Translate

25 Ocak 2015 Pazar

MACARİSTAN VE ERMENİ MESELESİ




PROF. ARMİNİUS (HERMANN) VÁMBÉRY VE 
ERMENİ MESELESİ


Macar Türkolog Prof. Aminius (Hermann) Vámbéry, Türk kültürünü yakından tanıyıp bu alanda önemli eserler vermiştir. Vámbéry, Türkleri yakından tanımış bir bilim adamı olarak, Ermeni meselesi hakkında Osmanlı tezini savunmuştur. Avrupa’daki Ermeni fesat hareketlerine karşı faaliyetlerde bulunmuş, özellikle Batı basınında Osmanlı aleyhine Ermeni meselesiyle ilgili çıkan haberlere tekzipler yayımlatmıştır. Vámbéry’nin bu faaliyetleri sonucunda Macar gazetelerinde Osmanlı lehinde yazılar neşredilmesine muvaffak olunmuş böylelikle Macar kamuoyu da kazanılmıştır. 







Emperyalist Batılı Devletler Ermenileri kendi çıkarlarını doğrultusunda kullanmışlardır. Macar Devlet adamları Ermeni olaylarının çıktığı bu dönemde Türk-Macar dostluğuna zarar vermemeye çalışmışlardır. Macaristan’da Ermeni meselesiyle ilgili Osmanlı aleyhinde yayımlanan haberlere Macar basını ilgi göstermemiştir.(1) Aksine Macar gazeteleri Ermeni anarşistleri tarafından Osmanlı topraklarında yapılan vahşi cinayetleri kınayarak bunu teşvik etmesinden dolayı İngiltere hükümetini de açıkça suçlamışlardır. (2) 

Macaristan’da ve Batı kamuoyunda Türklerin saygınlığına gölge düşürmek amacıyla düşmanları tarafından başlatılan yalan ve art niyetli haberlere karşılık, kamuoyunu aydınlatmak amacıyla Rus, Ermeni ve Rumların Kafkasya’da Müslüman halka yaptıkları katliam ve İstanbul’daki durum hakkında, 1915 yılında Osmanlı Matbuat-ı Harbiye Karargâhı tarafından makaleler hazırlanıp Almanya, Avusturya ve Macaristan gazetelerinde yayımlattırılmıştır. (3)

Macaristan’daki Ermenilerin Türkler aleyhindeki faaliyetleri Türk dostu Macarları ve Macar aydınlarını bu faaliyetlere karşı harekete geçirmiştir. Bu aydınlardan olan Macar yazar Dr. Attila Von Orbók 1916 yılında Ermeni isyanlarının gerçek yüzünü İngiltere ve Rusya’nın fesatlıklarını ortaya koyan bir risale yazmıştır.(4) İşte bu Türk dostu Macar aydınlardan biri de Profesör Arminius (Hermann) Vámbéry’dir. 


Macaristan’ın ve Avrupa’nın önemli Türkologlarından olan Yahudi asıllı Macar bilim adamı Vámbéry (5) Türk kültürünü yakından tanıyıp bu alanda önemli eserler vermiştir. (6) 1832 yılında Macaristan’ın Duna Szerdahely (7) kasabasında doğan (8) Vámbéry 1913 yılında Budapeşte’de ölmüştür. (9) 1857 yılında İstanbul’a geldikten sonra misafiri olduğu Hüseyin Daim Paşa’nın kendisine verdiği “Reşit Efendi” takma adı kullanarak Türkler arasında tanınmıştır. Ardından eski Hariciye Nâzırı Rifat Paşa’nın evinde misafir olmuş, burada tarih, coğrafya ve Fransızca dersleri vermiştir.(10) 

Bu arada Batı dillerine olan hâkimiyetinden dolayı Osmanlı Hariciye Nezareti’nde tercüman olarak çalışmış ve Batı basınının İstanbul muhabirliğini yapmıştır.(11) Vámbéry, 1861 yılı sonunda tekrar İstanbul’a gelmiş, birkaç ay kaldıktan sonra 1862 Mart’ında İran’a gitmek üzere yola çıkmıştır.(12) Vámbéry, kılık, ad, hatta din değiştirmiş olarak ve derviş kıyafetiyle geldiği İstanbul’da bu sahte hüviyetle devrin meşhur şahsiyetlerinin konaklarında misafir olup, burada dört yıl geçirmiş, büyük bir sabır ve irade ile hazırlıklarını tamamladıktan sonra, muhabiri olduğu Budapeşte Bilimler Akademisi’nin ve İngiltere’nin mali desteğiyle 1863 yılında Doğu Türkçesi üzerinde çalışmalar yapmak üzere Orta Asya’ya seyahat etmiştir.(13) 

Macar bilim adamının “Reşid Efendi” takma adıyla Orta Asya’ya yola çıkmasının sebebi, bir Müslüman ve Osmanlı hüviyeti içinde tehlikeden korunmak idi. Çünkü bu dönemde Rusların “Yasak Bölge” haline getirdiği Orta Asya’ya giden araştırmacılar geri dönememiştir. (14) Vámbéry, Türkmenistan, Hive, Buhara ve Semerkand’a uğradığı bu seyahati sonrasında büyük bir şöhret kazanmıştır. 

Onun bu seyahati esnasında, Rusya’ya karşı bölgedeki çıkarlarını korumak isteyen İngiliz hükümetinin kendisine haber alma görevi verdiği de bilinmektedir.(15) Vámbéry seyahatinden döndükten sonra Budapeşte Üniversitesi’nde Türkiyat profesörü olarak göreve başlamış (16) ve Jozef Thury ile İgnacz Kunos gibi Türkologların yetişmesinde hizmet etmiştir. Vámbéry, Orta Asya dönüşü, Macarların Türklerle aynı ırktan olduğunu ispat yolunda büyük çaba sarf etmiştir. (17)

Böylelikle Macaristan’da ve Türk aydınları arasında Turancılık ve Türkçülük akımının doğmasında önemli rol oynamıştır. Budapeşte’de Başkonsolosluk yapan Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Vámbéry’den Orta-Asya hakkında çok şey dinlediğini belirterek yazılarında Vámbéry için “Türk âleminin mümtâz ve evsiz bilgini azîz üstad” tabirini kullanmıştır. (18)

Vámbéry, ilk olarak 1857’de Sultan Abdülmecid zamanında geldiği İstanbul’a daha sonraları birçok defa ziyarette bulunmuştur.(19) Özellikle II. Abdülhamid döneminde İstanbul’da padişahın takip ettiği İngiliz siyasetinin araçlarından birisi olmuştur. Bu sebeple önceleri kendisinden doğrudan bilgi almaya gerek görmeyen İngiliz Sarayı, bu aşırı Rus aleyhtarı casus bilim adamının Sultan Abdülhamid’in tek taraflı casusu (20) olduğunu düşünmeye bile başlamıştır. (21) Üç isimli, üç dinli (Yahudi, Hristiyan ve Müslüman) olduğu bilinen Vámbéry, (22) Osmanlı memleketi hakkında bazen ön yargıdan kurtulamadığı teşhis ve ifadelerde bulunsa da, (23) Türklerin misafirperverliğine, (24) manevi değerlerine bağlılığına hayran olan bir ilim adamıdır.



II- Vámbéry’nin Ermeni Meselesine Bakışı ve Faaliyetleri


Vámbéry, Osmanlı Devleti’nin iç ve dış siyaseti ile yakından ilgilenmiş, birçok meselede (25) Osmanlı Hükümeti’ne yardımcı olmak istediğini bildirmiştir. Özellikle yabancı memleketlerde çevrilen Ermeni fesat hareketlerine dair faaliyetlerde bulunmuş ve kendisine bu konuda bilgi veren kişilerin de nişanla ödüllendirilmelerini Osmanlı Hükümeti’ne teklif etmiştir. (26) Ermeni meselesi hakkında Avrupa basınında Türkler aleyhinde çıkan haberlere tekzipler yapmış; ayrıca fırsat buldukça Türkler lehinde çalışmalarını sürdüreceğini ve Londra’ya gidip oradaki Ermeni fesat hareketlerinin teşebbüslerini sonuçsuz bırakmak için konuşmalar yapacağını Osmanlı Hükümeti’ne bildirmiştir. (27)

Ayrıca İngiltere’de iktidara gelen Gladstone taraftarlarının kendisine mektuplar yazarak Osmanlı Hükümetine karşı dostane bir politika izlemek istediklerine dair teminat dahi vermiştir. Görülüyor ki, Vámbéry bir taraftan ilmî çalışmalarda bulunurken, diğer yandan da, Türklüğe hizmeti kendisi için bir vazife bilmiştir. (28) Bu sebeple her fırsatta dünya kamuoyunda “iftiraya uğramış bu asil ulusu” kalemiyle savunmaya çalışmıştır. (29) Vámbéry, Ermeni meselesi hakkında Osmanlı lehinde Macar ve Avrupa gazetelerinde makaleler yayımlamış (30) ve Ermeni meselesiyle ilgili Osmanlı Devleti aleyhindeki haberlere de tekzipler yayımlatmıştır. (31) 

Vámbéry’nin bu faaliyetlerinin de yardımıyla Macaristan’daki gazetelerde Osmanlı Devleti lehinde yazılar yazılmasına muvaffak olunmuş ve Macar kamuoyunun da kazanılması sağlanmıştır. (32) Ayrıca Macaristan’da ve Avrupa’nın önemli başkentlerinde Ermeni meselesi hakkında Osmanlı lehinde konferanslar vermiştir. (33) Vámbéry, bu tutumunu Londra gazetelerinin kendisine karşı tenkitlerine rağmen sürdürmüştür. (34) Öyle ki Vámbéry’nin Ermeni meselesi hakkında Osmanlı lehinde yazdığı yazılardan dolayı Times gazetesiyle arasında gerginlik ortaya çıkmıştır. (35) Vámbéry, Batı kamuoyunda Ermenilerin zulme uğradıkları konusundaki söylentinin kesinlikle aslı olmadığını şu sözlerle yalanlamıştır:


“Dürüst ve açık sözlü herkes Avrupa’da yayımlanan bu raporların düşmanca iftiralardan başka bir şey olmadığını görecektir. Çok eski zamanlardan beri uyruklarının her sınıfına iyi davranan; din, ırk ayrımı yapmaksızın tüm yoksulları koruyan, Hıristiyan baskı ve işkencesine uğramış Musevileri barındıran bir hükümet, bir-iki Ermeni ailesi herhangi bir nedenle komşu ülkeye göç etti diye despotluk ve zulüm yapmakla suçlandırılamaz”.(36)


Vámbéry, Ermeni meselesiyle ilgili olarak II. Abdülhamit ile zaman zaman görüşmüştür. II. Abdülhamit bu konudaki görüşlerini Vámbéry aracılığıyla Avrupa kamuoyuna ve İngiltere hükümetine aktarmıştır. Vámbéry’nin yazdığı raporlar ve mektuplarda II. Abdülhamit’in bu görüşleri şöyle yer almıştır: (37)


“Ermeni meselesinde İngilizlerin gözleri hiçbir şey görmez olmuştur; emelleri, “Bulgar mezalimi” yaygaralarını bir kez de burada tekrarlayarak, tıpkı Bulgaristan’ın İmparatorluktan ayrılışında olduğu gibi Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermenistan kurmaktadır.”

"Sözüm ona Ermeni meselesi hakkında Times’e yazdığınız mektup elime geçmiştir; gerek bu konuda İngiliz kamuoyuna yaptığınız açıklamalar ve gerek memleketimin selameti için giriştiğim bu çabaları ifade etmenize teşekkür ederim. Fakat, yine de makalenizde Ermenilerin hiçbir zaman Bulgarlara benzer bir mesele olamayacaklarını ilave etmeliydiniz. Ermenistan’ın çok eski zamanlarda coğrafi bir bölge olduğunu, bugün ise tüm siyasi ve etnolojik önemini kaybettiğini yazabilirdiniz.”

"Lütfen İngiliz dostlarına ve kendisine hürmetim olan Lord Salisbury’ye aynen şunu aktarınız: Ermenistan’daki kötü şartları düzeltmeye amâdeyim; ama bağımsız bir Ermenistan’ın kuruluşuna müsaade edeceğime- burada padişah çok heyecanlandı- şu kellemi keserim daha iyi! Ermenistan’ın tesisi, sadece dindaşlarımın açısından çok büyük bir adaletsizlik örneği değil, aynı zaman iktidarımın ve Türkiye’nin varlığının sonu demek olur”.


