Translate

21 Mart 2014 Cuma

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ FOTOĞRAFLAR

"O gün sahil bataryalarımızda bulunan askerler, 
subaylar ve komutanlar cidden takdir edilecek bir fedakârlıkla, 
yani cesaretin sabrın sonuna kadar toplarını kullanmışlar, vazifelerini ifa etmişlerdir. 
Düşünün ki birçok çökmeler, infilâklar, yangınlar, 
kayıplar arasında, daimi ateş karşısında, tahrip edici ateşler altında, bunlar hiç titremeden vazifelerini yapmışlardır."

Mustafa Kemal ATATÜRK



Düşmandan Ele Geçirilen Bir Silahın Türk Askeri Tarafından Çalıştırılması



Fransız Bouvet Zırhlısını Batıran Top ve Batarya Komutanı Hilmi ve Teğmen Fahri


Gelibolu Harp Sahasında Top Başında


Gizlenmiş Bir Posta Dağıtım Çadırı

İhtiyat Mevkiinde Bir Sırt Gerisinde Eratlar


İtilaf Donanma Gemilerinin Çanakkale Boğazı'na Girişi


Kanlısırt'ta Dikilen Bir Gazi Alayının Sancağı


Nusrat Mayın Gemisi


Nusrat Mayın Gemisi Kaptanı Hakkı Bey 

NUSRAT  MAYIN GEMİSİ : LİNK

ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞLARI
VE ORTAM

16 Mart 1915 Gününe gelindiğinde Koca Osmanlının sadece ve sadece iki uçağı vardır; O da keşif ve gözetleme için kullanılır. Zaten bomba momba hak getire! Uçakları kullanacak pilotumuz dahi olmadığından Alman pilotlar yapar gözlem ve keşifleri...Bakalım keşiflerde neler olmuş???

Hastane mevkiinden havalanan uçağımız Alman subaylar Pilot yüzbaşı Serno ve Gözetleme Subayı Schneider komutasında boğaz girişine doğru uçar. Yüzbaşı Schneider not defterine şunları düşmüştür:

Yaklaşık 1600 metre irtifadayız. Bozcaada önlerinde boğaza girmek üzere 40 kadar savaş gemisi sayılmıştır. Bu gemilerden 15'i İngiliz, 4'ü Fransız olmak üzere 19 Ağır Zırhlı Kruvazör, 3 Hafif Kruvazör, iki uçak gemisi, 16 nakliye gemisi ve 100 kadar Şilepten oluşmaktadır. Toplamı 200 kadardır. 

Ertesi gün boğaza girme kararı alınır....

Nusrat'ı unuturlar.
Nusrat bütün bu gemilerin burnunun dibinde dolaşarak o güne kadar hiç denenmemiş hiç yapılmamış bir iş yapar..Emir bile böyle değildir.
Emir mayınların boğaza bir kıyıdan diğerine yerleştirilmesidir.
Nusratın komutanı ne yapar. Tam tersini!!!
Hamidiye ve Ertuğrul Tabyaları arasına kıyıya paralel olarak yerleştirir mayınlarını...

200 geminin arasında bir bu kıyıdan bir öteki kıyıda mayın yerleştireceksin ve seni hiç bir Allah kulu görmeyecek! Bu mucize değildir de nedir? Akif kesinlikle haklıdır!

Ertesi gün savaş düzeninde önce 6 zırhlı boğaza giriş yapar.
Ardından diğerleri... 
Amirallik Forsu Muazzam bir çelik yığını olan Inflexible gemisindedir.
8 taret dakikada 800 mermi ve 40 top atma kapasiteli bir dev!
Arkasında aynı türden Irresistable, Queen Elisabeth, Lord Nelson yol almaktadır. Yanında Fransızların Triumph, Agamemnon ve Majestique zırhlıları.....
18 Mart 1915...
Sabah saatın 8:30'u...
Boğazdan ağır ağır bir biri ardınca serin, sessiz ve kimsesiz masmavi sulara doğru bordalarlar..
O kadar sessizdir ki ortalık...
O kadar sessizdir ki...
Nefes alsa biri duyulacak...
Saat 10:00'da yerleşim pozisyonlarını almaya başlarlar.
Saat 11:35'te pozisyonların alındığı bilgisi gelir.
İngiliz Amiral Robbeck bir kahve söyler, güverteye de bir sandalye getirtir.
Kahve eşliğinde tabyaların düşüşünü seyredecek ve muhteşem zaferini kutlayacaktır!
Bilmez ki karşısında Türk vardır ve bilmez ki bu ordu son ordusudur İslamın!
Ve yine bilmez ki sırtından Kürt isyanları olsa da Bedr sahibi bu gün burada Türkün yanındadır!

