıbrıs dört yüz yılı aşkın bir zamandır Türklerle Rumların beraber yaşadığı Akdeniz'in ortasında stratejik önemi büyük bir adadır ve tarihin hiçbir döneminde önemini kaybetmemiş Kıbrıs bugüne kadar hiçbir zaman Rum idaresine girmemiş, hiçbir zaman Rumların veya Yunanlıların olmamış, dolayısıyla Türkler de hiçbir zaman Rum idaresinde yaşamamışlardır.


Sir Wilson Churchill de bu konuyu 9-13 Ekim 1907 tarihinde Kıbrıs'a yaptığı ziyarette şöyle izah eder ;


"Bu toplumun Yunanistan'ın parçası olduğu fikrinin esası nedir? Yunanistan ile ada arasında ne tarihi ne de coğrafi bir bağ vardır. Adanın tarih boyunca herhangi bir dönemde Yunanistan'a bağlandığını gösteren hiçbir bilgi yoktur. Geniş bir hayal gücüyle düşünülse bile coğrafi açıdan Kıbrıs Yunanistan'ın bir parçası olamaz. Adada yaşayan insanlar Yunanlı değildir. Onları Yunan geleneklerine bağlayan tek şey dildir." (1)



Osmanlı İmparatorluğu zamanında da imparatorluğun merkezinde gösterilen Kıbrıs'la ilgili hakim görüş "Doğuya ilerleyen ve Doğuda büyük bir güç olarak kalmak isteyen bir ulus işe Kıbrıs'tan başlamalıdır. Büyük İskender, Ogüst (Augustus/Octavius), Richard ve Saint Louis bu yolu izlediler. Batıya ilerleyen uluslar da işe Kıbrıs'tan başlamalıdır. Sargon, Batlamyus, Cyrus, Harun El Reşid bu yolu izlediler..." (2) şeklinde ifade edilir. Belki de tarihte bunca önemli olayın Kıbrıs üzerinde odaklanmasının sebebi de budur.







Ulvi Keser, 

Kıbrıs 1914-1923 Fransız Ermeni Kampları İngiliz Esir Kampları 
ve Atatürkçü Kıbrıs Türkü… kitabından alıntıdır. A.H.A. Yayınları, KKTC 2000
diğer makalesi

Kıbrıs asıllı bir ailenin oğlu olarak 9 Eylül 1961’de Anamur/Mersin’de doğdu. İlk ve orta öğretimini  tamamladıktan sonra Ankara. Üniversitesi’nde lisans, Gazi Üniversitesi’nde yüksek lisans, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde “1955-1963 Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Türk Mukavemet Teşkilatı” başlıklı teziyle doktora eğitimini tamamladı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kara Harp Okulu Komutanlığı, Harp Akademileri Komutanlığı, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı gibi çeşitli kurum ve kuruluşlarında akademisyen olarak görev yaptıktan sonra albay rütbesiyle emekli oldu


(1)"The İsland pointed at the heart of the Ottoman Empire, ayrıntılı bilgi için bakınız.Colin Thubron, Journey into Cyprus, middlesex,1986,s.216

(2)Rauf Denktaş,"Kıbrıs'ın Dünü Bugünü Uluslararası Sempozyumu Açış Konuşması",Ankara,1994





Küçük bir hatırlatma:


Rocky ve Rambo gibi aksiyon filmlerinin yıldızı Sylvester Stallone, Avusturyalı yazar Franz Werfel'in 1933'te yazdığı 'Musa Dağı'nda 40 Gün' adlı romanını beyazperdeye aktarmak istediğini açıkladı. 


ABD'de yayımlanan Denver Post gazetesine konuşan Stallone, "Amacım Ermenilerin toplu halde Türkler tarafından öldürülmesini ve bazılarının da Fransız gemilerince kurtarılmasını anlatan 'Musa Dağı'nda 40 Gün' adlı romanı sinemaya uyarlamak" dedi.


Sylvester Stallone, projesinin önündeki siyasi zorluklara değinerek, "Türkler bu konuyu 85 yıldır engelliyor" diye konuştu. (!!!!!)

