Translate

3 Temmuz 2013 Çarşamba

ZİNCİRE VURULMUŞ PROMETHEUS ve BAŞKALDIRI KAVRAMI





İnsanın Prometheus tarafından, maddeden yaratıldığı, daha doğru bir deyimle ‘yapıldığı’ mitosu, geç bir dönemde, İ.Ö. 4. yüzyılda ortaya çıkar. Bu mitosa göre Prometheus, suya ya da gözyaşlarına kil karıştırarak, ölümlü ilk varlığın bedenine biçim verir. Sonra çamurdan yapılmış bu bedene yaşam soluğunu üfler. 

Bir başka mitosa göre Prometheus, ilk insanın yalnızca yapıcısıdır, onu yalnızca biçimleyen kişidir. İlk insana hayatı, ruhu Athena vermiştir. (68)

Prometheus’a, insanların dostu olarak başlangıçtan beri rastlıyoruz. Hesiodos şöyle bir olay anlatır: 

Tanrılarla ölümlü insanlar Mekone’de toplanmışlar, kesilen her kurbanda tanrılara ait payı saptıyorlarmış. Kurnaz Prometheus, koca öküzü keserek ikiye bölmüş, bir yana etini koymuş, üstünü iskembeyle örtmüş; bir yana kemikleri koymuş, üstünü parlak yağla örtmüş. Zeus kötü tarafı seçerse, aslan payı onların olacaktır; tersi olursa, üstünlük yine tanrıda kalacaktır. Prometheus, Zeus’a iki parçadan birini seçmesini söylemiş. Zeus yağla kaplı olan parçayı seçmis. 

Aldatılıp, kemik yığını seçtiğinin farkına varınca da öfkelenmiş, insanları cezalandırmak için ateşi ellerinden almış. Prometheus bunun da bir çaresini bulmuş hemen. Olympos’a çıkmış, bir kamışın içine bir kıvılcım saklayarak, yeryüzüne insanlara getirmiş. İnsanları tekrardan ateşe kavuşmuş görünce Zeus’un öfkesi daha bir artmış. Hem insanları, hem de tanrılar babasına karşı gelen Prometheus’u cezalandırmak ve onu kendi isteğine boyun eğdirtmek için yeni çareler düşünmüş.Tanrılar kralının onu cezanlandırışı müthiş olmuştur. Onu zincirle kayalara bağlatarak karaciğerini kartallara yedirtir. Kartal yedikçe, karaciğer yeniden büyümektedir. (69)

Bu konuda Hesiodos’ta olmayan ayrıntıları Aiskhylos’tan öğreniyoruz.

Zeus’un geleceği ile ilgili bir gizi yalnızca Prometheus biliyordu. Zeusun birlikte olacağı bir kadından doğacak bir çocuk, babasınının krallığına son verecekti. Zeus bu kadının kim olduğunu ögrenip, onu bekleyen tehlikeyi savuşturmak için, zincire vurdurduğu Prometheus’u salıvermek zorunda kaldı, zincirlerini çözdü. Kahramanın ciğerini kemiren kartalı öldürsün diye Herakles’i yolladı. Yeniden tanrılar katına kabul edilen Prometheus, gizi açıkladı; Zeus, Nereus Kızı Thetis’e gönül vermişti.

Ne var ki, Thetis’in doğuracağı çocuk babasından daha güçlü olacaktı. Zeus, Thetis’le birleştiği taktirde, krallığı son bulacaktı.(70)

Prometheus, Titanlar soyundandır. Hesiodos’a göre Iapetos’la Okeanos kızı Klymene’nin oğludur.(71) Mitosa göre Titan karı koca Iapetos’la Klymene’nin dört oğlu olmuştur: Atlas, Menoitios, Prometheus, Epimetheus. Bu çocukların dördü de akıl gücü bakımından tanrılara üstündürler ve tanrılara kafa tutmaktadırlar. Bu yüzdendir ki Tanrılar Tanrısı Zeus onlara karşı özel bir kin duymaktadır.

Çocuklardan ilk ikisi Atlas’la Menoitios, Tanrılarla Titanlar arasındaki ünlü savaşa katılmış ve Zeus tarafından Atlas gökkubbeyi omuzlarında taşımakla, Menoitos da yerin dibine kapatılmakla cezalandırılmıştır. Daha sonra da Prometheus’u,karaciğerini kartallara yedirerek, Epimetheus’u da ilk kadın Pandora’yı kendisine eş etmekle cezalandıracaktır. ( 72)

Zeus’un Iapetsogullarına olan özel hıncın asıl nedenini onlara verilen sıfatlardan anlıyoruz: bu Titanların dördü de kafa gücünden pay almışlardır, akıldan yana üstündürler ve bu üstünlükleriyle övünüp Zeus’a karşı gelmeye yeltenirler. 

Akıl gücüyse Zeus’un tekelindedir, o dünya egemenliğini bu güçle ele geçirmiştir. Bu gücü başkasında görmek, içinde dinmez bir öfke doğurur. Prometheus da bu öfkeyi körükler durur: sivri aklını, geleceği önceden görme gücünü Zeus’u aldatmak, kuşkulandırmak, küçük düşürmek için kullanır.

Adı ‘’önceden gören’’ anlamına gelen Prometheus bir kahindir ve Gaia Kronos’a nasıl devrilebileceğini haber verdiyse, Prometheus da Zeus’un bir gün tahtından düşeceğini bilir. 

Aiskhylos’a göre Prometheus, Klymene’nin değil, başka bir adı Themis (Adalet) olan Gaia’nın oğludur. Bu bilgiden edindiği üstünlükle Prometheus, Zeus’u sürekli bir kuşkunun altında tutar. Prometheus başlangıçtan beri insanlardan yana olmuştur, onlara dayanarak Titanların öcünü almak ve Olymposluların egemenliği yerine insanların egemenliğini getirmek emelindedir.

Yeni bir devrimin hazırlayıcısıdır. Zeus’u aldatmakla onu insanlara karşı kışkırtır., Kurduğu bu düzen tanrılar için küçük düşürücüdür. Zeus bile bile aldanır, ama oldu bittiyi önleyemez. Bu onur yarasından öç almak içindir ki ateşi vermez olur insanlara. Prometheus da tanrıyı bir daha aldatır ve ateşi alıp götürür, insanlara verir. (73)

Prometheus, öteki kardeşleri gibi tanrısal düzene kafa tutmuş, karşı çıkmış, ne var ki öteki kardeşlerinden farklı olarak sonunda insanlar yaratmak ve onlara ateşi (yaratıcılığı, bilimi, uygarlığı ) vermekle bu düzeni değistirmeyi başarmıştır. Bu yüzden de Zeus tarafından zincire vurulmuş ve Zincire Vurulmuş Prometheus adıyla anılmıştır (74). Tanrılarca görevlendirilen bir kartal, sürekli olarak her gece yeniden oluşan karaciğerini kemirmektedir. Onu, Kafkas Dagı'nın tepesindeki bu tanrısal işkenceden bir insan, bir ölümlü olan Herakles kurtarır. Prometheus “Zeus tahtından düşmedikçe benim işkencelerimin sonu yok” der, böylelikle de insanlığa özgürlüğün yolunu göstermiş olur . (75)

Zincire Vurulmuş Prometheus başlığıyla Türkçeye çevrilmiş olan tragedyanın Yunanca adı "Prometheus Desmotes", yani “Bağlanmış Prometheus” dur. Aiskhylos, Prometheus konusunu üç tragedyada işlemiştir. Zincire Vurulmuş Prometheus bu üçlünün birinci ve elimize geçen tek oyunudur. Öbür ikisi yitirilmiş, yalnız adları kalmıştır: birinin Kurtulmuş Prometheus, öbürünün Ateş taşıyan Prometheus olduğu bir oyun listesinde yazılıdır. Prometheus’un hangi yıl oynandığı bilinmiyor. Tragedyanın biçimini ve dilini inceleyen bilginler onun Persler’den sonra ve Oresteia üçlüğünden önce yani İ.Ö. 472 ile 458 yılları arasında yazıldığını ileri sürmektedirler.