Saat 11:45'te atış serbest işaretiyle Triumph başlar Hamidiye Tabyası'nı dövmeye...
Ardından diğer tabyaları..
Dakikada 4650 top mermisi düşer tabyalara.
Ölü püskürmededir yer!
Ölüm indirmede Gökler...
Yer gökle karışmış..
Kan, kemik, toprak bir birine karışmış...
Sessiz mi sessiz Türk Tabyaları..
Bir işaret bile vermez..
Sanki küsmüş de içine kapanmış...
Amiral Robbeck hatıralarında çok şaşırdığını anlatır........
Saat 12:00'de Türk tabyalarından atış başlar.
O güne gelmeden evvel İngilizlerin yaptığı istihbaratta Türk toplarının menzilini 1650-2000 metre olarak öğrenirler. 
Doğrudur aslında istihbarat ama...
Bu toplar gemilerden sökülen toplardır.
Ve Türk Subayları bunları ıslah ederek menzilini 3000 metreye çıkarmıştır.
İşte mucize yanında insanın çapı budur.
Allah çapa bakarak mucize verir!
Nusrat ne kadar mucizevi bir iş başardı ise mühendishane subayları da aklın son kertesine yücelirler bu mucizeye karşı.
İşte Allah'ın aradığı kafalar bunlardır!
Yoksa mucize verse ne; adam adam olmadıktan sonra!

Musa daha ayakta iken Tur'da Allah ile konuşurken Yahudi satmadı mıydı Musa'yı?

İşte kalite farkı burada!
Bu Türk Irkı Hakikaten çok ilginç bir ırk!
Kahvesini yudumlarken Amiral Robbeck bir mermi gelir körün taşı gibi Inflexible'ın pruva direğinin ana ayağına isabet eder bir dakika sonra bir başka biri taretin birini vurur, ardından gelen üç gülle de taretleri ve güverteyi patlatır. 
Amiral Robbeck elinden kahve kupasını fırlatarak kumanda odasına canını zor atar.
Ardından başka bir mermi Queen Elisabeth'in mermi yükleme vincini parçalar. Hemen ardından gelen gülle ise bacasından içeri düşer ve içeride patlar.
Saat 12:00'da tüm Türk Tabyaları ateş kusmaya başlamıştır.
General Robbeck hatıralarında bir ara, "Hani bunların menzilleri 1700 metreydi? attıkları her mermi geminin içinde bu ne biçim menzil istihbaratı!" diye bağırdığını yazmaktadır!
Birleşik Kuvvetler Türk Tabyalarına cehennemi kusmasına rağmen; Türk Tabyaları aralıklarla top atışı yapar ama çok isabetlidir.
Bu tabyaların içinde en fazla isabet kaydeden "DARDANOS TABYASI"DIR!!!
Agamemnon'a art arda üç top mermisi isabet ettirir. Ardından Üç mermi de Queen Elisabeth'e...