2007 Basın 





































1 Ocak 2015 Perşembe

HARİNGTON / VAHDETTİN / ERMENİ MEZARLIĞI







ERMENİ MEZARLIĞI'NIN ADI LİG FİKSTÜRÜNDE KALDI


*Surp Agop Ermeni Merkez Mezarlığı’nın tarihe karışmasında Türkler suçlanıp durur. Oysa bu mezarlığı tarumar eden İşgal Kuvvetleri Başkumandanı General Harington’dır. Harington mezarlık bozma işini bir ordu papazının insafına terk etti. Papaz, mezarlığın üzerinden buldozer gibi geçti. Ordu Papazı Hughes yönetiminde mezar taşları temizlendi.*




İşgalin 90. yılında General Harington’ın Türkiye anıları ve Vahdettin'in sattığı eserler

“Sömürge Valisi’nin Himayesi’nde Vahdettin’in İhanetleri ve İşgal İstanbul’u 1918-1923; Charles Harington” adlı kitap, Fenerbahçe’nin işgalci İngilizlerle, işgalin sona ermesine 48 saat kala yaptığı ve 5-1 kazandığı maçtan, yeniden inşası gündeme gelen Taksim Topçu Kışlası ve içindeki Taksim camisinin Fransızlara satışına, Müslüman ve Ermeni mezarlıklarının nasıl satılıp futbol sahasına dönüştürüldüğüne, Vahdettin’le ilgili karartmalara dek işgal yıllarının pek çok bilinmeyenine belgeleriyle ışık tutuluyor. 

Oral, “Kitapta Fenerbahçe ile ilgili 30 sayfalık bir bölüm var. Fenerbahçe tarihine geçmeyen ve işgalcilerle kıran kırana yapılmış birçok maçı derledim. Bu karşılaşmalar hiç bilinmiyor ve ilk kez bu kitapta yayınlanıyor.” diyor.

“Ülkemiz 5 yıl işgal altında kaldı. İşgalde yaşanan olaylayrın karanlıkta kalmış bir tarihi vardır. İlk defa yayımlanan anı, belge ve fotoğraflara araştırmamda yer verdim. İşgalde yok edilen Türk varlığı, etten kemikten on binlerce vatan evladının vücutlarından ibaret değildi. Atalarımızdan yadigar kalan kültür mirası ve maddi-manevi emanetler de katledildi. Kitabımızda Fenerbahçe ile ilgili yaklaşık 30 sayfalık bölüm var. FB tarihine geçmeyen ve işgalcilerle kıran kırana yapılmış birçok futbol maçını derledim. Bu maçlar hiç bilinmiyor, ilk kez bu kitapta yayınlanıyor. Özellikle Fenerbahçe’nin işgalcileri eze eze yendiği, 5 yıl süren işgalin her senesi için 1 gol atarak 5-1 skorla sonuçlanan son karşılaşma hiç bilinmiyor. Bu karşılaşmada büyük bir Kuva-yı Milliye ruhu yaşandı.”

İNGİLİZLERLE YAPILAN SON FUTBOL MAÇI

İşgal yıllarında Harington’ın bizzat organize ettiği çok sayıda futbol maçı yapıldı. FB bu karşılaşmalara isyankar bir ruhla çıkıyor, rakibine deli gibi saldırıyordu. Kadıköy’de bir avuç Türk genci koskoca İngiliz işgal ordusuna meydan okuyor, büyük bir imanla yenmeye çalışıyordu. Bu olay Kuva-yı Milliye isyanının spora yansımasıdır. 30 Eylül Pazar günü Taksim Stadyumu hınca hınç doluydu. Müttefik İşgal Kuvvetleri Kumandanı General Harington ve İtilaf Subayları şeref tribünündeki yerlerindeydi. İşgalcilerin İstanbul’daki son maçıydı. Bu maç Türkler için sıradan bir spor karşılaşması değil, milli duygu ve heyecanın ayyuka çıktığı olağanüstü bir gündü. Nihayet maçın oynanacağı saat geldi.