Prometheus’un asıl konusu insan, oynanan dram da insanlığın dramıdır. İnsan dostu, Tanrı düşmanı Prometheus, Aiskhylos’dan bu yana, en çok da bizim çağımızda bu özelliği ile insanlığı temsil eden bir kahraman olarak benimsenmiştir (76)

Oyun tanrılar arasında geçmesine rağmen asıl anlamı insanlarla ilintilidir. Prometheus, bir düzene karşı bilinçli olarak baş kaldıran insanın temsilcisidir. ( 77)

Prometheus bir efsane kişisidir. Gerçi Homeros destanlarında adı geçmez, ama Hesiodos’un iki büyük şiiri Theogonia ile İşler ve Günler’de çok sözü edilir. Ne var ki, Prometheus, insan dostu olarak ilk kez Aiskhylos’un tragedyasında karşımıza çıkmaktadır (78).

Prometheus, bir başkaldırı öyküsü üzerine kurulmuştur. Prometheus, Olympos tanrılar düzeninin kurulması için Zeus ile işbirliği yapmış ve kendi soyundan olan Titanlara baş kaldırmış olan ileri görüşlü bir tanrıdır. Daha sonra Zeus’un yönetim biçimine de karşı çıkmış, onun zorbalığına ket vurmak için tanrıların ayrıcalığı olan ateşi çalarak insanlara iletmiştir. Zeus bu davranışı cezalandırır. Oyun başladığında Prometheus’un Zeus’un buyruğu uyarınca dağlar üzerindeki bir kayaya zincirlendiğini görürüz (79).

Prometheus uğratıldığı bu aşagılayıcı ceza yüzünden Zeus’a karşı korkunç bir kin beslemektedir. Zeus’un egemenliğini sona erdirecek olan olayı bildiği halde bu gizi açıklamamakta direnir. Zeus istediği bilgiyi koparamayınca Prometheus’u daha büyük cezalara çarptırır, daha dayanılmaz acılara uğratır.(80) Ama hiç bir işkence tehdidi onun kararını değiştiremez. Bu cezası onu caydırmak için yeterli değildir ve bu yüzden Tartarus’da zindana atılır. Trajik üçlemenin ilk oyunu olan Zincire Vurulmuş Prometheus oyunu bu şekilde son bulur (81).

Titanları yenerek yönetimi ele geçiren Zeus, daha sonra bir düzen kurmaya girişmiştir. Bu düzende kendisine krallık tahtını ayırmış, diğer tanrılara da şeref payları, egemenlik alanları dağıtmıştır. Ne var ki bütün tanrılar paylarına düşen alanı yönetirken Zeus’un buyruklarını isteyerek ya da istemeyerek yerine getirmektedirler. 

Buna tek başkaldıran Prometheus olmuştur. Kavga, Zeus ile Prometheus arasındadır ve bir özgürlük-kölelik kavgasıdır. (82)

Zincire Vurulmuş Prometheus, yalnızca bir tragedyayı değil, tüm üçlemeyi işgal eden kahraman bir figür üzerine odaklanmıştur. Prometheus’un acısı ve faciası onun doğası ve kendi hareketlerinden kaynaklanmaktadır. Der ki; “bilerek, evet tamamen kendi arzumla günah işledim, inkar etmeyeceğim: insanoğluna yardım ederek kendi sonumu hazırladım”. Bu yüzden bu tragedya diğerleri arasında farklı bir yere sahiptir.

Prometheus’un tragedyası , aslında tüm ruhsal katılımcıların çektiği acıdır. Kahraman, Aiskhylos’un hayalgücü tarafindan yaratılmıştır. 

Hesiodos, Prometheus’u Zeus tarafından cennetten ateş çaldığı için cezalandıran kötü biri olarak biliyordu. Fakat Aiskhylos, büyük bir hayal gücüyle tam bir insanlık sembolü yaratmıştır. Aiskhylos’a göre ateşin ilahi gücü uygarlığın sembolüydü. Dünyayı keşfeden, güçlerini organize ederek onu arzusunun kölesi haline getiren, onun hazinelerini ortaya çıkaran Prometheus dünyayı uygarlaştıran bir dahiydi. (83)

Prometheus’da Yunan tragedyasının tüm mitolojik figürlerinin sanki gerçekten yaşamışlar gibi bireyselleştirildikleri görülür. Tüm çağların insanları Prometheus’u insanoğlunun bir temsilcisi saymışlar, onunla birlikte bir kayaya zincirlenmişler ve onun güçsüz ama baskın nefret çığlığına katılmışlardır. Aiskhylos onu başta daha insani bir figür olarak tasarlamış olabilir, fakat onun karakterinin özünde, ateşi keşfetmesi her zaman psikolojik bir öge, binlerce yıl boyunca ulaşılamamış zengin bir insanlık ideali vardır. Bu yüzden, şairler ve filozoflar asırlar boyunca Zincire Vurulmuş Prometheus’u diğer Yunan dramalarından daha fazla sevmişlerdir. (84)

Bu tragedyada acı çekmek insan ırkının bir zorunluluğudur. İlk kez insanoglunun “zavallı ve kısa” varoluşuna ateşi getiren Prometheus’tur. İnsanlığın acınacak durumu bize gösterilir. Zeus ateşi sakladığı gibi, yaşamın anlamını da insanlardan saklamıştır. Sayısız kötülüğü serbest bırakmıştır; her yer bu kötülüklerle doludur ve onlardan kaçış yoktur. Hayat zordur ve her zaman ölümün gölgesi altındadır. Aslında hepsinden daha tehlikelisi Zeus, zaman zaman mutsuz bir canavar gibi insanlığı toptan yok etme planları yaparak eğlenmektedir. Troya Savaşı’nı çıkardığında düşündüğü de işte budur .(85)

Ateş, uygarlığın temelini simgeler .(86) Prometheus mitosunun tasarımı, salt insanlığın yükselmekte olan özüne kattığı, verimli bir değ erdir. Çünkü insan bağımsız olarak ateş beklemiş, onu göğün bir göndermesi olarak değil, tutuşturan yıldırımdan ya da ısıtan Güneş’ten almıştır. Böylece ilk felsefe sorunu, kişiyle Tanrı arasına üzücü, giderilmez bir karşıtlık koymuştur. İnsanlık bölüşebileceği en iyi ve en üstün nesneyi kan dökmekle kazanıyor, sonra da onun sonuçlarını alma gereğini duyuyordu. Acıların ve yıkımların tüm dalgalanışıyla, yüce insan soyuna ulaşmaya çabalıyordu. (87)

Prometheus’un armağanı olan akıl, insanı özgürleştirmişti. Çünkü onun doğanın yasalarını anlamasını ve böylece kontrol altına almasını olanaklı kılmıştı (88).

Öte yandan Olympos Tanrıları’nın varlığında Antik Yunan insanının, bütün kuşkulu değişimleri ortadan kalkmıştır. Antik Yunan sanatçısı, özellikle, bu tanrısal varlıklardan ötürü, değişen bağımlılığının karanlık duygusunu sezmişti. Aiskhylos’un Prometheus’unda bu duygu simgeleşmiştir. Titan sanatçısı, kendini, insanları yaratma, Olympos tanrılarını yok etme gibi başkaldırıcı inançlar içinde bulmuştu. Bu durum onun, üstün bilgeliği yüzünden, sonu gelmez acıları çekmeye itilmesinden doğmuştur. Sonu gelmez acı ile baskı altına alınarak ödenen şey, üstün usun görkemli gücüdür. Aiskhylos’da, şiirin içeriğini ve özünü kuran; sanatçının kati büyüklenmesidir .(89)

Prometheus insana en değerli varlığı olan aklını kullanmasını öğretmekten başka bir şey yapmamıştı. Aiskhylos da bu gerçeği Prometheus’a usta bir incelikle söyletmektedir. Artık insan çocukluk evresini atlatmıştır. Düşüncelerini geliştire geliştire olgunluk çağının bilincine varmaktadır. Böylece artık us çağını yakalaması çok yakındır . (90)