Vámbéry’nin Ermeni meselesiyle ilgili padişaha yazdığı tezkereye cevaben saraydan yazılan “İrade-i Husûsiye”nin tercümesi aynen şöyledir: (38)


“Mösyö Vámbéry tarafından alınıp münderacatından Ermeni işlerinde hükümet-i seniyyece cüz’i bir müsaade ibrâzı hâlinde işin tesviye olunabileceği müşban olan mektubun takdimine dair ziver-deş tanzim olan 23 Şaban 312 tarihli tezkere-i hususiye-i sadaret penahileri lede’l –arz olup, Ermeni bulunan mahallerde dahi Ermeniler ekalliyette bulundukları cihetle Ermenilerce ayrıca bir müsaade ve imtiyaz i’tâsı gayr-ı kâbil olacağı ve müstakil olan Devlet-i Aliyye’nin İstikbâl-i tamı Avrupa devletlerince de Mâ-sadak bulunduğu bedihi ve öteden beri bi’l-cümle teb’ası hakkında müsâdet-kârane-i muamelede bulunan ve bulunmakta olan hükûmet-i seniyyece sunûf-ı teb’a-yı şâhâneye ait islahat icrâ edilmiş olduğu gibi bu yolda ıslahatın yine lüzum görüldükçe icrâsı tabii bulunduğundan şeref –sadır olan irâde-i seniyye-yi hazret-i hilafetpenahi mantûk-ı celile-i tevfîkan teblîğ keyfiyete ibtidâr olunur. Ol bâbda emr-ü fermân veliyyü’l – emrindir. 25 Şa’ban 312 Ser-katib-i Hazreti Şehriyâr Tahsin”.


Bu metinden anlaşıldığı üzere Ermeniler için büyük bir ıslahatın yapıldığı ve gerekirse yine bazı düzeltmelere gidileceği, bundan fazlasının ise devletin geleceğinin ve istiklalinin tehlikeye düşmesine sebep olacağı belirtilmiştir. (39)


Vámbéry, 18 Mayıs 1889 tarihinde İngiliz “Times” gazetesinde yayımlanan makalesinde Türklerin Avrupalılara karşı hissettiği nefretin sebebinin zannedildiği gibi Kur’an-ı Kerîm değil, Avrupa’nın Osmanlı Devleti’ne karşı takındığı haksız tutum ve davranışlar olduğunu belirterek şu sözleri söylemiştir: “Biz Türklere muhabbet göstermediğimiz ve bunu onlar da biz de bildiğimiz halde Türklerden bizim muhabbet beklemek salâhiyetimiz olmaz” . Aynı makalesinde Vámbéry, Avrupalı siyasetçilere şu siyasi prensibi de tavsiye etmektedir: 


“Türklerin ıslahat fikrinde başarılı olmaları, bizim İslamiyet aleyhindeki politikacıların düşünce ve faaliyetlerine katılmadığımızı ve Türkleri düşman değil kardeş gördüğümüzü onlara ispat etmemize bağlıdır. Çünkü Avrupa medeniyetinin sahip olduğu şerefin esası, büyük ordulara sahip olmasından değil, bilakis hür düşünceye kıymet vermesindendir”  demektedir. 


Vámbéry ayrıca bazı Avrupa ülkeleriyle birlikte Türkiye’nin Avrupa medeniyetini elde etmesi için sabır gösterilmesi gerektiğini ve bu hususta İslam âlemini teşvik yerine kötülemenin yanlış bir yol olduğunu da belirtmiştir. (40)

Vámbéry, 5 Kasım 1892 (24 Teşrinievvel 1308) tarihli “Independencepilcer” adlı Belçika gazetesine Ermeni Meselesi hakkında verdiği beyanatta: “…Türkiye’de Ermenistan üzerine hâkimiyetin Osmanlı Devletinin varlığına bir şart olarak kabul edildiğini ve bu hakkın sonuna kadar savunulmasına karar verildiğini” (41) belirtmiştir.

Vámbéry, İngiltere’deki Ermeni milliyetçilerinin hazırlayıp yayımladıkları raporları oldukça abartılı bulmuştur. Ayrıca Anadolu’da yaşayan Ermenilere ilişkin demografik istatistiklerin de doğru olmadığını belirtmiştir. Özellikle Anadolu’da Ermeni nüfusunun çoğunluğu oluşturduğu hakkındaki Ermeni propagandasının asılsızlığı üzerinde durmuştur. Vámbéry, bu görüşlerini hem Anadolu’yu ve hem de Türk milletini çok iyi tanıyan bir bilim adamı olarak söylemiştir. (42) Vámbéry’nin, Ermenilerin Anadolu’da bulundukları bölgede devlet oluşturmaya yetecek nüfus potansiyeline sahip olmadıkları üzerine söylediği “etnik ve coğrafi açıdan bir Ermenistan yoktur” yargısını içermesi açısından önemlidir:

“Tüm ıslahat tekliflerini ham, amaçsız ve dolayısıyla Ermenistan’a uygulanması tasarlanan reformlar açısından uygunsuz diye nitelemekten kendimi alamıyorum. Ermenistan dedim. Ancak ben Mr. Lynch’in geçenlerde Royal Geographic Society’de söylediklerine tam olarak katılıyorum: Etnik ve coğrafi bakış açısından bir Ermenistan mevcut değildir” (43) demiştir. 


Vámbéry, 1890 yılında Londra’daki mitingde konuşmasını Osmanlı Devleti lehinde yapmıştır. Vámbéry, mitingde bazı gazetelerin Osmanlı topraklarında olduğunu iddia ettikleri olayların aksine, günden güne bir ilerlemenin, gelişmenin olduğunu belirtmiştir. Ermenistan meselesini, bu vesileyle Ermenistan ve Ermeni halkının durumunu kendi gözüyle gördüğü gibi ortaya koymuş ve bunun da Ermenistan konusunda İngiliz kamuoyunun bazı evhama kapılan kesimine büyük bir etkisi olmuştur. Bu mitingde yaptığı konuşmasında siyasetten bahsetmeyip, kamuoyunun Osmanlı lehinde olması için çaba göstermiştir. Ayrıca Ermeniler hakkında çıkmış olan bazı yalan haberleri de tekzip etmiştir. Vámbéry, hayatı boyunca katılacağı cemiyetlerde bu görüşünü savunacağını da belirtmiştir. (44)

Vámbéry, Viyana’daki Türk Elçiliğine Londra ve Napoli’de çıkan bazı gazetelerde yer alan Osmanlı aleyhindeki haberleri tekzip ettiğini ve eğer bu savunma yeterli olmazsa Londra’ya gidip gazetenin sahibine şahsen böyle bir yayımın bundan sonra yayımlanmaması için gerekeni yapacağını bildirmiştir. Vámbéry, bu yalan haberleri neşreden gazeteler ve haberleri hakkında şu yorumu yapmıştır: (45)


“Lakin doğrusunu söyleyeyim efendim bence bu alçak gazetelere hiç önem vermemeli. Çünkü “Köpeğin salyası, parlak güneşe ne yetişir ne de parlaklığına zarar verebilir. Efendimiz bu tür haberleri sadece para koparmak amacıyla yapmaktadırlar”. 


Vámbéry, “Daily Chronicle” gazetesinde 3 Kasım 1896 (22 Teşrinievvel 1312) tarihinde yayımlanan yazısında şöyle demektedir: “Hayasdan (46) adlı art niyetli gazeteyi yayımlamaya başlayan Ermeni Vatanperver Cemiyetinin toplantısına pek çok İngiliz siyasetçi ve şöhretli kişiler katılmıştır”. (47) Buradaki ifadesinden İngilizlerin Ermeni ayrılıkçılarını desteklediklerini anlamaktayız. İngiltere’de bulunan Ermeniler, gazetelere düzenli olarak bunun gibi makaleler vererek kendilerini İngilizlere acındırmaya çalışmışlardır. Bu faaliyetlerin Türk Devleti için politik açıdan olumsuz etkisi görülmüştür. (48)

Prof. Armin Vámbéry’nin tarafsız bir şekilde yazdığı “Anadolu’da İngilizler ve Ruslar” başlıklı makalesi İngiliz “Newcastle Daily Cronicle” gazetesinin 12 Nisan 1895 tarihli sayısında ve Macar Şark Dergisi’nin (Revue d’Orient et de Hongrie) on altıncı sayısında yayımlanmıştır. Vambery’nin yazdıklarının özeti şöyledir: (49)


“Sağduyu sahibi her siyaset adamı, tehlikede olan halk ve eyaletlerin hemen yakınında bulunan Rusya’nın, yüzyıllık düşmanına saldırmak ve ezilmiş Hıristiyanları korumakta pek az çaba göstermiş olmasından dolayı şaşırmalıdır. Rus basını da bizzat olağanüstü bir çekingenlik göstermektedir. Üstünkörü gözlem yapan gözlemci, Rusya’nın Boğaziçi kıyılarında, kendisine özel bir çıkar sağlamak amacıyla, dostluğunu talep ettiği Sultan’ı kırmaktan kaçındığına inanabilir. Rus hoşgörüsünün nedenlerinden biri olduğu mümkündür fakat daha karar verici başka sebepler de vardır. 

Öncelikle Rusya, yüzyıllardan beri süregelen emellerini iyileştirmek için olağanüstü rakibini görerek ellerini ovuşturabilir. Rusya’nın sınırlarında bulunan eyaletlerde, kışkırtmayla gerçekleşen karışıklıklar “komşu evde meydan gelen yangını söndürmek zorunda” kalmak bahanesiyle bir müdahalenin fırsatını kendisine vererek, nihayetinde Rusya’nın işine gelecektir. Bu belki de böyle düşünülmektedir fakat Kafkasya genel idare merkezi olan Tiflis’le Ermenistan’ın Rus kıyısındaki en uç noktasında bulunan Kars şehrini bağlamak için bir demiryolu ağı inşa edilecektir. 

Daha şimdiden Rusya belli bir rahatsızlık duymaktadır. Ermeni ihtilalcilerin komitesinin eylemleri, Osmanlı Hükümetinin sakin Ermeni vatandaşları arasında geçici bir harekete yol açtı, özellikle Türk yetkililere karşı silahlı direniş olaylarından beri Ermeniler arasında bir cezalandırma korkusu yayıldı. Çok sayıda Ermeni Rusya’ya sığındı ve Ekim–Kasım 1894 tarihinde yaklaşık 3000 mülteci buraya yetkililerin sorumluluğu altına girmiştir. Oysaki Rusya, kendisini hazırlıksız yakalayacak olan büyük bir karışıklık durumundan memnun kalmamış olacaktır.

Akabinde, unutmamak gerekir ki, Türkiye’de bir Ermeni meselesi ortaya koyabiliyorsak, Rusya’nın kendisi de kaygılanacaktır. Çünkü yaklaşık bir milyon Ermeni mevcuttur ki bu sebeple Rusya, kendi evi yanıcı maddelerle dolu iken komşu evi ateşe vermekte acele etmeyecektir. Bundan 40 yıl önce, Kafkas Ermenileri, Paris’te ve başka yerlerde Rus baskısına karşı, isyancı bir faaliyet oluşturmaya koyulmuşlardır.

Ermeni şairler ve yazarlar, uluslarına, milli özgürlük özlemi ilhamı verdikleri için Sibirya’ya sürgüne gönderilmişlerdir ve bu özlemleri hâlâ yaygındır.

Şimdi kendi kendimize şunu soruyoruz: Bugünlerde Ermeni meselesini ortaya çıkaran liberal İngiltere Hükümetine ne ilham vermiştir? Bunlar, insani sebepler midir? Fakat Türkler kendilerini korumuşlar ve çok önceden hazırlanmış olan bir isyanı bastırmışlardır. Benzer durumlarda olan Hıristiyan hükümetten daha da acımasız olamazlardı. Türklere karşı bir kısım İngiliz siyaset adamının önyargı ve taraflı tutumu siyaset sağduyusunun önüne geçmiştir. Böylece, alışkanlık haline getirerek, mümkün olan her türlü küfürlerle Türklere göz açtırmadılar.

Türkiye’ye karşı değişmez genel eğilimdeki saldırılar, İngilizlerin menfaatlerine terstir ve fanatik Türk düşmanları unutmamalıdır ki İngiltere kraliçesi, dinlerinin lideri olan Sultan’a büyük saygınlık duyan 54 milyon Müslüman’a hükmetmektedir: Bu Türk karşıtı kampanyalar, Hindistan’da İngiliz kraliyetinin sahip olduğu bu uzak memleketlerin güvenliği için pek rahatlatıcı yankılar uyandırmamaktadır. Ayrıca İslam’ın baş düşmanı olarak Rusya’nın yüzyıllık rolünü yerine getirmesi, İngiltere’nin hangi sebeple ne ulaşmak istediği amacı ne de İngiltere’nin rakibi için ortam hazırlamaya çalıştıklarını anlamıyorum.

Gazetelerin, Ermeniler hakkında yayımladıkları raporlardan dolayı İngiltere kamuoyunun yanılgıya düşmesine üzülmek gerekir. Söz konusu semtlerin hiçbirine basın temsilcilerinden hiçbiri girmediğinden, bu raporların ikinci elden edinilen haberler üzerine dayandığını kendi kendimize sormalıyız. Yanlış coğrafi bilgi detaylarına ve kuşa çevrilmiş Türkçe isimlerine bakılırsa – bu yazıların sahiplerinin birçoğu Avrupa’da yaşayan Ermenilerdir ve Ermeni birliğinin üyeleri yani çıkarları olan ve Türkiye’nin ölümüne düşmanlarıdır. Fair play (50)’in ülkesi olan İngiltere’de Allahın bir kulu: audiatur et altera pars, (51) hiç kimsenin Türklerin yorumunu dinlemeye hazır olmaması mümkün müdür?