İŞGALDE GEÇEN HER YIL İÇİN 1 GOL

İleri gazetesinin haberine göre Fenerbahçe futbol takımı: “Şekip, Hasan Kamil, Cafer, İsmet, Fahir, Kadri, Zeki, Alaattin, Sabih, Ömer Bedri Beylerden” oluşuyordu. Fenerbahçe ile İngilizler aynı anda sahaya çıktı. Fenerbahçe o gün her Türkün gönlünden geçeni yaptı. 5 yıl süren işgalin her yılına karşılık olmak üzere 1 gol attı. Fenerbahçe oyuncuları İngilizlerin filelerini tam beş kez havalandırdı. Ancak İngiliz futbolcularının bir şeref golü atmasına engel olmadı. İleri gazetesinde, “Fenerbahçe dün en ahenkli, en şevkli, en seri oyunlarından birini oynadı ve bire karşı beş sayı ile galip geldi.” deniliyordu.

İNGİLİZLERİN ACI HEZİMETİ

Fenerbahçe’nin galibiyeti Tevhid-i Efkâr’da şöyle anlatıldı: “Fenerbahçe takımımız İngiliz askerlerinin futbol takımını son defa acı bir hezimete uğratarak memleketlerine mağlup olarak göndermiştir. Fenerbahçe dün Taksim Stadyumu’nda, şehrimizdeki İngiliz askerlerinin son bir gayretle, Türkleri giderayak mağlup etmek için kurdukları karma takımı son bir hezimete uğrattı. Dünkü müsabaka, şehrimizden gitmek mecburiyetinde kalan yabancıların gençlerimiz ile son bir çarpışmasıydı. Birinci devrede taze bir kuvvetle çalışan rakip takımın 1 sayısına karşılık 2 sayı yapıldı. İkinci devrede gençlerimiz rakibine karşı olan üstünlüğünü büsbütün gösterdiler ve bu devrede 3 sayı daha yaptılar.”

TAKSİM CAMİSİ, 30 AĞUSTOS ZAFERİNDEN 1 HAFTA ÖNCE SATILDI

“Taksim Kışlası’ndan yükselen ezan sesini kesen İnönü değil, Vahdettin’di” diyen Oral olayı kitabında şöyle anlatıyor: “30 Ağustos 1922 tarihi; kahraman Mehmetçiğin büyük zafer kazandığı tarihtir. Taksim Camisi 23 Ağustos 1922 tarihinde satıldı. Satılan cami Taksim Kışlası içindeki Mehmetçiğin camisiydi. Cami satış rezaleti devlet sırrı gibi gizlendi. Fransızlar Mehmetçiğin paha biçilmez camisine 7 bin lira layık gördüler. İsmet İnönü’ye yıllardır iftira ediliyordu. Kuru iftira nihayet bütün çirkin yüzüyle ortada.

PADİŞAH FERMANIYLA 7 BİN LİRAYA SATTILAR TAKSİM CAMİSİ'Nİ

Balkan Savaşı’nın umutsuz ve karanlık günleriydi. Maliye Nazırı Mehmet Rıfat Bey çaresizlik içindeydi, Askeri doyurabilmek için Taksim Kışlası’nı sattı. Kışlada Mehmetçiğe ait bir cami vardı. Satış sözleşmesine özel şart koyuldu: ‘Taksim Camisi korunacak, her zaman açık olacak.’ Cami satışı şöyle halledilmiş: Cami ile ilgili yetkili kişilerce yerinde inceleme yapılmış. Caminin, kışlanın ikinci katında bulunduğu belirlenmiş. Camiye dışarıdan cemaat girmesi olanaksızmış. Caminin dört bir yanı ecnebi ticarethaneleriyle çevrili mekanda gayrimüslim halk ikamet ediyormuş. Sonuçta Taksim Camisi Padişahın emriyle hükümet tarafından İstanbul Emlâk Şirket-i Osmaniyesi’ne devredilmiş; 7.000 lira bedelle. Cami yok ediyorlar denmesin diye dini yönden işi kitabına da uydurmuşlar. Bu satışa karşılık şehir dışında, ahalisinin tamamı İslam olan Safra Köy’de bir cami inşasına karar verilmiş. Böylece ‘mahalli ahire nakil edilmiş’ kılıfıyla cami satılmış.”