Fransız Amirali Guepratte'ın bulunduğu Suffren'e 14 dakikada 14 mermi isabet ettirir. Takiben Gaulouis baş tarafına isabet eden bir merminin açtığı 7 metrelik bir yırtıkla batmaya başlar. Sadece Charle Magne'de ağır hasar yoktur!
General Robbeck hırsından kıpkırmızı kesilmiş bir vaziyette Fransız Amirale ağza alınmayacak lafları saydırır. O da bu atış altında yapacak bir şey yoktur der. Bunun üzerine Amiral diğer gemileri savaş alanına sürmek için Fransızlara çekilme emrini verir. Fransız gemileri geri çekilme manevralarına başlamıştır ki Bouvet Zırhlısı müthiş bir infilakla sarsılır. Ve iki dakika içinde koca gemi gözden kaybolur. 639 kişilik mürettebatından kurtulan 100 kişi bile değildir!
Ardından Irressistable müthiş bir infilakla koca bir yara alır.
Saat 17:00 sularında Amiral Robbeck bu şartlar altında daha fazla zorlamanın bir manası yok diyerek geri çekilme emrini verir.
Gurup güneşinin ışıkları perişan haldeki Birleşik Kuvvetler filosunun üstüne düşerken Türk komutanlar bir tepenin üzerine çıkarak uzaklaşan düşman gemilerini seyre daldılar.

Bir süre sonra Cevat Paşa'nın sesi duyulur: "Geldikleri gibi gittiler. Geçemediler, geçemeyecekler de!!!"


Tophaneli Hakkı: 

Nusrat Mayın Gemisi komutanıdır. Bu görevden iki gün önce kalp krizi geçirmiştir. Tüm ikazlara rağmen bu göreve katılmak istemiştir. Mayınların döşenmesinden sonra, geminin düşman projektörlerine yakalanıp, görev başarısızlığa uğrayacak korkusuyla ikinci bir krizle, Çanakkale’ ye dönemeden vefat etmiştir. Şahadet şerbetini içmiştir...



Sarıçalı Mevkiinde Bir Tümenin Kurmayları


Seddülbahir'de Düşmandan Alınan 24 cm.lik Bir Top


Şirket-i Hayriye Vapuru ile Düşman Denizaltılarının Tehdidi Altında
Marmara'daki Tehlikeli Yolculuğun Sonunda Yaralıların İstanbul'a Getirilişi


TAARUZ ANI...


İngiliz Zırhlısı H.M.S GOLİAHT ı torpido atışı ile batıran
Kahraman Muavenet-i Milliye torpido botu subay ve eratı


Kadınlarımız ve yaralı asker


Çanakkalede Yaralanan Askerlerin Sirkecide Vapurdan İndirilmesi


Çanakkalede Yaralanan Askerlerin Sirkecide Vapurdan İndirilmesi


Çanakkale'de Subaylarımız


Çeşme başında Subaylarımız








ÇANAKKALE...ve KÜÇÜK ASKER










Anzaklar ile onlara su veren Köylümüz - Savaşta dahi İnsanlığımızı kaybetmedik.


AVUSTRALYA'da, Çanakkale Savaşları sırasında yaralı Anzak askerini kucağına alıp siperine götürecek kadar centilmence davranan şehitlerimizin kemiklerini sızlatacak bir heykel yapıldığı ortaya çıktı.

Avustralya Savaş Anıtı koleksiyonunda yer alan 'Tahliye' adındaki heykelde, bir Anzak askeri Gelibolu Yarımadası'nda kırık silah arabasına yaslanıyor ve Türk bayrağını ayakları altına alıyor, yanında da Türk askerine ait bir kafatası bulunuyor. Heykel, düşmanın öldürüldüğünü ve toprakların işgal edildiğini simgeliyor.

Çanakkale Deniz Zaferi'nin 99'uncu yıldönümü ve Şehitleri Anma Günü törenlerine hazırlanılırken Anzaklar'ın 89 yıllık bir ayıbı ortaya çıktı. Avustralya'nın başkenti Canberra şehrinde bulunan Avustralya Savaş Anıtı Müzesi koleksiyonunda yer alan 'Tahliye' adındaki heykelin, müzeye ait web sitesinde de fotoğraf ve bilgileri yer aldı. Web sitesindeki bilgilere göre Wallace Anderson tarafından 1925 yılında kilden yapılan, 1926 yılında alçıya dökülen ve 1927'de Melbourne'de bronz döküm olarak yenilenen heykel, Avustralya Savaş Anıtı'nca satın alınarak koleksiyona dahil edildi.