Türk insanını savaşırken ve acı çekerken gördüm fakat kendisini bugün suçlanan zalimliğiyle görmedim; yine her zaman olduğu gibi bu aynı Türk insanına da, Kırım savaşı sırasında büyük övgüler yağdıran yine İngiliz ve Avrupa basınıdır. İngiltere’de süregelen kargaşa, Müslüman dünyaya İngiliz nüfuzunun kinini kazanmakla kalacaktır. Eski bir müttefikin sempatisini kendi aleyhine çevirmeye çalışmakla ne elde edilecektir? Asya toplumunun yaraları daha hızlı mı iyileşecektir? Osmanlı imparatorluğunun çeşitli kişiler arasındaki uyumu hızlanacak mıdır? Avrupa’daki barış için yeni garantiler sağlayacak mıdır?

Hayır! Fakat saklı bulunan ateş patlayacaktır. Eski öfkeler yeniden canlanacak ve Rusya’nın “kaderlerine doğru” ilerlemesini, İngilizlerin menfaatlerinin ciddi zararlarına doğru artış olacaktır. Bazı İngiliz siyasetçiler, Rusya’nın güneyine bir engel olarak karşısına dikilen yeni tampon bir devletin aldatıcı, boş tasarısını iyi oluşturmuşlardır. O! sancta simplicitas! (52) Bu projenin gerçekleşmesi amacıyla, Rusya’nın Kafkasya’daki topraklarından bir karış kadar toprak bile feda etmeyeceğini düşünebilir miyiz? Oraya buraya dağılmış Ermeni topluluğunu tek bir vücutta nasıl bir araya getirebiliriz? Fakat söz konusu bölgenin büyük çoğunluğunu oluşturan milyonlarca Müslüman’ı önce ülkeden atmak veya yok etmek gerekmektedir. Rusya’da tasarı daha önemli engellere çarpacaktır. Ermeni okullarının, şiddete başvurarak Ruslaştırılması, Ermenilerin bütün milli geçici isteklerini ortadan kaldırması liberal Ermeni yazarlara verilen acımasız ceza, İngiliz hayalperestlere ikaz olarak sunulmalıdır.

Türklere karşı bir mücadeleyi tavsiye ederek, Ermenilerin davasına asla hizmet edilmeyecektir. Tam aksine, Asya Hıristiyanlarının gelecek şansları azalmakta ve bu çalışkan ve kanaatkâr halkın durumunu ancak tehlikeye atmaktan başka bir şey değildir. Rusya’nın yeni başarı şansları vermeyi bırakmaları ve de Asya’daki İngiliz menfaatlerini tehlikeye atmayı bırakmalarını, İngilizlerin sağduyusuna, vatanperverliğine ve hakkaniyet duygularına sesleniyorum” demektedir. 


Vámbéry, aynı makalesinde “Ermeni Meselesi” ile ilgili olarak İngilizlerin izlediği politikası için şu yorumu yapmaktadır; (53)


“İngiliz gazeteleri Osmanlı İmparatorluğuna karşı karalama kampanyalarını sürdürmektedirler. Bunlara sürekli olarak birbirinden saçma ve asılsız yeni detaylar eklenmektedir ve halk bunlara en ufak bir eleştiri yapmadan inanmaktadır.

Türk Hükümeti kendi cephesinde, bu söylentilerin sonuçlarına engel olmak ve saçmalığını göstermek için tüm gerekli unsurlara sahip olmasına rağmen, devam etmekte olan bir davanın tamamlanmamış sonuçlarının reklâmının uygun olamayacağı yargısına varmakta ve gerçeğin kendisini tüm açıklılığıyla ifşa etmek için çalışmaların sonucunu beklemektedir.

Bu arada, Atina’da ve Londra’da, karışıklığı çoktan beri hazırlamış olan Ermeni İhtilalciler, sözde bir soykırımın masum mağdurları olarak şimdi ortaya çıkan ve hiçbir sebep olmadan saldırıya maruz kalmış gibi görünen Ermenilerin bulunduğu bu yerlerde, tuhaf bir tesadüf eseri mi bulunuyorlardı ve yeni yalanlar uydurmaktalar, iyimser İngiliz halkının kafasını şişirmekten ve de Müslümanlara karşı kini yaymaktan bıkmamışlardır.”


Vámbéry, tarihte birçok kavmin ve devletin egemenliği altında yaşayan Ermeniler için İslam idaresinin daha iyi olduğunu belirttiği “Budapesti Szemle” adlı aylık yayımlanan dergideki makalesinde şunları yazmıştır: (54)


“Ermeni meselesiyle, Yunan, Sırp ve Bulgar meseleleri arasında büyük bir fark vardır. Rumeli vilayeti topraklarında İslam unsuru azdır. Anadolu topraklarında ise durum böyle değildir. Anadolu’da Hıristiyan az bulunmaktadır. Bunlar yabancı müdahalesine rağmen Romanyalılar, Yunanlılar ve Bulgarların Rumeli’de Osmanlı Devleti aleyhine oynadıkları oyunu taklit edemezler (…) bir de Avrupalıların Osmanlı topraklarında yaşayan Hıristiyanlar hakkında sevgi gösterdikleri halde oradaki Müslüman halka sevgisini göstermemesi dikkat çekmektedir. 

Avrupa Osmanlı topraklarında bulunan çeşitli Hıristiyan kavimlere acıdıktan sonra şimdi de sıra Ermenilere gelmiştir. Ermenilerin durumu Musevilerle karşılaştırılamayacak derecede kötü olup öteden beri Doğu ve Batı kavimlerinin egemenliği altında yaşamışlardır. Ermeniler sırasıyla Makedonyalıların, İranlıların, Romalıların, Arapların, Moğolların ve Türklerin egemenliği altına girmişlerdir. Bu istilalardan dolayı Ermeniler çok ezilmiştir. Rusya’nın egemenliği altında yaşamayı tercih eylemişlerdir. Ancak Ermeniler Rusya’nın zalim idaresinden de usandıklarından Osmanlı Devleti ve İran Devletinin topraklarında ikameti tercih etmeye başlamışlardır. Kuzey Kafkasya’da yaşayan Ermeniler de sürekli Gürcüler ile bir mücadele içinde olmuştur. 

Ermeniler tamamıyla Ruslaşmamak için dil ve edebiyatı yayım ve yaygınlaştırmak istemişler ise de bunların amacı Tiflis’te anlaşılarak Ermeni mekteplerinde Rus dili eğitimi zorunlu koşulmuştur. Ermeni yurtseverliği düşüncesine kapılan birtakım Ermeniler kendilerini Sibirya’da bulmuştur. Bu son yüzyılda Ermeniler Rusya’da her şeylerini kaybederek İslam idaresinin kendileri için Rusya idaresinden daha iyi olduğunu görmüşlerdir. Aslında Güney Rusya’da bu yüzyılın başlarında ticaretle uğraşan pek çok Ermeni Ruslaşmıştır. Milli menfaatleri nazarınca İslam idaresi altında yaşamanın ne derece hayırlı olduğunu bildikleri halde birkaç Ermeni’nin tahrikleri sonucu Ermeniler için zararı olan bazı meyillerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. 

Bağımsızlıklarını kazanma fikri Ermenilerin kalbinde pek büyük etki etmiştir. Bununla beraber Avrupa’nın desteği sayesinde de böyle bir amaç edinmişlerdir. Bulgaristan’da yaşayan Müslümanların gerek arzularıyla ve gerekse Bulgarların baskısı neticesinde Müslümanlar göç ettiklerinden Bulgarların nüfusu artmıştır. İşte bu durum onların başarılı olmalarını sağlamıştır. Ermeniler de bu durumda olup Kürtlerin, Yezidilerin ve Türklerin imhası ile yaşadıkları Anadolu topraklarının kendilerine kalması arzusu peşindedirler. 

Ermeniler Lord Salisbury’ye gönderdikleri bir dilekçede (24 Haziran 1878 tarihinde) Osmanlı topraklarında bulunan 1.330.000 Ermeniye karşılık, 530.000 Türk, Kürt, Yezidi, Laz vs. topluluklarının yaşadığını iddia etmişler ise de mösyö “Quinet”in bu konuda kesin istatistik veren “Memalik-i Şahane” (Empire Ottoman) isimli eserinde vilayetlerin ahali nüfusu hakkındaki bilgi şöyledir:


Vilayet İsmi................. Müslüman Halk............. Hıristiyan Halk
Adana............................ 158.000......................... 97.450
Halep............................. 192.450......................... 49.030
Ankara........................... 763.120......................... 94.290
Bitlis............................... 254.000....................... 131.390
Diyarbakır...................... 328.640........................ 29.130
Erzurum.......................... 500.780....................... 134.960
Konya.............................. 989.200.......................... 9.800
Ma’muret’ül-aziz(55).......... 505.440....................... 69.020
Musul................................ 248.380....................... --------
Sivas................................. 839.510...................... 170.430
Trabzon............................. 806.700....................... 47.200
Van.................................... 241.000....................... 80.000

      Toplam............................. 6.427.220................... 962.700 (56)



1 Eylül 1895 tarihinde Budapeşte Türkiye Başkonsolosluğundan gelen raporda, 31 Ağustos 1895 tarihli 208 nolu “Pester Lloyd” gazetesinde, Kürdistan ve Ermenistan hakkında Baron Edward Nohle’nin kitabıyla ilgili olarak yayımlanan makalesinde Vámbéry bu konudaki görüşlerini şöyle belirtmektedir: (57) 

“Baron Nohle’nin Ermenistan ve Kürdistan (Arabistan, Kürdistan ve Ermenistan’a seyahat, Baron Edward Nohle tarafından hazırlanan harita ve porteler, Braunschweig, Frederic Vieweg ve oğulları, 1895, sayfa 272) üzerine yazdığı kitap tam olmasa da doğru gibi görünmektedir... Avrupa’da, dinî kin ve ırka dayalı nefret duyguları nedeniyle yapılan bütün vahşetleri, Türk ihmaline mal etmeye ve bütün mutsuzlukları Türklere yüklemeye her zaman hazırız… Dışişleri Bakanının bir Ermeni (Artin Paşa), Çeviri Bürosunun müdürünün bir Yahudi (Davud Efendi) ve Hazine Bakanının bir Ermeni (Portakal Paşa) olduğu bir ülkede, Hıristiyan halkın yaşadığı ilçelere Hıristiyan müdürlerin atanması, Hıristiyan kaymakamın veya mutasarrıf’ın ( il valisi) atanması güçlüğe yol açmamıştır zira burada birçok Hıristiyan ülkede olduğundan daha toleranslıdırlar. Müziği yapan ses rengidir ve Doğunun ruhuna çok nadiren sokulmayı bilen Boğaziçi diplomatları, sözlerine daha bir titizlik katmış olsalardı o zaman Ermeni meselesi belki bu ciddi niteliği yüklenmemiş olacaktı”. 


Vámbéry, 5 Kasım 1892 (24 Teşrinievvel 1308) tarihli “Independencepilcer” adlı Belçika gazetesine Ermeni Meselesi hakkında verdiği beyanatta şöyle demiştir:

“…Türkiye’de Ermenistan üzerine hâkimiyet Osmanlı Devletinin varlığına bir şart olarak kabul edilmekte ve bu hakkın sonuna kadar savunulmasına karar verildiğini…”. (58) Vámbéry’nin faaliyetlerinden de anlaşıldığı üzere Ermeni meselesi hakkında Osmanlı tezini savunduğu görülmektedir. (59)


Vámbéry, “Daily Chronicle” gazetesinde 3 Kasım 1896 (22 Teşrinievvel 1312) tarihinde yayımlanan makalesinde Ermeni meselesi hakkında Türklerin haklılığını şu sözleriyle ifade etmiştir: “Türkler diyor ki Sırbistan’ı Bulgaristan’ı Romanya’yı elimizden alarak kolumuzu ayağımızı kestiniz biz yine de ses çıkarmadık, fakat şimdi Ermeni Meselesini ortaya çıkararak bizim devletimizi yıkmak istiyorsunuz biz buna tahammül edemeyiz ve kendimizi savunmaya mecburuz”. (60)


Sultan II. Abdülhamit, Vámbéry’ye Ermeni Meselesi hakkında İngiliz kamuoyunda yaptığı açıklamalar ve padişahın ülkenin geleceği için yaptığı bu çabaları ifade etmesinden dolayı teşekkür etmiştir. (61) Türk dostu olan Vámbéry, yaptığı hizmetlerden dolayı 1888 yılında ikinci rütbeden (62) 1902 yılında ise birinci rütbeden Mecidî Nişan ile taltif edilmiştir. (63) 

Vámbéry, 28 Eylül 1899’da kendisini ziyarete gelmiş olan Tunalı Hilmi’ye Türklere olan sevgisini şöyle açıklamıştır: “Ben Türklere tapınırım. Zikrim, fikrim Türktür… Dünyada bulunmaz, eşi yok bir milletir. Zeki, iyi yaratılışa sahip, faziletli, insaniyetli, mürüvvetli.” Türklere düşkünlüğünün nedenlerini ise yine kendine özgü anlatımla şöyle ifade etmektedir: 

“Dün hiç idim, bugün ilmim var, şöhretim var… Hep Türkler sayesinde. Ben bu nimete mazhariyetten mütevellit hatıratı hiç unutamam. Türkler için düşünmekten, Türkler için çalışmaktan geri duramam… Benim yapabileceğim, sırası gelince Türkler hakkında hüsn-i şehadette bulunmaktan ibarettir”. (64)




III- Sonuç

Avrupa’nın önemli Türkologlarından olan Vámbéry Türk kültürünü yakından tanıyıp önemli eserler vermiş bir Macar ilim adamıdır. Vámbéry, uzun süre Türkler arasında yaşamış ve tipik bir Türk beyefendisi olmuştur. Vámbéry, “Reşit Efendi” takma adını kullanarak 1863 yılında Orta Asya’ya seyahat etmiş ve bu seyahat sonrasında gerek Avrupa’da gerek Osmanlı topraklarında büyük bir şöhret kazanmıştır. 