Aiskhylos “ateşi çalmakla” ilgili mitolojideki eski temayı büyük bir ustalık ve coşkuyla yeniden kurgulayıp işler. Bu temaya yeni boyutlar kazandırır ve ona bambaşka simgesel bir anlam yükler. Prometheus, mitolojideki gibi yalnızca ateşi çalıp onu başkalarına ulaştıran bir hırsız değildir. O aynı zamanda insanlığın eğiticisidir. Prometheus, insanlara ateşi vermiş, böylece insanoğlu da bu dehayı kullanarak kendi büyüklüğünün ve gücünün sınırsızlığını kanıtlamıştır. Ateşe sahip olmak demek simgesel olarak sanatları yaratmak, uygarlığı bütün alanlarda kurup ortaya koymak demektir. Çünkü ateş en kolay şekilde uygarlığın önünü açan bir nesnedir; ve insanoğlunun öteki alanlarda gerçekleştireceği kazanımların ön simgesidir; o tohum ve topraktır, uygarlığın sonsuz yoludur. Prometheus, çaldığı ateşin insanlara ulaşmasından sonra, teknikleri keşfedip doğanın sert, acımasız yasalarını yenen insanlığın, yaratıcı dehasının bir simgesi olmuştur . (91)

Aiskhylos, Prometheus’un günahını sadece tanrıların sahip olduklarına karşı yapılmış bir savunma olarak göstermeyi değil; onun ateşi getirmek yoluyla insanoğlu için yaptıklarıyla alakalı bir tür trajik kusurluluk olarak göstermeyi planlamıştır. Her çagda, bilginin ve sanatın zaferini hayal eden, aydınlanmış ruhlar ortaya çıkmıştır. Aiskhylos, Zincire Vurulmuş Prometheus’da kahraman insanoğlunu karanlıktan ilerleme ve uygarlığın ışığına çıkarmakla övünür ve koro da onu tam olarak onaylamasa da, utangaç bir şekilde onun bir tanrı gibi kullandığı yaratıcı dehasına olan hayranlığını ifade eder. ( 92)

Hesiodos’un epiklerinden Aiskhylos’un çalışmasına kadar bütün eski Yunan hikayelerinde, Prometheus efsanesinin merkezi olan Prometheus, dünyadaki birçok eski kültürle paralellik kurulabilecek kadar basit ve ilksel bir figürdür; Prometheus hile ile tanrılardan ateşi çalar ve bu büyük hediyeyi insanlara verir. Zincire Vurulmuş Prometheus’da hırsızlık ona karşı Zeus ve diğer tanrılar tarafından yöneltilen ilk suçlamadır. Diğer suçlardan sadece birisidir ve anlamı bir maddenin hırsızlığından çok daha fazlasıdır; insanlığa yapılan büyük bir faydanın ilk adımıdır. 

Ates yani Prometheus’un hediyesi, onun ölümlülerin entellektüel ve teknolojik icatları üzerine olan görüşlerinin sembolüdür .(93)

Prometheus “İnsanoğlu hayaletler gibi kasvetli bir karmaşa içinde yaşıyordu” der. Ta ki o insanlara mimariyi,astronimiyi, matematiği, alfabeyi, hayvanları evcilleştirmeyi, gemi yapımını, rüyalarda geleceği okumayı, kehanetleri ve metalurjiyi öğretene kadar. (94)

Prometheus sayesinde insanoğlu, yeraltı magaralarından günyüzüne çıkar. Ağaçtan, taştan ve güneşe bakan evler yapar. Yıldızların doğuşları, batışlarıyla ilgili bilimleri keşfeder. Sayıların bilimini keşfeder. Bütün insan düşüncelerini toparlayan bir bellek görevini gören ve aynı zamanda bilimsel araştırmalarda kullanılacak olan yazıyı icat eder. Öküzü sabana koşar; atı evcilleştirip eğitir, metalleri işler. İnsan yaşamını güvenlik altına alan ve onu uzatan tıp bilimini kurar  (95)

Onun ateşi çaldığını duyunca gösterdiği cüretten şaşkına dönen Okeanos Kızları günah işlediğini haykırırlar, ama böyle bile olsa, bu insanlığı yok olmaktan kurtaran bir günahtır. (96)

Prometheus kendisini kardeşi olan Titanlardan ayırmış ve onların yaşamlarının umutsuzluğunu fark etmiştir. Çünkü onlar sadece vahşi gücün önemini bilirler ve yalnızca bilimin dünyayı yönettiğini hiçbir zaman anlayamazlar. İşte bu şekilde Prometheus Titanlar üzerinde hakimiyet sürecek yeni Olympialı düzenin büyük gücünü tasarlar. (97) 

Titanlar seviyesine yükselen insan, kültürünü kendisi elde eder ve tanrıları onunla işbirliği yapmaya zorlar. Çünkü kendisine yeterli olan zekası ile elinde onların varoluş ve kısıtlamalarını tutar. Bu Aiskhylos’un adalet arzusudur ve onun dünyaya bakış açısının temel pozisyonunu ortaya koyar. Tanrıları düşünürken, Yunanlı sanatçılarda karşılıklı bağımlılık konusunda bulanık bir duygu vardır ki Aiskhylos’un Prometheus’unda bu duygu sembolleşir. Titan sanatçısı insan yaratma ve tanrıları yok etme cesaretinin gücünü kendinde keşfeder. Bunu, emin olduğu üstün zekası ile yapabilir. Bunun kefaretini ebedi acıyla ödeyecektir. Büyük zekanın muhteşem “yapabilirim” gücü ile ebedi acı, sanatçının vazgeçemediği gururu pahasına elde edilir ki Aiskhylos şiirinin özü ve ruhu budur . (98)

Böylece ilk felsefi problem, insan ve tanrı arasındaki acılı ve uzlaşmaz bir düşmanlık olmuştur ve bu her kültürün kapısına bir kaya kütlesi gibi yerleşmiştir. 

İnsanlar en yüksek ve iyiyi suç yoluyla elde edebileceklerse sonuçlarına katlanmalıdırlar. Küstah Titan Prometheus, eğer Zeus onunla hemen anlaşmaya varmazsa egemenliğinin tehlikeye gireceğini kendisine söyler. Aiskhylos’da ürkmüş, sonundan korkmuş olan ve Titanla işbirliği yapan Zeus’u görürüz. Böylece ilk Titanlar Çağı, bir kez daha Tartarus’dan ele geçirilerek gün ışığına çıkartılır . (99)

Aiskhylos’un Prometheus’unun çektiği acılar, cennetten yoksunluğa ve ölüme atılmış fakat yeniden yukarı çıkmaya çalışan insanın kendisinin acıları olarak görülür .(100)

Aiskhylos, en yüce bilgiye yalnızca acı çekilerek ulaşılabileceğini söylerken aslında, kendi dini inancına yönelik bir ifade ortaya koymaktadır. Aiskhylos’un tüm işleri acı çekmenin ve bilginin yüce ruhsal birliği üzerinde odaklanmıştır. Onun hayatında bir şiir olarak gelişen düşüncenin izini sürmek kolaydır: Zincire Vurulmuş Prometheus’dan Persler’e kadar, derin tutkunun ve düşüncesizliğin sergilendiği Yalvaran Kızlar’dan, Oresteia’ya ve Agamemnon’daki kutsal duacı koroya kadar hepsi şairin kadere olan inancının soylu ifadesini bize sunar. Aiskhylos’un, hayatı boyunca şüphe ve korkuya karşı güçlendirmeye çalıştığı acının kutsanması esnasında yavaş yavaş yolunu çizen talihin, insan ruhunu yenileme ve kilavuzluk etme adına muazzam bir gücü vardır.. Doğası yalnızca onun yaptıkları tecrübe edilerek anlaşılabilen Tanrının, ölümlüler için yasalar koyarak onlar için bilgiye giden yolu hazırlayan Tanrının kuralı şudur: “Acı çekerek öğren.” 