ERMENİ MEZARLIĞI'NIN ADI LİG FİKSTÜRÜNDE KALDI

Surp Agop Ermeni Merkez Mezarlığı’nın tarihe karışmasında Türkler suçlanıp durur. Oysa bu mezarlığı tarumar eden İşgal Kuvvetleri Başkumandanı General Harington’dır. Harington mezarlık bozma işini bir ordu papazının insafına terk etti. Papaz, mezarlığın üzerinden buldozer gibi geçti. Ordu Papazı Hughes yönetiminde mezar taşları temizlendi. Üzerine kriket sahası, tenis kortları, futbol sahaları yapıldı. Harbiye’deki yeni yapılan bu spor sahası ‘Ermeni Mezarlığı’ adıyla kaydedildi. Ermeni Mezarlığı gitti, adı lig fikstüründe kaldı. Harington spor sahasına dönüştürülen mezarlıktan anılarında şöyle söz ediyor:

GÖZÜ TIRMALAYAN MEZAR TAŞLARI!

“İstanbul’daki ilk günlerimde Hughes adında, bir grup tutsak Türkle birlikte oyun sahaları hazırlamakta her zaman çok hevesli, iri yarı, enerjik bir ordu papazı vardı. Harbiye’deki karargâhlarımızın yanındaki, artık kullanılmayan eski bir Ermeni Mezarlığı’nda, içinde iyi bir kriket sahası ile bir de tenis kortları oluşturmuştu. 

Bu alan çevresinde, düzenli bir biçimde yerleştirilmiş, kullanım dışı, gözü tırmalamayan mezar taşları bulunuyordu. Amatör takımlarımızın maç sonuçlarını İngiltere’ye gönderdiğimizde, amatör lig sekreteri Francis Lacey’den amatör takımların geçmişlerinde çok ilginç şeyler yaptıklarını ama mezarlıkta kriket oynamak gibi bir etkinliğini kayıtlara geçmediğini yazdığı bir mektup almıştım! Kriket puan cetvelinde, ‘Oyunun oynandığı yer’ maddesine ‘Ermeni Mezarlığı’ yazmak bizim için çok olağan olmuştu.”

Ali Dağlar-8 Haziran 2013,basın


Sömürge Valisi’nin Himayesi’nde Vahdettin’in İhanetleri ve İşgal İstanbul’u 1918-1923; Charles Harington - Atilla Oral



Ermeni Mezarlığı ile ilgili video:
Harrington'un orayı futbol sahası yapması ve Papaz'ın orayı dümdüz etmesi neden anlatılmıyor?


yine eksik bilgi ve itham :"1915’te götürülen ve öldürülen Ermenilerin biyografilerini"





TARİH EKSİKSİZ VE YANSIZ ANLATILMALIDIR!



***


Vahdettin’in İslam Dinine İhanetleri -1-
Vahdettin’in sattığı kiraya verdiği camiler ve mezarlıklar

Tarihimizin en “acımasız” cami satışı son padişah Vahdettin tarafından gerçekleştirilmiştir. İşgal yıllarında saray ve hükümet, para ihtiyacı için İstanbul’daki ecdad mirasını; tarihi camileri, tarihi hamamları, medreseleri, hatta mezarlıkları bile işgalcilere satmıştır.

Bu konudaki belgeleri ortaya çıkaran Atilla Oral’ın ifadeleriyle; “Vahdettin, atalarının emanetine sahip çıkmak isteyen bir padişah değildi. Eğer böyle biri olsaydı, ilk önce kültür miraslarına, ata yadigârlarına sahip çıkması gerekirdi. Oysa, bunlara sahip çıkmak amacıyla hiçbir çaba göstermedi. Aksine hayırsız mirasyediler gibi ne var ne yoksa satıp savurdu. Camileri, türbeleri, mezarları dahi sattırdı.