Web sitesinde yer alan İngilizce bilgilere göre 82 cm. yüksekliğindeki heykelde, bir Anzak askeri bir silah arabasına yaslanıyor ve ayakları altına aldığı Türk bayrağı bulunuyor. Bayrağın yanında ise Türk askerine ait olduğu ima edilen bir kafatası bulunuyor. Heykelde, Anzak askerinin yaslandığı silah arabası, savaşı ve Gelibolu'daki yıkımı temsil ediyor. Üzerinde dikildiği Türk bayrağı ve kafatası ise işgal edilen toprağı ve öldürülen düşmanı simgeliyor.

TÜRK BAYRAĞININ ÜZERİNE BASIYOR
Çanakkale Savaşları sırasında bir Anzak askerinin yaralanması üzerine siperinden beyaz bayrak sallayıp savaşa ara vererek, Anzak askerini kucağına alıp siperine götürecek kadar centilmence davranan şehitlerimizin kemiklerini sızlatan heykelin 89 yıl sonra hala koleksiyonda yer alması tarih araştırmacılarının tepkisini çekti.
Her yıl 25 Nisan tarihinde Anzak Günü nedeniyle atalarını anmaya gelen Avustralya ve Yeni Zelandalılar'ı Gelibolu Yarımadası Kanlısırt Mevkii'ndeki, yaralı bir Anzak askerini kucağında taşıyan Türk askerinin tasvir edildiği 'Mehmetçiğe Saygı Anıtı' karşılıyor.

18.03.2014- Basın




İŞTE ARAMIZDAKİ FARK !


BABASININ NE İŞİ VARMIŞ

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet kurulduktan sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması nedeniyle 
Türkiye’deki yabancı ülke yetkilileri ve komutanlarına 
Dolmabahçe Sarayı’nda resmi bir resepsiyon vermiş. 
Cumhuriyet Resepsiyonuna katılanlar güler yüzlü biçimde eğlenirlerken, genç bir İngiliz komutan yüzü asık biçimde 
Atatürk'e sert biçimde bakıyormuş. 
Bunu fark eden ve bu tavrı merak eden Atatürk, 
yaverini İngiliz komutana gönderip
 “Sor Bakalım, bana niye bu şekilde bakıyor” 
diye haber göndermiş. 
İngiliz komutanın yanına giden Atatürk'ün yaveri, 
Mustafa Kemal’in sorusunu komutana iletmiş ve 
İngiliz’in yanıtını alarak Atatürk'ün yanına gelmiş. 
İşte bu noktada, Atatürk’ün hepimize ders olması gereken 
“tarihi sorusu” doğmuş.

Atatürk: 
Sordun mu yaver, niçin bana öyle bakıyormuş?

Yaver: 
Sordum Paşam

Atatürk: 
Eee, ne dedi?

Yaver: 
Paşam, Çanakkale Savaşında babasını kaybetmiş, 
o nedenle size öyle bakıyormuş.

Atatürk: 
O zaman git sor bakalım, 
babasının Çanakkale'de ne işi varmış?



_______________










ÇANAKKALE GEÇİLMEZ FOTOĞRAFLAR



Kolordu Komutanı Esat Paşa ve Kurmay Subayları


Çanakkale'de Atlı Topçu Subayları


Çanakkale'de Bir Subay Grubu


Arıburnun’da Ele Geçirilen Düşman Siperlerindeki Ganimet Yığını


Çanakkale muharebe sahası gerisinde istirahat eden birlik


57 nci Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey
 57. Alay, Çanakkale Savaşı’nın başlangıcı olan 
Anzak Çıkarmasını durdurmak için 
15 Nisan 1915 sabahı harekete geçen efsaneleşmiş 
Türk alayıdır.



“57. Alay’ın sancağı esir edilmedi! ”
Sancak müzede değil ve en son Filistin'de savaştılar.