Aiskhylos şüpheden kurtulmaya çalışırken yalnızca bu trajik bilgide huzur bulmuştur. Ve bunu yapmada kolayca saf bir sembole dönüşebilen mitosdan yardım almıştır. Tüm saldırılara rağmen düzen, kaosa karşı kendini tekrar oluşturmaktadır. Bu, acı çekmenin anlamıdır. (101)

Bireysel bir ruh tarafından hissedilen her nese veya acı evren boyunca titreşimler yaratır ve böylece hayatin tümü acı çeker. Bu düşünce belki de en erken ifadelerinden birini Prometheus’da Okeanos kızlarından birinin şarkısında bulur. Onlar onunla birlikte ızdırap çekerler; aslında tüm dünya bu acıyı çekmektedir. (102)

Yunan tragedyasındaki en güçlü faktörlerden biri de lirik haykırışlarıyla aktörlerin trajik tecrübelerini nesnelleştirecek bir koroya sahip olmasıdır. Zincire Vurulmus Prometheus’un korosu acıma ve dehşetten oluşmaktadır. Koro kendisini Prometheus’un acılarına o kadar içten bir şekilde adamıştır ki, Hermes’in uyarılarına rağmen sonunda onunla cehenneme gitmeyi ve acılarını paylaşmayı seçmişlerdir. Buna rağmen koronun sahip olduğu trajik duygu trajik bilgiye aktarılmıştır. Böylece koro kendisini duyguların üzerinde tamamen düşünceye dayanan bir yere yükseltir ve tragedyanın gerçek amacına bu şekilde ulaşılmış olur .(103)

Zincire Vurulmuş Prometheus için şöyle söylenebilir: “kaosa - entellektüel, politik ve dini kaosa- odaklanmış bir zihinden ortaya çıkmıştır” (104).

Prometheus’un karakteri efsanede politik bir nitelik taşımaktadır, ama bu kişiliği tam değerlendirip, dramını modern anlamda politik bir durum olarak canlandırabilmek, Atina’nın tragedya yazarları arasında politik görüşü en köklü olan Aiskhylos’a verdiği bir başarıdır.

Prometheus ateşi tanrıdan çalmış ve insanlara vermiş, tanrıların kurmuş olduğu düzene karşı geldiği için de zincire vurulmuş, korkunç bir ceza çekmektedir. Mıhlanmış olduğu kayadan bize seslenip, eylemini, eyleminin uyandırdığı tepkiyi, kendini ve karşısındakileri eleştirip değerlendirmektedir. Prometheus insanın temsilcisidir aslında. Ve içinde çırpındığı olaylar da günümüzün deyimiyle politik olarak adlandırılabilecek insan toplumlarına has olaylardır .(105)

Zincire Vurulmuş Prometheus politik bir tragedyadır. Aiskhylos politika anlayışının en derinini yansıtmaktadır. Bu yansımayla kalmayıp, uygarlık değerlerinin ne olduğunu kavrayıp dile getirmekle insancı eserin en özlüsünü de vermiştir. Yönetimi ele geçirmiş pek çok iktidar sahibi kişi ya da partiler vardır ki, karşılarına dikilip direnen tek tük düşünce sahiplerini susturup yok edebileceklerini zannederler. Oysa ki, sonuç hayal ettiklerinin tersine çıkar: 

İktidar sahipleri devrilir gider, düşünce sahipleri yener ve kalır. İnsan toplumunun bu değişmez yasasının bilincine varan Aiskhylos ,onu Prometheus diye bir mitolojik kişinin ağzından bildirir. 

Akıl gücü kaba güçten üstündür, düşünceye gem vurulmaz, özgür düşünce tutuklamaz, susturulamaz, alt edilemez, olaylar nasıl gelişirse gelişsin, gelecekte egemenlik kaba kuvvetin değil, özgür düşüncenin olacaktır. (106)


AISKHYLOS’UN “ZİNCİRE VURULMUŞ PROMETHEUS” 
TRAGEDYASINDA BAŞKALDIRI KAVRAMI 
VE 18-20. YÜZYIL BATI RESIM SANATINA YANSIMASI
(Yüksek Lisans Tezi)

Tuna Sağkol, 2005
Tez Danışmanı :Doç. Dr. Zühre İndirkas



_________________________________________________________________
68) Bedrettin Cömert, Mitoloji ve Ikonografi, Ayraç Yayınevi, Ankara, 1999, s. 21-22
69) Hesiodos, Theogonia-İşler ve Günler, Çev.Azra Erhat, Sabahattin Eyüboglu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1999, s.103-141; Gruppe Kiel, “Prometheus”, DNP, Stuttgart, 2001, s.402.
70) Aiskhylos, Zincire Vurulmuş Prometheus, Çev. Azra Erhat, Sebahattin Eyüboglu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2000, s. 80-83
71) Erhat, a.g.e, s.254; Kiel, a.g.e., s.402.
72) Hançerlioglu, a.g.e.,s. 58-59
73) Erhat, a.g.e., s.254; Aiskhylos, a.g.e., s.10
74) Walter Pötscher, “Prometheus”, Der Kleine Pauly, 4, München, 1962, s. 1175.
75) Hançelioglu, a.g.e.,s.58
76) Aiskhylos, a.g.e., s.5-6
77) Özdemir Nutku, Dünya Tiyatrosu Tarihi, Istanbul, Remzi Kitabevi, 1985, s.36
78) Aiskhylos, A.g.e, s.6
79) Pötscher, a.g.e.,s. 1176.
80) Sevda Sener, Insani Geçitlerde Sinayan Sanat; Dram Sanati, Mitos-Boyut yayinlari, Istanbul, 2003, s.34
81) Gibert Murray, Aeschylus:The Creator of Tragedy, Oxford University Press, Great Britain,London, 1940, s.88-89
82) Aiskhylos, a.g.e.,s.14
83) Jaeger, a.g.e.,s.252
84) A.e., s.253-254
85) Murray, a.g.e., s.92-95
86) Thomson, a.g.e., s.331
87) Nietzche, Müzigin Ruhundan Tragedyanin Dogusu, Çev. Ismet Zeki Eyüboglu, Say Yayınları, Istanbul, 2003, s.53
88) Thomson, a.g.e.,s.342
89) Nietzche, a.g.e.,s.52
90) Andre Bonnard, “Insan ve Tragedya”, Evrensel Basim Yayin, Çev.Yasar Atan, Istanbul, 2004, s.93
91) A.e.,s.91-92
92) Jaeger, a.g.e.,s.255-257
93) John Herrington, Aeschylus, Yale University Press, USA, New York, 1986, s. 158 159
94) Aiskhylos, a.g.e.,s.60-61
95) A.e., s.61-63
96) Thomson, a.g.e.,s.340
97) Jaeger, a.g.e.,s.258
98) Nietzche, a.g.e., s.62
99) A.e., s.63
100) Thomson, a.g.e., s.334
101) Jaeger, a.g.e.,s.258-261
102) Murray, a.g.e.,s.97
103) Jaeger, a.g.e.,s.262
104) Herrington, a.g.e., .s.157
105) Aiskhylos, a.g.e.,s.6-7,12
106) A.e.,s.15-17




**********************

Prometheus "Esas Oğlan'dır", 
Zeus ise onun tahtına oturmuş bir "Soytarı"

ZEUS'A ÖLÜM, PROMETHEUS'A ÖZGÜRLÜK !!!


********************************





***




15 Haziran 2013 Cumartesi

MEDYA










....


WHO IS THE TERROSISTS ?




Arrest Obama Under NDAA For Supporting Terrorists in Syria. The evidence that FSA militants in Syria are being led by Al-Qaeda terrorists and are carrying out terrorist atrocities is overwhelming. 

Under the terms of the National Defense Authorization Act that he personally signed into law, President Barack Obama should immediately be arrested and indefinitely detained for providing support to Al-Qaeda terrorists in Syria.


Read more: infowars ALEX JONES


....



DİRENGEZİPARK VE HATIRLATMALAR






"Abdullah Cömert...22 Yaş...Öğrenci...Hatay...Ateşli silahla vurularak öldürüldü.