Mimar Sinan eserlerini yıktırdı. İşgal yıllarında Vahdettin’in hissizliği ve acımasızlığı sonucu kültür ve sanat varlıklarımız büyük zarar gördü.”

Osmanlı Devleti, Balkan Savaşı yıllarında para bulabilmek için ülke içindeki kaynaklara yönelmiş, askeri doyurabilmek için İstanbul’daki bazı gayrimenkulleri satışa çıkarmıştır. Taksim Kışlası ve Talimhane Meydanı da satışa çıkarılanlar arasındadır. Talimhane ve Kışla, 500.000 liraya Fransız sermayeli “İstanbul Emlak Şirket-i Osmaniyesi”ne satılmıştır (7/20 Şubat 1913). 

Ancak o Taksim Kışlası içinde Mehmetçiğin ibadeti için bir de camii şerif vardır. 1913 yılındaki satış sözleşmesine kışlanın içindeki “bu caminin korunması” hükmü koydurulmuştu. Ancak Fransız şirket 1920’lerde kışla içindeki Taksim Mehmetçik Camii’ni de satın almak istemiştir. Daha önceki hükümetlerin ve Padişah Mehmet Reşat’ın özellikle satmadığı Taksim Camii’ni Padişah Vahdettin, İstanbul Hükümeti’nin Maliye Nazareti Vekili Tevfik Bey imzasıyla Fransız şirkete satmıştır. (23 Ağustos 1922). Dönemin Maliye Nazırı Vekili Tevfik Bey anılarında Taksim Camisi satış sözleşmesine de yer vermiştir.

Sonuçta Taksim Camii, Padişah Vahdettin’in emriyle ve 7000 lira bedelle Fransız sermayeli “İstanbul Emlak Şirket-i Osmaniyesi”ne satılmıştır. Cami satışına halkın tepki duyacağı düşüncesiyle ahalisinin tamamı Müslüman olan Safraköy’de bir cami inşasına karar verilmiştir. Ancak o dönemde böyle bir cami yapılmamıştır. Bakırköy’deki Safraköy Camii bölge halkının topladığı paralarla ancak 1957 yılında yapılmıştır. Ayrıca Vahdettin’in bu onur kırıcı satış sözleşmesi dönemin resmi gazetesi Takvim-i Vekayi’de de yayımlanmayarak adeta halktan gizlenmiştir.

İşgal yıllarında İstanbul hükümeti ve Padişah Vahdettin, Beyoğlu’nun göbeğindeki tarihi Ağa Camii’ni de satmaya kalkmıştır.

Bu apaçık gerçeğe rağmen saltanat sevicisi Cumhuriyet düşmanları “Taksim Camisi’ni İsmet İnönü yıktı!” yalanını söylemişlerdir.

Örneğin, Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Taksim Camisi’ni, 1940 yılında İsmet İnönü’nün yıktırdığını iddia etmiştir.

İşgal yıllarında İstanbul hükümeti ve Padişah Vahdettin, Beyoğlu’nun göbeğindeki tarihi Ağa Camii’ni de satmaya kalkmıştır. Taksim Camii’nin satışında olduğu gibi, “Camii şerifi başka bir yere nakledeceğiz!” taktiğiyle tarihi Ağa Camii de satılmak istenmiş, fakat cami mütevellisinin muhalefeti yüzünden satış gerçekleşmemiştir. İleri gazetesi, Ağa Camii’nin satışı için yapılan girişimleri öğrenip “Cami Satılır mı? Ağa Camii Etrafında Dönen Dolaplar” başlıklı bir haber yapmıştır.

İstiklal Caddesi üzerindeki tek cami olan Ağa Camii’ni satılmaktan, yıkılmaktan kurtaran da Atatürk Cumhuriyeti’dir.