Vámbéry bir taraftan ilmî çalışmalarda bulunurken diğer taraftan da Türklüğe hizmeti kendisi için bir görev edinmiştir. Vámbéry, Osmanlı Devleti’nin iç ve dış siyaseti ile yakından ilgilenmiş özellikle Ermeni meselesi hakkında Osmanlı tezini savunmuş, yabancı devletlerdeki Ermeni fesat hareketlerine karşı Macar ve Avrupa gazetelerinde makaleler ve Osmanlı Devleti aleyhindeki Ermeni meselesiyle ilgili haberlere de tekzipler yayımlatmıştır. Vámbéry’nin gerçekleştirdiği bu faaliyetlerin etkisiyle Macaristan kamuoyunda Osmanlı Devleti lehinde yazılar yazılmasında muvaffak olunmuş ve Macaristan kamuoyu kazanılmıştır. 

Böylece Vámbéry ömrünün sonuna kadar her fırsatta dünya kamuoyunda “iftiraya uğramış bu asil ulusu” kalemiyle savunmaya çalışmıştır.





Yücel NAMAL
Macaristan ve Ermeni Meselesi (1878–1920), 
Truva Yayınları, İstanbul 2010, s.51, 84, 65.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Bölümü
Ermeni Araştırmaları,2011, Sayı 39


2-  Namal, a.g.e., s. 66.
3-  BOA (Başbakanlık Osmanlı Arşivi), HR. SYS (Hariciye Nezareti Siyasi Kısım Evrakı), Dos. 2880, No. 7.
4-  Orbók’un faaliyetleri ve risalesi hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Yücel Namal, “A Booklet Regarding the Armenian Question in Hungary”, (Translated by Gizem Sökmensüer), Review of Armenian Studies, No: 22, 2010, s.203-219.
5-  Armin Vámbéry’nin eserleri için bkz. Mim Kemal Öke, Saraydaki Casus, Hikmet Neşriyat, İstanbul 1991, s. 287-290; Namal, a.g.e., s. 94; Hasan Eren, Türklük Bilimi Sözlüğü (I.Yabancı Türkologlar), Türk Dil Kurumu Yayınları Sayı:705, Ankara 1998, s. 326-328.
6-  Vámbéry, Batı Avrupa’da ve Macaristan’da Türklük biliminin kurucusu olarak ün kazanmıştır. (Eren, a.g.e., s.326).
7-  Bugün Çekoslovakya sınırları içinde kalmıştır. (Arminius Vámbéry, Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi,(Hazırlayan: N. Ahmet Özalp), Ses Yayınları, İstanbul 1993, s. 8.)
8-  Arminius Vámbéry, Travels in Central Asia, John Murray, London 1864, p. VII.
9-  Cemal Kutay, Sahte Derviş, Geçmişten Günümüze Türk Kitaplığı No: 4, İstanbul 1970, s. 6.
10-  Öke, a.g.e., s. 16-19; Eren, a.g.e., s. 326.
11-  Kutay, a.g.e., s. 3; Eren, a.g.e., s. 327.
12-  Eren, a.g.e., s. 327.
13-  Kutay, a.g.e., s. 3. 
14-  Vámbéry’den önce Orta Asya’ya istihbarat toplamak için gidip dönemeyenler arasında İngiliz İntelligence Service’den Conolly ve Stoddart adlı iki İngiliz subayı bulunmaktadır. Bunlar Buhara Hanı tarafından idam ettirilmiştir. Ayrıca İngiliz Yüzbaşı Wyburn’da Orta Asya’da kaybolmuştur. Bu bakımdan Vámbéry’nin bu gezisi çok tehlikeli bir girişimdi. (Kutay, a.g.e., s. 3; Öke, a.g.e., s. 19, 21; Eren, a.g.e., s. 327.)
15-  Öke, a.g.e., s. 21.
16-  Budapeşte Üniversitesi Türkoloji kürsüsü 1870’te kurulmuştur. Vámbéry bu üniversitede görev alan ilk Türkoloji profesörü olmuştur. (Öke, a.g.e., s. 30-31; Eren, a.g.e., s. 328.)
17-  Vámbéry Türklerle Macarlar arasındaki ilişkilere büyük önem vermiştir. Özellikle Macarların kökeni ile ilgili olarak Macarca’daki Türkçe alıntılar üzerinde durmuştur. Bu konuda Jόzsef Budenz ile tartışmıştır. Bu tartışma sonunda Budenz’in görüşü ağırlık kazanmışsada, bu konuda çıkan yazılar Türkoloji açısından değerli gözlemler getirmiştir. Bu tartışmalardan sonra Vámbéry, bir süre Macarların kökeniyle ilgilenmekten uzak kalmıştır. (Kutay, a.g.e., s. 5; Eren, a.g.e., s. 328; BOA, HR.SYS, Dos. 165, no. 22.) Vámbéry’nin 1896 yılında Viyana’da Macarların kökeni ile ilgili olarak “Macarların İntişarı ve Menşe-i” konulu konferansı için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 165, no. 22,01.03.1896.
18-  Kutay, a.g.e., s. 82.
19-  BOA, HR. TO(Hariciye Nezareti Tercüme Odası), Dos. 111, no.50; BOA, HR. SYS, Dos.185, no.9; BOA, Y.PRK.AZJ(Yıldız Perakende Evrakı Arzuhal ve Jurnaller), Dos.15, no.1.
20-  Vámbéry’nin Osmanlı Devleti tarafından maaşa bağlandığını da görmekteyiz. (BOA, Y.PRK.BŞK., Dos. 8, no. 20,24 R 1312.)
21-  Öke, a.g.e., s. 58-59; Vámbéry’nin casusluk faaliyeti hakkında Siyonizm’in ünlü lideri Theodor Herzl ise Vámbéry ile görüştükten sonra, günlüğüne şunları yazmıştır: “Bana tümüyle güvenerek kendisinin Türkiye’nin ve İngiltere’nin gizli ajanı olduğunu söyledi. Musevilere düşman olan bir toplumda çektiği sıkıntıları anlatarak Macaristan’daki
öğretim üyeliğinin göstermelik olduğundan söz etti.” (Kutay, a.g.e., s. 7.)
22-  BOA, Y.PRK. TKM(Yıldız Perakende Evrakı Tahrirat-ı Ecnebiye ve Mabeyn Mütercimliği), Dos. 23, no. 11; BOA, ZB(Zaptiye Nezareti Belgeleri), Dos. 338, no. 761.
23-  Bu ön yargılarının oluşmasında İstanbul’da yaptığı ilmi araştırmalarda kendisine zorluk çıkartılması nedeniyle oluştuğunu da görmekteyiz. (BOA, HR. SYS, Dos. 184, no. 76; BOA, HR. SYS, Dos. 184, no.78; BOA, Y.A.Hus(Yıldız Sadaret Hususî Maruzat), Dos. 220, no.54.)
24-  Vámbéry Türklerin misafirperverliğini şu sözlerle ifade etmiştir: “Türkler, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar ve hangi ahval ve şerait altında bulunurlarsa bulunsunlar, dünyanın en misafirperver milletidirler.” (Kutay, a.g.e., s.17.)
25-  Vámbéry’nin Osmanlı Devleti’nin iç ve dış siyaseti ile ilgi birçok meselede yazılar yazıp, konferanslar düzenlemiştir. Bu faaliyetleri ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. 1873 yılında Pester Lloyd gazetesinde Türkiye hakkında yazdığı makale için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 182, no. 44. Peşte’de Türkiye lehinde yaptığı konferans ve Türkiye’deki ıslahat hakkındaki broşürü için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 176, no. 26. 1878 yılında Türkler lehinde hazırladığı broşürün Fransa’da satışı ve Frankfurt’ta Osmanlı tarihi ile ilgili verdiği konferans için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 183, no.29. 1889 yılında “Modern Türkiye ve Onun Hükümdarı” adıyla yazdığı yazı için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 185, no. 8. 1890 yılında Londra’da Osmanlı topraklarındaki ilerleme hakkında yaptığı iki konuşma için bkz. BOA, Y.A. Hus. Dos. 225, no. 38; Y. PRK.TKM, Dos. 15, no.15; Y.PRK.EŞA, Dos. 9, no.62. Londra’daki bu konferansının Londra gazetelerindeki tenkitleri için bkz. Y.PRK.EŞA, Dos. 9, no. 66. 1894 yılında Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu mali sıkıntının giderilmesi için Yahudilerin yardımı dokunabileceği konusundaki tavsiyesi için bkz. BOA, Y.PRK. BŞK, Dos. 29, no. 32. 1896 yılında Macar Milli Sanayi Cemiyeti salonunda Osmanlı’nın durumu hakkında yaptığı konuşma için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 219, no. 38. Osmanlıdaki çözülmenin sebepleri üzerine verdiği konferans için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 216, no. 45. 1897 yılında Türkiye’deki reformlarla ilgili olarak yayımlattığı deneme için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 193, no. 40. 1898 yılında “Bugünkü ve Kırkyıl önceki Türkiye” ismiyle yayımlattığı risale için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 194, no. 2. 1903 yılında Pester Lloyd gazetesinde Osmanlının Avrupa vilayetlerindeki reformlarından bahseden makalesi için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 197, no. 82. 1907 yılında Japonya ile Osmanlı Devleti arasındaki diplomatik ilişkilere dair Pester Lloyd gazetesinde yayımlanan makale için bkz. BOA, HR. TO, Dos. 360, no. 5. 1908 yılında Kanuni Esasi hakkında Pester Lloyd gazetesinde yayımlattığı yazı için bkz.BOA, HR.TO, Dos. 360, no. 77. 1912 yılında Osmanlı kuvvetlerinin Balkan Savaşındaki başarısızlığının sebepleri ve Avrupa devletlerinin, Türkleri Anadolu’ya atmak için her şeye tevessül edeceklerine dair Pester Lloyd gazetesindeki “Esbab-ı Felaket” başlıklı makalesi için bkz. BOA, HR. TO, Dos. 542, no. 163. Vámbéry’nin
26-  Tayyib Gökbilgin, “Türkoloji ve Macaristan”, Türk Folklor Araştırmaları, Cilt:13, No:259, Şubat 1971, s. 5866.
27-  BOA, Y. PRK. EŞA(Yıldız Perakende Elçilik ve Şehbenderlik Tahriratı), Dos. 9, No. 64, Ek: 3; Vámbéry, Türkler lehindeki yaptığı yayınlar ile gerek İngilizlerin ve gerekse İngiliz Kraliçesinin dikkatini çekmiştir. Öyle ki Kraliçe’nin bir daveti sırasında, Osmanlı elçisiyle gerek Ermeni Meselesi ve gerekse Vámbéry hakkında bir görüşme yapılmıştır. (BOA, HR. TO, Dos. 63, No. 101.)
28-  Gökbilgin, a.g.m., , s. 5866.
29-  Öke, a.g.e., s. 39-40.
30-  (Pester Lloyd, La Correspondence Generale Autrichie) BOA, HR. SYS, Dos. 182, no. 44; Türkler lehinde yazdığı broşürü Fransa’da satmış ve Frankfurt’ta Osmanlı tarihi ile ilgili bir konferans vermiştir; BOA, HR. SYS, Dos. 183, no. 29; Vámbéry 31.10.1877 tarihinde Peşte’de Türkiye lehinde bir konferans verdiği ve Türkiye’deki ıslahat hakkında bir broşürü neşredeceği. Ayrıca Münih ve Frankfurt’ta konferans biletleri hâsılatının Osmanlı Ordusu yaralılarına gönderileceğinden Vámbéry’e teşekkür edilip nişan ile taltif edileceği (BOA, HR. SYS, Dos. 176, no. 26.) Modern Türkiye ve Onun Hükümdarı” adlı lehte yazısı için bkz. (BOA, HR. SYS, Dos. 185, no. 8); Vámbéry’nin İngiliz Hükümetinin Ermeni meselesi hakkında takip ettiği siyaseti tenkit ettiği Newcastle ve Daily Chronicle gazetelerine gönderdiği makaleler için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 2835, no. 66; BOA, Y.A.Hus, Dos. 363, no. 33; 1895 yılında Macar Budapesti Szemle dergisindeki Ermeni Meselesi hakkındaki makalesi için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 2744, no. 56; Vámbéry’nin Şark Mecmuası (Revue d’Orient) da çıkan “Ermeni Meselesi” ile ilgili Anadolu’da Ruslar ve İngilizler” başlıklı makalesi için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 2744, no. 51; Osmanlı Devletinin yapması gereken reformlar hakkında Polikai Hetiszemle adlı siyasi haftalık dergideki makalesi için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 193, no. 10; 1903 yılında Vámbéry’nin Osmanlı Devleti lehinde Pester Lloyd gazetesinde yayımlanan makalesi için bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 219A, no.52; BOA, HR. SYS, Dos. 197, no. 82; Vámbéry’nin 1908 yılında Pester Lloyd gazetesinde Kanuni Esasi hakkındaki makalesi için bkz. BOA, HR. TO, Dos. 360, no. 77; Almanya’da yayımlanan “Avrupa Matbuatı ve Türkiye” başlıklı makale için bkz. BOA, Y.PRK. AZJ, Dos. 27, no.74.
31-  BOA, Y.PRK. EŞA, Dos. 9, no.44.
32-  BOA, Y.PRK. EŞA, Dos. 6, no. 79.
33-  1896 yılında Londra’da Osmanlı lehinde yaptığı nutuk için bkz. (BOA, Y.A.Hus, Dos. 326, no. 78); Macar Milli Sanayi Cemiyeti salonunda yaptığı konuşma için bkz.(BOA, HR. SYS, Dos. 219, no. 38; BOA, Y.A.Hus, Dos. 363, no.128); 1890 yılında İngiltere’de Saltanatı Seniyye, Osmanlı İctimai Hayatı ve edebiyatı hakkında verdiği konferans için bkz. BOA, Y.PRK. EŞA, Dos. 9, no. 62; BOA, Y.PRK, TKM, Dos. 15, no. 15; BOA, Y.A.Hus, Dos. 225,no. 38; 1893 yılında Viyana’da padişahtan hürmetle bahsettiği konuşma için bkz. BOA, Y.A.Hus, Dos. 257, no. 137;1895 yılında Londra’da yapılan mitingde Ermeni meselesi hakkında lehimize bir nutuk irad ettiği bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 2838, no. 20.
34-  BOA, Y.PRK. EŞA, Dos.9, no. 66.
35-  BOA, Y.PRK. TKM, Dos. 16, no.20. Vámbéry’nin Londra’daki nutukları Rus gazetelerinin de dikkatini çekmiştir.(BOA, Y.A.Hus, Dos. 226, no.42.) Vámbéry, 12 Nisan 1895 tarihinde “Newcastle Daily Chronicle” gazetesinde yayımlanan makalesinde ise Osmanlı topraklarında Ermeni meselesi çıkarılırsa, bunun Kafkasya Ermenileri arasında da ortaya çıkacağını ifade etmiştir.( BOA, Y.A. Hus, Dos. 328, No. 14.)
36-  Öke, a.g.e., s. 118.
37-  Emrullah Tekin, “Ermeni Mes’elesiyle İlgili II. Abdülhamid’in Vambery’e Cevabî Bir İradesi”, Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı: 76, Şubat 1992, s. 146-147.
38-  Tekin, a.g.m., s. 147-148.
39-  Tekin, a.g.m., s. 148.
40-  Mustafa Küçük, “Vambery: Casus Bir Türkoloğun Türkiye ve Avrupa’ya Bakışı”, Arşiv Dünyası, Sayı: 5, Ocak 2005, s. 39.
41-  BOA, Y. PRK. TKM, Dos. 19, No. 40, Lef: 2.
42-  Orhan Koloğlu, Abdülhamit Gerçeği, Pozitif Yayınları, 5. Baskı, İstanbul 2005, s. 374-375; Öke, a.g.e., s. 148-149.
43-  Koloğlu, a.g.e., s. 279.
44-  BOA, Y. PRK. EŞA, Dos. 9, No. 64, Ek: 1.2.4.
45-  BOA, Y. PRK. EŞA, Dos. 9, No. 64, Ek: 2.
46-  Hayasdan(Hayastan), Ermeniler kendilerine “Hay” veya “Hayk” demektedirler. Ülkelerine ise “Hayastan” adını vermektedirler.(Abdurrahman Çaycı, Türk-Ermeni İlişkilerinde Gerçekler, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 2000, s. 3).
47-  Hayasdan (Haiasdan) isimli Ermeni gazetesi Agopyan adlı Ermeni başkanlığında Londra’da kurulan “Ermeni Vatanperverleri Cemiyeti” tarafından Fransızca ve Ermenice basılmıştır. (BOA, Y. A. Hus, Dos. 363, No. 33; BOA, Y. A. Hus, Dos. 220, No. 35; BOA, HR. SYS, Dos. 1904, No. 25, Lef: 16.)
48-  BOA, Y. PRK. ASK(Yıldız Perakende Evrakı Askerî Maruzat), Dos. 84, No. 51.
49  BOA, HR. SYS, Dos. 2744, No. 51; BOA, HR. SYS, Dos. 2835, No. 66; BOA, Y. A. Hus, Dos. 328, No. 14.
50-  Fair Play; Tarafsız
51-  audiatur et altera pars; hear the other side; hiç kimse kendisini anlatmadan suçlanamaz. (hukuki bir terimdir.)
52-  O! sancta simplicitas!; Holy innocence veya sacred simplicity; aziz masumiyet veya kutsal basitlik (tevazu)(dini bir terimdir.)
53-  BOA, HR. SYS, Dos. 2744, No. 51; Vámbéry’nin aynı içerikli makalesi 8 Nisan 1895 tarihinde Peşteden gönderilip İngiliz “Newcastle Daily Cronicle” gazetesinin 12 Nisan 1895 tarihli nüshasında da yayınlanmıştır. Bkz. BOA, HR. SYS, Dos. 2835, No. 66; BOA, Y. A. Hus, Dos. 328, No. 14.
54-  BOA, Y.A. Hus, Dos. 334, No. 21.
55-  Elazığ
56-  Vámbéry, 1896 yılında verdiği istatistikte ise Ermeni nüfusu hakkında yaptığı tahmini ise 1.131.125 olarak vermiştir. Diğer Avrupalı uzmanların tahmini ise şöyledir: 