Mehmet Ayvalıtaş...20Yaş...İşçi...İstanbul...Barikata çarpan aracın altında kalarak öldü.

Ethem Sarısülük...26 Yaş...İşçi...Ankara...Ateşli silahla vuruldu.(Beyin ölümü ile beraber 14.06.2013 te kaybettik)

Vedat Oğuz...18 Yaş...Öğrenci...Antalya...Plastik mermiden dolayı gözünü kaybetti.

Muharrem Dalsüren...36 yaş...İşçi...Ankara...Gaz fişeğinden dolayı gözünü kaybetti.

Burak Ünveren...31 yaş...Öğretim Görevlisi...İstabul...Gaz fişeğinden dolayı gözünü kaybetti.

Selim Poyraz...23 yaş...Öğrenci...İstanbul...Gaz fişeğinden dolayı gözünü kaybetti.

Yusuf Murat Özdemir...24 yaş...Öğrenci...Ankara...Gaz fişeğinden dolayı gözünü kaybetti.

Necati Metin...46 yaş...Asker...Muğla...Gaz fişeğinden dolayı gözünü kaybetti.

Mahir GÜR...22 Yaş...Öğrenci...Plastik Mermi ile gözünden vuruldu. Elmacık kemiği kırıldı, sol gözünün alt kapağı parçalandı.

Sakat kalacak gençlerimiz... 
Kimyasallara maruz kalmış kanser tehlikesi yaşayan gençlerimiz, analarımız, babalarımız, çocuklarımız...
Zehirlenen havası, suyu, doğası....



YÜKSELEN
MUSTAFA KEMAL'İN "ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMSIZLIK BENİM KARAKTERİMDİR" 
BİLİNCİ





....


Avrupa, Türk halkından özür dileyecek mi?




Taksim Direnişi‘nin en önemli getirisi ne oldu biliyor musunuz?
Avrupa; nihayet uyandı.

Hangi Avrupa mı?
Yıllardır bu ülkede yaşananları görmezden gelen...
Demokrasi yolunda emin adımlarla gittiğimizi söyleyen...
Yargının üstünlüğü ilkesinin ayaklar altına alınmasını yok sayan...
Gazetecilerin, yazarların, hukukçuların, öğretim üyelerinin, sivil toplum örgütü yöneticilerinin, siyasetçilerin, askerlerin zorlama davalarla içeriye tıkılmasını seyreden...
Devletin, “din özgürlüğü” maskesi altında dinci bir yapıya bürünmesini bıyık altından gülümseyerek izleyen...
Duyarlı kesimleri “Kemalist” diyerek küçümseyen...
Tüm özgürlük alanlarının daraltılmasına, Türkiye‘nin bir “yasaklar ülkesi” hâline dönüştürülmesine destek veren...
Baskıya, zulme, polis şiddetine, işkenceye, “yaşam tarzı dayatmalarına”, yani padişahlık düzenine seyirci kalan Avrupa...
Düşünce, ifade ve basın özgürlüklerine yönelik her türlü saldırıyı iplemeyen Avrupa...
Ülkenin kutuplaşmaya götürüldüğünü söylediğimizde bizi “hayal görmekle” suçlayan Avrupa...

Daha düne kadar Türk halkını “barbar” diye küçümseyen, vize verirken bile canımıza okuyan, “ikinci sınıf insan” muamelesi yaparak insanlık suçu işleyen Avrupa!
Her seçimden önce iktidar partisini desteklediğini açıklayıp, Türk seçmenini yönlendiren Avrupa...

Şimdi çıkmışlar; “kardeş” diye bağırlarına bastıkları iktidar temsilcilerini kınamaya kalkıyorlar!

Neden?

Çünkü nihayet, küçümsedikleri, ciddiye almadıkları gerçek Türk insanını gördüler!
Meydanları dolduran milyonların verdiği “gerçek demokrasi” mücadelesine tanık oldular. Kimin demokrat, kimin baskıcı olduğunun farkına vardılar.

Bu yüzden de parlamentolarını toplayıp AKP iktidarını “azıcık eleştirmeye” kalktılar, yedikleri fırçayla kaldılar!Yıllardır bu ülkenin insanına, siyasetçisine, gazetecisine, aydınına, yurtseverine yönelen öfkenin hedefi oldular!

Unutmayacağız!

Yine de orta yol bulma çabasındalar...

Diyorlar ki, “İktidar, polisin Taksim Direnişi’ndeki orantısız güç kullanımı nedeniyle özür dilesin, o ağaçlar da kesilmesin, bu konu kapansın...”

Hadi oradan; Allah aşkına! Önce sen özür dileyeceksin Avrupa...

Çünkü bu ülkede biz tam 12 yıldır ne çekiyorsak, hepsinde senin parmak izin var...
Şimdi “Saksı düştü de aklım başıma geldi” ayağına yatma...
Senin bize yaptığın kötülükleri asla unutmayacağız!

Son söz de Avrupa Parlamentosu yetkililerine:

Önceki gün aldığınız karar konusunda “tırnak ucu” kadar içtenseniz; bu yazıyı İngilizceye çevirtip, ilk toplantınızda okutursunuz!

Ama... Nerede sizde o kalite?

Mustafa Mutlu.
15.06.2013






....

CUMHURİYET SAVCILARI





"...çağımızda özgürlük ve kanunların şunun ve bunun kişisel çıkar ve entrikalarına alet edilmesine asla yardım edilmez, izin verilmez ve göz yumulmaz. Devrime karşı koyan muhalefetin özgürlükten ve yasadan yararlanmaya hakkı yoktur. "



CUMHURİYET SAVCISI

Çağdaş uygar dünyanın doğan ve yükselen yıldızı Türkiye Cumhuriyeti’nin "Hukuk Reformu" özlemini gerçekleştiren “Atatürk’ün Devrimci Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt” aynı zamanda savcılara "Cumhuriyet Savcısı" unvanını verdi.


Hukuk Reformu konusunda görüşmeler, tartışmalar yürütülürken, Mahmut Esat Bozkurt’a çok sert tepki gösterildi:

“Mahmut Esat Bey! Neden sadece savcılara, Cumhuriyet Savcısı denilir? Cumhuriyet Başbakanı, Cumhuriyet Bakanı, Cumhuriyet Müsteşarı, Cumhuriyet Valisi, Cumhuriyet Büyükelçisi olmuyor da, Neden Cumhuriyet Savcısı? Savcılara neden bu ayrıcalık?”

Mustafa Kemal, Mahmut Esat’a döndü ve sordu: “Ne diyorsun?”

Mahmut Esat Bozkurt"un yanıtı çok açık ve yalındı:

"Çünkü öyle zaman olur ki, cumhuriyeti korumak için başbakandan, bakandan, müsteşardan, validen, büyükelçiden bile hesap sormak gerekebilir. İşte o hesabı soracak olan Cumhuriyet Savcısı’dır."


Mustafa Kemal gülümsedi: “Devam et Mahmut Esat”

Mustafa Kemal’in bu önemli ve onurlu görevi yürütenlere diyecekleri vardı.



Polis Akademisi Öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Birinci’nin “Tamimler Mecmuası”nda bulduğu 9 (22) Ekim 1925 tarih ve 124 sıra nolu, Özel Kalem Müdürlüğünün 214 no’lu genelgesinde Gazi Mustafa Kemal Cumhuriyet Savcılarına şöyle seslendi:

“Her uygar ve çağdaş devlette olduğu gibi, Türk Cumhuriyeti Adliyesinde de, Cumhuriyet Savcılarını yüksek ve olağanüstü önemli bir görev ve bir makamın temsilcileri olmak üzere tanırım. Devrim Savcılarının, kendilerine verilen bu büyük görevin önem ve inceliğine uygun bir durumda uyanık ve etkin bulunmaları konusunu, adliyemizin başarı ve utku etmenlerinin en önemlilerinden kabul ederim. Laik Türk Devrimi, yaşadığımız çağın uluslara yaşam ve yükselme yeteneğini dile getiren, en son ve en uygar ilkelerinin bir ifadesidir ve Türk ulusunun büyük özverisiyle göğüs gererek ve taçlandırılarak kazanılan büyük savaşın eseridir. Devrimlerin oluşumu, kararları ve kanunlarıyla yönetim, ulusal irade ve ulusal egemenliğin bir görünümü ve seçkin topluluğu ile Türk ulusunun genel hukukudur. Devrimlerin her parçası, ulusun emeği ve hakkından oluşmuştur. 