Bunun üzerine hükümet, cami arsasının bazı bölümlerini gayrimüslim bir şirkete kiraya vermiştir. Dönemin gazetelerinden öğrendiğimize göre, cami arsasına apartman inşa edilmesine çalışılmış, bu iş için yapılan ihaleyi Lefter adlı bir Rum almış. Bu sırada Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı kazanması, İstanbul’un, işbirlikçi İstanbul hükümetinden ve işgalcilerden temizlenmesi sayesinde Ağa Camii de satılıp yok edilmekten kurtulmuştur. Ağa Camii, satılmaktan ve yıkılmaktan son anda kurtulmuştur ama işgal yıllarının ihanetlerini, kirini, pasını taşımaktadır. Bir hayli yıpranmış, kırık dökük haldedir.

Şair Nazım Hikmet, 1921’de yazdığı “Ağa Camii” adlı şiirinin sonunda “Ey bu caminin ruhu bize mucize göster” diye yazmıştır. Ve çok değil bir yıl kadar sonra o mucize gerçekleşmiş, Kurtuluş Savaşı kazanılmış ve işgalciler geldikleri gibi çekilip gitmişlerdir.

İstiklal Caddesi üzerindeki tek cami olan Ağa Camii’ni satılmaktan yıkılmaktan kurtaran da Atatürk Cumhuriyeti’dir. Cami, 1937 yılında Vakıflar idaresi tarafından restore edilmiştir. Vakıflar idaresi bu yenileme için tam 22.432,30 lira para harcamıştır.

1937’de Ağa Camii tamir edildikten sonra caminin önüne, “Yurttaş dününü unutma bugünü iyi anlarsın” diye yazılmıştır.

Görüldüğü gibi Vahdettin, sadece işgalcilerle işbirliği yaparak vatana ihanet etmemiş, ayrıca tarihi camileri yabancılara satarak, satmak isteyerek veya satılmasını engellemeyerek de kendi tarihine, kültürüne ihanet etmiştir. Vahdettin’in “satış” girişimleri sadece İstanbul Taksim Camii ve Beyoğlu Ağa Camii ile sınırlı değildir.


İşte Vahdettin’in sattığı eserlerin kısa bir bilançosu:

1. Taksim Müslüman Mezarlığı’nın 17.000 liraya gayrimüslim sermayeli bir elektrik şirketine satılması.

2. Ayasofya Camii Şerifi’ndeki mahzenin satılması.

3. Laleli’de Sultan Mustafa Han Medresesi’nin önce satılması, sonra yıkılması ve yerine Laleli apartmanlarının yapılması.

4. Mustafa Ağa Camii Şerifi'nin 1300 liraya Harunaçi Efendi’ye satılması.

5. Sultan Mahmut Türbesi karşısındaki iki caminin satılması.

6. Üsküdar’da Acıbadem Dergâhı’nın yıkılıp yerine Tramvay Fabrikası’nın yapılması.

7. Bahçekapı’da Hamidiye Medresesi ile Eyüpsultan’da Mihrişah İmareti’nin ardiye olmak üzere kiraya verilmesi.

8. Bereketzade Camii Şerifi’nin satılmasına çalışılması (cami son anda kurtuldu).

9. Kasımpaşa-Beyoğlu Müslüman mezarlığının Vahdettin’in kararnamesiyle satılması.

10. Mimar Sinan’ın Haseki Sultan Hamamı’nın yıkılması.

11. Üsküdar Tahir Efendi Camisi’nin depo olarak kullanılmak üzere Amerikalılara kiraya verilmesi.

12. Vakıf çeşmeleri, sebillerin parayı bastırana kiraya verilmesi.

13. Yol yapıyoruz diye tarihi Yedikule Surlarının yıkılmaya başlanması.

14. Alemdağ ormanlarının satılığa çıkarılması.

15. General Harrington’un Taksim Ermeni Mezarlığı’nı futbol sahasına çevirmesi.

16. Bakımsız ve sahipsiz bırakılan camilerin soyulup soğana çevrilmesi. 



*


Vahdettin’in İslam Dinine İhanetleri -2-
Vahdettin’in Kuran ve Hadis Meallerini Yasaklaması


Padişah Vahdettin, işgal yıllarında sadece İstanbul’daki bazı tarihi camileri ve mezarlıkları işgalcilere satmakla kalmamış, Kuran ve hadis meallerini de yasaklamıştır.