Kaynak........... Tahmine konu olan bölge...... Tahmin
Contenson...... Asya Türkiyesi................... 1.150.000
                        Avrupa Türkiyesi.................. 250.000
Selonoy.......... Dokuz il................................ 726.750
Trotter............ Dokuz il................................ 780.000
Jakmen........... Dokuz il............................. 1.330.000
Zelenof........... Dokuz il................................ 921.000
Lynch............. Dokuz il............................. 1.058.484 

(Justin McCarthy, Müslümanlar ve Azınlıklar, Çeviren: Bilge Umar, İnkılâp Yayınevi, İstanbul 1998, s. 66.); M. S. Anderson’da eserinde 19. yüzyılın sonunda Türk egemenliği altında bir milyon kadar Ermeni’nin bulunduğunu ve Osmanlının hiçbir “vilayet” inde çoğunluk oluşturmadıklarını yazmaktadır.( M. S. Anderson, The Eastern Question 1774-1923, Macmillan St. Martin’s Pres, Newyork 1966, p.253.) Osmanlı İmparatorluk Hükümet danışmanı olarak görev yapan Paul R. Krause (Die Türkei) Türkiye 1915 adlı eserinde Ermenilerin 1,26 milyon nüfus ile Asya Türkiyesinin %5ini oluşturmaktadır diye yazmıştır.(Paul R. Krause, Türkiye 1915, Çev. Nurettin Süleymangil, Heyamola Yayınları, I. Baskı, İstanbul 2005, s. 33.) Her geçen yıl Ermeni kaybı bazı batılı ve Ermeni yazarlar tarafından çoğaltılmaktadır. Halbuki eldeki rakamların o sırada Ermeni nüfusunun yaklaşık 1.300.000 dolaylarında olduğu ve devletin toplam nüfusunun 18.520.000 içinde %6.9 olduğu bilinmektedir(Çaycı, a.g.e.,s. 70). Bu tablolardaki tutarsızlık tehcir sırasında 1.500.000- 2.000.000 Ermeni’nin öldüğü iddialarının çok abartılı olduğu göstermektedir.
57-  BOA, HR. SYS, Dos. 2744, No. 57; BOA, HR. TO, Dos. 352, No. 71.
58-  BOA, Y. PRK. TKM, Dos. 19, No. 40, Lef: 2.
59-  Koloğlu, a.g.e., s. 374-375.
60-  BOA, Y. A. Hus, Dos. 363, No. 33.
61-  Öke, a.g.e., s. 63.
62-  BOA, İ. DH. (İrade Dâhiliye), Dos. 86, no. 114.
63-  BOA, İ. TAL(İrade Taltifat), Dos. 224, no. 1318 Ca-13.
64-  Öke, a.g.e., s. 254-255.




Kaynaklar
*BAŞBAKANLIK OSMANLI ARŞİVİ (BOA)
*ANDERSON, M. S., The Eastern Question 1774-1923, Macmillan St. Martin’s Pres, Newyork 1966.
*ÇAYCI, Abdurrahman, Türk Ermeni İlişkilerinde Gerçekler, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları.
*EREN, Hasan, Türklük Bilimi Sözlüğü (I.Yabancı Türkologlar), Türk Dil Kurumu Yayınları Sayı:705,Ankara 1998.
*GÖKBİLGİN, Tayyib, “Türkoloji ve Macaristan”, Türk Folklor Araştırmaları, Cilt:13, No:259, Şubat 1971, s. 5866-5868.
*KRAUSE, Paul R., Türkiye 1915, Çev. Nurettin Süleymangil, Heyamola Yayınları, I. Baskı, İstanbul 2005.
*KOLOĞLU, Orhan, Abdülhamit Gerçeği, Pozitif Yayınları, 5. Baskı, İstanbul 2005.
*KUTAY, Cemal, Sahte Derviş, Geçmişten Günümüze Türk Kitaplığı No: 4, İstanbul 1970.
*KÜÇÜK, Mustafa, “Vambery: Casus Bir Türkoloğun Türkiye ve Avrupa’ya Bakışı”, Arşiv Dünyası, Sayı: 5, Ocak 2005, s. 35-39.
*MCCARTHY, Justin, Müslümanlar ve Azınlıklar, Çeviren: Bilge Umar, İnkılâp Yayınevi, İstanbul 1998.
*NAMAL, Yücel, Macaristan ve Ermeni Meselesi (1878–1920), Truva Yayınları, İstanbul 2010.
“A Booklet Regarding the Armenian Question in Hungary”, (Translated by Gizem Sökmensüer), Review of Armenian Studies, No: 22, 2010, s.203–219.
*ÖKE, Mim Kemal, Saraydaki Casus, Hikmet Neşriyat, İstanbul 1991.
*TEKİN, Emrullah, “Ermeni Mes’elesiyle İlgili II. Abdülhamid’in Vambery’e Cevabî Bir İradesi”, Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı: 76, Şubat 1992, s. 145-149.
*VÁMBÉRY, Arminius, Travels in Central Asia, Praeger Publishers, London 1864. Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi, (Hazırlayan: N. Ahmet Özalp), Ses Yayınları, İstanbul 1993.




EKLER
Ek 1: Vámbéry’nin kendi elyazısıyla II. Abdülhamid’e yazdığı,
Ermeni meselesi hakkında yalan haberleri neşreden gazeteler ve
haberleri hakkında yaptığı yorumları içeren mektup (21 Nisan 1889).
(BOA, Y.PRK. EŞA, Dos. 9, No. 64, Ek:2.)







Ek 2: Vámbéry’nin Ermeni Meselesi hakkında yazdığı 1895 yılında
Budapesti Szemle Dergisinde yayımlanan makalesinin ilk ve son
sayfaları.







(PROF. ARMİNİUS (HERMANN) VÁMBÉRY AND THE ARMENIAN ISSUE)


Hungarian Turkologist Prof. Aminius (Hermann) Vámbéry has recognized the Turkish culture closely and has produced important works in this filed. Vámbéry, a scientist, who knows Turkish well, has advocated the Ottoman thesis on Armenian issue. He has carried out the activities against the Armenians’ malicious activities in Europe, and has made disavows about the news related to Armenian issue against Ottoman published especially in the Western press. As a result of Vámbéry’s such activities, it was possible to publish the assays in favor of Ottomans in the Hungarian newspapers, thus the Hungarian public opinion had the positive opinion about it.






KİTAPTAN













ERİVAN; BİR TÜRK ŞEHRİ ....