Savcılarımızın, onun bütün gerekleri ve sonuçları etrafında, en kıskanç ve uzaklara kadar dikkatle gözleyen hassas nöbetçiler durumunda bulunmalarını, asıl görevlerinden sayarım.

Türk Cumhuriyeti, ulusun kaderini yüzyıllarca hastalıklı, çok acıklı gelenekleriyle, zulmün ve zorbalığın kan ve yangın selleri içinde sürükleyen saltanat ve hilâfet tarihini yok etti. Bu savaşın en temel amaçlarından birisi de, zayıfları zorbaların, zalimlerin acizi ve entrikacıların âleti olmaktan kurtarmak ve ulusu kendi kaderine sahip kılmaktır. Çağdaş ve uygar bir ulusuz. Ulusumuz, Batı uygarlığını kayıtsız ve koşulsuz onaylamıştır.

Hayatta başarılı olmanın tek yolu budur. Yılmaz ve kararları kesin devrimlerimiz, Türk ulusunun yaradılışındaki ve çok verimli doğru yolu istemesinin ortaya çıkması ve artırılması için bu uğurda gereken zemini hazırlayarak hızla ilerlemektedir. Yüksek amaca yönelik herhangi bir suikast eylemcisinin durmaksızın kovşturulmasını ve bu kovşturmanın, ulusun genel hukuku tatmin ve tazmin edilinceye kadar, hakim önünde de endişe ve ısrar ile sürdürülmesini ve sonuçlandırılmasını isterim.

Bütün düşüncelerin üstünde olan hukuk ve kamu yararının korunması, devlet ve hükümet gücünün her türlü durumda sağlanması ve korunmasıyla mümkün olabileceğini önemle hatırlatırım. Cumhuriyette devlet ve hükümet gücü, yönetim ve ulus egemenliğinin en kesin ve en temel bir ifadesi ve bir biçimidir. Türk yasalarının yetkisi altında bulunan iş bu erk ve güce gölge düşürecek en küçük bir girişimin bile, ulusun egemenlik hakkına açık bir saldırı olarak değerlendirilip, yeltenenlerin kesinlikle mahkeme huzuruna çıkarılmasını talep ederim. 

Özgürlüğü ve yasaları bir alet gibi öne sürerek, Türk ulusunun en küçük bir yararını bile tehlikeye uğratmak hakkına hiç kimse sahip değildir. Devlet halinde yaşayan uygar uluslarda özgürlük ulusun buyruğundadır; ulusun yüksek yararlarının gerektirdiği biçimlerde genişletilir, sınırlanır ve belirlenir.

Yakın tarihimizde ve eski zamanlarda dinlerin buyurgan ve zorba hükümdarlarla, rahipler ve misyonerlerin elinde bir zorbalık aracı olması gibi, çağımızda özgürlük ve kanunların şunun ve bunun kişisel çıkar ve entrikalarına alet edilmesine asla yardım edilmez, izin verilmez ve göz yumulmaz. Devrime karşı koyan muhalefetin özgürlükten ve yasadan yararlanmaya hakkı yoktur. Bireyin değil, bireylerin genel toplamını ifade eden toplumun ve devletin çıkarı için her dikkat, her endişe önde tutulmalıdır.

Sınırsız bireysel özgürlük, kişisel çıkar davasında olanlar, kendi emellerini, çıkarlarını Türk ulusun yüksek çıkarlarına ve özgürlüğüne üstün tutan ve yeğleyenlerdir. Sınırsız kişisel özgürlükler, kişisel çıkarlar, uygar ve düzenli toplumları, devletleri yıkarak anarşiyi, çoğu zaman despotluğu oluşturur. Anarşi ve despotluk, doğrunun yanlışla, zayıfın güçlüye yenilmesine yol açar. Uygar uluslarda, yasa ve özgürlük, yüksek çıkarların korunması için düzenlenir ve kabul edilir. Çağdaş devlet kurmaya ve bu kuruluştan yararlanmaya karar veren toplumlarda, bu kesin bir koşul ve bir zorunluluktur. Birey yok, toplum vardır. 

Despotluk veya mutlakiyetle yönetilen ülkelerde, yasa ve özgürlük bir kişinin veya zümrenin emellerini doyurmaya hizmet eden bir araç olur. Göçebe veya ilkel durumda, toplum değil bireyin çıkarları vardır.

Halkçılık ilkelerine dayanarak yönetilen bir ülkede, düzen ve güvenliğin her yönetim biçiminden daha fazla bir önem ve ısrarla kurulması ve geliştirilmesi gerekir. Bu kuralın, çağımız uygarlığının başarı sırlarından en önemlisi olduğunu anımsar ve anımsatırım. Halk yönetiminin, ancak bu biçimde başarıya ulaşacağından ve doğal hukukun ancak bu yoldan korunabileceğinden asla kuşku duyulmamalıdır.

Düzen ve güvenlik, halk cumhuriyetlerinde yönetim, ulusal çıkarlar gibi en yüksek bir yetkinin gereklerindendir. En son hukuk kurallarına dayanan bu gerçekleri, Türkiye Cumhuriyeti savcılarının, bir an için bile göz önünde bulundurmayacaklarına ihtimal vermem. Yasalarımızın uygulanması sırasında, bu yönlerin önemle ve mutlaka dikkate alınmasını isterim.

Savcılarımızın, kovuşturmak ve dava açmak zorunda oldukları ceza davaları, mahkeme huzurunda, kesin deliller ve diğer delilerle ele alınacaktır. Yalnız kanun maddelerinin uygulanması isteğiyle yetinilmeyecektir. Cumhuriyet Savcılarının bu konudaki açıklamaları, kamuoyunun düşüncesinin genel hukuk adına istenen her hangi bir ceza istemiyle, suç ve sanık hakkında aydınlatılacak ve yerine getirilecek kararın içeriğine ilişkin açık bir düşünce edinebilmesini sağlamasını, çok gerekli ve zorunlu görürüm. Yargıtay’ca da davaların incelenmesi sırasında, bu noktanın olağanüstü kolaylık nedeni olacağını açıklamaya gerek yoktur.

Savcılık, karar değil, dava makamıdır. Yargılama sırasında ve duruşmada, savcılarımızın kendilerini herhangi bir davanın taraflarından sayarak ısrarla açıklamalarda bulunmaları ve görüşlerinin kabul edilmesini ve desteklenmesini sağlayarak, tüm tarihsel ve yasal araçlardan yararlanmayı asla ihmal etmemeleri gerekir.

Kamu Hukuku adına düzgünce dile getirdiği bir talebin desteklenmesini sağlayamamak, bir Cumhuriyet Savcısı için onur nedeni olmayacağını önemle hatırlatmak isterim.

Cezaevlerinin haftada bir kesinlikle denetlenerek, yargılamasız tutuklu kalanların, öz nedenleriyle birlikte ihmal edilmeksizin en yakın müfettişliğe ve telgrafla Adalet Bakanlığına bildirilmesi gerekir. Bir davanın başlatılabilmesi ve sürdürülebilmesi için bir şikayet olması veya güvenlik görevlisinin savcılığına başvurusu beklenecektir. Bilgilere dayanan soruşturmaya başlanarak, herhangi bir mesele etrafında ait olduğu yerden bilgi alınarak aydınlatılması ve bu konuda olağanüstü ilgili ve dikkatli bulunulması, kamu hukuku ve kamu güvenliğinin esenliğini sağlamak için ısrarla istenmelidir.