"Bir süredir Türkiye gündemini meşgul eden 57’nci Alay Sancağı ile ilgili gerçeği Hürriyet ortaya çıkardı. Çanakkale Savaşı sırasında son erine kadar şehit düşen Alay’ın sancağının Avustralya’da Melburne Müzesi’nde bulunduğu iddialarının doğru olmadığı belirlendi.

ÇANAKKALE Savaşı’nın 90’ıncı yıldönümü nedeniyle medya ve internet sitelerinde yer alan savaş hikayelerinin belki de en ilginci 57’nci Alay ve Sancağı hakkındaydı. Yazılanlara göre 57’nci Alay Çanakkale Muharebeleri’nde kahramanca savaşmış ve son erine kadar şehit düşmüştü. Bir ağaç dalında bulunan Alay Sancağı ise Avustralyalılar tarafından Melbourne’a götürülmüştü ve müzede sergileniyordu. Altında ise şu yazı bulunuyordu: ‘Bu Alay Sancağı Gelibolu savaş alanından getirtilmiştir ama esir edilmemiştir. Türk Ordusu’nun geleneklerine göre bir alayın sancağı, alayın son eri ölmeden teslim edilemez. Bu sancak, sonuncu muhafızın da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk Alayı Sancağını selamlamadan geçmeyin.’

Bir başka haberde ise aynı iddia bu kez şöyle dile getirlmişti: ‘Ey ziyaretçi! Önünden geçmekte olduğun sancak dünya müzelerinin en nadir eseridir. Çünkü bu sancak dünyadaki tek esir Türk sancağıdır. Bütün alay şehit olduktan sonra, ağaca dayalı olarak bulunmuştur.’

Çanakkale Savaşı konusunda uzman tarihçi ve yazarlar bu iddiaları zaten yalanlarken, Avustralya’daki müzelerde ne bir Türk sancağı ne de altında böyle bir yazı bulunmadığı ortaya çıktı. Hürriyet konuya son noktayı koymak için Genelkurmay Başkanlığı’na yazılı başvuru yaparak sorularını yöneltti. Genelkurmay’ın verdiği yanıt şöyle:

MELBOURNE’DE YOK

57’nci Alay’a Çanakkale Muharebeleri’nden sonra, 30 Kasım 1915’te Sultan V. Reşat’ın iradesiyle altın, gümüş imtiyaz ve harp madalyaları verilmiştir. Bu madalyalar, 25 Nisan 1916 tarihinde İstanbul - Şile arasında bulunan Çelebi Köyü’nün kuzeydoğusunda toplanan Alay’ın sancağına törenle takılmıştır. Dolayısıyla Alay Sancağı’nın Çanakkale Muharebeleri sırasında Avustralyalılar tarafından ele geçirildiği iddiası doğru değildir. Bazı yayınlarda bu sancağın bugün Avustralya Melbourne Müzesi’nde sergilendiği iddia edilmektedir. Bu iddialarla ilgili Melbourne Müzesi’nin de içinde yeraldığı dört müze adına Victoria Eyalet Müzesi tarafından gönderilen cevabi yazıda, ellerinde 57’nci Alay’a ait bir sancak bulunmadığı bilgisine ulaşılmıştır.

YOK EDİLMİŞ OLABİLİR

Günümüze dek geçen sürede 57’nci Alay Sancağı’na ilişkin herhangi bir bilgi aydınlığa kavuşmamıştır. Ancak, Türk ordu geleneği göz önüne alındığında, Alay’ın İngilizler tarafından esir alınırken, sancağını teslim etmeyerek imha etmiş olmasının kuvvetli bir ihtimal olduğu değerlendirilmektedir. 

En son Filistin’de savaştılar

57’nci Alay, Çanakkale Cephesi’nden sonra, önce Galiçya Cephesi’nde savaşmış, ardından bağlı olduğu 19’uncu Tümen ile birlikte Filistin Cephesi’ne intikal etmiştir. 19’uncu tümen 23 Eylül 1918 tarihinde İngilizler’e esir düşmüştür. 57’nci Alay’ın da 29 Temmuz 1917 - 23 Eylül 1918 tarihleri arasında Filistin Cephesi’nde birçok muharebeye katıldığı, son olarak Nablus Meydan Muharebesi’nde mevcudunun hemen hemen dörtte üçünden fazlasını kaybettiği ve daha sonra muharebe gücünü yitirerek İngilizlere esir düştüğü tespit edilmiştir."