PHOTO FROM URUD GRAVEYARD





REVAN (ERİVAN - YEREVAN) ve IĞDIR YÖRESİNDE 
DEMOGRAFİK YAPININ 
ERMENİLER LEHİNE DÖNÜŞTÜRÜLME SÜRECİ (1828–1920)




Tarihi süreçte Revan ve Iğdır Yöresi Türkler tarafından Çukur Saad ve Sürmeli Çukuru olarak adlandırılmaktadır. 1828 yılına kadar yöre, toplumsal ve kültürel yönden ağırlıklı olarak Müslüman Türk özelliklere sahip idi. 1828 yılına kadar yörede yaşayanların %77-78’i Müslüman Türklerden oluşmaktaydı.

Burası, Ruslar ile İranlılar arasında yapılan Türkmençay Antlaşması ile Rusların egemenliğine girmiştir. Ruslar egemenliklerine aldıkları bu yörede daimi olabilmek amacıyla yöreye Hrıstiyan unsur olan Ermenileri yerleştirmek için çalışma başlatmışlardır. Bu doğrultuda, buraya Ermeni Vilayeti adını vermişlerdir. Ermenilere, verimli topraklar vermek gibi vaadlerle, Osmanlı ve İran ülkesinde yerleşik olan Ermenilerin yöreye göçünü teşvik etmişlerdir. Bunun neticesinde on binlerle ifade edilen Ermeni bu bölgeye göç etmiştir. Buraya gelen Ermeniler tek etnik grup olmak için, Rusların da desteği ile Müslüman Türkleri yöreden göç ettirmek için tedhiş eylemlerine başlamışlardır. Bu çalışmada, 1828–1920 yılları arasında bu yöredeki demografik değişiklikler incelenmeye çalışılmıştır. 




Tarihi süreçte, Revan ve Iğdır yöresi, Çukur Saad ve Sürmeli çukuru adları ile anılmaktadır. Kasım 1920 yılında Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk ordusu Iğdır ve ilçelerini geri alana kadar Revan ve Iğdır yöresindeki Türklerin toplumsal, kültürel yapısı aynı olup, iklim özellikleri de genel olarak birbirinin aynısı idi. 1920 yılı kasım ayından itibaren bu yöre Aras Nehri sınır kabul edilerek Iğdır ve civarı Türkiye de, Revan ve civarı ise Ermenistan tarafında kalmak üzere fiilen ikiye ayrılmıştır.

Türkler ile Ermeniler burada yaşamlarını büyük oranda huzur ve sükûn içinde XIX. yüzyıla kadar sürdürmüşlerdir. Bu birliktelik, Rusların istilasına kadar devam etmiştir. Rus istilası sürecinde ve sonrasında Ermeniler milliyetçi düşüncelerin etkisiyle kendilerine tek etnisiteli bir vatan meydana getirmeye çalışmışlardır. Rus destekli bu Ermeni milliyetçiliği, zamanla saldırgan bir yapıyı benimseyerek, Müslüman Türklerin bu yöreden göç ettirilmesi amacına yönelik olarak tedhiş ve katliamlar gerçekleştirmeye başlamıştır.

Bu çalışmada, bu bölgede XI. yüzyıldan itibaren var olan Türklerin demografik üstünlüğü ve bu üstünlüğün Ermeniler tarafından hangi yöntemler kullanılarak, çoğunluğun nasıl azınlık durumuna düşürüldüğü incelenmeye çalışılmıştır. Revan ve çevresi, Rus hâkimiyetine girdikten sonra bu yörede Rus destekli büyük bir Ermeni mezalimi yaşanmış ve bunun neticesinde buradaki Türkler aşama aşama etnik temizliğe maruz kalmışlardır. Yöredeki Ermeni mezaliminin yaşanmasına sebep olan gelişmelerin daha iyi anlaşılması açısından bu yöredeki demografik yapının bilinmesi gerekmektedir.


Yöredeki Türk Varlığı

Osmanlıların, Revan, Rusların, Armanskaya Oblast (Ermeni Vilayeti), Azerbaycan Türklerinin İrevan ve günümüzde Ermenistan olarak adlandırılan ülke dâhilinde Ermeniler, Müslüman Türk nüfusa oranla azınlıkta bulunmaktaydılar.

Osmanlı belgelerinde, Revan (Erivan) merkezli Çukur Saad ve Sürmeli Çukurunda (Revan-Iğdır Ovasında) nüfusun yoğun bir şekilde Müslüman Türk olduğu kayıtlıdır. Bu kayıtları destekleyecek siyasi ve askeri gelişmeler tarihi kaynaklar arasında da mevcuttur.

XIII. Yüzyıldan itibaren, Iğdır, Revan, (Erivan) ve Nahçivan civarında gelişen siyasi ve askeri olaylarda, Selçuklu, Osmanlı ve Safevi gibi Türk menşeli devletlerin rol oynaması, bu dönemde buraların Türk-Türkmen yurdu olduğunun en büyük delilini oluşturmaktadır. Bu dönemde bu bölgede Ermenilerin herhangi bir nüfus ağırlığı olmadığı gibi, meydana gelen siyasi gelişmelerde de etkinlikleri hiçbir şekilde görülmemektedir. Ermeniler, bu dönemde bölge nüfusunun çok küçük bir kısmını oluşturmakta ve Üçkilise’deki (Eçmiyazin) manastır çevresinde dini bir topluluk halinde, genel olarak bölgede hâkim olan Türk kökenli devletler olan Osmanlı veya Safevi (Türkmen) hâkimiyetinde yaşamakta idiler. (1)

1590’da Osmanlı Devleti tarafından düzenlenen, Revan Tapu Tahrir defterinde kayıtlı, Çukur Saad’da yer alan (Revan-Iğdır Ovası) köylerden çoğunun adları Türkmen boy ve oymaklarının adlarını taşımaktadır. 

Bunlar; Ozanlar, İsalu, Pornak, Takçılu, Cebecilü, Palaslu, Gökçebeglü, Üveysbeglü, Demircilü, Kozanlu, Yasavullu, Alpavud, Lalabegi, Tarcanlu, Dibeklü, Samagar, Muganlu, Talışlu, Khoçkeri (Koçkiri), Kaçar, Yasaklu, Körpelü, Hacı-karalu, İmanşalu, Koylahisarlu, Ağaceri, Yahyalu, Musa-Hacılu, Navruzlu, Gencelü, Develü, Zencirlü, Saçlu, Avşar, Tekerlü, Köseler, Karabörk, Ağzıkanlu, Cibinlü, Abaranoğlu (büyük ihtimalle Oğuz Türkçesi’nde, Aparanoğlu-Götürenoğlu), Kuşoğlu, Nazaroğlu, Akhı-Veys (Hakveyis) ve İmaret (Amarat-Kadı kışlak) (2) ve sairedir.

Bu köylerde yaşayanların ahalisi hiç şüphe yok ki Türklerden oluşmakta idi. Bunun en büyük delili de bu yerleşim birimlerinin Türkçe ve Türk aşiretlerinin adlarını taşımasıdır. Bunun dışında Revan merkezli Çukur Saad’da (Revan-Iğdır Ovası) çok sayıda göçer Türkmen Boyu da mevcut idi. 

Evliya Çelebi 1647 yılında Revan’a yaptığı seyahatte, Ağrı Dağı ve civarı (Revan ve Iğdır Ovası’nın bulunduğu bölgeyi kapsar) için “Türkmenlere yaylaktır” (3) ifadesini kullanmakla, bölgedeki yoğun Türk nüfusa ve bölgenin Türklüğüne vurgu yapmıştır. Revan ve Iğdır yöresinin çukur (ovalık) kısmı da şüphesiz kışlakları idi. Yine XIII. yüzyıl Revan ve civarı hakkında bilgi veren kaynaklar, bugünkü Erivan merkezli Ermenistan coğrafyası için XIII. Yüzyılda Türkmenistan (Türkmen Ülkesi) adını kullanmaktadır. (4)

Bölgenin Türklerin veya Türkmenlerin vatanı olduğu gerçeği, Fransa’daki Historia Üniversitesi tarafından kaleme alınan ve 1783 yılında Fransa Kralına sunulan ve kralın onayı ile yayınlanan “Osmanlı Devleti Tarihi” adlı eserde, bugünkü Ermenistan’ın XIII. yüzyılda Türkmenistan (Türkmen Ülkesi) olarak adlandırıldığı kayıtlıdır.

1747 yılının Haziran ayında, İran da hâkim bulunan Avşar Türkmenlerinden Nadir Şah suikast sonucu öldürülünce, İran’ın hâkim olduğu topraklarda iç karışıklıklar çıkmış ve bu iç karışıklıklar sonucu İran’ın toprak bütünlüğü bozulmuştur. İran’ın hâkim olduğu topraklarda yirmi kadar hanlık kurulmuştur. Bu hanlıklardan biri, Turgutlu Türkmenlerinin hâkimiyetinde olan Revan Hanlığıdır. (5)

Revan Hanlığı döneminde, Çukur Saad yöresindeki Ermeniler yaşantılarını genel olarak barış ve huzurlu bir ortamda sürdürmüşlerdir. Bu doğrultuda, Revan Hanlığı’nın yönetiminde olan topraklarda, Eçmiyazin Ermeni Patrikliği’nin 375 hektar vakıf arazisi olup, bu arazi dâhilinde tarımla uğraşmaktaydılar. Bu arazinin işlenmesinden elde edilen gelirden Türk yönetimleri vergi almamaktaydı.(6)

Bu durum, Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan Ermenilere uygulanan sistemin bir benzeri idi. İran coğrafyasında yönetimde olan Türkmenlerin de, Ermenilere karşı herhangi bir baskı ve dışlamaya yönelik uygulama veya siyaset takip etmemekte idiler. 

Bu açıdan değerlendirildiğinde, Ermenilere, adı geçen Türk kökenli iki devlet tarafından, ne dini, ne de etnik açıdan herhangi bir olumsuz tutum takınılmadığı gibi aksine korunup kollandıkları izlenimi edinilmektedir. (7)

Ancak daha sonraki yüzyıllarda Eçmiyazin Ermeni patrikliğinin yörede bulunması, Ermenilerin Revan ve civarına özel bir önem vermesine neden olmuş, onlar burasını kutsal bir yer olarak kabul etmiş ve bütün dikkatlerini bu yöreye yöneltmişlerdir. Bu nedenle burada bir Ermenistan Devleti kurmak, Ermenilerin hayallerini hep süslemiştir. Ancak karşılarında kendilerine en büyük engel olarak gördükleri bir gerçek vardı. Bu gerçek de bölgedeki Müslüman Türklerin nüfus bakımından, Ermenilere oranla büyük bir çoğunluk oluşturmalarıydı. 

Rus hâkimiyetine girmeden önce, bu yöredeki demografik dağılım yoğun şekilde Müslüman Türklerin lehine idi. Çukur Saad yöresinin 1590 yılı kayıtlarına göre, Revan Eyaletinde, (Iğdır ve civarını da içine alan Çukur Saad yöresinin Erivan, Nahçıvan ve Şüregel mıntıkaları kapladığı alanda) 120 bin kişi yaşamaktaydı. 1728 yılında ise aynı yörede, 183 bin kişinin yaşadığı kayıtlardan anlaşılmaktadır. (8)

1590 yılına ait olan kayıtta, bu nüfusun, %77,5’ini Türkler, %22,5’ini Ermeniler, 1728 yılına ait kayıtta ise bu bölgede yaşayanların %76,5’ini Türkler, %23,5’ini ise Ermenilerin oluşturduğu tespiti yapılmaktadır. 

Revan eyaletine ait verilen bu iki nüfus kayıt bilgileri, Osmanlıların bölgeye hâkim olduğu devre aittir. Osmanlılar, herhangi bir bölgeyi ele geçirdiklerinde o bölgedeki arazi ve vergi verecek nüfusu kayıt altına alırlardı.(9)

Revan ve civarı da ele geçirildiğinde, hemen arazi ve vergi verecek nüfusu kayıt altına alınmıştır. Bu nüfus kayıtlarında hata payı çok azdır. Çünkü Osmanlı Devleti, Müslim ve gayri Müslim unsurlardan farklı vergiler aldığından, alınan vergiler aynı dine mensup olup olmamakla bağlantılı olduğundan ve Ermenilerin, İslam inancında olmaması sebebiyle, Cizye adı ile bilinen verginin onlardan ayrıca tahsil edildiği göz önüne alındığında,(10) Osmanlı
tahrir defterlerindeki kayıtların gerçeğe çok yakın olduğu anlaşılmaktadır. 

Bu nedenle, 1590 ve 1728 yılına ait Osmanlı kayıtlarında, Revan Eyaletinin (Bugün Ermenistan olarak adlandırılan ülke) demografik yapısı içerisinde, Türk nüfusun büyük bir çoğunluk oluşturduğu görülmektedir.