Türkiye Cumhuriyetinde kimsesiz bir birey yoktur. Cumhuriyet, böyle bir kavramı asla kabul edemez. Doğal hukuk yasalarımızın güvencesi altındadır. En güçsüz ve en kimsesizlerin yardımcısı ve arka çıkanı devlet ve onun kamu hukuku temsilcileri olan savcılarıdır. Kendilerini kimsesiz görenlerin, her an ve her zaman yanlarında haklarını aramakla yükümlü savcıları bulunduğunu asla unutmamaları ve bundan emin olmaları gerekir. Zayıf ama haklıların en güçlü durumda bulunmaları, adalet örgütümüzün özelliği ve ülküsüdür. 

Cumhuriyet Adliyesinin yükselmesini ulusal bir onur meselesi yapmakta olduklarından kuşku duymadığım çalışma arkadaşlarıma bu onurlu görev alanında kesin ve doğru olan başarılarını coşkuyla dilerim efendim.”


Yaşar Öztürk


Kaynak: 
“Prof. Dr. Ali Birinci, Yeni Türkiye Dergisi, Cumhuriyet Özel Sayısı I, 1998”

......





8 Haziran 2013 Cumartesi

DİRENGEZİPARK,YARATICI GENÇLİK


































SAYFASINDAN 


.....








DİRENGEZİPARK TÜRK BAHARI DEĞİL,ATATÜRK DEVRİMİNİ TAMAMLAMA GÖREVİ






BAHREYN İNCİ MEYDANI'NI HATIRLIYOR MUSUNUZ?
ÖNCEDEN BÖYLE GÖRÜNÜYORDU
AMA ŞİMDİ BÖYLE GÖRÜNÜYOR
BAYREYN REJİMİ, DEVRİMİN SEMBOLÜ OLAN MEYDANIN ÖNEMİNİ SİLMEYE ÇALIŞTI.
TIPKI TAHRİR MEYDANI'NDA , MÜBAREK REJİMİNİN PROTESTOCULARI SİNDİRMEK VE ONLARI KORKUTMAK İÇİN ONLARA DEVELER VE BALTACILARI GÖNDERMESİ GİBİ.
ŞİMDİ TAHRİR MEYDANI'NDAN İSTANBUL TAKSİM MEYDANI2NA GİDELİM.
TÜRK HÜKÜMETİ, GEZİ PARK İLE BİRLİKTE ÜLKENİN EN İYİ BİLİNEN MEYDANINI BİR ALIŞVERİŞ MERKEZİ HALİNE GETİRMEYE KARAR VERDİ.
PEKİ ANKARA NEDEN BU TARİHİ ALANI YOK ETMEYE KARAR VERDİ VE BU KARAR NEDEN ŞİMDİ ALINDI ?
BİR ALIŞVERİŞ MERKEZİ BU KADAR ÖNEMLİ Mİ YOKSA BU KARARIN BAŞKA BİR NEDENİ Mİ VAR?
ANKARA, MANAMA HÜKÜMETİ GİBİ YAPMAYA ÇALIŞIYOR OLABİLİR Mİ?
SEMBOLLERİN ORTADAN KALDIRILMASI ÇOK ÖNEMLİDİR.
TAKSİM MEYDANI DİRENİŞ VE PROTESTO MERKEZİDİR.
BİR ŞEYİ ÖRTMEK İÇİN DEĞİLSE, BİR HÜKÜMET NEDEN TARİHSEL SEMBOLLERİ SİLMEYE ÇALIŞSIN?

MANAMA HÜKÜMETİ İNCİ MEYDANI'NI YIKTI,
ÇÜNKÜ BUNU YAPARAK İNSANLARIN ORAYA TOPLANIP PROTESTO GÖSTERİLERİ DÜZENLEMESİNE ENGEL OLARAK DEVRİMİ DURDURABİLECİĞİNİ SANIYORDU.
MANAMA , SEMBOLÜ YOK ETMİŞ OLSA DA , DEVRİM DEVAM EDİYOR.
VE BU TARİHİ ALANI YOK ETMEK İÇİN HÜKÜMET TARAFINDAN ALINAN BU KARAR, TÜRK HALKINI AYAĞA KALDIRDI.
GEZİ PARKI'NIN AĞAÇLARINI KESİP TAKSİM'İ DÖNÜŞTÜRME PLANI, TÜRKİYE'DEKİ SESSİZ HALKI UYANDIRDI.

GÖSTERİLER İSTANBUL'DA BAŞLADI VE ÜLKEYE YAYILDI.
BU PROTESTOLAR ARTIK SADECE BİR TARİHİ ALANIN TAHRİBATINI ENGELLEMEK İÇİN DEĞİL,
TÜRK HALKININ HÜKÜMETİN YANLIŞ UYGULAMALARDAN VAZGEÇMESİNİ İSTEDİĞİ YÖNÜNDE GELİŞİYOR.

HÜKÜMET GÖZ YAŞARTICI GAZ, PANZERLER VE GÖZALTILARLA SERT BİR TUTUM SERGİLEDİ.
BİRÇOK KİŞİ YARALANDI VE EN SON HABERE GÖRE EN AZ BİR KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ.

İNSANLAR BEKLENTİLERİ DIŞINDA HAREKET EDEN BU HÜKÜMETTEN YORULDULAR.
TÜRK HALKI, HÜKÜMETN SURİYE MESELESİNE DAHİL OLMASINI İSTEMİYORDU,
ANCAK HÜKÜMET DAHİL OLDU.
TÜRK HALKI, SURİYELİLERLE HİÇBİR SORUNLARI OLMADIĞINI SÖYLEYİP YANLIŞ TUTUMLARIN TÜRKİYE'Yİ DE ETKİLEYEBİLECEĞİ KONUSUNDA HÜKÜMETİ UYARDI.
AMA RECEP TAYYİP ERDOĞAN , KENDİ VATANDAŞLARINI DUYMAMAZLIKTAN GELEREK,
AMERİKALILAR VE SUUDİLERLE SURİYE DEVLETİNİ DEVİRMEK İÇİN İŞBİRLİĞİ YAPTI.
TÜRKİYE HÜKÜMETİ SURİYE MESELESİNE SURİYELİLERDEN NEFRET EDİYORMUŞÇASINA YAKLAŞTI.
HATTA SON ZAMANLARDA, İSTANBUL'DA YAPILACAK OLAN YENİ KÖPRÜ İÇİN YAVUZ SULTAN SELİM SEÇİLDİ.
NEDEN BU PADİŞAHIN İSMİNİ KULLANMAYA KARAR VERDİNİZ?
HALBUKİ BU PADİŞAH ON BİNLERCE ALEVİ KATLETTİ. İRAN'LA SAVAŞTI VE SURİYE'Yİ FETHETTİ .
NE MESAJ VERMEYE ÇALIŞIYORSUNUZ ?
KAN DÖKMEYİ DESTEKLEMEK Mİ İSTİYORSUNUZ?
NEDEN BARIŞI DESTEKLEMİYORSUNUZ?
NEDEN ÇATIŞMA VE NEFRET YOLUNU SEÇTİNİZ?

VE ŞİMDİ , BU DERİN NEFRET NELERE SEBEP OLUYOR?

TÜRKİYE İÇİNDE, ANKARA HÜKÜMETİNİN SURİYE'DE DESTEKLEDİĞİ EL KAİDE'NİN AL NUSRA CEPHESİ'NİN ALTI TERÖRİSTİ ADANA'DA BOMBALI SALDIRI PLANLARKEN YAKALANDI.
NEDEN BU TERÖRİSTLER TÜRKİYE İÇİNDE?
NEDEN ÜLKEYİ TEHDİT ALTINDA BIRAKIYORSUNUZ?
SİZ BARIŞI, SİZİN İNSANLARINIZIN İSTEDİĞİ YOLU REDDETİNİZ.

ARTIK PEK ÇOK TÜRK KENTİNDE SOKAKLARDA "HÜKÜMET İSTİFA" SESLERİ DUYULUYOR.
İNSANLARA GÖZ YAŞARTICI GAZ İLE SALDIRARAK DEMOKRAİYİ DESTEKLEDİĞİNİZİ Mİ DÜŞÜNÜYORSUNUZ ?