Hürriyet 2005

Kitap: İsmail Bilgin "57.Alay Filistin"

Kendilerini "Susuz Aslanlar" diye niteleyen 57. Alay, Çanakkale Conkbayırı'nda adeta bir kahramanlık destanı yazmasının ardından, önce Galiçya'da çarpışır. Ardından bağlı olduğu 19. Tümen'le birlikte Filistin cephesine doğru harekete geçer. Askerler zorlu cephelerden henüz çıkmalarına rağmen, sahip oldukları her şeyi arkada bırakarak yola çıkmakta tereddüt etmezler. Çetin geçen yolculukta maddî-manevî kayıplar verilir. 1917-1918 arasındaki zaman diliminde, askerler iç ve dış düşmanlarla aynı anda mücadele ederler. 57. Alay, Filistin cephesinde birçok muharebeye katılır. 19. Tümen'in İngilizlerin eline esir düşmesinin ardından işler zorlaşır. Son olarak Nablus meydan muharebesinde, kuvvetlerinin tamamına yakınını kaybeden 57. Alay, İngilizler tarafından kuşatılır. Canları pahasına bile olsa alay sancağını yere düşürmemek, düşmana teslim etmemek için düşmanla 57. Alay arasında kıyasıya bir mücadele başlar.




Cephe Gerisinde Ekmeklerini Paylaşan Mehmetçikler


Çanakkale'de Bowet zırhlısını batıran top ve eratı


Çanakkale civarında eğlence yapan birlik


Arıburnu'nda 19 ncu Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal,
Esat Paşa ve diğer komutanlar


Siperlerde Düşman Gözetleyen Mehmetçikler


Kahraman Mehmet Çavuş
"Sağ kolumu kaybettim. Zararı yok. Sol kolum var.
Onunla da pekâlâ iş görebilirim. Beni üzen ve yeniden birliğime katılarak,
düşmanla çarpışmama engel olan şey, yaramın henüz kapanmamış olmasıdır.
Hastahaneden çıkıp, harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz.
Affediniz komutanım."
Mehmet Çavuş'un hastaneden yazdığı mektuptan


5'inci Menzil Posta Heyeti


Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal Paşa
İstanbul'dan Gelen Bir Yazarlar Heyetine Muharebe Sahasını Anlatırken


Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal'in
İstanbul'dan Gelen Misafirlerle Görüşmesi


Anafartalar'ı Uzaktan Seyreden Bir Kumanda Heyeti


Arıburnu Muharebelerindeki Kahramanlıklarından Dolayı 27'nci Piyade Alayı Sancağına
Altın ve Gümüş İmtiyaz Muharebe Madalyalarının Takılması Merasimi


Askerlere Yemek Dağıtımı


Ateşe Hazırlanan Bir Top


Bombalanan Çanakkale Şehrinden Bir Görünüm


Cephede Yaralanan Türk Askerlerinin Tahliyeleri


Çanakkale Arif Bey Çeşmesinden Mehmetçiklerin Su Alışı


Çanakkale Boğazı'nı Ateş Altına Alan Türk Topçusu


Mehmetçik Siperde


Çanakkale Civarında Tahrip Edilen Binalar


Çanakkale Muharebesinde 5'inci Ordu Komutanı Liman von Sanders ve Kurmay Heyeti
Liman Von Sanders ABD'nin en büyük bankası Lehman Brothers'ın kurucusu
iki kardeşin amcaları olur. Eşkenazi yahudisidir 


Çanakkale'de Kolordu Komutanı Hilmi Paşa ve Karargâhı


Çanakkale'de Top Arabası Yanında Subay ve Erler


Düşman Bombardımanı Neticesinde Maydos'ta Yıkılan Ev Harabelerinde Subaylarımız


Düşman Siperlerinde Toplatılıp Bir Yere Depo Edilen Cephane Askerlerimize Dağıtılırken


7 nci Tümen Karargâhı Abdurrahman Bayırı'nda
düşmanın çekilmesini müteakip sahili ve düşman siperlerini seyrederken







18 Mart 2014 Salı

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ




Topçularımız düşmanın yenilmez denen 
donanmasını yendi...