Bölgenin yer adlarına (Toponim) bakıldığında bile, yerleşim birimlerinin çoğunun Türkçe olduğu görülür. Bu durum bütün Ermenistan için geçerlidir.(11) Aynı durum, Iğdır ve civarı (Sürmeli Kazası) için de geçerlidir.(12)

Bölgedeki yer isimlerinin Türkçe menşeli olması gerçeğini Ermeni Tarihçilerden Z. Gorgodyan’ın, 1932 yılında Erivan’da bastırılan “1831-1931’inci Yıllar Arasında Sovyet Ermenistanın Ahalisi” (Ermenice) adlı kitabında Ermenistan’da kayıtlı 2310 yerleşim yerinden 2000’nin adının Türkçe menşeli olduğun kaydedilmiştir. (13)



Yörenin Rus Hâkimiyetine Girmesi

XIX. yüzyıldan itibaren Ruslar, Kafkasya’ya doğru istila hareketine başlamışlardı. 1826 yılında Kuzey Azerbaycan da ortaya çıkan genel bir ayaklanma üzerine, İran olaya taraf olmuş ve bu suretle, İran-Rus savaşı başlamıştır. Revan Hanlığı da İran’a bağlı olması nedeniyle bu savaşa taraf olmuştur. Revan ve civarı bu savaş neticesinde, Rusların üstün gelmesi üzerine, iki devlet arasında yapılan Türkmençay Antlaşması (1 Şubat 1828) ile Rus hâkimiyetine geçmiştir.(14) Bu antlaşma ile Revan’a bağlı olan Iğdır ve civarı da doğal olarak Rus hâkimiyetine girmiştir.

Rusların, Revan (Erivan) çevresinde, Revan Türkleri ile yaptıkları savaşa tanık olan ve bu savaştaki gelişmeleri kaydeden zamanın Rus yazarları, uzaktan gördükleri Revan’ı tarif ederken, pek çok camii minaresinin göründüğünü yazmışlardır. Revan Kalesi, Rusların eline geçtikten sonra, şehre giren Rus yazarlar, ahalisinin çoğunun Türk olduğunu görmüş ve eserlerinde bu gerçeği kaydetmişlerdir. 

Ruslar, Türkmençay Antlaşması ile hâkimiyetlerine aldıkları, Revan, Nahçivan ve bunlara birleştirdikleri Karabağ’la birlikte anılan yerlerde bir idari yapı oluşturmuşlardır. Oluşturulan bu idari yapının adını “Armanskaya Oblast” (Ermeni Vilayeti) koymuşlardır (Mart 1828).(15) 

Ermeniler bu idari birime, Ruslar tarafından Ermeni Vilayeti adının verilmesini, uzun zamandan beri özlemleri olan, bağımsız Ermenistan veya Muhtar Ermenistan idaresi özlemlerine kavuştuklarını zannederek, kısa süreli bir sevinç yaşamışlardır. 

Ancak Ermenilerin bu sevinçleri uzun sürmemiştir. Rusların, yöreyi işgali sürecinde, onlara her türlü yardımı sağlayan ve Ermeni dini lideri olan Nerses’i tutuklayıp, Basarabya’ya sürgün etmişlerdir. Ermeniler oluşturulan yapının bir Rus vilayeti olduğunu, bu bölgeleri Rus Çarı  adına işgal eden ve daha sonra da oluşturulan Ermeni vilayetinin başına getirilen Rus Komutanı Paskiyeviç’ten öğrenmişlerdir.(16)  Ermenilerin, bağımsız veya muhtar (özerk) Ermenistan’a kavuşma sevinçleri bu nedenle kısa sürmüştür. 

Bu dönemde İran’da hâkimiyet, Kaçar Türkmenlerinde bulunmaktaydı. Türkmençay Antlaşması (1828) ile neticelenen bu Rus–İran Savaşın da, Ermeniler, bağlı oldukları Müslüman Türk idaresinin kendilerine her türlü kolaylık göstermesine rağmen, gönüllü silahlı çeteler oluşturarak din adamlarının öncülüğünde, Rusların yanından savaşa katılmışlardı.(17) Ermeniler, bu Rus-İran savaşında, daha sonra meydana gelen Osmanlı-Rus savaşlarındaki, Ruslar lehine olan açık ve faal tutumlarının adeta bir denemesini yapmışlardır.

Rusların, Ermeni Vilayeti adını verdikleri bu bölgede idari yapı kısa süre sonra değiştirilerek, geçici bir askeri idarenin merkezi haline dönüştürülmüştür (Eylül 1829).(18) Bu bölge yirmi yıl sonra ise, Erivan, Nahçivan, Gümrü, Yeni (Novo) Bayezid ve Ordubad kazalarından oluşan Erivan adı ile anılan ve yöneticisi askeri vali olan yeni bir idari yapı meydana getirmişlerdir. Vali başkanlığında olmak üzere, vali yardımcısı ve Rus asıllı yüksek devlet memurlarının katılımı ile bir vilayet meclisi oluşturulmuştur. Bu meclisin dışında yine Rus memurlardan oluşan bir vilayet mahkemesi olup, Türklerin gönlünü almak ve Rus devletine sempati duymalarını sağlamak amacıyla mahalli imamın öncülüğünde, Müslümanlara mahsus bir şer’i meclis oluşturulmuştur.(19) 

Bu suretle Türklere, Rus Devletinin, Müslümanların haklarına saygı gösterdiği mesajı verilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte bölge ahalisinin dilini değiştirmeye özel önem vermişlerdir. Bu doğrultuda 1840 yılına kadar bölgede resmi dil Farsça iken, bu tarihten itibaren Rusça resmi dil olarak dayatılmıştır. (20) Buna rağmen resmi yazışmaların dışında, bölgedeki ahalinin büyük bir çoğunluğu toplumsal hayatta Türkçe konuşmakta (21) ve kültürel eserlerini de Türkçe meydana getirmekteydiler. (22) 

Türkçenin yörede kültürel ve edebi dil olduğu gerçeğini, Köroğlu, Kerem Dede, Âşık Garib, Emrah ile Selbihan, Dede Kasım, Kurbani, Gökçeli Âşık Aliasker (Elesker), Beyböğrek, Tepegöz, Aslanbeğ (Basat) gibi edebi ürünlerin kendi aralarında yaygın olarak Türkçe anlatılmasıdır.

Bu suretle, Türkler, milli destan ve hikâyeleri ile efsane ve ananelerini canlı tutarak varlıklarını korumuşlardır. (23) Bu bölge de Türkçenin konuşulması bu dönemle sınırlı olmayıp, Türklerin Anadolu’ya yayılma (XI. yüzyıl) sürecinden itibaren Türkçe, Kafkasya bölgesinde en yaygın konuşulan dillerden birisi olduğu gibi, zamanla bölgedeki farklı etnik gruplar arasında ortak anlaşma dili haline de gelmiştir. (24)


Yöre de Demografik Değişim

Ruslar ile İran arasında 1828’de imzalanan Türkmençay Antlaşması gereğince, bu yörenin merkezi olan Revan, Rusların hâkimiyetine girmiştir. Ruslar, Revan merkezli bu bölgenin yoğun olan Türk ve Müslüman nüfusunu göz önüne alarak, burada daima varlıklarını sürdürmek ve gelecekte daha ileri mıntıkalara  (Anadolu ve İran içlerine) yönelmek için burasını bir üs olarak teşkil etmişler, bu yüzden buralara Hrıstiyan unsurların yerleştirilmesi siyasetini benimsemişlerdir. (25)

Bu yöre, Rus hâkimiyetine girmeden hemen önce, Erivan Vilayeti’nin demografik yapısının ezici çoğunluğu Türklerden oluşmaktaydı. 1828 yılına kadar Erivan ve civarındaki (Sürmeli Çukuru) nüfusun toplam 106.900 kişi olduğu; bu nüfusun 81.749’u Türk, 25.151’i ise Ermeni idi. (26) 

Bu nüfus oranlarına bakıldığı zaman, Erivan ve civarının demografik yapısında Türklerin tartışılmayacak kadar açık şekilde çoğunluğu oluşturdukları görülmektedir. Bu amaçla Ruslar, Revan ve çevresinde Hrıstiyan nüfusu artırmak amacıyla ilk etapta yerleştirilecek unsur olarak Ermenileri düşünmüşlerdi. Bu doğrultuda İran ve Osmanlı vatandaşı Ermenilere çeşitli teşvikler sunmak, özellikle Sürmeli Çukuru (Çukur Saad) denilen bölgeye Ermeni Vilayeti adını vermek suretiyle, Ermenilerin kitle halinde buraya göçünü sağlamışlardı.(27) 

1828–1829 yıllarında Kuzey Azerbaycan olarak adlandırılan Revan bölgesine, İran’dan sayıları 6.946’yı bulan Ermeni ailesi göç etmiştir. Bunların toplam olarak 35.560 kişi olduğu bilinmektedir. Edirne antlaşmasından sonra (1829–1830 yıllarında) Osmanlı ülkesinden, yaklaşık 14 bin Ermeni ailesi, bu nüfus olarak 84.000 kişi yapmaktadır ki, buraya göç ettirilmiştir. (28) 

Buraya göç ederek yerleşen 2.264 ailenin Kars’tan, 4.315 ailenin de (Doğu) Beyazıt’tan geldikleri tespit edilmiştir. Bu gelenlerden bir kısmı, Rus işgali nedeniyle can ve mal güvenliğinden dolayı Müslüman Türklerin boşalttığı köylere yerleştirilmiştir. Bu suretle, savaştan sonra geri dönmesi muhtemel Müslüman Türk ahalinin önünü kesmişlerdir. Köyleri ellerinden çıkan Müslüman Türkler ise Türkiye ve İran’a göç etmek zorunda bırakılmıştır. (29) 

Ruslar, bu bölgenin idari teşkilatını 1872 yılında yeniden düzenleyerek Erivan Guberniyası’na yedi (Erivan, Aleksandrapol, Nahçivan, Novo Beyazid, Sürmeli (Iğdır), Dereleyez-Şerur ve Eçmiadzin) kazayı daha bağlamışlardı. Bağlanan bu kazalardan biri de Sürmeli Kazası adı ile anılan Iğdır ve civarını içine alan yöredir. (30) Bu düzenleme yapıldığında bile Ermeniler, Erivan, Iğdır ve civarında nüfus açısından çoğunluğu oluşturmuyorlardı.

Aynı durum, Ermenilerin çoğunluk iddiasında bulundukları, Osmanlı Devleti’nin Doğu vilayetleri olarak bilinen ve Vilayat-ı Sitte olarak adlandırılan bölge için de geçerli idi. Din ve Etnik açıdan bölge değerlendirmeye tabi tutulduğunda; % 83 Müslüman, % 14 Hristiyan Ermeni, % 3 Hristiyan Rum ve Süryani vb. gibi unsurlardan oluşmaktaydı. Ancak araştırmalar hiçbir yerde çoğunluğu oluşturmadıklarını hatta en kalabalık oldukları Erzurum vilayetinde bile %20.77 nüfus oranına sahip olduklarını göstermekteydi. (31) 

Yine Osmanlı Devletinin 1914 istatistiğine göre, o zamanki mülki taksimata göre (Erzurum, Van, Bitlis, Harput, Bitlis, Diyarbakır) vilayetlerinde toplam nüfus 3.225.989 olup bunların 2.622.010’u Müslüman, 483.672’si Ermeni, 4859’u Rum ve 115.820’si Süryani idi. (32) 


Özetle; Ermeniler ve diğer Hrıstiyan unsurlar Doğu Anadolu bölgesinin hiçbir yerde çoğunluk oluşturmuyorlardı.

1828 yılından 1918 yılına kadar Revan ve çevresinin demografik yapısını değiştirmek için Ruslar büyük çabalar göstermelerine rağmen büyük oranda Hristiyan çoğunluğunu sağlamayı başaramamışlardır. 

1908 yılına ait Rus nüfus istatistiğine göre Erivan vilayetine bağlı, Iğdır ve civarını içine alan Sürmeli Sancağına bağlı, 234 köyde toplam 91.141 nüfusun yaşadığı tespit edilmiştir. Bu sayıma göre Sürmeli sancağındaki nüfusun, 68.692’si (%70,7’si) Türk ve Müslüman, 28.449 kadarı ise Ermeni nüfustan oluşuyordu. Ancak bu sayımda sadece erkek nüfus dikkate alınmıştır. Bu sayımda, Sürmeli Sancağının 1908 yılına ait nüfus verileri yerleşim birimlerinin etnik yapıları ile birlikte verilmiştir. Rus istatistiğinde bile Türk ve diğer Müslüman unsurların bölgede nüfusun çoğunluğunu teşkil ettiği görülmektedir. I. Dünya Savaşının başladığı 1914 yılında dahi Erivan ve civarında yaşayan Türk nüfus, sayısal açıdan aşağı yukarı Ermeni nüfus ile aynı seviyede idi. (33)

Justin Mc Carthy, “Ölüm ve Sürgün,” adlı eserinde, Erivan Vilayetindeki Türk nüfusun 1914 ve 1926’daki oranını karşılaştırmıştır. Bu karşılaştırmaya göre; 1914’te Türk nüfus 270.000 iken 1926 yılında Türk nüfusun 89.000’e düştüğünü kaydederek aradaki Türk nüfus kaybının oransal farkının %67 olduğunu tespit etmiştir.