YALANLARINIZ ORTAYA ÇIKTI
ERDOĞAN HÜKÜMETİ NE İSLAMİ'DİR 
NE DE DEMOKRATİKTİR
SADECE AMERİKA'NIN ELİNDEKİ YENİ BİR PİYONDUR.

ŞİMDİ HER GÜN DAHA FAZLA İNSAN, GENÇ VE YAŞLI, SANAT DÜNYASINDAN
VE HER KESİMDEN İNSAN SOKAKLARDA TOPLANIP DEĞİŞİKLİK TALEP EDİYOR.

BU KEZ NE CEVAP VERECEKSİNİZ?

TÜRK HALKININ İSTEKLERİNİ Mİ YERİNE GETİRECEKSİNİZ
YOKSA SİZİ YÖNLENDİRENLERİN TALEPLERİNİ Mİ KARŞILAYACAKSINIZ?

NASRTV

..." KENDİ HALKINA ZULMEDEN BU REJİMİN İKTİDARDA KALMASINI SAĞLAYACAK
HİÇBİR PLANI DESTEKLEMEMİZ SÖZ KONUSU OLAMAZ VE OLMAMALIDIR" ...!

..."VE HALKIN SESİNİ HALEN BASKI VE ŞİDDETLE SUSTURMAYA ÇALIŞTIĞINI GÖRÜYORUZ".... !
RECEP TAYYİP ERDOĞAN

VİDEO:








....

4 Haziran 2013 Salı

DİRENGEZİPARKI DİRENİŞ



ATATÜRK'ÜN KURDUĞU CUMHURİYETİ KORUMAYA 
DEVRİMİNİ TAMAMLAMAYA







DİRENGEZİPARK

ARINÇ'IN AÇIKLAMASI 04.06.2013: 
KENDİLERİNE SALDIRI YAPILMADIKÇA BİR ŞEY YAPMIYORLAR
SALDIRILIRSA KALKANLARI KULLANIYORLAR, EĞER CANLARI TEHLİKEYE GİRERSE GAZ KULLANIYORLAR....

YALANIN KÖRÜKLÜSÜ .....


31 MAYIS CUMA GÜNÜ GEZİPARK
OLAYLARIN "HÜKÜMET" ELİYLE BAŞLAMASI:

http://video.ntvmsnbc.com/polisten-gezi-parkina-mudahale-1.html



31 mayıs 2013 taksim gezi parkı polis saldırısı gezi parkından çıkarak taksim' in a...a koyan saldırıdır. tazyikli su ve gaz bombalarıyla gösterici olsun olmasın herkesin anasını ağlatmaktalar. çalıştığım şirket taksim' de olduğu için net olarak görülebiliyor olaylar. polis 18 yıllık gaz stoğunu bitirmeye yeminli....kaynak: galeriuludağsözlük









HALKIN HER TÜRLÜ HAKKINI GASP ETTİKTEN VE BASKI ALTINDA YAŞAMASINI İSTEDİKTEN SONRA VE AYRICA DEVLET BÜYÜKLERİMİZ HAKKINDA İLERİ GERİ KONUŞTUKTAN SONRA...

HALK ANAYASAL HAKKINI ŞİDDETE BAŞVURMADAN MEYDANLARA İNERKEN
ŞİDDETİ BİLİNÇLİ BİR ŞEKİLDE KİM BAŞLATTI ?
KİM PROVAKATÖRLERİ SAHAYA SÜREREK ŞİDDETİ KÖRÜKLEDİ?
UMURSAMAZ TAVIR VE KIŞKIRTICI KELİMELERLE KİM KONUŞTU?
MEDYAYA GÖZDAĞI VEREN KİM?
HABERLEŞME HAKLARINI KISITLAYAN, KESEN KİM?
BU OLAYLARDAN KİM FAYDALANMAK İSTİYOR? HANGİ SİNSİ PLANLARIN PEŞİNDELER?


BUNLARIN CEVABI GERÇEKLERİ GÖRMEMİZİ SAĞLAR....


HÜKÜMETİ İSTİFA'YA ÇAĞIRMAK İÇİN SOKAĞA DÖKÜLEN, EVLERİNDEN TEPKİ VEREN HALK
KAZANACAK VE BUNLARIN SORUMLUSU "SİZ'LER" VATANHAİNLİĞİ İLE YARGILANACAKSINIZ.


ŞİDDETSİZ DİRENİŞE DEVAM
HÜKÜMET İSTİFA





TABİPLER BİRLİKLERİNİN YARALI SAYISI AÇIKLAMALARI / 04.06.2013

İSTANBUL 1485 - 2 Sİ AĞIR
ANKARA 515 - 15 İ AĞIR
İZMİR 800 - 2 Sİ AĞIR 

#direngezi #direngeziparki






TÜRKİYE EKONOMİSİ YARA ALDI DİYEN ARINÇ'A
DÜZGÜN MÜYDÜ Kİ ?

İSTİKRAR SÜRSÜN DİYEN ESNAF'A :
"İSTİKRAR" SÜRERKEN BORÇLU KÖLE OLMAYA RAZI MISIN ?

YETMEZ AMA EVETÇİLER'E :
KINA GÖNDERELİM Mİ ?

SATILIK MEDYA'YA :
VİCDANIN PARA İLE Mİ TEMİZLENDİGİNİ SANIYORSUNUZ ?

BİGBROTHER'CULARA :
SİZ TÜRKLERİ TANIDIĞINIZI MI SANIYORSUNUZ?

AMERİKA VE AVRUPA BİRLİĞİ'NE :
BU ATEŞİN SİZE SIÇRAMIYACAĞINI MI SANIYORSUNUZ?

DİĞER TÜRK DEVLETLERİN'E :
HAYDİ HEP BERABER KÜRESELCİLERE KARŞI

.......




TÜRK BAHARI DEĞİL .... ATATÜRK DEVRİMİNİ TAMAMLAMA GÖREVİ




NE ABD
NE AB 
NE BM/NATO 
NE DE BU MECLİS + 1.

TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE

!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Utanmadan orayı burayı bizim yaktığımızı , kırıp döktüğümüzü söylüyorlar , işi ileri götürüp gaz bombalarını da bizim attığımızı söyler bu dinsiz, ahlaksız, yalancı, açgözlü, iftiracı, zalim diktacılar....


Hadi ordan, ayan beyan açık ,rejimi değiştirmek istediğiniz. Bir de bu yetmez miş gibi Suriye ile savaşa sokmak istediniz. 
Ayrıca mülteci adı altında teröristlerin yurdumuza yerleşmesine izin verdiniz. Yerleştirilen teröristler niye kamplarda değil de İzmir, İstanbul, Bursa, Erzurum ve Hatay gibi şehirlere getirildi? Vatandaşlık ve iş verildi? 
Yemeyin bizi....
Gezipark direnişinin içine bu teröristleri de salıyorsunuz, 
Bizi salak mı sandınız?










KÜRESELCİLERİ YENMEK İSTİYORSAK
PARANIN MUSLUĞUNU KESMEK GEREK !


GEZİPARK KALACAK , AVM YAPILAMAYACAK, ÖZÜR DİLENECEK , SORUMLULAR CEZALANDIRILACAK GİBİ LAFLAR EDENLER ... SİZ İYİ MİSİNİZ?

BU İŞ ,HÜKÜMET İSTİFA TALEPLERİMİZİ KABUL EDİNCEYE KADAR DEVAM EDECEK.
MEYDANLARDAYIZ, OTURARAK, BAYRAK SALLAYARAK, ISLIK ÇALARAK

(YANİ HÜKÜMETİN VE PROVAKATÖRLERİN YAPTIĞI GİBİ DEĞİL...)

YA İSTİKAL YA ÖLÜM.

............


Gezi Parkı Eyleminden Güldüren Kareler







BİZ ÇAPULÇU DEĞİLİZ
DEMOKRATİK HAKKIMIZI KULLANIYORUZ



LG.
.......