Ama düşman geri gelecek, 
hem de daha çok silahla, 
daha çok mermi ile, daha çok adamla...

Omuz omuza savaştığımız arkadaşımız 
yanı başımızda 
gözlerimizin önünde şehit düşecek...

Bizi diri diri 
toprağa gömecekler...


VATAN TOPRAĞINA...


Siperlerimiz yıkılsa, 
silahımız kırılsa, 
mermimiz bitse, aç kalsak...


Dişimizle , tırnağımızla 
dövüşecek miyiz?


EVET...


Savaşacak mıyız?

EVET...


Yenecek miyiz?

EVET...


Düşmanın arkasında yenilmez donanması varmış...

OLSUN...


Bizim de arkamızda dualarıyla analarımız var...




DİRİLİYORUZ ... M.KEMAL




Çanakkale 1915 Diriliş 
Turgut Özakman




ÇANAKKALE GEÇİLMEZ 1915



Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı ,
Alsancağı teslim etti Allah'a ısmarladı,
Yastığımız mezar taşı, yorganımız kan olsun,
Biz bu yoldan döner isek namus bize ağır olsun....


___








VE DİĞER ÇANAKKALE FİLMLERİ İLE İLGİLİ 



"BEYİN YIKAMA OPERASYONU"

Bundan birkaç yıl önce yönetmen Tolga Örnek’in Gallipoli filmi kimi çevrelerce gösterime girmeden Oskar’a aday gösterilmişti! Mehmetçiğe ateş yağdıran işgalciler teşrifleriyle Gelibolu’yu şereflendiren romantik karakterler olarak beyaz perdeye yansıtılıyordu. Bazı sermaye gruplarının katkılarıyla çevrilen film onca medya parlatmasına karşın fazla seyirci toplayamadı. Trajik öyküleriyle, annelerine, sevgililerine yazdıkları duygusal mektuplarla işgalcileri masumiyet anıtlarına dönüştürme girişimi başarılı olamadı.

Batılı beyaz adama karşı bilinçaltına işlemiş hayranlıkla karışık aşağılık duygusu sömürge ahalisiyle sınırlı değildir. Sömürge aydınları da aynı kompleksle maluldür! Çevirdikleri filimler, yazdıkları romanlar, meydana getirdikleri kültürel ürünlerdeki sisteme tapınma derecesine varan sadakatin psikokültürel nedeni anlattıklarımızla ilgilidir.

Sinan Çetin’in İstanbul Durusu platosunda çekimleri devam eden Çanakkale Ruhu filmi bu türden psikokültürel imalatın şimdilik son örneği. Film anneleri İngiliz, babaları Türk iki kardeşin Çanakkale Savaşı sırasında birbirlerini öldürmesini anlatıyor:

“İstanbul’lu Kasım’la İngiliz Katherine’nin evliliğinden olan 2 çocuk küçükken taraflar boşanıyor. Çocukların biri anne ile İngiltere’ye gidiyor, diğeri babayla kalıyor. 1915’te kader kardeşleri Çanakkale’de karşı karşıya getiriyor. Osman’ı Çanakkale’ye babası gönderiyor. James ise intihar eden annesinin Türk kocasının şahsında bütün Türklerden intikam almak için Çanakkale’ye geliyor. Ana baba bir kardeşler Osman ile James birbirlerini öldürüyorlar”.