Mustafa Kemal’in komutasındaki Türk ordularının 13 Eylül 1921’de Sakarya Meydan Savaşı’nı kazanmasından yaklaşık bir buçuk ay sonra işbirlikçi Padişah Vahdettin bir kararname yayınlayarak ayet ve hadislerin meallerinin gazetelerde yayımlanmasını yasaklamıştır. 23 Ekim 1921 tarihli kararnameyle yasak bildirilmiştir. Kararname 19 Ekim 1921’de imzalanmıştır.

Kuran ve hadis meallerinin yayımlanmasını yasaklayan kararname 23 Ekim 1921 tarihli Takvim-i Vekayi gazetesinde yayınlanmıştır. Kararnamede bu yasağa uymayanların cezalandırılacağı belirtilmiştir. Vahdettin’in ve İstanbul Hükümeti’nin nazırlarının (bakanlarının) imzasıyla yayımlanan, gazetelerde Kuran ve hadis meallerinin yayınlamasını yasaklayan kararname şudur:

“11 Recep 1327 tarihli Matbuat Kanunu’na Müzey-yel Kararname:

Madde 1: Resail-i mevkuteden maada (Belli aralıklarla çıkan küçük kitaplardan başka) ceraidde (gazetelerde) Ayet-i Kuraniye ve Ehadis-i Şerife’nin meallerinden bahis olunabilirse de aynen ve tamamen derci memnudur, (yasaklanmıştır.) İşbu memnuiyete (yasağa) muhalif hareket eden gazetenin müdür-i mesulü ile makaleyi yazan, onar liradan yirmişer liraya kadar cezay-i nakdi ya, yirmi dört saatten bir haftaya kadar hapis ile yahud her iki ceza ile birden mücazat olunurlar.

Madde 2: İşbu kararname tarihi neşrinden muteberdir, (geçerlidir).

Madde 3: İşbu karar namenin icrasına Harbiye, Dâhiliye ve Adliye Nazırları memurdur.

Meclis-i Umumi’nin içtimaında kanun iye ti teklif edilmek üzere işbu kararnamenin mevki mer’iyyete vaz’ını irade eylerim.

17 Sefer 1340-19 Teşrinievvel 1337

İmza: Mehmed Vahideddin. Dâhiliye Nazırı ve Nafia Nazır Vekili: Ali Rıza, Hariciye Nazırı: Ahmet İzzet, Şeyhülislam: Nuri, Sadrazam: Tevfik, Şura’yı Devler Reisi: Tevfik, Harbiye Nazırı ve Bahriye Nazır Vekili: Ziyaeddin, Ticaret ve Ziraat Nazırı: Safa, Adliye Nazırı: Kazım, Maliye Nazırı: Faik Nuzhet, Maarif Nazırı ve Efkafı Hümayun Nazır Vekili: Said”

Vahdettin, Kuran ve hadis meallerinin sadece gazetelerde değil kitaplarda da yayınlanmasını yasaklamıştır. 19 Nisan 1920’de kitaplarda da Kuran ve hadis meallerinin yayınlanması yasaklanmıştır.

Peki ama Padişah Vahdettin, Kuran ve hadis meallerini neden yasaklamıştır?

Bu soruya doğru cevap verebilmek için yasakların zamanlamasına bakmak gerekir. Vahdettin’in kitaplarda Kuran ve hadis meallerinin yasak tarihi 19 Nisan 1920’dir. Yani kurnaz işbirlikçi Vahdettin, TBMM’nin açılmasından dört gün önce böyle bir yasak getirerek Atatürk’ün ve Kuvayi Milliye hareketinin “dine aykırı hareket ettikleri” propagandasının zarar görmesini engellemek istemiştir.