Bu oranlamada, Türk Milli Mücadelesinden sonra Türk sınırları içerisinde kalan Iğdır ve civarını dışta tutarak hesaplamıştır. Rus hâkimiyetinde kalan Erivan ve civarı için bu sonuçlar geçerlidir. Bölgedeki bu nüfus değişiminin en büyük neden, İngiliz Amirali Bristol’un tuttuğu günlükte kayıtlı şu sözlerinde arandığında, sorunun nedeni açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır; 

“Genaral Dro’nun yanında (bulunarak) hizmet görmüş subayların verdiği raporlardan biliyorum ki, savunmasız köyler topçu ateşine tutulmuştur ve sonra işgal edilmişlerdir; eğer orada kaçmamış yerli halktan (Müslüman) kimse bulunmuş ise bunlar vahşice öldürülmüşlerdir. Köy talan edilmiştir. Bütün hayvan sürüleri gasp edilmiş ve sonunda köy yakılmıştır. Bu eylemler Müslümanları (Türkleri) defetme amacıyla düzenli ve sistemli biçimde yürütülmüştü.”(34)

Bu kayıt farklı bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, Amiral Bristol, Ermenilerin Türklere yaptığı katliamları ifade ederken “düzenli ve sistemli biçimde yürütülmüştü” şeklindeki ifadeyi kullanmak suretiyle bölgedeki Türklere soykırım yapıldığını kuşkuya yer bırakmayacak derecede açıkça dile getirmektedir. 

Eğer, 1948’de kabul edilen Birleşmiş Milletler Anayasası’nda yer alan “Soykırım Suçunu Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi”, geçmişe yönelik işletilecek ve Amiral Bristol’un tuttuğu bu rapor işleme konulacak olursa, Ermenilerin Türklere yönelik soykırım yaptıkları ortaya çıkmaktadır. 

Çünkü Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunda, 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde soykırım tanımlanırken kullanılan ifade şöyledir; 

“Silahsız ve savunmasız bir toplumun bireylerinin hiç ayrım gözetilmeksizin planlı bir şekilde ve silahlı bir toplum tarafından tamamen yok edilmesidir.” (35)



Sonuç

XIII. yüzyıldan itibaren batılı kaynaklarda Türkmenistan olarak geçen ve günümüzde Ermenistan olarak adlandırılan ülkede çoğunluk Müslüman Türklerden oluşmaktaydı. Rusya desteğindeki Ermeniler, 1828’den başlayarak Türklere yönelik etnik temizlik hareketine başlamışlardır. Ermenilerin yaptıkları bütün katliam ve sürgünlere rağmen, 1920 yılına kadar Ermenilerin kendilerine merkez olarak seçtikleri Revan (Erivan) ve civarında Müslüman Türk nüfusu sayısal yönden hemen hemen Ermeni nüfusa eşit idi. (36) 

Bu nedenle Türkler, yöre üzerinde tarihten gelen doğal bir hakka sahip idiler. Bu haklarından da kolay kolay vazgeçmek amacında değildiler. Bu amaçla, Ermenilerin teşkilatlı tedhiş hareketlerine karşı, Türklerde teşkilatlanmaya başlamışlardı. Ancak bu teşkilatlanmada Türkler, Ermenilere nazaran çok geç kalmışlardı. Çünkü Erivan ve civarın da yüzlerce Türk köyü yakılıp, yağmalanıp ve ahalisi katledildikten sonra Türkler, durumun korkunçluğunun farkına varmışlardır. 

Ermeni tedhişine o dönemde engel olacak ve Müslüman Türklerin hayatlarını güven içinde idame etmelerine yardımcı olacak bir teşkilat ise bulunmamaktaydı. O dönemde (1828–1920), Müslüman ülkeler arasında en güçlü devlet olarak Osmanlı Devleti olmasına rağmen, Osmanlılar yöredeki demografik değişikliklere müdahil olamamıştır. Buna sebep olarak muhtemelen Osmanlı Devleti’nin zayıf durumda bulunması gösterilebileceği gibi, bölgenin Osmanlı hâkimiyetinden iken değil de, İran’ın hâkimiyetinde iken Rus egemenliğine geçmesi bir müdahaleye engel teşkil etmiş olabilir. 

Neticede her ne olursa olsun; XIII. yüzyıldan itibaren Türkmenlerin vatanı olan yöre, 1828’den itibaren Ermeni vatanı haline dönüştürülmüştür.

Bölgenin içinden geçen Aras Nehri’nin akış istikametinin sağ tarafında yer alan Iğdır ve civarı, Türk Milli Mücadelesi (1919 -1922) neticesinde Ermeni vatanı olmaktan kurtarılmıştır. Bu suretle, Türk toprağı olan Revan ve civarındaki, Müslüman Türkler, etnik temizliğe tabi tutularak, doksan iki yıl (1828–1920) içinde Ermenistan haline getirilmiştir. Buradaki, Müslüman Türklerin felaketi ise, dünya devletleri tarafından görmezlikten gelinmiştir. 



Öğr. Gör. Oktay KIZILKAYA 
Kafkas Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü
Sosyal Bilimler Dergisi-22, 2007




1-)  1441 yılında Kilikya bölgesinden çıkarılan Ermeni ruhanileri Üçkilise de denilen ve Iğdır’ın yaklaşık 20 km yakınındaki Eçmiyazin’e gelerek burayı kendilerine dini merkez (Katolikosluk-Katogigosluk) yapmışlardır. Bkz. Saide Hacieva “İrevan (Revan) Türk Hanlığı ve Osmanlı Devleti ile ilişkileri,” Türkler, 7. Cilt, Yeni Türkiye Yayınları. Ankara, 2002, ss. 64–72. 2
2-) M.F. Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi 1451-1590, Ankara, TTK Yay.,1998, s. 349. 3
3-)  Evliya Çelebi Seyahatnamesinden seçmeler, (Haz.) H. Nihal Atsız, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1991, s. 273. 4
4-)  Osmanlı Devleti Tarihi, (Çev.) Şiar Yalçın, Nokta Yayınları, İstanbul, 2003, s. 28. 
5-) Hacieva, “İrevan (Revan) Türk Hanlığı ve Osmanlı Devleti ile ilişkileri”, s. 65. 6
6-)  Hacieva, “İrevan (Revan) Türk Hanlığı ve Osmanlı Devleti ile ilişkileri”, s. 65. 7
7-)  M. Mirza Bala, “Erivan Maddesi,” İslam Ansiklopedisi, İstanbul, MEB Yay., 1993, s.313. 8
8-)  Rafik Firuzoğlu Safarov, “Batı Azerbaycan: Etno-Politik Değişiklikler ve Ermenistan’ın Kurulması (1801–1921)”, Türkler, Cilt: 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, ss.167–174. 9
9-)  Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi 1300–1600,Cilt: 1 (çev) Halil Berktay, Eren yayıncılık, İstanbul, 2000, ss. 145–150. 
10-)  İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, Cilt: 1, ss. 175–182. 
11-)  M.F. Kırzıoğlu, “İravan/Revan Türkleri” Türk Kültürü Dergisi, S:11, (Eylül 1963),ss. 30–36. 
12-)  İbrahim Güner, “Kafkaski Kalender Yıllığı’ndaki Iğdır’la İlgili Nüfus Verilerine Coğrafi Bir Yaklaşım”, Iğdır, “Tarihi Gerçekler ve Ermeniler” Uluslararası Sempozyumu
24–27 Nisan 1995, ss. 127–146. 
13-)  İbrahim Bayramov, “ Qerbi Azerbaycan’ın Türk Menşeli Toponimleri” www.iravan.com/index. php?subaction=showfull&id=1081971595&archive... 
14-)  Kerim Oder, Azerbaycan, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1982, s. 74, Bala, “Erivan Maddesi”, İ.A. s. 314. 
15-) Kazım Karabekir, Ermeni Meselesi, 2. Baskı, Emre Yayınları, İstanbul, 1995, s. 127. 
16-) Karabekir, Ermeni Meselesi, s. 127. 
17-) Karabekir, Ermeni Meselesi, s.126–127; Hacar Y. Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine” (Çev.)Bilgehan Atsız Gökdağ, Türkler,Cilt: 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, ss. 175–180. 
18-) Bala, “Erivan” maddesi, s. 314.
19-) Bala, “Erivan” maddesi, s. 314. 
20-) Nadir Devlet, Rusya Türklerinin Milli Mücadele Tarihi (1905–1917), I. Baskı, TTK. Yayınları, Ankara, 1999, s. 23. 
21-) Veysel Ünüvar, İstiklal Harbi’nde Bolşeviklerle Sekiz Ay, 1920–1921, Şirket-i Mürettebiye Basımevi No: 73, İstanbul, 1948, s. 7 
22-) Bölgede halk arasında Türkçe konuşulduğunun delili olmak üzere, Türk Halk Edebiyatı’nın Âşıklık Sanatının önde gelen Temsilcilerinden Âşık Alhas’n Revan (İrevanErivan) ile ilgili bir şiiri şöyledir.

Yığılın ahbaplar yaren, yoldaşlar Develer çekilir, ziller çalınır,
Hele görün İrevan’da neler var? Hem Verilir, hem salınır, alınır,
Pambuğu, buğdası, dingi düyüsü Keçisi kırkılır, koyun yolunur
Bir de görüm bu meydanda neler var? Bilmirem ki bu meydanda neler var?
 Âşık Alhas sende gel İrevan’a,
 Gör bu gözelleri kal yana yana,
 Bunlar kimi heç gelmedi cihana,
 Huri kimi bu gılmanda yeri var!

Nizamettin Onk, “Âşık Alhas” Türk Kültürü Aylık Dergisi, Sayı: 303, (Temmuz,1988), ss. 428–435. Bu konu ile ilgili farklı halk edebiyat ürünleri için, ayrıca bkz.,Zeynel Abidin Makas, “Gökçe Aşık Mektebi” Kardaş Edebiyatlar Üç Aylık Edebi Dergi, Sayı:8, (Ekim-Kasım-Aralık1983). ss. 31–35. Nizamettin Onk, Göğçeli Âşık Elesker, Adapazarı Öğretmenler Yardımlaşma Derneği, Yayın No: 2, Sakarya, 1964. 
23-)  Kırzıoğlu, “İrevan/Revan Türkleri”, ss. 31–36. 
24-) Rauf A. Hüseyinov, “Azerbaycan’daki Etnik Süreçlerin Tarihi Yönleri,” XI. Türk Tarih Kongresi (Ankara 5–9 Eylül 1990), II. Cilt, TTK. Yayınları, Ankara, 1994, ss.
553–562. 
25-) Kırzıoğlu, “İravan/Revan Türkleri”, ss. 30–36. 
26-) Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine,” ss. 175–179. 
27-) Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine,” ss. 175–179. 
28-) İbrahim Güner, “Kafkaski Kalender Yıllığı’ndaki Iğdır’la İlgili Nüfus Verilerine Coğrafi Bir Yaklaşım, ss. 127–146. 
29-) Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine,” ss. 175–179. 
30-) Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine,” ss. 175–179. 
31-)  İlhan Gedik, Vilayat-ı Sitte’de Demografik Durum (1875–1914), Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Ankara, 1985, s.78–79. 
32-) Türk İstiklâl Harbi III ncü Cilt Doğu Cephesi(1919–1921)ATASE Yayınları,Ankara,1995, s. 38. 
33-) Justin Mc Carthy, Ölüm ve Sürgün, (Çev.) Bilge umar, İnkılâp Kitabevi, İstanbul,1988, s. 256.
34-) Bristol’un Savaş Günlüğü, 14 Ağustos 1922, U. S. 867.00/1540. naklen, Mc Carthy,Ölüm ve Sürgün, s. 252. 
35-) Cemalettin Taşkıran, “Türk-Ermeni İlişkileri, Tehcir Olayı ve Sözde “Soykırım” Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, (ed.) H.Celal Güzel, Yeni Türkiye Yayınları,Ankara, 2001, ss. 209–224, Ayrıca bkz. Pulat Y. Tacar, “Ermenilere Soykırım Yapıldığı Savının Hukuksal ve Ahlaki Açılardan İncelenmesi,” Ermeni Araştırmaları Dergisi,S: 2, (Haziran-Temmuz-Ağustos 2001), ss. 89–112. 
36-) Allen ve Muratoff, 1828–1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1966.s. 463.








Yerevan and Iğdır regions were historically called as Çukur Saad and Sürmeli Çukuru by the Turkish people living in that region. The area in question was overwhelmingly Muslim dominant one from the point of cultural and social view until 1828. The percentage of Muslim Turkish population was about 77-78 % until 1828.

Russia began to rule the territory in 1828 according to Türkmençay Treaty between Russia and Iran. In order to rule the region for a long time Russians started to settle Armenians in the region. Thus, denominating the region an Armenian name, the Russians encouraged the migration of the Armenian population who had already settled in Iran and Ottoman state, to the region with the commitment of giving them fertile lands. As a result of such promises thousands of Armenians migrated into the region. In order to be the only ethnic group, Armenians launched terrorist activities against Muslim Turks with the support of Russians. In this study we try to examine the demographic changes in this region between 1828 and 1920. 




ARMENiANS BURNS TURKiSH FLAG