Kardeşleri Sinan Çetin’in oğulları Orfeo ile James oynuyorlar. Orfeo Çetin; “ Gerçek hayatta da birimiz daha Türk, birimiz daha yabancıyız. Ben Cihangir’de büyüdüm. Daha sokak çocuğuyum. James daha elegan ve sessiz. Biz oynadık çünkü filmde aralarında iki yaş fark olan bir ağabey kardeşe ihtiyaç vardı. Birbirlerine benzeyeceklerdi. Bu çocukların babalarının Türk, annelerinin yabancı olması gerekiyordu. Yani babamın fazla bir seçeneği yoktu.” diyor.

Türk sinema tarihinin en yüksek bütçeli filmlerinden olacağı söylenen Çanakkale Ruhu’nun yönetmeni Çetin’e kulak verelim şimdi de: “Çanakkale’deki çocuklar ölmeseydi bu gün Türkiye çok başka bir Türkiye olurdu. Filmin iddiası bu. Çok değerli bir kuşak gitti orada. Çok zeki, çok duyarlı, çok olgun çocuklar ziyan oldu. Türkiye’nin geleceği öldü orada.”

Sinan Çetin’in bu sözleri hem tezinin hem de filmin özeti oluyor. Sinema üzerine batılıların klasikleşmiş bir söylemi vardır: “Senaryo Kutsal Kitap, Plato Kilise, Yönetmen Tanrı’dır”. Filmine Çanakkale Ruhu adını vermiş olsa da Yenilmez Armada’nın geçemediği boğazı aşmaya, Mehmetleri Conkbayırı’ ndan, Anafartalar’daki siperlerinden söküp atmaya, 19 Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal’in ölmeyi emrettiği 57. Alay’ın erlerini geri çevirmeye, Dersaadet’ten vatanı savunmaya gelmiş Tıbbiyelileri, Mekteb-i Sultani’lileri, İstanbul İdadi’sinin bıyığı terlememiş gençlerini okul sıralarına geri gönderip işgalin zilletini yaşatmaya karar vermiş bir kere Durusu Platosunun Tanrısı!

Çanakkale’yi yapanların, Kurtuluş Savaşı’nın manifestosunu yazanların torunlarını beyaz perdenin psikokültürel şokuyla gereksiz, anlamsız Çanakkale övüncünden arındırıp Çanakkale utancına terfi ettirmeye yönelik filmin yoğun bir reklam bombardımanın ardından gösterime gireceği anlaşılıyor.

Tarih algısının, sosyal psikolojinin, kolektif davranış kodlarının çözülmesiyle bir toplumu ulus olmaktan çıkarıp sürüleşmeye, alt çıkar gruplarına bölüp gettolaşmaya götürmenin en etkili yöntemi iyi düşünülmüş psikokültürel kampanyalardır. Birlikte kazanılacak zaferlerin coşkusu yerine yarınsızlık, umutsuzluk, ortak değerlerin buharlaşıp yok olduğu hiçlik duygusunun kitleleri sarması, kolektif direncin çökmesi toplumsal ötenazi olarak tanımlanmaktadır.

Dışarıdan saldırıların def edilmesinin, Cumhuriyet’e giden yolun açılmasının 96. yıldönümünde Çanakkale’ye içeriden, kültür-sanat kamuflajlı stratejik saldırıların yoğunlaşmasının nedenleri üzerinde iyi düşünülmelidir. Kuruluş statiğinin tersinin yapılması durumunda yıkılış kaçınılmazdır.

Film Çanakkale’de Türkiye’nin geleceğinin öldüğü tezini seyircilere şırıngalamayı amaçlasa da Gelibolu toprağına dökülen kanların geleceğin özgür Türkiye’sinin can suyuna dönüştüğünü tarih bize gösteriyor.

Osmanlı coğrafyasının her yöresinden gelenlerin yanında Dersaadet çocuklarının da Mehmetleştiği, kurtuluşun, kuruluşun denkleminin yapıldığı Çanakkale’ye yönelik bu türden gri taarruzlar da sonuç vermeyecektir.


Milletin derin bilinçaltında yaşattığı Çanakkale’nin ruhunu çalmaya çevrilen dolaplar da çekilen filmler de hiç kuşkusuz yetmeyecektir!



Av. Hüseyin ÖZBEK


!