Vahdettin, Kuran ve hadis meallerinin sadece gazetelerde değil kitaplarda da yayınlanmasını yasaklamıştır. 19 Nisan 1920’de kitaplarda da Kuran ve hadis meallerinin yayınlanması yasaklanmıştır.

Çünkü bilindiği gibi 11 Nisan 1920 tarihli bir fetvayla (Şeyhülislam Mustafa Sabri ve İstanbul Müftüsü Dürrizade’nin hazırladığı) Kuvayi Milliye’nin “din dışı” olduğu ve “Kuvayi Milliyecilerin faaliyetlerinin Allah’ın buyruklarına ve şeriata aykırı olduğu” ilan edilmişti. İşte Vahdettin, bu propagandanın etkili olması için, halkın Allah’ın buyruklarını okuyup anlamasına engel olmak istemiş, bu amaçla 19 Nisan 1920’de Kuran ve hadis meallerinin kitaplarda yayımlanmasını yasaklamıştır. Atatürk ise bu propagandaya karşı bir karşı fetva yayınlatmış ve TBMM’yi tekbir ve dualarla açtırmıştır.

Vahdettin Hristiyan işgalcilere karşı kazanılan bu zaferinin aynı zamanda Kuran'a ve hadislere uygun bir mücadelenin sonucu olduğu gerçeğini halktan saklamak istemiştir.

Ayrıca Vahdettin, bu yasak kararından bir gün önce, 18 Nisan 1920’de Kuvayı Milliye’ye karşı “paralı ordu” Kuvayı İnzibatiye’yi kurmuştur. İşte Vahdettin bu süreçte halkın Kuran’daki gerçekleri öğrenmemesi için Kuran ve hadis meallerine yasak getirmiştir. Vahdettin’in gazete ve dergilerdeki Kuran ve hadis meallerinin yasak tarihi ise 23 Ekim 1921’dir. 

İşbirlikçi Vahdettin, Türk’ün ölüm kalım savaşı olan Sakarya Zaferi’nden bir buçuk ay sonra Kuran ve hadis meallerini yasaklayarak halkın milli coşkusunun Kuran’la dini bir coşkuya dönüşmesini önlemek; Hristiyan işgalcilere karşı kazanılan bu zaferin aynı zamanda Kuran’a ve hadislere uygun bir mücadelenin sonucu olduğu gerçeğini halktan saklamak istemiştir, işgal yıllarında İstanbul’da işgalcilere cami ve mezarlık satması ve Kuran, hadis meallerinin gazetelerde, dergilerde ve kitaplarda yayımlanmasını yasaklaması, onun sadece vatana değil aynı zamanda İslam dinine ve Müslüman Türk milletine ihanet ettiğinin de kanıtlarıdır.

“Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” diye adlandırılan Halife Vahdettin, Kuran’ın ve Hadislerin anlaşılmasını engellemek için mealleri yasaklarken; kimilerince “dinsiz. İslam düşmanı” diye adlandırılan Mustafa Kemal Atatürk, Kuran ve Hadislerin anlaşılması için mücadele etmiştir. Kim gerçek Müslüman, kim gerçekten İslama hizmet etmiş, elinizi vicdanınıza koyup siz karar verin!.



Sinan Meydan
Bütündünya Mayıs 2014
Ayrıntılar için bkz: 
Atilla Oral, Charles Harrington, 
“Sömürge Valisi’nin Himayesinde Vahdettin’in İhanetleri ve İşgal İstanbul’u”, İstanbul, 2013.

Vahdettin'in İslam Dinine İhanetleri
Sinan Meydan ; 1 Mayıs 2014 - pdf


Vahdettin'in İslam Dinine İhanetleri 
Sinan Meydan ; 2 Haziran 2014 - pdf











“Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, 
bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar 
çıkaracağı adamların kanındaki, 
vicdanındaki aslî cevheri çok iyi tahlil etmek 
dikkatinden bir an feragat etmesin”

Mustafa Kemal Atatürk



________________________________
________________________________